Türkiye ve ABD 'güvenli bölge'de uzlaştı

Türkiye ve ABD 'güvenli bölge'de uzlaştı
TT

Türkiye ve ABD 'güvenli bölge'de uzlaştı

Türkiye ve ABD 'güvenli bölge'de uzlaştı

Türkiye ve ABD, Ankara’da 3 gün süren askeri görüşmelerde Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölgenin inşası, koordinasyonu ve yönetimi için mümkün olan en kısa sürede Ankara’da müşterek harekat merkezinin kurulması hususunda uzlaşı sağladı.
Türkiye Savunma Bakanlığı tarafından, Türkiye ve ABD heyetleri arasında yapılan müzakerelerin ardından 7 Ağustos’ta yapılan yazılı açıklamada, “Suriye’nin kuzeyinde ABD ile koordineli bir şekilde tesis edilmesi planlanan Güvenli Bölgeye yönelik olarak ABD askeri yetkilileriyle Millî Savunma Bakanlığında 5-7 Ağustos 2019 tarihlerinde yapılan görüşmeler tamamlanmıştır” denilerek, Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek ilk aşamada alınacak tedbirlerin bir an önce uygulanması için bir anlaşmaya varıldığı ifade edildi.
Açıklamada, “Güvenli Bölge tesisinin ABD ile birlikte koordine ve yönetimi için Türkiye’de Müşterek Harekât Merkezinin en kısa zamanda kurulması” ve “Güvenli Bölgenin bir barış koridoru olması ve yerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri için her türlü ilave tedbirin alınması” konularında mutabık kalındığına dikkati çekildi. Açıklamada daha fazla ayrıntıya ise yer verilmedi.
Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türkiye ve ABD askeri heyetleri arasında Suriye’nin kuzeydoğusunda önerilen güvenli bölge hususunda yapılan görüşmelerin “olumlu ve yapıcı bir atmosferde” gerçekleştiğini açıkladı. Akar, Türk ordusunun Münbiç ve Fırat’ın doğusunda olası bir askeri operasyon için hazırlıklarını tamamladığını da belirterek, “Toplantıda muhataplarımızın görüşlerimize yaklaştıklarını memnuniyetle müşahede ettik. Oldukça olumlu geçtiğini, oldukça yapıcı yaklaşım içinde olunduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır” dedi.
Savunma Bakanı, 7 Ağustos’ta Ankara’da 11. Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada, ABD’li müttefikleriyle beraber hareket etmeyi ve çalışmayı arzu ettiklerini belirterek, “Biz bu konuda ABD’li müttefiklerimizle beraber hareket etmeyi, davranmayı, çalışmayı arzu ediyoruz. Eğer bu mümkün olmazsa bu konuda ülkemizin, milletimizin ve bölgedeki dost ve kardeş halkın da güvenliğini, huzurunu sağlamak bakımından yapmamız gereken neyse bunları da yapacağımızı defaatle söylemiş bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Suriye’de güvenli bölge hususunda tüm planlarını tamamladığına da söyleyen Akar, “Planlarımız, hazırlıklarımız, sahadaki birliklerimizin konuşu, duruşu hepsi tamamlanmış vaziyette. Ama biz dost ve müttefik ABD ile birlikte hareket etmeyi arzu ettiğimizi de söyledik, bu şekilde arzu ediyoruz” dedi.
Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ana bileşeni ve Suriye’deki DEAŞ’a yönelik savaşta ABD’nin müttefiki olan Kürt Halkını Koruma Birlikleri’ni (YPG) hedef alan bir askeri operasyona hazırlanarak, Suriye sınırında birkaç aydan bu yana binlerce kuvvet konuşlandırdı.
Güvenli bölge hususunda Ankara’da yapılan görüşmeler, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in 23 Temmuz’da bir heyet ile Ankara’ya yaptığı ziyaretin ardından ikinci görüşme oldu. Jeffrey ile yapılan görüşme, bölgenin derinliği ve boyutları hususundaki farklı pozisyonlar, Türkiye’nin bölgeyi kontrol eden tek taraf olmak ve YPG’nin geri çekilmesini istemesi dolayısıyla başarısız olmuştu.
Görüşmelerin ardından Jeffrey, Türkiye’nin çok sert bir duruş sergilediğini belirterek, “Türkler, bizim için mantıklı olandan daha derin bir bölge istiyor” demişti.
Washington, tüm ağır silahların geri çekildiği 5 ile 14 km’lik bir güvenlik bölgesi önermişti. Bu da Türkiye’nin talep ettiği 32 km’lik alanın yarısından daha azına denk geliyor.
ABD, güvenli bölgenin güvenliğini sağlamak için DEAŞ’a karşı savaşan uluslararası koalisyonda da Avrupalı müttefiklerinden askeri bir varlık istiyor. Ancak Almanya, İngiltere ve Fransa’dan yaptığı tekliflere karşı olumlu bir cevap alamadı.
Türkiye ise, bölgenin kontrolüne sahip tek devlet olmak isterken, bunun için yetkin olduğunu savunuyor. Ama ABD, bu duruma karşı çıkıyor.
ABD Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nde Orta Doğu Programı Direktörü Aaron Stein, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Ankara, 32 km derinliğindeki bir alanı kontrol etmek istediğini söylerken, ABD’nin bunu kabul etmesi mümkün değil” dedi. Duran müzakereler ışığında Türkiye’nin tek taraflı hareket etmesinin muhtemel olduğunu belirten Stein, Suriye’nin kuzeyindeki Münbiç şehri, sınırdaki Tel Abyad ve Kobani de dahil olmak üzere çok sayıda olası askeri hedefe dikkati çekti.
ABD kuvvetleri, bu 3 alanda farklı düzeylerde faaliyet gösteriyor. Bu durum ABD kuvvetlerinin, Türkiye’nin harekete geçmesi durumunda çatışmalara yakalanma riski taşıdığı anlamına geliyor.
Bir Türk güvenlik yetkilisi, iki taraf arasında bölgenin derinliğine dair anlaşmazlıkların daraldığını belirtirken, “ABD, önerimizde yakın bir noktaya ulaştı. Ancak tam bir anlaşma sağlanmadı” dedi. Türk yetkili, Türkiye’nin derinlik hususunda ısrarcı olduğunu ifade etti. ABD Başkanı Donald Trump da geçen Ocak ayında Twitter üzerinden yaptığı açıklamada 20 millik bir derinliğe dikkati çekerek, Türkiye’nin bu ısrarına değinmişti.
 
Aynı şekilde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen salı günü Türk büyükelçilerle yaptığı toplantıda, YPG’ye dikkati çekerek, “Güney sınırımızda adeta kanser hücresi gibi büyüyen, müttefiklerimizin ağır silahlarıyla büyütülen bu yapı ortadan kalkmadıkça Türkiye kendini emniyette hissedemez” dedi.
Erdoğan ayrıca, “Şayet bugün gerekeni yapmazsak yarın bunu daha ağır bedeller ödeyerek yapmak zorunda kalırız. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla başlattığımız süreci, inşallah çok yakında farklı bir aşamaya geçireceğiz” dedi.
Türkiye, geçen salı günü Suriye’nin sınırına, Halep’in doğusundaki Ayn el-Arab (Kobani) ve el-Hasakah’ın kuzeyindeki Ras el-Ayn bölgelerine askeri takviyeler gönderdi.
Askeri birlikler, zırhlı araçlar ve komando birimlerini içeren Türk takviyeleri, Fırat’ın doğusunda olası bir askeri operasyon hazırlıkları kapsamında Ayn el-Arab’ın karşısındaki Suruç ve Ras el-Ayn’ın karşısındaki Ceylanpınar’a konuşlandırıldı. 
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Ankara’nın ulusal güvenliği korumak için Suriye’nin kuzey güvenliğinde güvenli bölge inşa etme yeteneğine sahip olduğunu ifade etti. Çelik, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrasında açıklamada bulunarak, Türkiye’nin Suriyeliler için şemsiye olacağını, bölge ve dünya barışına katkıda bulunacak güvenli bölge ve barış koridoru arayışı içerisinde olduğunu vurguladı.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Fırat’ın doğusundaki bölgeyle ilgili gelişmelere açıklık getirdiğine dikkati çekerek, bölgede somut adımlar atma değerlendirilmesinin Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda son aşamaya ulaştığını söyledi.
Türkiye’nin ulusal güvenliğini diyalog, diplomasi, yumuşak veya kaba güçle savunmaya kararlı olduğunu belirten Ömer Çelik, Türkiye’nin müttefiklerinden daha olumlu bir tutum beklediklerini vurguladı.



