Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında biri çocuk 6 Filistinli öldü

Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
TT

İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında biri çocuk 6 Filistinli öldü

Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)
Filistinliler, Han Yunus'taki yıkılmış evlerin enkazından demirleri çıkararak Gazze'de çadır yapımında yeniden kullanıyorlar (DPA)

Filistin’in Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü, yaptığı açıklamada, Gazze kentinin batısına düzenlenen İsrail saldırısında aralarında bir çocuğun da bulunduğu 6 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin yaralandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre İsrail ordusu ise saldırıda, Gazze Şeridi’ndeki güçlerine yönelik saldırılar planladığını öne sürdüğü Hamas “liderlerini” hedef aldığını açıkladı.

Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Gazze Limanı’ndaki yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan İsrail saldırısında aralarında bir çocuğun da bulunduğu en az 6 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı” dedi.

Şifa Tıp Kompleksi de saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin yanı sıra yaralanan 13 kişinin hastaneye getirildiğini doğruladı.

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, “Şati bölgesinde, güçlerimize yönelik terör planları hazırlayan Hamas terör örgütünün liderlerine saldırı düzenlendiğini” bildirdi. Açıklamada, söz konusu kişilerin orduya karşı “terör eylemleri gerçekleştirmeyi planladığı” ve “tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla havadan hedef alındıkları” ileri sürüldü.

Saldırının görgü tanıklarından Muhammed el-Gul, “İşgal güçlerine ait uçaklar bir anda Gazze kentinin batısında balıkçı limanındaki bir kafeye iki füze fırlattı” dedi. El-Gul, “Çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve yaralandı. Limanda da bazı insanlar enkaz altında kaldı ve onları çıkarmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

Liman bölgesinde, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’in güneyine düzenlediği saldırının ardından başlayan İsrail-Hamas savaşı nedeniyle yerlerinden edilen binlerce kişinin kaldığı çadırlar bulunuyor.

Dünkü saldırı, Hamas Sözcüsü’nün, ABD’nin desteklediği Gazze anlaşmasına bağlı olduklarını açıkladığı gün gerçekleşti. Açıklama, ABD’li özel temsilci Jared Kushner ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Hamas’a silah bırakması yönünde baskı yapmak amacıyla gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından geldi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, “Hamas, üzerinde anlaşmaya varılan bu sürece bağlıdır” dedi. Kasım ayrıca, “İşgal güçlerinin şu ana kadar arabuluculara yol haritasını kabul ettiğine ilişkin açık bir onay vermediği ortada” ifadelerini kullandı.

Kushner, pazar günü Mısır’da Hamas yöneticileriyle görüştükten sonra İsrail’e geçerek Netanyahu ile bir araya geldi. Netanyahu, kısa süre önce plana karşı olduğunu açıklamıştı.

İsrail Başbakanı, Hamas’ın tamamen silahsızlandırılmasını talep ediyor.

İsrailli bir yetkiliye göre taraflar Kushner ile yaptıkları görüşmede, silahların teslim edilmesini denetleme görevini Amerikalı bir subayın üstlenmesi konusunda anlaşmaya vardı.

Anlaşmanın uygulanmasından sorumlu olan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi” de Netanyahu’ya, ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması kapsamında Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail’in Gazze’den çekilmeye başlamasının gerekmediğini bildirdi. Ateşkes anlaşması 10 Ekim 2025’ten bu yana yürürlükte.


Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinden İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ihlaline sert kınama

İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinden İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ihlaline sert kınama

İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)

Suudi Arabistan, İsrail işgal güçlerinin Suriye’nin İdlib ilindeki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan hava saldırılarını, uluslararası hukukun ve Suriye’nin egemenliğinin “açık bir ihlali” olarak nitelendirerek en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, söz konusu saldırının kesin bir şekilde reddedildiği belirtilerek uluslararası topluma İsrail’in uluslararası hukuk ve teamülleri ihlal etmesine son vermesi çağrısı yinelendi. Açıklamada ayrıca Suriye ile dayanışma içinde olunduğu ve ülkenin egemenliğini koruyacak, toprak bütünlüğünü ve birliğini güvence altına alacak, Suriye halkının güvenlik ve istikrarını sağlayacak her türlü çabanın desteklendiği vurgulandı.

