​Özellikleri ve sloganlarıyla İran protestoları

Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)
Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)
TT

​Özellikleri ve sloganlarıyla İran protestoları

Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)
Cumartesi günü ateşe verilen bir bankanın önündeki İranlı protestocular (Sosyal Medya)

İran’daki mevcut protestolar, 2017 yılındakilerden daha hızlı bir şekilde şiddete yöneldi. Öfkeli protestolar, kendilerini birden güvenlik güçlerinin mermileriyle burun buruna gelmiş halde buldu. Ülkedeki kötü yaşam koşullarını ve ekonomik vaziyeti ifade eden protestolardaki sloganlar da aynı hızla Velayet-i Fakih’in İran’dan kovulmasını ve rejimin başındakilerin ölümünü talep eder hale geldi.
İran hükümeti tarafından Perşembe günü yapılan açıklamada, araç başına aylık 60 litreye kadar sübvanse edilen benzin fiyatlarında yüzde 50, sonrasında alınacak her litre için ise yüzde 300’lük artış yapıldığı bildirilmişti.
Ahvaz şehrindeki köy ve kasabalarda patlak veren protestolar, Cumartesi günü ise başkent Tahran'ın çeşitli bölgelerine sıçramıştı. Yetkililer ise protestoların ikinci gününden itibaren ilk olarak Ahvaz’daki interneti kesmişti.
Yer yer yağmalama eylemlerine tanık olan Tahran’da bazı yolları kapatan protestocular, İsfahan, Şiraz, Tebriz, Meşhed, Zencan, Kürdistan, Gilan ve Mazenderan şehir ve eyaletlerine de sıçradı. Nihayet, ülkenin yüzde 70’inden fazlası protestolardan nasibini aldı.
Protestolardaki çeşitli sloganlar
Sosyal ağlarda yayılan görüntülere göre, protestolar ilk günlerde sakin ve barışçıl bir tablo çizmişti. İkinci gün ise “Benzin pahalanıyor; fakir ise daha da fakirleşiyor”, “Petrol paraları Filistin’e harcandı”, “Ne Gazze ne de Lübnan, canım sana feda olsun İran”, “Suriye’deki İranlıların günahı ne?”, “Ne benzinimiz var ne paramız, Filistin’de işimiz ne?” gibi sloganlar, protestocuların pankartlarında ve dillerindeydi. Ancak 2009 ve 2017’deki gibi protestocuları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullanıldığında ve korkmalarını sağlamak için özel kuvvetler motosikletleriyle sokaklara indiğinde sloganların dili keskinleşti ve politize oldu.
2017’deki protestolardaki gibi bu eylemlerde de ekonomi, yolsuzluk ve fiyatların yüksekliği gündemdeydi. Bu bağlamda; “İslam Cumhuriyeti istemiyoruz”, “Rezil liderden utanıyoruz”, “Diktatöre ölüm”, “Ey diktatör, ülkeyi bırak git”, “Hamaney’e ölüm” sloganları atan protestocular, ülkenin başındakileri “alçaklar” olarak niteleyip benzin zammının kaldırılmasını talep etti. 
Diğer sloganlar ise İranlılar arasındaki birlikteliği ve bağı vurguladı. Şiraz, Tahran ve İsfahan’da yankılanan bazı sloganlarda ise eski İran rejimi kurucusu Şah Rıza Pehlevi’ye övgüler yağdırıldı ve onun rejimine dönülmesi talep edildi.
İran Hükümeti, Cumartesi günü sokağı sakinleştirmeyi başaramadı. İlk başta benzin zammı kararının yargı ve parlamentoda oy birliği ile alındığını açıkladı; ardından 60 milyon İranlının bu zamdan faydalanacağı sözünü verdi. Aynı zamanda dünyadaki en ucuz benzin ve akaryakıt fiyatlarının İran'da olduğu mesajı verildi. Ancak ülkedeki yükselen fiyatlara bakıldığında benzin fiyatlarındaki zamla ürün ve hizmet fiyatları arasında doğru orantı olduğu dikkat çekti.
Eylemcilerin özellikleri
Güvenlik güçleri, protestoların üçüncü gününde vatandaşlara karşı orantısız güç kullanımına başvururken İran Devrim Rehberi Ali Hamaney ise protestolarla ilgili ilk açıklamasını yaptı. Zam kararını desteklediğini açıklayan Hamaney, aynı zamanda protestoculara ‘düşman’ benzetmesi yaptı. Hükümetin aldığı ani kararın ardından halkın endişelenmesini anlamasına rağmen bankaları yakmanın halkın değil, ancak düşmanın işi olabileceğini ifade etti.
Hamaney, 2017’deki protestolarda olduğu gibi suçu hemen ABD’ye ya da bölgesel taraflara atmayıp ilk başta yabancı medyayı eleştirerek onları ‘kötülüğün merkezi’ olarak niteledi. Ardından protestolara destek çıktıkları için eski İran Şahı’nın ailesine ve Halkın Mücahitleri Örgütü’ne taş attı.
İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani ise protestocuların ‘küçük bir grup’ tarafından yapıldığını iddia etti. Aynı zamanda arabaların kontaklarını kapatarak yolları tıkayan protestocuları tehdit ederek şunları söyledi: “Otomobiller kişisel kullanım içindir, yolları kapatmak için değil. Neyse ki bu tür davranışlarda bulunanları, arabalarını ve plakalarını tespit etmeye yetecek kadar kameramız var.”
İran Başyargıcı İbrahim Reisi ise kararın daha önceden haber verilmeden aniden uygulanmasını eleştirdi ve bunun ‘şeffaflığa’ delalet olduğuna değindi.
ISNA’nın haberine göre, Tahran Valisi Enuşirevan Muhsini Bendpey, Pazartesi günü yaptığı açıklamada bazılarının protesto bahanesiyle kamu mallarına zarar verdiğini, protestoların ilk gününde hükümet karşıtı sloganlar atarken ikinci gününde rejim karşıtı sloganlar atmaya başladıklarını belirtti. Bendpey, bu kişilerin yurtdışından emir alan güvenlik ihlalcileri olduğunu ifade etti.  
Tahran Valisi Bendpey, sorunun Tahran’da ve doğu ve güneydoğu eyaletlerinde değil, yerli olmayan insanların yaşadığı batı şehirlerinde olduğunu, ancak bu durumun kontrol altına alındığını açıkladı.
Öte yandan, Tahran Üniversitesi önündeki İnkılap Caddesi’nde yapılan protestolarda çok sayıda öğrencinin tutuklandığı bildirildi.
İranlı üst düzey yetkililer ise benzin zammına karşı sokağa çıkan protestocuları betimlerken “zorbalar”, “düşmanlar”, “muhalifler”, “fırsatçılar”, “reziller”, “alçaklar”, “ABD’nin uşakları”, “devrim karşıtları”, “anarşistler”,  gibi çeşitli sıfatlar kullandı.
Protestolar sırasında tutuklananlar ise kaos yaratma, masum insanları öldürme, dini kitapları yakma, kamu mallarına zarar verme ve kamusal düzeni bozma gibi suçlamalarla karşı karşıya geldi.
Devrim Muhafızları’nın protestolara bakışı
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen Cevan gazetesi, başyazısını ülkedeki protestoların özelliklerine ayırdı. İranlı yetkililerden protestolar için yer tahsis edilmesini talep eden gazete, aynı zamanda ekonomik sıkıntılar sebebiyle gösteri yapanlarla siyasi protestolar arasında ayrım yapılmasını istedi. 2017 protestolarından bu yana birçok İranlı yetkili de aynı şeyi talep etmişti. Hükümetin ani kararını eleştiren ve özür dilemesini isteyen gazete, protestoların bazı özelliklerine değindi;
- Protestolardaki hasar ve insani kayıpların boyutlarına değinen gazete, daha önce görülmemiş bir şiddetin hâkim olduğunu, aynı zamanda hasar ve protesto boyutlarının doğru orantılı olmadığını ifade etti. Gazetenin açıklamaları, yetkililerin protestolardaki kayıplara dair kapsamlı bir veri yayınlamaktan kaçındıkları bir vakitte geldi. Protestolarda 106 ölümün kaydedildiğini belirten Uluslararası Af Örgütü, bu rakamın belki de 200’den fazla olabileceğini bildirdi.
-Yetkililerin Şiraz, İsfahan ve Kerec’de vatandaşlara karşı göz yaşartıcı gaz kullandığı kaydedildi. Aynı zamanda internetin kesilmesiyle ciddi bir kopukluk yaşandı.  
-Protestocuların attığı sloganlar, ekonomik vaziyetten, hükümetten ve İranlıların yaşamları üzerindeki bölgesel etkiden duyulan rahatsızlığı ve yetkililerin kulağına gitmesi gereken talepleri ifade etti.
-Gazete, protestocuların hedefinde askeri ve güvenlik merkezleri, karakollar, Devrim Muhafızları ve Besic karargahlarının olduğunu itiraf etti.
- Devrim Muhafızları ve Hameney’in temsilcileri gibi, gazete de protestocuları eğitim almakla suçladı. Bununla birlikte yağmalama, dükkanların kilitlerini kırma, bankaları ateşe verme ve polisin enerjisini tüketmek için vur kaç metodunu uygulamakla suçladı.
- Anarşistlerin ise slogansız ve talepsiz bir şekilde sabotaj eylemleri yaptıklarını ve küçük gruplar halinde hareket ettiklerini ifade eden gazete, ateşli silahlarla güvenlik güçleri arasındaki zayiatlara da dikkat çekti.
- Komşu devletlere ait vatandaşların da protestolar kapsamında tutuklandığını belirten gazete, bu devletlerin isimlerine değinmedi. ‘Ayrılıkçı ve silahlı bir partinin’ de yolları kapatmakta parmağının olduğuna da işaret etti.
- Halkın Mücahitleri Örgütü ve rejimin değiştirilmesini talep edenlerin de protestolarda rolü olduğunu öne süren gazete, iki grubun da şiddete başvurduğunu açıkladı.
-Gazete, kadınların da protestolara katıldığını ve Besic’in kadın merkezlerine saldırıp gençleri kışkırttığını ifade etti.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe