Filistin kütüphaneleri ziyaretçiden yoksun

Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)
Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)
TT

Filistin kütüphaneleri ziyaretçiden yoksun

Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)
Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)

Filistin Merkezî İstatistik Bürosu’nun önceki verilerine göre 18 yaşın üstündeki erkekler, vakitlerinin yalnızca yüzde 2,7’sini farklı şekillerde okuyarak geçirirken yüzde 4,2 ile bu oranlar kadınlarda daha yüksek.
Kütüphanede yalnız
Independent Arabia'dan Ragda Ateme'nin haberine göre 70 yaşlarındaki Nidal Nureddin, elinde bir fincan kahve ve kitapla Batı Şeria’nın kuzeyindeki Nablus Belediye Kütüphanesi'nin evrakları arasında oturuyor. Tıpkı 50 yıl önce yaptığı gibi. Ama o zamanlar hep, birinin gözde koltuğuna oturmasından korkarmış. Öyle ya kütüphane geçmişte yüzlerce öğrenci, öğretmen ve entelektüel ile dolu olurdu. Bugün Filistin’in 1960 yılında kurulmuş olan bu en eski kütüphanesinin raflarındaki binlerce değerli kitap gibi Nureddin de yapayalnız oturuyor. Zira nadir zamanlar dışında ne bir ziyaretçi kapıyı açıyor ne de bir okuyucu. Nablus Halk Kütüphanesi de Filistin’in diğer kütüphaneleri gibi gelen-gidenin yokluğundan şikâyetçi. Independent Arabia’ya konuşan Nureddin’e göre teknoloji, televizyon ve internet dünyasına açılan zamanımızda kitap, artık en iyi sohbet arkadaşı değil. Kitabın yele kapıldığı bir durumda eğer varsa, aklın ve ruhun gıdası artık kitap dışında bir kaynak haline geldi.
Nureddin sözlerine şöyle devam ediyor: “Hayatım boyunca yaklaşık 10 bin kitap okudum. Biz gençliğimizde aramızdan en çok kim kitap okuyor diye yarışır, kitapların kalitesine çok dikkat ederdik. Dolaşımda en çok edebiyat, felsefe ve siyaset kitapları olurdu. Okuma sonrasında ise kitabın içeriğine dair tartışma oturumları düzenlenirdi. Ben cep telefonlarına dalıp kitabın değerini, zamanın önemini bilmeyen günümüz gençleri için çok üzülüyorum. Endişe verici bir gerileme söz konusu. Kitap okumayı teşvik edip kitap sevgisi aşılayan etkinlikler yapılmıyor. Orada burada duyurusu yapılan yarışmalar, para kazanma hevesinden öteye geçmiyor bence.”
Şok edici rakamlar ve acı gerçeklik
Batı Şeria’daki özel ve halk kütüphaneleri, kritik bir durgunluk aşamasından geçiyor. O kadar ki bazı kütüphaneler, Filistinlilerin okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmak durumunda kaldı. Filistin Merkezî İstatistik Kurumu’nun 2014 yılında yayınladığı rakamlara göre 18 yaşın üstündeki erkekler vakitlerinin sadece yüzde 2,7’sini farklı şekillerde okumak için geçirirken kadınlar yüzde 4,2 oranında okumaya vakit ayırıyor. Uzmanlara göre bugün bu oranlar çok daha düşük.
Batı Şeria’nın merkezindeki Ramallah’ta yer alan Daru’ş-Şuruk Yayın ve Dağıtım Merkezi Müdürü Hudar el-Bess, Independent Arabia ile yaptığı görüşmesinde şu ifadeleri dile getirdi: “Çok günler oluyor ki kitabevine kimse girmiyor. Aylık olarak kitap müşterilerinin sayısı 5-10 civarında.
Bu durum, Filistinlilerin okuma seviyesinde büyük bir düşüşün yaşandığını gösteriyor. 1997 yılında açılan Daru’ş-Şuruk kitabevi, şu an tamamen kapanma tehlikesi ile karşı karşıya. Satışlar, çalışanların aylık ücretlerini ve maaşlarını karşılamaya yetmiyor. Birçok zorluğa rağmen Batı Şeria’da okumayı teşvik etmek için topluluk girişimlerinde bulunduk. Ne yazık ki çağrılara cevap yok. 2009 yılında Okur Kulübü adını verdiğimiz bir etkinlik başlattık. Bu kulüp, kitabevini ziyaret edip bedava kitap okumak üzere istisnasız herkese kapılarını açtı. Kulübe o dönemde sadece üç kişi kayıt yaptırdı. 2010 yılında sayı sadece tek katılımcıya düştü. Kitaba ve okumaya tam olarak önem verilmediği için kampanyayı bitirmek zorunda kaldık. Az sayıda da olsa da satılan kitaplar, Arapça ve tercüme romanları gibi edebiyat türünde. İkinci sırada ise düşünce ve felsefe kitapları geliyor. Akademik amaçlı kitap satın alan öğrenci sayısı ise çok az.”
Yasadışı kitaplar
Batı Şeria çarşısında sokaklara açılan tezgâhlarda korsan ve kopyalanmış kitaplar yasadışı bir şekilde açıktan açığa satılıyor. Okuyucu, orijinal baskı ile korsan kitap arasında bir ayrım gözetmiyor. Öte yandan ucuz fiyatlara rağmen müşteri, bunları denk gelirse satın alıyor.
El-Bess, konuşmasını şu sözlerle sürdürüyor: “Basın Yayın Yasası, Batı Şeria’da 1995 yılından bu yana, yani 24 yıldır yürürlükte. Korsan yayınların sorgulanmasında da yazarlar ve yayınevlerine yönelik herhangi bir koruma içermiyor. Filistin Yasama Meclisi’nin olmadığı, yasa yapımı için toplanmadığı ve Filistin hükümetinin böyle bir kanuna gereken önemi vermediği bir durumda fikri mülkiyetin ve telif hakkının korunması, bir sonraki duyuruya kadar ertelenmiş kalacak”.
Gerçek ve vitrin arasındaki uçurum
Resmî istatistikler, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki okuma oranlarında bir düşüşün yaşandığını teyit ederken Filistinliler, yıllık olarak uluslararası yarışmalardan ödül topluyor. Filistinli öğrenci İfaf eş-Şerif, 2017 yılında BAE’de düzenlenen Okuma Mücadelesi yarışmasında Arap dünyasından toplam yedi milyon katılımcıya karşı zafer kazandı. 2018 yılında ise bir başka Filistinli Kasım Sabih de aynı yarışmada üçüncülük elde etti.
Daha önce Tamir Toplum Eğitimi Vakfı’nda okumayı teşvik etmek için bir kampanya yürüten Abdusselam Haddaş, Independent Arabia ile yaptığı görüşmede, “Bu yarışmalar ve ödüller, bir öğrenciyi mahvedebilecek en kötü şeydir. Zira bunlar sadece para için okumayı teşvik ediyor. Yarışmalar olmadan kitap taşıyan bir kişi bulamazsınız. Bu tür yarışmalara katılan öğrencinin rekabete konu olan kitabı okuyacağının hiçbir garantisi de yoktur. Nitekim ondan basit bir özet isteniyor. Batı Şeria’da özel ve devlet olmak üzere Filistinli resmî eğitim kurumlarında ciddi bir sorun var. Buralarda ne kültür için gerçek anlamda bir alan açılıyor ne de kitap için güvenli ve serbest bir ortam oluşturuluyor. Bu bilgi kurumları sadece adıyla ve güzel binaları ile var ve bir eğitim ortamı yaratmak için de kurulmuyor. Eğitim-Öğretim Bakanlığı, birinci sınıftan liseye kadarki eğitim süresince öğrenciye ezber ve damga metodu uyguluyor. Öğrencileri okumaya teşvik eden okul kütüphanesinin bile etkisi kalmadı. Okul kütüphanelerindeki kitapların çoğu toza bulanmış halde” ifadelerini dile getirdi.
Filistin’deki en eski kütüphane
Nablus Belediye Kütüphanesi, Filistin’deki en eski kütüphane olarak kabul ediliyor. O dönemde Kral Hüseyin tarafından çıkarılan Krallık kararıyla kurulan bu kütüphanenin açılışında Kral bizzat bulundu. Filistin ve Ürdün’deki ilk halk kütüphanesi olarak bu, birçokları tarafından kentte kültürel ve medeni bir devrim hareketi olarak kabul edildi. Kurulduktan sonra 1963 yılında Ürdün Kütüphaneler Birliği faaliyete başlayarak o dönemde Nekbe (İsrail'in kurulduğu Filistinliler için felâket günü) öncesine ait onlarca arşiv yazması topladı.
Nablus Belediye Kütüphanesi Müdürü Dırar Tavkan, Independent Arabia’ya, “Kütüphane 125 bin kitap barındırıyor. Bunların arasında 800 yılı aşmış olanlar da mevcut. Ayrıca İngilizce kitaplar da var. Bunun yanı sıra çoğu Osmanlı dönemine ait 1 milyon 300 kadar belge bulunuyor. Kütüphanedeki belgeler ve yazmalar, sadece burada var. Bunlarla birlikte İngiliz mandası, İsrail işgali, Ürdün iktidarı ve Filistin yönetimi dönemlerine dair bir arşiv de yer alıyor. Tüm bu hazinelere rağmen kütüphane, az sayıda okuyucu ve kitapsever ile buluşuyor. Geçmişte karar alıcıların merkezi, tüm Arap dünyasında bilgi kaynağı ve kültür öncülerinin sığınağı olan kütüphane bugün yoğun bir şekilde ziyaretçi eksikliği ile yüz yüze” şeklinde konuştu.
İsrailli okuyor
İsrail’deki Hayfa Üniversitesi’nin 2014 yılında teknolojinin okuma alışkanlıkları üzerindeki etkisine dair yaptığı bir araştırmaya göre İsrailliler, bilgisayar ve akıllı telefon gibi modern teknolojik aygıtların varlığından etkilenmeyerek kitap okumayı bırakmadı. İsraillilerin yüzde 25’i her gün kitap okuyor. İsrailli kütüphaneler ağı Steimatzky, kitap edinen İsraillilerin oranının yüzde 90’ın üzerinde olduğuna işaret ediyor. Bunların yüzde 33’ü her sene beşten fazla kitap alıyor. İsrailli yayınevleri 2015 yılında 78 binden fazla kitabın yanı sıra basılmamış elektronik yayınlar da çıkardı ve bununla önceki yıla oranla yüzde 17’lik bir artış gösterdi.



Uzmanlar açıkladı: Portakaldan daha çok C vitamini içeren gıdalar

Küçük bir portakal (120 g) yaklaşık 62 mg C vitamini içeriyor (Unsplash)
Küçük bir portakal (120 g) yaklaşık 62 mg C vitamini içeriyor (Unsplash)
TT

Uzmanlar açıkladı: Portakaldan daha çok C vitamini içeren gıdalar

Küçük bir portakal (120 g) yaklaşık 62 mg C vitamini içeriyor (Unsplash)
Küçük bir portakal (120 g) yaklaşık 62 mg C vitamini içeriyor (Unsplash)

Öksürük ve hapşırık mevsiminin başlamasıyla doktorlar, halka grip ve Kovid aşılarını yaptırma çağrısında bulunuyor.

Birçok kişi, burun akıntısının ilk belirtisinde soğuk algınlığını önleme umuduyla portakal suyu, C vitamini tabletleri ve hatta zencefilli bağışıklık içeceğine başvuruyor.

Soğuk algınlığı veya gribe yakalanmayı önleyebilecek tek bir vitamin veya gıda olmasa da C vitamini, bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı oluyor.

Ancak beslenme uzmanları, portakaldan çok daha fazla C vitamini içeren başka gıdalar olduğunu söylüyor.

Hangi besinler en fazla C vitamini içeriyor?

120 gramlık küçük bir portakal yaklaşık 62 miligram (mg) C vitamini içeriyor. Bu miktar, çiğ tüketilen yarım kırmızı dolmalık biberde bulunan yaklaşık 100 mg C vitamininin yalnızca bir bölümüne karşılık geliyor. 

Lisanslı beslenme uzmanı ve Low Appetite Cookbook'un yazarı Rob Hobson, The Independent'a yaptığı açıklamada, "En zengin kaynaklar arasında kırmızı biber, siyah frenk üzümü, kivi, çilek, brokoli ve Brüksel lahanasının yanı sıra turunçgiller yer alıyor" diyor.

Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi'ne (NHS) göre 19 ila 64 yaşlarındaki yetişkinler günde 40 mg C vitamine ihtiyaç duyuyor ve bu miktarın sağlıklı, dengeli bir beslenmeyle karşılanması gerekiyor.

C vitamini açısından zengin diğer meyve ve sebzelerin 80 gramlık porsiyonlarında bulunan miktarlar şöyle: Çilekte 46 mg, siyah frenk üzümünde 160 mg, brokolide 63 mg, Brüksel lahanasında 48 mg ve kivide 47 mg.

NHS'ye göre patates de C vitamini açısından zengin bir kaynak. Patatesin 100 gramında genellikle yalnızca 7-9 mg C vitamini bulunsa da çoğu kişi bir öğünde bundan daha fazla patates tüketiyor.

xscfgthy

C vitamini bağışıklık sistemi için neden faydalı?

Askorbik asit diye de bilinen C vitamini, suda çözünen ve vücutta depolanmayan bir vitamin.

Bu da gıdalardan her gün yeterli miktarda alınmasının hayati önem taşıdığı anlamına geliyor.

C vitamini, vücuttaki dokuların onarımına yardımcı olur ve hücreleri serbest radikallerin hasarından koruyup vücudun doğal savunma mekanizmalarını güçlendirerek bağışıklık sistemini destekler.

Hobson, "Normal bağışıklık fonksiyonunda önemli bir rol oynayan C vitamini, ilk savunma hattımızı oluşturan cildi ve öteki bariyerleri korumaya katkı sağlar ve makrofajlarla B ve T lenfositleri gibi bağışıklık hücrelerini destekler" diye ekliyor.

NHS, C vitamininin tek başına soğuk algınlığını önlediğine veya iyileşmeyi hızlandırdığına dair kesin kanıtların çok az olduğunu belirtse de vitamin deposu besinler tüketerek sağlıklı bir bağışıklık sistemini korumak, en başta hastalanmanızı önleyebilir.

Birleşik Krallık Bağımsız Eczaneler Birliği CEO'su Dr. Leyla Hanbeck, "D, C vitaminleri ve çinkoyu düzenli tüketmek veya beslenmenizi takviyelerle desteklemek bağışıklık sistemini güçlendirir" ifadelerini kullanıyor.

Dengeli beslenmenin yanı sıra bu vitaminleri düzenli ve yeterli seviyede almak önemli çünkü bunlar, bağışıklık sistemini güçlendirmede rol oynayarak vücudun virüslere karşı daha hazırlıklı olmasını sağlar.

Independent Türkçe


OpenAI krizini anlatan film görücüye çıktı: Son 10 yıldaki en iyi işi

Yapay, OpenAI'ın kuruluş sürecini, yükselişini ve şirketin kurucuları arasındaki güç mücadelesiyle yönetim krizlerini anlatıyor (Neon)
Yapay, OpenAI'ın kuruluş sürecini, yükselişini ve şirketin kurucuları arasındaki güç mücadelesiyle yönetim krizlerini anlatıyor (Neon)
TT

OpenAI krizini anlatan film görücüye çıktı: Son 10 yıldaki en iyi işi

Yapay, OpenAI'ın kuruluş sürecini, yükselişini ve şirketin kurucuları arasındaki güç mücadelesiyle yönetim krizlerini anlatıyor (Neon)
Yapay, OpenAI'ın kuruluş sürecini, yükselişini ve şirketin kurucuları arasındaki güç mücadelesiyle yönetim krizlerini anlatıyor (Neon)

Luca Guadagnino'nun merakla beklenen filmi Yapay (Artificial), pazartesi akşamı (5 Ekim) New York Film Festivali'nde prömiyerini yaptı.
 
OpenAI'ın kurucu ortaklarından Sam Altman'a odaklanan film, sosyal medyadaki ilk yorumlarda övgüyle karşılandı. Eleştirmenler yapımı "kışkırtıcı", "insanı sarsan bir şirket draması" ve yönetmenin "son 10 yıldaki en iyi filmi" diye nitelendiriyor.

Biyografik komedi-dram diye tanıtılan Yapay, Kasım 2023'te OpenAI yönetiminde yaşanan krizi anlatıyor. Altman, bu süreçte yapay zeka devindeki görevinden alınmış, ardından yeniden işinin başına dönmüştü.

Filmde Altman'ı Andrew Garfield canlandırıyor. Oscar ödüllü Anora'yla dikkat çeken Yura Borisov, OpenAI'ın kurucu ortaklarından ve dönemin baş bilim insanı Ilya Sutskever'ı canlandırıyor. Sutskever, Altman'ın görevden alınmasında rol oynayan isimlerden biri.

Monica Barbaro, şirketin o dönemki teknoloji direktörü Mira Murati'yi, Cooper Hoffman ise yönetim kurulu başkanı Greg Brockman'ı oynuyor. Ike Barinholtz, kurucu ortaklardan Elon Musk'ı, Mark Rylance da Nobel ödüllü Geoffrey Hinton'ı canlandırıyor.

Oyuncu kadrosunda ayrıca Jason Schwartzman, Chris O'Dowd, Zosia Mamet, Billie Lourd ve Angus Imrie yer alıyor. 

Yapay, Garfield'ı 2025 yapımı Avın Ardından'da (After the Hunt) birlikte çalıştığı Guadagnino'yla yeniden buluşturuyor.

Senaryoyu, Saturday Night Live'ın eski kalemlerinden mizah yazarı Simon Rich yazdı. 

Filmin hazırlıkları, Guadagnino projeye katılmadan önce Amazon MGM Stüdyoları'nda başlamıştı. Ancak beyazperdeye uzanan yolculuğu sancılı geçti.

Amazon MGM, ana şirketi Amazon'un OpenAI'la 50 milyar dolarlık yatırım içeren bir anlaşma imzalamasından birkaç gün sonra projeden çekildi. Neon ise haziranda, 40 milyon dolar bütçeli filmin tamamlanması için anlaşmaya vardı. Şirket, alışılmışın dışındaki bu anlaşmada peşin ödeme yapmadı ancak pazarlamaya 15 milyon dolar harcamayı taahhüt etti.

"Çağımızın acil meseleleriyle en yakından ilgili film"

Yapay'a ilişkin ilk değerlendirmeler arasında, Next Best Picture'ın genel yayın yönetmeni ve eleştirmen Matt Neglia'nın yorumu öne çıkıyor. Filmi "korkutucu olduğu kadar eğlenceli" bulan Neglia, şunları yazdı:

Güç, kontrol, hırs ve açgözlülük üzerine, senaryosu ustalıkla yazılmış bir insan hikayesi. Çağımızın acil meseleleriyle en yakından ilgili film bu olabilir. Andrew Garfield, Sam Altman rolünde kariyerinin en huzursuz edici performanslarından birini sergiliyor ve bambaşka birine dönüşüyor. Karakterin insanın savunmasını düşüren cazibesini de tedirgin edici kötücüllüğünü de aynı başarıyla yansıtıyor.

Neglia, Borisov'un performansını ve Damon Albarn'ın müziklerini de övdü:

Yura Borisov, OpenAI'ın arkasındaki parlak zeka rolünde muhteşem. Ortaya çıkmasına ve dünyaya yayılmasına katkıda bulunduğu teknolojinin ahlaki sonuçlarıyla boğuşan karakterini zeka ve empatiyle canlandırıyor. Damon Albarn'ın elektronik, atmosferik müzikleri, bu teknoloji odaklı hikayenin ruhunu kusursuz biçimde yansıtıyor. Guadagnino'nun sinemasal dokunuşları da bolca hissediliyor. Ortaya yönetmenin bugüne kadarki en komik ve en korkutucu filmi çıkmış olabilir. Kışkırtıcı, sürükleyici ve düpedüz dehşet verici. Tam da bugünü anlatan bir film. Sunduğu gelecek tasavvuru gerçekleşirse dönüp ona bakma fırsatımız bile olmayabilir.

"Eğlenceli ve korkutucu bir yolculuk"

Editör Eric Kohn ise filmi "tonunu kusursuz biçimde tutturan bir kara komedi" diye tanımladı:

Andrew Garfield, bir sinema canavarı, soytarı bir iş dünyası patronu ve şeytani bir dahi arasındaki ince çizgide yürüyor. Merkezindeki paradoksu somutlaştıran, eğlenceli ve korkutucu bir yolculuk.

Sinema eleştirmeni Jairo Jiménez de şu değerlendirmeyi yaptı:

Guadagnino, takıntılı enerjisi ve Andrew Garfield'ın parladığı güçlü bir farsla Silikon Vadisi'nin içyüzünü ortaya seriyor. Hararetli, insanı sarsan bir şirket draması. Asıl yapaylığın hiçbir zaman makinelerde değil, yönetim kurulu odasında olduğunu gösteriyor. Mutlaka görülmesi gereken bir film.

Variety'den Clayton Davis, Yapay'ı "Guadagnino'nun son 10 yıldaki en iyi filmi" diye nitelendirirken, "Andrew Garfield ve Yura Borisov kendilerini aşıyor. Bayıldım" ifadelerini kullandı.

"Bana o kadar benziyordu ki..."

Filmin konusu tartışma yaratabilecek olsa da Guadagnino, Vulture'a verdiği röportajda Altman'ın ya da filmde canlandırılan diğer kişilerin tepkilerinden "korkmadığını" söylemişti:

Bence büyük güç sahibi insanlar, topluma karşı sorumlu olmaları gerektiğinin çok iyi farkında olmalı.

Altman ise Garfield'la hiç tanışmadığını ancak evinin yakınındaki çekimlere rastladığında oyuncunun kendisi gibi yürüdüğünü fark ettiğini anlattı. Vanity Fair'ın kapak röportajında o anı şöyle aktardı:

Bir sabah kahve almak için sokakta yürüyordum. Her yerde kameralar vardı ve tıpkı benim gibi giyinmiş, benimkiyle aynı sırt çantasını takmış bir adam yürüyordu. Bana o kadar benziyordu ki simülasyonda tuhaf bir hata olmuş gibi hissettim. Çok garipti.

Öte yandan Variety, dün prömiyer sona ermeden yayımladığı özel haberinde Neon'un ödül kampanyasının ayrıntılarını duyurdu. Şirket, Oscar yarışında Garfield ve Rylance'ı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, Borisov'u En İyi Erkek Oyuncu, Barbaro'yu ise En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorilerinde destekleyecek.

Yapay, ABD'de 25 Aralık'ta, Türkiye'deyse 29 Ocak 2027'de vizyona girecek.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, Vanity Fair, Vulture


Phil Collins, Paul McCartney'yle 24 yıl süren küslüğünü anlattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Phil Collins, Paul McCartney'yle 24 yıl süren küslüğünü anlattı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Phil Collins, Paul McCartney'yle ilişkisinin son durumu hakkında açıklama yaptı.

75 yaşındaki Collins ve 84 yaşındaki McCartney arasındaki gerginlik, McCartney'nin 2002'de İngiltere Kraliçesi'nin Jübile Konseri sırasında In the Air Tonight'la tanınan şarkıcı hakkında yaptığı yorumdan bu yana sürüyor.

Piers Morgan Uncensored adlı podcast'in yakın tarihli bir bölümünde konuşan Collins, aralarındaki o ilk diyaloğu şöyle anlattı:

Buckingham Sarayı'nda prova alacaktık ve yanımda Hunter Davies'in [The Beatles hakkındaki] kitabının epey nadir bulunan ilk baskısı vardı. Paul'ün imzalaması için onu provaya götürmüştüm... Paul, o dönemde evli olduğu Heather Mills'le birlikte arkamdan yaklaştı ve ben de 'Paul, bunu imzalayabilir misin?' dedim.

Collins sözlerine şöyle devam etti:

Muhtemelen öyle demek istemedi ama 'Bizim küçük Phil de sıkı bir Beatles hayranıymış' dedi. Ben de içimden 'Seni pislik herif' diye geçirdim. Kendime engel olamadım, aklımdan geçen tam olarak buydu.

Collins, bu sözlerin kendisini incitmesiyle ilgili şunları ekledi:

Paul'u tanıyordum. Onunla daha önce de bir araya gelmiştim. Albümlerinden birinde çalmıştım. Prince's Trust etkinliğinde onunla birlikte sahneye çıkmıştım. Londra'daki bir ödül töreninde ona ödül vermiştim, yani onu bir nebze olsun tanıyordum. Bu yüzden verdiği cevaptaki o üslup beni biraz şaşırtmıştı.

Sussudio şarkısıyla tanınan isim, bu olayı 2016'da yayımlanan Not Dead Yet (Henüz Ölmedim) adlı anı kitabında da kaleme almış ve McCartney'nin kendisine e-posta gönderdiğini ancak bu mesaja yanıt vermediğini belirtmişti.

Collins, o yıl ekimde Billboard'a şöyle konuşmuştu:

Bu konuyla ilgili benimle iletişime geçti çünkü üzgündü. Ondan herhangi bir çiçek falan almadım, daha ziyade 'Hadi hayatımıza bakalım' minvalinde bir yaklaşım gördüm. Hakkında biraz nahoş bir şeyler söylediğim için üzülmesine üzüldüm, gerçi söylediğim şey aslında o kadar da nahoş değildi. İnsanlar bazen diğerlerine tavırlarının biraz daha iyi olabileceğini söylemezse, o zaman kimse kendini düzeltemez, anlıyor musun?

Morgan'a konuşan Genesis grubu üyesi Collins, King’s Trust yardım müzayedesi için hatıra eşyaları topladığını öğrenen McCartney'nin kendisiyle iletişime geçmesinin ardından yaşanan gelişmeleri paylaştı.

Collins, Morgan'a o anları şöyle anlattı:

Bana 'Hazır telefondayken...' dedi. İçimden 'Eyvah, başlıyoruz' diye geçirdim. Sonra 'Tüm bunlar da neyin nesi?' diye sordu. Ben de 'Keşke hiç söylemeseydim Paul, keşke hiç söylemeseydim' dedim. O ise 'Biliyor musun, aramızın iyi olduğunu sanıyordum' karşılığını verdi.

Collins, "Üzgün ​​olduğumu söyledim çünkü gerçekten onun..." diyerek cümlesini yarım bıraktı ve şöyle devam etti:

Yani belli ki bu durum onu ​​rahatsız etmişti çünkü o da tıpkı hepimiz gibi sevilmeyi seviyor! Belki de başkalarına kıyasla biraz daha fazla. Ama hepimiz sevilmek isteriz. Bunu anlıyorum.

Independent Türkçe