Ankara, Suriye rejimiyle YPG’nin ‘Güvenli Bölge’den çıkarılması konusunda anlaşabilir

​İstanbul’dan Suriye-Türkiye sınırına giden konvoydaki bir otobüsün önünde annesiyle birlikte ağlayan kız çocuğu (AFP)
​İstanbul’dan Suriye-Türkiye sınırına giden konvoydaki bir otobüsün önünde annesiyle birlikte ağlayan kız çocuğu (AFP)
TT

Ankara, Suriye rejimiyle YPG’nin ‘Güvenli Bölge’den çıkarılması konusunda anlaşabilir

​İstanbul’dan Suriye-Türkiye sınırına giden konvoydaki bir otobüsün önünde annesiyle birlikte ağlayan kız çocuğu (AFP)
​İstanbul’dan Suriye-Türkiye sınırına giden konvoydaki bir otobüsün önünde annesiyle birlikte ağlayan kız çocuğu (AFP)

Türk basınında yer alan haberler, Ankara ile Beşşar Esed rejiminin, Rusya ve İran aracılığıyla Suriye’nin kuzeyindeki Güvenli Bölge ve YPG’nin bu bölgeden çıkarılması konusunda uzlaşabileceğine işaret ederken Vatan Partisi, hükümete yaptığı Esed rejimiyle Suriye'nin geleceğine ilişkin doğrudan müzakerelerde bulunma çağrısını yineledi.
Türk basınında yer alan haberlere göre Güvenli Bölge Anlaşması, bölgenin derinliği ve kapsamına dair devam eden tartışmalara rağmen, tüm taraflar için tatmin edici görünüyor. Ankara, bölgenin sınırları ve derinliği konusunda henüz istediği sonuca ulaşamamış olsa da hava sahası konusunda elde edilenlerden memnun gibi. Buna karşın Washington, Türkiye'nin Fırat’ın doğu bölgesine girmesini ve Kürt müttefiklerine saldırmasını önlemekte başarılı olduğunu düşünürken YPG Suriye'deki DEAŞ terör örgütü tehdidinin geçmesinden sonra hakkındaki bahislerin sona ermesinden memnun.
‘Habertürk’ gazetesi yazarlarından Muharrem Sarıkaya’ya göre Ankara’nın Irak’taki gibi yeni bir Kürt devleti kurulacak olmasından duyduğu endişe, onu Güvenli Bölge’nin kurulması için acele etmeye iterken Washington, YPG ile birlikte, düğümün bir noktada çözülmesinden korkuyor. Bununla birlikte Ankara, Rusya ve İran arabuluculuğunda Suriye rejimiyle Güvenli Bölge’nin yönetimi konusunda ortak bir anlaşmaya gidebilir.
Öte yandan güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda bir Kürt oluşumu kurulması konusundaki endişesinin, ABD tarafından sömürülebileceği uyarısında bulundu. Bu durumun, ABD için ciddi sonuçları olabileceğini söyleyen Ağar, bunun Türkiye’nin jeopolitik tercihlerinde bir değişikliğe yol açabileceğini vurguladı.
ABD'nin Suriye'nin kuzeydoğusunda güvenli bir bölge kurma taahhütlerini yerine getirmemesi halinde Ankara’nın alternatif planları olduğuna işaret eden Ağar, Türkiye'nin asıl kaygısının bölgede Suriye’nin ardından uzun ve orta vadede Irak ve Türkiye’nin parçalanmasına yol açacak ‘terör devleti benzeri bir oluşum kurulması’ tehdidi olduğunun altını çizdi. Ağar açıklamalarını şöyle sürdürdü;
“ABD’nin Türkiye’nin bu kaygısından yararlandığını görüyoruz. Bununla birlikte Ankara, Washington’a anlaşmalar yapılmadığı sürece jeopolitik, stratejik, taktiksel ve operasyonel nitelikte bir takım araçların yer aldığı alternatif seçeneklerimizin olduğu konusunda uyarıyor.”
ABD’nin Suriye’deki başlıca stratejisinin YPG unsurlarını ‘kendi amaçları doğrultusunda kullanmak’ olduğuna dikkati çeken Ağar, bununla birlikte ABD’nin bölgedeki çıkarları için Türkiye ile işbirliğini geliştirmeye çalıştığını, ancak bu şekildeki iki taraflı bir politikanın ciddi sonuçları olacağını söyledi. Ağar, Türkiye'nin ABD ile arasındaki sorunun, yalnızca Suriye'deki çatışmalarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda jeopolitik tercihler ve öncelikler arasında da olduğunu belirtti.
Tutumlardaki farklılıklar, kendisini Suriye’nin kuzeydoğusuna kurulması planlanan Güvenli Bölge’deki Türkiye-ABD koordinasyonu konusunda da belli ederken bu durum, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in, “ABD ile Türkiye arasında YPG konusunda bir anlaşmazlık var” şeklinde açıklamasında da ortaya çıktı.
Washington merkezli ‘Aspen Enstitüsü’ adlı düşünce kuruluşundaki bir konferansta konuşan Jeffrey, Washington ve Ankara’nın, Suriye’nin kuzeyinde üstlendikleri rollerin farklı olduğunu belirtti. YPG’nin, ülkesinin bir müttefiki, Türkiye ile YPG’nin ise zıt taraflarda olduğunu vurgulayan Jeffrey, YPG yönetiminin PKK’dan geldiğini ve Türkiye’nin her ikisini de ‘terörist’ olarak nitelendirdiğini, ancak kendilerinin bu Suriye vatandaşlarını (YPG unsurları) terörist olarak görmediklerini söyledi. YPG’nin, ABD ve Birleşmiş Milletler (BM) terör örgütleri listesinde olmadığını söyleyen Jeffrey, “Türkiye, YPG ile ayrılmamızı ve kendisiyle ittifak yapmamızı istiyor. YPG, Güvenli Bölge kurulurken Türkiye ile sınır olan bölgelerden uzaklaşacak” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte ABD ve Türkiye geçtiğimiz hafta, Güvenli Bölge’nin kurulması ve yönetimini koordine etmek üzere Müşterek Operasyon Merkezi kurmak için anlaşmaya vardı.
Öcalan’ın Suriye mesajı
Öte yandan hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye’nin kuzeydoğusunda bir savaşın patlak vermesi halinde hem Türkiye hem de Suriye'de yaşayan insanların zarar göreceğini ve bunun kimsenin yararına olmayacağını söyledi. Öcalan, bu sorunu demokratik yollarla çözmenin mümkün olduğunu ve savaşın herhangi bir sorunu çözmeyeceğini vurguladı. Kurban Bayramı vesilesiyle İmralı’da tutuklu bulunan ağabeyi Abdullah Öcalan’ı ziyaret eden Mehmet Öcalan ise Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri ve Türkiye’nin YPG’ye karşı Fırat’ın doğusuna askeri operasyon düzenleme tehditleriyle ilgili olarak ağabeyinin her zaman barış seçeneğini öne sürdüğünü kaydetti. Ağabeyinin Suriye'de 20 yıl yaşadığını, oradaki halkı ve Arap aşiretlerini iyi tanıdığını belirten Mehmet Öcalan, ağabeyinin kendisinden Arap aşiretleri ve bölge halkına selamlarını iletmesini istediğini söyledi.
Perinçek, Eylül ayında Şam’ı ziyaret edecek
Bir diğer gelişmede ise Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’den Suriye’yi ziyaret etmesi için davet aldı. Perinçek, Eylül ayında Şam’ı ziyaret edecek. Son yıllarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki iktidar partisi Ak Parti ile uyumlu bir çizgide olan Perinçek yaptığı açıklamada, Suriye rejiminin, DEAŞ ve (PKK’nın uzantısı) YPG’nin Suriye’nin kuzeyinden temizlenmesinde önemli bir rol üstlendiğini, Erdoğan hükümetinin ise Suriye rejimiyle işbirliği konusunda ayak sürüdüğünü ve bunun da büyük bir hata olduğunu söyledi.
Perinçek’ten genel af önerisi
Partisinin 2016'dan bu yana, hükümetin bilgisi dahilinde Esed rejimiyle görüşmelerde bulunduğunu ve Suriye'ye ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirten Perinçek, hükümeti yaklaşmakta olan Şam ziyaretinde partisinin heyetine katılmaya davet etti. Şam’a giderken yanlarında yıllardır süren krizin çözümüne ilişkin planlarını da götüreceklerini belirten Perinçek, muhaliflerin silahlarını bırakması ve Şam hükümetinin de herkes için genel af çıkarmasını önerdiklerini kaydetti. Perinçek, planının Suriye rejimi, Rusya ve İran'dan ilk kabulünü aldığına dikkati çekti.
Türkiye askerlerini gözlem noktalarından çekmeyecek
Öte yandan Türk askeri yetkilileri, son zamanlarda İdlib’de şiddetli çatışmaların yaşandığını ve  Suriye rejiminin, Rusya ve İran’ın desteğiyle bazı kasabalarda ilerleme kaydettiğini belirttiler. Bu durumun, İdlib’deki Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde konuşlu Türk askeri kontrol noktalarını etkilemeyeceğinin altını çizen askeri yetkililer, Türkiye’nin askerlerini bazıları son aylarda saldırıya uğrayan, askerin şehit olması veya yaralanmasına neden olan 12 gözetim noktasından geri çekmeyeceğini belirttiler. Türk basınında yer alan ve yerel kaynaklarca doğrulanan haberlerde Türkiye’nin, askerlerini herhangi bir kontrol noktasından çekmeyeceği ve rejimin Han Şeyhun ve bölgedeki bir takım noktaları ele geçirmesinin ardından Hama'nın kuzey kırsalındaki Morek çevresindeki hareketliliğiyle ilgileneceği vurgulandı.



Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
TT

Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Emel Şehade

İsrail, Suriye'deki askeri üstünlüğünü korumaya çabalıyor. İsrailli yetkililerden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik artan açıklamalara ve tehditlere, ayrıca Tel Aviv'in Türkiye'nin Suriye'de konuşlandığı yönündeki iddialarına rağmen güvenlik kurumundan bir kaynak, İsrail'in Suriye'deki saldırılarının ardından tansiyonun yükseldiği bir ortamda bu ilişkilerin dondurulduğundan bahseden raporlara karşın, iki taraf arasında mesajlaşmak ve sürtüşmeden kaçınmak için gizli iletişim kanallarının bulunduğunu ortaya çıkardı.

İsrail, Şam hükümetine Suriye ordusunun kapasitesinin güçlendirilmesine karşı olmadığını, ancak sınırlarının yakınlarında yeni bir tehdidin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini vurgulayan bir mesaj iletti. Suriye dosyasının ele alındığı güvenlik kurumu toplantılarından sızan bilgilere göre İsrail, Türkiye'yi bir hasma dönüştürme arayışında değil ve mevcut durumu korumaya çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İsrail'in Türkiye ile gerilimi tırmandırmakta hiçbir çıkarı olmadığını belirterek, Tel Aviv'in mevcut her türlü görüş ayrılığı veya gerilimle başa çıkmak için Ankara ile diplomatik çözümleri tercih ettiğini ifade etti.

Ancak güvenlik kaynağından aktarıldığına göre İsrail, mesajların amacına ulaşamadığı durumlarda harekete geçmek zorunda kalıyor ve Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına karşı özellikle de İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket serbestisini tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve füzelerin getirilmesi gibi konularda kırmızı çizgiler belirliyor. İsrail, Ankara'nın Suriye’deki havaalanına bir radar konuşlandırmaya ve daha sonra buna Türk askerleri tarafından işletilecek hava savunma sistemleri bağlamaya hazırlandığını ABD'ye bildirdi. İsrail'e göre bu adım bölgesel güç dengesinde bir kırılmaya/dönüşüme yol açabilir.

Tel Aviv, Türklerin Suriye'de ne radar sistemleri ne de önleme bataryaları olmak üzere hiçbir hava savunma sistemi kurmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca İHA pistleri ya da Golan Tepeleri'nde ve hatta Celile'de aynı anda binlerce hedefi vurabilecek binlerce mini İHA fırlatma sistemlerinin getirilmesi de dahil olmak üzere, stratejik dengeleri değiştirecek silahların Suriye'ye sokulmasına izin vermiyor.

İsrail ordusu, Suriye'nin topraklarının geniş bir bölümünde silahsızlandırılması gerektiği ve Suriye semalarında hava üstünlüğünü korumaya kararlı olduğu görüşünde. Bu durum orduya serbestçe hareket etme ve İran ile Irak gibi üçüncü çember ülkelerinde operasyon yapabilme imkânı tanıyor.

cvf
İsrail ordusuna göre Suriye'nin silahsızlandırılması gerekiyor (AFP)

İsrail, Türk sistemlerinin intikali için kesin bir tarih belirlememiş olsa da Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü bu konuşlanmanın olası hedefi olarak değerlendiriyor.

Buna karşın İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye'nin Suriye'de son derece müdahil olmasına rağmen ülkenin kuzeyindeki varlığını daralttığını ve oradaki pek çok askeri üssünün şu anda boş olduğunu ifade ediyor. Yetkililere göre dünyada pek çok aktörün Suriye'nin istikrarını önemsediği, her şeyden önce de İran'ın ve ortağı Rusya'nın Suriye topraklarına geri dönüşünü engellemeye odaklandığı bir dönemde İsrail, bu mantığın aleyhine hareket ediyor. Böylece yalnızca Suriyelileri değil, başta ABD olmak üzere bölgedeki tüm ilgili güçleri de kendisinden uzaklaştırıyor.

Bu tablo karşısında İsrail'in Suriye'ye yönelik bombardımanlarının Türkleri uzaklaştırmaya yetip yetmeyeceği, diplomatik yolların tükenip tükenmediği ve İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Direktörü Roman Gofman’ın Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani ile yaptığı tek bir görüşmenin kesintisiz bir diplomatik sürecin yerini alıp alamayacağı gibi pek çok soru gündeme taşındı.

Bu sorulara verilen yanıtlar kapsamında İsrail'in Ortadoğu'daki pek çok yeni teste cevap üretecek yeni bir politika geliştirmesi gerektiği belirtildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye'nin kuzeyinde tehlikeli ve amaçsız noktasal bir operasyonla övündüğü bir dönemde, burnunun dibinde İsrail'in parçası olmadığı yeni ittifaklar kuruluyor. Yalnızca bombardımanla güvenlik tesis edilemez ve tehditler önlenemez, çünkü bu durum, planlı bir politikanın ve Netanyahu döneminde içi boşaltılan diplomasinin yerini tutamaz. İsrail'in, Suriye ve Türkiye politikasına ilişkin olarak ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın uyarılarına kulak vermesi ve Türkiye ile bir gerilime girmekten sakınması gerekiyor.

Netanyahu, güvenlik kurumlarının üst düzey yetkililerinin katılımıyla Suriye ve Lübnan dosyalarını görüşmek üzere birden fazla toplantı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, İsrail'deki siyasi kademenin açıklamalarından ve artan tehditlerinden duydukları endişeyi dile getirerek, bu söylemlerin bölgeyi tehlikeli bir güvenlik tırmanışına sürükleme riski konusunda uyardılar.

Özellikle İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli bir maceraya sürüklediğini ve İsrail'in hiçbir tarafın güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyeceğini iddia ettiği açıklamaları dikkati çekti. Katz bu açıklamaları ABD Temsilcisi Tom Barrack'ın, İsrail'in Ebu Zuhur Havalimanı'na hava saldırısı düzenleme kararında dayandığı bir istihbarat raporunun bulunmadığı yönündeki ifadelerine yanıt verdiği sırada dile getirdi.

İsrail gazetesi Haaretz yayımlanan bir haberde, Katz ile Barrack arasındaki aleni anlaşmazlıkların, ABD-İsrail görüş ayrılıklarının giderek gün yüzüne çıktığı son döneme kıyasla nadir bir durum olduğu değerlendirildi. Haberde ayrıca, ABD yönetiminin Netanyahu'nun iç siyasi arenada karşı karşıya kaldığı kısıtlamaları ve seçmenlerinin gözünde zayıf görünme korkusunu belirli bir ölçüde anlayışla karşılıyor olma ihtimaline dikkat çekildi.

Medya organları askeri bir yetkiliye dayandırdıkları haberlerde, İsrail'in asıl ikileminin, Türklerin Suriye topraklarına gelişmiş silahlar ve teknolojik araçlar yerleştirmeye kalkışması durumunda ne yapacağı noktasında yattığını aktardı. Bu kapsamda, düzenlenen saldırının amacının Ankara ve Şam'a İsrail'in hava üssüne gelişmiş insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve hassas füzelerin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceği mesajını vermek olduğu öne sürüldü.

Öte yandan İsrail ordusu istihbarat birimlerinde eski bir albay olarak çeşitli görevlerde bulunmuş olan Dayan Merkezi araştırmacısı Michael Milstein, ‘Erdoğan rejimini İsrail'e düşman bir hasım’ olarak nitelendirerek, ordunun ve ilgili tüm birimlerin sınır hattına yerleşme çabaları karşısında teyakkuz halinde kalması çağrısında bulundu.

Fakat aynı zamanda Türkiye kaynaklı tehditlerin siyasi bir diyalog ve söylemle bertaraf edilmesinin mümkün ya da İsrail'in Suriye'deki saldırısının nihai ve zorunlu bir çıkış yolu olup olmadığının yanı sıra Ankara ile bir çatışmanın gelişmesi senaryosuna ve bunun uçuş hatları, ticaret ve enerji tedariki de dahil olmak üzere askeri, siyasi ve ekonomik tüm düzeylerdeki sonuçlarına ilişkin tüm analiz ve değerlendirmelerin İsrail'de yapılıp yapılmadığını sorguladı.

Milstein'a göre en kritik ve tehlikeli husus ise 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen diğer tüm cepheler -başta nükleer programının İsrail gündeminin merkezinde yer alması gereken İran olmak üzere- hâlâ aktifken yeni bir cephe daha açmanın ne anlama geleceğine ilişkin sorusuydu.

İsrail'deki birçok siyasi, güvenlik ve askeri merciyle örtüşen bir tutum sergileyen Milstein, “Bizden tamamen nesnel, yalnızca mesleki bir değerlendirmeye dayalı ve iç mutabakata tabi adımlar olarak görmemiz istenen girişimlerin arkasında siyasi saiklerin bulunduğuna dair ciddi şüpheler var. Son yıllarda tam aksini kanıtlayan ve bu tür soruların sorulmasını haklı çıkaran pek çok adım atıldı. Kamuoyu bu soruları sormakla ve aynı zamanda yöneltilen en ufak bir eleştirinin gevşeklik ya da vatanseverlikten yoksunluk olarak nitelendirilmesine karşı çıkmakla yükümlüdür” ifadelerini kullandı.


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.