Örgüt liderleri neden ailelerini yanlarından hiç ayırmıyor?

Ebubekir Bağdadi / Fotoğraf: AP
Ebubekir Bağdadi / Fotoğraf: AP
TT

Örgüt liderleri neden ailelerini yanlarından hiç ayırmıyor?

Ebubekir Bağdadi / Fotoğraf: AP
Ebubekir Bağdadi / Fotoğraf: AP

Terör örgütü DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyon sırasında yanında eşi ve üç çocuğunun da bulunduğu, çocuklarının üzerindeki bombayı patlatması sonucu öldüğü iddia edildi.
El Kaide kurucusu Usame Bin Ladin de Pakistan’da 2011’de öldürüldüğü operasyonda bulunduğu evde ailesiyle birlikte yaşıyordu.
Yine Bağdadi’den önce DEAŞ örgütün liderleri olarak bilinen Ebu Ömer Bağdadi ve Ebu Eyyub el-Mısri’nin 2010 yılında öldürüldüğü operasyonda yanlarında aile bireylerinin olduğu öne sürülmüştü.
Ömer Bağdadi’nin oğlunun çatışmada öldürüldüğü öne sürülürken, Mısri’nin eşi Hasna Ali Yahya ve çocukları ise sağ ele geçirilmişti.
Independent Türkçe'nin haberine göre, sonradan örgüte yardımcı olmak suçlamasıyla idama mahkum olan Yahya’nın cezası 20 yıl hapse çevrilmişti.
Hacı Bekir’in ailesi 49 Türk konsolosluk çalışanıyla takas edilmişti
Örgütün asıl beyni ve Ebubekir el-Bağdadi’yi DEAŞ'ın başına geçiren kişi olarak nitelenen Hacı Bekir lakaplı Samir Muhammed el-Hilifavi de bulunduğu Halep’te rakip örgütlerden Tevhid Tugayı tarafından 2014’te öldürüldüğünde yanında ailesi bulunuyordu.
Türkiye’ye yakın olduğu iddia edilen Tevhid Tugayı’na esir düşen ailesi ilginç bir pazarlığa konu olmuştu.
İddialara göre, Hacı Bekir’in ailesini “emanet” olarak gören DEAŞ, konuyu kendisine “namus meselesi” yapmış, Türkiye’nin Musul konsolosluğunda DEAŞ tarafından rehin alınan 49 konsolosluk mensubuna karşılık, takasını istediği 50 kişinin arasında aileyi de şart koşmuştu.
Konu o günlerde medyada “49 kişiye karşılık Hacı Bekir emaneti” diye duyurulmuştu.
Farklı ülkelerden binlerce kişi ailesiyle birlikte savaş alanlarına geldi
Keza farklı ülkelerden gelerek Suriye ve Irak’ta DEAŞ'a katılan kişilerden yüzlercesinin ailesiyle geldiği ve bu ailelerden bir çoğunun da sonradan Irak güvenlik güçlerinin ya da SGD’nin eline düştüğü biliniyor.

Yakalanan DEAŞ militanlarının aileleri kamplarda tutuluyor / Fotoğraf: AFP
300 Türk kadın da eşlerinin peşine Irak’a gitmişti

Hali hazırda Musul ve Telafer’in Irak güvenlik güçlerince geri alınmasının ardından eşleriyle birlikte Irak’a gelerek DEAŞ'a katıldıkları iddia edilen 300 civarı Türk kadının da ele geçirildiği hatta bunlardan dördünün eylemlere katıldığı için idam edilip, 15’inin de idama mahkum edildiği öne sürülmüştü.
Peki neden ailelerini yanlarından ayırmıyorlar?
Silahlı mücadeleyi esas alan radikal sol örgütlerde genellikle militanlar evlilikten, aileden uzak dururken ya da evlense dahi çocuk yapmaktan kaçınırken radikal dinci örgütlerde evlenmeye devam edildiği hatta savaş sahalarında bile aileyle kalındığı görülüyor. Bunun nedenlerini sorduğumuz uzmanların farklı görüşleri var.
Savaş alanında yeni bir Medine kurgusu hayali!
Gazeteci Yazar Bülent Şahin Erdeğer, radikal dinci örgüt liderlerinin ailelerini yanlarından ayırmama ve mensuplarının savaş ortamında bile evlenmeye devam etmesiyle alakalı olarak şu görüşleri dile getirdi:
İslami örgütlenme mantığında bu tip örgütler kendilerini  'İslami Emirlik' 'Hilafet' 'İslam Devleti' gibi toplumsal otorite ve dinsel toplumun ideal nüvesi gördüklerinden savaş merkezlerinde de aileden devlete kadar toplumu bütünsel olarak kurmayı esas alırlar. Bu yüzden kişi savaş, çarpışma alanlarında da yeni bir Medine kurgusunu gerçekleştirmeye çalışır. Aslında El Kaide'nin genel yöntemi böyle değildir  çünkü bireysel ve üzüm salkımı modeli hücre evlerini esas alır ancak El Kaide Afganistan'da bu tarzın dışında yerleşik bir toplum Medine Ütopyasını gerçekleştiriyordu çünkü Afganistan'daki Taliban kendisini İslam Emirliği olarak görüyor.
"Çocukları ve kadınları da militanlaştırıyor"
Benzer bir durumun DEAŞ için Suriye ve Irak'ta da geçerli olduğunu söyleyen Erdeğer sözlerini şöyle devam ettirdi:
Kendisini İslam Hilafeti/Devleti olarak gördüğü için Medine ütopyasını tekrarlıyor. Aileler, esnaf, vb. örgütlenmelerle DEAŞ kendi Medine’sini kendi Bedir ve Uhud’larını üretmeye çalışıyor. Böylece İslamcı camiaya kendisinin tek meşru İslamcı otorite olduğu propagandasını yapabiliyor. Bu sebeple DEAŞ militanları savaşta dahi evlilikten çocuk yapmaktan çekinmiyor hatta çocukları da kadınları da militanlaştırıyor. Bu Nazilerin çocuk askerlerine, Hitler gençliğine ve İdeal Almanya ütopyasının gerçekleştirilmesi hedefine de çok benziyor.  
Bulut: Dini geleneklere göre aileden ayrı kalmak hoş görülmüyor
Radikal dinci örgütler üzerine araştırmaları bulunan gazeteci yazar Faik Bulut, İslam geleneğinde aileden uzun süre ayrı olmanın hoş görülmediğini belirterek, sözlerini şöyle devam ettirdi:
Hz. Ömer’in, sefere giden eşlerinden uzak kalan kadınlardan gelen tepkilerden dolayı askerlerine ailelerinden üç aydan fazla ayrı kalmamalarını emrettiği rivayet edilir. İslam geleneğinde hep liderler aileleriyle hareket etmiştir. Yanlış yere çekilmemesi şartıyla söylüyorum örneğin Hz. Hüseyin bile Medine’den Küfe’ye gelirken onca riske karşın ailesini Medine’deki kardeşinin yanında bırakmak yerine birlikte götürmüş, hep birlikte yaşamlarını yitirmişlerdir. Dini geleneklere göre baba ailenin reisidir ve çocuklar eş ondan uzakta olmamalıdır.

Usame Bin Ladin /İHA​
“Ladin, en çok aranan adamken 2. eşini Yemen’den getirip evlendi”

Cihatçı hareketler üzerine yayınlar çıkaran Küresel Kitap Genel Yayın Yönetmeni Osman Akyıldız, bu tip örgütlerin liderlerinin sol gruplarda olduğu gibi hayattan kopuk bir mücadeleyi benimsemediğini iddia ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Zaman zaman güvenlik gereği eşlerinden ayrı yerlerde kalsalar bile genel olarak evlenirler, çoluk çocuk sahibi olurlar. Çünkü kendileri öldüklerinde veya esir düştüklerinde çocuklarının mücadeleyi sürdüreceklerine inanırlar.  Nitekim’in Ladin’in oğlu Hamza babasından devraldığı mücadeleyi sürdürdü. Başka çocukları da öldüler. Yine Usame bin Ladin bütün dünyanın en çok aradığı adam olmasına rağmen, yanında bir eşi varken bile ikinci bir eşi Yemen'den getirerek evlenmiştir. Amerika tarafından öldürüldüğü evde iki eşi de yanındaydı. Keza Ebu Musab Zerkavi (Irak El Kaidesi’nin kurucusu) öldüğünde eşi ve çocukları yakınlardaki bir başka evdeydi.
“Evlenin çoğalın” emrinin yer aldığı hadisten yola çıkıyorlar
Akyıldız, savaş ortamına karşın  örgüt liderlerinin ve üyelerinin neden evlenmeye ve çocuk yapmaya devam ettiklerinin gerekçesini de şöyle açıklıyor:
Hz. Muhammed’in ‘Evlenin coğalın, ben kıyamet günü ümmetimin çokluğuyla iftihar edeceğim" hadisiyle amel ederler. Bu örgütlerde evlenmemek, sol gruplar gibi kadından yüz çevirmek gibi bir şey yoktur
Kılıç: Mahremi saydıkları ailelerini kimseye emanet etmiyor olabilirler
İlahiyatçı Cemil Kılıç, örgüt liderlerinin ailelerini yanlarından ayırmamasının dini bir temeli olmamakla birlikte davranışlarını şu nedenlere bağlıyor:
İslam’da kişinin ailesi haremi yani mahremidir. Kişi ailesini yani mahremini  ancak baba kardeş gibi birinci dereceden kişilere emanet edebilir. Şayet böyle bir kişi yoksa ailelerini yanlarından ayırmıyor olabilirler.
“Savaş halinde bile aile kurma anlayışı sürüyor”
Kılıç, DEAŞ militanlarının savaş ortamında bile evlenmeye devam etmeleriyle ilgili olarak da sözlerini şöyle devam ettirdi:
Bu kişiler kendi faaliyetlerini cihad olarak adlandırıyorlar. Cihad halinde bile namaz, oruç gibi ibadetler aksatılmaz. Evlenmek aile kurmak da bunlardan biri olarak görüldüğünden evlenmeye, çocuk yapmaya devam ediyorlardır.
Kırbaşoğlu: Dini nedeni yok. Hizmet ettirmek için taşıyorlardır
İlahiyatçı Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu ise örgüt liderlerinin ailelerini yanında bulundurmasının hiçbir dini dayanağı bulunmadığını belirterek şu iddiada bulundu:
Bu kişilerin ailelerini yanında bulundurması daha çok güvenlik kaygısı ya da feodalite alışkanlıklarıdır Ailesi yanında olan insan daha az dikkat çekebilir diye düşünmüşlerdir. Yine ailesini yanında bulundurarak kendi ihtiyaçları için hizmetini de yaptırıyordur.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.