Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi
TT

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Husilerin Yemen’den Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ne doğru fırlattığı balistik füzenin bugün perşembe sabahının erken saatlerinde imha edildiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü de ülkenin güneybatısındaki Necran bölgesi ile Doğu Bölgesi’nde olası bir tehlikeye karşı iki ayrı uyarı yayımladı. Müdürlük, birkaç dakika sonra her iki bölgedeki tehlikenin ortadan kalktığını açıkladı.

Öte yandan, Husilerin tırmandırdığı saldırılar Yemen’deki insani krizi daha da derinleştirdi. Örgütün Lahic ve Taiz vilayetlerindeki köyleri ve yerleşim alanlarını hedef alan saldırılarını yoğunlaştırması yüzlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. Uluslararası kuruluşlar, ülkede insani sıkıntıların yayılabileceği ve yardım ihtiyacının artabileceği uyarısında bulundu. Yemen’de 22,3 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.

Hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin sahada ilerleme sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından yerleşim bölgelerini füze, insansız hava aracı ve havan topu saldırılarıyla daha yoğun biçimde hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, bu saldırılarla halk ve hükümet güçleri üzerinde baskı kurulmasının amaçlandığını ifade etti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu ise yerinden edilen kişilerin koşullarının kötüleştiği ve insani yardımlarla temel hizmetlere erişimin zorlaştığı uyarısında bulundu. Federasyon, son tırmanış dalgasından önce yaklaşık 5,2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğini, beş yaşın altındaki 2,2 milyon çocuğun ise akut yetersiz beslenme sorunu yaşadığını belirtti.


Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
TT

Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)

Yemen’in güneybatısında, aralarında çatışma hatlarının bulunduğu iki kentte, savaşların geleneksel mantığına ters düşen bir çelişki yaşanıyor. Husilerin askeri kontrolü altındaki Turbe kenti, durgunluk ve ilan edilmemiş bir boykotun etkisi altında kalırken, kuşatma altındaki diğer kent Taiz’de ise tüm zorluklara rağmen hayat devam ediyor.

Husilerin her yönden kuşattığı Taiz ile yaklaşık bir ay önce milislerin kontrolüne giren Turbe arasındaki bu tezat, savaşın doğasını ve toplumsal direnişi özetleyen karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. İki kentteki ekonomik ve toplumsal koşullar birbirine tamamen zıt bir görünüm sergiliyor.

Turbe kentinde ekonomik durgunluk ve toplumun sert tepkisi öne çıkıyor. Yerel halk, Husilerin yönetimini normalleştirmeyi reddediyor. Bu durum, piyasalarda daha önce görülmemiş bir durgunluğa, gündüz saatlerinde hareketliliğin büyük ölçüde azalmasına ve geceleri hayatın tamamen durarak yerini derin bir sessizliğe bırakmasına yol açan neredeyse tam kapsamlı bir boykotla sonuçlandı.

Taiz ile Turbe arasında her hafta gidip gelen kamu çalışanı Ahmed’in (gerçek adı değil) yaşadıkları, iki kent arasındaki bu keskin yaşam farklılığını özetliyor. Ahmed, Taiz’den ayrıldığı anda kişisel güvenliğine ilişkin korkularla yaşamaya başlarken, Husilerin yönetimi altındaki Turbe’de yaşayan ailesi için de sürekli endişe duyuyor.

fgthy
Husilerin şehri ele geçirmesinden yaklaşık bir ay sonra Turbe, adeta bir durgunluk dönemi yaşıyor. (Facebook)

Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu durumun kendisini, Husilerin kontrolünün uzun sürmesi halinde ailesini kuşatma altındaki Taiz’e taşıma seçeneğini ciddi biçimde düşünmeye ittiğini söylüyor. Ahmed, Turbe’de güvenlik baskısı ve toplumsal tecridin gölgesinde yaşamaktansa, geçim koşullarının ağırlaştığı kuşatma altındaki bir kentte yaşamayı tercih ediyor.

Yaşanan değişimin ayrıntılarını anlatan Ahmed, daha önce ailesi ve arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonu tatillerinin artık tamamen farklı bir hal aldığını belirtiyor. “Evde sürekli bir gerginlik hâkim. Üç çocuğum okula gitmekten mahrum kaldı ve eğitim açısından onları nasıl bir geleceğin beklediği belirsiz” diyor. Arkadaşlarıyla geceleri evlerde veya kafelerde geçirdiği zamanlar da gün batımıyla birlikte hayatın tamamen durması sonucu geride kalmış durumda.

Hayat devam ediyor

Bu gelişmelerin gölgesinde Taiz Eğitim Müdürlüğü, Husilerin kontrolüne giren ilçelerdeki okullarda eğitimin askıya alınmasına ilişkin önceki kararını yineledi. Müdürlük, talimatlara aykırı hareket edilmesinden eğitim müdürlüklerinin ve okul yöneticilerinin sorumlu tutulacağını bildirdi. Bu sırada kırsal ilçelerdeki Toplumsal Eğitim Komitesi de öğrenci güvenliğini korumak amacıyla velilere ve okul yönetimlerine karara uyma çağrısında bulundu.

dfgthy
Husi ablukasına ve yerleşim bölgelerine yönelik saldırılara rağmen Taiz kentinde yaşamın akışı kesintiye uğramadı. (AFP)

Komite, eğitim kurumlarının silah depoları ve Husilere bağlı unsurların toplanma ve konaklama alanları gibi askeri amaçlarla kullanılmasının yanı sıra öğrencilerin örgüte kazandırılması ve silah altına alınması riskine karşı uyarıda bulundu.

Buna karşılık, kuşatma altındaki Taiz kenti, boğucu kuşatmaya, temel ihtiyaç maddeleri ve hizmetlerde yaşanan krizlere, sivilleri hedef alan günlük topçu saldırıları ve keskin nişancı ateşine rağmen olağanüstü bir dayanıklılık sergiliyor ve günlük yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Kent, güvenlik risklerine meydan okuyan, insanların ilgisini çeken bir merkeze dönüşmüş durumda.

Kırsal bölgelerde yaşayan çok sayıda kişi, kendilerini çevreleyen ciddi tehlikelere rağmen bazı geçiş noktalarında çatışmaların durmasından yararlanarak kente girmeye çalışıyor. Bu sırada Husiler, hareketliliği kısıtlamaya ve halkı kentten ayrılmaya zorlamaya çalışıyor.

Taiz Kuşatması İşleri Dairesi Müdürü Salah Ahmed Galib, hükümete bağlı bir kurum olan dairenin çalışmaları hakkında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Turbe ve yakın zamanda Husilerin kontrolüne giren diğer bölgelerde yaşayanların ellerindeki imkânlarla sivil protesto gerçekleştirdiğini ve ilan edilmemiş bir sivil itaatsizlik eylemine başvurduğunu söyledi.

 xcvfghy
Husi ablukası ve yolların kapatılmasına rağmen Taiz şehri ile çevresindeki kırsal bölgeler arasındaki ulaşım durmadı. (AFP)

Galib, açıklamasında, bölge sakinlerinin büyük bölümünün Husiler tarafından yağmalanma ve haraç vermeye zorlanma korkusuyla dükkânlarını kapattığını veya ticari faaliyetlerini durdurduğunu belirtti. Buna karşılık, kuşatmanın yol açtığı mal arzındaki azalma ve fiyatlardaki artışa rağmen, halkın devlete duyduğu güven sayesinde Taiz kentindeki ticari faaliyetler ve piyasalardaki hareketlilik bundan etkilenmedi.

Hükümet önlemleri

Taiz kentinde kuşatmanın etkilerini hafifletmek amacıyla çeşitli toplumsal faaliyetler yürütülüyor. Bunların başında, aileler arasındaki gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin paylaşımını sağlayarak yaşanan eksiklikleri gidermeyi ve yiyeceğe erişemeyen ailelere yardım etmeyi amaçlayan girişimler geliyor.

