Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Lübnan'daki ateşkes Netanyahu'yu eleştirilerin hedefi haline getiriyor

Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Lübnan'daki ateşkes Netanyahu'yu eleştirilerin hedefi haline getiriyor

Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Emel Şehade

Hürmüz Boğazı ve Lübnan dosyaları ile ilgili teminatlar arasında, ABD-İran müzakerelerinin yeni bir turunun başlamasıyla dikkatler İsviçre'ye çevrilmişken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendi partisi Likud içinde bile benzeri görülmemiş bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Muhalifleri, İsrail'in İran ve Lübnan'a karşı savaşlardaki başarısızlıklarından onu sorumlu tutuyor ve Lübnan meselesinde ABD Başkanı Donald Trump'a boyun eğmesini, İsrail'in güvenliğini tehdit eden tehlikeli bir başarısızlık olarak görüyor.

Bu bağlamda siyasi taraflar, araştırma enstitüleri ve güvenlik uzmanları, Gazze, İran ve Lübnan ile iki yıl sekiz aylık çatışmayı özetlemekle meşgul ve aralarında neredeyse bir görüş birliği oluştu; bu görüşe göre İsrail, Tahran karşısında başarısız oldu ve Lübnan'da bir bataklığa ve yenilgiye doğru gidiyor. Sonuçlar açısından bakıldığında, başarısızlık başarıların çok ötesinde ve manşetlere “İran'ın İsrail'i Beyrut'a yönelik saldırılarını durdurmaya zorlama hedefine ulaştığı” ve “Netanyahu'nun tehditlerinden geri adım atarak Tahran'ın İsviçre müzakerelerine katılmasının önünü açtığı, böylece Tahran’ın Lübnan ve İran arenasını birleştirme hedefini gerçekleştirdiği” gibi ifadelere odaklanan geniş çaplı bir eleştiri kampanyası hâkim oldu.

Bu sorular, güvenlik bölgesi ve ordunun konuşlandırılması için yeni bir harita oluşturmak amacıyla güvenlik kurumları ve siyasi kademeler arasında yoğun tartışmaların odağı olmaya devam ediyor. Birkaç güvenlik yetkilisi, İsrail'in er ya da geç “sarı hattan” çekilmek zorunda kalacağını ima etti. Ancak uluslararası toplum tarafından tanınan “mavi hatta” geri dönmeyi kabul etmeyeceğini, bunun yerine, kuzey İsrail sakinlerinin güvenliğini garanti altına almak için gözlem noktalarının sayısını artırmaya, sınırdan başlayan bir güvenlik bölgesi oluşturma konusunda anlaşmaya varmaya yönelik teklifler hazırladığını da belirtti.

Mevcut değerlendirmelere göre en belirgin sonuç, Amerikalıların yalnızca kendilerine yardım edenlere yardım ettiği ve müttefiklerini terk etme konusunda uzun bir geçmişe sahip olduğu göz önüne alındığında, Amerika Birleşik Devletleri'ne güvenilemeyeceğidir. Bu bağlamda, İsrailli siyasi analist Eyal Ziser, İsrail'in başarısız olarak bir fırsatı kaçırdığına inanıyor ve karar vericileri bunu itiraf etmekten korkmamaya çağırıyor. Bunu reform yolunda atılan ilk adım olarak görüyor ve kamu moralini bozmamak için gerçeği gizleme girişimlerinin, gören gözleri olan ve gerçeği anlayan vatandaşlar için boşuna olduğunu vurguluyor.

İsrail: En büyük kaybeden

İsviçre'de pazar günü yapılan müzakereler, İsrail için bir telaş ve ikilem oluşturuyor; hedeflerine ulaşmak için operasyonlarına devam etme ihtiyacı ile ateşkesin önünü açmak için Washington ile iş birliği yapma gerekliliği arasında sıkışıp kalmış durumda. Ziser, anlaşmayı İsrail'in en büyük kaybeden olduğu bir “teslimiyet anlaşması” olarak tanımlıyor. Radikal İran rejiminin, askeri gücünün önemli bir bölümünü koruyup, nükleer seçeneği pazarlık kozu olarak elinde tutup, gelecekteki herhangi bir Amerikan saldırısı tehdidini tamamen ortadan kaldırdığına inanarak, güç sarhoşluğu ve intikam arzusuyla dolu bir şekilde çatışmadan çıkacağı konusunda uyarıyor.

Lübnan cephesinde ise değerlendirmeler, yenilgiye ve 7 Ekim 2023 arifesindeki statükoya geri dönüşe işaret ediyor. Kayıplarına rağmen Hizbullah ayakta kaldı. Mevcut sükûnet sayesinde gücünü yeniden inşa edecek ve füze cephaneliğini yenileyecek, böylece İran baskısı altında ordu güvenlik bölgesinden çekildiği anda, işgalci kendisini bir kez daha sınırlarında bularak şaşıracak.

Gerçekçi olmayan hedefler

İsrailliler, İran'a karşı başarısızlıklarını, belirlenen hedeflerin ve askeri adımların baştan beri gerçekçi olmamasına bağlıyorlar. Hayal kırıklığı, bu yüksek beklentiler ile sahadaki gerçeklik arasındaki büyük uçurumda yatıyor. Yediot Aharonot'un, isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey nükleer ve güvenlik uzmanlarıyla yaptığı görüşmelere dayandirdığı bir haber, İsrail kamuoyunun yüzde 43'ünün devletin İran ile mücadelede başarısız olduğuna inandığını ortaya koydu.

Nükleer silah meselesine gelince, uzmanlar Netanyahu'nun İsrail'in yakın bir yok olma tehlikesi altında olduğu yönündeki propagandasının doğru olmadığını düşünüyor. Netanyahu, Yükselen Aslan Operasyonu'nu doğrudan nükleer ve füze tehdidini engellemek için kısa süreli bir operasyon olarak planlamıştı. Trump, İsrail'in operasyonlarını 12 gün sonra durdurmuş olsa da bu, İsrail'in askeri hedeflerinin yaklaşık yüzde 80'ine ulaşmasından ve nükleer programın bileşenlerine önemli ölçüde zarar vermesinden sonra gerçekleşti. Trump daha sonra, İsrail'in kendi başına etkisiz hale getiremeyeceği Fordo uranyum zenginleştirme tesisini uzun bir süre devre dışı bırakmak için Amerikan bombardıman uçaklarını kullanarak görevi tamamladı. Bu durum, İran’ın önemli zenginleştirme tesislerinin yıkılmasına, önde gelen bilim insanlarının öldürülmesine ve Natanz, Fordo ve İsfahan bölgelerinde 440 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun gömülmesine yol açarak, nükleer programı üç ila beş yıl geriye götürdü.

Ancak haber, nükleer programa yönelik bu engellemeye rağmen İran balistik füzeleri ve insansız hava araçlarının oluşturduğu tehdidin devam ettiğini düşünüyor. Hava Kuvvetleri fırlatma rampalarının, yakıt ve patlayıcı üretim tesislerinin yüzde 50'sinden fazlasını devre dışı bırakmayı başarmış olsa da Tahran hâlâ İsrail'i, bölgeyi ve hatta Avrupa'yı tehdit edebilecek çeşitli tiplerde binden fazla füzeye ve binlerce kamikaze İHA’ya sahip. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu durum, İran'ı şu anda ihtiyatlı bir silah ekonomisi yönetmeye ve kendisini günlük birkaç düzine fırlatma ile sınırlamaya zorluyor. İran rejimini ortadan kaldırma hedefine gelince, İran'ın İsviçre müzakerelerine kendi şartları ile ulaşması ve İsrail'in Lübnan'daki ateşkesi tanımasının, Beyrut ile güney banliyösüne dokunulmazlık tanınmasının kanıtladığı gibi, tamamen başarısız olmuştur.

Mütevazı başarılar

Buna karşılık, elde edilen başarılar “mütevazı” olarak nitelendiriliyor ve varoluşsal tehdidi hafifletmediği söyleniyor. İsrail ve Amerikan ordularının ana stratejik başarısı, füze ve nükleer programlara hizmet eden savunma sanayi fabrikalarının ve araştırma ve geliştirme sistemlerinin sistematik olarak imha edilmesinde yatıyor. Bu durum, İran'ı yıllarca füze kapasitesini yeniden inşa etme ve büyük miktarlarda füze üretme yeteneğinden mahrum bırakıyor; zira bu tesislerin yeniden inşası, finansmanın mevcut olması durumunda bile en az iki ila üç yıl sürecektir. Elde edilen başarılar arasında, İran hava savunma tespit ve önleme sistemlerinin neredeyse tamamen devre dışı bırakılması da yer alıyor; bu da İsrail Hava Kuvvetleri'ne İran hava sahasında stratejik bir caydırıcılık olarak hareket özgürlüğünü garanti ediyor.

Sonuç olarak, bir İsrail güvenlik yetkilisi, ordunun İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için gerekli kaynaklarla desteklenen ayrıntılı operasyonel planlara sahip olduğunu ve siyasi liderliğin onaylaması halinde bunları derhal uygulamaya hazır olduğunu açıkladı. Bununla birlikte, durumu bilenler, İsrail'in şu anda herhangi bir operasyon gerçekleştirmesinin olası olmadığını düşünüyor; bunun nedeni sadece Washington'un bunu istememesi değil, aynı zamanda İsrail'in böyle bir savaşı tek başına yürütebilecek güçte olmamasıdır.


Berri: Amerikan baskısı nedeniyle ateşkesin devam edeceğini umuyoruz

Lübnan'da ateşkes ilan edildikten saatler sonra, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye şehrini hedef alan hava saldırısının ardından hasarın oluştuğu bölgede bir Lübnan vatandaşı (AFP)
Lübnan'da ateşkes ilan edildikten saatler sonra, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye şehrini hedef alan hava saldırısının ardından hasarın oluştuğu bölgede bir Lübnan vatandaşı (AFP)
TT

Berri: Amerikan baskısı nedeniyle ateşkesin devam edeceğini umuyoruz

Lübnan'da ateşkes ilan edildikten saatler sonra, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye şehrini hedef alan hava saldırısının ardından hasarın oluştuğu bölgede bir Lübnan vatandaşı (AFP)
Lübnan'da ateşkes ilan edildikten saatler sonra, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye şehrini hedef alan hava saldırısının ardından hasarın oluştuğu bölgede bir Lübnan vatandaşı (AFP)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, İsrail'in ateşkes talebinde bulunduğunu ve bu talebin, çatışmaların durdurulmasına yönelik anlaşmanın uygulanmasını denetleyen "Mekanizma Komitesi"ne iletildiğini açıkladı.

Berri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığı himayesinde Washington'da başlayacak beşinci Lübnan-İsrail müzakere turu öncesinde ateşkesin sağlanmasına yönelik çabalardan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Ateşkesin kalıcı olmasını umut ettiğini ifade eden Berri, "Bunun sürmesi, İsrail'in ateşkese bağlı kalma isteğine bağlıdır. Buna karşılık Hizbullah da taahhütlerine bağlı kalacaktır. Ateş baskısı altında müzakere yürütülmesi kabul edilemez" dedi.

Berri ayrıca, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam ile sürekli temas halinde olduğunu belirterek, "Her ne kadar onların benimkinden farklı fikirleri olsa da aramızda bir sorun olduğunu düşünmüyorum" ifadelerini kullandı.


Mısır, Genel Sekreter değişikliğiyle birlikte Arap Birliği’nin rolünün güçlendirilmesini destekliyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, ülkesinin, Nebil Fehmi’nin Arap Birliği Genel Sekreterliği adaylığına tam destek verdiğini vurguladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, ülkesinin, Nebil Fehmi’nin Arap Birliği Genel Sekreterliği adaylığına tam destek verdiğini vurguladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Genel Sekreter değişikliğiyle birlikte Arap Birliği’nin rolünün güçlendirilmesini destekliyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, ülkesinin, Nebil Fehmi’nin Arap Birliği Genel Sekreterliği adaylığına tam destek verdiğini vurguladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, ülkesinin, Nebil Fehmi’nin Arap Birliği Genel Sekreterliği adaylığına tam destek verdiğini vurguladı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Arap ülkeleri arasındaki ortak çalışma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve Arap Birliği’nin rolünün daha etkin hâle getirilmesi gerektiğini vurguladı. Sisi, Arap Birliği’ni ‘Arap devletleri ve halklarının çıkarlarını savunmak için temel çatı ve kapsayıcı çerçeve’ olarak nitelendirdi. Sisi dün Arap Birliği Genel Sekreterliği görevine aday gösterilen Nebil Fehmi ile görev süresi ay sonu itibarıyla sona erecek mevcut Genel Sekreter Ahmed Ebu Gayt’ı kabulü sırasında bu değerlendirmelerde bulundu.

Deneyimli Mısırlı diplomat Nebil Fehmi’nin, 1 Temmuz’da Arap Birliği Genel Sekreteri olarak görevine başlaması bekleniyor. Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi, mart ayı sonunda Fehmi’nin adaylığını oy birliğiyle kabul etmiş ve onaylanması için bir sonraki Arap Zirvesi’ne tavsiye kararı göndermişti.

Daha önce Şarku’l Avsat’a konuşan Arap diplomatik kaynaklar, yeni genel sekreterin görevi devralmaya yönelik hazırlıklara fiilen başladığını belirtmişti. Kaynaklara göre Fehmi, çalışma ekibiyle tanışmak amacıyla bir dizi görüşme gerçekleştirirken, bu temaslarda Arap ortak çalışma mekanizmalarının desteklenmesi, Arap Birliği’nin rolünün güçlendirilmesi ve kurumun çalışma yöntemlerinin geliştirilmesine ilişkin vizyonunu paylaşmıştı.

Kaynaklar ayrıca, Fehmi’nin Genel Sekreterlik görevine resmen atanmasının büyük ölçüde kesinleştiğini ve Arap liderlerin dışişleri bakanlarının kararını onaylamasının beklendiğini ifade etti. Onayın çevrim içi bir toplantı yoluyla ya da üye ülkelerin iç prosedürleri kapsamında verilerek Fehmi’nin görevi devralması sırasında duyurulabileceği kaydedildi.

cdfgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, görev süresinin sona ermesine kısa bir süre kala Ebu Gayt’a teşekkür etti. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Sisi, Fehmi’yi kabulü sırasında Mısır’ın kendisine yönelik tam desteğini ifade etti. Sisi, bölgenin mevcut dönemde benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Arap ortak çalışma mekanizmasının güçlendirilmesinin ve Arap Birliği’nin rolünün etkinleştirilmesinin zorunlu hale geldiğini vurguladı. Mısır Cumhurbaşkanlığı açıklamasına göre Sisi, Arap Birliği’ni Arap devletleri ve halklarının çıkarlarını savunan temel çatı ve kapsayıcı yapı olarak nitelendirdi. Sisi ayrıca, görev süresi ay sonunda sona erecek mevcut Genel Sekreter Ahmed Ebu Gayt’ı da kabul ederek, görev süresi boyunca yürüttüğü çalışmalardan dolayı takdirini dile getirdi.

Fehmi’nin adaylığına ilişkin olarak Mısır Parlamentosu üyesi İmadeddin Hüseyin, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede Fehmi’nin ‘ağır toplardan’ olduğunu söyledi. Hüseyin, Fehmi’nin uzun diplomatik deneyime sahip olduğunu, Washington başta olmak üzere birçok önemli başkentte büyükelçilik yaptığını, 30 Haziran 2013 olaylarının ardından kritik bir dönemde Mısır Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendiğini belirtti. Ayrıca Fehmi’nin Kahire Amerikan Üniversitesi’nde akademisyen ve önemli bir yazar-düşünür olduğunu ifade etti.

Lübnanlı siyaset analisti Vecdi el-Aridi ise Fehmi’nin geniş tecrübeye sahip olduğunu ve Arap Birliği içinde uzlaşıyı güçlendirebilecek diplomatik bir değişim yaratma kapasitesine sahip bulunduğunu, bu nedenle göreve gelmesinin güçlü bir ihtimal olduğunu söyledi.

Sisi ile görüşmesinde Fehmi, Arap Birliği’nin performansını geliştirmeye ve Arap ulusal güvenliğinin karşı karşıya olduğu mevcut zorluklara uygun ileri ve etkin bir stratejik vizyon oluşturmaya yönelik çalışmalara hazır olduğunu ifade etti. Fehmi ayrıca, Arap Birliği’nin ekonomik ve sosyal alanlardaki rolünün güçlendirilmesinin, kurumun beklenen işlevini yerine getirmesi açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.

Sisi ise Mısır’ın, bölge krizlerine barışçıl çözümler üretilmesini destekleyen yapıcı bir rol üstlenme konusundaki yaklaşımını yineledi. Bölgedeki çatışma alanlarının artmasına ve uluslararası hukuk ihlallerinin yoğunlaşmasına dikkat çeken Sisi, bunun Arap ulusal güvenliği üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu ve Arap Birliği’nin sorumluluklarını artırdığını ifade etti. Bu kapsamda kurumun araçlarını geliştirmesi ve bölgesel dönüşümlere daha etkin ve ortak Arap tutumlarıyla yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Hüseyin’e göre Fehmi, teorik olarak görevi başarıyla yürütebilecek tüm niteliklere sahip olsa da asıl kritik soru, mevcut bölgesel koşulların Arap Birliği’nin beklenen rolü yeniden üstlenmesine ne ölçüde imkân tanıyacağıdır.

El-Aridi de benzer bir görüş dile getirerek, uzun süredir Arap Birliği’nin geçmişteki etkinliğini kaybettiğini, bunun da bölgedeki çatışmaların (Lübnan, Gazze, Sudan ve Libya gibi) derinleşmesi karşısında etkisiz kalınmasından kaynaklandığını söyledi.

Ancak el-Aridi, yine de Fehmi’nin bu rolü yeniden canlandırabileceğine dair güçlü bir umut bulunduğunu ifade etti.