Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde Rusya ile ortak çalışmalara başladı

Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)
TT

Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde Rusya ile ortak çalışmalara başladı

Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)
Suriye’nin kuzeyindeki Tel Abyad’da devriye gezen Türk askerleri (AFP)

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Soçi’de imzalanan mutabakat uyarınca Rusya ile 23 Ekim’den itibaren müşterek çalışmalara başlanıldığını açıkladı.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü Deniz Yarbay Nadide Şebnem Aktop dün düzenlediği basın toplantısında, bu aşamada mutabakat çerçevesinde mevcut harekat alanı dışında yeni bir harekat icra edilmesine gerek kalmadığını bildirdi.
Yarbay Aktop, “Soçi’de Sayın Cumhurbaşkanımız ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı arasında varılan mutabakat kapsamında bugünden itibaren Rusya Federasyonu ile müşterek çalışmalara başlanacaktır” dedi.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verdi:
"Barış Pınarı Harekatı ile kontrol altına alınan bölgenin terörden arındırılması ile terör örgütünün yerel halk üzerindeki baskı ve zulmünün sona erdirilmesine büyük katkı sağlanmıştır.”
Aktop, Türkiye sınırlarının güneyinde bir terör koridorunun oluşmasına asla müsaade etmeyeceklerini ve terörle mücadelenin kararlılıkla devam edeceğini de sözlerine ekledi.
Erdoğan ve Putin anlaştı
Erdoğan ve Putin, Soçi’de yaptıkları görüşmelere esnasında Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederek Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurulması konusunda anlaşmaya varmıştı.
Ayrıca Tel Abyad ve Rasulayn’ı da içine alan 32 kilometre derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statükonun muhafaza edilmesi konusunda da anlaşma sağlanmıştı.
Erdoğan, Rusya dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada Putin’in kendisine, YPG unsurlarının Suriye-Türkiye sınırında kalmasına izin verilmeyeceği konusunda söz verdiğini dile getirerek, YPG'nin rejim elbisesi içinde bölgede kalmasına müsaade edilmeyeceğini belirtti.
Çavuşoğlu’ndan Soçi Mutabakatı yorumu
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Soçi Mutabakatı’nın detaylarını anlatan Çavuşoğlu şunları söyledi:
“Soçi’de vardığımız mutabakata göre Fırat Nehri'nden Ayn el-Arab (Kobani) ve Resulayn'ın doğusu olan Kamışlı’nın doğusu da dahil, Irak sınırına kadar bir bölge güvenli bölge olacak. Buralarda Ayn el-Arab da dahil YPG’li teröristler Rusya ve rejim unsurları tarafından 30 kilometrenin altına gönderilecek. Silahları da dahil buradan temizlenecek. Fırat Nehri’nden Irak sınırına kadar 10 kilometre derinlikte Rusya’yla ortak devriyeler, 150 saatin sonunda başlayacak. Rejim unsurlarıyla karşı karşıya gelmemek bakımından burada Rusların da tavsiyesi ve ricası üzerine ortak devriye konusunda Kamışlı’yı hariç tuttuk.”
Çavuşoğlu, Barış Pınarı Harekatı alanı dışında kalan ve YPG’nin 30 kilometre içeriye çekileceği bölgenin kontrolü konusunda da şunları aktardı:
“Buralarda şimdi Rusya olacak. Buralarda rejim sınır muhafızları da var. Buralarda her halkın katılımıyla yerel yönetimler oluşacak. Çoğunluğu Arap ise bu yönetimlerin içinde Araplar da olacak. Kürt kardeşlerimizin olduğu yerlerde ise onlar ağırlıkta olacak. Bu konuda bizim hiçbir endişemiz, tereddüdümüz yok. Önemli olan buralarda terör yapılanmalarının ortadan kalkmasıdır.”
Dışişleri Bakanı bölgenin demografik yapısına dair şu değerlendirmede bulundu:
“Nüfusun zaten büyük bir bölümü Arap, onun dışında Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer azınlıklar da var. Batı medyası ve siyasetçiler tarafından buraları YPG kontrol ediyor diye tamamı Kürt gibi yorumlanıyor. Maalesef bu süreçte gördük ki Batı medyası kadar yalan söyleyen, gerçekleri çarpıtan hiç görmemiştim. Kürtler çekilecek demeyin çünkü bu Kürtlere hakaret olur. Türkiye'deki 350 bin civarı Suriyeli Kürt kardeşimiz de buralara dönecek. YPG onları buraya sürgüne gönderdiği, dönüşlerine izin vermediği için dönememişlerdi.”
“Rejimin Adana Mutabakatı'nı uygulama kapasitesi yok”
Dışişleri Bakanının gündeminde Adana Mutabakatı da vardı:

“Adana Mutabakatı’nı biz geçmişte Suriye'deki PKK yapılanmasının önüne geçmek için yapmıştık. Adana Mutabakatı bunların engellenmesini öngörüyor. Suriye bunu engelleyemezse o zaman Türkiye teröristlerin yok edilmesi için gereğini yapar. Şimdi bizim rejimle doğrudan bir temasımız yok. İstihbari temas olabilir. Bu her zaman olur. Şu andaki rejimin Adana Mutabakatı'nı istese de uygulama kapasitesi yok. Suriye rejimi şu anda Adana Mutabakatı'ndaki yükümlülükleri yerine getiremiyor. O yüzden Rusya anlaşmanın uygulanması konusunda rol üstlenecek.”
“Mutabakatlar siyasi bir başarı olarak tarihe geçti”
Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyi ile ilgili ardı ardına varılan iki mutabakata da değinen Çavuşoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye dünyanın iki büyük gücüyle beş gün içinde mutabakat sağladı. Mutabakat bizim ulusal güvenliğimiz bakımından çok önemlidir. Barış Pınarı Harekatı'nın meşruiyeti beş gün içinde hem ABD tarafından hem de Rusya tarafından kabul edilmiştir. Mutabakatlar siyasi bir başarı olarak tarihe geçti.”
Çavuşoğlu Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunda da açıklamalarda bulundu:
“Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak olarak mültecilerin geri dönüşüyle ilgili bir konferansa ev sahipliği yapmak istiyoruz. Geri dönüşler için rejimden garanti almamız ve bunun denetim altında olması gerek. Rusya sahada bir aktör. Buralarda birlikte çalışacağımıza göre göçmenlerin dönmesi konusunda da birlikte çalışacağız. Mültecilerin dönüşü için gerekli altyapının oluşması konusunda belki bir donörler toplantısı yapmak gerekiyor. Bu sadece Türkiye ve Rusya'nın yapabileceği bir şey değil. İnsanlar evlerine dönmek istiyor. Burada herkesin üzerine düşen görevler var.”
“Dengeleri son 1,5 yıldır değiştirdik”
Çavuşoğlu, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri harekatları hakkında da şunları söyledi:

 “Biz dengeleri son 1,5 yıldır değiştirdik. Önce Fırat Kalkanı Harekatı, sonra Zeytindalı, en son da Barış Pınarı Harekatı'yla dengeler tamamıyla değişti. Bu harekatımıza tepki gösterseler de herkes meşruiyetini kabul etmek durumunda kalıyor. Şimdi Avrupalılar dahil herkes bizimle tekrar çalışmak istiyor. Sahada varsanız masada da varsınız. Masada güçlüyseniz sahadaki kazanımları da kaybetmezsiniz.”
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun kendisini arayarak, YPG'li unsurların bölgeden çıkartıldığına ilişkin bilgi verdiğini aktaran Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
 “Bundan sonraki süreçte de biz birlikte ABD ile yaptığımız bu mutabakat çerçevesinde ne olup olmadığını bilgilendirmeye devam edeceğiz. ‘Bir sizden gelen yazılı teminatı kabul ederiz ama sahada karşımıza herhangi bir terör unsuru çıkarsa etkisiz hale getiririz’ dedim.”



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe