Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
TT

Gizli belgelerde İran'ın Irak'taki nüfuz ve istihbarat faaliyetleri

Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)
Iraklı protestocular bu ayın başlarında Kerbela'daki İran konsolosluğunu ateşe verdi (Getty Images)

New York Times,  İran’ın Irak’ın iç işlerine ne kadar güçlü bir şekilde dahil olduğunu ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin oradaki eşsiz rolünü ayrıntılı bir şekilde sunan gizli belgeleri yayınladı.
The Intercept gazetesi, kendisine sızdırılan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) 2014 ve 2015 yıllarına ait yazışmalarından oluşan yaklaşık 700 sayfalık raporu New York Times ile paylaştı.
New York Times tarafından ‘emsalsiz’ olarak nitelendirilen bu sızıntılar, İran’ın Irak’taki muazzam büyüklükteki etkisini gösteriyor.
Raporda, ABD’nin çıkarı için çalışan Iraklı ajanlara taraflarını değiştirmeleri için ödeme yapılmasını, İranlı casuslar tarafından ülkenin liderlerini seçme ve Irak'ın politik, ekonomik ve dini yaşamının her alanına sızmak için yıllarca süren zorlu çabaları da ortaya kondu.
700 sayfalık gizli belge
Bilinmeyen bir kişiden sızan yaklaşık 700 sayfalık rapor The Intercept’e gönderildi. The Intercept ise iç yazışmaları İngilizce’ye çevirerek New York Times ile paylaştı.
The Intercupt belgeleri sızdıran kişinin kimliğini bildirmedi ancak belgelerin doğruluğunun teyit edildiğini belirtti.
The Intercept'in haberinde, şifreli kanallar üzerinden iletişim kuran söz konusu kaynağın, "İran'ın ülkem Irak’ta neler yaptığını dünyanın bilmesini istiyorum” dediği ifade edildi.
Sızan iç yazışmalara göre Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin, 2014'te Petrol Bakanı olduğu sırada Tahran ile ‘özel ilişkileri’ vardı.
Bu ilişkinin niteliği net olmasa da, gazete Iraklı hiçbir siyasetçinin İran'ın desteği olmadan başbakan olamayacağına dikkat çekti.
Abdulmehdi 2018'de başbakan olduğunda, hem İran hem de ABD’nin kabul edebileceği bir aday olarak görüldü.
Sızan iç yazışmalar, İran’ın rejimine dair istisnai bir görüş sağladığı gibi Irak’ın 2003’teki ABD’nin işgalinden bu yana İran’ın etkisi altında kaldığının da detayını verdi.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de Kasım Süleymani liderliğindeki Kudüs Gücü, Tahran'ın ulusal güvenliği için kritik olarak gördüğü Irak, Lübnan ve Suriye'deki politikalarını belirleyen ana organı olarak kabul ediliyor.
Irak yönetiminin eski ve mevcut birkaç danışmanına göre bu ülkelerin büyükelçileri, Dışişleri Bakanlığı tarafından değil, Devrim Muhafızları’nın üst kademeleri tarafından atanıyor.
Kaynaklar, MOIS ve Devrim Muhafızları subaylarının Irak’ta birbirleriyle paralel bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
İç yazışmalara göre ikisinin işlerinin büyük bir kısmı, Iraklı yetkilileri yetiştirme operasyonu oldu.
Irak'taki birçok üst düzey siyasi, askeri ve güvenlik görevlisi Tahran'la gizli ilişkiler kurdu. Irak eski Başbakanı Haydar İbadi hükümetindeki birçok kilit ismin Tahran ile yakın ilişkileri vardı.
MOIS’in söz konusu iç yazışmalarından birinde şu ifadeler var;
“Buradaki amaç, bu kişinin ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlaması. Nihai hedef ise muhbir olacak bu kişinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda veya işbirliği yapmak isteyen herhangi bir Iraklı Sünni veya Kürt liderlerden olması.”
İran başlangıçta İbadi'nin sadakatine kuşkuyla yaklaşmasına rağmen, başbakan olduktan birkaç ay sonra yazılan bir rapor, İran istihbaratı ile gizli bir ilişki kurmaya tamamen hazır olduğunu gösteriyor.
Ocak 2015 tarihli bir raporda, İbadi’nin başbakanlık makamında, ‘sekreter ya da üçüncü kişi olmadan’ Borujerdi olarak bilinen MOIS görevlisi arasındaki özel bir toplantı yaptığı bilgisi yer aldı.
Borujerdi toplantıda Irak'taki Sünni-Şii bölünmesi hakkında konuşarak, “Bugün, Sünniler kendilerini mümkün olan en kötü koşullarda buluyor ve özgüvenlerini yitirdiler. Sünniler evsiz, şehirleri mahvolmuş ve önlerinde belirsiz bir gelecek var ancak Şiiler güvenlerini geri kazanabilir. Bugün Iraklı Şiiler, Irak hükümetinin ve İran'ın bu durumdan yararlanabileceği tarihi bir dönüm noktasında" dedi.
İbadi ise İranlı istihbarat görevlisinin söylediklerini tamamen kabul etti.
Söz konusu iç yazışmalara göre İran, 2011 yılında ABD  askerlerinin Irak'tan çekilmesi sonrasında eski CIA muhbiri olan Iraklıları safına çekmeye çalıştı.
Tahran ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir casus bulmak için çaba sarf etti ancak bu çabaların başarılı olup olmadığı belli değil.
İran, bu kişiyle görüşerek kendisine para, altın ve hediyeler teklif etti. İç yazışmalarda bu kişinin ismi belirtilmedi ancak ‘ABD hükümetinin Irak’taki planları hakkında, DEAŞ ile mi yoksa diğer gizli operasyonlarla mı uğraşacağıyla ilgili istihbarat öngörüleri sağlayacak’ bir kişi olarak tanımlandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuya dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Devrim Muhafızları komutanları ve Süleymani’nin Irak’ta DEAŞ’ı ortadan kaldırmak için çalıştıkları doğru ancak bu, Bağdat’ı Tahran’a bağlı olarak tutmaya ve kendisine yakın siyasi gruplarının iktidarda kalmasını sağlamaya daha fazla odaklanarak yapıldı.
“Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle”
İran, Irak’ın güneyinde her zaman büyük bir varlığa sahipti.
Şiilerin kutsal şehirlerinde dini ofisler kurdu. Oradaki en güçlü siyasi partileri destekledi. İranlı öğrencileri eğitim için buraya gönderdi. İranlı inşaat işçilerini de Irak otelleri inşa etmeleri ve oradaki camileri yenilemeleri için yolladı.
Washington'un işgalinden sonra herhangi bir plan yapmamasının doğrudan bir sonucu olarak İran Irak'ta güçlü bir oyuncu oldu.
MOIS’in iç yazışmalarına göre Tahran, Washington’un Bağdat’ta sunduğu fırsatlardan yararlanmaya devam etti.
CIA için çalışan Iraklılar, ABD'nin çekilmesi sonrasında işsiz kaldı ve ABD ile olan bağları nedeniyle ‘belki de İran tarafından’ öldürülmekten korkuyordu. Bu nedenle Tahran’a hizmet vermeye başladılar.
Kerbela’da, 2014 sonlarında bir Irak istihbarat memuru, bir İran istihbarat yetkilisi ile bir araya gelerek, İranlılara Irak’taki ABD faaliyetleri hakkında sahip olduğu her şeyi anlatmayı teklif etti.
Iraklı istihbarat memuru üç saat süren görüşmede, dönemin Savunma Bakanlığı Askeri İstihbarat Komutanı Hatem el-Maksusi'den şu ifadelerin yer aldığı bir mesaj getirdi:
"Onlara hizmetlerinde olduğumuzu söyle. Neye ihtiyaçları varsa emirlerindeyiz. Biz Şiiyiz ve ortak bir düşmanımız var."
“Irak Ordusu istihbaratının tamamının sizin olduğunu düşünün” diyen Iraklı istihbarat memuru, ABD'nin Iraklılar için gizli hedefleme programını İranlılara devretmeyi teklif ederek, “Eğer dizüstü bilgisayarınız varsa, yazılımı yüklemem için bana verin” ifadelerini kullandı. Hatem el-Maksudi ise söz konusu iddiaları reddetti.
İbadi: ABD’lilerin adayı
ABD, 2014'ün sonlarına doğru DEAŞ ile savaşmaya başladığında bir kez daha Irak'a silah ve asker gönderdi. İran’da oradaki radikalleri hezimete uğratmak ile ilgilendi.
Ancak sızan raporlara göre İran, artan ABD varlığını İran hakkında istihbarat toplamak için bir tehdit olarak görüyordu.
1980'lerde İran'da sürgünde yaşayan Nuri el-Maliki, Tahran'ın favorisiydi. 
İngiltere’de eğitim görmüş halefi Haydar el-İbadi ise Batı’ya daha yakın ve daha az ‘mezhepsel’ görülüyordu.
Yeni bir başbakanın belirsizliği karşısında, İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer, İran Büyükelçiliği’nde gizli bir toplantı yaptı.
Toplantıda İbadi, ‘İngiliz bir adam’ ve ‘ABD’lilerin adayı’ olarak nitelendirilerek reddedildi.
Sızıntılara göre daha önce İbadi hükümetinde Dışişleri Bakanlığı yapan İbrahim El Caferi’nin de İran ile özel bir ilişkisi vardı ve bunu inkar etmedi.
Habere göre İran'ın Irak siyaseti üzerindeki egemenliğinin, Suriye iç savaşının şiddetlendiği, Bağdat'ın çok uluslu bir sarmalın merkezinde olduğu, DAEŞ unsurlarının Irak’ın neredeyse üçte birini ele geçirdiği ve ABD güçlerinin giderek kötüleşen krizle yüzleşmek için bölgeye doğru ilerlediği 2014 sonbaharından itibaren arttığı açıkça görülüyor.
Bu kaotik arka plana karşı, o zamanki Irak Ulaştırma Bakanı Bayan Cabr Kasım Süleymani ile ofisinde bir araya geldi.  
Süleymani bir iyilik istemek için gelmişti. Suriye’de Beşşar Esed rejimini desteklemek için gönderilen silah yüklü uçakların Irak’ın hava sahasının erişimine ihtiyacı vardı. Ulaştırma Bakanı tereddüt etmeden bunu kabul etti.
Süleymani bundan memnun oldu. Cabr, ellerini gözlerinin üzerine koydu ve 'Gözüm üstüne. Dilediğiniz gibi’ dedi. Süleymani ise Cabr’i alnından öptü.
Cabr, Süleymani ile yaptığı görüşmeyi doğruladı ancak İran'dan Suriye'ye olan uçuşların, insani yardımlar ve kutsal bölgeleri ziyaret etmek için Suriye'ye seyahat eden insanları taşıdığını söyledi.
Sızan bir başka iç yazışmaya göre Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, üst düzey ABD'li ve İngiliz yetkililer ile Irak’ın o zamanki Başbakanı İbadi’yle Aralık 2014’te Bağdat’ta bir araya geldi.
Bunun ardından kendisine söylenenleri anlatmak için İranlı bir yetkiliyle görüşmeye gitti. Ancak Barzani bu iddiaları reddetti.
Habere göre İran ayrıca kârlı anlaşmalar elde etmek için de Irak’taki etkisini kullanıyor.
Kudüs Gücü, silah ve diğer yardımlar karşılığında Iraklı Kürtlerden petrol ve kalkınma sözleşmeleri aldı. Başka bir rapora göre İran, bir Meclis üyesine 16 milyon dolar rüşvet ödeyerek karşılığında altyapı ve su arıtma projelerini aldı.
İranlı yetkililer soruları yanıtsız bıraktı
New York Times, İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) sözcüsü Ali Rıza Miryusufi, İran'ın BM Büyükelçisi Macid Taht Revançı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten bu konuda yorum istedi.
Miryusufi, bu ayın sonuna kadar cevap veremeyeceğini söyledi. Büyükelçi resmi ikametgahına elden teslim edilen yazılı bir talebe cevap vermezken, Zarif ise e-posta ile kendisine gönderilen soruyu yanıtsız bıraktı.
Kendisine telefon ile ulaşılan İran'ın o dönemki Bağdat büyükelçisi Hasan Danayifer ise bu belgelerin doğruluğunu kabul ederek, “Evet, Irak'ta özellikle ABD’nin orada yaptıkları gibi çeşitli konularda çok fazla bilgiye sahibiz” dedi.



Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklar: Hamas, Gazze'deki hükümetini feshetmeye hazırlanıyor

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi önünde pazar günü toplanan yaralı Filistinliler ve yakınları, hastaların ve yaralıların tedavi amacıyla yurt dışına çıkışına izin verilmesi talebiyle protesto gösterisi düzenledi. (DPA)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi önünde pazar günü toplanan yaralı Filistinliler ve yakınları, hastaların ve yaralıların tedavi amacıyla yurt dışına çıkışına izin verilmesi talebiyle protesto gösterisi düzenledi. (DPA)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklar: Hamas, Gazze'deki hükümetini feshetmeye hazırlanıyor

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi önünde pazar günü toplanan yaralı Filistinliler ve yakınları, hastaların ve yaralıların tedavi amacıyla yurt dışına çıkışına izin verilmesi talebiyle protesto gösterisi düzenledi. (DPA)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi önünde pazar günü toplanan yaralı Filistinliler ve yakınları, hastaların ve yaralıların tedavi amacıyla yurt dışına çıkışına izin verilmesi talebiyle protesto gösterisi düzenledi. (DPA)

Şarku’l Avsat'a konuşan Hamas kaynakları, hareketin yaklaşık 20 yıldır Gazze Şeridi'ndeki fiilî yönetimini yürüten "Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi"ni feshetmeye hazırlandığını doğruladı.

Ayrı ayrı açıklamalarda bulunan iki kaynak, fesih kararının, Filistinli Ali Şaat'ın başkanlığını yürüttüğü ve "Gazze Yönetim Komitesi" ya da "Teknokrat Komitesi" olarak bilinen yapının Gazze'ye girerek görevlerini devralmasının önünü açmayı amaçlayan bir "girişim" kapsamında değerlendirildiğini belirtti. Komite yaklaşık altı ay önce kurulmuş olmasına rağmen İsrail'in üyelerinin Gazze'ye girişine izin vermemesi nedeniyle görevine başlayamamıştı.

Hamas, 2006 yılında yapılan Filistin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından Gazze'de yönetimi üstlenmiş, 2007 yılında ise El Fetih ile yaşanan kanlı çatışmaların ardından bölge üzerindeki tam kontrolünü sağlamış ve o tarihten bu yana Gazze'nin tüm idari işlerini yürütmüştü.

Kaynaklardan biri, hükümetin feshedildiğine ilişkin kararın yarın (Pazartesi) açıklanacağını söylerken, diğer kaynak da kararın duyurulmasının yakın olduğunu ancak kesin tarih vermekten kaçındı.

Kahire'de yeni görüşmeler

Öte yandan Hamas ve diğer Filistinli gruplardan kaynaklar, Gazze'deki kırılgan ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ilişkin anlaşmazlıkların giderilmesi amacıyla önümüzdeki iki gün içinde Mısır'ın başkenti Kahire'de yeni toplantılar yapılacağını bildirdi.

ergt5h
Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, Şubat 2025'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta. (Reuters)

İsrail'in geçen ekim ayında ilan edilen çok aşamalı ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği, bu süreçte binden fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve Hamas'ın üst düzey yöneticilerinin hedef alındığı belirtilirken; başta Mısır, Katar ve Türkiye olmak üzere arabulucuların anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almak ve Gazze'de yaklaşık üç yıldır süren savaşın sona erdirilmesi için sonraki aşamalara geçilmesini sağlamaya çalıştığı ifade edildi.

Pazar günü Şarku’l Avsat'a konuşan Hamas'tan iki, başka bir Filistinli gruptan ise bir kaynak, Kahire'nin yaklaşık 48 saat içinde Hamas başta olmak üzere Filistinli grupların katılacağı yeni toplantılara ev sahipliği yapacağını söyledi.

Mladenov'un katılımına ilişkin bilgiler

Kaynaklar ayrıca, Barış Konseyi'nin Gazze'den sorumlu en üst düzey temsilcisi Nikolay Mladenov'un, Barış Konseyi bünyesinde görev yapan Amerikalı yetkililer ve Uluslararası İstikrar Gücü temsilcileriyle birlikte görüşmelere katılmak üzere Mısır'a ulaştığı yönünde bilgiler bulunduğunu aktardı.

Ancak Mladenov'un ekibinden katılımına ilişkin resmî doğrulama alınamadı. Kendisine yakın kaynaklar daha önce, Hamas ve diğer grupların son yanıtları ışığında anlaşma maddelerinde ilerleme sağlanması hâlinde Mladenov'un müzakere turuna katılacağını belirtmişti.

Hamas kaynaklarından biri, "Hareket heyetinin bazı üyelerinin perşembe günü şafak vakti Kahire'de bulunduğu sırada arabulucularla yürütülen sürekli istişareler sayesinde görüş ayrılıklarının önemli ölçüde giderildiğini, buna Türkiye'de Katarlı ve Mısırlı yetkililerin katılımıyla gerçekleştirilen temasların da eklendiğini" söyledi.

Silah maddesi üzerinde yeni formül

Süren müzakerelerin, Mladenov'un geçen nisan ayında sunduğu yol haritası konusunda ortak bir uzlaşı sağlanmasını hedeflediği belirtildi.

Hamas, silahların belirli bir Filistinli kuruma devredilmesi sürecinin aşamalı biçimde yürütülmesini savunurken, İsrail'in Gazze'nin yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan işgal altındaki bölgelerden çekilmesinin de zorunlu tutulmasını talep ediyor.

fgthyj78
Han Yunus'ta yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı geçici kampta bir kap su taşıyan kız çocuğu. (AFP)

Hamas kaynakları, tarafların özellikle sekizinci madde olan "silah meselesi" konusunda görüş ayrılıklarını gidermek amacıyla yeni bir metin üzerinde çalıştığını, diğer maddelerde ise tüm tarafların katılımıyla kapsamlı uzlaşı sağlanmasının hedeflendiğini ifade etti.

Hamas ayrıca Gazze Yönetim Komitesi'nin en kısa sürede Gazze'ye girerek görevine başlamasını isterken, Mladenov'u komitenin bölgeye girişini silahların sınırlandırılması konusundaki anlaşmaya bağlamakla suçluyor.

"Gazze'nin yönetimi komiteye devredilecek"

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, hareketin son müzakere turunda "olumlu ve sorumlu" bir tutum sergilediğini belirterek, "Süreç ilerliyor. Savaşın durdurulması, gerçek anlamda insani yardımın başlaması ve Gazze'nin tüm bölgelerinin yeniden inşası dâhil bütün konularda ortak çözümler üretmeye çalışıyoruz." dedi.

Kasım ayrıca, "Gazze'nin yönetimine ilişkin tüm dosyaların ulusal komiteye devredilmesi yönündeki süreçten geri adım atılmayacağını ve komitenin görevlerini yerine getirmesinin sağlanacağını" vurguladı.

Netanyahu: Gazze artık tehdit oluşturmuyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun Gazze içinde oluşturduğu yeni "nüfuz bölgeleri" sayesinde Gazze'nin artık İsrail için bir tehdit oluşturmadığını savundu.

Netanyahu, "Gazze halkı özgürce seçim yapabilir. Gitmek isteyen gidebilir, kalmayı tercih edenler ise bize tehdit oluşturamaz. Gazze'nin silahsızlandırılması olmadan yeniden inşa edilmesi söz konusu olamaz." ifadelerini kullandı.

Öte yandan İbranice yayımlanan Israel Hayom gazetesi, önümüzdeki haftalarda Refah'taki pilot bölgelerde kamu düzenini sağlamakla görevli Filistinli bir polis gücünün eğitime başlayacağını yazdı.

Haberde, söz konusu birliğe elektroşok tabancaları verileceği, Uluslararası İstikrar Gücü'nün sorumluluğunda iki pilot bölgenin oluşturulacağı ve bunun Hamas'a bağlı olmayan Gazzelilerin bu bölgelere yerleştirilmesini hedefleyen daha geniş kapsamlı bir planın parçası olduğu belirtildi.


Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
TT

Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)

Mısır ile İsrail arasında resmi barış anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık 47 yıl geçmiş olmasına rağmen, Mısır kamuoyunda İsrail ile herhangi bir normalleşmeye yönelik güçlü bir toplumsal ret devam ediyor. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkiler uzun yıllardır "soğuk barış" olarak nitelendiriliyor.

Cumartesi akşamı düzenlenen resmi bir törende konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Filistin devleti kurulmadığı ve İsrail'in ihlalleri sürdüğü sürece İsrail ile "halklar düzeyinde normalleşmenin" mümkün olmadığını belirterek, çözümün ancak "adil ve kapsamlı bir barışın" sağlanmasıyla mümkün olacağını söyledi.

Sisi'nin açıklamaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetine yakın çevrelerin, Mısır Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Hüsam Hasan'ın Dünya Kupası son 32 turunda Avustralya karşısında alınan galibiyetin ardından Filistin bayrağı açmasına tepki göstermesinin hemen ardından geldi. Hasan, son 16 turuna yükselen takımın galibiyetini Mısır ve Filistin halklarına armağan etmiş, bu tavrı Mısır'da sosyal medyada geniş destek görmüştü.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hicazi, Mısır'ın tutumunun "önemli bir mesaj" taşıdığını belirterek, "Filistinliler kendi devletlerine kavuşmadığı sürece halklar arası normalleşme, İsrail'in önündeki Mısır engeli olarak varlığını sürdürecektir" dedi.

Sorunun kökenine çözüm vurgusu

Mısır ile İsrail, Mart 1979'da ABD'nin başkenti Washington'da barış anlaşmasını imzaladı. Ancak ilişkiler büyük ölçüde resmi düzeyde kaldı ve Mısır toplumunda hiçbir zaman geniş kapsamlı bir normalleşme yaşanmadı. Hatta Mısır'daki bazı meslek odaları ve sendikalar, üyelerinin İsrail ile normalleşmesini disiplin suçu sayarak yaptırım uyguluyor.

xvfgthy
Mısır'ın merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile İsrail'in eski Başbakanı Menahem Begin, Mart 1979'da Beyaz Saray'da barış anlaşmasını imzaladıktan sonra birbirlerine sarılırken. (AFP)

Kahire'nin doğusundaki Yeni İdari Başkent'te düzenlenen "Devlet Stratejik Komutanlığı" açılış töreninde konuşan Sisi, "Devlet, halkının kazanımlarına asla zarar verilmesine izin vermeyecek; ancak barış isteyenlerle de barışa bağlı kalacaktır." ifadelerini kullandı.

Sisi şöyle devam etti:

"Bölgeye ilişkin derin vizyonu ve tarihsel tecrübesiyle, ayrıca İsrail ile barış anlaşması imzalayan ilk ülke olarak Mısır, Ortadoğu'daki çatışmaların kalıcı çözümünün, Filistin sorununu sona erdirecek ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda kuracak kapsamlı ve adil bir barış anlaşmasından geçtiğini teyit etmektedir."

Cumhurbaşkanı ayrıca şu vurguyu yaptı:

"İşgali sona erdirmeyen, zulüm ve saldırıları bitirmeyen, hak sahiplerine haklarını geri vermeyen, herkes için güvenlik sağlamayan ve bölge halklarına istikrar ile refah içinde yaşama fırsatı sunmayan bir çözümle ne kalıcı barış, ne gerçek istikrar ne de halklar arası normalleşme mümkündür."

"Mısır, yükümlülüklerini yerine getirdi"

Muhammed Hicazi, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı değerlendirmede, Mısır'ın barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve onlarca yıl boyunca bölgesel istikrarın korunmasına katkı sunduğunu söyledi.

Buna rağmen Mısır kamuoyunun Filistin meselesini yalnızca siyasi bir dosya değil, aynı zamanda adalet, ulusal güvenlik ve kimlik meselesi olarak gördüğünü belirten Hicazi, şu değerlendirmeyi yaptı:

"İşgalin sürmesi, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin genişlemesi ve Gazze'ye yönelik tekrar eden savaşlar, barışın resmi düzeyden toplumsal düzeye taşınmasını engelleyen temel nedenler oldu."

Hicazi, Cumhurbaşkanı Sisi'nin mesajının Mısır dış politikasının değişmeyen ilkesini yeniden teyit ettiğini belirterek, "Gerçek barış yalnızca ateşkesler veya anlaşmalarla değil, çatışmanın temel nedenlerinin çözülmesiyle mümkündür. Bunun başında da bağımsız Filistin devletinin kurulması gelmektedir." dedi.

Ayrıca, "Halklar arası normalleşme siyasi kararlarla dayatılamaz; ancak toplumlar adaletin sağlandığını ve hakların iade edildiğini hissettiklerinde doğal olarak ortaya çıkar" ifadelerini kullandı.

"İsrail'in önünde stratejik bir tercih var"

Ekim 2023'te Gazze savaşının başlamasının ardından iki ülke ilişkileri, 1979'daki barış anlaşmasından bu yana en gergin dönemlerinden birini yaşıyor.

Özellikle İsrail'in barış anlaşmasına aykırı olduğu belirtilen şekilde Mısır sınırındaki Philadelphia Koridoru'nu kontrol altına alması ve Filistin tarafındaki Refah Sınır Kapısı'nı işgal etmesi, Kahire ile Tel Aviv arasındaki gerilimi artırdı.

Son iki yılda Mısır, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına yönelik söylemini sertleştirerek yaşananları sık sık "etnik temizlik" ve "insanlığa karşı suçlar" olarak nitelendirdi.

Mısır, savaşın başlangıcından bu yana Katar ve ABD ile birlikte arabuluculuk yürütüyor. Türkiye de 2025 yılında oluşturulan yeni diplomatik girişime katıldı. Ancak İsrail'in anlaşmanın hükümlerini tam olarak uygulamaması ve zaman zaman savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulunması dikkat çekiyor. Bunun yanında İsrail medyasında zaman zaman Mısır'ın artan askeri kapasitesine yönelik eleştiriler de dile getiriliyor.

Bu çerçevede Hicazi, İsrail'in önünde iki stratejik seçenek bulunduğunu söyledi.

Bunlardan ilki, karşılıklı güvenliği sağlayacak kapsamlı bir barış sürecine katılarak Filistin devletini tanıması ve İran'ın da iyi komşuluk ilkelerine uyması ile bölgesel işlere müdahaleden vazgeçmesi halinde, Avrupa benzeri bölgesel güvenlik ve iş birliği sisteminin kurulacağı daha istikrarlı bir Ortadoğu'nun oluşturulmasıdır.

İkinci seçenek ise İsrail'in çatışmayı yönetme politikasını sürdürmesi ve siyasi çözüm yerine askeri üstünlüğüne güvenmeye devam etmesidir.

Hicazi, tarihsel deneyimlerin askeri gücün tehditleri caydırabileceğini ancak tek başına siyasi meşruiyet üretemeyeceğini ve kalıcı barış sağlayamayacağını belirterek, "Askeri üstünlük geçici bir düzen kurabilir; ancak kalıcı ve istikrarlı bir bölgesel sistem inşa edemez." uyarısında bulundu.

Hicazi sözlerini şöyle tamamladı:

"Mısır'ın yaklaşımına göre adil barış yalnızca Filistinlilerin ya da Arap dünyasının talebi değildir; aynı zamanda İsrail'in ve bölgenin gerçek stratejik çıkarıdır. İki devletli çözüm, resmi barışı halklar arasında gerçek bir barışa dönüştürebilecek, daha güvenli, istikrarlı ve iş birliğine dayalı bir bölgesel düzen kurabilecek tek çıkış yoludur."


Suriye heyeti, Hiroşima'nın yeniden inşa deneyiminden yararlanmak amacıyla Japonya ziyaretini tamamladı

Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)
Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)
TT

Suriye heyeti, Hiroşima'nın yeniden inşa deneyiminden yararlanmak amacıyla Japonya ziyaretini tamamladı

Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)
Suriye heyeti, Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası kurbanlarının anısına çelenk bıraktı. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)

Suriye Arap Cumhuriyeti'nden, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı başkanlığındaki bir heyet, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD'nin attığı atom bombasıyla büyük yıkıma uğrayan ve daha sonra yeniden inşa edilerek "barış kenti" kimliği kazanan Japonya'nın Hiroşima kentinin yeniden yapılanma deneyimini incelemek amacıyla gerçekleştirdiği ziyareti pazar günü tamamladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, heyetin Hiroşima Belediyesi'nde kentin yeniden inşa süreci, toparlanma dönemine eşlik eden kentsel planlama çalışmaları ile şehrin kalkınma ve barış alanında küresel bir örnek haline gelmesini sağlayan yasal düzenlemeler ve projeler hakkında kapsamlı bir sunum dinlediği belirtildi.

Heyet ayrıca Hiroşima Barış Müzesi'ni ziyaret ederek atom bombası felaketine ilişkin önemli tarihî dönüm noktalarını inceledi ve hayatını kaybedenlerin anısına çelenk bıraktı.

cdfgrthyj
Suriye heyeti, Hiroşima'nın yeniden inşa ve kentsel planlama deneyimine ilişkin sunumu dinledi. (Suriye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı)

Ziyaretin sonunda Suriye heyeti adına konuşan Bayındırlık ve İskân Bakan Yardımcısı Dr. İmad el-Mısri, Japonya'nın yeniden inşa ve şehir planlaması alanındaki deneyimlerinden yararlanmanın, Suriye'deki kalkınma ve yeniden yapılanma çalışmalarına önemli katkı sağlayacağını ifade etti.

Suriye heyeti, uluslararası iş birliğini geliştirmek ve yeniden yapılanma ile erken toparlanma süreçlerinde küresel deneyimlerden faydalanmak amacıyla Japonya'ya resmî ziyaretine geçen cuma günü başlamıştı.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın başkanlığında gerçekleştirilen ziyaret, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) iş birliğiyle düzenlendi. Heyette Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanlığı, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı ile Şam, Humus ve Halep valiliklerinden temsilciler yer alırken, Japonya'daki Suriye Büyükelçiliği maslahatgüzarı da heyete eşlik etti.

rhtyjuk8
Humus kentinde yıkımın boyutunu gösteren görüntü (16 Aralık 2024). (AFP)

Heyet, programına ilk olarak Kobe kentinde başladı. Burada 1995 depreminin ardından kentin yeniden inşa süreci, uygulanan şehir planlama yöntemleri ve toparlanmayı mümkün kılan yasal düzenlemeler hakkında bilgi aldı.

Heyet ayrıca Afet ve Deprem Risk Azaltma Merkezi'ni ziyaret ederek Japonya'nın afet yönetim sistemi ile risk azaltmaya yönelik uygulamalarını inceledi. Edinilen deneyimlerin, Suriye'nin yeniden imar ve kentsel gelişim çalışmalarına katkı sağlaması hedefleniyor.