Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Gazze'de İsrail ateşiyle üç Filistinli hayatını kaybetti

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)
TT

Gazze'de İsrail ateşiyle üç Filistinli hayatını kaybetti

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)

Gazze şehrinin doğusuna düzenlenen İsrail saldırısında 3 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

Filistin Medya Merkezi’nin aktardığına göre İsrail güçleri Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun Mahallesi'nde bulunan "Devlet Kavşağı" (Mefrak ed-Devle) bölgesinde sivilleri hedef aldı. Saldırı sonucunda 3 kişinin şehit olduğu bildirildi.

Öte yandan, aynı bölgedeki Şucaiyye Mahallesi'nde bulunan el-Zehra Okulu kampına bir İsrail İHA'sı tarafından ateş açıldı; saldırıda en az bir kişinin yaralandığı bildirildi. Ayrıca, Deyr el-Belah şehrinin doğusunda "Sarı Hat" olarak bilinen bölge yakınındaki ilaç fabrikasının çevresinde konuşlanan İsrail askeri araçlarının da bölgeye yönelik ateş açtığı rapor edildi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre bu saldırılar, dün Gazze şehrinin çeşitli bölgelerinde düzenlenen ve aralarında bir kız çocuğunun da bulunduğu 12 Filistinlinin hayatını kaybettiği bir dizi hava saldırısının ardından geldi.


ABD’nin himayesiyle Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayacak yeni bir petrol boru hattı

Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
TT

ABD’nin himayesiyle Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayacak yeni bir petrol boru hattı

Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)

Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudayyir dün Suriye tarafıyla yeni bir petrol boru hattının inşasına ilişkin anlaşma imzaladı. Anlaşma, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında varılan ekonomik mutabakatlar paketinin bir parçası olarak hayata geçirildi.

Daha önce Şarku’l Avsat, Suriyeli, Batılı ve Iraklı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Bağdat ile Şam’ın ABD’nin himayesinde petrol bağlantısı kurulmasına yönelik bir anlaşma imzalamaya hazırlandığını ortaya koymuştu. Zeydi’nin Washington ziyareti kapsamında gündeme gelen bu girişim, kaynaklar tarafından Arap Maşrıkı’nda yeni bir ekonomik ittifakın başlangıcı olabilecek bir adım olarak değerlendirilmişti.

Yeni proje, yıllardır hizmet dışı olan tarihi Kerkük-Baniyas boru hattına alternatif oluşturacak şekilde Irak petrolünün Suriye toprakları üzerinden yeniden ihraç edilmesini hedefliyor.

Suriye petrol sektöründen bir yetkili, iki ülke arasında varılan ön anlaşmanın kısa süre içinde resmen imzalanacağını belirtti. Yetkili, yeni hattın günlük yaklaşık 2 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olacağını ve nihai anlaşmanın imzalanmasının ardından inşasının yaklaşık 30 ay süreceğini ifade etti.

ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. (APABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. (AP)

İhracat kanallarının çeşitlendirilmesi

Bu gelişme, Irak’ın petrol ihracatında güzergâh çeşitliliğini artırma ve özellikle Irak petrolünün ana çıkış noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri nedeniyle Arap Körfezi’ndeki deniz rotalarına bağımlılığı azaltma çabalarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Irak ile imzalanan ekonomik anlaşmalar paketinin imza töreninde yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Ortadoğu’yu çatışma bölgesi olmaktan çıkarıp ticaret ve yatırım merkezi haline getirmeyi hedefleyen bir vizyon benimsediğini söyledi. Yatırımların artırılmasının istikrar, barış ve bölge halkları için istihdam oluşturmanın en etkili yolu olduğunu belirtti.

Wright, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasının yaklaşık 60 gün ardından ilk yurt dışı ziyaretini ABD’ye gerçekleştirme kararını da övdü. Bunun, önümüzdeki dönemde ABD-Irak ortaklığının önemine yönelik güçlü bir farkındalığı yansıttığını ifade etti.

Wright, Irak enerji sektörünün geliştirilmesi ve petrol üretiminin artırılmasının, Amerikan şirketlerinin yatırım yapması ve teknoloji ile uzmanlıklarını Irak’a taşımasıyla mümkün olacağını söyledi. Bunun, sektörün verimliliğini artıracağını ve Irak’ın bazı komşu ülkelere olan bağımlılığını azaltacağını kaydetti.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 17 Temmuz 2026 tarihinde Washington’da ABD Ticaret Odası’nda düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’ne katıldı. (AP)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 17 Temmuz 2026 tarihinde Washington’da ABD Ticaret Odası’nda düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’ne katıldı. (AP)

Irak’ta ABD’li şirketlerin yaptığı anlaşmalar

Irak ile Suriye arasında petrol boru hattı bağlantısına yönelik anlaşmayla eş zamanlı olarak, ABD’li enerji şirketi ConocoPhillips, İngiliz BP’nin Irak’taki dev Kerkük petrol sahaları kompleksindeki projesinin yüzde 42 hissesini satın almayı kabul ettiğini açıkladı.

Şirketten yapılan açıklamada, söz konusu işlemin Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında imzalanan anlaşmalar paketinin bir parçası olduğu belirtildi. Anlaşmanın, 3 milyar varilden fazla petrol rezervine sahip bir projeyi ve gelecekteki arama faaliyetlerine yönelik fırsatları kapsadığı ifade edildi. Anlaşmanın mali detayları açıklanmazken, işlemin değerinin yaklaşık 400 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

Söz konusu anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump’ın Zeydi’nin Beyaz Saray ziyareti sırasında işaret ettiği büyük petrol yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Bağdat yönetimi ise enerji sektörünü geliştirmek amacıyla yeni yabancı yatırımlar çekmeye çalışıyor.


Lübnan: ABD'nin sürpriz kararı "pilot bölgeler" uygulamasını erteledi

Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)
Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)
TT

Lübnan: ABD'nin sürpriz kararı "pilot bölgeler" uygulamasını erteledi

Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)
Lübnan ordusuna ait araçlar, güney Lübnan'da devriye görevinde (AFP)

ABD, Lübnan, İsrail ve ABD askeri heyetleri arasında dün çevrim içi yapılması planlanan ve Güney Lübnan'daki "pilot bölgeler" kapsamında ilk aşamanın uygulanma mekanizmalarının ele alınacağı toplantıyı sürpriz bir şekilde erteledi. Bu gelişme, uygulamada "çerçeve anlaşması"nın hayata geçirilmesinin de gecikmesi anlamına geliyor.

Konuya yakın kaynaklar, erteleme kararını teknik hazırlıkların ve uygulama planlarının tamamlanma sürecine bağladı. Aynı kaynaklar Şarku’l Avsat’a,, toplantının ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'ın 23 Temmuz'da Beyrut'a gerçekleştireceği ziyaret sırasında yapılmasının beklendiğini belirtti.

Buna karşılık askeri kaynaklar, İsrail'in ertelemeyi sınır köylerindeki yıkım faaliyetlerini artırmak ve Lübnan topraklarından çekilmeyi reddederken zaman kazanmak için kullandığını savundu.

Öte yandan Hizbullah, "çerçeve anlaşması"na yönelik eleştirilerini sürdürerek, bu sürecin Lübnan'ın iç istikrarını ve ulusal birliğini tehdit ettiğini ileri sürdü. Örgüt ayrıca, "direnişin her türlü senaryoya hazır olduğunu" ifade etti.

Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Lübnan Özel Koordinatörlüğü Ofisi Başkan Vekili Jean Arnaud, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşmada, Lübnan'da devlet otoritesinin ordu öncülüğünde ülke geneline yayılmasının BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının temelini oluşturduğunu vurguladı. Arnaud, Lübnan'ın toparlanma ve istikrar sürecine uluslararası desteğin sürdürülmesi çağrısında bulundu.