Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadı

Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
TT

Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadı

Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dün yaptığı açıklamada, İsrail üzerinden Gazze’ye insani yardım girişinde “art arda gecikmeler” yaşandığını belirterek, tıbbi malzemelerde kronik “kıtlık” bulunduğunu bildirdi.

WHO’nun Filistin topraklarındaki temsilcisi Reinhelde Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ndeki sağlık durumunun “son derece kötü” olmaya devam ettiğini ve bölgedeki hastanelerin hiçbirinin tam kapasiteyle çalışamadığını söyledi.

Van de Weerdt, Kudüs’ten Cenevre’deki gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gazze’ye yeterli miktarda insani yardım girmiyor. Sağlık hizmetlerini etkili biçimde genişletmek ve yeniden işler hale getirmek için kesinlikle yeterli değil” ifadelerini kullandı.

Tıbbi malzemeler ve diğer insani yardımların Gazze’ye girişinde İsrail’in onay sisteminin başlıca engellerden biri olduğunu belirten Van de Weerdt, sürecin zahmetli ve uzun sürdüğünü, ayrıca sonuç garantisi bulunmadığını ifade etti.

WHO’nun son analizlerine göre, büyük miktarlardaki tıbbi malzeme giriş izni için ortalama 74 gün bekliyor. Van de Weerdt, izin alınamadığında uzun ve karmaşık sürecin baştan başlatıldığını söyledi.

Onay sisteminin yeni kuralların getirilmesiyle sürekli değiştiğini belirten Van de Weerdt, temel ve yaygın kullanılan tıbbi malzemelerin en düşük onay oranlarına sahip olduğunu kaydetti. X-ray cihazları, sterilizasyon ekipmanları ve bilgisayarlı tomografi cihazları için gerekli yedek parçaların da “tekrar tekrar reddedildiğini” belirtti.

Van de Weerdt, yalnızca son altı ay içinde protez ve yardımcı tıbbi cihazlardan oluşan bir sevkiyatın dört ayrı kez reddedildiğini söyledi.

Buna karşılık ilaçların Gazze’ye girişinin “nispeten iyi” ilerlediğini belirten Van de Weerdt, ilaçların yaklaşık yüzde 87’sinin onaylandığını ifade etti.

“Burada tek bir engelden söz etmiyoruz; gecikmelerin birbirini izlediği bütün bir sistem söz konusu ve her gecikmenin arkasında bekleyen bir hasta var” diyen Van de Weerdt, insani ve sağlık yardımlarının Gazze’ye “engelsiz, düzenli ve büyük miktarlarda” ulaştırılması gerektiğini vurguladı.

İsrail’in en azından tıbbi malzemelere yönelik kısıtlamaları hafifletmesini umduğunu belirten Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ne daha fazla geçiş noktası açılması ve prosedürler ile gerekli koşullara ilişkin “açık ve kamuoyuna ilan edilmiş yönergeler” sağlanması çağrısında bulundu.

Van de Weerdt ayrıca yardımın etkinliğinin sınırı geçen kamyon sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini belirterek, bu sayının halkın gerçek sağlık ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı konusunda çok az şey ifade ettiğini söyledi.

“Öncelikli olmayan malzemelerle dolu bir kamyonun ulaşması veya gerekli malzemelerin çok geç gelmesi hayat kurtarmaz” dedi.

İsrail, askerî amaçlarla kullanılabileceğini değerlendirdiği malzemelerin Gazze’ye girişini engellediğini ve Hamas’ı 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından yeni şiddet eylemleri planlamakla suçladığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın aladığı bilgiye Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıda, AFP’nin İsrail’in resmî verilerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre bin 221 kişi hayatını kaybetti.

Buna karşılık, İsrail’in saldırıya yanıt olarak Gazze’de başlattığı savaşta, Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığına göre 74 binden fazla kişi öldü. Birleşmiş Milletler, bakanlığın açıkladığı verileri güvenilir kabul ediyor.


İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
TT

İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı 

Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)

İsrail medyası güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, dün gece Gazze kentinde Hamas’ın üst düzey yöneticilerinden Ali el-Amudi’yi hedef alan bir hava saldırısı düzenlendiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Filistin medyasından aktardığına göre saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

The Times of Israel’in haberine göre saldırı, Gazze kentinin batısındaki bir binayı hedef aldı.

Filistin medyasına göre hayatını kaybedenler arasında bir genç, bir anne ve kızı ile 2 kadın daha bulunuyor. El-Amudi’nin adı ise ölenler arasında yer almadı.

İsrail ordusu, saldırının sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerin sürdüğünü belirterek henüz olayla ilgili açıklama yapmadı.

Haberlere göre el-Amudi, halen Gazze Şeridi’nde Hamas’ın fiilî olarak en üst düzey siyasi yetkilisi konumunda bulunuyor.


Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
TT

Hizbullah-Şam görüşmesi: Uzlaşmanın başlangıcı mı, yoksa husumetin planlanması mı?

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

‘Siperlerden otellere’ ifadesi, dün ile bugünün düşmanları ve onların on beş yıl boyunca sürdürdüğü amansız savaşlar için birebir geçerli bir nitelendirme. Ancak bugün, yıllarca Suriye’nin kuzeyindeki temas hatlarında birbirlerine roket ve mermi yağdıran Hizbullah ile yeni Suriye hükümeti, Reuters’ın sızdırdığı bilgilere göre gizli görüşmelerde masanın iki ucunda yüz yüze gelerek karşılıklı müzakere şartlarını sunuyor.

Suriye halkının yaşadığı acı iç savaş sayfasının kapanmasıyla birlikte, Şam hükümetinin iç düzeni sağlama ve dış ilişkilerini büyük bir titizlik ve temkinle yürütme çabası netleşmiş durumda. Beyaz Saray, Suriye Cumhurbaşkanı’na ordunun Lübnan’a girmesi ve Lübnan hükümetinin kararıyla faaliyetleri yasaklanan Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde yoğun baskı yaparken, Suriye Cumhurbaşkanı askeri gücünü dağıtmamaya çalışıyor. Zira oradaki dağlık arazi yapısının kendi ülkesindeki gibi olmadığını ve bunun sınırları dışında, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir muharebe olduğunu çok iyi biliyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pragmatik bir kişiliğe sahip olması ve bölgenin istikrarı ile İsrail de dahil olmak üzere komşu ülkelerle dostane ilişkiler kurmak amacıyla bütün tarafları kazanmaya çalışması sebebiyle, Suriye hükümeti ve Hizbullah temsilcilerinin aynı masaya oturması şaşırtıcı olmadığı gibi zaten beklenen bir gelişmeydi. İki taraf arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında Türkiye’de doğrudan görüşmeler gerçekleştiren taraflar, bu türdeki ilk bilinen toplantıda ortak güvenlik endişelerini ele aldı.

New York’tan Ankara’ya

Dış politika araştırmacısı Ali el-Esmer, toplantının mimarisinin New York’ta, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kulislerinde atılmış olabileceğini değerlendiriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, bölgesel istişareler kapsamında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile bir araya geldiği bu görüşmelerin ardından, Ankara’nın Şam ile Hizbullah arasında doğrudan bir kanal açılması yönünde baskı yaptığı ortaya çıktı; ancak toplantı kararının kesin olarak New York’ta alındığını doğrulayan yayımlanmış bir bilgi bulunmuyor.

Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)
Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)

Olayların silsilesi, bu ihtimali siyasi ve diplomatik açıdan mantıklı kılmakta. Toplantının kendisi ise Türkiye tarafından resmi olarak açıklanmamış olmasına rağmen, gazetecilik güvenilirliği açısından son derece sağlam bir zemine dayanıyor. Nitekim Reuters haberi, aralarında iki Suriyeli yetkili, Hizbullah’a yakın Lübnanlı bir güvenlik kaynağı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu altı kaynağa dayandırdı.

El-Esmer değerlendirmesine şöyle devam etti: “Görüşme görünüşe göre eski ilişkileri ihya etme çabasından ziyade, önceki rejimin çöküşünün ardından yeni oyun kurallarını belirleme girişimiydi. Şam masaya net bir güvenlik perspektifiyle oturdu: Sınır ötesi kaçakçılığı durdurmak ve Suriye topraklarında, özellikle de güneyde Hizbullah ile bağlantılı bütün hücre ve ağların varlığına son vermek.”

El-Esmer değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Hizbullah’ın temel önceliği, Suriye’nin kendisine karşı ikincil bir cepheye veya Lübnan içinde kendisini hedef alacak herhangi bir askeri girişimde doğrudan bir tarafa dönüşmeyeceğinden emin olmaktı. Bu nedenle, kaynaklara göre Suriye tarafının Hizbullah’a silahsızlandırma amacıyla Lübnan’a askeri olarak girmeyi planlamadığını bildirmesi kritik önem taşıyordu; buna karşılık örgüt de Suriye’nin iç işlerine karışmamaya, sınır ve hücreler meselesini kontrol altına almaya çağrıldı. Sadece bu husus bile toplantının geleneksel bir siyasi diyalogdan ziyade karşılıklı kırmızı çizgilerin müzakeresine daha yakın olduğunu gösteriyor… Bence en önemli nokta, Türkiye’nin burada arabulucu rolünden Suriye çevresindeki yeni angajman kurallarının bölgesel garantörü rolüne geçmeye çalışmasıdır. Bu nedenle, bu görüşmeyi Şam ile Hizbullah arasında bir barışma başlangıcı olarak değil, düşmanlığın yönetilmesi girişimi olarak görüyorum. Ne eski ittifaka dönüş var ne de şu aşamada açık bir çatışmaya girme arzusu.”

İran’ın yokluğu

Hükümetin veya Hizbullah’ın şu ana kadar doğrulamadığı ya da yalanlamadığı bu gizli görüşmenin Türkiye’de gerçekleşmiş olması şaşırtıcı değil. Nitekim Türkiye, 2024 sonlarında Beşşar Esed rejiminin yankı uyandıran çöküşüne ve Heyet-u Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) liderliğini üstlenip Saldırganlığı Caydırma Operasyonu askerî harekât komuta merkezini yöneten eş-Şera’nın yükselişine yol açan silahlı Suriye muhalefetine destek vermede öne çıkan bir rol oynamıştı.

Bu gelişme İran tarafının yokluğunda gerçekleşirken, uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Hac Osman yaptığı özel açıklamada bunu, Şam’ın Tahran ile ilişkileri eski haline getirmek istememesiyle açıklıyor. Bunun nedenleri arasında, Esed’i düşürmeyi hedefleyen silahlı çatışma dönemindeki 14 yıllık çetin savaş boyunca İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO), rejimin bu kadar süre ayakta kalmasını sağlayan uzman, savaşçı ve silah desteğini vermiş olması ve bunun yanı sıra, molla rejiminin Suriye sahasından ani çıkışının ardından kuşatılmış halde tutulması ve geri dönmemesine yönelik uluslararası irade yer alıyor.

Osman şöyle devam etti: “İran’ın katılmaması, yeni Suriye yönetiminin pragmatik karakterinden faydalanarak bu dönemin nabzını tutma ve Şam’daki yeni yetkililerin Tahran ile diyalog kurmaya ne kadar açık olduğunu görme bağlamında da okunabilir.”

Osman, toplantının şu ana kadar somut bir meyve vermediğini, daha ziyade diğer tarafı yakından tanıma ve her bir tarafın diğerine ne sunabileceğini görme politikasına yakın olduğunu belirtiyor. Gelecekteki olası savaşlardan bölgeyi soğutma ya da beklenen bir askeri harekata hazırlık olarak zaman kazanma evresi de olabilir; bu durum ister Suriye kanadından bir saldırı, isterse karada bir çatışma halinde Hizbullah’ın savunmasını güçlendirmesi şeklinde gelişsin. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Osman, her iki tarafın da özellikle bu hassas dönemde sahada silahlı bir çatışmaya girmek istemediği görüşünde.

Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)

Osman, kendi değerlendirmesine göre toplantıların herhangi bir sonuca ulaşmayacağını düşünüyor ve bunları sonuçsuz görüyor. Özellikle de Suriye makamlarının, toplantıların gerçekleşmesinden sonra, geçtiğimiz salı günü Suriye’nin güneyinde Hizbullah’a bağlı bir hücreyi çökerttiğini duyurmasının ardından... Dolayısıyla bu durum ya bir sonuca varılamadığını ya da yaklaşan herhangi bir askerî harekâtı meşrulaştırmak adına Hizbullah üzerindeki bir baskı yöntemini açıklıyor.

Buna karşılık Hizbullah, çökertildiği duyurulan hücreyle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetti. Aynı zamanda, Suriye makamlarının geçen 29 Eylül’de Hizbullah ile bağlantılı olduklarını ve füze fırlatma platformları hazırlamak üzere çalıştıklarını belirttiği üç kişiyi gözaltına aldığını açıklamasının ardından, Suriye toprakları içinde askeri bir varlığının veya herhangi bir güvenlik ve askeri faaliyete katılımının bulunmadığını vurguladı.

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, geçen temmuz ayında ülkesinin Hizbullah ile görüşmeye açık olduğunu ima etmiş, Genel Sekreter Naim Kasım da televizyondan yayınlanan bir konuşmasında bu isteğe karşılık vermişti.

Şam ile Hizbullah arasındaki ilişki

El-Esmer, Şam ile Hizbullah arasındaki ilişkilerin Esed dönemindeki haline dönmesini hayal etmenin zor olduğunu belirtti. Nitekim Hizbullah açısından Suriye, artık kendisi için coğrafi derinlik ile İran ve Lübnan arasında siyasi ve askeri koridor sağlayan bir müttefik olmaktan çıktı. El-Esmer sözlerine şöyle devam etti: “Suriye artık egemenliğini, sınırlarını ve çıkarlarını önceki denklemin dışında yeniden tanımlamaya çalışan bir devlet haline geldi. Ancak bu durum, ilişkinin kalıcı bir çatışmaya dönüşeceği anlamına gelmiyor. Çünkü Şam’ın önünde daha acil iç ve güvenlik meseleleri var. Aynı şekilde Hizbullah da Lübnan içinde ve İsrail ile olan çatışmasında büyük baskılarla karşı karşıya. Dolayısıyla yeni bir Suriye-Lübnan cephesinin açılmasını önlemekte ortak çıkar bulunuyor. Bu durum soğuk bir güvenlik ve bir arada yaşama biçimini şekillendirebilir: Şam’ın Lübnan içindeki Hizbullah silahı mücadelesinde doğrudan taraf olmaması karşılığında, Hizbullah da Suriye içinde faaliyet göstermekten ve Suriye topraklarını bir silah koridoru olarak kullanmaktan kaçınır.”

El-Esmer ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Özellikle Lübnanlı bir kaynağın Tahran’ın devre dışı bırakılmasından rahatsız olduğunu belirtmesi, İran’ın en zorlu düğüm olduğunu gösteriyor. Bu durum, Şam’ın Hizbullah’ı Tahran ile olan ilişkilerinden kısmen bağımsız, Lübnanlı bir güvenlik dosyası olarak ele almaya çalıştığının bir göstergesidir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Şam ile Hizbullah arasında güvenlik nitelikli ve sınırlı temaslara tanık olmamız muhtemeldir. Şam ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeniden tesisi ise çok daha zor olacaktır; zira buradaki anlaşmazlık sadece sınır ayrıntılarıyla değil, İran'ın Suriye devletinin bizzat içindeki konumu ve eski nüfuzu ile ilgilidir.”

Suriye’den yapılan yalanlama

Diğer taraftan Suriye Dışişleri Bakanlığı Arap İşleri Danışmanı Muhammed Taha el-Ahmed, Hizbullah ile temas veya görüşmeler gerçekleştiğine dair basında yer alan haberleri yalanladı. Ülkesinin Suriye-Lübnan ilişkilerinin kesin gerçeklere ve verilere dayanmayan anlatılara dahil edilmesini reddettiğini belirten el-Ahmed; Lübnan ile iletişimin, Lübnan’ın egemenliğine ve bağımsız kararlarına duyulan saygı çerçevesinde yalnızca meşru Lübnan devlet kurumları üzerinden yürütüldüğünü vurguladı. Suriye’nin, Lübnan devletinin kendi toprakları üzerinde otorite tesis etmesini ve silahların tek bir elde, devlette toplanmasını desteklediğine dikkat çeken el-Ahmed, Lübnan ile ilişkilerin devletten devlete esaslı olduğunu, karşılıklı saygı, iç işlerine karışmama ve her iki ülkenin çıkarına olacak şekilde ortak çalışma prensiplerine dayandığını altını çizerek ifade etti.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."