Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel: İsrail yerleşimleri Filistin Devleti’ni baltalıyor

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
TT

Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel: İsrail yerleşimleri Filistin Devleti’ni baltalıyor

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)

Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, Lizbon’da Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşim faaliyetleri ile uyguladığı mali baskıların sürdürülebilir bir Filistin devleti olasılığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti.

Rangel, İsrail'in E1 yerleşim projesini Batı Şeria'yı coğrafi olarak ikiye böleceği, Doğu Kudüs'ü izole edeceği ve iki devletli çözüm ilkesiyle çeliştiği için "aşırı derecede zararlı" olarak nitelendirdi.

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, 14 Eylül 2026'da Lizbon'da gerçekleştirilen görüşmenin ardından bir anlaşma imzaladı, (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, 14 Eylül 2026'da Lizbon'da gerçekleştirilen görüşmenin ardından bir anlaşma imzaladı, (EPA)

İsrail'in Filistin yönetimine ait vergi gelirlerini alıkoymasını değerlendiren Bakan, bu adımı Filistin ekonomisini çökerten "acımasız bir boğma hamlesi" olarak tanımladı.  Doğu Kudüs'te Hristiyan okullarının kapatılmasına dikkat çeken Rangel, bölgedeki koşulların hızla kötüleştiğini vurguladı.

Portekiz'in bir yıl önce Filistin Devletini resmen tanıdığını hatırlatan Rangel, İsrail ve Filistin halklarının barış içinde bir arada yaşamasının tek yolunun iki devletli çözüm olduğunu ifade etti.

Söz konusu görüşme; Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada'nın yasa dışı Batı Şeria yerleşim ürünlerine ithalat yasağı getirme kararlarına misilleme olarak, İsrail'in Doğu Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatacağını açıklamasının hemen ardından gerçekleşti.


Suriye’de akaryakıt zamları sonrası protesto dalgası en az 8 vilayete yayıldı

Halep'te artan yakıt fiyatlarına yönelik protestolardan, (Reuters)
Halep'te artan yakıt fiyatlarına yönelik protestolardan, (Reuters)
TT

Suriye’de akaryakıt zamları sonrası protesto dalgası en az 8 vilayete yayıldı

Halep'te artan yakıt fiyatlarına yönelik protestolardan, (Reuters)
Halep'te artan yakıt fiyatlarına yönelik protestolardan, (Reuters)

Suriye’de akaryakıt fiyatlarının artırılması kararına karşı başlayan protesto gösterileri, dün ikinci gününe girerek ülkenin doğu ve kuzey bölgelerinde geniş bir alana yayıldı. Deyrizor’un doğu kırsalındaki Şehil kentinde göstericiler lastikler yakarak eylemlerini sürdürdü. El-Bukemal kırsalında Suriye-Irak uluslararası kara yolu ile hayati öneme sahip el-Ömer Petrol Sahası yolu protestocular tarafından trafiğe kapatıldı.

Tel Tamer kentinde "M4" uluslararası kara yolunu kapatan halk, ham petrol taşıyan yüzlerce tankerin geçişini engelledi. Haseke vilayetine bağlı Şeddadi ve Tel Brak gibi yerleşim yerlerinde de yollar yakılan lastiklerle ulaşıma kapatıldı.

Halep vilayetindeki Bab el-Selame Sınır Kapısı’nda toplanan eylemciler, kapıyı ticari tır geçişlerine tamamen kapatarak, araçların çıkışını engelledi.

Rakka şehir merkezinde sivil halk, Tahıl Siloları Genel Müdürlüğü önündeki ana arteri trafiğe kapattı.

Siyasi boyut ve tepkiler

Sokaklara dökülen halk, kararı alan Enerji Bakanı’nın istifasını ve zammın derhal geri çekilmesini talep ediyor. Artan toplumsal huzursuzluk üzerine Suriye Halk Meclisi, perşembe günü Enerji Bakanı’nı soru önergelerini yanıtlamak üzere meclis oturumuna çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre gözlemciler, protestoların temel sebebinin Esed rejiminin devrilmesinin ardından halkın beklediği ekonomik iyileşmenin gerçekleşmemesi ve yaşam şartlarının ağırlaşması olduğunu belirtiyor. Göstericilerin büyük bir kısmının Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetinin ana toplumsal tabanını oluşturan kesimlerden gelmesi ise yeni yönetim üzerindeki siyasi baskıyı daha da artırıyor.


Misrata Havalimanı’nda Türk Özel Uçağının kaza yapması Libya’da komplo şüphelerini tetikledi

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
TT

Misrata Havalimanı’nda Türk Özel Uçağının kaza yapması Libya’da komplo şüphelerini tetikledi

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)

İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan kalkan Türk tescilli bir özel yolcu uçağı, dün sabah Libya’nın batısındaki Misrata Uluslararası Havalimanı’na inişi sırasında pistten çıkarak alev aldı. Yangın nedeniyle havalimanındaki uçuş trafiği geçici olarak durduruldu.

Trablus yönetimi yetkilileri kazanın "uçağın pistten çıkması" nedeniyle meydana geldiğini açıklasa da olay ülkede komplo teorilerini tetikledi. Bu kaza, geçen aralık ayında Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Genelkurmay Başkanı Korgeneral Muhammed el-Haddad ve beraberindeki 5 kişiyi taşıyan uçağın Ankara'dan Trablus'a dönüş yolunda düşmesini yeniden hatırlattı.

Haddad ve beraberindekileri taşıyan düşen uçağın enkaz parçaları (Batı Libya İçişleri Bakanlığı)
Haddad ve beraberindekileri taşıyan düşen uçağın enkaz parçaları (Batı Libya İçişleri Bakanlığı)

Resmî açıklamalar ve hasar durumu

Ulusal Birlik Hükümeti Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, mürettebattan ölen ya da yaralanan olmadığı, yangının kontrol altına alındığı ve havacılık güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alındığı belirtildi.

Misrata Havalimanı Genel Müdürü resmi sayfada yayınlanan görüntülü açıklamasında, C68A tipi uçağın saat 10:06’da teker koyduktan hemen sonra sol tarafa savrulduğunu, ardından tekrar piste dönerek alev aldığını aktardı.

Yerel basında yer alan bilgilere göre, charter/hava taksi hizmeti veren uçakta sadece 3 kişilik mürettebat (Alman kaptan pilot, Türk yardımcı pilot ve Türk kabin memuru) bulunuyordu. Sözcü gazetesinin haberine göre uçağın Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın’a ait "TC-AKF" tescilli özel jet uçağı ve sabah saat 05:45'te Atatürk Havalimanı'ndan havalandığı öğrenildi. Yaralanan mürettebatın hastaneye kaldırıldığı ve sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.

Komplo iddiaları ve tepkiler

Sosyal medyada ve kamuoyunda uçağın Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakan Müsteşarı Abdussalam ez-Zubi’nin kardeşi M'hammed Zubi "el-Abus" dahil üç önemli Libyalı ismi almak üzere Misrata'ya geldiği yönünde iddialar yayıldı.

Hükümete yakın bir medya yetkilisi ise Şarku’l Awsat’a yaptığı kısa açıklamada bu iddiaları reddederek, bunları "Libya dışından faaliyet gösteren siyasi aktivistler tarafından körüklenen kuruntular" olarak nitelendirdi. Olay, 2011'de Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana yaşanan gizemli suikastlar silsilesini yeniden gündeme taşıdı.

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)
Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra uçakta çıkan yangını söndürme çalışmaları, (Yerel Medya)

Libya'da düşen uçağa ilişkin uzman değerlendirmesi: "pistten çıkma bir sebep değil, sonuçtur"

Dün Libya'nın Misrata Havalimanı'na iniş yaptıktan sonra alev alan uçaktaki yangını söndürme çalışmaları yerel medyaya yansırken, hava taşımacılığı uzmanları olayın teknik boyutunu değerlendirdi.

Libyalı Hava Taşımacılığı ve Sivil Havacılık Uzmanı Dr. Muhammed Muhammed İsa, uçağın Türk şirketi "BKNJET" tarafından işletildiğini ve Türk Sivil Havacılık tesciline "TC-AKF" koduyla kayıtlı olduğunu belirtti. İsa, uçağın iş seyahatleri ve hava taksi hizmetleri için kullanılan, iki motorlu, gelişmiş elektronik donanıma sahip modern ve orta ölçekli bir özel jet olduğunu ifade etti.

Bu model uçakların geçmişte de benzer olaylara karıştığına dikkat çeken İsa, 2019 yılında ABD'de iniş sırasında yaşanan bir pistten çıkma kazasını örnek gösterdi. Ancak yapılan incelemelerin kazayı yaklaşma ve iniş süreçlerindeki bir dizi faktörle ilişkilendirdiğini, uçağın genel tasarımında kronik bir kusur bulunduğunun kanıtlanmadığını vurguladı.

Havacılık ilkelerine değinen Libyalı uzman değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Havacılıkta pistten çıkmak bir sebep değil, bir sonuçtur. Gerçek sorulara yalnızca yapılacak detaylı inceleme cevap verebilir: İniş hızı uygun muydu? Teker koyma noktası doğru mu seçildi? Rüzgâr şartları nasıldı ve pistin durumu neydi? İncelemeler tamamlanmadan uçağı, mürettebatı veya pisti doğrudan suçlamak için henüz çok erken."