Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.