Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Belirsizlik sona erdi: ABD-İran müzakereleri bugün İsviçre'de başlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi ağırladı, 20 Haziran 2026 (EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi ağırladı, 20 Haziran 2026 (EPA)
TT

Belirsizlik sona erdi: ABD-İran müzakereleri bugün İsviçre'de başlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi ağırladı, 20 Haziran 2026 (EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi ağırladı, 20 Haziran 2026 (EPA)

ABD ile İran arasındaki müzakerelerin başlayıp başlamayacağına ilişkin belirsizlik, günlerce süren kararsızlık, gerilimin tırmanacağı sinyali veren açıklamalar ve çelişkili sızıntıların ardından nihayet sona erdi. Heyetlerin tamamı cumartesi akşamı İsviçre'nin Zürih dağlarındaki tenha bir tatil beldesi olan Bürgenstock’a ulaştı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre müzakereler pazar sabahı başlayacak.

Müzakerelerin resmen başlamasıyla birlikte mutabakat muhtırasında nihai bir anlaşmaya ulaşmak için öngörülen 60 günlük geri sayım da işlemeye başladı. Muhtıra, iki tarafın mutabık kalması halinde sürenin uzatılabileceğini hüküm altına almış olmakla birlikte uzatma süresine ilişkin herhangi bir üst sınır belirlenmemiş.

ABD heyeti, özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın başkanlığında İsviçre'ye ulaştı. İran ise müzakere tarihinin en üst düzey heyetiyle masaya oturuyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderliğindeki heyette Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmeti, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri, Petrol Bakanı Yardımcısı ve Ulusal Petrol Şirketi Başkanı ile Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey yetkililer yer alıyor.

devfedv
Umman Körfezi'nde, Hürmüz Boğazı ile Arap Denizi'ni birbirine bağlayan rotalarda seyreden tankerler ve yük gemileri (AP)

Aralarında mali uzmanların da bulunduğu İran heyetini oluşturan isimler, Tahran'ın önceliklerinin mutabakat muhtırasında da taahhüt edilen petrol satışına yönelik muafiyetler ile buna bağlı finansal işlemlerin kolaylaştırılması olduğuna işaret ediyor.

Tüm bu gelişmelerden önce bölgede sahadaki gelişmeler de hız kazandı. ‘İsviçre sürecinin’ akıbeti ve anlaşmanın geleceğine ilişkin bölgesel ve uluslararası endişeler de giderek arttı.

Gerilimi tırmandıran adım

Gerilimi tırmandıran önemli bir adım olarak Tahran, cumartesi günü Mehr haber ajansı aracılığıyla Yüksek Ortak Askeri Komutanlığın Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine kapatma kararı aldığını ‘ilk adım’ olarak duyurdu ve Washington'ın taahhütlerini yerine getirmemesi halinde mutabakatın ‘tehlikeye girebileceği’ uyarısında bulundu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars haber ajansı ise İsviçre'ye giden İran heyetinin ABD'nin şarta bağlı 5 yükümlülüğünün yerine getirilmesini ve İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını durdurmasının zorla kabul ettirilmesini talep edeceğini vurguladı.

ABD ordusu ise ‘teyakkuz’ halini koruyarak deniz ulaşım özgürlüğünü desteklemeye yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü teyit etti. Cumartesi günü boğazdan geçen 55 ticaret gemisini ve 17 milyondan fazla varil petrol transferini izlediğini açıkladı.

Öte yandan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Fox News'e verdiği röportajda Hürmüz Boğazı’nı kapatma kararına ilişkin kaygıları önemsiz bularak bunları reddetti. Vance, Trump'ın tutumunu değiştirmesi halinde İran'a el uzatmaya hazır olduğunu, İsrail hükümeti içindeki bazı kesimlerin aksine Başkan’ın müzakerelere şans tanımaya karar verdiğini belirtti.

Vance ayrıca önümüzdeki günlerde İsviçre'yi ziyaret ederek teknik görüşmelere katılmayı planladığını da açıkladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre bugün başlayacak olan söz konusu teknik görüşmeler, ‘İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın takibi amacıyla ABD’li ve İranlı temsilcilerin yanı sıra Pakistan ve Katar'dan arabulucuların katılımıyla yürütülüyor.

İranlı yetkililer, İran heyetinin Tahran'dan ayrılmasına saatler kala İsrail'in Lübnan'daki savaşı sona erdirmesine yönelik güvenceler alınmadan müzakereye katılmayacaklarını kamuoyuyla paylaşmaya devam etti. Ancak Washington daha sonra İsrail'in Lübnan'da ateşkesi kabul ettiğini açıkladı. Hizbullah da bu karara onay verdiğini duyurdu.

İsrail ve Lübnan’daki ateşkes

İsrail televizyonu Kanal 12, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın, işgal altındaki bölgelerden çekilmeksizin Lübnan'da ateşkes emri verdiğini bildirdi. Bu karar, Lübnan'ın güneyinde onlarca kişinin hayatını kaybettiği şiddetli saldırıların ardından alındı. Söz konusu gelişme İran'ı Washington ile sürdürdüğü müzakereleri askıya almakla tehdit etmeye yöneltirken Arap ülkeleri ateşkesi kurtarmak amacıyla Washington nezdinde yoğun diplomatik temaslara girişti.

Şarku’l Avsat'ın Beyrut'taki kaynaklardan edindiği bilgilere göre Körfez ülkeleri, tansiyonu düşürmek ve Lübnan'daki ateşkesi kalıcı kılmak için Washington ile yoğun temaslarını sürdürüyor. Kaynaklara göre bu çabalar şu an ateşkesi denetleyecek bir mekanizma oluşturmaya ve ihlallerin kaynağını tespit etme kapasitesi sağlamaya odaklanmış durumda. Geçtiğimiz yıl varılan ateşkesle kurulan ‘mekanizma komitesinin’ yeniden işler hale getirilmesi de bu süreç için kabul görebilecek seçenekler arasında yer alıyor.

dfvgr
İsrail'in Lübnan'ın güneyinde düzenlediği bombardıman sonucu yükselen duman, 20 Haziran 2026 (Reuters)

İsrail, Hizbullah’a ait mevzilere yönelik saldırılarını sürdürürken Pakistan, Washington ile Tahran arasındaki arabuluculuk rolünü yoğunlaştırdı. İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi dün Tahran'a giderek İsviçre’deki müzakerelerin ertelenmemesi talep edilen bir mesaj iletti. Nakvi'nin bu ziyareti, ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un İsviçre'ye hareket etmesinden yalnızca birkaç saat sonra gerçekleşti. Trump'ın damadı ve müzakere ekibinin üyesi Jared Kushner ise günler önce İsviçre'ye gitmişti.

Pakistan heyeti, Katar heyeti ve alt düzey bir Amerikan heyeti günlerdir Bürgenstock tatil beldesinde bekliyordu. Ancak bu hafta başlarından bu yana belirsizlik devam etti.

Güvenlik önlemleri

İran ve ABD heyetlerinin müzakerelerin yapılacağı İsviçre’ye geldikleri teyit edilmeden önce tatil beldesinin çevresinde güvenlik önlemleri alınmıştı. Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif'in hafta ortasında İsviçre'ye yapacağı ziyareti iptal etmesi, müzakerelerin gerçekten başlayıp başlamayacağına ilişkin şüpheleri körükleyen ilk işaret oldu. Beyaz Saray'ın Başkan Yardımcısı JD Vance'in perşembe gecesi İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklaması ise karamsarlığı daha da derinleştirdi. Bunu İsviçre'nin cuma günü planlanan görüşmelerin iptal edildiğine dair duyurusu izledi. Ancak İsviçre Dışişleri Bakanlığı herhangi bir heyetin gelişine hazırlıklı olmak amacıyla güvenlik önlemlerinin sürdürüleceğini ekledi.

Nitekim Pakistan'ın yoğunlaştırdığı diplomatik temaslar ve İçişleri Bakanı’nın Tahran ziyaretinin ardından İran, pazar günü Amerikalı tarafla müzakere masasına oturmak üzere İsviçre'ye heyet göndereceğini açıkladı. İki tarafın yüz yüze mi yoksa yalnızca arabulucular aracılığıyla mı müzakere edeceği ise hâlâ netlik kazanmadı.

erevgfr
İran ve ABD arasında arabulucuların da katıldığı müzakereler İsviçre'deki Burgstock tatil beldesinde yapılıyor (Arşiv - AFP)

Tüm heyetlerin bir arada bulunacağı tatil beldesinde, tarafların doğrudan karşılaşmasını önlemek amacıyla heyetlerin ayrı ayrı yerleştirilebileceği birden fazla bina yer alıyor. ABD doğrudan müzakere yürütülmesini tercih ederken İran bu yönteme karşı çıkıyor.

İsviçre Dışişleri Bakanlığı ise kısa bir açıklama yayımlayarak Bürgenstock'taki görüşmeler için ‘gizli ve güvenilir bir çerçeve sunmayı’ sürdürdüğünü belirterek “Şu anda sahada bulunan çeşitli ülkelerden diplomatlar, diyaloğun canlı tutulması için çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Gizlilik gerekçesiyle hazır bulunan kişiler ve görüşmelerin içeriği hakkında ek bilgi verilmesi mümkün değil” diye ekledi.

2015 yılında İran ile 6+1 ülkeler grubu arasında Avrupa Birliği’nin (AB) arabuluculuğunda varılan anlaşmanın müzakere süreci yaklaşık iki yıl sürdüğünü hatırlatılmalı. Trump'ın birinci başkanlık dönemindeki yönetiminin anlaşmadan çekilmesinin ardından nükleer anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi için yürütülen müzakereler de yaklaşık iki yıl sürdü ve herhangi bir anlaşmaya varılamadan sona erdi.


İsrail'in Lübnan'ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği baskınlarda 7 kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de bir aracı hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de bir aracı hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
TT

İsrail'in Lübnan'ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği baskınlarda 7 kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de bir aracı hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'de bir aracı hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)

Lübnan Sağlık Bakanlığı, yaptığı açıklamada, İsrail'in ülkenin doğusundaki Sahmar beldesine düzenlediği hava saldırılarında bir çocuk ve bir kadın dahil 5 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Bakanlık ayrıca, ülkenin güneyindeki Sur Bölgesi yakınlarına düzenlenen ayrı bir İsrail saldırısında 2 Filistinlinin daha öldüğünü bildirdi.

Saldırıların, dün günün ilerleyen saatlerinde çatışmaların durdurulmasına yönelik açıklamadan kısa süre önce gerçekleştiği belirtildi. İsrail Savunma Kuvvetleri'nden bir yetkili, siyasi makamlar tarafından Güney Lübnan'da Hizbullah ile çatışmaların durdurulması yönünde talimat aldıklarını açıkladı.

İsrailli yetkili, ordunun buna rağmen bölgede "savunma amaçlı" faaliyetlerini sürdürmeye devam edeceğini ifade etti.


Gazze'de İsrail'in saldırılarında aralarında aynı aileden 4 kişi ve bir gazetecinin de bulunduğu 11 Filistinli öldürüldü

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampına bakan bir tepeden çocuklar, iki gün önce yakınlardan yükselen duman sütununu izliyor (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampına bakan bir tepeden çocuklar, iki gün önce yakınlardan yükselen duman sütununu izliyor (AFP)
TT

Gazze'de İsrail'in saldırılarında aralarında aynı aileden 4 kişi ve bir gazetecinin de bulunduğu 11 Filistinli öldürüldü

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampına bakan bir tepeden çocuklar, iki gün önce yakınlardan yükselen duman sütununu izliyor (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampına bakan bir tepeden çocuklar, iki gün önce yakınlardan yükselen duman sütununu izliyor (AFP)

Sivil savunma ve tıbbi kaynaklardan dün yapılan açıklamalara göre, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında, aynı aileden dört kişi ve El Cezire kanalında çalışan bir gazetecinin de aralarında bulunduğu 11 Filistinli hayatını kaybetti.

Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, AFP’ye yaptığı açıklamada, "İsrail'e ait bir savaş uçağının cumartesi sabaha karşı Gazze kentinin güney orta kesimindeki el-Sabra mahallesinde bir apartman dairesini hedef alması sonucu 4 şehit ve 12 yaralı Gazze'deki Şifa Hastanesi'ne nakledildi" dedi. Basal, hayatını kaybeden 4 kişinin bir adam, eşi ve iki kız çocukları olduğunu belirtti.

Hava saldırısı hedef alınan daireyi tamamen yıkarken, birkaç kattan oluşan binada ve çevredeki komşu evlerde de büyük hasara yol açtı.

Şifa Hastanesi Acil Servisi, hayatını kaybeden dört kişinin ve yaralıların hastaneye ulaştığını doğrulayarak, "Yaralılardan birinin durumunun kritik olduğunu ve vücudunun çeşitli yerlerindeki şarapnel parçalarını çıkarmak için acil ameliyata alınması gerektiğini" bildirdi.

Sadece masum sivillerdi

Hayatını kaybedenlerin yakınlarından Nail el-Safadi, yaşananları şu sözlerle anlattı:

"Gece saat iki sularında kuzenlerim uyurken (İsrail) onları füzeyle vurdu. Hamas'la ya da başka bir şeyle hiçbir bağları yoktu. Masum çocuklar... Günahları neydi? Onlar sadece sivil."

Saldırı bölgesinden gelen görüntülerde, hedef alınan dairenin dış duvarının tamamen yıkıldığı, hasar gören binanın içine ise molozlar, kıyafetler ve yataklar gibi ev eşyalarının saçıldığı görüldü.

Saldırıdan yaralı kurtulan ve alnı sargılı olan Muhammed el-Safadi ise "Vallahi hâlâ rüyadayım, inanamıyorum. Başımıza böyle bir şey geleceğini hiç tahmin etmezdim" diyerek, "Vurdukları insanların hepsi sivil. Ben bir sivilim; yemin ederim hayatımda hiç silah taşımadım, hiç ateş etmedim" ifadelerini kullandı.

Gazze Şeridi'ndeki savaşta İsrail askerleri (Arşiv- AFP)Gazze Şeridi'ndeki savaşta İsrail askerleri (Arşiv- AFP)

Öte yandan Şifa Hastanesi yetkilileri, Gazze kentinin kuzeybatısındaki İbad el-Rahman mahallesinde bir grup vatandaşı hedef alan İsrail insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir kişinin daha cenazesinin hastaneye getirildiğini, saldırıda 4 kişinin de yaralandığını bildirdi.

El Cezire muhabiri hayatını kaybetti

Sivil savunma ekiplerinin aktardığına göre dün ilerleyen saatlerde İsrail'in düzenlediği diğer saldırılarda, Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki el-Bureyc mülteci kampında bir evin hedef alınması sonucu biri gazeteci olmak üzere 6 kişi daha hayatını kaybetti.

Sivil Savunma tarafından yapılan açıklamada, "İşgal güçlerine ait uçakların Gazze Şeridi'nin merkezindeki el-Bureyc kampında bir evi hedef alması sonucu, aralarında El Cezire Mübaşir kanalı muhabiri gazeteci Ahmed Vişah'ın da bulunduğu 3 şehit verdik ve çok sayıda kişi yaralandı" denildi.

El Cezire Medya Ağı, Ahmed Vişah'ın hayatını kaybetmesiyle birlikte, savaşın başından bu yana Gazze'de öldürülen 12. çalışanı olduğunu duyurarak, İsrail'in gazetecilere yönelik "süregelen suçlarını" kınadı. Kanaldan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Ağımız, işgal güçlerinin Gazze'deki muhabirlerine ve çalışanlarına karşı işlediği bu suçların devam etmesini şiddetle kınamakta; uluslararası topluma ve ilgili hukuki kurumlara, bu vahşi suçlara karışan İsrail sorumlularının cezalandırılması için acil ve somut adımlar atma çağrısını yinelemektedir."

İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada gazeteci Vişah'ın öldürüldüğünü doğrulayarak, kendisinin "Hamas bünyesinde faaliyet gösteren bir terör unsuru" olduğunu iddia etti.

Sivil savunma ekipleri farklı açıklamalarında; Han Yunus (güney), Beyt Lahiya (kuzey) ve Gazze kentinin batısındaki el-Raşid Caddesi'ne düzenlenen saldırılarda 3 kişinin daha hayatını kaybettiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Gazze'deki Sağlık Bakanlığı makamlarından elde ettiği bilgiye göre, geçtiğimiz ekim ayında ilan edilen ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde 1000'den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler (BM), söz konusu bakanlığın verilerini güvenilir kabul ediyor.

İsrail ordusu ise ateşkes ilanından bu yana Gazze Şeridi'nde 5 askerinin öldüğünü açıkladı.