Trump'ın Macron'a hakaretleri ABD-Fransa ilişkilerini bozuyor

Fransa Ekonomi Bakanı, Fransız Parlamentosunun onadığı yasanın Amerikalı şirketleri hedef almadığını açıkladı (AFP)
Fransa Ekonomi Bakanı, Fransız Parlamentosunun onadığı yasanın Amerikalı şirketleri hedef almadığını açıkladı (AFP)
TT

Trump'ın Macron'a hakaretleri ABD-Fransa ilişkilerini bozuyor

Fransa Ekonomi Bakanı, Fransız Parlamentosunun onadığı yasanın Amerikalı şirketleri hedef almadığını açıkladı (AFP)
Fransa Ekonomi Bakanı, Fransız Parlamentosunun onadığı yasanın Amerikalı şirketleri hedef almadığını açıkladı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un şahsını hedef alan hakaret içerikli twitler,  25-26 Ağustos’ta Fransa’nın güneybatısında ve Atlas Okyanusu’nun kıyısında yer alan Biarritz’de yapılacak G7 zirvesine birkaç hafta kala Paris ve Washington arasında krize neden oldu.
Trump’ın taciz ve hakaretleri  geçtiğimiz cuma günü, Fransa Ekonomi Bakanlığı’nın, Google, Apple, Facebook ve Amazon gibi çoğu Amerikalı olan büyük dijital şirketlere uygulama kararı aldığı vergilere cevaben attığı Twitter mesajı ile başladı.
Trump, açıklamasında, ‘Macron’un aptalca önlemine karşılık olarak’, ABD’ye ihraç edilen Fransız şarabına yönelik vergi uygulaması gibi benzer tedbirler almakta kararlı olduğunu açıkça belirtti. Bu tepkiye cevaben Fransa Tarım Bakanı Didier Guillaume, Trump’ın kararını ‘saçma’, hatta ‘ahmakça’ bulduğunu söyledi. Fransız Bakan, Trump’ın Macron hakkındaki yaralayıcı sözleri hakkında ise ‘böyle bir şeyin kabul edilemeyeceği’ değerlendirmesini yaptı.
Fransız resmî kaynakların ifadesine göre Trump, ilk kez Fransa Cumhurbaşkanı’na kişisel saldırıda bulunuyor. Üstelik Fransa Cumhurbaşkanı, 2017 Baharında Elysee Sarayı’na geldiğinden bu yana Amerikalı mevkidaşı ile kişisel ilişkiler kurmaya çabalıyorken.
İkili, Trump’ın 2015 yılı sonunda imzalanan İklim Anlaşması’ndan çekilmesi, İran nükleer meselesinde iki ülkenin siyasetinin çatışması, Macron’un ‘gerçek bir Avrupa ordusu’ ve ‘Avrupa savunması’ kurmak için çağrılarını yinelemesi ve bunun Washington’u kızdırması gibi pek çok meselede siyasi anlaşmazlık yaşıyor. Ancak bu siyasi çekişmelere rağmen ikili arasındaki ilişkiler, her zaman iyi oldu. ABD Başkanı’nın geçtiğimiz yaz düzenlenen Fransa askerî gösterisine onur konuğu olarak çağırılması ya da Macron’un Nisan 2019’de Washington’a bir devlet ziyareti yapması için davet edilmesi de bu iyi ilişkilerin göstergesi idi.
Daha önce Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre Paris’i korkutan şey, Trump’ın Fransa’nın liderliğindeki Biarritz Zirvesi’ni devirmeye niyetlenmesi. Nitekim Trump daha önce Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun, ABD’yi aşağılayıcı olarak gördüğü açıklamalarına tepki olarak, geçtiğimiz yaz Charlevoix (Kanada’da Quebec şehri) Zirvesi’nin sonuç bildirgesindeki imzasını bildirge yayınlandıktan sonra ‘geri çekmişti’. Muhtemeldir ki Emmanuel Macron’u, attığı Twitter mesajlarının ardından Trump ile iletişime geçip dev dijital şirketlere yönelik vergi uygulamasının Biarritz Zrivesi’nde görüşüleceğini belirtmeye iten de bu korku oldu. Aynı şekilde Fransa Ekonomi Bakanı da Elysee ile Beyaz Saray arasındaki havayı yumuşatma uğraşıyla Fransız Parlamentosunun onadığı kararın ‘Amerikalı şirketleri hedef alma’ amacı gütmediğini, ABD, AB ülkeleri ve daha başka ülkelerin de yer aldığı 36 üyeden oluşan OECD ülkelerinin görüş