​Türkiye ile SDG arasında ateşkesle ilgili karşılıklı suçlamalar

Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
TT

​Türkiye ile SDG arasında ateşkesle ilgili karşılıklı suçlamalar

Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)
Suriye’deki Rasulayn kentinden yükselen dumanlar (AFP)

Türkiye, geçtiğimiz Perşembe günü ABD ile yapılan anlaşma sonucunda Fırat’ın doğusundaki Kürt savaşçıların (YPG/SDG)  geri çekilmesi amacıyla Suriye’nin kuzeydoğusunda başlattığı ‘Barış Pınarı Harekatı’nı 5 günlüğüne askıya aldı. Ancak Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) geçici ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçlarken SDG de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) anlaşmaya uymamakla suçladılar.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, TSK Güvenli Bölge Anlaşması’na tam olarak bağlı kalırken SDG üyelerinin son 36 saatte anlaşmayı 14 kez ihlal ettiği bildirildi.
Açıklamada, SDG’nin Türkiye ve ABD arasında geçtiğimiz Perşembe günü yapılan Güvenli Bölge Anlaşması’nı son 36 saat içinde Rasulayn’da 12, Tel Tamer’de de 2 olmak üzere toplam 14 kez ihlal ettiği belirtilirken TSK’nın anlaşmaya olan bağlılığı vurgulandı. Ayrıca bu saldırı ve tacizlerde hafif ve ağır silahların (roketler, uçaksavar silahları ve tanklar) kullanıldığı kaydedilen açıklamada, anlaşmanın doğru bir şekilde uygulanması ve kendini savunma durumları hariç ateşkese devam edebilmek amacıyla geçici olarak ABD ile koordinasyon kurulduğuna dikkat çekildi.
“Kimyasal silah kullanıldığına yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır”
Milli Savunma Bakanlığı açıklamasında, özellikle dış basında dolaşan Barış Pınarı Harekatı’nda kimyasal silah kullanıldığı iddialarının ‘tamamen gerçek dışı’ olduğu belirtildi. Açıklamada, “TSK’nın başarısına gölge düşürmek isteyen çevrelerce özellikle dış basında gündeme getirilen ‘TSK tarafından kimyasal silah kullanıldığına’ yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır” ifadeleri yer aldı.
TSK’nın, uluslararası hukuk ve anlaşmalar tarafından yasaklanan mühimmatları kullanmadığı vurgulanan açıklamada, “Bu tür mühimmat TSK envanterinde bulunmamaktadır” denildi.
Bununla birlikte Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonda (Barış Pınarı Harekatı) Türkiye'nin kimyasal silah kullandığına dair iddialarla ilgili yaptığı açıklamada, “Terör örgütü tarafından yapılan dezenformasyona dayanan bu alçakça iftiraları kategorik şekilde reddediyoruz” ifadelerini kullandı.
TSK’nın envanterinde kimyasal silah bulunmadığına dikkati çeken Aksoy, bazı uluslararası basın kuruluşlarınca servis edilen iddiaların herhangi bir dayanağı olmadığını belirttiği yazılı açıklamasında, “Ülkemiz, Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretilmesi, Depolanması ve Kullanımının Yasaklanması ile İmhasına İlişkin Sözleşme'ye (KSS) 1997 yılından beri taraftır. Türkiye ayrıca, yayılmanın önlenmesi alanındaki tüm temel uluslararası belgelere taraf ve ihracat kontrol düzenlemelerine üyedir. Bu kapsamda tüm yükümlülüklerini yerine getirmektedir. Öte yandan, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW), iddialar hakkında herhangi bir 'soruşturma' başlatılmadığı ve iddiaların güvenilir olduğunun saptanmadığı bilgisini paylaşmıştır” ifadelerine yer verdi.
Akar – Esper görüşmesi
Diğer yandan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve ABD'li mevkidaşı Mark Esper, Suriye'nin kuzeydoğusunda kurulması planlanan güvenli bölge ile ilgili iki ülke arasında yapılacak anlaşmaya ilişkin dün akşam bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiler.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan görüşmeye dair yapılan açıklamada, iki bakan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde, Türkiye ile ABD arasında Perşembe günü kararlaştırılan güvenli bölgenin kurulmasına yönelik çalışmanın, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde, başarılı olması için gayret edildiği vurgulandı.
Görüşmede Akar, ABD'li mevkidaşına Türkiye'nin ABD’nin taahhütlerini yerine getirmesini beklediğini belirtirken Türkiye’nin DEAŞ’la mücadele konusundaki kararlığının devam ettiğini vurguladı. Akar görüşmede, Türkiye ve ABD arasında yapılan anlaşmada belirtildiği şekilde SDG üyelerinin 120 saat içerisinde Güvenli Bölge'den geri çekilmesi, ağır silahlarının toplanması, tahkimatının imha edilmesi faaliyetlerinin tamamlanmasının yakından takip edildiğini belirtti. Akar ayrıca, TSK unsurlarına karşı bir taciz, ‘düşmanca hareket veya tutum’ olduğu takdirde meşru müdafaa hakkının kullanılacağını kaydetti.
ABD, güvenli bölgenin oluşturulmasında yer almayacak
Öte yandan ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) yapılan açıklamada, Suriye'deki ABD güçlerinin Türkiye'nin kurmaya çalıştığı güvenli bölgenin oluşturulmasında yer almayacağı belirtildi.
ABD Savunma Bakanı Mark Esper de açıklamasında, Suriye'nin kuzeyinde kurulacak olan güvenli bölgede Amerikan kara gücünün yer almayacağını, ancak ABD’nin hem Türkiye hem de SDG ile irtibat halinde kalacağını belirtti. Bununla birlikte önümüzdeki hafta Bakan Akar ile Brüksel’de görüşeceğini kaydeden Esper, görüşmenin Suriye'deki duruma kalıcı bir siyasi çözüm sağlanmasının önemini güçlendirmeyi hedeflediğini ifade etti.
Güler - Milley  görüşmesi
Diğer yandan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley arasında Suriye’deki son gelişmelerle ilgili bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Türkiye Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada iki ülkenin genelkurmay başkanları arasında yapılan telefon görüşmesinde, Suriye'deki güvenlik durumu ve günlük gelişmelerin ele alındığı bildirildi.
Trump-Erdoğan görüşmesi
Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinde, Fırat Nehri'nin doğusunda kurulması planlanan güvenli bölgeyle ilgili fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bölgede istikrar, huzur ve refahı sağlamak için ortak çabaların sürmesini umduğunu belirterek iki tarafın da Türkiye-ABD ilişkilerini güçlendirmek için attığı ortak adımlardan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda 12 kontrol noktası kuracağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurulması planlanan güvenli bölgenin, ABD’li yetkililer tarafından açıklanandan çok daha geniş olacağını vurguladı.
Erdoğan ABD ile Kürt güçlerinin çekilmesi için yapılan 5 günlük ateşkes anlaşmasının üzerinden geçen 24 saatten kısa bir süre sonra Cuma gününü Cumartesi’ye bağlayan gece yaptığı açıklamada, Ankara’nın Suriye ile olan yaklaşık 440 kilometre uzunluktaki sınır boyunca ve 32 kilometre derinlikte güvenli bölge kurma çabalarını sürdürdüğünü kaydetti.
Deyr Zor ve Rakka’yı da kapsaması halinde güvenli bölgeye iki milyon mültecinin yerleştirilebileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Fırat'ın doğusundaki bölgede  ‘herhangi bir yanlış harekette bulunması halinde’ Suriye rejim güçlerine karşılık vereceğinin de altını çizdi.
Bununla birlikte Türkiye, operasyonun geçici olarak durdurulmasına rağmen, dün gece Suriye sınırında konuşlu birliklerine yeni askeri mühimmat takviyeleri gönderdi.
Ateşkese uyma çağrısı
Diğer yandan SDG Genel Komutanlığı Cumartesi günü ABD’ye, Türk hükümetine ateşkes anlaşmasına uyması konusunda baskı yapması çağrısında bulundu.
Alman Haber Ajansı (DPA) tarafından bir kopyası yayınlanan SDG Genel Komutanlığı açıklamasında, “Türk tarafıyla anlaşma imzalayan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu, Ankara’yı ateşkesi uygulama ve Washington ile yapılan anlaşmalar uyarınca bölgedeki sivillerin tahliye edilmesi için bir koridor oluşturmaya zorlamaya çağırıyoruz. ABD tarafı ile sürekli iletişim içinde olunmasına ve bu sorunu çözmek için kendilerine verilen sözlere rağmen şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedilmedi” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, SDG’nin 17 Ekim’de ABD aracılığıyla Türkiye ile yapılan ateşkes anlaşmasını kabul ettiği ve anlaşmaya bağlı olduğu vurgulandı. SDG, Türk tarafının ateşkes yürürlüğe gireli 30 saatten fazla olmasına rağmen ihlal ve saldırılarına devam ettiğini açıklarken, Rasulayn kentindeki yaralılar ve sivillerin bölgeden tahliye edilmesi için güvenli bir koridor açmadığını iddia etti.
SDG’ye yakın bir kaynak, bugün yaptığı açıklamada, “Rasulayn’daki bombardıman ve operasyonlar devam ediyor. SDG ile TSK ve ona bağlı gruplar arasında çatışmalar yaşandı. Ayrıca SDG’nin kontrolü altında bulunan bölgelere bomba atıldı” diye konuştu.
DPA’ya açıklamalarda bulunan kaynak, “Kürt Kızılayı, yaralıları şehirden tahliye etmek için Rasulayn kentine girmeye çalışıyor. Ancak şu ana kadar hiçbir geçişin güvenliği sağlanmadı” dedi.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.