Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer
TT

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Batı Şeria’nın kalbinde yer alan yoksul bedevi yerleşkesi "Han el-Ahmer"e giden yol üzerinde, yüksek ve geniş bir alana yayılan lüks İsrail yerleşimi "Maale Adumim" göze çarpıyor. Bugün aşırı sağcı İsrail hükümeti artık bununla da yetinmiyor. Hükümet, tartışmalı "E1" projesi kapsamında Maale Adumim, Han el-Ahmer ve çevrelerindeki tüm bölgeyi Kudüs’e bağlamayı planlıyor. Diğer amaçlarının yanı sıra "Büyük Kudüs" hayalini gerçekleştirmeyi hedefleyen bu proje, Batı Şeria’nın çehresini değiştirme planındaki en kritik adımı oluşturuyor. Plan, Batı Şeria'yı bir yerleşim kuşağıyla ikiye bölerek yeni "yerleşimci devletindeki" Yahudi nüfusunu ve yerleşim yerlerini pekiştirmeyi, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti hayalini bitirmeyi ve başkent olması hedeflenen Kudüs’ü Batı Şeria'dan tamamen yalıtmayı amaçlıyor.

Batı Şeria’da bugüne kadar Han el-Ahmer sakinleri kadar yıkım emri ve tehdidiyle karşı karşıya kalan başka kimse olmadı. Kendilerini, boylarını aşan bir savaşın içinde bulan bölge halkı, yıllar boyunca toprağına ve çadırlarına tutunarak çok sayıda hukuki mücadele verdi, sahada çatışmalara girdi ve zaferden hep emin oldu. Ancak bu inanç, İsrail’in 7 Ekim’den beri Filistin’e dair her şeye karşı başlattığı topyekûn ve amansız saldırılarla sarsıldı.

Durum bu sefer farklı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in kararından günler sonra Han el-Ahmer’de gergin bir hava hâkimdi. Bedevi Meclisi Başkanı Eid el-Cahalin (Ebu Hamis), geçici çadırlar ve tesislerin içinde ve çevresinde yaşananları belgelemek için bölgeye gelen yüzlerce gazeteci, aktivist ve sivil toplum kuruluşunun sorularına net cevaplar vermekte zorlanıyordu. Şarku’l Avsat’a konuşan Ebu Hamis, "Tam olarak ne olacağını bilmiyorum" dedi.

cdfvbrf
Han el-Ahmer topluluğu, Batı Şeria'nın kalbinde yer almaktadır (B'Tselem, İsrail'in sivil toplum kuruluşu insan hakları bilgi merkezi).

İngilizce ve İbranice dahil birkaç dil bilen Ebu Hamis, bu basit ve yoksul yerin yıkılmasının, Batı Şeria’daki en tehlikeli plan olan "Büyük Kudüs" projesinin önünü açacağı mesajını iletmek için yoğun çaba sarf ediyor. Diğer çadırların arasındaki mütevazı çadırında çok sayıda harita, mırra (acı kahve) cezvesi, gazeteciler, ziyaretçiler, aktivistler ve yabancı heyetler bulunuyor. Bu durum, Han el-Ahmer’e yönelik her İsrail tehdidinde alışık olduğu bir manzara, ancak Ebu Hamis bu kez her zamankinden daha endişeli.

Ebu Hamis, "Bu sefer durum tamamen farklı ve çok tehlikeli... 2018’de bütün Filistin arkamızdaydı; hükümet ve sivil toplum burada geceliyordu, yanımda 5 bin kişi vardı. Güçlü bir uluslararası baskı mevcuttu ve davamız Ortadoğu gündeminin ilk sıralarındaydı. Bugün ise durum çok başka" ifadelerini kullandı.

Endişelerinin gerekçesini ise şu sözlerle açıkladı: "İsrail 7 Ekim’den sonra pervasızlaştı ve Batı Şeria’yı bir yerleşimci devletine dönüştürdü. Bu, bireylere karşı değil, bir devletin bize karşı yürüttüğü bir savaş. Batı Şeria’da artık bin tane Han el-Ahmer var; ölüm, tehcir ve yangın Batı Şeria’nın her köşesini yutuyor ve Filistin’in gücü bölünmüş durumda. Uluslararası alanda da gündem Gazze savaşı, Lübnan’daki savaş ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimle meşgul ve bölünmüş vaziyette. Amerika’da, İsrail’de ve diğer yerlerde hükümetler değişti. İşgal yönetimi bu dönemi en uygun zaman olarak görüyor."