İngiltere’den X’e Grok soruşturması: Cinsel içerikli görüntüler mercek altında

Grok logosu (Reuters)
Grok logosu (Reuters)
TT

İngiltere’den X’e Grok soruşturması: Cinsel içerikli görüntüler mercek altında

Grok logosu (Reuters)
Grok logosu (Reuters)

İngiltere medya düzenleyici kurumu, Elon Musk’a ait X platformu hakkında bugün (Pazartesi) bir soruşturma başlattı. Soruşturma, yapay zekâ sohbet botu Grok tarafından üretilen ve cinsel içerik taşıyan sahte görüntülerin, platformun İngiltere’deki kullanıcıları yasa dışı içerikten koruma yükümlülüğünü ihlal edip etmediğini tespit etmeyi amaçlıyor.

Kurumun yayımladığı açıklamada, X üzerindeki yapay zekâ sohbet botu Grok hesabının, çıplak veya yarı çıplak kişilere ait görüntüler üretip paylaşmak için kullanıldığına dair son derece endişe verici raporlar bulunduğu belirtildi. Açıklamada, bunun cinsel içerikli görüntülerin kötüye kullanımı ya da pornografik materyal kapsamına girebileceği; ayrıca çocuklara yönelik cinsel içerikli görüntülerin çocukların cinsel istismarı materyali sayılabilecek nitelikte olabileceği vurgulandı.

Düzenleyici kurum, Başbakan Keir Starmer’ın Grok tarafından üretilen görüntüleri iğrenç ve yasa dış” olarak nitelendirmesinin ardından harekete geçmesi yönünde yoğun baskı altındaydı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Starmer, perşembe günü yaptığı açıklamada X platformunun Grok’u kontrol altına alması gerektiğini söyleyerek, düzenleyici kurumun atacağı adımlar için hükümetin tam desteğini aldığını ifade etti.

İngiltere’de, rıza olmaksızın cinsel içerikli görüntülerin üretilmesi veya paylaşılması ile çocukların cinsel istismarına ilişkin materyaller yapay zekâ tarafından üretilmiş cinsel görüntüler dâhil yasa dışı kabul ediliyor. Ayrıca teknoloji platformlarının, İngiltere’deki kullanıcıların yasa dışı içeriklere maruz kalmasını önlemesi ve bu tür içerikleri haberdar olur olmaz kaldırması gerekiyor.

X platformu, kadınlar ve reşit olmayan kişilere ait müstehcen görüntüler üretebilen bu özellik nedeniyle başka ülkelerde de eleştirilerin hedefi oldu. Fransız yetkililer, söz konusu içeriği açıkça yasa dışı olarak nitelendirerek savcılığa ve düzenleyici kurumlara bildirimde bulunurken, Hindistan makamları da platformdan açıklama talep etti.

X, bu özelliğin kullanımını yalnızca ücretli abonelerle sınırlandırdı. Platform, geçen hafta yaptığı açıklamada, tüm yasa dışı içerikleri kaldırdığını ve bu tür içeriklere karışan hesapları kalıcı olarak askıya aldığını bildirdi. Açıklamada, “Grok’u yasa dışı içerik üretmek için kullanan veya bu yönde yönlendiren herkes, platforma doğrudan yasa dışı içerik yüklemiş gibi aynı yaptırımlarla karşılaşacaktır” denildi.

İngiltere düzenleyici kurumu, soruşturma kapsamında X platformunun, ülkedeki kullanıcıların yasa dışı içeriklere maruz kalma riskini yeterince değerlendirip değerlendirmediğini ve çocuklara yönelik riskleri göz önünde bulundurup bulundurmadığını inceleyecek. Kurum, en ağır uyumsuzluk durumlarında mahkeme yoluyla ödeme hizmeti sağlayıcıları veya reklam verenlerin platformla ilişkilerini kesmelerinin istenebileceğini ya da internet servis sağlayıcılarına Britanya içinde siteye erişimin engellenmesi talimatı verilebileceğini belirtti.

