Merkez Bankası'ndan kredi kartından alınan komisyona sınırlamahttps://turkish.aawsat.com/home/article/1947906/merkez-bankas%C4%B1ndan-kredi-kart%C4%B1ndan-al%C4%B1nan-komisyona-s%C4%B1n%C4%B1rlama
Merkez Bankası'ndan kredi kartından alınan komisyona sınırlama
İstanbul/İHA
TT
TT
Merkez Bankası'ndan kredi kartından alınan komisyona sınırlama
Merkez Bankası, bankaların, kredi kartı ile yapılan alışverişlerde üye iş yerlerinden alabileceği komisyon oranını yüzde 1.6 ile sınırladı.
Merkez Bankası, bankaların, kredi kartı ile yapılan alışverişlerde üye işyerlerinden alabileceği komisyon oranını yüzde 1.6 ile sınırladı. Karar, 1 Kasım 2019'dan itibaren geçerli olacak. Mevcut uygulamada komisyon oranında sınır bulunmuyor.
Suudi Arabistan’ın kara taşımacılığı sektörü, tedarik kesintilerini önleyerek açığın yüzde 60’ını karşılıyor
Dammam’daki Kral Abdulaziz Limanı’nda bekleyen bir tren (Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi)
Küresel ekonomi, deniz ticaret yollarındaki aksaklıklar nedeniyle artan baskılarla karşı karşıya kalırken, Suudi Arabistan’da kara ve demir yolu taşımacılığı sektörü bölgesel ticaret rotalarını yeniden şekillendirmeyi başardı. Sektör, yalnızca bir transit geçiş hattı olmaktan çıkarak, krizleri yüksek verimlilikle yönetebilen ‘egemen bir dağıtım merkezine’ dönüştü. Lojistik uzmanları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi tarafından sağlanan son düzenleyici kolaylıkların, temel mal tedarikindeki açığın yüzde 40 ila 60’ını karşılayacak anlık kapasite oluşturduğunu belirtti. Bu gelişmenin, ülkenin bölge için lojistik bir güven unsuru olarak konumunu güçlendirdiği ifade edildi.
Bu rol, bir dizi düzenleyici kararla pekiştirildi. Söz konusu adımlar arasında üçüncü taraflara yük taşımacılığı sözleşmesi yapılmasına izin verilmesi, kamyonların kullanım süresinin 22 yıla kadar uzatılması ve Körfez ülkelerinden boş soğutmalı kamyonların girişine izin verilmesi yer aldı. Ayrıca Kral Abdulaziz Limanı’nda ‘Körfez depolama bölgeleri’ girişimi başlatılırken, günlük 2 bin 500’den fazla konteyner taşıyan tren seferlerinin kapasitesi de artırıldı.
Uzmanlar, bu adımların geçici çözümler olmanın ötesinde, Hürmüz Boğazı krizi kaynaklı baskılar karşısında stratejik bir yanıt niteliği taşıdığını vurguladı. Bu sayede Suudi Arabistan’ın, küresel krizlerin en zorlu dönemlerinde lojistik hizmetleri etkin şekilde yönetebildiği ve limanları ile kara taşımacılığı ağlarını, çevre ülkelerin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmesi için kritik bir merkez haline getirdiği ifade edildi.
Anlık koşulları altında verimlilik
Lojistik uzmanı Hasan Âl Helil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kamyonların kullanım süresinin uzatılmasının piyasa baskılarına karşı esnek bir düzenleyici yanıt olduğunu belirtti. Âl Helil’e göre bu adım, yeni yatırımlara ihtiyaç duyulmadan ek operasyonel kapasite sağlarken, kısa vadede filonun kapasitesini yüzde 10 ila 18 arasında artırabilir. Ayrıca taşıma maliyetlerini yüzde 15’e kadar düşürerek arz-talep dengesizliğinin azaltılmasına ve fiyat istikrarının desteklenmesine katkı sağlayabilir.
Ancak aynı zamanda bu yaklaşımın, daha eski araçlarda artan yakıt tüketimi ve bakım maliyetleri ile arıza risklerinin yükselmesi gibi zorluklar doğurduğuna dikkat çekti. Bu durumun kontrol altına alınmaması halinde orta vadede toplam taşıma maliyetlerini artırabileceğini vurgulayan Âl Helil, dengenin sağlanabilmesi için sıkı teknik denetim gerektiğini ifade etti. Buna göre kamyonların verimliliğinin yüzde 80 ila 90 seviyelerinde korunması ve daha düşük emisyonlu, modern filolara geçişin hızlandırılması önem taşıyor.
Öte yandan lojistik uzmanı Neşmi el-Harbi, söz konusu kararı kriz yönetimi açısından etkili bir taktik olarak değerlendirdi. El-Harbi, mevcut büyük filodan yararlanılarak piyasaya hızlı kapasite sağlanmasının hedeflendiğini belirtirken, dengenin araçların kullanım süresini sınırlamakla değil, sıkı teknik denetimlerle sağlanabileceğini vurguladı. Bu sayede operasyonların güvenlik ve sürdürülebilirlik standartlarından ödün verilmeden sürdürülebileceğini ifade etti.
Kapasite tekelinin kırılması
Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi, yeni bir düzenleyici kararla, lisanslı işletmelere üçüncü taraflar adına yük taşımacılığı için geçici olarak sözleşme yapma imkânı tanındığını ve uygulamanın önümüzdeki eylül ayına kadar süreceğini açıkladı. Söz konusu adımın, operasyonel varlıkların kullanım verimliliğini artırmayı ve piyasa esnekliğini güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi.
Bu çerçevede Âl Helil, kararın özel şirket filolarının genel taşımacılık sistemine dahil edilmesiyle varlık kullanımını artırdığını ifade etti. Âl Helil’e göre bu durum, toplam taşımacılık arzını yüzde 25’e kadar yükseltirken, operasyonel varlıkların kullanım oranını yaklaşık yüzde 30 artırabilir. Bunun da taşıma maliyetlerinde yüzde 8 ila 15 arasında düşüş sağlaması bekleniyor.
(foto altı) Suudi Arabistan Demiryolları’na (SAR) ait bir yük treni (SPA)
Âl Helil ayrıca, bu iyileşmenin özellikle gıda ve tüketim malları gibi taşımaya bağlı sektörlerde fiyat dalgalanmalarını azaltabileceğini, fiyat oynaklığını yüzde 12’ye kadar düşürebileceğini belirtti. Bunun yanı sıra, artan nakliye maliyetlerinden kaynaklanan enflasyonist baskıların da sınırlanmasına katkı sağlayabileceğini vurguladı.
Öte yandan el-Harbi, söz konusu kararın daha ileri bir etki yarattığını belirterek, piyasadaki ‘kapasite tekelleşmesini kırdığını’ ifade etti. El-Harbi, filoya sahip her işletmenin potansiyel bir taşımacılık hizmet sağlayıcısına dönüşmesi sayesinde boş seferlerin azaldığını, operasyonel verimliliğin arttığını ve ‘ithal enflasyon’ olarak tanımlanan baskıların absorbe edilmesine katkı sağlandığını söyledi. Ayrıca, Hürmüz Boğazı krizinin etkilerinin nihai tüketiciye yansımasının önüne geçildiğini dile getirdi.
Demiryolu taşımacılığı ve eksik halka
Söz konusu adımlar yalnızca kara yollarıyla sınırlı kalmadı, demir yolu bağlantılarının güçlendirilmesini de kapsadı. Bu çerçevede Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi, Suudi Arabistan Demiryolları’na (SAR) ek istasyonlarda konteyner trenleri işletme lisansı verdi. Halihazırda bu trenler günlük 2 bin 500’den fazla standart konteyner taşırken, Doğu bölgesindeki limanları Ürdün sınırındaki el-Hadise geçiş noktasına bağlayan uluslararası bir lojistik koridor da devreye alındı.
Bununla birlikte, elde edilen ilerlemeye rağmen Âl Helil, rakamların daha da artırılmasını engelleyen bir ‘eksik halka’ bulunduğuna dikkat çekti. Âl Helil’e göre bu sorun; terminal altyapılarındaki entegrasyon eksikliği, istasyonların sınırlı kapasitesi, limanlar ile trenler arasındaki zamanlama zorlukları ve operasyonel varlık yetersizliği gibi unsurlardan kaynaklanıyor.
El-Harbi de bu değerlendirmeye katılarak, temel sorunun iki ana noktada toplandığını ifade etti: Tren istasyonları ile depolar arasındaki son bağlantı ve gemilerin boşaltılması ile trenlere yükleme süreçleri arasındaki zaman uyumu. El-Harbi, doğu ile batıyı bağlayacak ‘kara köprüsü’ projesinin tamamlanmasının, kamyonlara bağımlılığı azaltarak deniz taşımacılığı üzerindeki baskıyı hafifletecek kalıcı çözüm olacağını belirtti.
Gıda güvenliği öncelikli bir konu
Gıda güvenliğine verilen önceliği yansıtan bir adım olarak, Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi, Körfez ülkelerinden boş soğutmalı kamyonların ülkeye girişine izin verdi. Bu araçların, hızlı bozulan ürünlerin taşınmasında kullanılacağı belirtildi. Âl Helil, söz konusu kararın soğuk zincir taşımacılığının verimliliğini artıracağını ve operasyonel kayıpları azaltacağını ifade etti. Âl Helil, bu adımın tedarik açığının yüzde 15 ila 35’ini karşılayabileceğini, kritik durumlarda ise bu oranın yüzde 40’a kadar çıkabileceğini öngördü.
Suudi Arabistan merkezli Red Sea International şirketine ait bir kara filosu (SPA)
El-Harbi, söz konusu kararı ‘can suyu’ olarak nitelendirdi. El-Harbi, özellikle Körfez ülkelerinin gıda ve ilaçta yüzde 80’in üzerinde ithalata bağımlı olduğu bir ortamda, bu adımın arz açığının yüzde 40 ila 60’ını karşılayabileceğini ifade etti. Ayrıca, Kızıldeniz limanlarının fiilen Körfez pazarlarının beslenmesinde ana çıkış noktalarından biri haline geldiğini belirtti.
Depolamadan transit geçişe
Kral Abdulaziz Limanı’nda başlatılan ‘Körfez depolama bölgeleri’ girişimi, akışların düzenlenmesinde en önemli araçlardan biri olarak öne çıktı. Proje kapsamında her Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkesi için özel operasyon alanları tahsis edilirken, depolama ücretlerinden 60 güne kadar muafiyet sağlanıyor.
Âl Helil, girişimin başarısının önceden planlama, akıllı saha yönetim sistemleri, gümrük işlemlerinin hızlandırılması ve limanın taşıma ağlarıyla entegrasyonu gibi ileri düzey operasyonel yönetim uygulamalarına bağlı olduğunu belirtti. Bu sayede hareketin akıcı olacağı ve tıkanıklığın önleneceği vurgulandı.
Öte yandan el-Harbi, muafiyetin etkin şekilde yönetilmediği takdirde bir zorluk haline gelebileceğini ifade etti. El-Harbi, yapay zekâ destekli ‘dinamik saha yönetimi’ ve gemiler limana gelmeden önce yapılan ‘ön gümrükleme’ uygulamalarının önemine dikkat çekti. Ayrıca, her ülkeye tahsis edilen alanların ‘egemen kuru limanlar’ gibi işlev görerek limanı yalnızca bir depolama noktası olmaktan çıkarıp bölgesel hızlı geçiş platformuna dönüştürdüğünü söyledi.
Hedefin üzerinde bir ekonomik getiri
Ekonomik açıdan, bu adımların etkisi yalnızca tedarik sürekliliğiyle sınırlı kalmıyor. Âl Helil, uygulamaların lojistik sektörünün gayri safi yurtiçi hasıladaki katkısını artırdığını, yatırımları çektiğini, yeniden ihracat hareketliliğini canlandırdığını ve operasyonel maliyetleri düşürdüğünü belirtti. Ayrıca bu adımların kaliteli istihdam olanakları yarattığını vurguladı.
Öte yandan el-Harbi, en büyük kazancın doğrudan göstergelerin ötesinde olduğunu ifade etti. El-Harbi’ye göre, 2025’te konteyner elleçlemede yüzde 10,6’lık bir artışla 8,3 milyon konteynere ulaşılmış olsa da, asıl etki Suudi Arabistan’ın bölge için bir ‘lojistik güvenlik vanası’ olarak konumunu pekiştirmesinde yatıyor. Bu durum, uluslararası yatırımcı güvenini artırırken, Vizyon 2030 hedeflerini de destekliyor.