Ebu Hamis’e göre Smotrich’in son kararı "fiilen uygulanmak üzere alındı ve bunu gerçek uluslararası baskıdan başka hiçbir şey engelleyemez."

Tahliye emri ve ilan edilen savaş

İsrail’de Batı Şeria’daki statüyü değiştirmek için bir "devrim" yürüttüğü belirtilen Smotrich, geçen ay Filistin Yönetimi’ne karşı "savaşın başlangıcı" olarak Han el-Ahmer için tahliye emri imzaladı. Smotrich, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kendisi hakkında çıkardığı öne sürülen gizli tutuklama kararının arkasında Filistin Yönetimi’nin olduğunu iddia etmiş, ancak UCM daha sonra bu iddiaları yalanlamıştı.

sdvefrtb
Geniş açıdan çekilmiş bir fotoğrafta, arka planda Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri görünürken, Gush Etzion bloğundaki İsrail yerleşimi Efrat gösteriliyor (Reuters).

Yaklaşık 10 gün önce, UCM'nin Lahey'de kendisi hakkında gizli bir tutuklama emri talep ettiğine dair haberlerin ardından bir basın toplantısı düzenleyen Smotrich, "Eller Lahey’in eli, ancak ses, yanlışlıkla Filistin Yönetimi olarak adlandırılan terör örgütünün sesidir" demişti.

Smotrich; Başbakan Binyamin Netanyahu, eski Savunma Bakanı Yoav Gallant ve kendisi hakkında tutuklama emri çıkarılmasını bir "savaş ilanı" olarak nitelendirerek şunları ifade etti: "Bu savaş ilanına karşı acımasız bir savaşla karşılık vereceğiz. Ben boyun eğecek bir Yahudi değilim. Filistin Yönetimi bir savaş başlattı ve karşılığını alacaktır. Bugünden itibaren, Maliye Bakanı ve Savunma Bakanlığı bünyesindeki bir bakan olarak yetki alanım dahilinde olan ve zarar verebileceğim her türlü ekonomik veya diğer hedeflere saldırılacaktır. Artık söz ve sloganlar değil, eylemler konuşacak."

Konuşmasının devamında, "Burada ilk hedefi ilan ediyorum. Konuşmam biter bitmez, Savunma Bakanlığı'ndaki yetkim uyarınca Han el-Ahmer’in tahliyesi için bir emir imzalayacağım. Bütün düşmanlarımıza söz veriyorum: Bu sadece başlangıç" demiş ve hemen ardından Han el-Ahmer’in tahliye kararını imzalayarak yıkım için "gerekli tüm önlemlerin alınmasını" istemişti.

sdwvrgth
Geniş açıdan çekilmiş bir fotoğrafta, arka planda Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri görünürken, Gush Etzion bloğundaki İsrail yerleşimi Efrat gösteriliyor (Reuters)

Bu karar, Smotrich’in yıllardır Batı Şeria’daki Filistinlilere karşı yürüttüğü; geniş arazilere el koyma, mülkiyet ve toprak kaydı yasalarını değiştirme, kolluk kuvvetleri yetkilerini devralma, Filistin Yönetimi’ni zayıflatıp çökertme ve büyük yerleşim planlarını devreye sokarak Batı Şeria'yı bir yerleşimci devletine dönüştürme kampanyasının bir parçası olarak görülüyor.

Ancak Han el-Ahmer’in önemi istisnai bir nitelik taşıyor; çünkü burası, çevredeki devasa İsrail yerleşim birimlerini Kudüs ile birbirine bağlayarak "Büyük Kudüs"ü oluşturmayı hedefleyen devasa "E1" yerleşim projesinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

İsrail merkezli insan hakları örgütü B'Tselem'e göre bu plan, Kudüs şehrini Batı Şeria’nın merkezindeki devasa Maale Adumim yerleşimine bağlayacak. Bu durum, gelecekte bir Filistin devletinin kurulma olasılığını ciddi şekilde tehdit ederken, iki uluslu bir apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimini pekiştiriyor.

sdcvfrg
 İsrail'in çoğunlukla Arap nüfusun yaşadığı Doğu Kudüs'ün bir banliyösünde, İsrail ayırma duvarının arkasında 16 Şubat'ta inşa ettiği Pisgat Ze'ev yerleşimi (solda), (AFP)

Ulusal Bilgi Merkezi, tarihi olarak ilan edilen Maale Adumim'i Kudüs’e bağlama ve Filistin mahallelerini doğal gelişim alanlarının dışına itme hedefinin yanı sıra, bu projenin daha geniş bir boyutta yollar, sanayi bölgeleri ve yeni mahalleler aracılığıyla Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'una tekabül eden 600 kilometrekarelik bir alanda "Büyük Kudüs" vizyonuna hizmet ettiğini belirtiyor. Planın uygulanması, Filistinlilerin ulaşımını Batı Şeria'nın merkezinden ayırmak için "Hayat Bağı" adı verilen yerleşimci yollarına ve alternatif güzergahlara dayanıyor.

Eski ve yenilenen plan

İsrail, 2009 yılından bu yana bölgeyi yıkmaya çalışıyor ancak her girişiminde Filistin, Arap dünyası ve uluslararası arenadan gelen sert tepkiler ve eleştirilerle karşılaştı. Han el-Ahmer bu süreçte direnişin sembolü haline geldi ve İsrail mahkemeleri yıkım için yeşil ışık yakmasına rağmen, hükümet uluslararası tepkilerden çekinerek yıkımı erteledi. Hükümet, mahkemenin yıkımın neden gerçekleştirilmediğine dair her açıklama talebine farklı bir diplomatik gerekçe sundu. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre, küresel bir sembol haline gelen Han el-Ahmer'in tahliyesi, uluslararası kamuoyu nedeniyle hükümet için diplomatik bir baş ağrısına dönüştü.

dgthy
Batı Şeria'da, Kudüs dışındaki "Maale Adumim" yerleşim yeri yakınlarındaki "E1" bölgesinde iki İsrail polisi, (Arşiv- AFP)

Bu kez de ABD Temsilciler Meclisi'nin 85 üyesi, Donald Trump yönetimine çağrıda bulunarak, İsrail’in E1 olarak bilinen sömürgeci inşaat projesini durdurmak için mevcut tüm diplomatik araçları kullanmasını istedi. Milletvekilleri, projenin hayata geçirilmesinin sahada kalıcı bir gerçeklik yaratacağı ve iki devletli çözüm şansını baltalayacağı uyarısında bulundu.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya gönderilen mektupta milletvekilleri, Kudüs’ün doğusunda yaklaşık 12 kilometrekarelik bir alana yayılan E1 bölgesinin, Batı Şeria’nın en hassas bölgelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Buradaki yerleşim faaliyetlerinin Batı Şeria’nın kuzeyini güneyinden ayıracağına ve Kudüs ile Maale Adumim arasındaki coğrafi bağı güçlendirerek İsrail'in bölgedeki stratejik kontrolünü pekiştireceğine vurgu yapıldı.

Daha önce de 400’den fazla Avrupalı bakan, büyükelçi ve yetkili, AB liderlerine açık bir mektup yazarak, İsrail’in E1 projesiyle Batı Şeria’da yürüttüğü "yasa dışı ilhak" faaliyetlerine karşı "hemen harekete geçilmesi" çağrısında bulunmuştu. Eski AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve Belçika eski Başbakanı Guy Verhofstadt'ın da aralarında bulunduğu 448 imzacı, AB ve üye ülkelerin yasa dışı yerleşim faaliyetlerine karışan kişilere karşı vize yasağı ve ticari engelleri içeren hedefli yaptırımlar uygulaması gerektiğini belirtmişti. Bu uluslararası tepkiler, İsrail'in Han el-Ahmer'i yıkma planlarını şu an için karmaşıklaştıran en büyük unsur.

defrgt
İsrail'in ayırma duvarı, 16 Şubat 2026'da Kudüs'ün dışındaki Batı Şeria'da bulunan El-Ram köyünden çekilen bir fotoğrafta görülüyor (AFP)

Yedioth Ahronoth’a göre yıkım kararı sadece Smotrich’in elinde olmayabilir; bu karar Başbakan Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Israel Katz ve İsrail Ordusu ile koordineli bir şekilde alınmak zorunda ve siyasi riskleri nedeniyle kabinenin onayını gerektiriyor. Ancak Smotrich’in kurucusu olduğu "Regavim" hareketinin Genel Müdürü Meir Deutsch, "Şu an durum farklı ve bir fırsat var" değerlendirmesinde bulunarak, hukuki süreçlerin işletilmesi ve Filistin Yönetimi'nin planlarının boşa çıkarılması gerektiğini savunuyor.

Jeopolitik önem

Bedu savunma örgütü "El-Beyder"in Genel Koordinatörü Avukat Hasan Melihat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Anlaşılması gereken şey, Han el-Ahmer’in jeopolitik açıdan son derece kritik bir bölgede yer aldığıdır; işgal altındaki Kudüs’ün kuzeydoğusunda, Kudüs ile Eriha’yı birbirine bağlayan hayati yol üzerinde bulunuyor" dedi. Melihat, bu bölgenin taşıdığı büyük tehlikenin, çatışma tarihinin en riskli projesi olan E1 yerleşim planı içinde yer almasından kaynaklandığını ifade etti.

cdfgt
Smotrich (ortada), 19 Ocak 2026'da Batı Şeria'daki Filistin kenti Beyt Sahur'un bitişiğindeki yeni yasallaştırılmış "Yatsiv yerleşiminde" yürürken, (AP)

Melihat, projenin Batı Şeria’nın kalbinde 12 bin dönümlük bir alanı kontrol ederek Kudüs, Maale Adumim ve Ölü Deniz (Lût Gölü) arasında kesintisiz bir coğrafi bağ oluşturduğunu ve bunun "Büyük Kudüs" projesinin fiili uygulaması olduğunu ifade etti. Projenin Filistinlileri yerinden ederek yerleşimcileri konuşlandırmayı amaçladığını, Batı Şeria’yı kuzey ve güney olarak ikiye böleceğini ve coğrafi bütünlüğü olan bir Filistin devletinin kurulmasını imkânsız hale getireceğini kaydetti.

Savaşta yapayalnızız

Han el-Ahmer’de okul, cami ve sağlık ocağının da bulunduğu alanda yaklaşık 300 bedevinin sorumluluğunu üstlenen Ebu Hamis, çocukların oynadığı basit okula bakarak, "Bu savaşta yapayalnızız" diyor.

Ebu Hamis, "Bugün savaş doğrudan Bedevilere karşı yürütülüyor. Bu durum, Oslo Anlaşması'nın ve toprakların A, B, C bölgelerine ayrılmasının bir sonucudur. C Bölgesi, Batı Şeria’nın yüzde 62’sini oluşturuyor ve burada kim yaşıyor? Bedeviler. Han el-Ahmer’in sorunu, Eriha'dan Ölü Deniz sınırına kadar uzanan bu geniş alanda hiçbir Filistin köyü veya kampının bulunmaması, sadece Han el-Ahmer'in olmasıdır" şeklinde konuştu.

sdvfv
Batı Şeria'daki Ramallah yakınlarındaki Filistinli yerleşim biriminin arkasında kurulan yeni yerleşim yerinde İsrail bayrağı, (Reuters)

Bölge sakinlerinden 56 yaşındaki Şeyh Muhammed Ebu Dahuk ise "büyükbabam ve babam buradaydı, ben burada doğdum, çocuklarım ve torunlarım da burada doğdu" diyerek her an yıkım beklentisine rağmen hiçbir yere gitmeyeceklerini, İsrail'in gösterdiği "alternatif yerleşim alanlarını" reddettiklerini vurguladı.

ascd
Filistinli Bedeviler, geçen ocak ayında İsrailli yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen şiddetin ardından Batı Şeria'daki Eriha yakınlarından zorla tahliye edilmeden önce eşyalarını topluyor (Reuters)

Han el-Ahmer sakinleri, uluslararası aktivistler ve yerel yetkililerle temaslarını sürdürürken, Bedevi Meclisi Başkanı Ebu Hamis (Eid el-Cahalin) durumu şu sözlerle özetliyor: "Ben bir bedeviyim ve ömrümün yüzde 60’ını güneşin altında geçirdim, yüzde 100’ünü geçirsem de bana zarar gelmez... Burada ya da Han’a en yakın noktada olacağım. Gök ile yer arasında asılı kalsam bile, gitmeyeceğim."


Haseke’de SDG’ye tepki büyüyor: Kurumlar ve müfredat protestoların hedefinde

Kamışlı Tugayı, hükümet güçlerine entegrasyonu eğitimine katılmak üzere Nebek'e hareket ederken (Haseke Gözlemevi)
Kamışlı Tugayı, hükümet güçlerine entegrasyonu eğitimine katılmak üzere Nebek'e hareket ederken (Haseke Gözlemevi)
TT

Haseke’de SDG’ye tepki büyüyor: Kurumlar ve müfredat protestoların hedefinde

Kamışlı Tugayı, hükümet güçlerine entegrasyonu eğitimine katılmak üzere Nebek'e hareket ederken (Haseke Gözlemevi)
Kamışlı Tugayı, hükümet güçlerine entegrasyonu eğitimine katılmak üzere Nebek'e hareket ederken (Haseke Gözlemevi)

Suriye hükümeti, Haseke’deki tarım sektörünü desteklemek ve bölgedeki halk protestolarına yanıt vermek amacıyla subvansiyonlu fiyatla yaklaşık bir milyon litre mazot temin etti.

Haseke Vali Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Ekibi Sözcüsü Ahmed el-Hilali, ilde birikmiş sorunların çözülmesinin, entegrasyon sürecinin tamamlanması ve devlet kurumları ile müdürlüklerinin tam kapasiteyle işler hale getirilmesiyle bağlantılı zorlukların yaşandığı bu aşamada ‘büyük kurumsal çaba’ gerektirdiğini söyledi.

Haseke kırsalındaki Tel Hamis'te bir grup vatandaş dün, bölgedeki yaşam ve hizmet koşullarının iyileştirilmesi, temel hizmetlerin sağlanması talebiyle oturma eylemi düzenledi. Eylemciler, hizmet sektörünü desteklemek ve halkın geçim yükünü hafifletmek amacıyla Haseke’de bir petrol rafinerisi kurulması çağrısında bulundu.

Son birkaç gün içinde Arap nüfusun yoğun olduğu Haseke'nin güney ve doğu kırsalında, Hol, Şeddade, Tel Brak ve başka yerleşim birimlerinde protesto gösterileri düzenlendi. Bu protestolar sırasında ana yollar trafiğe kapatıldı ve Suriye'nin iç bölgelerine doğru yol alan akaryakıt tankerlerinin geçişi engellendi.

dfgthyju
Dün Haseke kırsalındaki Tel Hamis sakinlerinin düzenlediği oturma eylemi (Haseke Gözlemevi)

Cumhurbaşkanlığı Ekibi, Haseke'deki protestoları ‘büyük bir ilgiyle’ takip ettiğini açıklarken protestocuların hizmet alanındaki taleplerini meşru olarak nitelendirdi. Ahmed el-Hilali, Haseke İl Basın Müdürlüğü'nün yayımladığı açıklamada “Protestocu vatandaşların talepleri ve gözlemleri doğrudan liderliğe ve ilgili hükümet kurumlarına iletilmektedir” ifadelerini kullandı.

Hilali, ilin birikmiş sorunlarının çözülmesinin; özellikle birleştirme sürecinin tamamlanması ve devlet kurumları ile müdürlüklerinin tam kapasiteyle işler hale getirilmesiyle bağlantılı zorlukların yaşandığı mevcut geçiş döneminde ‘büyük kurumsal çaba’ gerektirdiğini vurguladı. Ayrıca aşılması ve hızlandırılması için çalışılan bazı bürokratik ve idari engellerin de söz konusu olduğunu ekledi.

Entegrasyon öfkeye yol açtı

Haseke ili sakinleri arasındaki protestocular, Şam ile SDG arasında 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanma biçimine çekinceli yaklaşıyor. Haseke’nin ileri gelenlerinden Mudar Hammad el-Esad, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada Hasekelilerin ‘bölgeyi güvenlik ve istikrara kavuşturacak ve toplumun tüm kesimlerini memnun edecek birleştirme kararını’ desteklediğini belirtti. Ancak Araplar, Hristiyanlar, Süryani, Türkmen ve diğer grupların aleyhine yürütüldüğü izlenimi veren entegrasyonun uygulamasından kaynaklanan genel bir ‘mağduriyet’ duygusu yaşandığına dikkati çeken Esad, Haseke'deki durumu ‘çok kötü’ olarak nitelendirirken siyasi ve güvenlik nedenlerinin yanı sıra kötüleşen geçim koşullarından kaynaklanan derin bir gerilim biriktiğini vurguladı.

Geçtiğimiz dönemde ‘kurumların yeniden inşası ve işler hale getirilmesi yolunda önemli adımların atıldığını’ belirten Hilali, bu adımların en önemlisi olarak Haseke İl Yürütme Ofisi'nin düzenlemelerinin tamamlandığını ve ofisi yakında resmen ilan edilerek hizmet ve kalkınma dosyalarını takip etmek ve ildeki hükümet performansını yükseltmek amacıyla görevine başlayacağını aktardı.

Hilali, vatandaşın yaşam ve hizmet koşullarının iyileştirilmesinin temel öncelik olduğunu; birleştirme sürecinin başarısı ve devlet kurumlarının etkinleştirilmesinin insanların hayatına, hizmetlere ve kalkınma fırsatlarına doğrudan yansıması gerektiğini vurguladı.

sdfghy
Dün Haseke kırsalındaki Tel Hamis sakinlerinin düzenlediği oturma eylemi (Haseke Gözlemevi)

Tüm bunlar, halkın acil çözüm taleplerinde bulundukları bir dönemde yaşandı. Bu talepler arasında en öne çıkanı, güvenlik ve askeri alanda açıklığın sağlanması ile SDG ile varılan anlaşmanın uygulanmasındaki bazı boyutları saran belirsizliğin giderilmesi ve özellikle de Devrimci Gençlik örgütünün toplumun tüm kesimlerine yönelik yıldırma uygulamalarının önüne geçilmesi yer aldı.

Öte yandan Mudar Hammad el-Esad, SDG'nin Haseke’de siyasi ve güvenlik alanında kontrolü sürdürmeye devam ettiğini ve tarım, sulama, nüfus, tapu sicili, yargı ve polis karakolları ile günlük işlemlerin yürütülmesiyle ilgili çoğu resmi daire dahil devlet kurumlarının işleyişini engellediğini öne sürdü. Haseke’nin ileri gelenlerinden olan Esad, bu durumun insanların hayatını felç ettiğini ve derin bir gerilime zemin hazırladığını vurguladı.

fgthy
Haseke kırsalının Rumeylan ilçesinde Suriye Petrol Şirketi toplantısından bir kare

Geçim şartları açısından halk, Suriye Petrol Şirketi (SPC) ve yatırımcı şirketlerin yeniden devreye girmesine kadar geçici çözüm olarak yarı otomatik petrol rafinerilerinin akaryakıt sağlamak amacıyla işletilmesini talep ediyor. Esad, yarı otomatik rafinerilerin ilin benzin ve mazot ihtiyacını karşıladığını, faaliyetlerinin durmasının akaryakıt krizine yol açtığını, bunun da kuyu pompalarının devre dışı kalmasıyla su krizini beraberinde getirdiğini ifade etti. Bu durum içme suyu fiyatlarının ciddi biçimde artmasına neden oldu; metreküp fiyatı satın alma gücünü kat kat aşan 60 bin liraya ulaştı. Üstelik yaz mevsimi daha yeni başlıyor.

Diğer taraftan SPC, Haseke'nin Rumeylan şehrindeki Haseke Saha Müdürlüğü'nde iki gün süren genişletilmiş bir çalışma toplantısı düzenledi. Toplantıya icra başkan yardımcıları ve Amerikan HKN şirketinin temsilcileri katıldı. Petrol sahalarının devralınması ve işletmeye başlanmasına yönelik uygulama adımları ile iki taraf arasında imzalanan anlaşmayla bağlantılı iş planları ele alındı.

Protestoların diğer nedenlerinden de söz etti. Cezire bölgesinde geçiş döneminde adaletin uygulanmasındaki gecikmeye dikkati çeken Esad, “Sivillere yönelik ihlallerin failleri, mağdurların yakınlarının gözü önünde serbestçe dolaşırken ya da yeniden devlet kademelerine atanırken bunu kabul etmek mümkün değil" dedi.

Bununla birlikte eğitim sürecinin siyasi süreçten bağımsız tutulması talebi de gündeme geldi. Haseke’de Kürtler dahil ailelerin büyük bölümünün karşı çıkmasına karşın Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi (KDSDÖY) tarafından getirilen eğitim müfredatının önümüzdeki iki yıl boyunca okutulması dayatmasından duyulan hoşnutsuzluk dile getirildi.

Askeri güçlerin entegrasyonu sürecindeki gelişmelere gelince Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kamışlı Tugayı’ndan ilk kafile, subaylar ve erlerden oluşacak şekilde, Suriye Savunma Bakanlığı'na entegrasyon süreci kapsamında 21 günlük eğitime katılmak üzere Şam’ın güneybatı kırsalındaki Kalemun bölgesindeki Nebek şehrine hareket etti. Yerel basında yer alan haberlere göre Malikiye ve Haseke tugayları da bu programa dahil olacak ve üç tugay, yaklaşık iki ay sürecek bir uyum programından geçecek.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanması çerçevesinde Afrin'den yerinden edilmiş kişilerin sekizinci ve son kafilesi de dün Haseke ilinden ayrılarak Afrin'deki evlerine geri döndü. Haseke İl İç Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Mahmud Halil (Simand Afrin), sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, “8 bin 720 ailenin dönüşünün ardından yaklaşık bin 300 aile daha bulunduğu bugünde, Afrin sakinlerinin yaklaşık dokuz yıl boyunca yaşadığı en acı yerinden edilme sayfalarından birini kapatan tarihi bir uğrakta bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Geriye kalan aileler konusunda Tuğgeneral Halil, “Çocukları okul yılını ve mevcut yükümlülüklerini tamamlar tamamlamaz ilgili makamlar tarafından geri dönüşleri sağlanacak” diye açıkladı.

Bu arada Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG komutanı Mazlum Abdi'ye ‘anlaşmanın uygulanmasının takibi ve Afrin'in yerinden edilmiş sakinlerinin geri dönüşü dosyasının tamamlanmasındaki belirleyici rolleri ve doğrudan ilgileri’ için teşekkürlerini iletti.


Suriye’de Şeyh Hicri’ye bağlı silahlı grup tarafından alıkonulan 3 Hristiyan’ın yakınları hayatta olduklarını doğruladı

Suveyda'daki güvenlik ofisi doğrudan Şeyh Hikmet el-Hicri ve oğlu Selman'a bağlı (Suwayda24)
Suveyda'daki güvenlik ofisi doğrudan Şeyh Hikmet el-Hicri ve oğlu Selman'a bağlı (Suwayda24)
TT

Suriye’de Şeyh Hicri’ye bağlı silahlı grup tarafından alıkonulan 3 Hristiyan’ın yakınları hayatta olduklarını doğruladı

Suveyda'daki güvenlik ofisi doğrudan Şeyh Hikmet el-Hicri ve oğlu Selman'a bağlı (Suwayda24)
Suveyda'daki güvenlik ofisi doğrudan Şeyh Hikmet el-Hicri ve oğlu Selman'a bağlı (Suwayda24)

Geçtiğimizi hafta yaşanan tutuklu kaçırma olayının ardından Suveyda'da Şeyh Hikmet el-Hicri'ye bağlı olan ve ‘Ulusal Muhafızlar’ olarak bilinen yapı tarafından alıkonulan 3 Hristiyan'ın yakınları, bu kişilerin idam edildiğine dair çıkan haberleri yalanladı.

Suveyda'daki olayları yakından takip eden bir kaynak Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Mesber ailesiyle iletişime geçtim. Alıkonulan oğullarının hayatta olduğunu ve sorgulama sürecinde bulunduklarını söylediler” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu Enstitüsü Terörle Mücadele ve Aşırılık Programı Direktörü Charles Lister'ın salı günü X platformunda Suveyda'daki silahlı grupların geçtiğimiz cuma gecesi ‘ihanet’ suçlamasıyla Hristiyan cemaatinden iki kişi hakkında alınan idam kararını gerçekleştirdiğini duyurmuştu.

Lister'ın aktardığına göre alıkonulan iki kişi, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki cezaevlerinden üç tutukluyu kaçırıp Suriye hükümeti kontrolündeki bölgelere geçmelerine yardım etmekle suçlanıyor.

Ulusal Muhafızlar’dan yetkililer ve ona yakın kaynaklar, Şarku’l Avsat'ın söz konusu haberler hakkında yorum taleplerine yanıt vermediler.

Suriye resmi haber ajansı SANA geçtiğimiz cuma günü, nüfusunun çoğunluğunu Dürzilerin oluşturduğu Suveyda ilindeki iç güvenlik güçlerinin şehir içinde yasadışı gruplarca alıkonulan 3 kişiyi kurtarmayı başardığını duyurmuştu. SANA bunu, güvenlik ve istikrarı güçlendirme ile vatandaşları korumaya yönelik süregelen çabalar çerçevesinde gerçekleştirilen bir operasyon olarak nitelendirdi.

ergfrg
Suriye İç Güvenlik Teşkilatı, cuma günü Suveyda'daki Ulusal Muhafızları’nın kontrolündeki hapishanelerden serbest bırakılan tutukluları kabul etti (SANA)

Olayın ardından Ulusal Muhafızlar’a bağlı gruplar geniş çaplı baskın ve gözaltı operasyonları başlattı. Yerel kaynaklar, bu operasyonların halk desteğini yitirme kaygısı ve toplumsal hoşnutsuzluğun ardından geldiğini belirtti.

Kaynaklar, gözaltındakiler arasında bölgenin Hristiyan topluluğundan Dani el-Mesber ve iki kardeşinin de bulunduğunu doğruladı.

Suveyda'daki olayları yakından takip eden kaynak, gözaltılar nedeniyle Hristiyan ve Dürzi toplulukları arasında şu an herhangi bir gerilim yaşanmadığını söyledi. Hristiyanlara yönelik herhangi bir saldırı olduğunu duymadığını söyleyen kaynak, bölgede belirgin bir sükûnet hüküm sürdüğünü teyit ederek Ulusal Muhafızlar’ın yaşanan büyük skandalların ardından tırmanmayı istemediklerini vurguladı.

Kaynak aynı zamanda Suveyda'daki Rum Ortodoks Aziz Georgios Kilisesi'nden bir din adamının ‘her şeyin yolunda olduğunu ve olağandışı bir şeyin yaşanmadığını’ teyit ettiğini aktardı.

Aziz Georgios Kilisesi geçtiğimiz 18 Mayıs'ta bazı sosyal medya sayfaları ve sitelerinde dolaşan kiliseye saldırı yapıldığına ilişkin haberleri yalanladı. Kilise, söz konusu haberlerin doğru olmadığını ve tümüyle asılsız olduğunu açıkladı.

Öte yandan Şam-Suveyda yolu, üç gün boyunca Suveydalıların başkent Şam'a yönelik yoğun geçişine sahne oldu. Hükümetin iç güvenlik güçleri, el-Metune Kontrol Noktası çevresinde ve yolun çeşitli kesimlerinde konuşlanarak yolcuların düzenli geçişini sağlamak, hareket etmelerini kolaylaştırmak ve sivillerin güvenliğini güvence altına almak amacıyla görev yaptı.

Suriye El-İhbariyye kanalı dün, yolun sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir geçiş trafiğine sahne olduğunu, yasadışı grupların günler boyunca sivillere uyguladığı çıkış yasağının ardından yaklaşık bin 500 ilin sakininin el-Metune Kontrol Noktası’ndan geçerek Şam'a yöneldiğini aktardı.

drgth
Şam-Suveyda yolu üzerinde mal taşımacılığı yeniden başladı (SANA)

Suveyda'daki sosyal medya platformlarında Suriye'nin eski para biriminin yerine yeni para birimiyle değiştirilmesine yönelik çağrılar yayıldı. Şam yönetimi, eski paranın geçersiz hale geleceği tarihi Temmuz sonuyla sınırlandırmıştı. Bu çağrılar, daha önce bazı kesimlerin para değişimine karşı çıkmasının ardından yapıldı. Suveyda'dan Şam'a yönelik yoğun göç hareketinin bir kısmı da lise bitirme sınavları ve para değişimi işlemleriyle ilişkilendirildi.

Suveyda İl Basın İlişkileri Müdürü Kuteybe Azzam, pazartesi günü yaklaşık 30 ailenin el-Metune Kontrol Noktası’ndan geçerek Suveyda'dan Şam ve çevresine göç ettiğini açıkladı. Bunu, bozulan geçim kaynakları ve güvenlik koşullarının yol açtığı en büyük toplu çıkış dalgalarından biri olarak nitelendirdi.

Azzam, yerel basına yaptığı açıklamada ailelerin çıkış hareketinin aylardır sürdüğünü belirterek vatandaşların yasadışı milis gruplarının baskısından bıktığını ve güvenlik ile iş imkânı arayışıyla devlet kontrolündeki bölgelere sığınmayı tercih ettiğini vurguladı.

Suveyda'daki yerel kaynaklar ise Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada göç hareketini, yolun kapatılmasının ardından biriken zorunlu gecikmeler göz önüne alındığında doğal bir süreç olarak değerlendirdi. Aynı kaynaklar, “Şam kırsalında akrabaları ya da evi olan insanlar sorunlardan uzaklaşmak için oraya gitti. Ancak bazı çevrelerin propagandasını yaptığı gibi toplu bir göç söz konusu değil" dediler.

Öte yandan Suveyda, pazar sabahı valilik binası önünde kalabalık gösterilere sahne oldu. Göstericiler ‘Güvenlik Ofisi’ olarak bilinen yapının kapatılmasını talep etti. ‘Suwayda24’ adlı haber sitesine göre bu protestolar, Suveyda’da tırmanan halk öfkesinin bir yansıması niteliğinde. Güvenlik Ofisi, yerel yetkililerle paralel yapılanarak geniş nüfuz kullanan ve çok sayıda ihlalle suçlanan bir kurum olarak algılanıyor.

Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayında patlak veren krizdeki çıkmaz devam ediyor. Suriye hükümeti ile Dürzileri ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasındaki kopuk ilişkilerin düzeldiğine işaret edecek herhangi bir gelişme henüz söz konusu değil. Şeyh el-Hicri ve Ulusal Muhafızlar, Suveyda’nın geniş bir bölümünü kontrol ediyor.