Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon

Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon
TT

Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon

Yemen güçleri Taiz’de ilerliyor... Koalisyondan deniz ulaşımının güvenliği için askeri operasyon

Yemen ordusu güçleri, bugün salı günü Taiz vilayetinin güneyindeki Hayfan ilçesinde yeni mevzilerin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Vilayetin çeşitli cephelerinde çatışmalar devam ediyor.

Öte yandan Yemen’deki Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu, deniz kuvvetlerinin Babülmendep Boğazı’ndaki deniz ulaşımının güvenliğini sağlama hedefleri kapsamında Hudeyde vilayetinde askeri operasyon düzenlediğini açıkladı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Kızıldeniz’in güneyindeki su yollarını hedef alan yakın saldırılara yönelik bir planın engellendiğini belirtti. Maliki, operasyon kapsamında silah depoları, bomba yüklü insansız deniz araçlarının bulunduğu depolar ve deniz mayınlarının imha edildiğini bildirdi.

Koalisyon daha sonra Sana’da balistik füze fırlatma platformunun ve Saada’da dağlık bir bölgede bulunan bir tesisteki 20 balistik füzenin imha edildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Mekke Paktı Savunma İttifakı’nın Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısının, üye ülkelerin Suudi Arabistan ve kutsal mekanlara yönelik saldırılar karşısında dayanışma içinde olduğunu ve ittifak çerçevesinde Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara ve bunların arkasındaki tüm taraflara karşı ortak caydırıcılığın devreye sokulmasını teyit ettiğini söyledi.

Komite, ortak savunma yükümlülüklerinin fiilen uygulanmasına derhal geçilmesine karar verdi. Bu kapsamda üzerinde mutabakata varılan askeri birlik ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızlı şekilde konuşlandırılması için gerekli adımların atılması kararlaştırıldı.

Komitenin kararının, taraf ülkelerde yürürlükte bulunan düzenlemeler ve ulusal mevzuat çerçevesinde uygulanacağı belirtildi. Söz konusu adımların askeri hazırlık ve entegrasyonu güçlendirmesi, ortak tehditlerle mücadele ve bunlara karşı koyma kapasitesini artırması hedefleniyor.


7 Ekim, Abbas'ı Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştirmeye nasıl itti?

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
TT

7 Ekim, Abbas'ı Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştirmeye nasıl itti?

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü töreninde el sallarken (Reuters)

Filistin Yönetimi Başkanı olarak 2005'te göreve başlamasının hemen ardından Mahmud Abbas, Beytüllahim'de düzenlenen kısa bir toplantıda Fetih Hareketi kadrolarından, daha önce kendisine İsrail projelerini desteklemekle bağlantılı çok sayıda yolsuzluk suçlaması yöneltilen belirli bir yetkilinin yolsuzluğa karıştığını kanıtlayan herhangi bir belge getirmelerini istedi. Amacı, söz konusu yetkiliyi derhal hesap vermeye çağırmaktı. Abbas böylece, başbakanlığı döneminde kendisinin de yolsuzlukla suçladığı Filistin Yönetimi'ni reforme etmek için göreve geldiği ve bunu gerçekleştirmek için kendi yönteminin bulunduğu mesajını vermek istedi.

cvfbgn
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2019'da Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Fetih Hareketi'nin kuruluşunun 55. yıl dönümü törenine katılırken (AP)

Abbas, görev süresi uzadıkça Filistin Yönetimi'nde reform yapma sözü verdi. Yakın ve uzak ülkelerin liderlerine, yönettiği Fetih Hareketi'ne, diğer Filistinli gruplara, uluslararası topluma ve yerel sivil toplum kuruluşlarına bu taahhüdünü defalarca yineledi. Bu amaçla Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu da kurdu ancak sahada belirgin sonuçlar elde edilemedi.

Şüphesiz bir süreç vardı ancak Filistin topraklarındaki her şey gibi uzun, yavaş, zorlu ve karmaşıktı. Abbas'ın iktidarının 18. yılında, 7 Ekim 2023 geldi ve her şeyi değiştirdi.

Ağır reform şartları

Abbas, yıllar boyunca reformdan binlerce kez söz etti ve bunu defalarca taahhüt etti. Ancak 7 Ekim'in ardından ilk kez farklı türden, ağır ve zor bir reform talebiyle karşı karşıya kaldı: Reform karşılığında siyasi varlığını sürdürme.

Filistinli üst düzey bir yetkili Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"Çok sayıda reform talep edildi. Gazze Şeridi'ndeki savaşın ardından bu başlık (reformlar) kullanıldı ve gerçek reformlarla ilgisi olmayan talepler bunun kapsamına alındı. Maaşların kesilmesi, müfredatın değiştirilmesi, ayrıca devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması istendi. Bütün bunlar Filistin Yönetimi ile muhatap olunması ve desteklenmesi için şart koşuldu. Biz de kabul ettik."

Yetkili şöyle devam etti:

"ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi planına yönelik bin itirazımız var ama evet dedik. Buna bağlı reform planına yönelik bin itirazımız var ama yine evet dedik. Bizim sanki reformlara ihtiyaç duyan tek ülke olduğumuz gibi davranıyorlar. Kabul ettik ve ilerledik. Çünkü savaşı durdurmak, bahaneleri ortadan kaldırmak ve siyasi bir süreç başlatmak istiyoruz. İçinde bulunduğumuz durum kendi tercihimiz değildi. Ancak kabul ettik ve ilerledik. Peki onlar da ilerleyip üzerlerine düşeni uygulayacak mı?"

Abbas'ın büyük bir baskıya ihtiyacı olmadı. 7 Ekim'in doğuracağı sonuçları iyi kavradı ve aslında fazla beklemeden Filistin Yönetimi'nin tamamının çehresini değiştirecek kapsamlı bir reform süreci başlattı.

Savaşın ardından herkes neredeyse her konuda farklı görüşteydi ancak tek bir konuda hemfikirdi: Filistin Yönetimi'nde reform yapılması.

Konuya yakın bir kaynak, Abbas'ın bölgedeki değişime paralel olarak Filistin Yönetimi'ni yeni bir yönetim ve güvenilir bir siyasi ortak olarak göstermek amacıyla erken dönemde kapsamlı değişiklikler başlattığını belirtti.

"Ertesi gün"ü kurtarmak

Savaş sonrası "ertesi gün" meselesi güçlü biçimde gündeme geldi. Kaynağa göre herkes Abbas'a, Filistin Yönetimi reforme edilip değiştirilmediği sürece herhangi bir konuda ortak ya da taraf olamayacağını söyledi. Bunun anlamı Filistin Yönetimi'nin, Gazze'nin ve gelecekte kurulması öngörülen devletin devre dışı kalmasıydı. Bu durum tam da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun istediği şeydi. Netanyahu, 7 Ekim'in ardından Abbas'tan, Filistin Yönetimi'nden ve Oslo Anlaşması'ndan kurtulmak istiyordu.

Abbas bunu yalnızca başkalarıyla yaptığı görüşmelerden anlamadı. Netanyahu'nun Filistin Yönetimi'ne ve Batı Şeria'ya karşı yürüttüğü savaş ile daha sonra Oslo Anlaşması'nın "İsrail'in yaptığı en büyük hata" olduğunu söylemesi de bunu teyit etti. İsrail, 7 Ekim 2023'ten bu yana fiilen Filistin Yönetimi yokmuş gibi hareket ediyor.

cdvfgbh
İsrail askeri araçları, işgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah doğusundaki Filistin köyü Ramun'da ilerlerken (AFP)

İsrail, Batı Şeria'daki operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ordu kentlere, mülteci kamplarına ve beldelere saldırdı; bazı bölgeleri kalıcı olarak işgal etti. Hava saldırılarıyla Filistinlileri öldürdü, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı ve altyapıyı tahrip etti. Öte yandan yerleşimcilerin Filistinlileri öldürmesine, saldırmasına ve geniş bölgeleri zor kullanarak ele geçirmesine izin verildi.

