Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Sudan’daki savaş, Etiyopya sınırına yaklaşıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
TT

Sudan’daki savaş, Etiyopya sınırına yaklaşıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)

Sudan’ın Çad ile batı sınırında gerilimin tırmanmasından günler sonra, savaşın yansımaları bu kez Etiyopya ile doğu sınırına daha fazla yaklaştı. Mavi Nil eyaletinde çatışmaların şiddetlenmesinin yanı sıra ordunun, Etiyopya toprakları yönünden geldiğini belirttiği insansız hava araçlarını (İHA) düşürdüğünü açıklaması tansiyonu yükseltti. Bu gelişme, Hızlı Destek Kuvvetleri HDK ve müttefiklerinin sınır eyaletindeki stratejik bölgelerin kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdukları bir dönemde yaşandı.

Gelişme, Sudan’ın batısındaki Çad ile doğusundaki Etiyopya’yı dördüncü yılına giren savaşla giderek daha fazla karşı karşıya getiriyor. Sınır bölgeleri yakınındaki askeri operasyonların genişlemesinin, çatışmanın etkilerinin bölgeye yayılması riskini artırmasından endişe ediliyor. Encemine yönetimi, Sudan ordusunu Çad toprakları içinde bir araç konvoyunu hedef alan saldırı düzenlemekle suçlamasının ardından Sudan sınırındaki alarm seviyesini yükseltmişti. Hartum ise bağımsız bir soruşturma yürütülmeden saldırının sorumluluğunun orduya yüklenmesini reddetmişti.

Mavi Nil’de ilerleme

Doğu cephesindeki son gelişmede HDK, Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey ile birlikte, orduyla yaşanan şiddetli çatışmaların ardından Mavi Nil eyaletinde, Etiyopya sınırı yakınındaki Sarkam ve Bakuri üslerinin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı.

HDK Sözcüsü el-Fatih Kureşi, Sudan Kuruluş Güçleri (Tesis) ittifakına bağlı güçlerin iki üssün kontrolünü ele geçirdiğini, ordu ve destek güçlerine kayıplar verdirdiğini ve savaş araçları, tanklar, silah ve mühimmat ele geçirdiğini söyledi. HDK, orduya ait Sarkam askeri üssünde unsurlarının konuşlandığını gösterdiğini belirttiği görüntüler de yayımladı. Ancak örgütün anlatımındaki tüm ayrıntıların veya açıklanan kayıpların boyutunun bağımsız olarak doğrulanması mümkün değil.

Buna karşılık yerel kaynaklar, ordunun “Bakuri’ye yönelik saldırıyı püskürttüğünü” bildirdi. Ordunun sahadaki durumu netleştiren ayrıntılı bir açıklama yapmaması nedeniyle bölgenin kontrolünün kimde olduğu konusunda çelişkili bilgiler bulunuyor.

Sarkam ve Bakuri, saldıran güçlerin operasyonlarını kuzeye doğru genişleterek Mavi Nil bölgesinin başkenti ve siyasi, askeri ve idari merkezi ed-Dama­zin yönünde ilerlemesine imkân verebilecek güzergâhlar üzerindeki konumları nedeniyle askeri önem taşıyor.

Gerilim, ordunun bir gün önce ‘düşman stratejik İHA’sı’ olarak nitelendirdiği bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıklamasının ardından tırmandı. Ordu, İHA’nın Etiyopya toprakları yönünden geldiğini ve bir haftadan kısa süre içinde düşürdüğü üçüncü İHA olduğunu belirtti. İHA’ların nereden havalandırıldığı veya hangi tarafça yönetildiğine ilişkin bağımsız bir soruşturma bulunmuyor.

Kısa süre önce Etiyopya sınırına yakın Kaysan kentini ele geçirdiğini açıklayan HDK milisleri (AP)
Kısa süre önce Etiyopya sınırına yakın Kaysan kentini ele geçirdiğini açıklayan HDK milisleri (AP)

HDK ile müttefiki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi, ağustos ayının başında Etiyopya sınırındaki stratejik öneme sahip Karmek ve Kaysan bölgelerinin kontrolünü ele geçirmişti. Bu ilerleyiş, geniş çaplı yerinden edilme dalgalarına yol açarken Mavi Nil’i savaşın en hareketli cephelerinden biri haline getirdi.

İHA’lar sivilleri öldürüyor

Mavi Nil’deki çatışmalarla eş zamanlı olarak, Kuzey Kordofan eyaletinin Sodra yerel yönetiminin kuzeyindeki Sero bölgesinde İHA’larla düzenlenen iki saldırıda en az 8 kişi hayatını kaybetti, onlarca sivil yaralandı. Savaş sırasında yaşanan ihlalleri belgeleyen Acil Durum Avukatları oluşumu, bir İHA’nın bölgedeki sivilleri hedef aldığını, ardından yaralılara yardım edilmeye çalışıldığı sırada ikinci bir saldırı düzenlendiğini ve bu saldırıda dört sivil aracın da imha edildiğini bildirdi.

Oluşum, saldırının sorumlusunu belirlemezken ordu veya HDK’den (HDK) de konuya ilişkin açıklama gelmedi. Grup, bağımsız soruşturma yürütülmesi ve sorumluların hesap vermesi çağrısında bulunarak, saldırının düzenlendiği bölgenin sivil bir alan olduğunu ve burada herhangi bir askeri unsur bulunmadığını vurguladı. Savaşta İHA kullanımının son aylarda belirgin şekilde arttığı, saldırıların özellikle Kordofan bölgesinde askeri mevzilerin yanı sıra sivil bölgeleri, enerji ve su tesislerini de hedef aldığı belirtiliyor.

Operasyonların ağırlık merkezinin Çad ile batı sınırından Etiyopya ile güneydoğu sınırına kayması, savaşın coğrafi kapsamının genişlediğini gösterirken, sınır bölgelerinin yalnızca ikmal ve göç güzergâhları olmaktan çıkıp komşu ülkelerle gerilimi artırabilecek çatışma alanlarına dönüşmesi yönündeki endişeleri de artırıyor.


Suriye: Süveyda’da yerel gruplar arasında gece çatışmaları

Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)
Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)
TT

Suriye: Süveyda’da yerel gruplar arasında gece çatışmaları

Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)
Suriyeli askerler, mayın temizleme operasyonu sırasında Suriye Savunma Bakanlığı Askeri Mühendislik Birimi’ne ait bir tankın üzerinde, (AFP)

Suriye’nin Süveyda kentinde dün gece ile bu sabah arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Yerel kaynaklar ve basında yer alan bilgilere göre çatışmalar, bir grup kişi arasındaki anlaşmazlığın silahlı çatışmaya dönüşmesi üzerine ortaya çıktı. Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre olaylarda ateşli silahların yanı sıra çeşitli silahlar ve mühimmat kullanıldı.

Suriye TV’nin yerel kaynaklara dayandırdığı haberine göre çatışmalar, Hikmet el-Hicri’nin oğlu Selman el-Hicri’ye bağlı “Ulusal Muhafızlar” bünyesindeki sözde “Güvenlik Bürosu” adlı grup ile Süveyda’nın batı kırsalındaki yerel gruplar arasında çıktı. Kentte güçlü bir patlama sesi duyulurken, bunun havada patlayan bir roket mermisinden kaynaklandığı belirtildi.

Kaynaklara göre kent merkezinde silah sesleri bir süre devam etti ve valilik binası yakınlarında RPG mermileri ve el bombalarının neden olduğu patlama sesleri duyuldu.

Öte yandan Süveyda 24 ağı, çatışmalar sırasında Güvenlik Bürosu’nun önde gelen isimlerinden Gays Kantır’ın silahla yaralandığını bildirdi. Çatışmalar nedeniyle bazı evler zarar görürken, sivil halk arasında panik yaşandı.

Süveyda vilayetinde, 20 Temmuz 2025’ten itibaren ateşkes sağlanmasına rağmen, Suriye Genel Güvenlik güçleri ile Dürzi din adamı Hikmet el-Hicri’ye bağlı güçler arasında aralıklı çatışmalar devam ediyor.

Yerel tahminlere göre geçen yıl 13 Temmuz’da yaşanan ve 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği kanlı olayların ardından Suriye hükümetine bağlı Genel Güvenlik güçleri ile Hikmet el-Hicri’ye bağlı güçler Süveyda vilayetindeki kontrolü paylaşmaya başladı. Süveyda kentinin ise Şeyh el-Hicri’ye bağlı güçlerin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Suriye’de Abdi’nin cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atanmasına Kürt ve Araplardan destek

Suriye Devlet Başkanı Şar’a, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Mazlum Abdî ile görüştü (Arşiv-AP)
Suriye Devlet Başkanı Şar’a, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Mazlum Abdî ile görüştü (Arşiv-AP)
TT

Suriye’de Abdi’nin cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atanmasına Kürt ve Araplardan destek

Suriye Devlet Başkanı Şar’a, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Mazlum Abdî ile görüştü (Arşiv-AP)
Suriye Devlet Başkanı Şar’a, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Mazlum Abdî ile görüştü (Arşiv-AP)

Suriye’de Kürt ve Arap siyasi çevreler, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) eski lideri Mazlum Abdî’nin Devlet Başkanlığı Danışmanlığı görevine atanmasını memnuniyetle karşıladı. Kararın, ülkenin kuzeydoğusu başta olmak üzere Suriye genelinde güvenlik ve istikrarın tesis edilmesinde kritik bir rol oynayacağı belirtildi.

Mülga "Özerk Yönetim"in Şam temsilciliğini yürütmüş olan Kürt siyasetçi Abdülkerim Ömer yaptığı açıklamada, "Bu atamayı olumlu karşılıyor; yeni bir diyalog ve uzlaşı döneminin kapısını aralayacak önemli bir adım olarak görüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Haseke bölgesinin önde gelen Arap kanaat önderlerinden, Suriye Mülteci Hakları Derneği Direktörü Şeyh Mudar Hammad el-Esad da kararı desteklediğini belirterek, "Bölgede güvenlik ve huzuru pekiştirmek adına entegrasyon sürecinin hızla tamamlanmasını umuyoruz. Bu durum genel olarak bütün Suriye’ye olumlu yansıyacaktır" ifadelerini kullandı.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şar’a, perşembe günü yayımladığı kararnameyle Abdî’yi Başkanlık Danışmanı olarak atadı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu hamle; Şar'a'nın, ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı savaşan SDG’nin "görevini tamamladığı" gerekçesiyle feshedildiğini açıklamasından üç gün sonra geldi. Böylece Kürtlerin iç savaş sürecindeki en önemli askeri yapılanmalarından birinin dosyası kapanmış oldu.