Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Irak: Silahlı kişi ve gruplara karşı yasal işlem başlatılacak

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta "Koordinasyon Çerçevesi" toplantısına katıldı, (INA)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta "Koordinasyon Çerçevesi" toplantısına katıldı, (INA)
TT

Irak: Silahlı kişi ve gruplara karşı yasal işlem başlatılacak

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta "Koordinasyon Çerçevesi" toplantısına katıldı, (INA)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Bağdat'ta "Koordinasyon Çerçevesi" toplantısına katıldı, (INA)

Bağdat’ta dün Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan’ın ABD’nin Bağdat Maslahatgüzarı Joshua Harris ile ABD’nin çekilmesinin ardından başlayacak dönem ve silah taşıyan gruplara yönelik adli işlemleri görüştüğü bildirildi.

Yargı Konseyi tarafından yapılan açıklamada, görüşmede anayasa ve yasalar dışında silah taşıyan kişi ve gruplara yönelik yasal süreçlerin, uluslararası koalisyonun Irak’taki görevlerinin gelecek 30 Eylül’de sona ermesinin ardından uygulanacak mekanizmaların ve hukukun üstünlüğünün herkes için nasıl hayata geçirileceğinin ele alındığı belirtildi. 

Açıklamada, söz konusu adli işlemlerin anayasa ve yasalara aykırı şekilde silah taşıyan kişi ve grupları kapsadığı vurgulandı.

ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ise Washington’un “tüm Iraklılar için egemen ve güvenli bir gelecek inşa etme konusunda Irak makamlarını desteklediğini” açıkladı.

Bu gelişmeyle eş zamanlı olarak Irak Kürdistan Bölgesi’nde, DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyon (DMUK) bünyesinde görev yapan Alman birliklerinin askeri ve danışmanlık misyonlarının sona erdiği duyuruldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu adım, koalisyon güçlerinin Irak’tan kademeli çekilmesi sürecinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. 

Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı, Alman danışman ve eğitmenlerin DEAŞ’a karşı mücadele kapsamında yıllardır sürdürdükleri görevlerinin sona erdiğini bildirdi.


İsrailli yerleşimciler bir Filistinli çocuğu ve 2 genci kaçırdı

Batı Şeria'daki Ramallah yakınlarında pazartesi günü yerleşimcilerin düzenlediği saldırıların ardından bir Filistin taş ocağında ağır ekipmanlar yandı (Reuters)
Batı Şeria'daki Ramallah yakınlarında pazartesi günü yerleşimcilerin düzenlediği saldırıların ardından bir Filistin taş ocağında ağır ekipmanlar yandı (Reuters)
TT

İsrailli yerleşimciler bir Filistinli çocuğu ve 2 genci kaçırdı

Batı Şeria'daki Ramallah yakınlarında pazartesi günü yerleşimcilerin düzenlediği saldırıların ardından bir Filistin taş ocağında ağır ekipmanlar yandı (Reuters)
Batı Şeria'daki Ramallah yakınlarında pazartesi günü yerleşimcilerin düzenlediği saldırıların ardından bir Filistin taş ocağında ağır ekipmanlar yandı (Reuters)

Uluslararası kamuoyunun geniş çaplı tepkisine rağmen, İsrail’in Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik baskı ve şiddeti sürüyor. ABD’nin sert eleştirileri ve Avrupa’nın yaptırımlarıyla karşılık verdiği gelişmelerin yanı sıra İsrail yerleşimlerinin genişletilmesi, gözaltıların artırılması ve saldırıların devam etmesi dikkat çekiyor. Yerleşimciler çarşamba günü de uzak bölgelerde Filistinlileri kaçırarak işkence ve kötü muameleye maruz bırakma şeklindeki eski uygulamalarına döndü.

Nablus kentinin güneyindeki Filan köyünün yakınlarında iki yerleşimci, 14 yaşındaki Filistinli bir çocuğu kaçırarak darbetti. Olay yerine gelen İsrail polisi çocuğu kurtardıktan sonra Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine teslim etti. Yaklaşık bir saat sonra ise bazı yerleşimciler, Asira eş-Şamaliya ile Nablus arasındaki yolda seyir halindeyken 17 ve 18 yaşlarındaki iki kardeşi, Muhammed ve Ömer Hamadne’yi kaçırdı.

Güvenlik kaynakları, bir yerleşimcinin Nablus’un kuzey girişinde, “17. Yol” olarak bilinen bölgede bir gaz nakliye aracını durdurduğunu ve aracın anahtarlarını ele geçirdiğini bildirdi. Yerleşimci daha sonra Asira eş-Şamaliya beldesinden olan iki kardeşi kaçırarak bilinmeyen bir yere götürdü.

İsrail kaynakları, yerleşimcilerin yıl başından bu yana Filistinlilere yönelik yaklaşık 800 saldırı gerçekleştirdiğini, bunların yaklaşık 100’ünün ağır nitelikte olduğunu bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre bu rakam son iki yıla kıyasla saldırılarda “büyük bir artışa” işaret ediyor. Gazeteye göre önceki iki yılda yıllık ortalama saldırı sayısı yaklaşık 1000 düzeyindeydi.

Filistin Duvar ve Yerleşimlere Direniş Komitesi ise bu hafta yayımladığı açıklamada, yerleşimcilerin 2026’nın başından bu yana 25 Filistinliyi öldürdüğünü bildirdi. Açıklamaya göre Ekim 2023’ten bu yana öldürülen Filistinlilerin sayısı 61’e, 2019’dan bu yana ise 87’ye ulaştı. Ölümlerin çoğunun Ramallah ve El-Bire ile Nablus vilayetlerinde meydana geldiği belirtildi.

Batı Şeria'daki Qusra kasabasında dün yerleşimcilerin taş attığı anları gösteren bir video görüntüsü (Reuters)
Batı Şeria'daki Qusra kasabasında dün yerleşimcilerin taş attığı anları gösteren bir video görüntüsü (Reuters)

Komiteye göre 2026’nın ilk yarısında Batı Şeria’da yerleşimciler tarafından 3 bin 488 saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırılarda 17 Filistinli hayatını kaybederken, 26 Bedevi ve çoban topluluğu tamamen veya kısmen yerlerinden edildi. Ayrıca çoğu hayvancılık amaçlı olmak üzere 42 yeni yerleşim karakolu kuruldu.

Filistin ve İsrail makamlarının resmi verilerine göre, işgal altındaki Batı Şeria’da, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, 156 yerleşim ve 360 yerleşim karakolunda yaklaşık 750 bin yerleşimci yaşıyor. Yerleşimcilerin saldırılarının, Filistinlileri zorla yerlerinden etmeyi amaçladığı belirtiliyor.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu salı günü, Tel Aviv’i ziyaret eden bir ABD heyetinin Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin ele alındığı toplantıda üst düzey bir İsrailli yetkiliye sert uyarıda bulunduğunu bildirdi. Heyette Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin yanı sıra üst düzey ABD’li yetkililerin danışmanları ve uzman ekiplerin yer aldığı belirtildi.

Kanal 12’nin aktardığına göre heyet üyeleri, ismi açıklanmayan üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisine şu mesajı verdi:

“Zor koşullarda ve tüm dünyanın size karşı olduğu bir dönemde sizi her şekilde koruyoruz. Bunun karşılığında şiddet, yağma ve Filistinlileri hedef alma girişimleri olamaz.”

Filistin asıllı Amerikalı vatandaş Louay Reddy, eşi ve iki kızıyla birlikte, etrafı İsrailli yerleşimcilerle çevrili evinin bahçesinde (AP)
Filistin asıllı Amerikalı vatandaş Louay Reddy, eşi ve iki kızıyla birlikte, etrafı İsrailli yerleşimcilerle çevrili evinin bahçesinde (AP)

Heyet üyeleri ayrıca, yerleşimci şiddetinin ele alındığı toplantıda İsrailli yetkilileri ABD desteğini “garanti kabul etmemeleri” konusunda uyardı ve bu eylemlerin İsrail’e “arka kapıdan geri döneceğini” söyledi.

Kanal 12’ye göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin talebi üzerine pazartesi günü Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve diğer yetkililerin katıldığı bir güvenlik toplantısı düzenleyerek Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetini ele aldı. Ancak İsrail ordusu, Netanyahu’nun ordu komutanlarına “Filistin terörü” olarak nitelendirdiği olaylarla mücadele konusunda ne yaptıklarını sorması karşısında şaşkınlık yaşadı.

Öte yandan ABD Senatosu’ndaki Demokrat Partili üyeler, dün Netanyahu’ya bir mektup göndererek Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin ve İsrail güvenlik güçlerinin işgal altındaki topraklarda Filistinlilere yönelik toplu gözaltılarının “dizginlenmesini” istedi. Mektup, Senato’daki 47 Demokrat senatörden 42’si tarafından imzalandı.

Reuters’ın haberine göre mektup, Kongre’deki Demokratlarla İsrail hükümeti arasında Batı Şeria politikası konusunda artan gerilimin son göstergesi oldu. Partiden bazı senatörler, Gazze savaşındaki tutumu nedeniyle İsrail’e yönelik ABD askeri yardımına kısıtlama getirilmesi çağrısında da bulunmuştu.

Mektup, Kaliforniya Senatörü Adam Schiff, New York Senatörü ve Demokratların lideri Chuck Schumer ile New Jersey Senatörü Cory Booker tarafından hazırlandı. İsrail’in Kongre’deki en uzun süreli destekçilerinden biri olan Schumer’in de imzacılar arasında yer alması dikkat çekti.

Demokrat senatörler ayrıca İsrail hükümetine, yeni yerleşimlerin kurulmasına onay vermeyi ve Batı Şeria’da “yasa dışı yerleşim karakolları” inşa etmeyi durdurma, mevcut karakolların kaldırılması yönünde adım atma çağrısında bulundu.


Cezayir'deki orman yangınlarında on 12 kişi hayatını kaybetti

İtfaiyeciler, Cezayir'in banliyölerindeki Oukhris Kulesi'nde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (Arşiv- DPA)
İtfaiyeciler, Cezayir'in banliyölerindeki Oukhris Kulesi'nde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (Arşiv- DPA)
TT

Cezayir'deki orman yangınlarında on 12 kişi hayatını kaybetti

İtfaiyeciler, Cezayir'in banliyölerindeki Oukhris Kulesi'nde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (Arşiv- DPA)
İtfaiyeciler, Cezayir'in banliyölerindeki Oukhris Kulesi'nde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (Arşiv- DPA)

Cezayir İçişleri Bakanı Said Suyud, dün akşam yaptığı açıklamada, ülkenin doğusundaki bazı kentlerde çıkan orman yangınlarında 12 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Şarku'l Avsat'ın yerel basından aktardığına göre Suyud, can kayıplarının 5’inin Jijel, 4’ünün Béjaïa ve 3’ünün Tizi Ouzou vilayetlerinde meydana geldiğini söyledi.

Cezayir Sivil Savunma Teşkilatı da dün akşam yaptığı açıklamada, ülke genelinde 173 orman yangını kaydedildiğini, bunlardan 56’sının söndürüldüğünü duyurdu. Açıklamada, çoğunluğu Béjaïa, Tizi Ouzou, Skikda, Jijel, El Tarf, Mila ve Setif vilayetlerinde olmak üzere 75 yangının halen devam ettiği belirtildi. Yangınlar nedeniyle Jijel, Béjaïa ve El Tarf vilayetlerinde bazı bölgelerde yaşayanlar tedbir amacıyla tahliye edildi.

Cezayir Jandarma Teşkilatı ise Setif, Béjaïa ve Jijel vilayetlerindeki bazı ulusal yolların ulaşıma kapatıldığını açıkladı.

İçişleri Bakanı Suyud, yangın söndürme çalışmalarını yerinde incelemek üzere dün akşam Béjaïa vilayetine gitti. Suyud’a Sağlık Bakanı Muhammed Sıddık Ait Mesudane, Ulusal Güvenlik Genel Müdürü Ali Badaoui ve Sivil Savunma Genel Müdürü Albay Boualem Boughelaf eşlik etti.

Cezayir Meteoroloji Müdürlüğü, salı günü ülkenin bazı bölgelerinde sıcak hava dalgası ve sıcaklıklarda belirgin artış yaşanacağı uyarısında bulunmuştu. Meteoroloji yetkilileri, özellikle rüzgarların kuvvetlenmesiyle birlikte hava koşullarının orman yangınlarının yayılmasını kolaylaştırabileceğine dikkat çekmişti.