X platformu ise soruşturmayla ilgili yorum talebine henüz yanıt vermedi.


Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

ABD’de federal savcılar, ABD Merkez Bankası (Federal Reserve/FED) genel merkezinin, maliyeti 2,5 milyar dolar olarak açıklanan yenileme projesiyle ilgili FED Başkanı Jerome Powell hakkında cezai soruşturma başlattı. Bu hamle, Trump yönetimi ile FED arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı.

Powell dün yaptığı açıklamada, FED'in geçtiğimiz cuma günü büyük jüri celbi aldığını ve geçtiğimiz yaz ABD Kongresi'nde genel merkezi yenileme çalışmalarıyla ilgili verdiği ifadeyle ilişkili olarak Adalet Bakanlığı tarafından hakkında cezai soruşturma başlatmakla tehdit edildiğini söyledi.

bghjuk
Yenileme çalışmalarını incelemek için FED genel merkezini ziyaret eden Trump’ın yanında Powell yer alıyor (Reuters)

Powell, soruşturmanın, FED'in faiz oranlarını belirleme konusundaki bağımsızlığını kısıtlamak için kullanılan bir bahane olduğunu öne sürdü. Bu gelişme, Trump'ın Powell'a yönelik, borçlanma maliyetlerini düşürmeyi reddettiği için onu ‘inatçı’ olarak nitelendirdiği eleştirilerini sürdürdüğü bir dönemde yaşandı.

FED Başkanı, açıklamasında şunları söyledi:

“Bu yeni tehdidin, geçtiğimiz haziran ayında verdiğim ifadeyle veya FED binasının yenilenmesiyle hiçbir ilgisi yok. FED'in faiz oranlarını Başkan’ın isteklerini yerine getirmek yerine, kamu yararına olanı en iyi şekilde değerlendirmemiz sonucunda cezai soruşturmalarla tehdit ediliyoruz.”

Trump: Soruşturmaya karışmadım

Ancak Başkan Trump, Adalet Bakanlığı'nın soruşturmasına karıştığı iddialarını reddetti.

Pazar akşamı NBC News'e konuşan Trump, “Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum, ancak Powell'ın FED’i yönetme konusunda kesinlikle iyi olmadığı gibi bina inşa etme konusunda da iyi olmadığını’ söyleyerek, soruşturmanın Powell'ın faiz indirimini reddetmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını iddia etti.

Bununla birlikte, soruşturma, ABD ekonomi politikasının temel taşı olan ve finans piyasaları için hayati öneme sahip olduğu yaygın olarak kabul edilen dünyanın en önemli FED’in bağımsızlığı konusunda yatırımcıların endişelerini artıracağı düşünülüyor.

Powell: İstifa etmeyeceğim

Öte yandan Trump'ın defalarca kez ‘seve seve’ kovacağını söylediği Powell dün yaptığı açıklamada, soruşturma nedeniyle FED'den istifa etmeyeceğini söyledi.

Powell, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kamu hizmeti bazen tehditler karşısında kararlı durmayı gerektirir. Senato tarafından onaylanan görevimi, dürüstlük ve Amerikan halkına hizmet etme taahhüdüyle sürdürmeye devam edeceğim.”

Dolar düşüşte

Powell'ın açıklamasının ardından, dolar bugün Asya piyasalarında altı ana para biriminden oluşan sepet karşısında yaklaşık yüzde 0,2 değer kaybetti.

Önde gelen hisse senetlerinin S&P 500 endeksini takip eden vadeli işlemler yaklaşık yüzde 0,4 geriledi.

ABD’de büyük jüriler, savcıların bir kişiyi suçlamak için yeterli delil sunup sunmadığını belirler.

Adalet Bakanlığı yönergeleri, savcıların soruşturmaları sırasında bazen suçlamada bulunmadan önce kişilere tanıklık etme fırsatı vermek için bildirimde bulunduklarını belirtir.

Mahkeme celplerinin, Powell'ın ifade hazırlıkları hakkında bilgi taleplerinin yanı sıra genel merkezin yenilenmesiyle ilgili iç belgeleri de içerdiği düşünülüyor.

sfrgtyu7
Temmuz ayında büyük çaplı yenileme çalışmaları sürerken FED binasının ön cephesi (Reuters)

Trump yönetimi, bütçesini önemli ölçüde aşan yenileme projesini, Trump'ın faiz oranlarını yüzde 1'e düşürmeyi reddettiği için ‘aptal’ olarak nitelendirdiği FED ve Başkanı Powell'ı eleştirmek için bir araç olarak kullandı.

Mayıs ayında FED başkanlığı görevinden ayrılacak olan Powell, daha önce Trump'ın yakın müttefiki ve Yönetim ve Bütçe Ofisi başkanı Russell Vought'un, genel merkezin yenilenmesi projesiyle ilgili Kongre'yi yanılttığı yönünde öne sürdüğü iddialarını reddetmişti.

FED Başkanı, Vought'un kendisine Kongre üyelerine yalan söylediği veya planlamacılara bilgi vermediği yönündeki suçlamalarının gerçeği yansıtmadığını, çünkü değişikliklerin açıklanmayı gerektirecek kadar önemli olmadığını söyledi.

Başkan Trump’ın önümüzdeki haftalarda Powell'ın yerine geçecek kişiyi açıklaması bekleniyor.

Beyaz Saray’ın ekonomi danışmanı ve Trump'ın müttefiki Kevin Hassett, bu görev için en güçlü adaylardan biri olarak görülüyor.

Diğer taraftan Senato Bankacılık Komitesi'nin kıdemli Demokrat üyesi Elizabeth Warren, Trump'ı ‘FED üzerindeki yozlaşmış kontrolünü tamamlamak için başka bir kukla atamaya çalışmakla’ suçladı.

Trump daha önce, soruşturma altında olduğu gayrimenkul dolandırıcılığı iddiaları nedeniyle FED Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook'u görevden almaya çalışmıştı. Cook, iddiaları reddetmiş ve Trump’a karşı bir dava açmıştı.

Federal mahkeme, yürütme organının FED’in üst düzey yetkililerini görevden alma yetkisine ilişkin potansiyel olarak dönüm noktası niteliğindeki bir davayı görüşürken bu ayın sonlarında tarafların savunmalarının dinlenmesi bekleniyor.


Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)

Şarku’l Avsat gazetesi, bugünden itibaren Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında Hizbullah çevresine yakın isimler arasında yapılan kapsamlı bir söyleşinin metnini yayımlıyor. Söyleşi, Şiilerin yaşadıkları ülkelerde bütünleşmesi gerektiğini savunması ve İran’a bağlı bir proje içinde konumlanmalarına karşı uyarılar içermesi nedeniyle dikkat çekiyor.

Söz konusu metin, yıllar boyunca Hizbullah ve Emel Hareketi’ne yakın çevreler tarafından dışlanan Şemseddin’in, Lübnan’daki İran yanlısı tutumlara karşı geliştirdiği eleştirel yaklaşımı da yansıtıyor. Bilindiği üzere Şemseddin, bu görüşleri nedeniyle Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’deki Haret Hreik semtinden ayrılmak zorunda kalmıştı.

cdfgth
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi)

Metnin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlığıyla kitaplaştırılması planlanıyor. Şarku’l Avsat, metinden geniş alıntıları, Şemseddin’in vefatının 25. yılı dolayısıyla bugün (10 Ocak Cumartesi) yayımlıyor.

“Bu metin hâlâ güncel”

İbrahim Şemseddin, metni yayımlama gerekçesini kaleme aldığı önsözde, babasının düşünsel mirasını yeniden gündeme taşımayı amaçladığını belirtti. Şemseddin’in, Şiilerin kendi ülkelerindeki ulusal, Arap ve İslami bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını hatırlatan İbrahim Şemseddin, metnin bugün de geçerliliğini koruyan sorunlara ışık tuttuğunu ifade etti.

cdfvgthy
Beyrut’un güneyindeki Şiyah’ta, 2024 yılında Şii Emel Hareketi bayrağı dalgalanıyor (AFP)

Yaklaşık dört saat süren ve 18 Mart 1997 gecesi yapılan söyleşi, İran’ın doğrudan himayesinde 1980’lerin ortasında şekillenen Şii İslami hareketlere yakın kadrolarla gerçekleştirildi. Metin, özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi toplumlarıyla, Arap ve İslam dünyasıyla ve İran’la ilişkileri konusundaki tartışmaları ele alıyor.