Bunun yanı sıra Filistin Yönetimi'ne aktarılan fonlar kesildi ve Batı Şeria'nın merkezindeki çeşitli bölgelerde kontrol, yönetim ve yetkilere ilişkin yasalar değiştirilerek Filistin Yönetimi'nin rolünün ortadan kaldırılması ve Batı Şeria üzerindeki kontrolün yeniden şekillendirilmesi hedeflendi.

Filistin Yönetimi kendisini en zor döneminde, bir anlamda "olmak ya da olmamak" denkleminin içinde buldu. Tüm bunlar karşısında Abbas'ın önünde fazla seçenek yoktu: Ya İsrail'le savaşacak, ya Filistin Yönetimi'ni feshedecek ya da uluslararası toplumun ve dostlarının taleplerine yanıt verecekti.

Yönetimden devlete

Savaş seçeneği gündemde olmadığı ve Filistin Yönetimi kendisini feshetmeyi düşünmediği için Abbas, değiştirebildiği her şeyi değiştirme yoluna gitti.

Savaşın başlamasından yalnızca dört ay sonra, Şubat 2024'te Abbas, Muhammed Iştiyye hükümetinin istifasını kabul etti. Daha sonra Muhammed Mustafa başkanlığında yeni bir hükümet kurdu. Yeni hükümet kurumsal reform, yolsuzlukla mücadele, şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi, yargı, kamu maliyesi ve güvenlik alanlarında reform yapılması ve Batı Şeria ile Gazze Şeridi'ndeki kurumların birleştirilmesi taahhüdünde bulundu.

Bu, Abbas'ın reform yönündeki ilk adımıydı. Süreç daha sonra Filistin Yönetimi'nin yapısını değiştirmeye doğru genişledi. Abbas, Merkez Seçim Komisyonu'nun yeniden yapılandırılması için kararname yayımladı. Ardından makamın boşalması halinde Filistin Yönetimi başkanlığının nasıl devredileceğini düzenleyen bir anayasal bildiri yayımladı.

Daha sonra sosyal yardım sistemini yeniden düzenleyen bir yasa kararı çıkardı. Bu kapsamda Filistinli mahkûm ve militanların ailelerine yapılan maaş ödemelerinin kesilmesi de yer aldı. Ardından Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Komitesi Başkan Yardımcılığı ve Filistin Devleti Başkan Yardımcılığı makamlarını oluşturdu.

Bunun ardından yönetimden devlete geçiş sürecinde geçici anayasa hazırlamak üzere bir komite kurdu. Yeni bir anayasal bildiri yayımlayarak Filistin Yönetimi Başkanı'nın makamının boşalması halinde FKÖ Yürütme Komitesi Başkan Yardımcısı ve Filistin Devleti Başkan Yardımcısının geçici olarak başkanlık görevlerini üstlenmesini öngördü.

Abbas ayrıca Batı Şeria ve Gazze'de yerel seçimler başlattı, Ulusal Konsey seçimleri çağrısında bulundu ve yasama seçimlerinin 28 Kasım 2026'da yapılmasını kararlaştırdı. Devlet başkanlığı seçimlerinin ise 2027'nin ilk çeyreğinde yapılması planlandı.

Fetih seçimleri ve büyük değişim

Fetih seçimleri de büyük değişim kampanyasının bir parçası oldu. En önemli adımlardan biri, Abbas'ın geçen yıl Hüseyin eş-Şeyh'i Filistin Devleti Başkan Yardımcısı ve FKÖ Yürütme Komitesi Başkanı olarak görevlendirmesiydi. Abbas, bu yıl ise Fetih'in 8. kongresini gerçekleştirmesinin ve yeni bir Merkez Komitesi oluşturmasının ardından eş-Şeyh'i Fetih Hareketi Başkan Yardımcılığı görevine getirdi.

cvf
Abbas, 14 Mayıs 2026'da Ramallah'ta düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Genel Kongresi sırasında (EPA)

Eş-Şeyh'in yalnızca iki yıl içinde bütün bu görevlere getirilmesi, onu Abbas'ın muhtemel halefi konumuna taşıdı. Eş-Şeyh, düzenli temas halinde olduğu Amerikalılar tarafından kabul gören, önde gelen Arap yetkililer ve liderlerle yakın ilişkileri bulunan ve İsrailli yetkililerle de iletişim kanallarına sahip bir isim.