Körfez ülkelerinin yanı sıra Arap ve İslam ülkeleri de İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan İsrail saldırılarını kınadı. Saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün “açık bir ihlali” ve uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler Şartı’nın hükümlerine aykırı olduğu ifade edildi. Açıklamalarda Suriye ile dayanışma mesajı verilirken, ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bütün çabaların desteklendiği belirtildi.

Körfez ve Arap ülkelerinden dayanışma

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in bölge ülkelerinin egemenliğini cezasız olarak ihlal etmeyi sürdürmesinin, güç kullanarak yeni fiili durum dayatmaya yönelik “tehlikeli bir yaklaşımı” ve uluslararası meşruiyeti sistematik biçimde hiçe saymayı ortaya koyduğu belirtildi.

Açıklamada, İsrail’in çevresinde yeni bir fiili durum oluşturmaya çalışması halinde, uluslararası toplumun buna kararlı bir şekilde karşılık vermesi gerektiği vurgulandı. İsrail’in, uluslararası hukukun üzerinde hareket ettiği bir ortamın oluştuğu ve uluslararası toplumun bu ihlalleri engellemekte sessiz ve yetersiz kaldığı ifade edilerek, uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yapıldı.

Katar Dışişleri Bakanlığı ayrıca hesap verebilirlik ve caydırıcılığın olmamasının İsrail’i ihlallerini sürdürmeye teşvik ettiği, bunun ise güvenlik ve istikrarı tehdit ederek bölgeyi daha geniş bir gerilim döngüsüne sürüklediği uyarısında bulundu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılarını durdurma ve uluslararası hukuk ile BM Şartı’nın kurallarına uyulmasını sağlama sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulundu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, İsrail’in Suriye topraklarındaki ihlallerinin sürmesini tamamen reddettiğini belirtti. Açıklamada, bu saldırıların Suriye ve bölgedeki istikrar çabalarını sekteye uğratabilecek, bölgesel güvenlik ve barışı tehdit eden “tehlikeli bir tırmanış” olduğu ifade edildi.

Mısır, uluslararası toplumun İsrail’in tekrarlanan ihlallerine son verilmesi ve güç kullanarak fiili durum dayatma politikasının durdurulması için sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Bunun, bölgede yaşanan peş peşe gerilim döngülerinin kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Fuad el-Mecali de Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm tekrarlanan İsrail saldırıları ve uygulamalarının durdurulması gerektiğini söyledi. Mecali, uluslararası topluma hukuki ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme, İsrail’i Suriye’ye yönelik yasa dışı ve provokatif saldırılarını durdurmaya ve Suriye topraklarının bir bölümündeki işgaline son vermeye zorlama çağrısında bulundu. İsrail’in uluslararası hukuk kurallarına, uluslararası meşruiyet kararlarına, devletlerin egemenliğine ve iç işlerine müdahale etmeme ilkesine uyması gerektiğini belirtti.

Körfez İşbirliği Konseyi de İsrail işgal güçlerinin düzenlediği saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Konsey Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, İsrail’in Suriye topraklarını hedef almasının, ülkenin egemenliğine ve topraklarının dokunulmazlığına yönelik kabul edilemez bir saldırı olduğunu söyledi.

Budeyvi, saldırıların devletlerin egemenliğine yönelik müdahaleyi yasaklayan uluslararası kural ve teamüllere aykırı olduğunu belirterek, bu uygulamaların sürmesinin gerilimi ve tırmanmayı artırabileceği, bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları baltalayabileceği uyarısında bulundu.

Konsey Genel Sekreteri uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme ve bu ihlallere karşı kararlı bir tutum alma çağrısı yaparak, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik saldırılarının durdurulmasını ve Suriye’nin güvenlik ve istikrarının korunmasını istedi. Ayrıca Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin Suriye Cumhuriyeti, egemenliği ve toprak bütünlüğüyle dayanışma içinde olduğunu yineledi.

Gerilimden İsrail sorumlu tutuldu

Suriye devlet medyası daha önce Suriyeli bir askeri kaynağa dayandırdığı haberinde, “İsrail işgal güçlerine ait savaş uçaklarının dün şafak vakti İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü pistini sekiz hava saldırısıyla hedef aldığını” bildirmişti. Saldırının can kaybına yol açmadığı, ancak hava üssünün altyapısında maddi hasar meydana geldiği belirtildi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da İsrail’in hava saldırılarını en sert ifadelerle kınayarak bunları “haksız bir saldırı, egemenliğin açık bir ihlali ve bölgenin güvenliğini tehdit eden tehlikeli bir gerilim” olarak nitelendirdi.

Bakanlığın açıklamasında, İsrail’in 8 Aralık 2024’ten bu yana düzenlediği saldırıların, Suriye’nin itidal politikası izlediği, istikrarı güçlendirmeye ve gerilimden kaçınmaya çalıştığı bir dönemde sürdüğüne dikkat çekildi. Açıklamada, bu durumun İsrail işgalinin söz konusu çabaları baltalama ve bölgeyi daha fazla gerilim ve istikrarsızlığa sürükleme girişimlerini bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.

Suriye, tırmanıştan İsrail’i sorumlu tutarak uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne saldırıyı açıkça kınama ve İsrail’in Suriye’nin egemenliğine yönelik tekrarlanan ihlallerine karşı kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu.

Şam ayrıca, “uluslararası hukuk ve teamüller tarafından güvence altına alınan meşru yollarla haklarını ve ulusal çıkarlarını savunmayı sürdüreceğini” bildirdi.


Suriye, İsrail’i İdlib’teki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombalamakla suçladı

2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
TT

Suriye, İsrail’i İdlib’teki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombalamakla suçladı

2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.
2012 yılından beri hizmet dışı olan havalimanında, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor.

Suriye, İsrail’i ülkenin kuzeybatısında bulunan ve yıllardır hizmet dışı olan Ebu’z Zuhur Askeri Havalimanı’na sekiz hava saldırısı düzenlemekle suçladı. Suriye resmi medyası, saldırılara ilişkin bilgiyi bir askeri kaynağa dayandırdı.

Kaynak, “İsrail işgal güçlerine ait savaş uçakları bugün şafak vakti İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu’z Zuhur Askeri Havalimanı’nın pistini sekiz saldırıyla hedef aldı” dedi. Kaynak, saldırının ‘havalimanının altyapısında maddi hasara yol açtığını, herhangi bir yaralanma olmadığını’ belirtti.

AFP’ye konuşan güvenlik kaynaklarına göre, 2012’den bu yana hizmet dışı olan havalimanında Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı koruma birlikleri bulunuyor.

İsrail güçleri, Suriye’deki önceki yönetimin 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından, ‘askeri hedefler’ olarak nitelendirdiği noktalara yüzlerce saldırı düzenledi.

Öte yandan Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçleri de Suriye’de hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılar çoğunlukla DEAŞ’ın önde gelen isimlerini hedef alıyor.

Suriye’deki yeni yönetim, çatışma yılları boyunca ağır hasar gören havalimanında iktidara gelmesinin ardından kontrolü sağladı.

Eski rejim güçleri, İdlib vilayetinin büyük bölümünün muhalif grupların kontrolüne geçmesinin ardından Eylül 2015’te kaybettiği havalimanının kontrolünü 2018’in sonlarında yeniden ele geçirmişti.