İran'da gözaltılar sürerken Tahran 'komplolar' karşısında zaferini ilan etti

Dün ülkenin kuzeyindeki Erdebil eyaletinin merkezinde rejimi desteklemek için yapılan yürüyüşe katılan İranlılar (AFP)
Dün ülkenin kuzeyindeki Erdebil eyaletinin merkezinde rejimi desteklemek için yapılan yürüyüşe katılan İranlılar (AFP)
TT

İran'da gözaltılar sürerken Tahran 'komplolar' karşısında zaferini ilan etti

Dün ülkenin kuzeyindeki Erdebil eyaletinin merkezinde rejimi desteklemek için yapılan yürüyüşe katılan İranlılar (AFP)
Dün ülkenin kuzeyindeki Erdebil eyaletinin merkezinde rejimi desteklemek için yapılan yürüyüşe katılan İranlılar (AFP)

İran’da günlerdir süren protestoların ardından Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yaptığı açıklamada, “Halk, düşmanın komplolarına geçit vermedi” derken Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ülkenin çeşitli bölgelerinde gözaltı operasyonlarının sürdüğünü duyurdu. İran’da geçtiğimiz hafta benzinde fiyat artışına gidilmesinin ardından başlayan protestolar, ülkeyi sarsarken olaylarda onlarca kişinin öldüğü bildirildi.
İran resmi haber ajansları bugün onlarca şehirde binlerce İranlı'nın hükümeti destekleyen gösterilere katıldığını aktardı.
Fransız Haber Ajansı (AFP) Şehriyar kentinde olaylar sırasında öldürülen DMO üyesinin cenaze töreninde ‘Amerika’ya ölüm’ sloganları atıldığını aktardı. Kalabalık, ellerinde ABD karşıtı afişler taşırken çiçeklerle süslenmiş cenaze aracı son olaylarda yakılmış postane, banka şubesi ve alışveriş merkezinin önünden geçti.
Öte yandan Reuters tarafından aktarılan açıklamalarında İran Cumhurbaşkanı Ruhani, “İranlılar, tarihi bir sınavdan daha çıktılar. Halk ekonomik sorunlara rağmen düşmanının planlarını uygulamasına izin vermeyeceğini gösterdi” ifadelerinin kullandı. Ruhani şöyle devam etti;
“Halk son olaylarda, düşmanın hazırladığı kaos planının farkında olduğunu gösterdi. Batılı istihbarat servislerinin ve teröristlerin girişimleri de bu komployu sürdüremedi. Hükümeti destekleyen gösteriler İran halkının gücünün işaretidir.”
Ruhani, son günlerde sokaklara çıkanların yalnızca küçük bir isyancı grup olduğunun altını çizdi.
“Düşmanı püskürttük”
İran dini lideri Ali Hamaney ise Salı günü yaptığı açıklamada, bunun bir halk hareketi değil, güvenlik meselesi olduğunu söyledi. Hamaney, “Son günlerdeki güvenlik olaylarında düşmanı püskürttük” diye konuştu.
ABD merkezli Farsça yayın yapan ‘Radio Farda’, elde ettiği verilere göre protesto gösterilerinde 138 kişinin öldürüldüğünü söyledi. Radyo, elindeki verilerin İran’daki insan hakları örgütlerinin raporlarına ve sosyal medyada eylemciler tarafından yayınlanan video kayıtlarına dayandığını vurguladı.
Uluslararası Af Örgütü ise Salı günü görgü tanıklarının ifadelerine, sosyal medyadaki videolara ve insan hakları aktivistlerinden gelen bilgilere dayanarak 21 şehirde en az 106 göstericinin öldürüldüğünü belirtti. İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) misyonu ise yapılan açıklamaların ‘temelsiz iddialar ve spekülatif veriler’ olduğunu söyledi. Buna karşın onlarca kişinin öldüğü haberlerinin olduğuna dikkati çeken BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR) İranlı yetkilileri göstericileri dağıtmak için kullanılan gücü sınırlamaya çağırdı.
İnternet kesintilerinin maliyeti 180 milyon dolar
İranlı yetkililer internet erişimini kısıtlayarak göstericilerin sosyal medyadan protestolarla ilgili paylaşımlarda bulunmalarını neredeyse imkansız hale getirdiler. İnternet trafiğini izleyen NetBlocks sitesine göre ülkede internete erişim oranı yüzde 5 civarında. NetBlocks, üç gün süren internet kısıtlamalarının İran ekonomisine günlük yaklaşık 60 milyon dolar toplamda ise 180 milyon dolara mal olduğunu aktardı.
İran İletişim ve Teknoloji Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cehromi dünkü açıklamasında internet hizmetlerinin ne zaman normale döneceğiyle ilgili bilgi vermekten kaçınırken İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Mahmud Vaizi ve Hükümet Sözcüsü Ali Rebii internet erişiminin yakında normale döneceğini söylediler.
Bir başka gelişmede ABD'nin İran'daki diplomatik görevlerini yürüten İsviçre'nin Tahran Büyükelçisi Markus Leitner, Washington'ın ülkede devam eden protesto gösterilerine ilişkin açıklamalarını protesto etmek için Dışişleri Bakanlığı’na çağırıldı. İran’ı Ortadoğu’daki krizlerin arkasında olmakla suçlayan ve daha sert ekonomik yaptırımlar uygulayan ABD, göstericileri desteklediğini açıklamıştı.
Paris ise dün, İran’da protesto gösterilerinin yapıldığı günlerde gelen birçok göstericinin öldürüldüğüne dair haberlerden duyduğu ‘büyük endişeyi’ dile getirildi.
Öte yandan İran resmi haber ajansları Tahran’ın batısında bulunan Şehriyar kentinde düzenlenen hükümete destek yürüyüşüne katılan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani’nin görüntülerini yayınladı. Görüntülerde Şemhani’nin arkasında “Amerika’ya ve İsrail’in aldatmacalarına ölüm” yazılı pankart dikkat çekti.
İran, protesto gösterilerinden yurtdışındaki düşmanlar ve sürgünde olanlarla bağlantılı ‘baltacıları’ sorumlu tuttu. Protestolar, Cuma günü hükümetin benzine en az yüzde 50 zam yapılması ve benzinin kotalarla dağıtılması kararının ardından başlamış ve hızla siyasi protestolara dönüşmüştü.
DMO'ya yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı’nın haberine göre DMO Doğu Azerbaycan eyaleti Komutanı Abidin Hazm, protestolar sırasında yaklaşık 30 kişinin gözaltına alındığını ve güvenlik birimlerinin diğer şüphelilerin peşine düştüğünü belirtti. Hazm, olaylar sırasında polis ve Besiç güçlerinden 15 unsurun yaralandığını açıklarken protestocuların kayıplarıyla ilgili herhangi bir bilgi vermedi.
Protestocuların Tebriz'de üç benzin istasyonu, bir otobüs ve iki araba yaktıklarını söyleyen DMO Komutanı, “Aslında Tebriz’de olanlarla ilgili söylenecek bir şey yok” diye konuştu. Hazm, olayların ülkenin resmi mezhebi dışındaki mezheplerin takipçileri arasında yaşandığına işaret etti.
DMO İsfahan Komutanı Mücteba Feda ise ‘kötü adamlar ve bozguncuların’ şehre zarar verdiklerini ancak bunun vatandaşları etkilemediğini söyledi.
“63 banka ateşe verildi”
 İran'ın yarı resmi ajansı İSNA, İsfahan'da protestolar sırasında 80 otobüsün zarar gördüğünü, Pazar günü ise 15 benzin istasyonunun yakıldığını belirtti. Diğer ajansların haberlerine göre ise İsfahan’da 63 banka ateşe verildi.
Göstericiler protestolar sırasında genellikle bankalara saldırdılar. Tejarat News haber sitesinin Salı günü yayınladığı habere göre Hürremabad şehrinde yaklaşık 40 banka yakıldı. Site haberinde ayrıca başkent Tahran ve çevresi dahil olmak üzere 300 bölgede yaklaşık 600 banka şubesinin zarar gördüğünü aktardı.
Tahran Valisi Enuşirevan Muhsini Bendpey Fars Haber Ajansı’na verdiği demeçte, Tahran’ın batısındaki bölgelerde başkent belediyesine ve güvenlik güçlerine ait yaklaşık 80 alışveriş merkezinin olaylar sırasında zarar gördüğünü söyledi.
ISNA’nın haberine göre Şiraz Belediye Başkanı Haydar İskender Bur, şehrin üç bölgesinde otobüs duraklarının ciddi şekilde zarar gördüğünü, dördüncü bölgesinde ise tüm otobüslerin ve durakların kullanılamaz hale geldiğine işaret ederek protestoların kentin ulaşım sistemine zarar verdiğini ifade etti.
ABD’nin, 2015 yılında İran ile büyük güçler arasında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana ülkede para birimi büyük değer kaybederken ekmek, pirinç ve diğer temel ürünlerin fiyatlarında büyük bir artış yaşandı. Bu da halk arasında büyük hayal kırıklığı yarattı.
Washington, nükleer anlaşmadan çekildikten sonra Tahran’a bölgesel davranışlarını değiştirmeye, balistik füze programını sınırlamaya zorlamak amacıyla yaptırımlar uyguladı.
İran, ABD’nin anlaşmadan çekilmesinden 5 ay önce 2017 yılı sonlarında ekonomik durumun kötüleşmesi, yanlış yönetim politikaları, devlet kurumlarında yaygın olarak görülen yolsuzluklar ve yüksek işsizlik oranları nedeniyle başlayan protesto gösterilerine tanık olmuştu.
Öte yandan İran hükümeti, akaryakıt fiyatları artışından elde edilecek gelirlerin yıllık 2.55 milyar dolar civarında olmasını bekliyor. Hükümet, bu ek gelirle 18 milyon düşük gelirli aileye (yaklaşık 60 milyon kişi) yardım etmeyi planladığını belirtti.
İran’ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı tarafından açıklamaları aktarılan Hükümet Sözcüsü Ali Rebii, Aseluye’deki devasa doğalgaz üretim tesislerini hedef alan bir saldırı planının ortaya çıkarıldığını belirtti. Rebii, protestocuları suçladı.
Yetkililer Cumartesi günü bin göstericinin gözaltına alındığını açıkladılar. Ancak haber ajanslarının aktardığı farklı yetkililerin açıklamaları 100’lerce kişinin daha gözaltına alındığına işaret etti.
OHCHR Sözcüsü Rupert Colville Salı günü Cenevre’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran'daki protestolar sırasında gerçek mermi kullanıldığı ve göstericilere karşı güç kullanımında uluslararası kural ve standartların ihlal edildiği yönündeki haberlerden büyük endişe duyuyoruz” ifadelerini kullandı. İran basınında ve diğer bazı kaynaklarda, onlarca kişinin öldüğüne, çok sayıda kişinin yaralandığına ve binden fazla göstericinin gözaltına alındığının bildirildiğini söyleyen Colville, İranlı yetkilileri ve güvenlik güçlerini barışçıl gösterileri dağıtmak için güç kullanmaktan kaçınmaya çağırdı. Colville, göstericilere ise taleplerini barışçıl bir şekilde ‘fiziksel şiddete veya kamu mallarına zarar verilmesi gibi eylemlere başvurmadan’ iletmeleri çağrısında bulundu.



Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Londra Belediye Başkanı, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisi için "korkunç, acımasız, iğrenç" demesinden sadece birkaç hafta sonra, Trump'ın kendisine karşı uzun süredir devam eden çıkışları nedeniyle onu "zorba" diye niteledi.

Sör Sadiq Khan ayrıca, Trump'ı Birleşik Krallık'a (BK) "kin" kusmakla suçladı. Trump, Müslüman siyasetçinin şehirde "çok fazla" göçmen bulunduğu için başarılı olduğunu iddia etmişti.

Başkan Trump'ın kendisine "takıntılı" olduğunu da iddia eden Sör Sadiq, "ister oyun alanında ister Beyaz Saray'da olsun, bir zorbayla başa çıkmanın en iyi yolunun ona karşı durmak olduğunu" 9 yaşındayken öğrendiğini söyledi:

Bir zorbanın karşısında sinecek olursanız daha fazla saygı kazanamazsınız.

Politico'ya verdiği röportajda, "Ve birisi şehrime, vatandaşlarımıza, değerlerimize, yaşam tarzımıza saldırdığında, birisi bir inancın mensupları hakkında belirli genellemeler yaptığında, bence onlara karşı durmak zorunludur" dedi.

Ayrıca Zohran Mamdani, New York belediye başkanı seçildiğinde Trump'ın odağını ona çevireceğini düşündüğünü de şaka yollu söyledi.

Seçim öncesinde Trump onu "komünist" diye nitelendirirken, Mamdani de başkanın faşist olduğunu öne sürmüştü.

Ancak Oval Ofis'teki olağanüstü bir görüşmede, iki politikacı hakaretleri gülerek geçiştirmiş ve bir tür yakınlık geliştirmiş gibi görünmüştü.

axscdfvgt
Sör Sadiq, Trump'ın odağını New York'un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani'ye çevireceğini düşündüğünü şaka yollu söyledi (AP)

Sör Sadiq şaka yollu şöyle dedi:

Başkan Trump'ın bana karşı duyduğu düşmanlığı, nefreti ve kini göz önünde bulundurduğunuzda, Zohran seçildiğinde Başkan Trump'ın benim yerine onu hedef alacağını varsaymıştım.

Ancak Khan, ilk görüşmelerinin gerçek bir fikir birliğinden ziyade bir tür "taktik diplomasi" olduğunu öne sürdü.

Trump'ın BK'deki göç politikasına yönelik eleştirilerine gelince, yorumlarını "sadece bana değil, aynı zamanda göçmen politikası ve seçimlerin nasıl yapıldığı ve kazanıldığı konusunda ülke hakkında genellemeler içeren bir nefret" diye nitelendirdi.

Gerçekten de takıntılı olduğunu düşünüyorum. Ve korkunç şeyler söylediği birçok dönem oldu ve ben de cevap vermedim çünkü dedikoduya ve bu zavallı isim takma işine karışacak kadar vaktim yok.

Geçen ay Trump, Sör Sadiq'le uzun süredir devam eden çekişmesini yeniden alevlendirmiş ve şehrin, ebeveynleri Pakistan'dan gelen ilk Müslüman belediye başkanı hakkında şunları söylemişti:

Çok sayıda insan [BK'ye] geldiği için seçiliyor. Şimdi ona oy veriyorlar.

Ayrıca onu "korkunç, acımasız, iğrenç bir belediye başkanı" diye nitelemiş ve "berbat bir iş" yaptığını söylemişti.

Mayısta Galler, İskoçya ve İngiliz belediye meclislerinde yapılacak seçimlerde İşçi Partisi'nin ağır kayıplar yaşayacağı öngörülürken, Sör Sadiq, partisinin Londra'daki başarısından ders çıkarabileceğini belirterek, "Önderlik etmekten ve onların beni takip etmesinden oldukça memnunum" dedi.

Ancak Keir Starmer'ın geleceğiyle ilgili spekülasyonlar artarken, İşçi Partisi lideri olmak istemediğini ısrarla vurguladı. "Hayır, hayır, hayır, hayır. Hiçbir niyetim, planım yok, İşçi Partisi lideri veya başbakan olmak da istemem" dedi.

Independent Türkçe


ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
TT

ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)

Ahmed Abdulhekim

ABD’nin Venezuela'da askeri operasyon başlatmasıyla birlikte, Başkan Donald Trump dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini tutuklayarak Venezuela'dan sınır dışı ettiğini’ duyurdu. ABD basınında yer alan haberlerde koşulları hala belirsiz olan tutuklamayı gerçekleştiren ve ABD özel askeri grubu Delta Gücü’nün (Delta Force) adı bir kez daha ortaya çıktı.

Karakas, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez aracılığıyla, hükümetin Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores'in nerede olduklarını bilmediğini doğruladı. Rodríguez, devlet televizyonunda yayınlanan bir ses kaydında “Başkan Maduro ve First Lady Cilia Flores'in hayatta olduklarına dair acil kanıt talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Peki, 1977 yılında kurulan, ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan ve özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmış, terörle mücadele ve rehine kurtarma operasyonlarına uzun yıllardır katılan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz? Bu birim, son on yıllarda çok ses getiren cinayetlerde ve tutuklamalarda rol aldı.

Delta Gücü ve tehlikeli görevler

1977 yılının kasım ayında, dünya genelinde artan terör tehdidine yanıt olarak ABD ordusu bünyesinde Delta Gücü kuruldu. Çünkü dönemin ABD’li liderleri, orduda ‘küçük ve uyarlanabilir’ bir hassas saldırı gücü ihtiyacı olduğunu düşündüler. Bu birim, hava indirme ve çatışma operasyonlarına dayanan doğrudan eylem ve terörle mücadele görevleri için çok çeşitli özel becerilere sahipti ve üyeleri son derece yetkin kişilerdi.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli raporlardan aktardığına göre kod adı “The Unit” olan Delta Gücü’nün kurulması fikri 1970'lerde sona eren Vietnam Savaşı'ndaki deneyimin ardından, ABD'nin terörle mücadele birimini geliştirmek için askeri değişim programı kapsamında İngiliz Özel Hava Servisi (SAS) ile çalıştıktan sonra, bu birimin deneyimlerinden yararlanmak isteyen ABD ordusu Özel Kuvvetleri subayı Charlie Beckwith'in talebiyle ortaya çıktı.

csdfrgthy
Delta Gücü üyesi Amerikan askerleri (ABD ordusu)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) resmi internet sitesine göre, Delta Gücü ‘gizlilik örtüsü’ altında faaliyet gösteriyor. Örgütsel olarak ABD ordusu Özel Harekat Komutanlığı'na (USAOC) bağlı olan Delta Gücü, Ortak Özel Harekat Komutanlığı (JSOC) tarafından kontrol ediliyor. Ana görevi, ‘terörist hücreleri’ çökertmek, stratejik keşif yapmak ve savaş operasyonlarına hazırlanmak, ayrıca Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile rehine kurtarma operasyonlarına ve gizli görevlere katılmak olarak tanımlanıyor ve karargahı Kuzey Carolina'daki Fort Bragg'da bulunuyor.

ABD’nin seçkin askerleri, Delta Gücü’ne kayıt olduklarında, koruma prosedürleri, casusluk teknikleri, nişancılık, patlayıcı üretim, rehine kurtarma simülasyonları ve binalarda ve kaçırılan uçaklarda teröristlerle çatışma konularında özel eğitim alırlar. Ayrıca Delta Gücü üyelerine alçak irtifa paraşütle atlama ve dalış ekipmanlarıyla derin deniz dalışı gibi serbest senaryolar konusunda da eğitim verilir.

Pentagon, Delta Gücü’nün yapısının ABD Özel Harekat Birimi, Ortak Özel Harekat Birimi ve ABD Kara Kuvvetleri Özel Harekat Birimi olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu açıklarken, ABD merkezli raporlara göre ABD Ordusu'ndaki bu birimin üyelerinin çoğu, 75. Ranger Alayı, SEALs ve Deniz Piyadeleri başta olmak üzere diğer Amerikan özel kuvvetler gruplarından geliyor. Çünkü bu güce katılım şartları, başvuru sahiplerinin erkek olması gerektiğini şart koşuyor. Üyeleri özel bir komite tarafından kabul edildikten sonra, tehlikeli senaryolarla başa çıkma becerisini geliştirmeye odaklanan altı aylık fiziksel, savaş ve lojistik eğitimden geçiyorlar. Üyeler ayrıca bir yabancı dil bilmek zorundalar.

xcdfvgh
ABD’nin Venezuela'ya düzenlediği hava saldırılarından sonra geride kalan yıkımdan bir kare (AFP)

Delta Gücü ve Navy SEALs, son birkaç on yılda, ABD ordusu içinde en önde gelen iki özel kuvvet birimi haline gelirken üyelerinin ileri düzeydeki yetkinlikleri ve görev yürütme kabiliyetleri nedeniyle en karmaşık ve tehlikeli askeri görevlerin emanet edildiği iki birim oldu. Sean Naylor'un Delta Gücü hakkındaki kitabına göre birim yaklaşık bin askerden oluşuyor.

Delta Gücü’nün başlıca operasyonları

Delta Gücü, 1977 yılındaki kuruluşundan bu yana, dünyanın dört bir yanında bazı gizli ve özel operasyonlar gerçekleştirdi. Bunların başında, 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanması, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i tutuklamak için yürütülen Kızıl Şafak Operasyonu ve ondan önce, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesi geliyor. Ayrıca 2019 yılında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin ortadan kaldırılması da bu operasyonlar arasında yer alıyor. Ancak Delta Gücü’nün tarihinde birkaç başarısız operasyon da bulunuyor. Bunların başında, 1980 yılında ABD’nin Tahran'daki Büyükelçiliğinden rehinelerin kurtarılması operasyonu geliyor. Jimmy Carter'ın başkanlığı döneminde gerçekleştirilen ve kod adı ‘Eagle Claw’ (Kartal Pençesi) olan bu operasyon başarısızlıkla sonuçlandı.

Delta Gücü’nün kuruluşundan bu yana tarihine bakıldığında, İran'daki rehineleri kurtarmadaki başarısızlığının ardından bazı başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği görülüyor. Bunlardan biri ABD’nin 1983 yılında Grenada'ya gerçekleştirdiği askeri işgaliydi. Delta Gücü ayrıca, 1989 yılında ABD'nin Panama'yı işgalinde ve Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanmasında rol aldı. 1993 yılında ise Kolombiya güçlerine Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın tutuklanmasına yardım etti.

dfvgt
ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan Delta Gücü, özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmıştır (ABD ordusu)

Delta Gücü, Ortadoğu'da da bazı askeri operasyonlara katıldı veya gerçekleştirdi. Bunların başında, 1982 yılında Güney Sudan'da, Güney Sudan Kurtuluş Cephesi'nin (SPLA) silahlı unsurları tarafından alıkoyulan ve aralarında Amerikalıların da olduğu beş rehinenin kurtarılmasıydı.

Delta Gücü, 1991 yılında Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ‘Çöl Fırtınası’ operasyonuna katıldı ve bu operasyonda başarılı oldu.

Ancak Somali'deki bir sonraki operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. Bu, 1993 yılında ABD ordusunun Somali Ulusal Ordusu'nun lideri General Muhammed Ferah Aidid'i tutuklamaya çalıştığı, ancak başarısız olduğu ünlü operasyondu.

ABD merkezli Military.com internet sitesine göre bu operasyon sırasında Delta Gücü’nün çabaları, 18 üyesinin öldürülmesi ve 73 üyesinin yaralanmasıyla büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Somali'deki silahlı gruplar, Delta Gücü’nün en önemli başarısızlığı olarak kabul edilen bir üyesini ele geçirmeyi de başardı.

ABD’nin, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından, aynı yıl Afganistan'ı ve 2003 yılında Irak'ı işgal ederek terörle mücadeleyi başlatmasının ardından Delta Gücü, ABD ordusunun bir parçası olarak bu savaşa katıldı.

En dikkat çekici operasyonu, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i, oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesinden birkaç hafta sonra yakaladığı ‘Kızıl Şafak’ operasyonuydu.

Delta Gücü, 2005 eylülünde 311 gün süren esaretin ardından Irak'ta tutulan ABD’li müteahhit Roy Helmets'i kurtarmayı başardı.

Delta Gücü, 2011 yılında birçok Arap ülkesinde yaşanan Arap Baharı olaylarının ardından 2012 yılında Libya’nın Bingazi şehrindeki saldırısı sırasında ABD Büyükelçiliği’nin tahliyesine müdahale etti ve bu saldırı, dönemin ABD Libya Büyükelçisi Christopher Stevens'ın ölümüne yol açtı.

Ardından, 2013 ekiminde ABD’li yetkililer, Libya'daki El Kaide liderlerinden biri olarak gördüğü Ebu Enes el-Libi'yi tutuklamayı başardı.

2016 yılında Meksikalı uyuşturucu baronu El Chapo'nun tutuklanmasına katkıda bulunan Delta Gücü, 2019 yılında Suriye'de DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi öldüren ABD güçleri arasında yer alırken 2020 yılında Irak'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürdü.

ABD merkezli bazı raporlarda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş sırasında, Washington'ın Delta Gücü’nü İsrail'e göndererek Hamas'ın 7 Ekim 2023’te kaçırdığı ‘rehineleri’, özellikle de ABD vatandaşlarını kurtarmaya yardım ettiği belirtildi.


SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
TT

SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün (pazar) yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle “askerî entegrasyon sürecini” görüştüğünü bildirdi.

SDG’nin açıklamasına göre heyette, SDG lideri Mazlum Abdi ile Genel Komutanlık üyeleri Suzdar Derik ve Sipan Hemo bulunuyor. Kuzeydoğu Suriye’de geniş bir alanı kontrol eden SDG, görüşmelerin askerî alandaki entegrasyonun çerçevesine odaklandığını kaydetti.

SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile imzalanan anlaşma kapsamında, kendisine bağlı tüm sivil ve askerî kurumların 2025 yılı sonuna kadar Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini kabul etmişti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 Mart tarihli anlaşmaya tam uyulması ve eksiksiz uygulanması gerektiğini vurgularken, anlaşma maddelerinin sahada hayata geçirilmesi için diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu.

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki temaslar, Halep’te iki taraf arasında günler önce patlak veren ve onlarca kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı çatışmaların ardından gerçekleşti.

Suriye hükümeti, SDG’yi Halep’te hükümete bağlı iç güvenlik güçlerinin noktalarına saldırmakla suçlarken; SDG ise Savunma Bakanlığı’na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını ileri sürdü.