Eş-Şeyh'in göreve getirilmesi, Filistin Yönetimi içerisinde gerçekleştirilen bir dizi kapsamlı değişikliğin ardından geldi. Bu değişiklikler arasında neredeyse tüm güvenlik birimlerinin başına yeni isimlerin atanması ve yüzlerce tuğgeneral rütbesindeki subayın cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle emekliye sevk edilmesi de bulunuyor.

Tüm bu kapsamlı değişikliklerin yanı sıra Filistin eğitim müfredatının değiştirilmesi yönünde de çalışmalar yürütülüyor.

Konuya yakın bir kaynak, "Abbas, reform taleplerine yanıt verirken içerideki düzeni sağlamak istedi. Filistin Yönetimi'nin durumunu düzene sokmak ve barışçıl ve sorunsuz bir geçişi güvence altına almak istedi. Bu herkesin yararına. Önce içeride, ardından diğerleri için" dedi.

Abbas süreci sonuna kadar götürür ve yasama ile devlet başkanlığı seçimlerini gerçekleştirirse, meşruiyetlerin yenilenmesi ve reform konusundaki vaatlerini yerine getirmiş olacak.

Ancak seçimlerin yapılıp yapılmayacağı veya ertelenip ertelenmeyeceği henüz bilinmiyor.

Kaynaklar, seçimlerin ertelenmesi halinde bunun Arap ülkeleri grubuyla yürütülecek istişareler kapsamında varılacak bir mutabakata dayanacağını belirtti.

Kaynaklar Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, "Erteleme açık uçlu olmayacak, belirlenmiş başka bir tarihe bağlı olacak" dedi.

"Söz verdik ve yerine getirdik... Peki ya siz?"

Seçimlerin yapılıp yapılmayacağından bağımsız olarak Filistin Yönetimi, siyasi ve mali reform konusunda kendisinden istenen her adımı attığını savunuyor. Yönetimin el değiştirmesinden maaşlara ve müfredata kadar her alanda değişiklik yapılmışken daha ne istenebilir?

gbhj
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına uzaktan gönderdiği kaydedilmiş konuşma sırasında (EPA)

Abbas, geçen ay ABD'nin ülkeye girişine izin vermemesi nedeniyle Birleşmiş Milletler'deki konuşmasını kayıtlı video aracılığıyla yaptı ve dünyaya şöyle seslendi:

"Bugün size tam bir güven ve sorumlulukla söylüyorum: Üstlendiğimiz taahhütleri yerine getirdik. Halkımız ve uluslararası toplum önünde taahhüt ettiğimiz ulusal reform programını tamamladık. Kurumların ve kamu maliyesinin yönetimini, şeffaflığı, hesap verebilirliği, yolsuzlukla mücadeleyi ve hukukun üstünlüğünü güçlendirdik. İhtiyaca dayalı ulusal ve birleşik bir sosyal koruma ve yardım sistemi oluşturduk. Buna ilişkin önceki yasa ve düzenlemeleri sona erdirdik ve yaptıklarımızın doğruluğunu teyit eden bağımsız bir uluslararası denetimden geçtik."

Abbas sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eğitim sisteminde reform yapmaya ve müfredatı uluslararası standartlara uygun şekilde, UNESCO ile iş birliği içinde geliştirmeye devam ettik. Bunu barış, hoşgörü ve başkalarına saygı değerlerini güçlendirirken ulusal kimliğimizi ve halkımızın haklarını koruyacak şekilde yaptık. Demokratik yenilenme ve kadınlarla gençlerin güçlendirilmesi yolunda da ilerledik."

Abbas ayrıca şunları söyledi:

"Yerel meclis seçimlerini ve Filistin Öğrenci Genel Birliği seçimlerini gerçekleştirdik. Bu yıl 28 Kasım'da yapılacak yasama seçimlerine, ardından Filistin Ulusal Konseyi kurumlarının yenilenmesinin tamamlanmasına ve sonrasında devlet başkanlığı seçimlerine gidiyoruz."

Abbas'ın mesajı adeta şöyleydi: "Siz ne istediyseniz yaptım. Peki siz de benim istediklerimden birini vermeyecek misiniz?"


Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
TT

Yahya Sinvar... Yıkım manzaralarının gölgesinde kalan popüler imaj

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar’ın resminin yer aldığı bir afiş, Tahran (EPA)

30 Nisan 2022’de, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar (1962-2024), İsrail’in Mescid-i Aksa ve Kudüs’e yönelik saldırılarının sürmesi halinde geniş çaplı bir ‘bölgesel savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunarak, o sırada konuşmasını dinleyen Filistinli grupların temsilcileri ile askeri kanatlarından hazırlık ve teyakkuz halinde olmalarını istedi. Ancak hiç kimse bu hazırlığın, 18 ay sonra, 7 Ekim 2023’te yaşanacak gelişmelerle ilgili olduğunu öngörmüyordu.

7 Ekim fikrinin dünyaya yansıdığı şekliyle o dönemde Sinvar’ın zihninde tam anlamıyla şekillenmiş olduğunu kesin olarak söylemek güç. Ancak Sinvar aynı konuşmasında ‘tüm Filistinli esirlerin bulunduğu hapishaneleri boşaltma ve ablukanın tamamen kırılması’ sözü verdi. Aralık 2022’de ise İsraillilere hitaben, “Üzerinize şiddetli bir tufanla geleceğiz... Üzerinize sayısız füzeyle geleceğiz... Üzerinize sınırsız sayıda askerle geleceğiz... Üzerinize ümmetimizden milyonlarca kişiyle, dalga dalga geleceğiz” dedi.

xs
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapan Filistinliler, 7 Ekim 2023 (AP)

İsrailli gazeteciler Şlomi Eldar ve Ruth Yuval’ın geçtiğimiz eylül ayında Haaretz gazetesinde yayımlanan ve yakın zamanda çıkan ‘Kaçırılanlar - 843 Günlük İsraf’ adlı kitaplarının bir bölümünü oluşturan araştırmalarında, Sinvar’ın saldırıdan kısa süre önce Fetih Hareketi’nden bir aracı üzerinden İsrail’e uyarı göndermeye çalıştığı belirtildi. Gazeteciler, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunduğunu, bunun bir esir takası ve uzun süreli güvenlik sükûnetini içerdiğini, ancak Netanyahu’nun anlaşmadan geri adım atarak onayını geciktirmeye başladığını aktardı. Bu tutum Sinvar’ı öfkelendirdi ve saldırı düzenlemeye karar verdi. Sinvar bundan önce İsrail hükümetine ‘deprem yaratacak bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu.

İki gazeteci, Eylül 2023’ün başında Sinvar’ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimi aniden kestiğini aktardı. Şin-Bet’ten üst düzey bir yetkili, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Böylece İsrail ile yapılması planlanan kapsamlı bir anlaşmanın önü kesilirken, 2006’da başlayan Gazze ablukası ve bölge üzerindeki baskı devam etti. Sinvar da o dönemde ‘deprem’ olarak tasavvur ettiği seçeneğe başvurmaya ve Aksa Tufanı’nı başlatmaya karar verdi.

Popülerlik ve izlenecek yol üzerine iç görüşmeler

İsrail, saldırıya tüm gücüyle karşılık vererek Gazze Şeridi’nin dört bir yanında geniş çaplı ve ayrım gözetmeyen bir bombardıman kampanyası yürüttü ve benzeri görülmemiş suikastlar gerçekleştirdi. Bu operasyonların en dikkat çekeni, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Temmuz 2025’te Tahran’da düzenlenen operasyonla öldürülmesi oldu. Hamas’tan bir kaynak, “Hareketin Sinvar’ı Heniyye’nin halefi olarak seçmesi, bu adam için bir yetkilendirme ve hareket ile liderliğinin onun halk nezdindeki popülaritesine ve izlediği çizgiye verdiği desteğin bir göstergesiydi” dedi. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları da İsrail’e karşı mücadelesini sürdürürken, hava saldırıları ve füze bombardımanlarının ağırlığı bir kenara bırakıldığında, sahadaki çatışmalarla orantılı kayıplar verdirmeye devam etti.

sdfbth
Hamas liderleri İsmail Heniyye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve Muhammed Sinvar’ı gösteren bir fotoğraf (Kassam Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsü)

Gazze’ye yönelik devam eden savaşın birinci yılı yaklaşırken Hamas, İsrail’in Ekim 2024’te planlamadığı bir çatışmada Sinvar’ın aniden öldürülmesiyle karşı karşıya kaldı. Ancak Sinvar’ın sonunu gösteren görüntü, hikâyenin sonu olmadı.

İsrail, Gazze’yi yok etmeye yönelik bir operasyon yürüttü. İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında bölgedeki binaların yüzde 82’si tamamen veya kısmen, altyapının ise yüzde 90’ı yıkıldı. Savaşta 74 bin Gazzeli hayatını kaybederken, yeniden imar maliyetinin yaklaşık 71 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.

İsrail savaşının ağır bedeli, Sinvar hayatta olmasa da onun Gazze’deki imajında iz bıraktı. Bu durum, Hamas’ın Ekim 2025’te ateşkes anlaşmasını imzalamasına rağmen değişmedi.

Gazze’de halk nezdinde Sinvar’ın imajı şüphesiz büyük ölçüde değişti. Hamas’ın örgüt dışındaki destekçileri arasında dahi son aylarda yayılan görüntüler, tanıklıklar ve yerel tartışmalar, Sinvar’ın kararına yönelik tepkileri ve çok sayıda suçlamanın yöneltildiği bu isme yönelik eleştirileri ortaya koydu.

Ancak Hamas’tan bir kaynak, “Sinvar’ın savaş boyunca maruz kaldığı hakaretler, sert eleştiriler ve diğer saldırılar haksızdı. Gazze’nin İsrail tarafından maruz bırakıldığı abluka ve her gün yaşanan ölümler konusunda herkesin ne yaşandığını hissetmesini sağlamak amacıyla önemli bir adım atmaya çalışan bir adamın yargılanması mümkün değil” dedi.

Anketler ve düşüşler

Filistinliler, 7 Ekim saldırısına verdikleri destekteki görece geri çekilme noktasına bir anda gelmedi. Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından yapılan iki anketin sonuçları da bunu gösteriyor. Mart 2024’te açıklanan ankete göre 7 Ekim’e yönelik toplam destek genel olarak hâlâ yüksek seviyede bulunurken, Batı Şeria’da 11 puan geriledi, Gazze’de ise yaklaşık 14 puan arttı.

Mart ayında yayımlanan rapor, destek oranındaki artışı başka bir gerekçeye bağladı. Rapora göre Filistinlilerin dörtte üçü, saldırının Filistin-İsrail meselesini yeniden gündemin merkezine taşıdığına ve yıllardır süren ihmale son verdiğine inanıyordu.

Ancak aynı kuruluşun Eylül 2024’te yayımladığı bir başka ankette, saldırıya verilen destekte değişim gözlendi. Destek oranı Batı Şeria ve Gazze’de 13 puan gerilerken, düşüş Gazze Şeridi’nde daha belirgin oldu. Gazze’deki gerileme 18 puana ulaşırken, mart ayındaki ankette bu düşüş 14 puan olarak kaydedilmişti.

csdfgh
Hamas mensupları, takas operasyonu kapsamında Han Yunus’ta İsrail askeri Arbel Yehud’u teslim ederken (AP)

Filistin Politika ve Anket Araştırma Merkezi tarafından geçtiğimiz ağustos ayında gerçekleştirilen bir başka ankete göre Hamas’ın popülaritesi yüzde 24’e geriledi. Hamas, merkezin Ekim 2025’te yaptığı ankette yüzde 35 destek almıştı. Buna karşılık Fetih Hareketi’ne verilen destek her iki ankette de yüzde 24 seviyesinde sabit kaldı.

Filistin merkezinin anket sonuçları, Hamas’a verilen desteğin Ekim 2025 ile Ağustos 2026 arasında Batı Şeria’da yüzde 32’den yüzde 18’e, Gazze Şeridi’nde ise yüzde 41’den yüzde 33’e gerilediğini ortaya koydu.

Kudüs Medya ve İletişim Merkezi ile Friedrich Ebert Vakfı’nın iş birliğiyle gerçekleştirilen ve geçtiğimiz ağustos ayında açıklanan bir başka ankette de Hamas’ın konumu ve halk nezdindeki popülaritesinde dikkat çekici bir gerileme görüldü. Ankete göre Hamas’a güvendiğini belirtenlerin oranı yüzde 6,7’ye düşerken, bu oran Haziran 2022’de yüzde 12 seviyesindeydi. Fetih Hareketi’ne güvendiğini belirtenlerin oranı da yüzde 28,8’den yüzde 22,3’e geriledi.

Hamas, Sinvar’ın kararını gözden geçirdi mi?

7 Ekim’in üzerinden üç yıl geçmesinin ardından, Gazze Şeridi’ndeki üç Hamas kaynağı ile Gazze dışında bulunan dördüncü bir kaynak, ‘yaşananlarla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ve liderlerden hiçbirinin olanları eleştirmediğini’ belirtti. Kaynaklar, çok sayıda kişinin saldırı hakkında ya hiçbir şey bilmediğini ya da sınırlı bilgiye sahip olduğunu, ancak buna rağmen tutumlarını değiştirmediklerini söyledi.

Ancak yurt dışında bulunan beşinci bir kaynak, “Hamas içindeki destek yalnızca resmi düzeyde mevcut. Bazı eleştiriler ise zaman zaman farklı kademelerdeki bazı liderler arasında özel toplantılarda dile getirildi. Ancak bunlar, müzakere dosyası gibi bazı konulara yönelik eleştirilerdi; saldırının özüne ilişkin değildi. Saldırının bu ölçekte gerçekleştirilmesini kabul edenler veya reddedenler olsa da İsrail’in vereceği tepki doğru şekilde hesaplanmadı” dedi.

Kaynak, “Yıkıma rağmen Filistinliler uluslararası alanda çok sayıda destek kazandı, İsrail’in gerçek yüzü ve işlediği suçlar ortaya çıktı. Bu durum Filistin’le dayanışmanın artmasına ve Filistin meselesinin dünyanın her yerinde yeniden gündeme gelmesine yol açtı” görüşünü dile getirdi.

Gazze’de yaşayan Filistinli siyasi analist Mustafa İbrahim ise “Sinvar’a yönelik halk eleştirileri ve onun yeterince düşünmeden aldığı karara duyulan öfke devam ediyor. Buna, Gazze Şeridi’nde halkın yaşadığı deneyimler, evlerini ve mülklerini kaybetmeleri de ekleniyor” dedi. İbrahim, “Gazze Şeridi dışındaki Filistinliler veya diğer kişiler Sinvar’ın yaptıklarını destekliyor olabilir. Çünkü onlar, yıkım, ölüm ve yerinden edilme gibi aynı koşulları yaşamadı” ifadelerini kullandı.