Dammam’daki Kral Abdulaziz Limanı (Suudi Arabistan Yol ve Ulaştırma Genel Otoritesi)
Sonuç olarak, bu kolaylıklar Suudi Arabistan’ın yalnızca acil bir krizi yönetmekle kalmadığını, aynı zamanda entegre bir ulaştırma sistemi aracılığıyla bölgesel ticaret haritasındaki rolünü yeniden şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Ülke, şokları absorbe edebilen ve zorlukları fırsata dönüştürebilen bir lojistik merkez haline gelerek kıtalararası bağlantıyı güçlendiriyor ve en zor koşullarda bile mal akışını güvence altına alıyor.
Küresel ekonomi, ‘savaş primleri’ gölgesinde verilerin merceği altında
Seul’deki bir benzin istasyonunda gösterilen yakıt fiyatları (EPA)
Küresel ekonomi kritik bir haftaya girerken, piyasalar istihdam, sanayi üretimi ve küresel fiyat seviyelerine İran’daki savaşın verdiği gerçek zararı ilk kez ortaya koyacak temel ekonomik verilerin açıklanmasını bekliyor. Yatırımcılar açısından makroekonomik veriler artık tek belirleyici olmaktan çıkarken, sahadaki gelişmelerin gerisinde kalan bir unsur haline geldi.
ABD’de gözler, önümüzdeki cuma günü açıklanacak mart ayı tarım dışı istihdam verisine çevrildi. Söz konusu veri, yakıt fiyatlarındaki sert yükseliş ortamında Amerikan ekonomisinin gücüne yönelik önemli bir sınav olarak görülüyor. HSBC ekonomistleri sınırlı da olsa pozitif bir büyüme öngörürken, piyasalar Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı üretim maliyetlerindeki artış ve satın alma gücündeki aşınma endişeleriyle, 2026 yılında faiz indirimi yerine yüzde 42 olasılıkla faiz artışı ihtimalini fiyatlamaya başladı.
Avrupa’da enflasyon
Paskalya tatillerinin kısalttığı işlem haftasında Avrupa piyasaları, mart ayına ilişkin öncü enflasyon verilerine odaklandı. Açıklamaların pazartesi günü Almanya ile başlaması, salı günü ise Fransa, İtalya ve euro bölgesi geneline yayılması bekleniyor. Wall Street Journal’a göre bu veriler, Ortadoğu’daki çatışmanın Avrupalı tüketicilerin harcamalarına etkisini ölçen ‘ilk test’ niteliği taşıyor.
Manhattan’da bulunan New York Borsası’nın içindeki ‘Wall Street’ tabelası (Reuters)
Investec ve HSBC analistleri, özellikle yüzde 60 artan doğal gaz fiyatları başta olmak üzere küresel enerji maliyetlerindeki sıçramanın, gübre ve ham maddeler üzerinden tarım ve sanayi üretim maliyetlerine yansımaya başladığını belirtiyor.
Euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesi ithalat faturasını keskin biçimde artırırken, bu durum Avrupa Merkez Bankası (ECB) için ‘varoluşsal bir ikilem’ yaratıyor. Bir yandan ithal enflasyon faiz artışı baskısını artırırken, diğer yandan zayıflayan tüketim Avrupa’yı uzun süreli bir stagflasyon riskine yaklaştırıyor.
Wall Street Journal’ın değerlendirmesine göre piyasalar artık yaz aylarında faiz indirimi beklentisini büyük ölçüde terk etti; bunun yerine enflasyonun yüzde 2 hedefinin üzerinde daha uzun süre kalacağı senaryosuna karşı pozisyon almaya başladı.
İngiliz tahvillerinde yaşanan deprem
İngiltere devlet tahvili piyasası (Gilts), mini bütçe krizinden bu yana en sert dalgalanmalardan birini yaşıyor. ‘Savaşın gerçekleri’ olarak nitelendirilen gelişmeler, piyasa beklentilerini köklü biçimde değiştirdi. Henüz bir ay önce 2026 yılı içinde iki faiz indirimi beklenirken, bu beklenti tamamen tersine döndü ve swap piyasaları, Hürmüz Boğazı’ndaki tedarik zinciri aksaklıklarının yarattığı enflasyon baskısıyla art arda üç faiz artışını fiyatlamaya başladı.
Londra’da benzin istasyonuna giren bir araba (EPA)
Bu çerçevede finans çevreleri, salı günü açıklanacak revize gayrisafi yurt içi hasıla verilerine odaklandı. Söz konusu veriler yalnızca geçmiş performansı değil, aynı zamanda İngiliz ekonomisinin mevcut şoka hangi mali güçle yaklaştığını anlamak açısından da önem taşıyor. Yatırımcıları daha fazla endişelendiren ise Londra Borsası Grubu (LSEG) verileri oldu. Bu verilere göre Bank of England’ın bir sonraki toplantısında ‘agresif’ bir faiz artırımına gitme olasılığı yüzde 73’e ulaştı. Bu beklenti, tahvil getirilerinin yükselmesine yol açarken, piyasaların ekonominin uzun süreli bir belirsizlik dönemine girebileceğine yönelik kaygılarını da yansıtıyor.
Çin maliyetlerle karşı karşıya
Küresel piyasalar, Çin’de salı ve çarşamba günleri açıklanacak resmi ve özel imalat satın alma yöneticileri endekslerini (PMI) temkinli bir şekilde bekliyor. Söz konusu veriler, Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı maliyet şokunu Asya devinin ne ölçüde absorbe edebileceğini gösterecek ‘kritik eşik’ olarak değerlendiriliyor. ING Group ekonomistleri mart ayında imalat faaliyetinin yeniden genişleme bölgesine dönebileceğini öngörse de artan ham madde fiyatları ve alternatif deniz taşımacılığı maliyetleri nedeniyle kâr marjlarının hızla erimesi en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
S&P Global verilerine göre, Çin’deki küçük ve orta ölçekli işletmeler çift yönlü baskı altında bulunuyor. Bir yandan üretim için gerekli enerji maliyetleri artarken, diğer yandan Batı piyasalarını etkisi altına alan enflasyon dalgası nedeniyle küresel talepte düşüş yaşanabileceği endişesi öne çıkıyor. Bu hafta Çin’de inşaat veya imalat faaliyetlerinde beklenmedik bir daralma yaşanması, küresel büyümenin yavaşladığına dair erken bir uyarı sinyali olarak değerlendirilebilir. Özellikle Pekin yönetiminin, yerel ekonomiyi destekleme ihtiyacı ile Hürmüz Boğazı’ndan uzak, daha uzun ve maliyetli deniz rotalarından yapılan artan enerji ithalatı arasında denge kurmak zorunda kalması dikkat çekiyor.
Japonya: Yen rüzgârın etkisinde
Japonya’da finansal piyasalar, pazartesi günü açıklanacak Bank of Japan görüş özetine odaklandı. Petrol kaynaklı doların güçlenmesi karşısında dalgalanan yen üzerindeki baskı dikkat çekiyor. Banka son toplantısında faizi yüzde 0,75 seviyesinde sabit tutsa da İran’daki savaşın tırmanması Tokyo’daki politika yapıcıları zor bir tabloyla karşı karşıya bıraktı. Enerji ihtiyacının büyük bölümünü Hürmüz Boğazı üzerinden karşılayan Japonya, taşıma ve yakıt maliyetlerinin etkisiyle hızlanan çekirdek enflasyonu yakından izlemek zorunda kalıyor.
Çarşamba günü açıklanması beklenen Tankan Survey sonuçlarına göre, büyük Japon üreticiler arasında krizin sürmesi halinde özellikle yarı iletken ve elektronik sektörlerinde kâr marjlarının eriyebileceği yönünde endişeler artıyor. Bu durumun, merkez bankasını geleneksel temkinli duruşunu terk ederek para birimini desteklemek için doğrudan müdahaleye ya da ithal enflasyonu sınırlamak amacıyla sürpriz faiz artışına zorlayabileceği değerlendiriliyor.
Güney Kore’de ise çip sektörünün desteğiyle ihracatın yüzde 42,9 oranında artması beklenmesine rağmen, ithalat kaynaklı enflasyonun ticaret dengesi üzerindeki en büyük risk olmaya devam ettiği belirtiliyor.
Hindistan: Rupi ve dayanıklılık testi
Dünyanın en büyük üçüncü petrol tüketicisi olan Hindistan, çatışmanın etkilerinden uzak kalmış görünmüyor. Artan enerji faturasıyla birlikte cari açığın genişlemesi, Hindistan rupisi üzerinde baskıyı artırıyor. İmalat ve hizmet sektörlerine ilişkin satın alma yöneticileri endeksi verilerinin açıklanması yaklaşırken, Yeni Delhi yönetimi küçük ve orta ölçekli işletmelerin artan nakliye ve girdi maliyetlerini ne ölçüde karşılayabildiğine dair net sinyaller bekliyor.
Tokyo Borsası’ndaki hisse senedi endeks panosunun önünden geçen insanlar (EPA)
Analistler, Hindistan Merkez Bankası’nın, para biriminde sert değer kaybını önlemek amacıyla döviz piyasasına müdahale etmek zorunda kalabileceğini belirtiyor. Özellikle alternatif deniz yolları üzerinden gelen sevkiyatlara eklenen ‘savaş primi’ maliyetleri, baskıyı daha da artırıyor. Hindistan’ın mevcut stratejisinin, güçlü iç talebin küresel talepte olası yavaşlamayı telafi edip edemeyeceğine dayandığı ifade ediliyor. Ancak mevcut enerji şokunun, 2026 yılına yönelik iddialı büyüme hedefleri üzerinde sınırlayıcı bir etki yaratabileceği yönünde endişeler de artıyor.
Alüminyum ateş hattında: İran saldırıları küresel arzın yüzde 23’ünü sarsıyorhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5256452-al%C3%BCminyum-ate%C5%9F-hatt%C4%B1nda-i%CC%87ran-sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1-k%C3%BCresel-arz%C4%B1n-y%C3%BCzde-23%E2%80%99%C3%BCn%C3%BC-sars%C4%B1yor
Alüminyum ateş hattında: İran saldırıları küresel arzın yüzde 23’ünü sarsıyor
Dubai’deki Cebel Ali bölgesinde bulunan Emirates Global Aluminium şirketine ait ikinci eritme tesisi (EGA)
Bölgedeki jeopolitik gerilimler artık yalnızca deniz ticaret yollarını tehdit etmekle kalmıyor, sanayi altyapısının kalbini de hedef alıyor. İran, pazar günü Körfez’de iki büyük alüminyum tesisini hedef alan saldırıların sorumluluğunu üstlendiğini açıkladı. Bu gelişme, İran destekli Husilerin Yemen’de çatışmalara katılmasıyla birlikte Ortadoğu savaşında ekonomik gerilimi daha da artırdı.
Emirates Global Aluminium (EGA) – Birleşik Arap Emirlikleri’nin petrol dışı en büyük sanayi şirketi – Abu Dabi’deki stratejik öneme sahip “Tavile” tesisinin balistik füzeden ciddi hasar gördüğünü duyurdu. Halife Ekonomik Bölgesi’nde bulunan bu tesis, 2025 yılında tek başına 1,6 milyon ton üretim gerçekleştirerek küresel ölçekte kritik bir rol oynadı. Şirketin ikinci eritme tesisi ise Dubai’deki Cebel Ali bölgesinde bulunuyor.
Aynı zamanda Aluminium Bahrain (Alba), tesislerinde meydana gelen hasarın boyutunu değerlendirmeye başladı. Bu durum, bölgedeki büyük üreticileri doğrudan askeri tehdit altında faaliyetlerini sürdürebilme konusunda varoluşsal bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor.
Saldırıların ciddiyetine rağmen EGA, savaşın başlamasından bu yana çatışma bölgesi dışında yer alan “offshore” noktalar ve dış depolarda büyük miktarda alüminyum stoğu bulundurduğunu açıkladı. Şirket, şu anda bu dış kaynaklı stokları kullanarak uluslararası müşterilere yönelik taahhütlerini yerine getirmeye ve yerel tesislerin hedef alınmasından kaynaklanan kesintiyi sınırlamaya çalışıyor.
Alümina açmazı
Son saldırıların asıl risk boyutu, International Aluminium Institute verilerinde ortaya çıkıyor. Buna göre, 2025 yılında Çin dışındaki küresel alüminyum üretimi toplam 29,6 milyon ton olurken, bunun yaklaşık yüzde 23’ü Körfez bölgesinden sağlandı. Bu oran, toplam küresel üretimin (73,8 milyon ton) yaklaşık yüzde 9’una denk geliyor.
Bahreyn’in Muharraq kentinde yakıt depolarına yönelik İran saldırısının ardından yükselen duman bulutu (AFP)
Bu yüksek üretim yoğunluğu, ithalat ve ihracat akışının tamamen Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşmesine bağlı. Burada kritik unsur “alümina” (alüminyum oksit) olarak öne çıkıyor; zira bu madde, Körfez’deki eritme tesislerinin ithal ederek metale dönüştürdüğü temel hammaddedir.
ING analistleri, bölgedeki tesislerin genellikle yalnızca 3 ila 4 haftalık alümina stoğuna sahip olduğunu belirtiyor. Boğazın bu hammaddenin girişindeki tek güzergâh olması nedeniyle, uzun süreli bir kapanma durumunda stokların tükenmesi ve eritme fırınlarının tamamen durması kaçınılmaz hale gelecek. Bu durum, Körfez alüminyumuna kritik ölçüde bağımlı olan Batı piyasalarının “ciddi kırılganlığını” ortaya koyuyor.
“Savaş primi” ve Avrupa enerji krizi
Teknik analizlere göre mevcut tırmanış, savaş riskine karşı sigorta maliyetleri ve gemi gecikmeleri nedeniyle fiziki fiyat primlerini yukarı çekiyor. Ortadoğu kaynaklı alüminyuma büyük ölçüde bağımlı olan Avrupa ve ABD piyasaları bu durumdan en fazla etkilenen bölgeler olarak öne çıkıyor.
Alternatif arayışları sürerken Avrupa’da önemli engeller dikkat çekiyor. Doğal gaz fiyatları yüzde 60 artarak 50,545 euro seviyesine yükseldi.
ABD piyasası “7 bin dolar” baskısı altında
ABD’de ise bölgesel saldırıların etkisi, Donald Trump döneminde uygulanan ve Haziran 2025’te yüzde 50’ye çıkarılan gümrük tarifeleriyle birleşerek piyasada ciddi bir sıkışmaya yol açtı. Kanada ihracatının Avrupa’ya yönelmesiyle birlikte ABD’li tüketiciler zor bir senaryoyla karşı karşıya.
ABD’nin Indiana eyaletine bağlı South Bend kentinde bulunan “General Stamping and Metalworks” şirketinin üretim bölümünde bir işçi, makine kullanarak bir alüminyum parçasını büküyor (Reuters)
Saxo Bank (Saxo Bank) tahminlerine göre, Londra’da alüminyum fiyatının 4 bin dolara ulaşması halinde ABD’de nihai fiyat – tarifeler ve primler dahil – ton başına yaklaşık 7 bin dolara kadar yükselebilir. Bu durum talepte sert bir daralmaya yol açabilir ve alüminyuma bağımlı sektörlerde ciddi aksamalara neden olabilir.
Pazartesi açılışı bekleniyor
Citibank ve Standard & Poor's raporları, piyasanın hızlı bir toparlanma sürecine girmesinin zor olduğunu ortaya koyuyor. Taşımacılık ve sigorta dinamiklerinin normale dönmesi zaman alacak.
Küresel metal borsalarının pazartesi açılışı yaklaşırken piyasalarda tedirginlik hâkim. Uzmanlar, doğrudan saldırıların etkisiyle işlemlerin başlamasıyla birlikte fiyat primlerinde ani bir sıçrama bekliyor. Analistler, Hürmüz Boğazı tamamen kapanmasa bile savaş riskine bağlı sigorta maliyetleri ve lojistik gecikmelerin Avrupa ve ABD piyasalarını ciddi şekilde etkileyeceği görüşünde birleşiyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة