Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Üçlü komite, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Washington ile müzakere ediyor

Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
TT

Üçlü komite, Irak’taki silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Washington ile müzakere ediyor

Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)
Halk Seferberlik Güçleri tugaylarından birine ait bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, aralarında üç üst düzey ismin bulunduğu Iraklı bir komite, silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik ‘uygulama planını’ tamamlamaya yaklaştı. Söz konusu planın önümüzdeki günlerde Amerikalı yetkililere sunulmasının hedeflendiği belirtildi.

Bu süreç, yeni hükümet kapsamında hassas güvenlik kurumlarının yönetiminde beklenen değişikliklerle eş zamanlı yürütülürken, hükümet kaynakları planın ‘zaman kazanma girişiminin ötesine geçmeyeceği’ görüşünü dile getirdi. Buna karşılık üç silahlı grubun temsilcileri, ‘silah bırakmayacaklarını’ açık şekilde ifade etti.

Washington, İran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması ve bu yapıların temsilcilerinin yeni hükümette yer almamasını sağlamak amacıyla Irak’taki Şii iktidar partileri üzerindeki baskısını artırıyor. Bu baskının, Bağdat’ta yeni hükümetin kurulma süreci yaklaşırken somut adımlara dönüşmesinin beklendiği belirtiliyor.

Silahsızlanma müzakereleri

İlk kez kamuoyuna yansıyan bilgilere göre komitede, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri yer alıyor. Komitenin, silahlı grupların liderleriyle gizli görüşmeler yürüttüğü ve bu görüşmelerde ‘silahsızlanma ve milis unsurların devlet yapısına entegre edilmesine yönelik fikirlerin’ gündeme getirildiği belirtildi. Ancak kaynaklara göre bazı toplantılar sakin geçmedi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, İran’a tarihsel olarak yakınlığıyla bilinen Amiri’nin komitede yer almasının, silahlı grupların güvenini kazanmak ve onları devlet yapısına entegre olmaya ikna etmek amacı taşıdığını ifade etti. Ayrıca komitenin, Şii siyasi blok olan Koordinasyon Çerçevesi tarafından tam yetkiyle görevlendirildiği aktarıldı.

Kaynaklara göre, Şii siyasi partiler ile silahlı grupların liderleri arasında ciddi bir güvensizlik ve karşılıklı suçlama atmosferi hâkim. Aynı kaynaklar, Zeydi hükümetinin silahların kontrolü ve Washington’ın ‘çeşitli yollarla kasıtlı olarak İran’a aktarıldığını’ öne sürdüğü mali kaynaklar konusunda köklü reformlar yapmasının önünde ciddi engellerle karşılaşabileceğini değerlendirdi.

Zeydi, hükümeti kurmakla resmen görevlendirilmesinden bu yana ABD yönetiminden güçlü destek görüyor. Ancak birçok gözlemci, İran nüfuzunun sınırlandırılması ve milis gruplarla Irak devleti arasındaki bağların koparılması yönünde beklenen adımların atılmaması halinde Washington ile yaşanan ‘balayı döneminin’ sona erebileceği görüşünde.

 Koordinasyon Çerçevesi tarafından paylaşılan fotoğrafta, sağdan sola sırasıyla yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ve görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani görülüyor.Koordinasyon Çerçevesi tarafından paylaşılan fotoğrafta, sağdan sola sırasıyla yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ve görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani görülüyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi arasında geçtiğimiz çarşamba günü gerçekleştirilen telefon görüşmesinin, Washington’ın milis unsurlarını yalnızca üst düzey bakanlık görevlerinden değil, genel müdürlük pozisyonlarından da uzaklaştırmak istediğine işaret ettiği belirtildi.

Kaynaklara göre Zeydi’ye yakın isimler, Hegseth ile yapılan görüşmenin içeriğinden ‘Washington’ın gözünde yeni Bağdat hükümetinin meşruiyetinin, milis grupları devlet kurumlarından uzaklaştırma kapasitesine bağlı olduğu’ sonucunu çıkardı.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kısa süre önce oluşturulan komitenin çalışmalarını Amerikan baskısı altında hızlandırdığını söyledi. Yetkili, güvenlik danışmanlarının aylardır silahların toplatılması veya silahlı unsurların entegrasyonu konusunda çeşitli seçenekler üzerinde çalıştığını, ancak son haftalarda sürecin ivme kazandığını ifade etti.

Yetkili ayrıca,'uygulama planının’ silahlı grupların ağır ve orta ölçekli silahlarının toplanmasını ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılmasını içerdiğini aktardı. Ancak bunun nasıl uygulanacağına dair ayrıntı paylaşılmadı.

Irak’ta Halk Seferberlik Güçleri’nin geleceğine ilişkin belirsizlik sürerken, bu yapının Amerikan baskılarına boyun eğip eğmeyeceği ve silahsızlandırma projesinin parçası olup olmayacağı konusunda soru işaretleri devam ediyor.

‘Zaman kazanmak’ için bir proje

Iraklı siyasetçiler, emekli ABD’li General David Petraeus’un bu hafta Bağdat’ı ziyaret edebileceğini ve ziyaretin amacının ‘yeni hükümetin milis gruplarla bağlarını tamamen koparıp koparmayacağını yerinde görmek’ olduğunu ifade ediyor.

Ancak Petraeus’un söz konusu Bağdat ziyareti sırasında hangi resmi sıfatı taşıyacağı henüz doğrulanmış değil.

Petraeus, 2003 sonrası Irak savaşının önde gelen komutanlarından biri olarak biliniyor. Adı özellikle, Saddam Hüseyin yönetimini deviren işgal sırasında 101. Hava İndirme Tümeni’nin komutasını üstlenmesiyle öne çıkmıştı.

Daha sonraki deneyimleri de onu bugün silahlı grupların silahsızlandırılması dosyasında etkili bir aktör haline getiriyor. Petraeus’a 2004 yılında, mezhepsel şiddetin yükseldiği dönemde yerel güvenlik güçlerinin eğitimi görevi verilmiş, bu süreçte aralarında Hadi el-Amiri’nin de bulunduğu bazı milis yapıları yöneten siyasi liderlerle yakın temas kurmuştu.

Iraklı kaynaklar, komitenin üzerinde çalıştığı ‘uygulama planının’, Zeydi hükümetinin silahlı grupları silahsızlandırma konusunda ciddi olduğu yönünde Amerikalıları ikna edebilecek bazı ‘umut verici fikirler’ içerebileceğini belirtiyor. Ancak aynı kaynaklar, planın gerçekten uygulanacağı konusunda ciddi şüpheler bulunduğunu ve bunun, Zeydi hükümetinin kurulmasını sağlamak ve İran ile ABD arasındaki savaşın sona ermesini beklemek amacıyla yürütülen bir ‘zaman kazanma operasyonu’ olabileceğini ifade ediyor.

Önde gelen Şii danışmanlardan biri ise “Silahlı grupların silahları konusunda izlenen oyalama politikası, sonunda iktidardaki koalisyonun terörü destekleyen siyasi bir yapı olarak değerlendirilmesine yol açacak. Bu da Irak’ın ‘haydut devlet’ olarak sert ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalması anlamına gelir” değerlendirmesinde bulundu.

Zeydi, 14 maddelik hükümet programında ilk sıraya ‘silahların yalnızca devletin kontrolünde olması ve hukukun üstünlüğünün uygulanması’ hedefini yerleştirmişti. Ancak programda aynı zamanda Halk Seferberlik Güçleri’nin savaş kapasitesinin geliştirilmesi ve askeri sistem içindeki görev ve sorumluluklarının yeniden tanımlanmasına ilişkin bir madde de bulunuyor.

Iraklı bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Washington’ın, silahlı grupların liderleri ve üyelerinin yeni hükümete sızmasını önlemek amacıyla Bağdat üzerindeki baskısını gevşetmek istemediğini’ söyledi.

 Halk Seferberlik Güçleri’ne bağlı bir birlik (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)Halk Seferberlik Güçleri’ne bağlı bir birlik (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

‘Silahlarımızı teslim etmeyeceğiz’

ABD’nin artan baskısına karşılık Irak’taki bazı silahlı grupların daha sert bir tutum benimsediği bildirildi. Bir milis grubunun sözcüsü, Ketaib Hizbullah, Nuceba Hareketi ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda’nın silahlarını hiçbir tarafa teslim etmeyi kabul etmediğini söyledi.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen sözcü, söz konusu üç grubun ‘silahsızlanma konusundaki reddiyelerinin doğurabileceği her türlü bedeli göze almaya hazır olduklarını’ ifade etti.

Kaynaklara göre bu silahlı yapılar, ABD’nin olası yaptırımlarını geçmişte yaşanan savaş sürecinden daha ağır görmüyor ve yaşananların, suikastlar ya da altyapı tahribatı dahil olmak üzere daha fazla güç kazanmalarına zemin hazırladığını değerlendiriyor.

Sözcü, “Savaş bize nasıl daha fazla güç kazanabileceğimizi gösterdi” ifadesini kullandı.

Koordinasyon Çerçevesi içinde ise Washington’ın yalnızca silahlı grupları değil, silah kullanımından uzak duran ve parlamentoda sandalyesi bulunan yapıları da devlet kurumlarından dışlamak isteyip istemediği tartışılıyor.

Bu gruplardan özellikle Asaib Ehli’l Hak, geçmişte Mustafa el-Kazımi döneminde uygulanan modele benzer şekilde, kabineye bağımsız isimler önererek dolaylı etki kurma seçeneklerini değerlendiriyor.

Diğer yandan ABD Hazine Bakanlığı dün, petrol kaçakçılığıyla bağlantılı olduğu belirtilen kişi ve yapılara yaptırım uyguladı. Bu listede, Kays el-Hazali’nin kardeşi Leys el-Hazali de yer aldı. Leys el-Hazali’nin daha önce hem içişleri hem de bazı hizmet bakanlıkları için aday gösterildiği iddia edilmişti.

Aynı yaptırım listesinde Ali Maaric el-Behadili de bulunuyor. Kaynaklara göre Behadili’nin petrol bakanlığı için bazı siyasi çevreler tarafından önerildiği belirtiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı siyasetçiler, yaptırımların ‘istenmeyen adayları saf dışı bırakmayı ve süreci başka isimlere yönlendirmeyi amaçlıyor olabileceğini’ ifade ediyor.

Silahsızlanma müzakerelerinin özü, bir Iraklı yetkilinin ifadesiyle, milis grupların ABD’yi tahrik etmeyecek şekilde yeniden konumlandırılması tartışmalarına dayanıyor. Ancak aynı yetkili, sürecin tamamen statükoyu değiştirmeyeceğini söyleyerek önemli bir değişim ihtimaline de dikkat çekti.

Yetkiliye göre yeni hükümet döneminde yapılacak bazı güvenlik atamaları, silahlı grupların hassas devlet kurumlarındaki etkisini azaltabilir; bu kapsamda istihbarat teşkilatının başına Sünni bir ismin getirilmesi olasılığı da değerlendiriliyor.


Libya’nın Zaviye kentinde çatışmalar... Şehirdeki petrol rafinerisinde olağanüstü hâl ilan edildi

Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
TT

Libya’nın Zaviye kentinde çatışmalar... Şehirdeki petrol rafinerisinde olağanüstü hâl ilan edildi

Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)
Libya’daki Şarara petrol sahasının genel görünümü (Reuters – Arşiv)

Reuters’a konuşan mühendisler, Libya’daki Zaviye Petrol Rafinerisi çevresinde çıkan çatışmalar nedeniyle bugün tesiste acil durum ilan edildiğini bildirdi.

Zaviye, başkent Trablus’un yaklaşık 40 kilometre batısında bulunuyor ve günlük 120 bin varillik kapasitesiyle Libya’nın faaliyet gösteren en büyük petrol rafinerisine ev sahipliği yapıyor.

Rafineri ayrıca, günlük 300 bin varil üretim kapasitesine sahip Şarara petrol sahasına bağlı bulunuyor.

Zaviye Emniyet Müdürlüğü, Ortak Güvenlik Odası ve kentteki diğer güvenlik birimleri bugün geniş çaplı bir güvenlik operasyonunun başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, operasyonun ‘suçluların, aranan kişilerin, yasa dışı grupların ve kamu güvenliği ile toplumsal barışı tehdit eden unsurların hedef alınmasını’ amaçladığı belirtildi.

Kentteki bir görgü tanığı, Alman haber ajansı DPA’ya yaptığı açıklamada, çatışmaların bugün sabah saatlerinden itibaren rafineri yakınında başladığını ve bölgede alarm sirenlerinin çaldığını söyledi. Tanık, çatışma işaretlerinin bir gün önceden ortaya çıktığını, güvenlik güçlerinin bölgede yığınak yaptığını ve rafineri yakınındaki bazı yerleşim alanlarının boşaltıldığını aktardı.

Görgü tanığına göre çatışmalar, Trablus hükümetine yakınlığıyla bilinen Muhammed Bahrun komutasındaki Güvenlik Müdürlükleri Destek Gücü ile Bingazi merkezli hükümetin İçişleri Bakanı’na yakınlığıyla tanınan Osman el-Leheb liderliğindeki Destek Taburu da dahil olmak üzere çeşitli güvenlik grupları arasında yaşanıyor.

Ortak Güvenlik Odası, operasyonun devlet otoritesini tesis etmeyi, suç kaynaklarını kurutmayı ve güvenlik kaosu ile kontrolsüzlüğe son vermeyi amaçlayan kapsamlı bir güvenlik planının parçası olduğunu açıkladı. Açıklamada vatandaşlara güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaları ve şüpheli hareketleri bildirmeleri çağrısında bulunuldu.

Şu ana kadar çatışmalarda taraflar arasında ya da siviller arasında can kaybı yaşandığına ilişkin resmi bir bilgi paylaşılmadı. Ancak kentte faaliyet gösteren Libya Kızılayı, mahsur kalan vatandaşlardan çok sayıda yardım çağrısı aldığını duyurdu. Rastgele düşen havan ve top mermilerinin bazı evlere isabet etmesi nedeniyle siviller arasında korku ve paniğin arttığı belirtildi.

Öte yandan Zaviye Petrol Rafinerisi Şirketi, tesis içerisindeki çeşitli noktalara ağır silahlardan atılan çok sayıda merminin düştüğünü ve bunların operasyon alanlarına kadar ulaştığını açıkladı. Şirket, çalışanların güvenliği, tesislerin korunması ve çevrenin zarar görmemesi amacıyla rafinerinin tamamen durdurulduğunu ve limandaki tankerlerin tahliye edildiğini bildirdi. Şirket açıklamasında ayrıca, bir gün önce devreye alınan acil durum komitesinin gelişmeleri takip etmeyi sürdürdüğü kaydedildi.


Irak, bir hükümet yetkilisinin yaptırımları aşmak için İran’a destek verdiği yönündeki ABD suçlamasını reddetti

Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)
Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)
TT

Irak, bir hükümet yetkilisinin yaptırımları aşmak için İran’a destek verdiği yönündeki ABD suçlamasını reddetti

Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)
Irak’ın Basra kentinin güneybatısında bulunan Şuayba petrol rafinerisi (Reuters – Arşiv)

Irak Petrol Bakanlığı, ABD’nin, Bakan Yardımcısı Ali Maaric el-Behadili hakkında İran’ın yaptırımları aşmasına yardım ettiği yönündeki suçlamalarını reddetti. Açıklama, Washington’ın Tahran’a yakın silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda Bağdat üzerindeki baskısını artırdığı bir dönemde geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Behadili’ye yaptırım uygulandığını duyurdu. Bakanlık, Behadili’nin ‘İran rejimi ve ona bağlı terör örgütlerine destek sağlamak amacıyla Irak petrolünü yönlendirmek için resmi görevini kötüye kullandığını’ öne sürdü.

Washington ayrıca Behadili’yi, İran petrolünü Irak petrolüyle karıştırarak Tahran’ın Amerikan yaptırımlarını aşmasına yardımcı olmakla suçladı.

Irak Petrol Bakanlığı ise aynı gün yaptığı açıklamada suçlamaları reddederek, ‘tüm dosya ve ithamların delil ve somut verilere dayanılarak, şeffaflık ve sorumluluk ilkeleri çerçevesinde ele alınmasının önemini’ vurguladı.

Bakanlık, konuya ilişkin soruşturma yürütmeye hazır olduğunu belirtirken, ‘ham petrol ihracatı, pazarlanması, tankerlerin yüklenmesi ve buna bağlı prosedürlerin’ Behadili’nin görev alanına girmediğini ifade etti.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl da aynı suçlamalar kapsamında bir Iraklı iş insanının yönettiği kuruluşlara yaptırım uygulamıştı. Ancak Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), o dönemde İran lehine Irak limanlarında veya kara sularında herhangi bir petrol karıştırma operasyonu yapıldığı iddialarını reddetmişti.

İran ile Irak’taki başlıca siyasi aktörler arasında yakın ilişkiler sürerken, Washington Bağdat üzerindeki baskısını artırarak Tahran destekli ve ABD tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan silahlı grupların silahsızlandırılması yönünde adım atılmasını talep ediyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı savaşın ardından, söz konusu grupların Irak’taki Amerikan tesislerine yönelik 600’den fazla saldırı düzenlediği belirtiliyor.