Taiz Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü Müdürü Abdurrahman el-Kulayya, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaş ve kuşatmanın gerçek bir insani felakete yol açtığını belirtti. Tedarik yollarının kapatılması nedeniyle mal ve yakıt akışında ciddi bir azalma yaşandığını ifade eden Kulayya, bunun çok sayıda tüccarı yatırımlarını azaltmaya ve yüksek riskler nedeniyle ithalat yapmak yerine tasarrufa yönelmeye ittiğini söyledi.

sdefrgtyu
Husilerin hizmet ve mal tedarikinden mahrum bıraktığı Taiz’deki bir mahallede doldurulan su bidonları (AFP)

Yetkili, bölge müdürlüğünün durumun ciddiyetini geçen mayıs ayında, bölgesel gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının yaşandığı dönemde fark ettiğini açıkladı. Ticaret odası ve önde gelen tüccarlarla koordinasyon içinde, üç ay yetecek miktarda temel tüketim maddesi stoku oluşturmayı başardıklarını belirten yetkili, ancak halk arasında yayılan panik ve Husilerin kente açılan tek geçiş noktasını kapatması nedeniyle bu stokun yüzde 50’sinin yalnızca bir hafta içinde tüketildiğini söyledi.

Hükümet yetkilisinin aktardığına göre müdürlük, temel ihtiyaç maddelerinin resmî fiyatlar üzerinden ve kontrollü biçimde dağıtılmasını sağlamak amacıyla denetim komiteleri oluşturulmasını ve 24 saat faaliyet gösteren bir kriz yönetim merkezinin kurulmasını gerektiren olağanüstü tedbirleri devreye soktu. Ayrıca büyük ticari işletmelerin acenteleri aracılığıyla ek miktarda gıda ürünü piyasaya sürmesiyle kuşatma altındaki kentte tedarik koşulları kısmen istikrara kavuştu.

Ancak yetkili, Husilerin uyguladığı kuşatma kaldırılmadığı sürece tüm bu tedbirlerin geçici kalacağı ve kalıcı bir çözüm sunamayacağı uyarısında bulundu.

Kent sakinleri ise Husilerin Taiz’e yönelik baskıcı uygulamalarını artırmasından ve geçiş noktalarını bu güzergâhları kullanan kişilerin kaçırılması için kurulan tuzaklara dönüştürmesinden endişe ediyor.


Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
TT

Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)

Husiler, Yemen’in başkenti Sana’da özel okullarda öğrenim gören öğrencileri saflarına katma ve askere alma kampanyalarını yoğunlaştırdı. Eğitim kurumlarını, sürekli artan insan kayıplarını telafi etmek ve cephelere yeni savaşçılar kazandırmak amacıyla kullanan Husiler, öğrencileri askeri kurslara katılmaya zorlarken okul yönetimlerini kapaatılma, para cezası ve çeşitli yaptırımlarla tehdit ediyor.

Sana’daki eğitim çevrelerinden kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilere bağlı sözde Cihat Konseyi’nin, tanınmayan hükümetlerindeki Eğitim Bakanlığı ile koordinasyon içinde son günlerde Sana ve çevresindeki 550’den fazla özel okulu hedef alan bir kampanya başlattığını belirtti. Kaynaklar, bunun eğitim sektörünün Husilerin askeri ve ideolojik hedefleri doğrultusunda kullanılmasına yönelik yeni bir adım olduğunu ifade etti.

Kaynaklar, Husilere bağlı sorumluların birkaç gün önce Sana’daki 10 ilçede bulunan okullara saha ziyaretleri gerçekleştirdiğini ve okul yönetimlerinden her okuldan beş öğrenci seçerek askeri kurslara kaydettirmelerini istediğini aktardı. Talimatlara uymayı reddeden kurumların kapatılabileceği, yöneticilerine cezai yaptırımlar uygulanabileceği ve para cezası kesilebileceği yönünde tehditlerde bulunulduğu belirtildi.

thyj
Sana’da Husilerin yeni savaşçıları için düzenlenen tören sırasında silahını taşıyan bir çocuk (AFP)

Husilerin bu uygulaması, öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında öfke ve endişeye yol açtı. Söz konusu kesimler, bu adımın, eğitim sürecini özünden uzaklaştırmayı amaçlayan politikaların devamı olduğunu düşünüyor. Husilerin yıllardır müfredat ve okul faaliyetlerini ideolojik propaganda doğrultusunda şekillendirdiği ve eğitim kurumlarını askeri projelerine hizmet edecek şekilde kullandığı belirtiliyor.

Zorla düzenlenen kurslar

Şarku’l Avsat’a konuşan veliler, çocuklarının ailelerinin haberi olmadan sınıflarından alınarak bilinmeyen yerlere götürüldüğünü, burada ideolojik telkin ve askeri eğitim kurslarına tabi tutulduklarını söyledi. Bu durumun, söz konusu faaliyetlerin öğrencileri silah altına almanın ve cephelere sürmenin ön hazırlığı olabileceğine ilişkin endişelerini artırdığını belirtti.

Bu kaygılar nedeniyle bazı aileler, çocuklarını zorla saflara katılmaya maruz kalabilecekleri korkusuyla hedef alınan okullara göndermemeye başladı. Bazı özel okullarda öğrenci devamlılığının azaldığı gözlenirken, Husilerin baskı ve baskınlarının sürmesi ve eğitim kurumlarının öğrencileri bilimsel açıdan yetiştirmek yerine onları silah altına almak için kullanılan merkezlere dönüştürülmesi yönündeki endişeler de giderek artıyor.

gtyh
Husiler, aileleri, çocuklarıyla savaşçı olarak gurur duymaya teşvik ediyor. (Getty Images)

Sana’nın merkezindeki Muin bölgesinde yaşayan ve dört öğrencinin babası olan Abdullah, Husilerin askere alma girişimlerine maruz kalmalarından korktuğu için ortaokul ve lise çağındaki iki çocuğunu evde tutmak zorunda kaldığını söyledi. Okul yönetiminin çocuklarını Husilerin baskılarından koruyabileceğine dair güvenini kaybettiğini belirten Abdullah, çocuklarını eğitimden mahrum bırakmakla askeri saflara katılma riskine maruz bırakmak arasında zor bir seçimle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Abdullah, kendi ifadesiyle öğrencileri saflarına katmak ve askeri telkine tabi tutmak için kullanılan merkezlere dönüşen okullara çocuklarını göndermekten artık ailelerin büyük bölümünün korktuğunu dile getirdi.

Abdullah, “Çocuklarımızı eğitim almaları ve geleceklerini inşa etmeleri için okullara gönderdik; askeri kurslara ve savaş cephelerine sürüklenmeleri için değil” dedi. Husilerin uygulamalarının artık müfredat ve okul faaliyetlerine kendi görüşlerini dayatmakla sınırlı kalmadığını belirten Abdullah, okul yönetimlerine öğrenci seçmeleri ve bu öğrencileri askeri eğitim kurslarından sorumlu birimlere teslim etmeleri yönünde baskı yapıldığını kaydetti.

Okullar üzerindeki baskı

Sana’nın güneyindeki Sebin bölgesinde bulunan özel bir okulda görev yapan ve adının açıklanmasını istemeyen bir öğretmen, Sana ve çevresindeki özel okul yönetimlerinin, öğrencileri saflarına katmak ve eğitim başarılarının önüne geçecek şekilde askeri kurslara yönlendirmek amacıyla Husilere bağlı kültürel sorumluların giderek artan baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Öğretmen, ideolojik telkin faaliyetlerinin eğitim sürecine giderek daha fazla müdahale ettiğini, Husilerin eğitim kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı ve okul yönetimlerini talimatlarına uymaya zorladığı bir ortamda, öğretmenlerin tehdit veya cezalarla karşılaşma korkusuyla bu uygulamalara itiraz etmekten çekindiğini belirtti.

dcfhyjg
Husiler, Sana’daki okullara mezhepçi programlar ve savaşa seferberlik zorunluluğu getirdi. (X)

Öğretmen, öğrenim görmek ve geleceklerini inşa etmek için güvenli bir ortam sunması gereken okulların giderek artan müdahalelerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Öğrencileri okul sıralarından uzaklaştırarak eğitimle hiçbir ilgisi bulunmayan faaliyetlere katılmaya zorlamayı amaçlayan baskıların da giderek yoğunlaştığını ifade etti.

Husilerin bu girişimleri, örgütün kontrolündeki bölgelerde eğitim sisteminin kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. On binlerce öğretmen ve eğitim çalışanı yıllardır maaşlarını alamazken, uygulanan politikalar yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdı ve okulların eğitim ve öğretim görevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflattı.