Rusya’ya giden Suriye heyetinin ziyaret amacı ve verdiği mesajlar

Beşşar Esed rejimi sonrası uzlaşılar

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın başkenti Moskova'da yaptıkları görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında tokalaşırken, 31 Temmuz 2025 (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın başkenti Moskova'da yaptıkları görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında tokalaşırken, 31 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

Rusya’ya giden Suriye heyetinin ziyaret amacı ve verdiği mesajlar

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın başkenti Moskova'da yaptıkları görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında tokalaşırken, 31 Temmuz 2025 (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın başkenti Moskova'da yaptıkları görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında tokalaşırken, 31 Temmuz 2025 (Reuters)

Subhi Franjieh

Suriye hükümetinden 20'den fazla isim Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye'nin Rusya'ya yaptığı ilk resmi ziyaret kapsamında 31 Temmuz Perşembe günü Moskova'ya geldi. Heyetin başında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra, Genel İstihbarat Başkanı Hüseyin Selame ve Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mahir Şara bulunuyor. Suriye heyetinin gündeminde, Rus tarafıyla görüşülecek birçok konu var. Bunların başında Rusya’nın Suriye'deki askeri üsleri, önceki rejim döneminde imzalanan Suriye-Rusya ekonomik anlaşmalarının akıbeti, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki müdahaleleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişkiler ve Suriye rejiminin kalıntıları geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla'dan aktardığı habere göre haziran ayı sonlarında gerçekleşmesi beklenen ziyaret Suriye hükümeti tarafından ertelenmişti. Ancak Suriye'nin güneyindeki kanlı olayların ve İsrail'in Suriye'deki Dürzileri korumak bahanesiyle müdahalesinin yol açtığı karmaşıklıklar, Suriye hükümetinin Rusya ziyaretiyle içeride ve dışarıda kamuoyuna çeşitli mesajlar vermek istemesi nedeniyle hız kazandı. İki gün süren ziyaret sırasında Rusya'daki Suriyeli iş adamlarıyla da görüşmeler gerçekleşti. Bu görüşmeler, iş birliği kapılarını açmak ve Suriyelilere Suriye'nin yeniden inşasında ve ekonomik yatırımlarda rol almalarının memnuniyetle karşılanacağını bildirmeyi amaçlıyordu.

Dışişleri Bakanı Şeybani, Kremlin'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile, ardından Şeybani ve Mahir Şara, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile sonrasında da Şeybani, Murhaf Ebu Kasra ve Seleme, Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov ile görüştü. Suriye hükümetini defalarca kez Moskova’ya davet eden Rusya, tüm bu görüşmelerden birkaç saat sonra Suriye heyeti adına resepsiyon verdi. Al Majalla'ya konuşan bir diplomatik kaynak, Putin ile görüşmenin ziyaret öncesinde kesinleşmemiş olduğunu, ancak Lavrov ve Belousov ile yapılan ‘olumlu görüşmelerin’ sonucunda gerçekleştiğini belirtti. Kaynak, Suriye’nin devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kardeşi Mahir Esed'in, ziyaretin gündemini ve Moskova'daki Suriyeli büyük sermayedarlarla yapılan görüşmeleri düzenlemede önemli bir rol oynadığını ve ayrıca onun varlığının iki taraf arasındaki buzları eritmede etkili olduğunu da ekledi.

Al Majalla kaynaklarına göre Putin ile yapılan görüşme yaklaşık bir saat sürdü ve görüşmede, Esed rejimi döneminde faaliyet gösteren Suriye-Rusya Ortak Komitesi'nin yeniden faaliyete geçirilmesi ve komite üyelerinin değiştirilmesi konusunda mutabakat sağlandı. Komitenin görevi, Suriye ve Rusya arasında politika, güvenlik ve ekonomi konularında koordinasyonu sağlamak olacak. Görüşmelerde ayrıca, Rusya'nın Suriye ile savunma iş birliği alanında kolaylıklar sağlamaya hazır olduğu yönünde mesajlar da yer aldı.

Al Majalla birkaç gün önce Rusya'nın Suriye ile ilişkilerinin geleceğine olumlu baktığını yayınlamıştı. Suriye'nin Batı eksenine kaymasının kaçınılmaz olmadığını ve Rusya'nın Şam ile iletişim kurma ve askeri açıdan anlaşma sağlama şansı olduğunu düşünüyor. Bunu, Suriye hükümetine yeni Suriye ordusunu güçlendirmek için Rus silahları satın alması için kolaylıklar sağlayarak yapmayı planlıyor. Moskova, bunun Şam'ın Rusya'nın Hmeymim Hava Üssü’nde veya Kamışlı’daki askeri üste kalmasına onay vermesinin önünü açacağını düşünüyor.

Suriye'nin değişen öncelikleri

Geçtiğimiz aralık ayı başlarında Suriye rejiminin düşüşünden ve Beşşar Esed'in insani sığınma hakkı verdiği Rusya'ya kaçmasından bu yana, Suriye hükümetinin öncelikleri birkaç konuya odaklandı. Bunların başında Beşşar Esed ve Esed'in Suriyelilere karşı savaşında kendisine yardım eden askeri komutanları geri kazanma ve Rusya'da bulunan Suriye fonlarını geri alma çabaları geliyor. Ayrıca Esed'e askeri destek sağladığı ve Suriyeli sivilleri ve Suriye'nin altyapısını hedef aldığı için Rusya'dan tazminat talep edilmesi de bu konular arasındaydı. Fakat bu öncelikler, özellikle de geçtiğimiz mart ayında Suriye’nın kıyı bölgelerinde yaşanan olaylar, eski Suriye rejimi savaşçılarının güvenli bir sığınak olarak Lazkiye'deki Hmeymim Hava Üssü’ne sığınması ve yine kıyı şeridinde Rusya’dan koruma talep eden çağrılar başlaması sonrasında değişmeye başladı ve bunlara güvenlik öncelikleri eklendi.

Bu gelişme Suriye hükümetinde endişe yarattı ve Rusya'nın Fırat'ın doğusunda, Kamışlı’daki havaalanında eski rejimin komutanlarıyla görüşerek onları kendisiyle iş birliği yapmaya ikna etmek suretiyle sessizce askeri adımlar atmasının ardından bu endişe daha da arttı. Diğer taraftan SDG'nin kontrol ettiği ve Suriye hükümetinin coğrafi sınırları dışında sayılan havaalanında askeri nüfuzunu güçlendirdi. Bu dönüşümler Suriye hükümetinin önceliklerini değiştirdi.

Putin ile görüşme ziyaret öncesinde kesin değildi, ancak Lavrov ve Belousov ile yapılan ‘olumlu görüşmelerin’ sonucunda gerçekleşti.

Al Majalla'ya konuşan bazı kaynaklar, Suriye hükümetinin Suriye'deki (Hmeymim ve Kamışlı’daki) Rus güçlerinin geleceği ve önümüzdeki dönemde bununla nasıl başa çıkılacağı konusunu ele aldığını söyledi. Hükümetin görüşmelerinde Rus güçlerinin Kamışlı'daki varlığı, Hmeymim'deki varlığından daha önemliydi. Çünkü Kamışlı’daki hava üssü, Rusya'nın temmuz ayında onlarca askeri naklederek askeri nüfuzunu güçlendirmesiyle son zamanlarda Suriye hükümeti üzerinde güvenlik ve siyasi bir baskı oluşturmaya başladı. Ayrıca, Rusya ile SDG arasında düzenli toplantılar yapılıyor ve SDG, önümüzdeki dönemde kendisini destekleyen ABD'nin nüfuzunun daha da azalması durumunda Rusya ile ittifak planları yapmaya çalışıyor.

Görüşmelerde, Rusya'nın Beşşar Esed döneminde Suriye ile imzaladığı askeri ve ekonomik anlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği de ele alındı. Al Majalla'nın bilgilerine göre, bu askeri ve ekonomik anlaşmaların bazıları Suriye hükümetinin ekonomik planlarını ve Arap ve Batı yatırımlarına açılmasını engelliyor. Rusya’nın kıyı bölgesindeki varlığı ve önceki rejimle imzalanan anlaşmalar, Suriye hükümetinin temmuz ayı ortalarında Dubai Ports World (DP World) şirketi ile 800 milyon dolar değerinde imzaladığı anlaşmanın bazı yönlerinin uygulanmasını engelleyebilir. Suriye Kara ve Deniz Limanları Genel Müdürlüğü ile imzalanan bu anlaşma, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli şirkete, Tartus Limanı’nı geliştirmesi ve işletmesi için 30 yıllık imtiyaz hakkı veriyor. Birbiriyle çakışan bu durum, Suriye hükümetinin çimento, gaz, fosfat ve altyapı gibi birçok sektörde Arap ve Batılı şirketlerle imzalamayı planladığı birçok sanayi ve yatırım anlaşması için de geçerli. Bilgilere göre hükümet heyeti, önceki anlaşmaların gözden geçirilmesi ve geleceği konusunda Rus tarafının esnek davranmasını bekliyor.

tynju
Şeybani ve beraberindeki heyet, Moskova'da Lavrov ile görüşürken, 31 Temmuz 2025 (AFP)

Suriyeli heyetin gündemindeki dosyalardan biri de İsrail’in Suriye'ye askeri müdahalesiydi. Suriye hükümeti, İsrail'in Suriye'deki Dürzi azınlığı koruma söylemiyle istikrarı bozduğunu düşünüyor. Şam, İsrail'in davranışının iç bölünmeyi pekiştirdiğini ve hükümetin Suriye coğrafyasını birleştirmek için iç uzlaşmaya varmayı zorlaştırdığını düşünüyor. Şam, Moskova'nın bazı Arap ülkeleri, Türkiye ve ABD’nin çabalarının yanı sıra Şam'ın içeride bazı adımlar atmasını engelleyen İsrail'in müdahalelerini durdurmak için uzlaşmaya varmada ek bir rol oynamasını umuyor. Şam'ın Rusya’nın üstlenmesini umduğu rolü, bir yandan Moskova ile Tel Aviv arasındaki yakın ilişkiden, diğer yandan da Şam'ın beklentileriyle uyumlu olduğunu düşündüğü Rusya'nın İsrail'in müdahalelerine karşı tutumundan kaynaklanıyor. Al Majalla kaynaklarına göre Suriye heyetinin şu anda borç ve tazminat konularını gündeme getirmesi beklenmiyor, çünkü Suriye'nin güvenliği ve hükümetin Arap dünyası ve Batılı ülkelerin yatırımlarıyla yeniden inşa sürecini hızlandırma çabaları daha önemli hale geldi.

Öte yandan Şam bu ziyaretin, dış destekten yararlanmaya çalışan birçok askeri gücün beklentilerini azaltmada rol oynayacağını düşünüyor. Bunlar arasında, Rusya'nın kendilerini destekleyerek askeri güç oluşturmaya hazır olduğu yönünde söylemler yaymaya çalışan, Suriye rejiminin kıyı şeridinde kalan hücreleri de bulunuyor. Bunun yanında SDG'nin bazı uzantıları da Rusya'nın Fırat'ın doğusunda güçlü bir müttefik olabileceğine inanıyor. Diğer taraftan Şam, Moskova ziyaretini, dış destek yoluyla siyasi kazanımlar elde etmeye çalışan Suveyda'daki askeri konseye yönelik bir iç mesaj olarak görüyor.

Hükümetin görüşmelerinde Rus güçlerinin Kamışlı'daki varlığı, Hmeymim'deki varlığından daha önemliydi. Çünkü Kamışlı’daki hava üssü, Suriye hükümeti üzerinde güvenlik ve siyasi bir baskı oluşturmaya başladı.

Suriye hükümeti, bu ziyaretin Batı'nın endişelerini uyandırmasını beklemiyor, çünkü Şam, bu ziyaretin hükümetin güvenliğini ve ekonomisini güvence altına alma çabalarının bir parçası olduğunu düşünüyor. Ayrıca bu ziyaret, Rusya ile ittifak bağlamında değil, daha çok Rus müdahalesini durdurmak ve Suriye'nin çıkarlarını güvence altına alacak şekilde Moskova ile ilişkileri normalleştirmek için atılmış bir adım olarak görülüyor. Ancak Şam aynı zamanda Batı'ya, ittifaklar ve askeri ve siyasi destek sağlamak için Batı dışında başka kapılar da çalabileceği mesajını vermek istiyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, 31 Temmuz Perşembe günü Moskova'da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Suriye-Rusya ilişkilerinin kritik ve tarihi bir süreçten geçtiğini, Rusya ile iş birliğinin saygıya dayandığını ve ‘Rusya ile diyalogun Suriye'nin geleceğini destekleyen stratejik bir adım’ olduğunu söyledi. Şeybani, “Suriye halkının çıkarlarını güvence altına almak için Rusya ile önceki anlaşmaları yeniden gözden geçirmek üzere bir komite kurduk” diye devam etti.

Ziyaretin amacı baskı mı yoksa stratejik bir konumlanma mı?

Rusya, Suriye rejiminin düşüşünden bu yana eski Suriye rejiminin kalıntıları ve subaylarıyla iletişim kanallarını açık tutmak da dahil olmak üzere birçok konuda sessizce çalışıyor. SDG ile görüşmelerini sürdürmek ve zaman zaman Kamışlı havaalanı dışında seyahat eden Rus otobüslerinin korunması konusunda SDG ile iş birliği yapmak, SDG liderleriyle Şam ile müzakere konularını görüşmek için toplantılar düzenlemek gibi konular yer alıyor. Suriye sahilinde olaylar başlamasıyla birlikte, Rusya’nın sahil bölgesindeki halkın ruh halini değiştirmede ve Suriye'deki istikrar çabalarını, rejimin kalıntıları ve subaylarını destekleyerek veya onları Rusya'nın askeri gündemine hizmet etmek üzere Suriye sınırları dışına naklederek bozma konusunda daha belirgin bir rol oynadığı ortaya çıktı.

ftyu7
Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra, Rusya'nın Moskova kentinde bir araya geldiler, 31 Temmuz 2025 (AFP)

Suriye hükümeti bu eylemleri endişeyle izliyordu ve müttefikleri aracılığıyla Ruslara, bu adımların Rusya ile Suriye arasındaki ilişkileri normale döndürme çabalarını baltaladığını mesajını vermeye çalışıyordu. Rusya ise, özellikle Suriye hükümetinin 2019 yılında Rus şirketi STG ile Suriye rejimi arasında imzalanan ve Moskova'ya Tartus limanını 49 yıl boyunca işletme ve yatırım yapma hakkı tanıyan anlaşmayı feshetmesinin ardından, Suriye'nin güvenliğini ve istikrarını sarsma kapasitesine sahip olduğunu Şam’a iletmek istediği görülüyor.

Rusya, Suriye’nin Suveyda ilinde geçtiğimiz temmuz ayı başlarında kanlı olaylar başladığında Fırat'ın doğusunda faaliyetlerini yoğunlaştırdı ve Rus uçakları onlarca Rus askerini Kamışlı’daki hava üssüne taşıdı. Üsse silah ve mühimmat da nakledildi. Fırat'ın doğusunda, Rusya'nın yakın gelecekte SDG ile Suriye hükümeti arasında bir çatışma başlamasında durumunda barış arabulucusu ve çatışmayı önleyici güç olarak hazırlandığına dair söylentiler yayıldı. SDG'nin bir kanadı bu söylentiyi yakaladı ve Şam ile ilişkilerinin kötüleşmesi durumunda Rusya ile ittifak kurma olasılığını değerlendirmeye çalıştı.

Al Majalla, SDG liderlerinin son zamanlarda Kamışlı'daki hava üssünün Şam ve Moskova arasındaki müzakerelerde masaya yatırıldığını ve Şam'ın bu üssün kalması konusunda esnek bir tutum sergileyeceğini söylediğini öğrendi. Bu haberlerin doğru olması halinde SDG'nin Rusya ile ittifak kurmak için elinde bir koz olacağını belirttiler. Tüm bu göstergeler Şam'ın endişelerini artırdı ve bu da Suriye hükümetinin Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve Genel İstihbarat Teşkilatı’nın üst düzey isimlerinin Moskova ziyaretini hızlandırdı. Bu da ziyaret sırasında ele alınacak konuların niteliğine dair bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

Al Majalla, SDG liderlerinin son zamanlarda Kamışlı'daki hava üssünün Şam ve Moskova arasındaki müzakerelerde masaya yatırıldığını ve Şam'ın bu üssün kalması konusunda esnek bir tutum sergileyeceğini söylediğini öğrendi.

Rusya, Şam'ın kontrolünden uzak olan Fırat'ın doğusunda sessizce nüfuzunu güçlendirmeye çabasıyla haziran ve temmuz aylarında SDG ile görüşmelerini yoğunlaştırdı, eski rejimin kalıntılarına kapılarını açık tuttu ve Rusya’nın müttefiklerini terk etmeyeceği yönündeki genel havayı korudu. Tüm bu faktörler, Şam'ı bu ve diğer konuları görüşmek üzere müzakerelere başlamaya zorladı. Bazıları bunu Rusya'nın Şam ile ilişkilerin normalleşmesini hızlandırmak için attığı bir adım olarak görebilir. Rusya aynı zamanda devrik Beşşar Esed rejimi sonrası bir nüfuz durumu oluşturmaya çalışıyor ve bu da yeni Şam yönetiminin bunu hızlı bir şekilde sonlandırmasını zorlaştırıyor. Rusya’nın beklentilerine göre bu kartlar, Suriye'de sıcak sularda veya Fırat'ın doğusunda Rusya’nın askeri ve ekonomik varlığının devamını sağlayan stratejik hamleler.

dfrgtyhu
Suriye'nin batısındaki Tartus Limanı, 16 Aralık 2024 (AFP)

Rusya'nın Suriyeli heyeti ağırlaması ve bu ziyaretin Rusya Devlet Başkanı Putin ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani'nin görüşmesiyle taçlandırılması, sadece iki ülke arasındaki normalleşme sürecini hızlandırmayı değil, aynı zamanda Batı'ya provokatif mesajlar vermeyi de amaçlıyordu. Bu mesajlar, Rusya'nın Suriye coğrafyasında hala bir oyuncu olduğunu ve Esed rejiminin düşüşünden sonra bile Rus ayısının kaybeden taraf olmayacağını bir kez daha kanıtlıyor.

Al Majalla'nın edindiği bilgilere göre Moskova'nın hedefleri arasında önümüzdeki dönemde Şam ile çeşitli düzeylerde anlaşmalara varmak da yer alıyor. Bu anlaşmalar arasında Suriye ordusuna yeniden silah satışı ve askeri misyonlar aracılığıyla ordu kadrolarının eğitimi bulunuyor. Moskova, bunun yanında önceki rejim döneminde imzalanan bazı yatırım sözleşmelerini de sürdürmeyi hedefliyor. Moskova, Suriye'nin siyasi ve ekonomik açıdan Batı'ya açılması nedeniyle bu hedefleri gerçekleştirmenin zor olduğunu bilse de Batı'nın bir an önce geri adım atmasını ve Suriye'ye alternatif ve tarihi müttefik olarak siyasi çarkını Suriye topraklarında yeniden harekete geçirmesini umuyor.



Kongo'da bin 333 doğrulanmış Ebola virüsü vakası kaydedildi

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
TT

Kongo'da bin 333 doğrulanmış Ebola virüsü vakası kaydedildi

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Kızılhaç gönüllüleri, ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde Ebola virüsü kurbanı bir kişinin cesedini taşıyor (AFP)

Hükümet tarafından dün yayımlanan verilere göre, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola virüsü doğrulanmış vaka sayısı bin 333’e yükseldi. Bu vakaların 399’u ölümle sonuçlandı.

Söz konusu vakaların, Orta Afrika’da yer alan ülkenin doğusundaki Ituri, Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerinde kaydedildiği bildirildi.


Mısırlı kaynak: Kahire görüşmelerinde Gazze anlaşmasının uygulanmasını hızlandırmak için 4 ana başlık bulunuyor

Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
TT

Mısırlı kaynak: Kahire görüşmelerinde Gazze anlaşmasının uygulanmasını hızlandırmak için 4 ana başlık bulunuyor

Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail’in düzenlediği hava saldırısında annesiyle birlikte hayatını kaybeden bir bebeğin cenazesini uğurlayan Filistinliler (Reuters)

Kahire’de Gazze ateşkes anlaşmasına ilişkin yürütülen müzakerelerin seyrine hâkim Mısırlı bir kaynak, görüşme masasında ‘temel ve belirleyici’ nitelikte dört ana başlığın bulunduğunu belirtti.

İsrail, geçtiğimiz yıl ekim ayında ilan edilen ateşkes anlaşmasını ihlal ederek bini aşkın Filistinliyi öldürdü ve Hamas’ın üst düzey isimlerine yönelik suikastlar düzenledi. Bu süreçte başta Mısır, Katar ve Türkiye olmak üzere arabulucu ülkeler, anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almayı ve yaklaşık üç yıldır savaşın yıkıcı etkileri altında bulunan Gazze Şeridi’nde sükûnetin sağlanmasına yönelik maddelerin ileri aşamalarına geçilmesini hedefliyor.

Hamas ile diğer Filistinli gruplardan oluşan bir heyet dün Kahire’ye ulaştı. Mısırlı kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, müzakere turunun ilk etapta çarşamba gününe kadar sürmesinin öngörüldüğünü, geçen hafta başlayan görüşmelerin devamı niteliğindeki bu turda dört temel ve kritik başlıkta sonuca ulaşılmasının amaçlandığını söyledi.

Kaynağa göre görüşme gündemindeki ilk başlık, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin çalışmalarına derhâl başlamasının ele alınması ve mevcut aşamada önceliğin silah dosyasına değil, çalışma komitelerinin faaliyetlerine verilmesinin teyit edilmesi. İkinci başlık ise silahların depolanması fikrinin temel çerçevesi ve unsurlarının belirlenmesi ile silahsızlanma ve depolama ilkelerinin nasıl bağdaştırılabileceğinin değerlendirilmesi.