“Ben değişmedim, değişen başkaları”

Söyleşinin başında Şemseddin’e, İslami hareket içindeki bazı çevrelerin kendisinden uzaklaştığı yönündeki değerlendirme soruldu. Şemseddin, bu iddiayı reddederek, kendi duruşunda bir değişiklik olmadığını savundu. Yaşanan kopuşun, “katı ve kutsallaştırılmış bir parti zihniyetinden” kaynaklandığını belirten Şemseddin, bu sürecin arkasında çıkar ilişkilerinin bulunduğunu ifade etti.

cvfgrhy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Lübnan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda verilen bir iftar sırasında (Merhum şeyhin arşivinden)

Şemseddin, İslami Şii Yüksek Konseyi başkanlığının, devlet yanlısı bir pozisyona kaydığı iddialarını da kabul etmedi. Konseyin her zaman “ümmetin tercihlerini” temsil ettiğini söyleyen Şemseddin, devletlerin zorunlulukları ile halkın tercihleri arasındaki ayrımın meşru bir tartışma alanı olduğunu dile getirdi.

İran ve Şiilerin konumu

Şemseddin, Şiilerin İran’la ilişkilerine özel bir başlık açarak, Şiilerin İran’ın uzantısı gibi algılanmasına karşı çıktı. Şiilerin, başka bir devletin himayesinde bir topluluk gibi sunulmasının hem siyasi hem de toplumsal açıdan tehlikeli olduğunu vurguladı.

“Şiiler, kendi ülkelerinde kabul gören yurttaşlar olmalı; başka bir devlet tarafından korunuyor görüntüsü vermemeli” diyen Şemseddin, bu yaklaşımın Şiilere yönelik kuşkuları artırdığını savundu.

“Dünyaya karşı değil, dünyayla birlikte”

Şemseddin, Şiilerde yaygın olan “dışlanmışlık” duygusunun tarihsel kökleri olmakla birlikte bugün sürdürülebilir olmadığını belirtti. “Dünya bize karşı değil; biz dünyaya karşıyız” diyen Şemseddin, Şiilerin kendilerini sürekli bir komplo algısı içinde konumlandırmasının yeni gerilimler yarattığını ifade etti.

cdfgthy
Lübnanlı askerler, 2019 yılında Beyrut’ta Emel Hareketi ve Hizbullah destekçileriyle karşı karşıya (AFP)

Bazı Şii liderlerin bu duyguyu siyasi mobilizasyon aracı olarak kullandığını savunan Şemseddin, bunun ahlaki ve dini açıdan sorunlu olduğunu dile getirdi.

“Devlet malları haramdır”

Şemseddin, Şiilerin yaşadıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermesi gerektiğini vurgulayarak, devlet malının yağmalanmasını kesin bir dille reddetti. Devletin mezhebine bakılmaksızın kamu mallarının dokunulmaz olduğunu belirten Şemseddin, bu yaklaşımın fıkhi bir zorunluluk olduğunu söyledi.

İslami hareketlere eleştiri

Söyleşinin ilerleyen bölümünde Şemseddin, İslami hareketlerin de ciddi hatalar yaptığını ifade etti. Cezayir, Afganistan ve Lübnan örneklerine atıfta bulunan Şemseddin, mezhep içi ve mezhepler arası şiddetin İslam’a zarar verdiğini vurguladı. Lübnan’da Emel Hareketi ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmaları da bu bağlamda değerlendirdi.

“Ana hedef kabul görmek”

Şemseddin, söyleşinin sonunda temel hedefini şu sözlerle özetledi:

“Şiilerin, kendi kimliklerini koruyarak toplumları içinde kabul gören bir unsur olmalarını istiyorum. Başka bir devletin korumasına dayanan bir meşruiyet istemiyorum.”

Şemseddin’e göre Şiilerin geleceği, mezhepsel kapanmada değil; hukuka saygı, toplumsal bütünleşme ve ortak çıkarlar temelinde yurttaşlık anlayışında yatıyor.