Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Beşşar ve Mahir Esed’in malları devlet yönetimine devredildi

Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)
Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)
TT

Beşşar ve Mahir Esed’in malları devlet yönetimine devredildi

Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)
Geçtiğimiz ekim ayında Lübnan’dan ülkelerine dönen Suriyeli mülteciler (AFP)

Suriye’deki bir ceza mahkemesi, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik kamuya açık yargılamanın ikinci duruşmasını bugün başlattı.

Şam’daki 4’üncü Ceza Mahkemesi, eski rejimin önde gelen isimlerinin medeni haklarının kaldırılmasına ve mallarının devlet yönetimine devredilmesine karar verdi.

Kararın kapsadığı isimler arasında Beşşar Esed, Mahir Esed, Fahd el-Fureyc, Muhammed Ayyuş, Luey el-Ali, Kusay Meyhub, Vefik Nasır ve Talal el-Usaymi yer aldı. Mahkemenin, geçtiğimiz nisan ayında görülen ilk duruşmanın devamı niteliğindeki oturumda söz konusu isimler hakkında gıyabi hüküm verdiği bildirildi. Sanıkların, yöneltilen suçlamalar kapsamında mahkemeye katılmaları ve yargı önüne çıkmaları için daha önce resmi olarak çağrıldıkları belirtildi.

Bu arada, sanık Atıf Necib’in yargılandığı davanın ikinci duruşması da bugün Şam’daki Adalet Sarayı’nda bulunan 4’üncü Ceza Mahkemesi’nde başladı. Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre duruşma, esas olarak sanığın sorgulanması ile savcılık mütalaasının ve yöneltilen suçlamaların ele alınmasına odaklandı.

FRTB
Suriye’nin güneyindeki Dera vilayetinin eski Siyasi Güvenlik Şefi Atıf Necib, 26 Nisan 2026 tarihinde Şam’daki Adalet Sarayı’nda görülen davasının ilk duruşmasına katıldı. (AFP)

Duruşmaya mağdur yakınlarının yanı sıra Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Komisyonu üyeleri ile uluslararası hukuk ve insan hakları kuruluşlarının temsilcileri de katıldı.

Necib, Suriye halkına karşı suç işlemekle ilgili suçlamalar kapsamında mahkeme önüne çıkarılırken, eski rejim unsurları arasında yargılanan ilk isim olduğu belirtildi.

DFYJ
Suriye’nin güneyindeki Dera vilayetinin eski Siyasi Güvenlik Şefi Atıf Necib, Şam’daki 4’üncü Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasına katıldı, 10 Mayıs 2026. (EPA)

Öte yandan Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik ilk kamuya açık dava, 26 Nisan’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda görülmeye başlanmıştı. Duruşmaya Cumhuriyet Başsavcısı Yargıç Hasan et-Turbe de katılmıştı.


Suriye’de Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerinin açık yargılamasında ikinci duruşması başladı

Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)
Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)
TT

Suriye’de Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerinin açık yargılamasında ikinci duruşması başladı

Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)
Suriyeliler, 26 Nisan 2026’da Şam’da Atıf Necib’in ilk duruşması sırasında “Adalet Sarayı” salonunda görülüyor. (AP)

Suriye Ceza Mahkemesi, bugün (Pazar) Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik kamuya açık yargılamanın ikinci duruşmasını başlattı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye Arap Haber Ajansı SANA’dan aktardığı habere göre sanık Atıf Necib’in yargılandığı davanın ikinci duruşması pazar günü Şam’daki Adalet Sarayı’nda bulunan “Dördüncü Ceza Mahkemesi”nde başladı.

Duruşma ağırlıklı olarak sanık Atıf Necib’in sorgulanmasına, savcılığın mütalaasının sunulmasına ve kendisine yöneltilen suçlamalara odaklanıyor.

fdfgbfgb
Suriye’nin güneyindeki Dera vilayetinin eski Siyasi Güvenlik Başkanı Atıf Necib, 26 Nisan 2026’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda görülen ilk duruşmasına katılıyor. (AFP)

Duruşmaya mağdur yakınlarının yanı sıra “Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Heyeti” üyeleri ile uluslararası hukuk ve insan hakları kuruluşlarının temsilcileri de katılıyor.

Sanık Atıf Necib, Suriye halkına karşı suç işlemekle ilgili suçlamalar kapsamında mahkeme önüne çıkarılırken, eski rejim unsurları arasında yargılanan ilk isim oldu.

dtrghbgtr
Eski Suriye rejimi yetkililerinden Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam’daki ceza mahkemesinde görülen duruşmasına katılıyor. (EPA)

Beşşar Esed rejiminin üst düzey isimlerine yönelik ilk açık yargılama ise geçen 26 Nisan’da, Cumhuriyet Başsavcısı Yargıç Danışman Hassan el-Turba’nın katılımıyla Şam’daki Adalet Sarayı’nda başlamıştı.


Mısır Başbakanı, ortaklık ilişkilerini güçlendirmek üzere Cibuti’de

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)
TT

Mısır Başbakanı, ortaklık ilişkilerini güçlendirmek üzere Cibuti’de

Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli’yi kabul etti. (Mısır Bakanlar Kurulu)

Afrika Boynuzu’nda artan gerilimler sürerken Mısır, Cibuti ile ‘ortaklık’ ilişkilerini güçlendirmeyi ve iki ülke arasındaki stratejik iş birliği alanlarını geliştirmeyi hedefliyor. Kahire’nin özellikle bu bölgeyi hayati çıkar alanı olarak gördüğü belirtiliyor.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli dün Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle’nin göreve başlama törenine katıldı. Bu katılımın, Mısır’ın Cibuti ile farklı düzeylerde ikili iş birliğini güçlendirme ve iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin ölçeğine uygun şekilde ilerletme isteğini yansıttığı bildirildi.

Uzmanlar, Mısır’ın üst düzey katılımının Kahire’nin Cibuti ile stratejik ortaklığa verdiği önemi gösterdiğini ve aynı zamanda bölgedeki komşu ülkelere yönelik bir mesaj niteliği taşıdığını belirtiyor. Bu mesajın, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda Cibuti ile artan koordinasyon ve yakınlaşmaya işaret ettiği ifade ediliyor.

Mısır-Cibuti ilişkilerinin son yıllarda önemli ölçüde geliştiği, karşılıklı üst düzey ziyaretlerle bu sürecin pekiştiği belirtiliyor. Bunlardan biri de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin geçtiğimiz yıl mayıs ayında Cibuti’ye yaptığı ziyaret oldu. Sisi, o dönemde iki ülke arasındaki stratejik ortaklıktan duyduğu memnuniyeti dile getirmiş ve özellikle Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel gelişmeler konusunda koordinasyonun önemine vurgu yapmıştı.

dsvbvfb
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle’nin göreve başlama törenine katıldı. (Mısır Bakanlar Kurulu)

Medbuli’nin, Sisi adına Cibuti Cumhurbaşkanı Gulle’nin göreve başlama törenine katılması, Kahire’nin Cibuti ile ikili iş birliğini tüm seviyelerde güçlendirme kararlılığının bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Geçtiğimiz nisanda altıncı dönem için yeniden seçilen Gulle’nin göreve başlama törenine, çok sayıda ülke lideri, hükümet temsilcisi, Arap ve Afrika ülkelerinden yetkililer ile uluslararası kuruluşların temsilcileri katıldı.

Medbuli, Gulle ile yaptığı görüşmelerde, Mısır ile Cibuti arasındaki tarihi ve kardeşlik temelli ilişkilerin altını çizdi. İlişkilerin karşılıklı saygı, ortak çıkarlar ve ortak kader anlayışı üzerine inşa edildiğini vurgulayan Medbuli, bölgesel ve uluslararası meselelerde iki ülke arasında sürekli koordinasyona önem verdiklerini belirtti.

Gulle ise Kahire ile ilişkileri, tarihî, kültürel ve siyasi bağlarla desteklenen ‘örnek bir iş birliği modeli’ olarak tanımladı.

Görüşmelerde ayrıca iki ülke arasındaki stratejik iş birliği başlıkları da ele alındı. Bunlar arasında limanların ve serbest ticaret bölgelerinin geliştirilmesi, altyapı ve lojistik kapasitenin güçlendirilmesi, elektrik ve enerji, ekonomi, tarım ve sağlık hizmetleri alanlarındaki iş birliği yer aldı.

Şarku'l Avsat'a konuşan Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hicazi, Mısır’ın Cibuti’deki üst düzey katılımını, Kahire’nin bu ülkeyle ortaklığa verdiği önemi gösteren bir mesaj olarak değerlendirdi. Hicazi, iki ülke arasındaki iş birliğinin ikili ilişkilerin ötesine geçerek stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını ve bunun iki ülkeyi birbirine bağlayan hayati çıkarlarla ilgili olduğunu ifade etti.

Hicazi ayrıca, Cibuti’nin özellikle Babu’l Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’de deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması ile Afrika Boynuzu’ndaki istikrar açısından kritik bir rol oynadığını belirtti.

brhg
Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle ile Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli arasındaki görüşmeden (Mısır Bakanlar Kurulu)

Hicazi, deniz ticaretinin güvenliğinin Mısır açısından hayati önem taşıdığını belirterek, bunun doğrudan Süveyş Kanalı üzerinden yürüyen deniz trafiğinin güvenliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Hicazi, Afrika Boynuzu’nda yaşanan gerilimlerin bölgesel istikrarı ve Kızıldeniz güvenliğini etkilediğine yönelik Kahire’de güçlü bir farkındalık bulunduğunu söyledi.

Bölgede artan gerilimler, özellikle deniz ticareti güvenliği konusunda endişeleri artırıyor. Son dönemde İsrail’in tek taraflı bir kararla Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıdığı yönündeki açıklama, uluslararası düzeyde tepkiyle karşılandı.

Bölgede özellikle Babu’l Mendeb Boğazı gibi kritik geçiş noktalarına yönelik tehditlerin arttığı bir ortamda Hicazi, bu hattın güvenliğinin küresel ticaret açısından zorunlu hale geldiğini vurguladı. Ayrıca Mısır’ın Kızıldeniz’in yönetiminde, kıyıdaş Arap ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirerek ‘bölgenin yönetiminde yabancı aktörlerin bulunmasına karşı çıktığını’ ifade etti.

Kahire’nin, deniz güvenliğinin ortak yönetimi için 2020 yılında Riyad’da kurulan Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi mekanizmasının daha aktif hale getirilmesini savunduğu belirtildi. Bu yapı; Mısır, Suudi Arabistan, Yemen, Ürdün, Sudan, Somali, Cibuti ve Eritre’yi kapsıyor ve güvenlik ile kalkınma iş birliğini artırmayı hedefliyor.

Afrika uzmanı Rami Zehdi ise Mısır’ın Cibuti ile kurduğu ortaklığın hem Arap hem Afrika kimliğine dayandığını ve iki ülke arasındaki tarihsel çıkarlarla şekillendiğini söyledi. Zehdi, Cibuti Cumhurbaşkanı ile Mısır liderleri arasındaki ilişkilerin uzun süredir devam ettiğini ve iki ülke arasındaki iş birliğinin istikrarlı bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

Zehdi ayrıca Kahire’nin, Cibuti ve genel olarak Afrika Boynuzu ülkeleriyle yakınlaşarak bölgedeki nüfuz rekabetine karşı diplomatik bir mesaj verdiğini belirtti. Etiyopya ve İsrail’in Kızıldeniz kıyılarındaki hareketliliği ile Sudan’daki gerilimlerin Kahire açısından önemli güvenlik zorlukları oluşturduğunu, Mısır’ın ise bu risklere karşı bölge ülkeleriyle iş birliğini artırarak yanıt vermeye çalıştığını söyledi.