Üçüncü başlık, özellikle mevcut ve sağlanabilecek güvenceler çerçevesinde Gazze Barış Kurulu’na yeni görevler verilmesi konusunda uzlaşmaya varılması olurken, dördüncü başlık ise kurulması planlanan istikrar gücü konusunda ilgili taraflar arasındaki koordinasyonun sağlanmasını kapsıyor. Kaynak, bazı ülkelerin bu konuda şimdiden heyetler gönderdiğini, hangi ülkelerin güce katılacağının ise kısa süre içinde netleşmesinin beklendiğini ifade etti.

erht65j
Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas, komitenin görev bildirgesini imzalarken (X)

Mısırlı kaynak, görüşme başlıkları konusunda taraflar arasında görüş ayrılıklarının bulunduğunu doğrularken, müzakerelerin son aşamasındaki düzenlemelerde ilerleme sağlanması ve sürecin ‘olumlu’ seyretmesi halinde Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un Kahire’ye gelmesinin beklendiğini söyledi.

Kaynağa göre bu turdaki en dikkat çekici gelişme ise Hamas’ın olumlu adımlar atması oldu. Hamas heyetinin karar alma konusunda tam yetkiyle müzakerelere katıldığını belirten kaynak, görüşmelere diğer Filistinli grupların da iştirak ettiğini ifade etti.

Hamas üzerindeki baskıyı hafifletme çabaları

Mısırlı kaynak, Kahire’deki müzakere turunun başarıyla sonuçlanması için yoğun çaba harcandığını belirterek, “Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın sürecin anlaşmayla sonuçlanmasını hızlandırmaya katkı sağlamak amacıyla Kahire’de bulunduğunu” söyledi. Kaynağa göre Mısır ve Türkiye, Katar ile koordinasyon içinde Hamas’ın İran gibi son dönemde krize daha fazla müdahil olan bölgesel aktörlerden gelebilecek baskılardan etkilenmesini önlemeye çalışıyor. Kaynak, Gazze dosyasında sürecin ilerletilmesi amacıyla anlaşmaya en kısa sürede varılması yönünde ortak çaba yürütüldüğünü ifade etti.

Kaynak ayrıca, mevcut aşamadaki en önemli önceliğin, birinci aşamanın ve buna ilişkin yükümlülüklerin tamamlanması olduğunu belirterek, bunun ardından Gazze Şeridi’nde Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin üstleneceği rolü ve uluslararası güçlerin konuşlandırılmasını kapsayan ikinci aşamaya geçilmesinin hedeflendiğini söyledi.

efrth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda suyla oynayan Filistinli çocuklar (AFP)

Mısırlı kaynak, İsrail tarafının görüşmelerde hâlâ daha çok usule ilişkin ve teknik konulara odaklandığını belirterek, “Hafif, ağır ve kişisel silahlar olmak üzere tüm silah türlerinin kayıt altına alınması ve sınıflandırılması gibi başlıkların öne çıktığını, buna karşılık Arap tarafı ile arabulucuların uluslararası güçlerin görevlerine en kısa sürede başlamasını sağlayacak temel unsurlarda uzlaşma sağlamaya çalıştığını” ifade etti.

Kaynak, genel tabloya bakıldığında Hamas’ın şu ana kadar olumlu bir tutum sergilediğini değerlendirirken, İsrail’in herhangi bir anlaşmayı uygulama konusundaki tutumunun ise hâlâ belirsizliğini koruduğunu söyledi. Kaynağa göre, öncelikle üzerinde ilerleme sağlanabilecek olumlu başlıklarda uzlaşıya varılması, ardından da Washington’ın anlaşmanın uygulanması için Tel Aviv’e baskı yapması bekleniyor.

Kahire el-İhbariyye televizyonu, Hamas heyetinin ateşkes planının ikinci aşamasına ilişkin yol haritası müzakerelerini yeniden başlatmak üzere dün Kahire’ye ulaştığını duyurdu.

Mısırlı kaynak, görüşmelerin iyimser bir atmosferde sürdüğünü belirterek, ABD Başkanı Donald Trump’ın barış planının uygulanmasının tamamlanmasına yönelik güçlü bir iyimserlik bulunduğunu söyledi. Kaynak, Hamas yöneticilerinin Kahire’ye varışlarının ardından plana tam destek verdiklerini ve uygulanmasının önündeki tüm engelleri aşmaya hazır olduklarını dile getirdiklerini aktardı.

Aynı kaynağa göre Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ile MİT Başkanı İbrahim Kalın, Hamas yöneticilerinden Halid Meşal’in de aralarında bulunduğu bir grupla bir araya geldi.

Hamas Siyasi Büro Başkanı Danışmanı Tahir en-Nunu ise dün yaptığı yazılı açıklamada, hareketin üst düzey isimlerinden Zahir Cebbarin başkanlığındaki heyetin, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının sürdürülmesini ele almak üzere Mısırlı yetkililer ve arabulucularla görüşmek amacıyla Kahire’ye ulaştığını bildirdi.


Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
TT

Sudan krizi ve perde arkasında dönenler

Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)
Başkent Hartum’da hasar görmüş bir binanın kırık camlarının arasından geçen Sudanlı kadınlar, 16 Nisan 2026 (AFP)

Şevki Abdulazim

Sudan'daki kriz konusunda perde arkasında bir hazırlık yapıldığı görülüyor. Bu hazırlık yeni bir tablo düzenlemeyi ya da geçtiğimiz üç yıl boyunca krize eşlik eden tıkanıklığı kırarak çatışmaya son verecek bir uzlaşının önünü açmayı amaçlıyor. Çeşitli göstergeler hem dışarıdan hem de içeriden birden fazla aktörün sessizce ve temkinli adımlarla yeni durumu şekillendirme çabasında olduğuna işaret ediyor.

Sahnenin aktörleri, nihai bir uzlaşıya ulaşmak için temel şart olarak Sudan ordusu, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve destekçilerinin kesin zafer vaatlerini farklı cephelerde gerçekleştirmedeki başarısızlığı üzerine bahis oynuyor. Bu süreçte her iki tarafın da halktan aldığı destek erirken, savaşı ve sonrasını yönetme kapasitelerine duyulan güven de geriliyor. Perde arkasında yürütülen çalışmalarda bölgesel ve uluslararası çözüm girişimlerinin tekrarlanan başarısızlıklarından edinilen deneyim de göz önünde bulunduruluyor. Daha da önemlisi yeni plan, sahadaki gerçekliklere ve savaşın yarattığı, artık hiçbir biçimde inkâr edilemeyen olgulara dayanıyor.

Pek çok kişiye göre bu hazırlığa işaret eden güçlü göstergeler, hatta somut sonuçlar bulunuyor. 26 Haziran Cuma günü Sudan meselesine ilişkin düzenlenen son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) oturumu bunu neredeyse açıkça dile getirdi. Herkes Sudan'daki krizin mevcut hâliyle sürdürülmesinin imkânsız olduğu konusunda hemfikir oldu. Oturuma katılan ülkeler, savaşın sona ermesine zemin hazırlayacak üç aylık acil bir insani ateşkes çağrısında bulundu. Tartışma her zamankinden daha açık, net ve keskindi. Çünkü perde arkasında gerçekten bazı hareketlilikler söz konusu.

Dikkat çekici bir gelişme olarak esir takası

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan önderliğindeki Sudan ordusu ve hükümetin tutumunda köklü bir değişimin ilk somut belirtisi -ve yukarıda değindiğimiz hazırlığın doğrudan sonucu- Sudan ordusunun HDK ile esir takasına onay vermesi oldu. Ordunun elindeki esirleri HDK'ya teslim etmeyi kabul etmesi, savaşın seyrine ilişkin genel tutumda etkili olacak dikkat çekici bir dönüşüm anlamı taşıyor. Ordu cephesinden gerçekleştirilen son esir teslim operasyonu, savaşın patlak vermesinin ardından dört ay sonra Suudi Arabistan'ın ABD ile iş birliği içinde yürüttüğü Cidde Barış Platformu'nun baskısıyla 2023 yılında gerçekleşmişti. O dönemde reşit olmayan 30 unsur ile 200 reşit asker teslim edildi. Buna karşılık HDK, ordu personelinden esir gruplarını tekrar tekrar serbest bıraktı. Bunların en dikkat çekicisi 500'den fazla polisin serbest bırakılması girişimiydi.

HDK tarafından gerçekleştirilen esirleri serbest bırakma girişimleri HDK liderlerinin iddiasına göre ‘iyi niyet’ çerçevesinde yapılıyordu. Son girişim ise Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto aracılığıyla gerçekleşti. Haavisto her iki tarafı da esir takasına davet etmişti. Sudan’ın resmi haber ajansı SONNA’nın haberine göre Sudan Dışişleri ve Uluslararası İş Birliği Bakanı Büyükelçi Muhyiddin Salim, 25 Haziran 2026 Perşembe günü Sudan ordusunun bu çağrıyı memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Salim açıklamasında, Haavisto'nun başlattığı esir takası girişimini bu konuda yürürlükte bulunan hukuki prosedürlere uygun biçimde memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Sudan hükümeti, ülkenin her köşesindeki vatandaşlarının canına önem veriyor” ifadelerini kullandı.

Son iki ay içinde siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünde bir değişim yaşandı. Bazı gözlemcilere göre bu gerileme, ‘Sudan İslami Hareketi’ ile ‘Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasından kaynaklanıyor.

Başta Orgeneral Burhan olmak üzere ordu komutanlarının açıklamalarını takip eden herkes, bu söylemlerin HDK üyelerinin tasfiye edilmesi ve varlıklarının tamamen sona erdirilmesi etrafında yoğunlaştığını görüyor. Tasfiye tehdidi, bu kuvvetlerle iş birliği yaptığından şüphelenilen siviller dahil herkesi kapsayacak biçimde genişletilmiş durumda. Bu komuta kademesi, teslim olup silah bırakmadıkları takdirde HDK’yı Sudan topraklarından tamamen çıkaracaklarını sıklıkla dile getirmişti. Bu söylemin seferberlik ve mobilizasyon bağlamında yorumlanabileceği bir gerçek olsa da seferberlik söyleminde yaşanan değişimin kendisi başlı başına bir dönüşümü kanıtlıyor. Bakan Muhyiddin Salim'in "Sudan'ın her köşesindeki evlatlarına önem veriyoruz" sözü de yeni düzenlemelerle aynı yöne işaret eden bir gönderme içeriyor.

Siyasal İslamcılar’ın savaştaki gerilemesi

Sudanlıların bugün hâlâ altında ezildiği 15 Nisan savaşını başlatmakla suçlanan ilk grubun ‘Sudan İslami Hareketi’ olduğu biliniyor. Bu suçlama, nesnel emareler, çürütülemez kanıt ve delillerle tanık ifadelerine dayanıyor. Bu kanıtların başında grubun iktidara dönüş için yoğun çaba sarf etmesi ve sivil-demokratik dönüşümün önünü kesme girişimi geliyor. Söz konusu dönüşüm, otuz yıllık iktidar dönemlerinde işledikleri suçlardan hesap sorulmasıyla başlamış, siyasi yaşamdan tamamen uzaklaştırılmalarıyla son bulacak.

df
Berlin'deki Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen Üçüncü Sudan Uluslararası Konferansı toplantısından, 15 Nisan 2026 (AFP)

Sivil hükümetin önündeki engeller başarısızlığa uğradığında siyasal İslamcılar, HDK’nın da katılımıyla 25 Ekim 2021 tarihinde ordu içinden bir darbeyi destekledi. Darbe başarısız olup yeni bir anlaşma yoluyla devrim hükümetinin ve sivil-demokratik dönüşümün geri dönüş işaretleri belirdiğinde, ‘ya biz ya tufan’ sloganıyla yıkıcı savaşın kıvılcımını ateşlediler. Daha ilk andan itibaren tugayları ordunun yanında savaşmaya başladı. Bunlar arasında ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Bera bin Malik Tugayı, Yıldırım Tugayı, Sağlam Bina Tugayı ve Özel Operasyon Tugayı gibi yapılar da bulunuyor. Liderler seferberlik çağrıları yaparak İran ve diğer kaynaklardan para ile silah temin etti ve bu eylemlerini Sudan halkının ve onurunun çıkarına olduğu, mücadelenin ancak HDK'nın tasfiyesiyle son bulacağı şeklinde tasvir ettiler. Sudanlılara, kendileri dışında kalanları, özellikle de iktidarlarını devirmiş devrimi yöneten kişileri, hain ve işbirlikçi olarak gösterdiler. Müzakere yoluyla savaşa son verilmesi çağrısında bulunan herkesin HDK’yı desteklediğini iddia ettiler.

Siyasal İslamcıların savaşı destekleme rolünün son iki ay içinde gözle görülür biçimde büyük bir değişime uğraması, ele aldığımız konu açısından önemli olan nokta. Bazı gözlemciler, savaştan geri çekilmelerini Sudan İslami Hareketi ile Bera bin Malik Tugayı’nın ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmasına ve İslamcıların savaşın sürmesini sağlamak amacıyla fırtınaya boyun eğme politikasını izlemesine bağlıyor. Bunun yanı sıra İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırganlığına rağmen, ABD ve İsrail'e karşı yürüttüğü son savaşta İran Cumhuriyeti'ne destek vermelerinin orduyu zor durumda bıraktığını ve İslamcılara güvenmenin zor olduğunu ortaya çıkardığını düşünenler de var. Bu sebeple ordu, en azından taktiksel bir adım olarak onları sahneden uzaklaştırmaktan başka çare bulamadı.

Son dönemdeki en dikkat çekici gerilim, ABD Kongresi Dışişleri Komitesi'nin onayladığı ‘Amerikan Sudan Barış Angajmanı Yasası’ tasarısında somutlaştı. Bu tasarı, savaşın taraflarına ve destekçilerine çok daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor.

Gözlemciler, siyasal İslamcıların azalan rolünü farklı biçimlerde yorumlasa da onların savaş alanından neredeyse tümüyle çekildiği konusunda hemfikir. Sudan İslami Hareketi’nin ‘mücahit’ liderlerini artık ne cephede ne de seferberlik gösterilerinde görememek bunun en çarpıcı kanıtı. Bera bin Malik Tugayı Komutanı el-Misbah Ebu Zeyd'i artık askeri üniformayla değil sivil kıyafetle, üstelik Sudan dışına ardı ardına gerçekleştirdiği seyahatlerde görmek, bunun en belirgin örneklerinden biri. Artık seferberlik ve savaşa katılım çağrısı yapmıyor; meydan okumasını HDK yerine sivil güçlere ve devrim güçlerine yöneltiyor.

Aslına bakılırsa savaşı destekleyen önde gelen İslamcı isimlerden Naci Mustafa ve Naci Abdullah gibi şahsiyetler de bu tutuma daha önce geçmişti. İslamcıların savaşa yaklaşımı, ancak yeni hareket ve düzenlemeler çerçevesinde anlaşılabilir. Bu süreç başta savaşı destekleyen gruplar olmak üzere herkesi yaklaşan gelişmelere hazırlık amacıyla yeni bir konumlanma arayışına itti.

Burhan ve daire dışına çıkma çabası

Sahnenin perde arkasında emsalsiz bir biçimde hazırlık yapıldığı varsayımını destekleyen bir başka gösterge de Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın siyasal İslamcıların kendisine dayattığı kapalı daireden çıkma çabası oldu. Savaş boyunca siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın etrafını sardıkları biliniyor. Siyasal İslamcıların liderleri bunu birden fazla vesile ile açıkça dile getirdi. Türkiye'de ikamet eden siyasal İslamcı lider Abdülhay Yusuf'un “Burhan'ın ofisinde bizler de varız" sözlerini herkes hatırlıyor. Daha önce belirttiğimiz gibi siyasal İslamcılar, kendilerini Orgeneral Burhan'ın savaştaki destekçileri ve siyasi dayanağı olarak göstermişti.

defrthyj
Güney Kordofan bölgesindeki el-Abyad kenti yakınlarındaki er-Rahmaniye Mülteci Kampı’nda, Sudanlı bir kadın çocuğuyla birlikte otururuyor, 25 Haziran 2026 (AFP)

Aslına bakılırsa siyasal İslamcıların Orgeneral Burhan'ın kararı üzerindeki kontrolü 25 Ekim darbesinden sonra, hatta belki öncesinde de belirginleşmişti. Ancak savaşın yarattığı sonuçlar ve ilk günlerinde öngörülen hızlı çözüm beklentisinin gerçekleşmemesi, Burhan'ı ve ona yakın askeri istihbarat çevresini siyasal İslamcıların kuşatma dairesinden çıkma yollarını düşünmeye itti. Nesnel veriler ise Orgeneral Burhan'ın hem -bünyesinde siyasal İslamcıların örgütlü varlığı göz önüne alındığında- Sudan ordusunun bütünlüğü açısından hem de Orgeneral Burhan'ın şahsi çıkarları ve güvenliği açısından, özellikle de kuşatma dairesini içeriden kırma girişimi söz konusu olduğunda bu yöndeki hamlesinin riskli olduğunu doğruluyor.

Dolayısıyla dış faktörlerin hareketliliğinin daha aktif ve etkili hale geldiğini görüyoruz. Bu da Orgeneral Burhan'ın İslamcıların çıkarlarına aykırı hareket etmesine ve onlarla doğrudan yüzleşmek zorunda kalmadan kuşatmalarını çözmesine imkân tanıyor. Bu süreçte Orgeneral Burhan, savaşın çözümünün gecikmesi, iç koşulların kötüleşmesi, düşmanın süregelen tehditleri ve Sudan'ın parçalanma kaygısı ile bunun bölgesel ve küresel güvenlik ve barış üzerindeki yansımaları gibi dış etkenleri gerekçe olarak öne sürebilir.

Orgeneral Burhan ve etrafındaki askeri istihbarat çevresi, hiç kuşkusuz Sudan İslami Hareketi ve tugaylarını ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırma fırsatını kaçırmıyor. Ancak son dönemdeki en belirgin dış gerilim, ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi'nin onayladığı ‘ABD'nin Sudan Barışına Katılımı Yasası’ taslak metni. Bu tasarı, savaşan taraflara ve destekçilerine daha ağır yaptırımlar uygulanmasını öngörüyor. Tasarı ayrıca HDK ve Sudan ordusu liderliğinin ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılmasının ardından silah ambargosunun bütün Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi gibi ciddi maddeler de içeriyor.

Siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler şimdi bir araya geliyor.

Yasa tasarısı, ABD Başkanı Donald Trump’ı sivillerin korunmasını da kapsayan özel bir Sudan stratejisi geliştirmekle yükümlü kılıyor. Aynı zamanda Sudan ordusunun egemenliğini ve meşruiyetini de tartışmaya açıyor. Ordunun ve hükümetinin Sudan'ı temsil etme meşruiyetine ilişkin madde son anda metinden çıkarılmış olsa da "İsabet etmeyen mermi bile gürültü koparır" deyişindeki gibi etkili oldu. Hiç kuşkusuz, mevcut tablo değişmezse 90 gün içinde yürürlüğe girecek bu yasa, Orgeneral Burhan'a siyasal İslamcıların kuşatmasından çıkış vizesi sunuyor, onların istediği yönün tersine hareket etmesine imkân tanıyor ve onları yeniden konumlanmaya zorluyor. Tüm bunlar, perde arkasında devem eden düzenlemeleri somut ve gerçekçi bir tabloya dönüştürüyor.

Mevcut tablo

Bir grup siyasi gözlemci ve uzmanla yapılan istişarelerin özeti, Sudan'daki savaşı sona erdirmek için hazırlanan dönüşümün ya da uzlaşının bu yılın ikinci yarısında somutlaşacağına işaret ediyor. Bu yönde daha önce sıraladıklarımızdan çok daha fazla işaret ve kanıt mevcut. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunların başında Sudan'ın bugün içinde bulunduğu tablo geliyor. Ekonomide kötüleşme emsalsiz bir noktaya ulaştı. Her alanda krizler hüküm sürüyor. Yerel para birimi diğer para birimleri karşısında satın alma gücünü dramatik biçimde kaybetti. Bankacılık sistemi işlevsiz hale geldi. Ordunun dış destekçileri mali yardımları sonlandırdı. Öğretmenler ve diğer meslek grupları grevde, hükümet ise ya aciz ya da kayıtsız. Tüm bunların yanında savaş Cebel Uveynat'tan doğu sınırına ve Mavi Nil iline kadar şiddetle yeniden alevlenip yayılıyor. HDK, el-Ubeyd şehrini kuşatmış durumda. Başkent Hartum dahil olmak üzere Sudan’ın orta kesimlerindeki iller tehdit altında. Tüm bunlar, savaşın yeniden alevlenmesinin ve sürmesinin en belirgin işaretleri.

dsfvbtny
Hartum’daki bir meydanda kurşun delikleriyle dolu araçlar, 11 Haziran 2026 (Reuters)

Öte yandan siyasi güçlerin görüşleri ilk kez yakınlaşırken Berlin'deki sivil güçler konferansı bir kırılma noktası oluşturuyor, Addis Ababa konferansı ise daha başarılı geçiyor. İsviçre'de ise savaşı reddedenler arasında; Sumud İttifakı çatısı altında bir araya gelen devrim güçlerinin sivil temsilcileri, ordu tarafındaki savaş destekçileri, demokratik blok ve Sudan hükümetine paralel olarak kurulan ayrılıkçı yönetim Sudan Kurucu İttifakı’ndaki HDK destekçileri gibi farklı kesimler şimdi bir araya geliyor. Aktarılan bilgilere göre bahsi geçen kesimler arasındaki engeller neredeyse tümüyle çözülmüş durumda. Dolayısıyla perde arkasında bir hazırlık durumu söz konusu. Daha önce belirttiğimiz gibi bu sürecin önümüzdeki altı ay içinde, hatta daha kısa bir sürede belirginleşmesi bekleniyor. Herkes buna hazırlıklı olmalı!

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."