​Özellikleri ve sloganlarıyla İran protestoları

Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)
Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)
TT

​Özellikleri ve sloganlarıyla İran protestoları

Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)
Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)

İran’daki mevcut protestolar, 2017 yılındakilerden daha hızlı bir şekilde şiddete yöneldi. Öfkeli protestolar, kendilerini birden güvenlik güçlerinin mermileriyle burun buruna gelmiş halde buldu. Ülkedeki kötü yaşam koşullarını ve ekonomik vaziyeti ifade eden protestolardaki sloganlar da aynı hızla Velayet-i Fakih’in İran’dan kovulmasını ve rejimin başındakilerin ölümünü talep eder hale geldi.
İran hükümeti tarafından Perşembe günü yapılan açıklamada, araç başına aylık 60 litreye kadar sübvanse edilen benzin fiyatlarında yüzde 50, sonrasında alınacak her litre için ise yüzde 300’lük artış yapıldığı bildirilmişti.
Ahvaz şehrindeki köy ve kasabalarda patlak veren protestolar, Cumartesi günü ise başkent Tahran'ın çeşitli bölgelerine sıçramıştı. Yetkililer ise protestoların ikinci gününden itibaren ilk olarak Ahvaz’daki interneti kesmişti.
Yer yer yağmalama eylemlerine tanık olan Tahran’da bazı yolları kapatan protestocular, İsfahan, Şiraz, Tebriz, Meşhed, Zencan, Kürdistan, Gilan ve Mazenderan şehir ve eyaletlerine de sıçradı. Nihayet, ülkenin yüzde 70’inden fazlası protestolardan nasibini aldı.
Protestolardaki çeşitli sloganlar
Sosyal ağlarda yayılan görüntülere göre, protestolar ilk günlerde sakin ve barışçıl bir tablo çizmişti. İkinci gün ise “Benzin pahalanıyor; fakir ise daha da fakirleşiyor”, “Petrol paraları Filistin’e harcandı”, “Ne Gazze ne de Lübnan, canım sana feda olsun İran”, “Suriye’deki İranlıların günahı ne?”, “Ne benzinimiz var ne paramız, Filistin’de işimiz ne?” gibi sloganlar, protestocuların pankartlarında ve dillerindeydi. Ancak 2009 ve 2017’deki gibi protestocuları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullanıldığında ve korkmalarını sağlamak için özel kuvvetler motosikletleriyle sokaklara indiğinde sloganların dili keskinleşti ve politize oldu.
2017’deki protestolardaki gibi bu eylemlerde de ekonomi, yolsuzluk ve fiyatların yüksekliği gündemdeydi. Bu bağlamda; “İslam Cumhuriyeti istemiyoruz”, “Rezil liderden utanıyoruz”, “Diktatöre ölüm”, “Ey diktatör, ülkeyi bırak git”, “Hamaney’e ölüm” sloganları atan protestocular, ülkenin başındakileri “alçaklar” olarak niteleyip benzin zammının kaldırılmasını talep etti. 
Diğer sloganlar ise İranlılar arasındaki birlikteliği ve bağı vurguladı. Şiraz, Tahran ve İsfahan’da yankılanan bazı sloganlarda ise eski İran rejimi kurucusu Şah Rıza Pehlevi’ye övgüler yağdırıldı ve onun rejimine dönülmesi talep edildi.
İran Hükümeti, Cumartesi günü sokağı sakinleştirmeyi başaramadı. İlk başta benzin zammı kararının yargı ve parlamentoda oy birliği ile alındığını açıkladı; ardından 60 milyon İranlının bu zamdan faydalanacağı sözünü verdi. Aynı zamanda dünyadaki en ucuz benzin ve akaryakıt fiyatlarının İran'da olduğu mesajı verildi. Ancak ülkedeki yükselen fiyatlara bakıldığında benzin fiyatlarındaki zamla ürün ve hizmet fiyatları arasında doğru orantı olduğu dikkat çekti.
Eylemcilerin özellikleri
Güvenlik güçleri, protestoların üçüncü gününde vatandaşlara karşı orantısız güç kullanımına başvururken İran Devrim Rehberi Ali Hamaney ise protestolarla ilgili ilk açıklamasını yaptı. Zam kararını desteklediğini açıklayan Hamaney, aynı zamanda protestoculara ‘düşman’ benzetmesi yaptı. Hükümetin aldığı ani kararın ardından halkın endişelenmesini anlamasına rağmen bankaları yakmanın halkın değil, ancak düşmanın işi olabileceğini ifade etti.
Hamaney, 2017’deki protestolarda olduğu gibi suçu hemen ABD’ye ya da bölgesel taraflara atmayıp ilk başta yabancı medyayı eleştirerek onları ‘kötülüğün merkezi’ olarak niteledi. Ardından protestolara destek çıktıkları için eski İran Şahı’nın ailesine ve Halkın Mücahitleri Örgütü’ne taş attı.
İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani ise protestocuların ‘küçük bir grup’ tarafından yapıldığını iddia etti. Aynı zamanda arabaların kontaklarını kapatarak yolları tıkayan protestocuları tehdit ederek şunları söyledi: “Otomobiller kişisel kullanım içindir, yolları kapatmak için değil. Neyse ki bu tür davranışlarda bulunanları, arabalarını ve plakalarını tespit etmeye yetecek kadar kameramız var.”
İran Başyargıcı İbrahim Reisi ise kararın daha önceden haber verilmeden aniden uygulanmasını eleştirdi ve bunun ‘şeffaflığa’ delalet olduğuna değindi.
ISNA’nın haberine göre, Tahran Valisi Enuşirevan Muhsini Bendpey, Pazartesi günü yaptığı açıklamada bazılarının protesto bahanesiyle kamu mallarına zarar verdiğini, protestoların ilk gününde hükümet karşıtı sloganlar atarken ikinci gününde rejim karşıtı sloganlar atmaya başladıklarını belirtti. Bendpey, bu kişilerin yurtdışından emir alan güvenlik ihlalcileri olduğunu ifade etti.  
Tahran Valisi Bendpey, sorunun Tahran’da ve doğu ve güneydoğu eyaletlerinde değil, yerli olmayan insanların yaşadığı batı şehirlerinde olduğunu, ancak bu durumun kontrol altına alındığını açıkladı.
Öte yandan, Tahran Üniversitesi önündeki İnkılap Caddesi’nde yapılan protestolarda çok sayıda öğrencinin tutuklandığı bildirildi.
İranlı üst düzey yetkililer ise benzin zammına karşı sokağa çıkan protestocuları betimlerken “zorbalar”, “düşmanlar”, “muhalifler”, “fırsatçılar”, “reziller”, “alçaklar”, “ABD’nin uşakları”, “devrim karşıtları”, “anarşistler”,  gibi çeşitli sıfatlar kullandı.
Protestolar sırasında tutuklananlar ise kaos yaratma, masum insanları öldürme, dini kitapları yakma, kamu mallarına zarar verme ve kamusal düzeni bozma gibi suçlamalarla karşı karşıya geldi.
Devrim Muhafızları’nın protestolara bakışı
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen Cevan gazetesi, başyazısını ülkedeki protestoların özelliklerine ayırdı. İranlı yetkililerden protestolar için yer tahsis edilmesini talep eden gazete, aynı zamanda ekonomik sıkıntılar sebebiyle gösteri yapanlarla siyasi protestolar arasında ayrım yapılmasını istedi. 2017 protestolarından bu yana birçok İranlı yetkili de aynı şeyi talep etmişti. Hükümetin ani kararını eleştiren ve özür dilemesini isteyen gazete, protestoların bazı özelliklerine değindi;
- Protestolardaki hasar ve insani kayıpların boyutlarına değinen gazete, daha önce görülmemiş bir şiddetin hâkim olduğunu, aynı zamanda hasar ve protesto boyutlarının doğru orantılı olmadığını ifade etti. Gazetenin açıklamaları, yetkililerin protestolardaki kayıplara dair kapsamlı bir veri yayınlamaktan kaçındıkları bir vakitte geldi. Protestolarda 106 ölümün kaydedildiğini belirten Uluslararası Af Örgütü, bu rakamın belki de 200’den fazla olabileceğini bildirdi.
-Yetkililerin Şiraz, İsfahan ve Kerec’de vatandaşlara karşı göz yaşartıcı gaz kullandığı kaydedildi. Aynı zamanda internetin kesilmesiyle ciddi bir kopukluk yaşandı.  
-Protestocuların attığı sloganlar, ekonomik vaziyetten, hükümetten ve İranlıların yaşamları üzerindeki bölgesel etkiden duyulan rahatsızlığı ve yetkililerin kulağına gitmesi gereken talepleri ifade etti.
-Gazete, protestocuların hedefinde askeri ve güvenlik merkezleri, karakollar, Devrim Muhafızları ve Besic karargahlarının olduğunu itiraf etti.
- Devrim Muhafızları ve Hameney’in temsilcileri gibi, gazete de protestocuları eğitim almakla suçladı. Bununla birlikte yağmalama, dükkanların kilitlerini kırma, bankaları ateşe verme ve polisin enerjisini tüketmek için vur kaç metodunu uygulamakla suçladı.
- Anarşistlerin ise slogansız ve talepsiz bir şekilde sabotaj eylemleri yaptıklarını ve küçük gruplar halinde hareket ettiklerini ifade eden gazete, ateşli silahlarla güvenlik güçleri arasındaki zayiatlara da dikkat çekti.
- Komşu devletlere ait vatandaşların da protestolar kapsamında tutuklandığını belirten gazete, bu devletlerin isimlerine değinmedi. ‘Ayrılıkçı ve silahlı bir partinin’ de yolları kapatmakta parmağının olduğuna da işaret etti.
- Halkın Mücahitleri Örgütü ve rejimin değiştirilmesini talep edenlerin de protestolarda rolü olduğunu öne süren gazete, iki grubun da şiddete başvurduğunu açıkladı.
-Gazete, kadınların da protestolara katıldığını ve Besic’in kadın merkezlerine saldırıp gençleri kışkırttığını ifade etti.



Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Büyükelçiliği'nin ülkenin çarpıcı bir uydu görüntüsünü paylaşmasının ardından, Donald Trump yönetimini tiye  alan Malezyalılar petrollerinin olmadığını iddia ediyor.

Kuala Lumpur'daki elçilik, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan çekilen ve Malezya'nın göklerinde yükselen bulutların arasından şimşeklerin çaktığını gösteren 2016 tarihli çarpıcı bir uydu fotoğrafını paylaştı.

Büyükelçilik, sosyal medya platformlarında paylaşılan gönderiye şöyle yazdı:

Malezya, hiç bu kadar elektrikli görünmemiştin. Bu parlak beyaz noktalar şehir ışıkları değil, bir fırtına sisteminin içinde meydana gelen devasa şimşek çakmaları. Bu açıdan bakana kadar canlı, nefes alan bir gezegende yaşadığımızı unutmak kolay. İster fırtınanın altında olun ister üstünde, manzara muhteşem.

Görünüşte zararsız olan bu paylaşım, internette Malezyalıların kendileriyle dalga geçen bir mizah dalgasına yol açtı ve kullanıcılar, Trump yönetiminin Venezuela'ya saldırısından sonra Washington'ın dikkatini ülkelerine çevirmemesi için şaka yollu çağrıda bulundular.