birliğine varması halinde vazgeçileceğini açıkladı. Bruno Le Maire, açıklamasının devamında Paris’in, dijital şirketlere uygulanması gereken vergiler konusunda ‘küresel’ bir anlaşmaya varmak için ‘Amerikalı dostları’ ile sıkı bir şekilde çalışmak istediğini de belirtti. Bununla birlikte Tarım Bakanı’nın dün sarf ettiği sözler, Paris’in, Trump’ın tepkisinden ve Trump ile doğrudan iletişim kanalını korumak için daimî olarak çaba gösteren Macron’un kişisel olarak hedef alınmasından epey rahatsız olduğunu gösteriyor. İşaret etmek gerekir ki Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in görev süresinin sona erdiği ve İngiltere’nin Boris Johnson’un başbakan olmasına rağmen AB’den çıkışa (Brexit) dair siyasi zorluklarla yüzleştiği bir durumda Fransa Cumhurbaşkanı her zaman, Avrupa’da Trump ile ‘diyalog yürüten’ ilk kişi olma arzusuna sahipti.
Diplomatik-siyasi düzlemdeki ilginçliklerden biri ise Fransa-Amerika arasındaki ilişkilerin kriz benzeri bir süreçten geçtiği sırada Fransa-Rusya arasındaki ilişkilerin derinleşmesidir. Macron’un Devlet Başkanı Vladimir Putin’i, Güney Fransa’da Akdeniz sularına nazır Brigonson’un Kalesi adlı tatil beldesine davet etmesi, bu duruma daha fazla ışık tutmakta. Macron, eşi Brigitte ile yaz tatilini, uluslararası siyasi ve diplomatik gelişmelerden uzak kalmaksızın bu tarihi yerde geçiriyor. Putin, 19 Ağustos’ta, yani Biarritz Zirvesi’nden bir hafta önce Brigonson’da olacak. Bu 7’li zirve daha önce 8’li idi ancak Rusya, Ukrayna Savaşı’nda Moskova’nın Kırım yarımadasını ilhak etmesinden sonra bu zirveden çıktı. Macron, Rusya Devlet Başkanı ile daha önce geçtiğimiz haziran ayının sonunda Japonya’nın Osaka kentinde gerçekleştirilen G20 zirvesi münasebeti ile uzun bir görüşme yapmıştı. Fransa Cumhurbaşkanı’nın geçtiğimiz hafta sonu yaptığı kısa bir açıklamaya göre, G7 zirvesinin bu yılki başkanı olarak ‘bir dizi girişimde bulunmak’ ve ‘istikrarı tehdit eden meseleler konusunda işbirliği fırsatlarını tespit etmek’ için Rusya Devlet Başkanı ile görüşmek ‘gerekliydi’. Elysee Sarayı ve Kremlin’den yapılan bir açıklamaya göre söz konusu meselelerin başında İran’ın nükleer meselesi geliyor. Moskova, Putin ve Macron’un bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek İran ile olan anlaşmanın, ‘Ortadoğu’nun güvenliğinin sağlanması ve Nükleer Silahsızlanma Anlaşması’nın (NPT) etkinliğinin devam etmesi için önemli bir etken olduğu’ ve ‘kurtarılması gerektiği’ konusunda görüş birliğine vardı.
Elysee ise yaptığı açıklamada Macron’un, anlaşmayı imzalayan ve bağlı kalan beş tarafın (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya, Çin), bu anlaşmanın sürdürülmesi konusundaki ‘sorumluluğunu’ vurguladı. Fransa-Rusya zirvesinin önemi ve zamanlamasına ek olarak mekân seçiminin de özel bir anlamı var. Zira besbelli Macron, bu yer seçimi ile bu zirveye ‘kişisel bir hava’ vermeyi arzuluyor.
Paris, halihazırda Rusya’yı G7’ye dönmeye zorlamıyor ve şüphe yok ki bunu, Ukrayna meselesinde bir ihlal olarak görüyor. Ancak bununla birlikte Moskova ile olan ilişkileri, olumlu yönde gelişiyor. Görünen o ki Paris, bir oranda yeniden De Gaulle politikasının izi sıra yürümeye başladı. Bu politikanın en önemli özelliği, müttefik Amerika’dan uzaklaşmaktan çekinmeyen ve Washington’u razı etmeyecek girişimlerde bulunmakta tereddüt göstermeyen bağımsız bir politika için çabalamaktır.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.