​Türkiye ile SDG arasında ateşkesle ilgili karşılıklı suçlamalar

Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
TT

​Türkiye ile SDG arasında ateşkesle ilgili karşılıklı suçlamalar

Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)

Türkiye, geçtiğimiz Perşembe günü ABD ile yapılan anlaşma sonucunda Fırat’ın doğusundaki Kürt savaşçıların (YPG/SDG)  geri çekilmesi amacıyla Suriye’nin kuzeydoğusunda başlattığı ‘Barış Pınarı Harekatı’nı 5 günlüğüne askıya aldı. Ancak Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) geçici ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçlarken SDG de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) anlaşmaya uymamakla suçladılar.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, TSK Güvenli Bölge Anlaşması’na tam olarak bağlı kalırken SDG üyelerinin son 36 saatte anlaşmayı 14 kez ihlal ettiği bildirildi.
Açıklamada, SDG’nin Türkiye ve ABD arasında geçtiğimiz Perşembe günü yapılan Güvenli Bölge Anlaşması’nı son 36 saat içinde Rasulayn’da 12, Tel Tamer’de de 2 olmak üzere toplam 14 kez ihlal ettiği belirtilirken TSK’nın anlaşmaya olan bağlılığı vurgulandı. Ayrıca bu saldırı ve tacizlerde hafif ve ağır silahların (roketler, uçaksavar silahları ve tanklar) kullanıldığı kaydedilen açıklamada, anlaşmanın doğru bir şekilde uygulanması ve kendini savunma durumları hariç ateşkese devam edebilmek amacıyla geçici olarak ABD ile koordinasyon kurulduğuna dikkat çekildi.
“Kimyasal silah kullanıldığına yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır”
Milli Savunma Bakanlığı açıklamasında, özellikle dış basında dolaşan Barış Pınarı Harekatı’nda kimyasal silah kullanıldığı iddialarının ‘tamamen gerçek dışı’ olduğu belirtildi. Açıklamada, “TSK’nın başarısına gölge düşürmek isteyen çevrelerce özellikle dış basında gündeme getirilen ‘TSK tarafından kimyasal silah kullanıldığına’ yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır” ifadeleri yer aldı.
TSK’nın, uluslararası hukuk ve anlaşmalar tarafından yasaklanan mühimmatları kullanmadığı vurgulanan açıklamada, “Bu tür mühimmat TSK envanterinde bulunmamaktadır” denildi.
Bununla birlikte Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonda (Barış Pınarı Harekatı) Türkiye'nin kimyasal silah kullandığına dair iddialarla ilgili yaptığı açıklamada, “Terör örgütü tarafından yapılan dezenformasyona dayanan bu alçakça iftiraları kategorik şekilde reddediyoruz” ifadelerini kullandı.
TSK’nın envanterinde kimyasal silah bulunmadığına dikkati çeken Aksoy, bazı uluslararası basın kuruluşlarınca servis edilen iddiaların herhangi bir dayanağı olmadığını belirttiği yazılı açıklamasında, “Ülkemiz, Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretilmesi, Depolanması ve Kullanımının Yasaklanması ile İmhasına İlişkin Sözleşme'ye (KSS) 1997 yılından beri taraftır. Türkiye ayrıca, yayılmanın önlenmesi alanındaki tüm temel uluslararası belgelere taraf ve ihracat kontrol düzenlemelerine üyedir. Bu kapsamda tüm yükümlülüklerini yerine getirmektedir. Öte yandan, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW), iddialar hakkında herhangi bir 'soruşturma' başlatılmadığı ve iddiaların güvenilir olduğunun saptanmadığı bilgisini paylaşmıştır” ifadelerine yer verdi.
Akar – Esper görüşmesi
Diğer yandan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve ABD'li mevkidaşı Mark Esper, Suriye'nin kuzeydoğusunda kurulması planlanan güvenli bölge ile ilgili iki ülke arasında yapılacak anlaşmaya ilişkin dün akşam bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiler.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan görüşmeye dair yapılan açıklamada, iki bakan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde, Türkiye ile ABD arasında Perşembe günü kararlaştırılan güvenli bölgenin kurulmasına yönelik çalışmanın, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde, başarılı olması için gayret edildiği vurgulandı.
Görüşmede Akar, ABD'li mevkidaşına Türkiye'nin ABD’nin taahhütlerini yerine getirmesini beklediğini belirtirken Türkiye’nin DEAŞ’la mücadele konusundaki kararlığının devam ettiğini vurguladı. Akar görüşmede, Türkiye ve ABD arasında yapılan anlaşmada belirtildiği şekilde SDG üyelerinin 120 saat içerisinde Güvenli Bölge'den geri çekilmesi, ağır silahlarının toplanması, tahkimatının imha edilmesi faaliyetlerinin tamamlanmasının yakından takip edildiğini belirtti. Akar ayrıca, TSK unsurlarına karşı bir taciz, ‘düşmanca hareket veya tutum’ olduğu takdirde meşru müdafaa hakkının kullanılacağını kaydetti.
ABD, güvenli bölgenin oluşturulmasında yer almayacak
Öte yandan ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) yapılan açıklamada, Suriye'deki ABD güçlerinin Türkiye'nin kurmaya çalıştığı güvenli bölgenin oluşturulmasında yer almayacağı belirtildi.
ABD Savunma Bakanı Mark Esper de açıklamasında, Suriye'nin kuzeyinde kurulacak olan güvenli bölgede Amerikan kara gücünün yer almayacağını, ancak ABD’nin hem Türkiye hem de SDG ile irtibat halinde kalacağını belirtti. Bununla birlikte önümüzdeki hafta Bakan Akar ile Brüksel’de görüşeceğini kaydeden Esper, görüşmenin Suriye'deki duruma kalıcı bir siyasi çözüm sağlanmasının önemini güçlendirmeyi hedeflediğini ifade etti.
Güler - Milley  görüşmesi
Diğer yandan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley arasında Suriye’deki son gelişmelerle ilgili bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Türkiye Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada iki ülkenin genelkurmay başkanları arasında yapılan telefon görüşmesinde, Suriye'deki güvenlik durumu ve günlük gelişmelerin ele alındığı bildirildi.
Trump-Erdoğan görüşmesi
Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinde, Fırat Nehri'nin doğusunda kurulması planlanan güvenli bölgeyle ilgili fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bölgede istikrar, huzur ve refahı sağlamak için ortak çabaların sürmesini umduğunu belirterek iki tarafın da Türkiye-ABD ilişkilerini güçlendirmek için attığı ortak adımlardan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda 12 kontrol noktası kuracağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurulması planlanan güvenli bölgenin, ABD’li yetkililer tarafından açıklanandan çok daha geniş olacağını vurguladı.
Erdoğan ABD ile Kürt güçlerinin çekilmesi için yapılan 5 günlük ateşkes anlaşmasının üzerinden geçen 24 saatten kısa bir süre sonra Cuma gününü Cumartesi’ye bağlayan gece yaptığı açıklamada, Ankara’nın Suriye ile olan yaklaşık 440 kilometre uzunluktaki sınır boyunca ve 32 kilometre derinlikte güvenli bölge kurma çabalarını sürdürdüğünü kaydetti.
Deyr Zor ve Rakka’yı da kapsaması halinde güvenli bölgeye iki milyon mültecinin yerleştirilebileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Fırat'ın doğusundaki bölgede  ‘herhangi bir yanlış harekette bulunması halinde’ Suriye rejim güçlerine karşılık vereceğinin de altını çizdi.
Bununla birlikte Türkiye, operasyonun geçici olarak durdurulmasına rağmen, dün gece Suriye sınırında konuşlu birliklerine yeni askeri mühimmat takviyeleri gönderdi.
Ateşkese uyma çağrısı
Diğer yandan SDG Genel Komutanlığı Cumartesi günü ABD’ye, Türk hükümetine ateşkes anlaşmasına uyması konusunda baskı yapması çağrısında bulundu.
Alman Haber Ajansı (DPA) tarafından bir kopyası yayınlanan SDG Genel Komutanlığı açıklamasında, “Türk tarafıyla anlaşma imzalayan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu, Ankara’yı ateşkesi uygulama ve Washington ile yapılan anlaşmalar uyarınca bölgedeki sivillerin tahliye edilmesi için bir koridor oluşturmaya zorlamaya çağırıyoruz. ABD tarafı ile sürekli iletişim içinde olunmasına ve bu sorunu çözmek için kendilerine verilen sözlere rağmen şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilmedi” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, SDG’nin 17 Ekim’de ABD aracılığıyla Türkiye ile yapılan ateşkes anlaşmasını kabul ettiği ve anlaşmaya bağlı olduğu vurgulandı. SDG, Türk tarafının ateşkes yürürlüğe gireli 30 saatten fazla olmasına rağmen ihlal ve saldırılarına devam ettiğini açıklarken, Rasulayn kentindeki yaralılar ve sivillerin bölgeden tahliye edilmesi için güvenli bir koridor açmadığını iddia etti.
SDG’ye yakın bir kaynak, bugün yaptığı açıklamada, “Rasulayn’daki bombardıman ve operasyonlar devam ediyor. SDG ile TSK ve ona bağlı gruplar arasında çatışmalar yaşandı. Ayrıca SDG’nin kontrolü altında bulunan bölgelere bomba atıldı” diye konuştu.
DPA’ya açıklamalarda bulunan kaynak, “Kürt Kızılayı, yaralıları şehirden tahliye etmek için Rasulayn kentine girmeye çalışıyor. Ancak şu ana kadar hiçbir geçişin güvenliği sağlanmadı” dedi.



Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Hizbullah masada mı? Perde arkası iddialar gündemde… Lübnan dosyası İran’a mı devrediliyor?

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam’ın arasında (Arşiv fotoğrafı - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah arasında, Lübnan’ı temsilen müzakereleri kimin yürüteceğine ilişkin artan gerilim ve İsrail’in yoğunlaşan saldırıları, Avn’ın Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevaf Selam ile planladığı görüşmenin ertelenmesine neden oldu. Taraflar, tansiyonun düşürülmesi ve uygun bir zemin oluşturulması amacıyla toplantıyı ileri bir tarihe bırakırken, bu süreçte iletişimi kesmeyerek temaslarını sürdürme kararı aldı. ABD’nin saldırıları durdurma yönünde ilerleme sağlaması halinde görüşmenin kısa sürede yeniden yapılması öngörülüyor.

Ancak yüksek siyasi tonla yürütülen bu medya savaşı, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, İsrail ile doğrudan müzakereleri reddetme gerekçelerini açıkladığı bildiride yer alan mesajların önemini gölgelemiyor.

Kasım’ın, “Yetkililer bilsin ki performansları ne Lübnan’a ne de kendilerine fayda sağlar. İsrail-Amerikan tarafının onlardan istediği onların elinde değil, sizin ondan istediklerinizi de size vermeyecek” sözleri, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere seçeneğini destekleyen siyasi çoğunlukta şaşkınlıkla karşılandı.

İran mesajı

Lübnanlı kaynaklara göre, Kasım’ın dile getirmediği hususlar açıklamalarından daha fazla önem taşıyor. Bu çerçevede Hizbullah’ın sahada tek başına “etki ve güç sahibi” olduğu mesajını vermeyi amaçladığı belirtiliyor. Kaynaklar, bunun İran’ın Lübnan adına müzakere yürütme konusunda en yetkin taraf olduğu yönünde dolaylı bir işaret taşıdığını ifade ediyor. Kasım’ın, İran ile ABD arasında Pakistan’da yapılan görüşmeler sonrası sağlanan ateşkese teşekkür etmesi de bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor.

vfeve
Güney Lübnan’da, İsrail sınırına yakın bölgede UNIFIL güçlerine ait bir devriye (AP)

Kasım’ın, dolaylı müzakereleri kimin yürüteceğini özellikle belirtmemesi dikkat çekerken, “Ateşkes herhangi bir arabulucudan gelirse kabul etmeliyiz” demesi de soru işaretlerine yol açtı.

