Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
TT

Yemen, ekonomik kırılganlığın ortasında bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya

Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)
Yemen’deki bir mülteci kampında bulunan bir kadın, ailesi için yemek hazırlamak üzere elinde bir avuç un tutuyor. (AP)

Yemenliler, bölgedeki istikrarsızlığın gıda, enerji ve taşımacılık maliyetleri üzerindeki baskıyı sürdürmesi nedeniyle yeni bir hayat pahalılığı dalgasına ilişkin uyarıların gölgesinde, ağır yaşam koşullarıyla mücadele etmeye devam ediyor.

Bu gelişme, uluslararası bir endeksin Yemen’i yaşam maliyeti bakımından Arap dünyasının en pahalı ülkeleri arasında göstermesiyle aynı döneme denk geldi. Ekonomik reformlara yönelik olumlu değerlendirmelere rağmen ülkede gelir düzeyi ve satın alma gücü düşük seviyelerde kalmayı sürdürüyor.

Uyarılar, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’ndan (UNCTAD) geldi. Kuruluş, Ortadoğu’daki askeri krizin, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin sona ermesinin ardından dahi bölgesel istikrarsızlığın etkilerinin ortadan kalkmayacağını belirtti. UNCTAD, küresel tedarik zincirlerinde 100 günü aşkın süredir yaşanan geniş çaplı aksaklıklar nedeniyle gıda fiyatları ve ulaştırma sektöründeki olumsuz etkilerin uzun süre devam edeceği uyarısında bulundu.

UNCTAD raporuna göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve deniz taşımacılığının normale dönmesi küresel enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletebilir. Ancak yaşanan aksaklıkların etkilerinin daha uzun süre hissedilmeye devam edeceği, bunun da başta Yemen olmak üzere kırılgan ekonomilerde yakıt ve tahıl fiyatlarında yeni dalgalanmalara, taşımacılık maliyetlerinin artmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda, bu gelişmelerin temel tüketim maddelerinin fiyatlarını yükselterek yoksulluk ve yetersiz beslenme oranlarını artırabileceği ifade edildi.

Söz konusu uyarılar, kullanıcı verilerine dayalı olarak dünyanın şehir ve ülkelerinde yaşam maliyeti ile yaşam kalitesini karşılaştıran en büyük küresel veri platformlarından Numbeo’nun yayımladığı 2026 Yaşam Maliyeti Endeksi ile aynı dönemde geldi. Endekse göre Yemen, yaşam maliyeti açısından dünyada 46’ncı, Arap ülkeleri arasında ise ikinci sırada yer aldı.

Sıralama, ülkede temel mal ve hizmet fiyatlarının yüksek seyretmeye devam ettiğini, buna karşın ücretler, gelir düzeyi ve satın alma gücünde benzer bir iyileşmenin yaşanmadığını ortaya koyarken, yaşam maliyetinin halk üzerindeki yükünün giderek ağırlaştığına işaret etti.

Sürekli yüksek fiyatlar

Yemen’de ortaya çıkan tablo dikkat çekici bir çelişkiye işaret ediyor. Endeks, tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını referans şehir olarak kabul edilen ABD’nin New York kentiyle karşılaştırıyor. Yemen'in yaşam maliyeti endeksi bu yıl, geçen yıl kaydedilen 48,4 puanın üzerine çıkarak fiyat seviyelerinde artış yaşandığını gösterirken, ülkenin küresel sıralamadaki yeri ise geriledi.

fbvfrb
Hükümet reformları uluslararası alanda övgü alsa da Yemenliler zorluklardan mustarip olmaya devam ediyor. (AFP)

Endeks yalnızca tüketim malları ve hizmetlerinin fiyatlarını ölçüyor. Gıda ürünleri, restoranlar, ulaşım ve temel hizmetlerin fiyatlarını kapsayan endeks; ücretler, hizmet kalitesi ve satın alma gücünü dikkate almıyor. Konut kiraları ise ayrı bir endeks kapsamında değerlendiriliyor.

