11 Eylül saldırılarını kim planladı?

11 Eylül saldırılarını kim planladı?
TT

11 Eylül saldırılarını kim planladı?

11 Eylül saldırılarını kim planladı?

Ahmed Mustafa
11 Eylül Komisyonu raporuna göre New York ve Washington'a yapılan saldırıların beyni Usame bin Ladin değil, Kuveyt’te büyüyen, ABD’de okuyan, Katar’da yaşayan ve çalışan Pakistan asıllı mühendis Halid Şeyh Muhammed’di.
11 Eylül saldırılarının arkasındaki başlıca isimlerden önce 1980'lerin sonlarında El Kaide'nin kurulmasından 2001 yılının sonbaharındaki saldırıya kadar kaydettiği terör gelişimine hızlı bir şekilde göz atmak faydalı olabilir. Öncelikle El Kaide lideri Usame bin Ladin'le ilgili bilgiler paylaşmak istiyorum.
Lawrence Wright’ın kaleme aldığı ‘The Looming Tower: Al-Qaeda and the Road to 9/11’ (Hayalet Kuleler: El-Kaide ve 11 Eylül Yolu) kitabının ilk iki bölümünde Usame bin Ladin’in Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından temsil ettiği terörün kaynağını özetliyor. Modern terörizmin ana teorisyeni olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) yöneticilerinden Mısırlı Seyyid Kutub hakkındaki ilk bölüm, ‘Şehit’ başlığını taşıyor. ‘İkinci Adam’ başlıklı bir sonraki bölüm ise Pakistan, Sudan ve Afganistan'da Usame bin Ladin’den daha fazla etkiye sahip olan ve şuan uluslararası terör örgütü liderliğine geçiş yapan El Kaide lideri Mısırlı Eymen ez-Zevahiri’den bahsediyor.
Zevahiri, Mısır'daki Cemaat-i İslamiye'nin lideri Ömer Abdurrahman (11 Eylül saldırılarının ardından ABD’de yargılanarak hapse girdi ve burada öldü) ile Usame bin Ladin'i kapmak ve onu İhvan’ın ilk liderlerinden Abdullah Azzam’dan uzaklaştırmak için rekabet halindeydi.
Müslüman Kardeşler çatısı altından hem terörist hem de cihatçı gruplar çıkarken sadece Seyyid Kutub'un sert terör ideolojisinden değil, aynı zamanda kendilerini İhvan’a bağlayan toplumsal, ailevi ve örgütsel ilişkilerden de etkilendiler.
El Kaide liderleri arasındaki Mısırlıların amacı başlangıçta Mısır’daki iktidarı terörist eylemlerle zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmaktı. Bunun için 1990’ların ilk yarısında Hasan el-Turabi himayesi ve Kurtuluş Hükümeti koruması altında Sudan’da bulunan Usame bin Ladin ve örgütünü Mısır’ı hedef almak için kullandılar. Fakat 1990'ların sonunda Mısır’ın Luksor şehrinde turistlerin hedef alındığı saldırıdan sonra Zevahiri, Bin Ladin'i El Kaide terörünü ABD yönlendirmesi için anlaşmayı duyurdu.
Bu ilan, Suudi yetkililer tarafından görmezden gelinen Bin Ladin’in Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinden sonra rotasını bu ülkeye çevirmek ve cihatçı eylemlerini ABD ve Batı’ya kaydırmak istediği bir döneme denk geldi. Eymen ez-Zevahiri ise Mısır’ı hedef alan eylemlerden vazgeçerek bu yaklaşımın samimi bir teorisyeni oldu.
Böylece 1998 yılında Nairobi ve Darüsselam’daki ABD elçilikleri ile 2000 yılında Aden limanında demirli ABD Donanması’na ait USS Cole savaş gemisini hedef alan intihar saldırıları düzenlendi. Ancak en büyük intihar saldırısının planı, Bin Ladin ve yardımcısı Ebu Hafs El-Mısri’nin önderlik ettiği dar bir ekip tarafından hazırlanıyordu.
Halid Şeyh Muhammed halen Guantanamo’da tutuluyor
1965 yılında Pakistan’ın Belucistan Eyaleti’nde doğan Halid Şeyh Muhammed, tıpkı 1993 yılında Dünya Ticaret Merkezi’nin hava uçurmaya çalışan yeğeni Remzi Yusuf gibi Pakistan’dan ailesiyle birlikte Kuveyt’e gitti. Bununla birlikte Halid Şeyh Muhammed, çeşitli terör eylemlerinden sorumlu tutulan Ammar el-Beluşi’nin de amcasıdır. ABD tarafından yapılan soruşturma belgelerine göre Halid Şeyh Muhammed, 16 yaşında okuldayken İhvan’a katıldı. 1983 üniversite eğitimi almak üzere ABD’ye gitti ve 1986 yılında mezun oldu. Daha sonra erkek kardeşlerinin o sırada Sovyet işgaline karşı mücadele eden ‘Afgan mücahidlerinin’ kamplarına katıldıkları Peşaver'e taşındı.
Peşaver’de Abdullah Azzam ile birlikte çalışan Halid Şeyh Muhammed daha sonra El Kaide’ye dönüşen Arap Afganları ile tanıştı. 1993 yılında evlendi ve ailesiyle birlikte Katar'a taşındı. Burada Katar Genel Enerji ve Şu Şirketi’nde (QEWC) işe başladı. Şirketin başında ise o dönem 11 Eylül saldırıları sırasında Katar İçişleri Bakanı Abdullah bin Halid bin Hamad Al Sani bulunuyordu.
Katar’dan ayrılan Halid Şeyh Muhammed, 2003 yılında Pakistan'da birçok kez tutuklanıp sorgulandı. Bu tutuklamaların nedenlerinden biride 1994 yılında başarısızlıkla sonuçlanan Bojinka Planı’ydı. Daha sonra birçok görev için ABD’nin dört bir yanına gitti.
1994 yılı sonunda yeğeni Remzi Yusuf ile birlikte Asya'dan ABD’ye uçuşlar düzenleyen ABD ticari uçaklarına yönelik eylem gerçekleştirmek üzere Katar'dan Filipinler'e geçti. O yıllarda terör eylemleri için biri Katarlı bir işadamı kimliği olmak üzere 40’ın üzerinde sahte kimlik kullanıyordu.
ABD soruşturmalarındaki bazı raporlar, 1995 yılında Mısır merkezli bir hayır kurumu için çalıştığını gösteren sahte belgelerle Bosna'ya gittiğini gösteriyor. Bu da Katar vatandaşlığının tüm bu eylemlerini kolaylaştırdığına işaret ediyor.
Bush yönetimi döneminde terörle mücadele koordinatörü olan Richard Clarke iki yıl önce New York Daily News’de, Şeyh Muhammed’in 1996 yılında kendisini 1993’teki Ticaret Merkezi’ne yönelik bombalı saldırı girişimi ve 1995’teki Manila’da gerçekleşen terör eyleminde üstlendiği rol nedeniyle arayan ABD’li yetkililere yakalanmamak için Katar pasaportuyla nasıl kaçtığına ilişkin bir makale kaleme aldı. Clarke makalesinde Halid Şeyh Muhammed'in 11 Eylül saldırıları, Bali’deki bombalı saldırılar, ABD’li gazeteci Daniel Pearl’ün öldürülmesi ve diğer terör eylemlerindeki rolüne vurgu yaparak: “Eğer Katarlılar, 1996 yılında istediğimiz gibi onu bize teslim etselerdi, bugün dünya farklı bir yer olurdu” ifadelerini kullandı.
Halid Şeyh Muhammed ile Bin Ladin Katar'da yaptıkları görüşmelerde Asya’dan ABD’ye uçan uçaklarla ilgili planından bahsetti. Ardından 1996 yılında saldırılar için gerçek planlar yapmaya başlamak üzere Afganistan'a taşındı.
Ebu Hafs el-Mısri
Merkezi İstihbarat Ajansı (CIA) ve Federal Araştırma Bürosu (FBI) ile diğer devlet kurumları gibi ABD’li resmi kaynaklardan edinilen bilgilere göre gerçek adı Muhammed Atıf olan Ebu Hafsa el-Mısri, ABD’nin Kasım 2001’de Afganistan’a düzenlediği hava saldırısındaki ölümüne kadar Usame bin Ladin’in yardımcılığını ve El Kaide’nin askeri komutanlığını yürüttü. Atıf, 1996 yılında Victoria Gölü'nde boğularak ölen Mısırlı El Kaide liderlerinden Ebu Ubeyde el-Benşiri’nin halefiydi. 1950’lilerin ortalarında Mısır’ın el-Minufiye şehrinde doğdu. Atıf’ın doğduğu yıllara ilişkin ABD soruşturmalarındaki raporlarda farklılıklar bulunuyor. Askerlik görevini Mısır Hava Kuvvetleri’nde yapan Ebu Hafs el-Mısri daha sonra polis memuru olarak çalıştı. İslami Cihad üyesiydi ve Arap Afganlara katıldı. 1980'lerin sonunda El Kaide'nin kuruluşunda Bin Ladin ve Zevahiri’nin yanında yer aldı. Kızı Pakistan’da El Cezire kanalının muhabiri Ahmed Muvaffak Zeydan’ın katıldığı bir düğünle Bin Ladin’in oğlu ile evlendi. Düğünün bir kısmı Katar merkezli kanal tarafından yayınladı.
Muhammed Atıf, 11 Eylül saldırılarının iki numarasıydı. Halid Şeyh Muhammed'in fikir babası ve planlayıcısı olduğu New York ve Washington'a yönelik hava saldırıları düzenleyen intihar timinin organizatörü ve eğitimcisi Muhammed Atıf oldu.
FBI soruşturmasındaki bilgilere göre Atıf, 1995 yılında kendisine Brezilya'da bir görev vermesinin ardından, 1997'de Afganistan'daki Tora Bora adlı dağlık bölgede Bin Ladin'e Halid Şeyh Muhammed'le tanıştı.
Muhammed Atıf, 1990’ların ilk yarısında Sudan’daki El Kaide liderliğine uçak kaçırma olayının etkisiz olacağına dair bir çalışma hazırladı. Atıf’a göre bu mahkumların serbest bırakılması karşılığında rehinelerin serbest bırakılmasının müzakere edilmesini amaçlayan bir süreçti ve zarar veya yıkıma neden olmayacaktı.
ABD’nin Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerinin bombalanmasından sadece üç ay önce 1998 yılında, Afgan alimlerinden Bin Ladin’in ABD’li sivillere yönelik saldırılarını haklı çıkaran bir fetva çıkardı. Böylece saldırılardan bunları sebebi olarak görülen ABD sorumlu tutuldu.
ABD merkezli çeşitli araştırmaların dayandığı aynı kaynaklara göre Usame bin Ladin’in 11 Eylül saldırılarının intihar timinin başında Mısırlı Muhammed Atta’nın olmasına karar vermesinin ardından Atıf,  intihar timinin eğitiminin yanı sıra lojistik ve finansal desteğiyle ilgilendi.
Timdeki 20’inci intihar bombacısı olan Remzi bin eş-Şeybe ABD'ye giriş için vize alamayınca Atıf Şeybe’ye, time para göndermesi ve onlarla şifreli iletişim kurması talimatı verdi.
ABD’nin 11 Eylül saldırılarına ilişkin soruşturma komisyonunun raporu, Ebu Hafs el-Mısri’nin merkezi rolünü ifade etmiyor olabilir. Ancak, ABD merkezli soruşturmalar ve çeşitli kaynaklardan edinilen bilgiler, Atıf’ın El Kaide’nin kuruluşundaki rolü ile Bin Ladin ve Halid Şeyh Muhammed ile olan ilişkisini açıkça gösteriyor.
İntihar Bombacıları Timi
Bin Ladin, Halid Şeyh Muhammed ve Muhammed Atıf’ın anlaşmasına göre intihar bombacısı tim başlangıçta 20 kişiden oluşuyordu. Bu 20 kişi, Saldırıda kullanılan dört uçaktan her biri için 5’er kişi olarak ayrıldı. Uçakların ikisi New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ni, biri ABD Savunma Bakanlığı’nı (Pentagon) ve biri de Capitol Hill veya Beyaz Sarayı hedef alacaktı. Son uçağın asıl amacı öğrenilemedi. Çünkü Pennsylvania'ya indi ve içinde intihar timinden diğer uçaklardaki gibi 5 değil, 4 kişi vardı.
Timin lideri Muhammed Atta’ydı. 20’inci intihar bombacısı Remzi bin eş-Şeybe vize alamıştı ve yerine geçmesi gereken Zekeriya Musevi de saldırıya yetişemedi. Çünkü o Lübnanlı Ziyad el-Cerrah’ın yedeğiydi.
CIA’ye göre, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yapılan saldırılarda yer alan 19 intihar bombacısının adları ise şöyle:
33 yaşındaki Mısırlı Muhammed Muhammed el-Emir İvad es-Seyyid Atta (Dünya Ticaret Merkezi’nin Kuzey Kulesi’ne çarpan ilk uçaktaki timin lideri)
22 yaşındaki Suudi Abdulaziz Abdurrahman Muhammed el-Ömeri
25 yaşındaki Suudi Saddam bin Muhammed Abdurrahman es-Sekami
28 yaşındaki Suudi Valid Muhammed Abdurrahman eş-Şehri
22 yaşındaki Suudi Velid Muhammed Abdullah eş-Şehri
23 yaşındaki BAE’li Mervan Yusuf eş-Şehi (Dünya Ticaret Merkezi’nin Güney Kulesi’ne çarpan ikinci uçaktaki timin lideri)
22 yaşındaki Suudi Ahmed Salih Said el-Gamidi
24 yaşındaki BAE’li Fayiz Raşid Beni Hamad
20 yaşındaki Suudi Hamza Salih Ahmed el-Gamidi
22 yaşındaki Suudi Muhanned Muhammed Fayiz eş-Şehri
29 yaşındaki Suudi Hani Salih Hasan Hancur (Pentagon’a çarpan ikinci uçaktaki timin lideri)
26 yaşındaki Suudi Halid bin Muhammed bin Abdullah el-Mahdar
24 yaşındaki Suudi MAcid Mevkid Meşan bin Ganim el-Harbi
25 yaşındaki Suudi Nevvaf bin Muhammed Salim el-Hazmi
20 yaşındaki Suudi Salim Muhammed Salim el-Hazmi
26 yaşındaki Lübnanlı Ziyad Semir Cerrah (Pensilvanya’ya düşen uçaktaki timin lideri)
23 yaşındaki Suudi Ahmed Abdullah Abdurrahman el-Naami
20 yaşındaki Suudi Ahmed İbrahim el-Haznavi
21 yaşındaki Suudi Said Abdullah Ali Süleyman el-Gamidi
ABD’ye vize alamadığı için timin 20’inci üyesi olamayan Yemenli Remzi bin eş-Şeybe, Fas asıllı Fransa vatandaşı Zekeriya Musevi ve Lübnan vatandaşı Ziyad Cerrah Guantanamo'da hapse atıldı.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.