Beyrut kulislerinde dolaşan iddialara göre Hizbullah, İran’ın ABD ile Pakistan’da yürüttüğü müzakerelere dolaylı biçimde dahil oluyor. Partiyle bağlantılı danışmanların masada yer almadığı, ancak yakın bir odada bulunarak gerektiğinde görüş aktardığı öne sürülüyor. Diplomatik kaynaklar ise bu senaryonun doğru olması halinde Hizbullah’ın Lübnan dosyasını İran’a devretme ısrarının Washington tarafından kabul edilmeyeceğini belirtiyor. ABD’nin, Lübnan’ın İran’a bağlanmasına karşı çıktığı ve doğrudan müzakere yetkisinin anayasal olarak cumhurbaşkanına ait olduğunu savunduğu ifade ediliyor.

Hizbullah neden doğrudan müzakereleri reddediyor?

Kaynaklar, Hizbullah’ın askeri sahadaki gücüne dayanarak son sözün kendisinde kalmasını istediğini ve müzakereleri yürütecek tarafı da kendisinin belirlemek istediğini öne sürüyor. Ancak İsrail’in köyleri yıkmaya ve operasyonlarını sürdürmeye devam ettiği bir ortamda, bu tutumun Lübnan halkına nasıl anlatılacağı sorusu gündeme geliyor.

sdtgrt
Güney Lübnan’da, İsrail topçu atışlarının hedef aldığı bölgede yükselen duman (EPA)

Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri reddederek zaman kazanmaya çalıştığı, bunun ise İsrail’e saldırılarını sürdürmek için gerekçe sunduğu ifade ediliyor. Saldırıların yalnızca sınır hattıyla sınırlı kalmayıp Litani Nehri’nin kuzeyine kadar uzandığı belirtiliyor.

Kaynaklar, zamanın Lübnan’ın aleyhine işlediğini vurgulayarak Hizbullah’ın silahlarını devlete devretmesi ve müzakere koşullarını güçlendirecek cesur bir adım atması gerektiğini dile getiriyor.

Avn’a siyasi destek çağrısı

Krizin aşılması için Cumhurbaşkanı Avn’a siyasi destek sağlanması gerektiğini belirten kaynaklar, Avn’ın ABD arabuluculuğunda doğrudan müzakere çağrısından geri adım atmayacağını ifade ediyor. Avn’ın, müzakerelerin başlaması için İsrail’in saldırılarını durdurmasını şart koştuğu ve ulusal ilkelerden taviz vermeyeceğini vurguladığı aktarılıyor.

Ülkedeki gerginliğin azaltılması için siyasi söylemlerde daha ılımlı bir dil benimsenmesi gerektiği, aksi halde iç barışın riske girebileceği uyarısı yapılıyor.

Güneyde geri dönüş zor

Kaynaklar, savaşın sürmesi halinde güneyde yerinden edilenlerin geçici göçünün kalıcı hale gelebileceği uyarısında bulunuyor. İsrail’in geniş çaplı yıkımı nedeniyle birçok köyün yaşanamaz hale geldiği, bu nedenle geri dönüşün zorlaştığı ifade ediliyor.

Diplomatik çözümün tek çıkış yolu olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın savaş politikalarının ülkeye ağır bedeller yüklediği ve uluslararası toplumun silahların devlet kontrolüne alınması yönündeki baskısının arttığı kaydediliyor. Ayrıca güneyin yeniden inşası için uluslararası destekli bir planın zorunlu olduğu, bunun da Hizbullah üzerinde siyasi baskı oluşturabileceği ifade ediliyor.


Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
TT

Irak’ın Riyad Büyükelçisi: Bölgesel koşullar hacıların kara yoluyla sevkini zorunlu kıldı

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)
Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl (Fotoğraf: Türki el-Ukayli)

Irak’ın Riyad Büyükelçisi Safiye Talib es-Suheyl, bu yıl Iraklı hacı sayısının yaklaşık 41 bin olduğunu ve kafilelerin Suudi topraklarına günde ortalama bin 500 hacı olacak şekilde, ülkenin kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısından giriş yaptığını söyledi. Süheyl, sürecin entegre bir hizmet sistemiyle yürütüldüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Süheyl, Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyonun en üst düzeyde sürdüğünü, iki ülkede hac ve umre ile içişleri bakanlıkları arasında güvenlik düzenlemeleri ve hacıların ibadetlerini huzur içinde yerine getirmeleri için gerekli organizasyonların ele alındığını ifade etti.

Büyükelçi, Irak’ın bu yıl yalnızca kara yoluyla sevk seçeneğini tercih etmesinin, mevcut bölgesel koşullar çerçevesinde hacıların güvenliğini sağlama amacı taşıdığını ve olası aksaklıkların önüne geçmeyi hedeflediğini vurguladı. Süheyl ayrıca Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapı ve donanımına övgüde bulundu.

41 bin hacı

Safiye Talib es-Suheyl, mevcut bilgilere göre Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin kişi olduğunu, ayrıca 200 doktorun da kafilelere eşlik ettiğini belirtti. Bu sayının Irak’ın tüm vilayetleri ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden gelen hacıları kapsadığını, idari, sağlık, rehberlik ve medya ekiplerinin de sürece dahil olduğunu kaydetti.

Kara yolu tercih edildi

Büyükelçi, Bağdat’ın bu sezon yalnızca kara yolu seçeneğini benimsediğini ve sevkin Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki Cedide Arar sınır kapısı üzerinden gerçekleştirildiğini belirterek, bunun mevcut saha koşullarıyla uyumlu ve güvenlik öncelikli bir karar olduğunu söyledi.

fdfvfe
Safiye es-Suheyl, Irak’ın bu sezonki hac kotasının 41 bin Iraklı hacı olduğunu açıkladı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Süheyl, “Iraklı hacıların ilk kafilesi 26 Nisan Pazar akşamı yola çıktı. İlk gruplar, Kuzey Sınır Bölgesi Emiri Prens Faysal bin Halid’in gözetiminde karşılandı. Kendisi bu konuya özel önem veriyor. Arar’daki yetkililerle birlikte Iraklı hacılara en üst düzeyde misafirperverlik ve hizmet sunulması için yoğun çaba gösterildi” dedi.

Cedide Arar sınır kapısı

Süheyl, Cedide Arar sınır kapısının gelişmiş altyapısına dikkat çekerek, “Bizzat inceleme fırsatı bulduk. 9 bin metrekareyi aşan hac terminali, günlük 20 bin hacı kapasitesi, 68 pasaport gişesi, 6 kontrol noktası ve 24 saat hizmet veren entegre sağlık ve güvenlik sistemi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

evfev
Kuzey Suudi Arabistan’daki Cedide Arar sınır kapısına varan bir Iraklı hacı (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Sevkiyatın günlük yaklaşık 1500 hacı olacak şekilde sürdüğünü belirten büyükelçi, modern ve klimalı turistik otobüslerle taşınan hacılar için Suudi Arabistan topraklarında güzergâh boyunca dinlenme noktaları oluşturulduğunu, Hac ve Umre Bakanlığı tarafından kurulan çadır kentlerde konaklama, yemek, sağlık hizmetleri ve ibadet alanlarının sağlandığını aktardı.

Suudi tarafıyla koordinasyon

Süheyl, Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin köklü ve çok boyutlu olduğunu, iki ülke arasında din, coğrafya ve ortak çıkar bağlarının bulunduğunu vurguladı. Hac dosyasının bu ilişkilerde özel bir yere sahip olduğunu belirten büyükelçi, bunun dini ve insani bir boyut taşıdığını ifade etti.

Irak’ın, 1447 Hac sezonu düzenlemelerine ilişkin anlaşmayı Suudi Arabistan ile imzalayan 150’den fazla ülke arasında ilk ülke olduğunu kaydeden Süheyl, bunun iki ülke arasındaki koordinasyonun derinliğini gösterdiğini söyledi.

rhttyh
Iraklı büyükelçiye göre Bağdat ile Riyad arasındaki koordinasyon en üst düzeyde yürütülüyor (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Bu sezon hazırlıkların Irak Yüksek Hac ve Umre Kurumu ile Suudi Hac ve Umre Bakanlığı arasında en üst düzeyde yürütüldüğünü belirten büyükelçi, aynı zamanda iki ülkenin içişleri bakanlıkları arasında da güvenlik koordinasyonunun sağlandığını, Irak İçişleri Bakanı’nın geniş kapsamlı toplantılar düzenlediğini ve bu sürecin Suudi muhataplarla eşgüdüm içinde yürütüldüğünü aktardı.

Süheyl, koordinasyonun Irak içindeki kara yollarının güvenliğinden başlayarak Arar sınır kapısına kadar sürdüğünü, buradan itibaren güvenlik sorumluluğunun Suudi tarafına geçtiğini ve kutsal bölgelere kadar entegre bir sistem içinde devam ettiğini söyledi.

Hacılar için çadır kent

Büyükelçi, Suudi Arabistan’ın Kral Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara sunduğu hizmetleri takdir ederek, gümrük ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırıldığını, 24 saat sağlık ve acil hizmetlerin sağlandığını, lojistik destek, ulaşım ve rehberlik hizmetlerinin sunulduğunu ifade etti. Hacılar için kurulan çadır kentlerin de bu hizmetlerin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Süheyl, Irak diplomatik misyonunun Cidde Başkonsolosluğu ve Irak Hac Heyeti ile koordinasyon içinde çalışarak hacıların tüm ihtiyaçlarını takip ettiğini ve gerekli konsolosluk ile idari desteği sağladığını söyledi.

dserfg
Süheyl, Suudi Arabistan’ın Kral ve Veliaht Prens liderliğinde hacılara yönelik hizmetlerini takdir etti (Kuzey Sınır Bölgesi Emirliği)

Konuşmasında kara yolu güzergâhına da değinen Süheyl, İslam tarihinin en önemli hac yollarından biri olan ve Abbasi Halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde bint Cafer’in adıyla anılan “Darb Zübeyde”yi hatırlattı. Bu yolun, Kufe ile Mekke arasında hacılar için su ve altyapı imkânları sağlamak amacıyla geliştirildiğini ifade etti.

Süheyl, açıklamasının sonunda, Irak’ın hükümeti, halkı ve dini otoriteleriyle birlikte hac yolculuğuna büyük önem verdiğini, Suudi Arabistan ile iş birliği içinde bu yılki hac sezonunun güvenli ve sorunsuz geçmesi için çalıştıklarını vurguladı.


İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
TT

İsrail saldırısında Filistinli sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, sağlık görevlilerine göre İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenazesine katılan yas tutanlar (Reuters)

Gazze Şeridi’nin kuzeyine bugün (Çarşamba) İsrail güçlerince düzenlenen hava saldırısında bir Filistinli sağlık görevlisi hayatını kaybetti, bir kadın da yaralandı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, sağlık görevlisi İbrahim Sakr, Gazze Şeridi’nin kuzeybatısında yer alan et-Tevam kavşağı yakınlarında düzenlenen saldırıda yaşamını yitirdi.

Kaynaklar ayrıca, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya beldesinde bir kadının İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını aktardı.

Son 24 saat içinde aralarında naaşı enkaz altından çıkarılan bir kişinin de bulunduğu beş kişinin hayatını kaybettiği, yedi kişinin ise yaralandığı bildirildi.

Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesten bu yana can kaybı 823’e, yaralı sayısı ise 2 bin 308’e yükseldi. Aynı dönemde 763 kişinin cansız bedeninin enkaz altından çıkarıldığı kaydedildi.