​Türkiye ile SDG arasında ateşkesle ilgili karşılıklı suçlamalar

Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
TT

​Türkiye ile SDG arasında ateşkesle ilgili karşılıklı suçlamalar

Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)

Türkiye, geçtiğimiz Perşembe günü ABD ile yapılan anlaşma sonucunda Fırat’ın doğusundaki Kürt savaşçıların (YPG/SDG)  geri çekilmesi amacıyla Suriye’nin kuzeydoğusunda başlattığı ‘Barış Pınarı Harekatı’nı 5 günlüğüne askıya aldı. Ancak Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) geçici ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçlarken SDG de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) anlaşmaya uymamakla suçladılar.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, TSK Güvenli Bölge Anlaşması’na tam olarak bağlı kalırken SDG üyelerinin son 36 saatte anlaşmayı 14 kez ihlal ettiği bildirildi.
Açıklamada, SDG’nin Türkiye ve ABD arasında geçtiğimiz Perşembe günü yapılan Güvenli Bölge Anlaşması’nı son 36 saat içinde Rasulayn’da 12, Tel Tamer’de de 2 olmak üzere toplam 14 kez ihlal ettiği belirtilirken TSK’nın anlaşmaya olan bağlılığı vurgulandı. Ayrıca bu saldırı ve tacizlerde hafif ve ağır silahların (roketler, uçaksavar silahları ve tanklar) kullanıldığı kaydedilen açıklamada, anlaşmanın doğru bir şekilde uygulanması ve kendini savunma durumları hariç ateşkese devam edebilmek amacıyla geçici olarak ABD ile koordinasyon kurulduğuna dikkat çekildi.
“Kimyasal silah kullanıldığına yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır”
Milli Savunma Bakanlığı açıklamasında, özellikle dış basında dolaşan Barış Pınarı Harekatı’nda kimyasal silah kullanıldığı iddialarının ‘tamamen gerçek dışı’ olduğu belirtildi. Açıklamada, “TSK’nın başarısına gölge düşürmek isteyen çevrelerce özellikle dış basında gündeme getirilen ‘TSK tarafından kimyasal silah kullanıldığına’ yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır” ifadeleri yer aldı.
TSK’nın, uluslararası hukuk ve anlaşmalar tarafından yasaklanan mühimmatları kullanmadığı vurgulanan açıklamada, “Bu tür mühimmat TSK envanterinde bulunmamaktadır” denildi.
Bununla birlikte Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonda (Barış Pınarı Harekatı) Türkiye'nin kimyasal silah kullandığına dair iddialarla ilgili yaptığı açıklamada, “Terör örgütü tarafından yapılan dezenformasyona dayanan bu alçakça iftiraları kategorik şekilde reddediyoruz” ifadelerini kullandı.
TSK’nın envanterinde kimyasal silah bulunmadığına dikkati çeken Aksoy, bazı uluslararası basın kuruluşlarınca servis edilen iddiaların herhangi bir dayanağı olmadığını belirttiği yazılı açıklamasında, “Ülkemiz, Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretilmesi, Depolanması ve Kullanımının Yasaklanması ile İmhasına İlişkin Sözleşme'ye (KSS) 1997 yılından beri taraftır. Türkiye ayrıca, yayılmanın önlenmesi alanındaki tüm temel uluslararası belgelere taraf ve ihracat kontrol düzenlemelerine üyedir. Bu kapsamda tüm yükümlülüklerini yerine getirmektedir. Öte yandan, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW), iddialar hakkında herhangi bir 'soruşturma' başlatılmadığı ve iddiaların güvenilir olduğunun saptanmadığı bilgisini paylaşmıştır” ifadelerine yer verdi.
Akar – Esper görüşmesi
Diğer yandan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve ABD'li mevkidaşı Mark Esper, Suriye'nin kuzeydoğusunda kurulması planlanan güvenli bölge ile ilgili iki ülke arasında yapılacak anlaşmaya ilişkin dün akşam bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiler.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan görüşmeye dair yapılan açıklamada, iki bakan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde, Türkiye ile ABD arasında Perşembe günü kararlaştırılan güvenli bölgenin kurulmasına yönelik çalışmanın, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde, başarılı olması için gayret edildiği vurgulandı.
Görüşmede Akar, ABD'li mevkidaşına Türkiye'nin ABD’nin taahhütlerini yerine getirmesini beklediğini belirtirken Türkiye’nin DEAŞ’la mücadele konusundaki kararlığının devam ettiğini vurguladı. Akar görüşmede, Türkiye ve ABD arasında yapılan anlaşmada belirtildiği şekilde SDG üyelerinin 120 saat içerisinde Güvenli Bölge'den geri çekilmesi, ağır silahlarının toplanması, tahkimatının imha edilmesi faaliyetlerinin tamamlanmasının yakından takip edildiğini belirtti. Akar ayrıca, TSK unsurlarına karşı bir taciz, ‘düşmanca hareket veya tutum’ olduğu takdirde meşru müdafaa hakkının kullanılacağını kaydetti.
ABD, güvenli bölgenin oluşturulmasında yer almayacak
Öte yandan ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) yapılan açıklamada, Suriye'deki ABD güçlerinin Türkiye'nin kurmaya çalıştığı güvenli bölgenin oluşturulmasında yer almayacağı belirtildi.
ABD Savunma Bakanı Mark Esper de açıklamasında, Suriye'nin kuzeyinde kurulacak olan güvenli bölgede Amerikan kara gücünün yer almayacağını, ancak ABD’nin hem Türkiye hem de SDG ile irtibat halinde kalacağını belirtti. Bununla birlikte önümüzdeki hafta Bakan Akar ile Brüksel’de görüşeceğini kaydeden Esper, görüşmenin Suriye'deki duruma kalıcı bir siyasi çözüm sağlanmasının önemini güçlendirmeyi hedeflediğini ifade etti.
Güler - Milley  görüşmesi
Diğer yandan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley arasında Suriye’deki son gelişmelerle ilgili bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Türkiye Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada iki ülkenin genelkurmay başkanları arasında yapılan telefon görüşmesinde, Suriye'deki güvenlik durumu ve günlük gelişmelerin ele alındığı bildirildi.
Trump-Erdoğan görüşmesi
Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinde, Fırat Nehri'nin doğusunda kurulması planlanan güvenli bölgeyle ilgili fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bölgede istikrar, huzur ve refahı sağlamak için ortak çabaların sürmesini umduğunu belirterek iki tarafın da Türkiye-ABD ilişkilerini güçlendirmek için attığı ortak adımlardan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda 12 kontrol noktası kuracağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurulması planlanan güvenli bölgenin, ABD’li yetkililer tarafından açıklanandan çok daha geniş olacağını vurguladı.
Erdoğan ABD ile Kürt güçlerinin çekilmesi için yapılan 5 günlük ateşkes anlaşmasının üzerinden geçen 24 saatten kısa bir süre sonra Cuma gününü Cumartesi’ye bağlayan gece yaptığı açıklamada, Ankara’nın Suriye ile olan yaklaşık 440 kilometre uzunluktaki sınır boyunca ve 32 kilometre derinlikte güvenli bölge kurma çabalarını sürdürdüğünü kaydetti.
Deyr Zor ve Rakka’yı da kapsaması halinde güvenli bölgeye iki milyon mültecinin yerleştirilebileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Fırat'ın doğusundaki bölgede  ‘herhangi bir yanlış harekette bulunması halinde’ Suriye rejim güçlerine karşılık vereceğinin de altını çizdi.
Bununla birlikte Türkiye, operasyonun geçici olarak durdurulmasına rağmen, dün gece Suriye sınırında konuşlu birliklerine yeni askeri mühimmat takviyeleri gönderdi.
Ateşkese uyma çağrısı
Diğer yandan SDG Genel Komutanlığı Cumartesi günü ABD’ye, Türk hükümetine ateşkes anlaşmasına uyması konusunda baskı yapması çağrısında bulundu.
Alman Haber Ajansı (DPA) tarafından bir kopyası yayınlanan SDG Genel Komutanlığı açıklamasında, “Türk tarafıyla anlaşma imzalayan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu, Ankara’yı ateşkesi uygulama ve Washington ile yapılan anlaşmalar uyarınca bölgedeki sivillerin tahliye edilmesi için bir koridor oluşturmaya zorlamaya çağırıyoruz. ABD tarafı ile sürekli iletişim içinde olunmasına ve bu sorunu çözmek için kendilerine verilen sözlere rağmen şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilmedi” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, SDG’nin 17 Ekim’de ABD aracılığıyla Türkiye ile yapılan ateşkes anlaşmasını kabul ettiği ve anlaşmaya bağlı olduğu vurgulandı. SDG, Türk tarafının ateşkes yürürlüğe gireli 30 saatten fazla olmasına rağmen ihlal ve saldırılarına devam ettiğini açıklarken, Rasulayn kentindeki yaralılar ve sivillerin bölgeden tahliye edilmesi için güvenli bir koridor açmadığını iddia etti.
SDG’ye yakın bir kaynak, bugün yaptığı açıklamada, “Rasulayn’daki bombardıman ve operasyonlar devam ediyor. SDG ile TSK ve ona bağlı gruplar arasında çatışmalar yaşandı. Ayrıca SDG’nin kontrolü altında bulunan bölgelere bomba atıldı” diye konuştu.
DPA’ya açıklamalarda bulunan kaynak, “Kürt Kızılayı, yaralıları şehirden tahliye etmek için Rasulayn kentine girmeye çalışıyor. Ancak şu ana kadar hiçbir geçişin güvenliği sağlanmadı” dedi.



Hızlı Destek Kuvvetleri’nde ayrılıklar büyüyor... Dağılma süreci mi başladı?

Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri’nde ayrılıklar büyüyor... Dağılma süreci mi başladı?

Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)
Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan Tuğgeneral Nur el-Kubba’yı pazar günü kabul etti. (Egemenlik Konseyi)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) saflarında dikkat çekici bir ayrılık dalgası yaşanıyor. Bu gelişme, Sudan ordusuyla süren savaşın dördüncü yılına girmesi ve çatışmaların uzun ve karmaşık bir yıpratma savaşına dönüşmesiyle birlikte, örgütün askerî bütünlüğü ve kabile temelli ittifaklarının geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Savana lakabıyla bilinen önde gelen saha komutanı Ali Rizkullah’ın HDK’den ayrıldığını açıklaması, bu sürecin en yeni ve en dikkat çekici halkası olarak değerlendiriliyor. Savana, son yıllarda Darfur ve Kordofan’daki çatışmalarda etkili roller üstlenen önemli saha komutanlarından biri olarak görülüyor.

Savana’nın ayrılığı, son aylarda yaşanan benzer gelişmelerin ardından geldi. Bunların başında “Nur el-Kubba” olarak bilinen Tuğgeneral Nur Ahmed Adem’in ayrılması geliyor. Ayrıca saha komutanı Beşşara el-Huveyre de birkaç hafta önce Kuzey Kordofan’daki HDK saflarından ayrılmış, ancak durumunun boyutları son saatlerde daha net ortaya çıkmıştı. Ondan önce ise “Sudan Kalkanı” güçlerinin komutanı Ebu Akıla Keykel, 2024 yılının sonlarında örgütten ayrılan ilk isim olmuştu.

Gözlemciler, El-Huveyre’nin ayrılığının özellikle askerî açıdan önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bunun nedeni, onun Sudan ordusunun Kuzey Kordofan’daki ana üssü olan El-Ubeyd kentine yakın Bara bölgesindeki konumu. Bölge aynı zamanda Sudan’ın batısını doğu ve orta kesimlerine bağlayan stratejik bir düğüm noktası ve ikmal, yakıt ile savaşçı hareketleri açısından hayati bir geçiş güzergâhı olarak görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Sudan medyasından aktardığı haberlere göre El-Huveyre, tam teçhizatlı 11 ila 15 savaş aracından oluşan bir birlikle Sudan ordusuna katıldı. Bu adım, HDK  liderliğinin etkisini küçümsemeye çalışmasına rağmen örgüte yeni bir darbe olarak değerlendirildi.

Nür el-Kubba’nın geçen nisan ayında ayrılmasının ardından gözler hızla Savana’ya çevrilmişti. O dönemde çatışma bölgelerini terk ederek ülke dışına çıktığına dair haberler yayılmış, ancak Savana daha sonra yayımladığı görüntülü mesajda bu iddiaları yalanlamıştı. Haftalar sonra ise resmen HDK’den ayrıldığını duyurdu.

sdfrvgf
Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılan üst düzey subay Nur el-Kubba. (Sosyal medya)

Bilgilere göre Savana, bir süre önce çatışma cephelerinden ayrılarak Uganda’ya, oradan da tedavi amacıyla Hindistan’a gitti. Daha sonra Hindistan’da olduğu tahmin edilen bilinmeyen bir yerden yayımladığı video mesajında HDK2den ayrıldığını açıkladı.

Ta’sis etkisini küçümsüyor

Savana, yayımladığı videoda herhangi bir silahlı tarafı desteklemediğini söylese de Sudan ordusuna yakın kaynaklar, onun kısa süre içinde resmen orduya katılmasının beklendiğini ifade ediyor. HDK içindeki kaynaklar ise yaşananların maddi teşviklerden kaynaklandığını savunarak, ayrılığın ne örgütün yapısı ne de kontrol ettiği bölgelerde yürüttüğü Sudan Kurucu İttifakı – Ta’sis projesi açısından gerçek bir tehdit oluşturmadığını belirtiyor.

HDK içindeki yöneticiler, bazı komutanların ayrılmasının sahadaki güç dengelerini değiştirmediğini, örgütün savaş boyunca ele geçirdiği bölgelerde kontrolünü sürdürdüğünü ve bu komutanlara bağlı saha birliklerinin hâlâ HDK bayrağı altında savaştığını vurguluyor.

Ancak gözlemciler, söz konusu ayrılıkların etkisinin doğrudan askerî boyutun ötesine geçtiğini düşünüyor. Çünkü HDK’nin yapısı büyük ölçüde kabile sadakat ağlarına, yerel ittifaklara ve özellikle Darfur’daki saha komutanlarına dayanıyor.

Merkezi ve katı bir yapıya sahip düzenli orduların aksine HDK, kuruluşundan itibaren aşiret ittifakları ve iç içe geçmiş sadakat ilişkilerine sahip silahlı gruplara dayandı. Bu yapı örgüte hızlı yayılma ve nüfuz oluşturma kapasitesi sağlasa da savaşın uzamasıyla birlikte iç bölünmelere ve değişen sadakatlere karşı daha kırılgan hâle gelmesine yol açtı.

Bu çerçevede, kabile lideri Musa Hilal’in adı öne çıkıyor. Hilal’in, son ayrılıkları dolaylı biçimde teşvik ettiği düşünülüyor. Çünkü ayrılan üç komutan da, HDK’nin temel kabile dayanağını oluşturan Zureykat kabilesinin Mahamid kolundan geliyor.

Yaygın değerlendirmelere göre Sudan ordusuna yakınlığı ve HDK yönetimiyle eski husumetiyle bilinen Musa Hilal, ordu ile ayrılan bazı komutanlar arasında bağlantı kurdu. Özellikle HDK’nin Kuzey Darfur’daki memleketi Mustariha’ya düzenlediği saldırının ardından bu rolünün güçlendiği belirtiliyor. Saldırıda oğullarından biri hayatını kaybetmiş, Hilal de bölgeyi terk ederek ordunun kontrolündeki alanlara geçmişti.

Birçok kişi, Mustariha’ya yönelik saldırının HDK içindeki huzursuzluk ve ayrılık sürecini hızlandıran önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyor. Özellikle Musa Hilal’le tarihsel bağları bulunan kabile grupları arasında hoşnutsuzluğun arttığı ifade ediliyor.

RSF lideri Muhammed Hamdan Dagalu, (Hamideti) geçen hafta Nyala kentinde askerî liderlerle yaptığı toplantıda Nur el-Kubba’nın ayrılığından doğrudan söz etmekten kaçındı. Ancak ordunun ve İslamcı hareketin kendi güçleri içine sızdığını ima etti.

Analistler, ayrılıkların artışını HDK içindeki yönetim biçimine de bağlıyor. Buna göre Hamideti ile örgütün birinci saha komutanı olan kardeşi Abdurrahim Dagalu, karar alma mekanizması ve askerî görevlendirmeler üzerindeki kontrolü büyük ölçüde tekellerinde tutuyor. Bu durum bazı saha komutanlarının dışlandığı yönündeki suçlamaları ve örgüt içindeki kabile gerilimlerini artırıyor.

Gözlemciler, bu ayrılıkların kısa vadede askerî güç dengelerini tamamen değiştirmeyebileceğini, ancak HDK içinde giderek büyüyen bir iç istikrarsızlığa yol açabileceğini düşünüyor. Özellikle Darfur ve Kordofan’daki ikmal hatları ile savaşçı hareketliliğinin etkilenmesi, zamanla örgütün askerî bütünlüğünü ve kabile-siyasi ittifaklarını zayıflatabilir.


"Varil bombası generali" Suriye'de yakalandı

2014'te Halep'in varil bombalarıyla bombalanmasının yol açtığı yıkım (Reuters)
2014'te Halep'in varil bombalarıyla bombalanmasının yol açtığı yıkım (Reuters)
TT

"Varil bombası generali" Suriye'de yakalandı

2014'te Halep'in varil bombalarıyla bombalanmasının yol açtığı yıkım (Reuters)
2014'te Halep'in varil bombalarıyla bombalanmasının yol açtığı yıkım (Reuters)

Suriye İçişleri Bakanlığı, muhalif bölgelere varil bombaları ve uluslararası alanda yasaklanmış bombalar atmaktan sorumlu olan, önceki rejim döneminde Hava Kuvvetleri komutanı Tümgeneral Pilot  Jayiz Hammud el-Musa'nın "varil bombası generali" olarak yakalandığını duyurdu.

Operasyonun Detayları ve El-Musa'nın Geçmişi

1954 yılında Deyrizor’da doğan ve bir dönem Hama’nın doğu kırsalındaki Kuleyb el-Sevr köyünde ikamet eden el-Musa, Terörle Mücadele Birimi tarafından gerçekleştirilen "titiz" bir operasyonla yakalandı.

Suriye kaynaklı haberler, el-Musa’nın 2011 yılında başlayan protestolara karşı askeri güç kullanılması konusundaki en radikal subaylardan biri olduğunu belirtiyor. 2012 başında 20. Hava Tümeni Komutanı ve Şam kırsalındaki Dumeyr bölgesi ile çevresinin güvenlik sorumlusu olarak atanmıştı.

Katliamların Mimarı

Şam Ağı’nın (Sham Network) haberine göre el-Musa, Suriye şehirlerine karşı savaş uçaklarının kullanımının genişletilmesini öneren ilk subaylar arasındaydı. Mart 2012’de "Seb’a Biyar" sahasında, yüksek tahribatlı bombaların kullanımı da dahil olmak üzere hava saldırılarına hazırlık amacıyla gerçekleştirilen gerçek mühimmatlı eğitimleri bizzat denetledi.

Hava Kuvvetleri'nin rolü:

Halep Kuşatması: 2012-2016 yılları arasında Halep’in doğu mahallelerinin kuşatılması ve bombalanmasında merkezi bir rol oynadı.

Stratejik Hedefler: Şam kırsalı, İdlib ve Zebadani gibi bölgelere düzenlenen kapsamlı hava operasyonlarını yönetti.

Yasaklı Silahlar: Uluslararası raporlara göre, 20. Hava Tümeni uçakları aracılığıyla "kırmızı bombalar" ve kimyasal silahların kullanıldığı saldırılardan doğrudan sorumlu tutuldu.

Uluslararası Yaptırımlar

El-Musa, "Suriye'deki sivillere yönelik şiddetli baskılara karışması" ve kimyasal silah kullanımı üzerindeki rolü nedeniyle Temmuz 2017'de Avrupa Birliği tarafından yaptırım listesine alındı. Ayrıca İngiltere ve İsviçre’nin de yaptırım listelerinde yer aldı.

sdvfdev
Esad rejimi döneminden kalma bir arşiv fotoğrafında Tümgeneral Pilot Jaiz Hammud el Musa.

Diğer Üst Düzey Yakalamalar

İçişleri Bakanlığı, son günlerde eski rejimin kilit isimlerine yönelik operasyonlarını sıklaştırdı:

9 Mayıs: Firari Beşşar Esed’in 13 yıl boyunca Askeri İşler Ofis Müdürlüğü’nü yapan Tümgeneral Vecih Ali el-Abdullah yakalandı.

8 Mayıs: Halkın bastırılmasında kilit rol oynayan Tuğgeneral Süheyl Fecr Hasan ele geçirildi.


İsrail Lübnan’da işgalin kapsamını genişletirken ülkenin doğusunda da tahliye emirleri verilmeye başladı

Dün sınırın Lübnan tarafında manevra yapan bir İsrail kuvveti (EPA)
Dün sınırın Lübnan tarafında manevra yapan bir İsrail kuvveti (EPA)
TT

İsrail Lübnan’da işgalin kapsamını genişletirken ülkenin doğusunda da tahliye emirleri verilmeye başladı

Dün sınırın Lübnan tarafında manevra yapan bir İsrail kuvveti (EPA)
Dün sınırın Lübnan tarafında manevra yapan bir İsrail kuvveti (EPA)

Lübnan-İsrail ateşkesi, Lübnan’ın sınır köylerinden iç kesimlerine doğru kademeli olarak genişleyen açık uçlu bir günlük çatışmaya dönüştü. İsrail'in hava saldırıları ve tahliye uyarıları Litani Nehri’nin kuzeyindeki kasabaları da kapsayacak şekilde genişleyerek doğuda Bekaa Vadisi’nin batısındaki Meşğara ve Kualya beldelerine kadar ulaştı.

İsrail, tahliye uyarılarını sarı hattan uzak ve Beyrut'a görece yakın beldeleri kapsayacak şekilde genişletti. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, Reyhan, Carcua, Kefrumman, Nemiriye, Arabsalim, Cumeycime, Meşğara, Kualya ve Haruf sakinlerine acil uyarıda bulunarak evlerini terk etmeleri ve en az bin metre uzaklaşmaları talimatı verdi.

Öte yandan Hizbullah, işgal altındaki köylerde ya da çevresinde konuşlanan İsrail kuvvetlerine yönelik insansız hava aracı (İHA) ve füze operasyonlarını yoğunlaştırdı. Aynı süreçte diplomatik hareketlilik de arttı. ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa, Washington'a gitmek üzere ülkeden ayrılmadan önce Lübnanlı yetkililerle bazı görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerin odak noktasını önümüzdeki perşembe günü Washington'da yapılacak toplantının hazırlıkları oluşturdu. Ateşkesin öncelik taşıdığı konusunda Lübnan'da tam bir görüş birliği olduğu bildirildi.