Yemen'in geçici başkenti Aden'de yaşayanlar, son dönemde bazı ürünlerde görülen yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Zamların şimdilik sınırlı sayıdaki ürünle sınırlı kalmasına rağmen, halk arasında bunun yeni bir hayat pahalılığı dalgasının habercisi olabileceği yönündeki endişeleri artırdığı belirtiliyor.

fdbgrt
Yemen’in Hudeyde (batı) bölgesinden Abyan vilayetine (güney) kadar uzanan, yerinden edilmiş Yemenliler için kurulmuş bir kampın görüntüsü (AP)

Aden’de halkın en çok tükettiği balık türlerinden biri olan ton balığının fiyatlarında artış yaşanırken, kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı temel ilaçların fiyatlarının da yükseldiği ve eczanelerde bulunabilirliğinin azaldığı bildirildi.

Balıkçılar ve balık satıcıları, kuzeyden esen rüzgârların avcılık faaliyetlerini olumsuz etkilediğini, bunun da avlanan ve pazarlara ulaştırılan balık miktarında azalmaya yol açtığını belirtiyor. Sürekli yüksek talebin de etkisiyle balık fiyatlarının yükseldiği ifade ediliyor.

Fiyat artışlarının geçici olacağı yönünde beklentiler bulunsa da bazı temel gıda ürünlerindeki zamlar, halkın yeni bir zam dalgasına ilişkin kaygılarını daha da artırmış durumda.

Gerekli reformlar

Bu gelişmeler ışığında, hasta ve yaşlı bireylerin aileleri özellikle tansiyon ve diyabet ilaçlarında yaşanan yeni fiyat artışlarından şikâyet ediyor. Mühendis Abdulkerim Ganim, aynı zamanda şeker ve tansiyon hastası olduğunu belirterek Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, doktorların önerdiği ilaçların fiyatlarındaki artış nedeniyle yaklaşık iki hafta önce alternatif ilaçlar almak zorunda kaldığını söyledi. Ganim, kısa süre sonra bu alternatif ilaçların da fiyatlarının yükseldiğini ve diğer ilaçların ise eczanelerde büyük ölçüde bulunamaz hale geldiğini ifade etti.

Yaklaşık iki ay önce Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Yemen hükümetiyle 10 yılı aşkın bir aradan sonra gerçekleştirdiği 4. Madde istişareleri ise daha iyimser sinyaller vermişti. IMF, kurumsal kapasitenin güçlenmesini övdü ve ekonominin yıllar süren durgunluğun ardından kademeli bir toparlanma sürecine girdiğini, daralmanın hızının azaldığını ve mali ile parasal reform çabalarının sürdüğünü değerlendirdi.

Bununla birlikte IMF, bu toparlanmayı bazı koşullara bağladı. Mali reformların sürdürülmesi, yönetişimin iyileştirilmesi, daha esnek para politikalarının benimsenmesi ve dış desteğin devam etmesi gerektiğini vurgulayan IMF, aynı zamanda bölgesel gerilimler ve insani krizin ekonomik iyileşmenin önündeki en önemli riskler olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

dfebtr
Yerinden edilmiş Yemenli bir kız çocuğu çay eşliğinde bir parça ekmek yiyor. (AP)

Yemenli ekonomi araştırmacısı Fuad el-Mukatri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemenlilerin satın alma gücündeki sürekli düşüşün temel nedenlerinin başında petrol ihracatının durması olduğunu belirtti. Mukatri, petrolün ülkenin ana döviz kaynağı olduğunu, bunun yanı sıra bütçe açığının genişlemesi, dış rezervlerin azalması, Aden ve Sana arasındaki parasal bölünme ve açıkların daha fazla para basılarak finanse edilmesinin de ekonomik krizi derinleştirdiğini ifade etti.

Mukatri, sürdürülebilir bir ekonomik toparlanma için dış gelir kaynaklarının yeniden devreye sokulması, para politikasının birleştirilmesi ve mali istikrarın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Hayat pahalılığıyla mücadelenin yalnızca ücret artışlarıyla sınırlı kalamayacağını belirten Mukatri, piyasa denetiminin güçlendirilmesi ve yerel üretimin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Ekonomik yükün hafifletilmesi, devlet gelirlerinin artırılması ve yerel para biriminin yabancı para karşısında değerinin iyileştirilmesi için ekonomik performansın siyasi kararlarla uyumlu şekilde yürütülmesinin önemine dikkat çekti.


Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
TT

Şeybani Beyrut’ta konuştu: Eğer çıkarlar gerektiriyorsa, Hizbullah ile görüşmeye açığız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın X hesabı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, gelecekte Hizbullah ile bir görüşme yapılması ihtimaline kapıyı aralayarak, bunun ‘çıkarların gerektirmesi halinde mümkün olabileceğini’ söyledi. Ancak Şeybani, mevcut Beyrut ziyareti kapsamında Hizbullah ile planlanmış herhangi bir görüşmenin bulunmadığını vurguladı.

Şeybani bugün Beyrut ziyaretine, beraberindeki heyetle birlikte Baabda Sarayı’nda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile görüşerek başladı.

Görüşmede Avn, Lübnan’ın iki ülke arasında iş birliği, koordinasyon ve karşılıklı iç işlerine karışmama ilkelerine dayalı kardeşlik ilişkilerinin sürdürülmesine bağlı olduğunu ifade etti. Avn, Lübnan’ın Suriye’nin istikrarına verdiği önemi yineleyerek, Suriye’nin de Lübnan’ın istikrarına aynı hassasiyetle yaklaşmasını temenni ettiklerini dile getirdi.

Avn, iki ülke arasındaki koordinasyondan, özellikle sınır güvenliğinin sağlanması, insan ve silah kaçakçılığının önlenmesi ile her iki ülkenin güvenliğini tehdit eden faaliyetlerle mücadele alanındaki iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Avn, “Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, yaptığımız birçok görüşme ve telefon konuşmasında bana, Suriye’nin geçmişteki rolünü artık üstlenmeyeceğini ve iki ülke arasında yeni bir sayfanın açıldığını teyit etti. Bu yeni dönemde Suriye, Lübnan’da herhangi bir tarafın yanında değil, tüm Lübnanlıların yanında yer alacak” dedi.

Avn ayrıca, hem Lübnan’ın hem de Suriye’nin çıkarlarını korumayı amaçlayan iki ülke arasındaki Yüksek Komite’nin kurulmasını memnuniyetle karşıladı.

Şeybani ise Şera’nın selamlarını Avn’a ileterek, kendisini resmi ziyaret kapsamında Şam’a davet etti. Ziyaretinin amacının iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek ve özellikle ekonomik alanda koordinasyonu artırmak olduğunu belirtti.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, Şeybani ile Avn’ın bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldığını, ayrıca iyi komşuluk ilkesi temelinde ikili ilişkilerin güçlendirilmesini görüştüğünü bildirdi.

Avn’a resmi davet

Bu kapsamda Lübnan Cumhurbaşkanlığı, Şera’nın Avn’ı Şam’a resmi ziyarette bulunmaya davet ettiğini açıkladı.

Şeybani’nin söz konusu ziyareti, Lübnan’a gerçekleştirdiği ikinci resmi ziyaret olma özelliğini taşıyor.

dfbfgr b
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Beyrut’ta, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin ikametgahını ziyaret etti. (AFP)

Ayn et-Tine... Berri ile yapılan görüşmede Hizbullah konusu gündeme gelmedi

Şeybani daha sonra, Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmek üzere Ayn et-Tine’ye geçti.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Şeybani, görüşmede Lübnan ile Suriye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik yolların ele alındığını belirterek, Hizbullah dosyasının toplantıda gündeme gelmediğini söyledi.

Şeybani, Hizbullah ile gelecekte bir görüşme yapılıp yapılmayacağına ilişkin soruya ise, “Eğer çıkarlar Hizbullah ile görüşmeyi gerektirirse, buna açığız” yanıtını verdi.

Berri ile yapılan görüşmenin yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl güçlendirileceğine odaklandığını vurgulayan Şeybani, görüşmede başka herhangi bir konunun ele alınmadığını ifade etti.

Saray... Çeşitli alanlarda iş birliği anlaşması

Şeybani daha sonra Başbakan Nevvaf Selam ile görüşmek üzere Başbakanlık Sarayı’na geçti.

Görüşmenin ardından Şeybani ile ortak basın toplantısı düzenleyen Selam, iki ülke arasında ortak çıkarlara dayalı ilişkilerin tesis edilmesi konusunda mutabakata vardıklarını söyledi. Selam, görüşmede başta Lübnan ile Suriye arasında elektrik bağlantısının sağlanması olmak üzere ulaşım, ticaret, sınır geçişlerinin kolaylaştırılması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi gibi konuların ele alındığını belirtti. Ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla Lübnan-Suriye Ortak Yüksek Komitesi’nin kurulmasına ilişkin anlaşmanın imzalandığını açıkladı.

Şeybani ise ziyaretinin, Suriye’nin Lübnan hükümeti ve halkına verdiği desteğin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Lübnan ile İş Birliği ve Ortaklık Yüksek Komitesi’nin kurulmasına yönelik anlaşmayı imzaladıklarını belirten Şeybani, bu mekanizmanın tüm bakanlıklar için ortaklıkların geliştirilmesi, güvenlik alanındaki mutabakatların güçlendirilmesi ve ikili iş birliğinin ilerletilmesi adına bir platform işlevi göreceğini söyledi. Şeybani, “Lübnan’a taşıdığımız tek şey sevgi ve iki ülke ilişkilerindeki olumsuz mirası geride bırakma iradesidir” dedi.

Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Şeybani, Suriye’nin resmi tutumunun İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını ve Lübnan halkının yerinden edilmesini reddetmek olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasının Lübnan’ın iç meselesi olduğunu vurgulayan Şeybani, bu konuda sakin bir diyalog yürütülmesini istediklerini ve Lübnan'ın çıkarları ile istikrarına hizmet edecek her türlü siyasi süreci desteklediklerini ifade etti.

rtbrh
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’yi kabul etti. (AP)

Selam, mayıs ayında Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Şera ile bir araya gelmiş, görüşmede güvenlik, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere çeşitli dosyalar ele alınmıştı.

Yaklaşık 330 kilometrelik ortak sınıra sahip olan Lübnan ile Suriye arasında, insan ve mal kaçakçılığı yaygın şekilde devam ediyor.


Şafak operasyonunun iç yüzü… Bağdat ile Tahran arasında ‘ikizleri ayırma’ operasyonu

Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
TT

Şafak operasyonunun iç yüzü… Bağdat ile Tahran arasında ‘ikizleri ayırma’ operasyonu

Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.
Aktivistler tarafından kaydedilen bir videodan alınan ekran görüntüsünde, yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan yetkililerin gözaltına alınmasıyla eş zamanlı olarak Yeşil Bölge içinde bir Irak tankı görülüyor.

Hükümet ve güvenlik kaynakları, Irak makamlarının geçtiğimiz pazar günü başlattığı gözaltı operasyonlarının iki paralel hat üzerinden yürütüldüğünü açıkladı. Kaynaklara göre bunlardan biri, silahlı gruplar ve petrol kaçakçılığı ağları içindeki İran bağlantılı isimlerle Bağdat’taki devlet kurumları arasındaki ilişkiyi koparmayı hedefleyen gizli bir operasyon niteliği taşıyordu.

Kaynaklar, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin planın ayrıntılarını operasyonun başlamasından iki hafta önce, son derece gizli şekilde ve yalnızca ‘sınırlı sayıdaki üst düzey subayla’ görüştüğünü, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini ise süreç hakkında bilgilendirmediğini belirtti. Bu durumun, Koordinasyon Çerçevesi’nin Bağdat’taki son toplantısında gerginliğe yol açtığı ve iktidar koalisyonu içindeki güç dengelerine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdiği ifade edildi.

Eski bir ABD’li yetkili, Bağdat’taki gizli operasyonu ‘başarısını değerlendirmek için henüz erken olan büyük bir cerrahi müdahale’ olarak nitelendirirken, bunun ‘siyasete beklenmedik bir şekilde yükselen genç bir başbakan açısından cesur bir adım’ olduğunu söyledi. Yetkili, “İran’ın tepkisi henüz görülmedi” uyarısında bulundu.

Planın odağında Bağdat’ın merkezindeki Yeşil Bölge’de bulunan hedefler yer alırken, özel kuvvetlerin eş zamanlı olarak farklı bölgelerde İran nüfuzuyla doğrudan bağlantılı kişilere ait ev ve merkezlere yönelik operasyonlar yürüttüğü bildirildi. Kaynaklar, operasyonun ilk saatlerinde İran yanlısı grupların kendi aralarında dolaşıma soktukları güvenlik değerlendirmelerinde yaşananların bir askerî darbe olabileceği yönünde tahminlerde bulunduğunu aktardı.

Bir kaynak, “Silahlı grupların mensupları, operasyonun ilk aşamalarında telsiz sistemlerinde kısa süre boyunca ‘darbe’ kelimesinin tekrarlandığını duydu. Daha sonra durum netlik kazandı” dedi.

Irak hükümeti, söz konusu operasyonun bilançosunu kamuoyuyla paylaştı. Açıklamaya göre şimdiye kadar kamu kaynaklarını zimmete geçirmekle suçlanan onlarca kişi gözaltına alınırken, Irak Dürüstlük Komisyonu operasyonların süreceğini ve gözaltındaki şüphelilerle ilgili soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.

efvfrvb
Bağdat’ın bir caddesinde devriye gezen Irak güvenlik güçleri mensupları, 28 Haziran 2026 (AFP)

Irak ordusunun seçkin birlikleri, Terörle Mücadele Birimi ve Özel Tümen tarafından yürütülen operasyon ülkede geniş yankı uyandırdı. Kaynaklara göre, şüphelilerin ev ve çiftliklerinde ele geçirilen gizli para yığınlarına ait görüntülerin yayımlanması ile Yeşil Bölge’de manevra yapan bir tanka ait görüntülerin dolaşıma sokulması, planın gizli ayağına gerekli ivmeyi kazandırmayı ve aynı zamanda İran yanlısı grupların olası tepkisini sınırlamayı amaçlayan bir mesaj niteliği taşıyordu.

Şii bir grubun üst düzey yöneticisi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, şafak operasyonunun Irak’taki ‘direniş gruplarını’ dağıtmayı amaçlayan bir plan için örtü olabileceğini öne sürdü. Böyle bir senaryonun doğru çıkması halinde bunun ‘akıllıca yürütülmüş bir operasyon’ olacağını söyledi.

Sıfır saati

Kamu kaynaklarını zimmete geçirmekle suçlanan kişilerin gözaltına alınmasına yönelik operasyon planı hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, “Operasyonun uygulanış biçimi ile görevlendirilen birliklerin niteliği her iki hatta da son derece gizli tutuldu” dedi.

Söz konusu kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Plan operasyon tarihinden iki hafta önce hazırlanmıştı” ifadesini kullanırken, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin planla ilgili görüşmeleri güvenlik kurumlarının yaklaşık dört üst düzey yöneticisiyle sınırlı tuttuğunu ve kendisini geçen nisan ayında göreve aday gösteren Koordinasyon Çerçevesi içindeki liderleri süreç hakkında bilgilendirmediğini aktardı.

30 Haziran 2026 Pazar günü saat 02.00 operasyonun başlangıç saati olarak belirlendi. Güvenilir kaynaklara göre operasyon, ilk aşamada Yeşil Bölge’nin kapıları ile Bağdat’ın giriş ve çıkışlarının kapatılması ve Bağdat Uluslararası Havalimanı çevresine güvenlik güçlerinin konuşlandırılmasıyla başladı. Ancak planın gizli ayağına ilişkin operasyonlar da aynı anda Bağdat’ın farklı bölgeleri ile ülkenin güneyindeki noktalarda eş zamanlı olarak başlatıldı.

edrvb
Yeşil Bölge’nin girişlerinden birinde Irak’a ait zırhlı araçlar, 28 Haziran 2026 (Sosyal medya)

İki güvenlik kaynağı, operasyon sırasında özel kuvvetlerin, İran yanlısı silahlı grupların karargâhlarının bulunduğu Doğu Bağdat’taki bazı noktalara baskın düzenlediğini söyledi.

Bilgi sahibi iki kaynağa göre, seçkin birlikler üst düzey öneme sahip aranan kişiler ile silah ve belgelere ulaşmak amacıyla çok sayıda ev ve karargâhta arama yaptı. Ancak hedef alınan isimlerden bazıları, güvenlik güçlerinin baskınından kısa süre önce bulundukları yerlerden kaçmayı başardı.

Telefon görüşmesi

Kaynaklar, “Güvenlik güçleri, silahlı gruplarla bağlantılı unsurlarla çatışma ihtimaline karşı caydırıcılığı artırmak amacıyla operasyonda zırhlı araçlar, personel taşıyıcılar, tanklar ve yüzlerce personel kullandı” dedi.

Kaynaklar ayrıca, “Aranan isimlerden biri, Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) seçkin güvenlik birimleri tarafından korunuyordu” bilgisini paylaştı.

Yetkililer, “Operasyon planı ve uygulanışına ilişkin bilgiler büyük bir gizlilik içinde tutuldu. Ancak aranan kişilerden bazıları, son aşamada yürütme ve siyaset çevrelerinden isimler aracılığıyla bilgi sızdırılması sonucu operasyondan haberdar oldu” ifadelerini kullandı.

Kaynaklardan biri, “Evet, bazı kişiler, kendilerine operasyon öncesinde, hatta güvenlik güçlerinin ulaşmasının beklendiği saatten yaklaşık bir saat önce hedef alındıkları yönünde bilgi veren özel bağlantıları sayesinde kaçmayı başardı” dedi.

İran bağlantılı grupların, yıllar içinde Tahran’a tam bağlı isimleri devlet kurumlarına yerleştirerek devlet içinde geniş bir nüfuz ağı kurmayı başardığı belirtiliyor.

Söz konusu bilgilerin doğrulanması halinde, kolluk kuvvetlerine yönelik sızmanın, hükümetin İran nüfuzunu ve buna bağlı yolsuzluk ağlarını zayıflatma planlarının karşılaşacağı en büyük sınav olacağı değerlendiriliyor.

Iraklı siyasetçi Hamid es-Seyyid, gözaltı operasyonlarının başarıya ulaşmasının, aranan kişilerin kaçmasına imkân tanıyan bilgi sızıntılarının önlenmesine bağlı olduğunu söyledi.

Kolluk kuvvetlerinde görev yapan subay ve personelin bir bölümüne, şafak operasyonundan yalnızca birkaç saat önce, hedeflerin kimliği ve bulundukları yerler hakkında yeterli bilgi verilmeden harekete geçmeleri talimatı verildi. Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a, “Çok hızlı telefon görüşmeleri yapıldı” dedi.

İki kaynağa göre planın açık ayağı, uzun yıllardır yolsuzluk şüpheleriyle gündemde olan ve kamuoyunun tepkisini çeken siyasetçilerin ilk grupta gözaltına alınmasını öngörüyordu. Gizli ayağın ise, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Irak’ın güvenlik ve petrol kurumları içindeki bağlantı ağını oluşturan isimleri hedef aldığı belirtildi. Siyasi bir yetkili, ikinci aşamayı ‘asıl büyük av’ olarak nitelendirdi.

Yetkililer şimdiye kadar onlarca üst düzey kamu yöneticisini gözaltına aldı. Petrol Bakan Yardımcıları Ali Mearic ve Adnan el-Cumeyli’nin ise Irak örtüsü altında İran petrolü kaçakçılığı yapan köklü bir ağı çözebilecek ‘asıl büyük hedef’ olduğu ifade ediliyor.

Kaçakçılık şebekelerinin, petrol sevkiyatlarını Irak üzerinden geçirmek için sahte belgeler kullandığı, Irak menşeli akaryakıt ile İran ürünlerini karıştırarak bunları Irak petrolüymüş gibi ihraç ettiği belirtiliyor. Bu yöntemle Tahran’ın ABD yaptırımlarını aşarken, gelirlerin İran yanlısı Iraklı silahlı gruplar ve bunlarla bağlantılı ağlara aktarıldığı ifade ediliyor.

ABD Hazine Bakanlığı, Ali Mearic’e 7 Mayıs 2026’da, ‘görevini İran ve ona bağlı Iraklı gruplar lehine petrol sevkiyatlarının kolaylaştırılması için kullanmak’ suçlamasıyla yaptırım uygulamıştı. Irak hükümeti ise söz konusu suçlamaları reddetmişti.

Bağdat’ta yaygın kanaat, ABD yaptırımlarının Mearic’in Petrol Bakanlığı koltuğuna oturma umutlarını sona erdirdiği ve adaylığının DMO’nun Bağdat’taki nüfuzunu taçlandıracak değerli bir ödül olarak görüldüğü yönünde.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir ABD’li diplomat, Bağdat’taki son operasyonu, ‘Irak’taki İran temsilcileri ile resmî kurumlar arasındaki ikiz yapıyı ayırmaya yönelik büyük bir cerrahi müdahale’ olarak tanımladı. Diplomat, “Operasyonun başarılı olup olmadığını söylemek için henüz erken. Ancak gösterilen cesaret etkileyici ve Bağdat’ta farklı bir siyasi atmosferin önünü açıyor” dedi.

frthyj6
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Irak devlet medyası)

Hükümetin yürüttüğü operasyonlarda şu anda görece bir duraklama yaşanıyor. Siyasi bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yetkililerin operasyonu yeniden başlatmadan önce güç dengesini ve olası çatışma risklerini değerlendirdiğini söyledi.

