Muazzam bir askeri mimari örneği: Selahaddin Kalesi

Kale, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2006 yılında girdi (Sosyal medya siteleri)
Kale, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2006 yılında girdi (Sosyal medya siteleri)
TT

Muazzam bir askeri mimari örneği: Selahaddin Kalesi

Kale, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2006 yılında girdi (Sosyal medya siteleri)
Kale, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2006 yılında girdi (Sosyal medya siteleri)

Nermin Ali
2006 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren Selahaddin Kalesi, taşları ve yapılışı açısından gücünü kanıtladığı tarihi ve arkeolojik değeri nedeniyle Ortaçağ mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Buna bir de Lazkiye’nin Haffa bölgesindeki stratejik konumu eklenir...
Suriye'nin en büyük kalelerinden olan Selahaddin Kalesi, 5 hektarı aşkın bir alan üzerine inşa edilmiştir. 410 metre genişliğe ve 740 metre uzunluğa sahip olan kale Akdeniz kıyılarına bakmaktadır.
Antik Yunan’da adı ‘yüksek kaya’ veya ‘yüksek kule’ anlamına gelen ‘Zion’du. Hatta o dönem Haffa’nın adının Zion olduğu da rivayet edilir. Bu bilgi, Yakut el-Hamavi’nin Mucemu’l-Buldan (Coğrafi sözlük) kitabında yer almaktadır.
Kalenin konumu
Selahaddin Kalesi, Lazkiye kenti ile kuzey orman ovası arasındaki dağın içinden geçen tali yola bakan kıyı dağlarının kuzey kesiminde yer alıyor. Kale, dağlık bölgedeki derin vadiye bakan dik yamaçlarla çevrili dar bir dolambaçlı yola bakıyor. Buraya ulaştığınızda dikili taş şeklindeki taş direklerle döşeli yol boyunca yaklaşık 30 metre derinlikte bir taş hendek çevrenizi sarıyor. Hendek, altı kayalardan üstü ise askeri amaçlı olarak taş ve çamur karışımıyla inşa edilmiş üst katmandan oluşuyor. O dönem, kaleye giriş için asma köprü kullanılıyordu.
Kalenin inşası
İkizkenar üçgen şeklinde yüksek kayalık bir tepenin üzerine inşa edilmiş olan kale, en önemli mevzileri ve dini yerleri barındıran tabanı yüksek doğu tarafına dayanıyor. Batı tarafındaki başı, görünüşe göre doğu kısmından daha alçak. Aynı zamanda bir yerleşim bölgesi de olan kale savunma kuleleri, devasa duvarlar, kapılar, su depoları, ahırlar, at tavlaları, kilise, hangarlar, hapishane ve yağ presleri gibi Bizans döneminden kalma bazı kalıntılar barındırıyor. Kale, bugün halen görülebilen bir surla çevrilidir.
Kalenin mimarisi
Kalenin güney tarafında yer alan kale kapısının üç gözlem kulesi var. Duvarlarının kalınlığı 5 metre, yüksekliği ise 24 metredir. Girişin sağında bir kule ve Haçlılar tarafından yaptırılan bir kale bulunuyor. Onun yanında her ikisini de gözetleme ve koruma amacıyla yaptırılmış ikinci bir kule daha yer alıyor. Üçüncü kule de iki odalı iki kattan oluşuyor. Duvarlarında ok atmak için açılmış delikler var. Sadece hapishaneye çıkan merdivenler ve hapishanenin hemen yanında su deposu ve atların yıkandığı havuz yer alıyor. Haçlılar tarafından restore edilen ve silah deposu olarak kullanılan geniş bir Bizans yapısı da burada bulunuyor.
Haçlılar ayrıca doğu tarafında balkonlu iki katlı bir kule inşa etmişler. 11 metre yüksekliğindeki ilk katta yine ok atmak için açılmış delikler var. İkinci katında ise kralın gözlem yapması için kullandığı üç pencereli ikametgahı bulunuyor. Merkezde üstten dar bir şekilde başlayan gizli bir geçit ile büyük bir sütun etrafını saran bir merdivenle 5 kişilik odalara çıkıyor. Sonra merdivenler 85 metrelik bir koridorla devam ediyor. Vadiye açılan kapıya ulaşmak için ise 250 metrelik bir koridorun geçilmesi gerekiyor.
Doğu tarafında, bir su deposu ve birkaç ahırın yanında açmak üzere olan dev bir bitki bulunuyor. Binanın merkezinde, iyi tasarlanmış bir Bizans kalesi, başka bir büyük sarnıç, Haçlıların zaman geçirme mekanı, Haçlı kalesi ve yakınlarındaki bir Bizans kilisesini görebiliyoruz.
Kalede Arap-İslam kültürü dönemine tarihli birkaç bina da yer alıyor. Bunlar arasında Sultan Kalavun tarafından yaptırılan önemli bir cami, bir minare, iki hamam ve kalenin alçak kısmına bakan bir kule bulunuyor. Kuzeydeki hamamın duvarlarında bazı Arapça kitabeler yer alıyor.
Kale, Bizanslar, Haçlılar, Eyyubiler, ve Memlükler gibi ardı sıra gelen tarihi dönemlere dair çeşitli mimari tarzları yansıtıyor. Antik Çağ’da inşa edilen kale, Bizanslıların 975 yılındaki işgalinden başlayarak önemli tarihi olaylara tanıklık etmiştir. Bugün surlar, kale, deniz feneri ve belki de batı duvarında bulunan kilise de dahil olmak üzere tüm bu yapıların ilk inşa edildiği dönemden kalma olduğuna inanılıyor.
Daha sonra Haçlılar iki büyük su deposuna sahip büyük bir kale inşa ederek burayı çok sayıda yarı dairesel ve dikdörtgen kulelerle çevrili bir yerleşim alanına dönüştürdü. Halep Kalesi'ndeki Eyyübi Sarayı'na benzeyen büyük bir konut kompleksi de inşa ettiler. Memlük döneminde batı duvarı boyunca bir karşılama kulesi, iki hamam ve bir de cami yapılmıştır.
Bugün ise halen görülebilen duvarlar, bazı kuleler, cami, minare, saray kalıntıları, güzel bir mimariye sahip hamamlar ve kaleye bakan bir kulenin yanı sıra güney tarafındaki üretim atölyeleri gibi yapıların büyük bir bölümü ise Eyyubiler dönemine tarihlidir. Bu dönemde, doğu siperinin kazılması tamamlanırken önemi daha da artırılmıştır. Böylece siyasi ve askeri yönetimin merkezi haline gelen kale, Eyyubiler döneminde 1260 yılına kadar tüm bölge için bir koruma noktasıydı. Daha sonra 1272'de Memlükler yönetime geldi.
Selahaddin Kalesi, çok zor ve ulaşılması zor olarak tanımlanan dağlık konumu nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminde terk edildi. Aslında bu ulaşım zorluğu onları dokunulmaz yapmıştı. Yirminci yüzyılın başlarına kadar da öyle kaldı.
Daha sonra Suriye Tarihi Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü bölgeyi yeniden canlandırmak için kazı, restorasyon ve tamir çalışmaları başlattı.
Kalenin restorasyonu
Kalenin restorasyon çalışmaları 2006 yılı başlarında başlamış ve 2008 yılında sona ermiştir. Bu çalışmalar sırasında kalenin yapımında kullanılan orijinal malzemelerin dikkate alındığı modern bir restorasyon yöntemi izlenmiştir. Bu çalışmada, Bizans’ın doğu surları ve kuleleri, Haçlı surlarının kemerleri ve Eyyubi yerleşkesindeki minare restore edildi.
Ayrıca hava boşluklarının doldurulması, duvarlara su girmesinin önlenmesi ve eski harçların dökülmesinin engellenmesi için Bizans tarafından inşa edilen kale de restore edildi. Kemerlerin çöken kısımları da orijinal mimari formla tamamlandı.



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.