Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Mısır, Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nda Filistin Yönetimi için uluslararası destek sağlanmasının önemini vurguladı

Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

Mısır, Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nda Filistin Yönetimi için uluslararası destek sağlanmasının önemini vurguladı

Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Kahire ile Ramallah dün, gelecek hafta düzenlenecek ‘Uluslararası Bağışçılar Konferansı’ kapsamında Filistin Yönetimi'ne uluslararası destek sağlanmasına yönelik sürdürülen hazırlıkları ele aldı.

Mısır Dış İşler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Büyükelçi Muhammed Hicazi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede bu istişarelerin, ‘İsrail’in devam eden saldırılarına rağmen Filistin Yönetimi'ne yalnızca finansman düzeyinde değil, Filistin'in gelecekteki bağımsız bir devlet olarak varlığını pekiştirme konusunda da uluslararası destek oluşturma’ hedefini taşıyan Mısır-Avrupa görüşmeleriyle eş zamanlı gerçekleştiğini söyledi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesinde iki tarafın Gazze Şeridi'ndeki son gelişmelere ilişkin görüşlerini paylaştığını bildirdi. Görüşmede aynı zamanda bu ay Brüksel'de yapılması planlanan Uluslararası Bağışçılar Konferansı'na yönelik hazırlıklar da ele alındı.

Abdulati, ‘Mısır'ın Filistin hükümetine tam desteğini ve Filistin Ulusal Yönetimi'ne sorumluluklarını yerine getirebilmesi, Filistin halkına temel hizmetler sunabilmesi ve direnişini güçlendirebilmesi ile Filistin topraklarındaki istikrara katkıda bulunabilmesi için uluslararası mali destek sağlanmasının önemini’ vurguladı.

Hicazi ise ‘Brüksel'deki Filistin Yönetimi'ne uluslararası destek sağlamaya yönelik toplantı hazırlıklarının, Gazze'deki ateşkes süreçlerinin, yeni güvenlik ve bölgesel düzenlemeler başlatmaya yönelik Amerikan çabalarının ve Filistin davasını bölgesel istikrarın gerçek kapısı olarak yeniden öne çıkarmaya yönelik Arap girişimlerinin iç içe geçtiği Orta Doğu gelişmelerinde kritik bir dönüm noktasında gerçekleştiğini’ vurguladı.

Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nı salt Filistin Yönetimi'ne mali yardım sağlama fırsatı olarak görmenin, konferansın stratejik anlamından büyük ölçüde yoksun kılacağını söyleyen Hicazi, Brüksel’deki konferansın öneminin finansmanın çok ötesine geçtiğini belirtti. Konferansın aynı zamanda uluslararası toplumun Filistin Yönetimi'ni Filistin topraklarını yönetme kapasitesine sahip meşru kurum olarak görmeye devam ettiğini ortaya koyan açık bir siyasi mesaj niteliği taşıdığını ifade eden Hicazi, bunun İsrail'e yönelik Filistin Yönetimi'ni zayıflatmanın artık kabul edilebilir bir seçenek olmadığını ilan eden paralel bir mesajla da örtüştüğünün altını çizdi.

Yaklaşık bir hafta önce Avrupa Birliği (AB) Kudüs Sözcüsü Şadi Osman, ‘Filistin'in Sesi’ radyosuna verdiği demeçte iki devletli çözüme destek sağlamak ve Ulusal Yönetimi mali açıdan desteklemek amacıyla bu ayın 12 Temmuz'unda Uluslararası Donörler Konferansı düzenlenmesine yönelik hazırlıkların başladığını açıkladı.

Bu açıklamalar, Avrupa Komisyonu Akdeniz İşlerinden Sorumlu Üyesi Dubravka Suica'nın Avrupa-Filistin ortaklığını ve Gazze ile Batı Şeria'daki mevcut durumu ele alan bölgesel turunu Ramallah ziyaretiyle tamamlamasının hemen ardından yapıldı.

efrthyjy
Han Yunus’un Nehir el-Berd bölgesindeki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta, bir kız çocuğu, çadırı sabitleyen ipin üzerinde dinleniyor (AFP)

Filistin Başbakanı Mustafa, o sıra Suica'ya, Filistin kurumlarının varlığını sürdürmesini ciddi biçimde tehdit eden mali ve ekonomik ambargo konusundaki kaygılarını aktardı. İsrail'in yasadışı biçimde alıkoyduğu Filistin vergi gelirlerinin yaklaşık 6 milyar dolara ulaştığını, İsrail Merkez Bankası'nın teslim almayı reddetmesi nedeniyle Filistin bankalarına ait yaklaşık 5 milyar dolarlık fonun ise dondurulduğunu vurgulayan Mustafa, bu durumun Filistin ekonomisine yılda 11 milyar dolar kayba yol açtığını belirtti.

Filistin meselesi, Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın dün açıklamasına göre Dışişleri Bakanı Abdulati ile AB Akdeniz Komiseri Suica arasındaki siyasi istişarelerde de gündemin merkezinde yer aldı.

Abdulati, ‘uluslararası çabaların Filistin meselesi üzerinde yeniden yoğunlaştırılmasının önemini, 7 Ekim 2023'ten sonra başlayan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın barış planının birinci aşama yükümlülüklerinin tam olarak uygulanmasını, ardından da ikinci aşamaya geçişi sağlayacak koşulların oluşturulması açısından önemine’ dikkati çekti.

Hicazi ise Mısır ve Avrupa'nın hareketliliğinin Filistin Yönetimi'ne desteğin salt bir mali krize verilen tepkiden öte, bölgenin yeniden inşası denkleminin bir parçası haline geldiğini teyit ettiğini düşünüyor. Filistin kurumları çöküşe geçmişken daha istikrarlı bir Orta Doğu'dan söz etmenin yanı sıra Gazze yerle bir olmuşken uzun vadeli ekonomik ve güvenlik ittifakları kurmanın mümkün olamayacağını söyledi.

Mısır'ın rolü, bu aşamanın gerekliliklerine en tutarlı biçimde yanıt veren taraf olarak öne çıkıyor. Kahire, savaşın başlamasından bu yana insani boyutu siyasi süreçten ayrı tutmayı reddediyor. Ateşkesin yeniden yapılanma planı, Filistin Yönetimi'nin güçlendirilmesi, Batı Şeria ile Gazze'nin birliğinin korunması, göçün reddedilmesi ve bağımsız Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak ciddi bir siyasi sürecin başlatılmasıyla eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Hicazi'ye göre Mısır bugün aynı doğrultuda ilerleyerek Brüksel Konferansı'nı ateşkesin kalıcı hale gelmesinin ardından Gazze'nin yeniden yapılanmasına yönelik daha kapsamlı bir uluslararası konferansa zemin hazırlayan kurucu bir adım olarak destekliyor.

Hicazi, asıl zorluğun milyarlarca dolar toplamak değil, bu kaynakları Filistin ulusal projesini yeniden başlatmak, iki devletli çözümü diriltmek ve Filistin meselesini yeni bölgesel güvenlik düzenlemelerinin merkezine yeniden taşımak için tarihsel bir fırsata dönüştürecek uluslararası bir irade inşa etmek olduğunu vurguladı.

Hicazi, yapılacak konferansın ya çatışma yönetiminden barışın inşasına, geçici yardımdan sürdürülebilir kalkınmaya ve tepkisel tutumdan bütüncül bir stratejik vizyona geçişin başlangıcı olacağını ya da tekrarlayan krizler silsilesinde geçici bir mali duraktan ibaret kalacağını da belirtti.


Sudan ordusu Etiyopya sınırındaki Karmak şehrine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı

Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
TT

Sudan ordusu Etiyopya sınırındaki Karmak şehrine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı

Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)

Sudan ordusu, ülkenin güneydoğusunda yer alan Mavi Nil bölgesi cephesindeki askeri operasyonlarını sürdürüyor. Sudan ordusu geçtiğimiz mart ayından bu yana Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolünde bulunan Etiyopya sınırı yakınlarındaki stratejik öneme sahip Karmak şehrine doğru artan bir tempoyla ilerlemeye çalışıyor.

Sahadaki kaynakların art arda gelen raporları, ordunun son iki gün içinde bölgenin ikinci büyük kenti Karmak'ın çevresindeki HDK'nın ileri savunma mevzileri ve hatlarını hedef alan yoğun insansız hava aracı (İHA) ve ağır topçu saldırıları düzenlediğine işaret ediyor. Ordu ve müttefik kuvvetlerin yürüttüğü askeri operasyonlar şehrin yaklaşık 15 kilometre gerisindeki Barka bölgesinden başlatılıyor.

Sudan ordusu mensupları, kuvvetlerinin Karmak'a yönelik ileri hatlar boyunca ilerleyişini gösteren video kayıtları yayımladı. Ordu son günlerde Mavi Nil cephesinde kayda değer bir ilerleme kaydederek Nil bölgesinin başkenti Damazin ile Karmak şehri arasındaki ana yolu üzerindeki Kili, Makce ve Sarkam kasabalarının kontrolünü yeniden ele geçirdi. Bu durum HDK'yı bölgenin daha iç kesimlerine doğru geri çekilmeye zorladı.

Öte yandan Nil Nehri eksenindeki HDK komutanı Tuğgeneral Hamuda el-Bişi, Sudan ordusunun Karmak şehrine doğru ilerlediğine dair haberlerin doğru olmadığını, bunların ‘asılsız iddialar’ olduğunu belirtti. Bişi, resmi Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şehrin tamamının HDK’nın kontrolü altında kalmaya devam ettiğini vurguladı.

9l0ş
Hartum'daki bir meydanda kurşun izleri bulunan araçlar, 11 Haziran 2026 (Reuters)

Mavi Nil bölgesi, son iki ay içinde Sudan ordusunun ve HDK'nın çeşitli küçük kasabalar üzerinde kontrolü birbirinden defalarca kez devraldığı belirgin bir askeri tırmanmaya sahne oldu.

Karmak şehri, Etiyopya sınırındaki konumu nedeniyle stratejik önem taşımakta olup aylarca önce HDK'nın Abdulaziz Adem el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi – Kuzey (SPLM-N) ile koordineli biçimde yürüttüğü Sudan Kurucu (Te’sis) İttifakı kuvvetlerinin eline geçmişti.

Sudan Kurucu İttifakı kuvvetleri, Karmak vilayetinin Dukan, Keren Keren ve Hur el-Hasan bölgeleri ile Kaysan şehrine uzanan diğer bölgelerde büyük sayılarla konuşlanmaya devam ediyor.

Sudan ordusu ise daha önce HDK’nın kontrolündeki bölgelerin tamamını geri almak amacıyla Mavi Nil bölgesine ek kuvvetler ve takviye güçler sevk ettiğini açıklamıştı.

Omdurman'a İHA saldırısı

Hartum eyaletindeki yerel kaynaklar, Sudan ordusuna ait hava savunma sistemlerinin cumartesi günü Omdurman şehrindeki konumları hedef almaya çalışan ve HDK'ya ait olduğu değerlendirilen insansız hava araçlarını püskürttüğünü bildirdi.

Hartum'un ikinci büyük kenti Omdurman sakinleri de şehrin kuzeybatısında art arda patlama sesleri duyduklarını ve bunların hava savunma sistemlerinin bir dizi insansız hava aracını engellemesinden kaynaklandığını, ancak hedef alınan yerlerin niteliğinin doğrulanamadığını aktardı.

Sudan ordusu ile HDK arasında 2023 yılının nisan ayında patlak veren savaşın başından bu yana Hartum eyaleti sürekli İHA saldırılarına maruz kalıyor. Bu saldırıların sıklığı, eyalete geri dönen binlerce vatandaşla eş zamanlı olarak son dönemde belirgin biçimde artıyor.


Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
TT

Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)

İsrail'in yaya halindeyken hedef alarak öldürdüğü bir saha komutanının cenaze töreninde, Hamas'ın ve askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın bayraklarının kaldırılması bir tesadüf değildi. Bu durum, hareketin uzun süredir uzak durduğu bir stratejiye, birçok gözlemciyi şaşırtan koordineli bir geri dönüş olarak değerlendiriliyor.

Kassam Tugayları komutanlarından, hareketin eski lideri İsmail Heniyye'nin (Temmuz 2024'te Tahran'da suikasta uğradı) akrabalarından Velid Heniyye’nin cenazesi, 26 Haziran’da gerçekleşti. Bu tarih, Gazze Şeridi’ndeki insani durumun kötüleşmesi nedeniyle Hamas karşıtı gösteriler düzenlenmesi için aktivistlerin çağrı yaptığı güne denk geliyordu. Hamas, "şüpheli" tarafların arkasında olduğunu düşündüğü bu protestoları engellemek için büyük çaba sarf etti ve eylemler kendi kendine sönümlendi.

Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)

"Gücümüzü koruyoruz" mesajı

Bu cenazenin ardından Hamas, İsrail tarafından öldürülen üyelerinin törenlerinde bayraklarını ve Kassam flamalarını kaldırmaya, silahlı unsurlarıyla gövde gösterisi yapmaya devam etti. "Hayber Hayber ya Yahud... 7 Ekim geri dönecek" sloganlarının atılması, İsrail medyasında ciddi bir kışkırtma dalgasına neden oldu.

Hamas'ın Gazze'deki dört farklı kaynağı, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, bayrakların kaldırılması ve silahlı kişilerin ortaya çıkması kararının hareketin Gazze liderliği tarafından alınıp bütün bölgelere tebliğ edildiğini doğruladı. Kaynaklara göre bu adım, "Hamas'ın hala ayakta ve güçlü olduğunu, askeri eylemlerle ya da İsrail/ABD’nin Gazze’nin geleceğine dair dayatmalarıyla mağlup edilemeyeceğini" göstermeyi amaçlıyor.

 Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)

Bir kaynak, 26 Haziran’daki protesto çağrılarına işaret ederek, "Hamas liderliği, Gazze içinde bir kaos çıkarma girişimi olduğunu düşünüyordu. Velid Heniyye'nin cenazesinden itibaren, hareketin hala güçlü ve taraftarlarının arkasında olduğunu göstermek istedik" dedi.

Sokak gösterileri ve güvenlik endişeleri

Diğer yandan, hareketin kendi içinden bazı aktivistler, bu gösterilerin İsrail'e bir bahane sunduğunu belirterek, bayrak açılmaması ve slogan atılmaması çağrısında bulundu. Aktivistler, İsrail istihbaratının bu törenlerdeki saha aktivistlerini tespit edip suikast düzenlediğine dikkat çekti.

Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları ise İsrail'in bir bahaneye ihtiyacı olmadığını savunuyor. İki kaynak, "Saldırılar durmadı, ilan edilen ateşkese rağmen bu süreçte bin 60’tan fazla Filistinli hayatını kaybetti" ifadesini kullandı. Üçüncü bir kaynak ise durumun savaş öncesinden farklı olduğunu kabul etmekle birlikte, "Tam teslimiyet söz konusu olamaz. Suikastlar hareketi zayıflatmıyor, aksine daha kararlı hale getiriyor" ifadelerini kullandı.

İsrail Basını: Hamas toparlanıyor

Öte yandan İsrail basını, resmi istihbarat raporlarına dayandırdığı haberlerde, Hamas'ın Gazze'de toparlandığını, silah ürettiğini, tünelleri onardığını ve yeni saldırılara hazırlandığını öne sürüyor. Israel Hayom gazetesi, İsrail ordusunun Hamas'ın askeri kapasitesini yenilemesini engellemek için suikastların hızını artırdığını aktarırken, Yedioth Ahronoth ise İsrail Güney Bölge Komutanı Yaniv Asor'un, geniş çaplı operasyonların yeniden başlaması için siyasi düzeyde baskı yaptığını, ancak ABD kısıtlamaları nedeniyle bunun şimdilik mümkün olmadığını yazdı.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçılarıGazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçıları (Arşiv)

Hamas kaynakları, bütün bu İsrail tehditlerinin, savaşın başından beri süregelen kışkırtma kampanyasının devamı olduğunu vurguluyor. Kaynaklar son olarak, hareketin Filistinlileri savunmak için elindeki imkanları kullandığını, ancak 7 Ekim'de olduğu gibi bir saldırı başlatmayacaklarını, hedeflerinin Filistinlilerin haklarını garanti altına alan, savaşı tamamen durduran ve Gazze’nin yeniden inşasını sağlayan bir anlaşmaya ulaşmak olduğunu ifade etti.