Facebook'ta en çok beğenilen yorum şöyleydi:

Lütfen başkanınıza petrolümüz olmadığını söyleyin. Sadece Saji yemeklik yağımız var.

Bazılarıysa Malezya'nın insanların ağaçlarda yaşadığı az gelişmiş bir ülke olduğu klişesini kullandı.

Bir kullanıcı, "Gördüğünüz gibi, ormanda yaşıyoruz. Vücutlarımızı ısıtmak için ateş yakıyoruz" dedi.

Bir diğeriyse, "Şehirlerimiz yok. Hepimiz ağaçlarda yaşıyoruz. (Not: Petrolümüz yok)" diye şaka yaptı.

Alif Sazali adlı bir kullanıcıysa, "Sevgili Trump... Ormanda yaşıyoruz... Petrol yok, sadece kaplan ve timsah var" diye espri yaptı.

Facebook'ta Mohd Raffi Merusin, Malezya'nın ham petrolü olmadığını, "sadece bol miktarda palm yağı ve fırtınaları" olduğunu iddia etti.

Instagram'da ise aynı fotoğraf yüzlerce yorum aldı ve bazıları "Biz bir sonraki Venezuela mıyız?" diye sordu.

Bir başkasıysa ABD'ye, "Brunei veya Singapur'u tercih edebilirsiniz" diye öneride bulundu.

Bazı yorumcular, gözetim ve müdahaleye yönelik eleştirilerde bulundu. Ina Abd Rahman adlı kullanıcı, "Hiçbir uyarı yapılmadan, ABD Büyükelçiliği'nin Malezya'nın uydu görüntüsünü yayımlaması epey garip" dedi.

Petrol şakaları, ABD'nin bu ay Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından Venezuela'nın petrolünü "süresiz" kontrol etme sözü vermesinin ardından geldi.

Başkan Trump, ABD'nin Venezuela'yı ele geçireceğini ve petrol rezervlerinden yararlanacağını iddia etti. Ayrıca Venezuela'nın ABD'ye 30-50 milyon varil "yaptırımlı petrol" sağlayacağını duyurdu.

Trump, daha sonra Grönland'ı ele geçirme arzusunu yineleyerek, ABD'nin "isteseler de istemeseler de Grönland'la ilgili bir şeyler yapacağını" söyledi.

Trump yönetimi, Danimarka topraklarını ele geçirmek için askeri güç kullanma ihtimalini masadan kaldırmayı defalarca reddetti.

Independent Türkçe


Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)
TT

Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)

Kuzey Kore devlet medyasına göre diktatör Kim Jong-un'un kız kardeşi, Güney Kore'nin iki rakip ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine ilişkin "umut dolu çılgın hayallerinin asla gerçekleşemeyeceğini" söyledi.

Kuzey Kore'nin iktidar partisinde yönetici olan Kim Yo-jong, bir Güney Kore hükümeti yetkilisine atfedilen, Pyongyang'la görüşmelerin yeniden başlaması için Seul'ün bir fırsat gördüğü yönündeki yorumu eleştirdi. Bu yorum, iddiaya göre drone'ların Kuzey Kore hava sahasını ihlal etmesine Kim Yo-jong'un daha az sert bir tepki vermesi üzerine yapılmıştı.

Kuzey Kore'yle ilişkileri denetleyen Güney Kore Birleşme Bakanlığı yetkilisi gazetecilere yaptığı açıklamada, Kuzey'e uçtuğu iddia edilen drone'ları soruşturması için hafta sonu Seul'e çağrı yapan Kim'in tonunu yumuşatmış gibi göründüğünü söylemişti.

Ancak söylemini sertleştirmekte gecikmeyen Kim, salı günü yaptığı açıklamada Seul'ün Kuzey'le ilişkileri düzeltme yönündeki her türlü çabasını geri çevirdi.

Salı günü geç saatlerde yayımlanan açıklamasında Güney Kore'nin, "Kuzey Kore'nin egemenliğini ihlal ederek ciddi bir provokasyon gerçekleştirdiğini" söyleyip drone'larla ilgili önceki eleştirilerini yineledi.

"Düşman devletin holiganlarına bir kez daha açıkça söylüyorum" diyen Kim, Güney Kore hükümetinden özür dilemesini talep etti.

Kuzey Kore ordusu geçen hafta Seul'ü, drone'ları iki ülke arasındaki sınırı aşarak uçurmakla suçlamıştı.

Yaşandığı iddia edilen bu ihlal, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'un düşman komşusuyla ilişkileri düzeltme çabalarının önündeki son engel gibi görülüyor. Kuzey Kore, bu çabaları neredeyse her zaman geri çevirdi.

Ancak hafta sonu, bir sivilin Kuzey Kore hava sahasına drone'ları uçurmuş olma ihtimaliyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yapılacağını duyuran Seul, provokasyon niyeti olmadığına dair tutumunu netleştirmişti.

Güney Kore'nin açıklamasının ardından, Seul'ün akıllıca bir karar vermesini takdir ettiği anlaşılan Kim, herhangi bir provokasyonun "korkunç sonuçlar" doğuracağı uyarısında bulunmuştu.

Devlet Başkanı Lee'nin yönetimi, Pyongyang'ın Güney Kore'yle savunma anlaşmasını 2023 sonunda askıya almasının ardından, askeri görüşmelerin yeniden başlatılmasını da öneriyor.

Güney Kore Devlet Başkanlığı Ofisi çarşamba günü yaptığı açıklamada Lee'nin, Kuzey Kore'yle 2018'de imzalanan askeri anlaşmanın yeniden yürürlüğe konması olasılığını incelemek üzere bir değerlendirme yapılmasını emrettiğini duyurdu.

Diğer yandan Seul'ün Birleşme Bakanlığı, Kuzey Kore diktatörünün güvenliğini sağlayan üç devlet kurumunun yeni yöneticileri olduğunu açıkladı. Kim Jong-un'un suikast planlarından giderek daha fazla korkması nedeniyle eski yöneticilerin görevden alındığı öne sürülüyor.

AFP'ye göre Seul, bu değişikliklerin ekimde düzenlenen bir askeri geçit töreninde fark edildiğini söylüyor.

Independent Türkçe


İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?
TT

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

Husam İytani

İran'daki hükümet yanlısı gösteriler, kısmen Batı'nın Tahran rejiminin çöküşünü öngörmekteki aceleciliğine bir tepki niteliğinde. Yüz binlerce kişi, ekonomik ve siyasi iflasına, 30 yılı aşkın süredir yatırım yaptığı eksenin çöküşüne rağmen mevcut rejimi desteklemek için yürüyüş düzenledi.

Başkan Donald Trump'ın İran ile ticaret yapan ülkelere uygulanan gümrük vergilerinde yüzde 25'lik bir artış açıklamasının ardından, Alman Şansölyesi Friedrich Merz bir adım daha ileri giderek Tahran rejiminin sona yaklaştığını ve “İran liderliğinin son günlerini yaşadığını” söyledi. Merz’in bu açıklaması, güvenlik güçlerinin göstericileri bastırmak için artan güç kullanımını protesto etmek amacıyla Batı başkentlerindeki İran büyükelçilerinin çağrılması dalgasının ortasında geldi. Bu arada, İsrail'de sadece tehdit dili, askeri planlama ve gelecekteki İsrail hava saldırıları operasyonları için hedef seçimi duyuluyor.

İki önemli gözlem var; birincisi, mevcut protestoların, önceki birçok gösteri ve huzursuzluğa kıyasla belirleyici özelliği, kronik ekonomik başarısızlığın ve bunun üstesinden gelememenin, “direniş ekseni” olarak bilinen emperyal projenin çöküşüyle ​​birleşmesidir. Bu eksenin temel işlevi, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen'de görüldüğü gibi, sınırları etrafında tampon bölgeler oluşturarak İran'ı dış tehditlerden korumaktı. Bu bölgeler, 1980-1988 yılları arasında Irak ile yaşanan çatışmada olduğu gibi, İran topraklarında herhangi bir savaşın yaşanmasını önlemek ve İran'ın düşmanlarını nispeten uzak bölgelerde oyalamak için bir kalkan görevi görüyordu.

Bu bağlamda, İran para biriminin rekor seviyelerdeki düşünün ortaya çıkardığı ekonomik çöküşün, rejimin doğası, sosyo-ekonomik politikaları, üretim yöntemleri, kamu malının eşitsiz dağılımı ve yolsuzluk düzeyiyle ilgili yapısal sorunlardan mı kaynaklandığı, yoksa on yıllarca süren ve yabancı yatırımları engelleyen, ülkenin izolasyonunu daha da artıran ağır yaptırımlar ve ambargoların bir sonucu mu olduğu fark etmiyor. Şimdi ön plana çıkan şey, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır.

Tahran'daki yetkililer, İran'a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek beklemiyorlar

İkinci gözlem ise, ABD ve İsrail'in, mevcut protestoları 1979'da iktidara gelen rejimin sonu haline getirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarıdır. Batılı müttefikleriyle birlikte, nihai çöküş ister iç baskıdaki artıştan ister bir dış faktörden kaynaklansın, Tahran'daki rejimi devirmek için her türlü çabayı gösterecek ve mevcut tüm güvenlik, ekonomik ve askeri araçları kullanacaklardır. Geçen yıl haziran ayındaki İsrail saldırıları sırasında ortaya çıkan, İran ordusunun ve Devrim Muhafızlarının üst düzey komutanlarının çoğunun ölümüne ve hatta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın hayatının tehlikeye girmesine yol açan İran’ın korkunç istihbarat ve askeri açığı sonrasında, Venezuela modelinin İran'da da uygulanması oldukça cazip bir seçenek gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ıın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son Şah Muhammed Rıza'nın oğlu Rıza Pehlevi'ye alternatif bir otorite kurma konusunda aşırı güven duyulması, muhtemelen 2009'daki “Yeşil Hareket”in arkasındaki iç muhalif figürlerin, yaşanan olaylar hakkında net bir tavır almadıkları bir dönemde alternatif bir seçenek sunma ihtiyacından kaynaklanıyor. İç muhalefetin net bir tavır almamasının arkasında ise devirmeyi hedefledikleri rejimle olan bağlantıları yatıyor. Dolayısıyla bu noktada, İranlıların çoğunluğunun mevcut rejimi ne pahasına olursa olsun devirmeye mi meyilli olduğu, yoksa 2022'de başörtüsü ve bireysel özgürlüklere getirilen kısıtlamalar sebebiyle patlak veren “Kadın, Özgürlük, Yaşam” gösterilerinden sonra olduğu gibi, şartlı uzlaşmalara varmayı ve tavizler koparmayı mı desteklediği konusunda önemli sorular beliriyor.

Şüphesiz ki, Tahran'daki yetkililer, İran’a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed'e ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek veya arka çıkma beklemiyorlar.

Trump'ın İran ile ticaret yapanlara gümrük tarifesi uygulama hamlesi ve protestocuların mevcut ivmede öldürülmeye devam edilmesi halinde Tahran'a saldırmak için “çok güçlü planlar” geliştirmeye yönelmesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Dini Lider Ali Hamaney ve rejimini devirmek için mevcut fırsatı kaçırmak istemediğini gösteriyor. Ancak bu, hem modern dünyada hem de antik dünyada muazzam öneme sahip jeostratejik bir kavşakta yer alan, 1,6 milyon kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip ve nüfusu 90 milyondan fazla olan İran için makul bir resim çizmek için yeterli değil.