Hamid es-Seyyid ise, “Operasyondan geri adım atmanın bedeli ağır olur. Zeydi artık kendisini tek bir seçeneğin önüne koydu; yolsuzlukla suçlanan siyasi liderleri yakalamak” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık siyasi yetkili, “İkinci aşama, biz şu anda konuşurken bile gizli şekilde yürütülüyor olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Fırtınalı bir toplantı

Geçtiğimiz pazartesi günü şafak operasyonundan bir gün sonra, iktidardaki koalisyon olağan toplantısını Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katılımıyla gerçekleştirdi. Siyasi yetkililer, koalisyon liderlerinin toplantıda Zeydi’ye, yolsuzlukla mücadele operasyonlarına karşı olmadıklarını ancak bu tür adımların uygulanma yöntemlerinin yıllardır kendi aralarında koordinasyon içinde yürütülmesi konusunda mutabakata vardıklarını ilettiğini söyledi.

Kaynaklara göre toplantı, Zeydi açısından sakin geçmedi. İktidar koalisyonunda, başbakanın operasyonu kendilerinden habersiz yürüttüğü yönünde genel bir rahatsızlık hâkimdi. Koalisyon liderlerinden biri, “Siyasi sürecin istikrarı açısından bizi de plana dâhil etmeniz daha doğru olurdu” derken, Zeydi’nin buna, “Size bilgi verseydim sızıntı yaşanmayacağının garantisi neydi?” yanıtını verdiği aktarıldı.

Tartışmalar, iktidar koalisyonu üyelerinden birinin operasyonun kendi siyasi grubunun parlamentodaki nüfuzunu hedef aldığını öne sürmesiyle daha da sertleşti. Kaynaklara göre söz konusu isim, koalisyonuna bağlı bir yöneticinin evinin güvenlik güçlerince kuşatılmasına itiraz ederek bunu ‘korkutmaya yönelik bir uygulama’ olarak nitelendirdi.

Gözlemcilere göre bu tartışmalar, iktidar koalisyonundaki güç dengelerinde yaşanan değişime işaret ediyor. Etkili bir Şii partinin yöneticisi, “Zeydi ile yapılan son toplantı alışılmadık bir havada geçti. Sanki siyasi karar alma süreçlerini yönlendiren dinamikler üzerindeki tekeli ve etkinliği zayıflıyormuş gibi bir tablo vardı” dedi.

İktidar koalisyonundan iki üye ise Bağdat’taki sert tartışmaların ardından Zeydi’nin toplantıdan soğukkanlı ve kendinden emin bir şekilde ayrıldığını söyledi.

Buna rağmen Zeydi’nin, ‘operasyonun devamlılığını sağlamak’ amacıyla siyasi dengeleri yeniden kurmaya çalıştığı belirtiliyor. Kaynaklar, “Operasyon şu anda devre arasına girmiş durumda” değerlendirmesinde bulundu.

Kürt bir siyasi yöneticiye göre, ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın güçlü desteğini alan Zeydi, Washington’a yapacağı planlanan ziyaretten siyasi kazanımlar elde etmeyi hedefliyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Boş çantalarla Washington’a gidip, dolu çantalarla Bağdat’a dönmek istiyor” sözleriyle Zeydi’nin siyasi konumunu güçlendirme arzusuna gönderme yaptı.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir ABD’li diplomat ise, Zeydi’nin temmuz ayı ortasında ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yapacağı görüşmede ‘gecenin yıldızı’ olmayı umuyor olabileceğini belirtti. Ancak diplomat, siyasi yapının parçalı olduğu bir sistemde bu düzeyde güç kullanmanın, gerekli ihtiyat gösterilmediği takdirde iki ucu keskin bir silaha dönüşebileceği uyarısında bulundu.