Türkiye-Libya mutabakatlarına Tobruk hükümeti ve Mısır tepkili

Türkiye Cumhurbaşkanı, geçen çarşamba gecesi İstanbul’daki cumhurbaşkanlığı sarayında Fayiz es-Serrac ile bir araya geldi (AFP)
Türkiye Cumhurbaşkanı, geçen çarşamba gecesi İstanbul’daki cumhurbaşkanlığı sarayında Fayiz es-Serrac ile bir araya geldi (AFP)
TT

Türkiye-Libya mutabakatlarına Tobruk hükümeti ve Mısır tepkili

Türkiye Cumhurbaşkanı, geçen çarşamba gecesi İstanbul’daki cumhurbaşkanlığı sarayında Fayiz es-Serrac ile bir araya geldi (AFP)
Türkiye Cumhurbaşkanı, geçen çarşamba gecesi İstanbul’daki cumhurbaşkanlığı sarayında Fayiz es-Serrac ile bir araya geldi (AFP)

Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) karşısındaki yenilgisini telafi etmek amacıyla Türkiye ile askeri ve güvenlik anlaşması imzaladı. Mutabakatlara Libya'dan ilk tepki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi (TM) Hükümeti'nden gelirken uluslararası ilk eleştiri de Mısır'dan geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'daki Dolmabahçe Ofisi'nde UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac ve beraberindeki heyetle çalışma yemeğinde bir araya geldi.
Görüşmede Türkiye ve Libya arasında “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Anlaşması” ve “Deniz Yetkilerinin Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat"ı imzalandı.
Mutabakatlar kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Libya'da konuşlanabilecek.
Erdoğan, ülkesinin UMH'ye verdiği desteği yineledi ve Libya’nın içişlerine dış müdahale iddialarını kabul etmediğini vurguladı.
Güvenlik ve askeri yetkililerin de kendisine eşlik ettiği Fayiz es-Serrac, kendisine bağlı güçlerin “düşmanca faaliyetleri hezimete uğratabileceğini” söylerken, UMH güçlerinin devleti savunduğuna dikkati çekti.
Öte yandan UMH İçişleri Bakanı Fethi Baş Agha, 28 Kasım’da bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, imzalanan anlaşmaların, LUO güçleri karşısında kendi kuvvetlerini güçlendireceğini, hükümetine istikrar ve güvenliği sağlamada katkı sağlayacağını vurguladı.
Mutabakat ve Doğu Akdeniz ihtilafı
Doğu Akdeniz’deki enerji yataklarının kullanımı hususundaki anlaşmazlığı daha da karmaşık hale getirecek deniz anlaşması hakkında ise ayrıntıya yer verilmedi.
Türkiye’nin yürüttüğü sondaj faaliyetleri, (Güney) Kıbrıs, Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin (AB) tepkisine yol açmıştı. Ancak UMH Dışişleri Bakanı Muhammed Seyyale, anlaşmanın, Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması için Türk tarafıyla yapılan uzun görüşmeler sonucunda imzalandığına dikkati çekti. Seyyale, anlaşmanın, 1981 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesi ışığında tarafların ekonomik bölgelerdeki meşru haklarının korunmasıyla ilgili olduğunu söyledi.
Tobruk Hükümeti: Mutabakatlar Osmanlı hayalinin parçası
Öte yandan Libya’nın doğusunu yöneten Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi (TM) Hükümeti, geçen çarşamba günü yayınladığı bildiride, Serrac’ın TSK ile ortak bir savunma anlaşması imzaladığına dikkati çekerken, bu durumun “LUO kuvvetlerinin terörizmi başkent Trablus’tan kazıma ve silahlı milisleri kovma çabalarını baltalamayı amaçladığını” vurguladı.
TM, yasalar ve Libya mahkemelerinin hükümleri uyarınca bu anlaşmaların bir hükmü olmadığını ve bu tür yasadışı anlaşmaları hiçbir şekilde kabul etmediklerini belirtti. Abdullah es-Sini başkanlığındaki TM Hükümeti, "Mutabakatların, yalnızca Erdoğan’ın arzularını gerçekleştirmeyi ve Libya’ya ayak basarak ikinci bir Osmanlı İmparatorluğu kurma hayalini gerçekleştirmesine yardım etmeyi amaçladığını" ileri sürdü.
Öte yandan TM Dış İlişkiler Komitesi de UMH'yi, Türkiye ile ittifak sağlayarak “ihanete kalkışmakla” suçladı. Komite, yayınladığı bildiride, “Türkiye, Libya’nın hava ve kara sahalarını kullanabilecek, bölgesel sulara izinsiz girebilecek ve Libya’da askeri üsler inşa edebilecek” ifadelerini kullandı. Anlaşmayı, gerçek bir tehdit olarak nitelendiren Komite, “Libya’nın güvenliği ve egemenliğini somut şekilde ihlal ediliyor. Anlaşma, yalnızca Libya ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit değil, aynı zamanda Arap ulusal güvenliği ve genel olarak Akdeniz’in barış ve güvenliği için de bir tehdit oluşturuyor” açıklamasında bulundu.
Diğer taraftan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ülkesinin Libya ile görüşmede bulunduğunu ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılması hususunda uluslararası açıdan kabul görmüş UMH ile anlaşma imzaladığını açıkladı. Çavuşoğlu, Ankara’nın, Kıbrıs hariç Akdeniz’deki tüm deniz yetki alanları hususunda tüm devletlerle görüşme yapabileceğinin de altını çizdi.
Çavuşoğlu, 28 Kasım’da Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani ile Ankara’da düzenlediği ortak basın toplantısında, eski Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin 2013 yılında devrilmesi sonrasında ilişkileri bozulan Mısır’a atıfla, “Şu anda bazı ülkelerle bilinen sebeplerden dolayı şimdi yapılması mümkün gözükmese de ileride bunlar da mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.
Erdoğan: Libya'da siyasi süreci destekliyoruz
Çavuşoğlu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de olsun Ege’de olsun her zaman uluslararası hukuktan kaynaklanan kendi haklarını koruyup, buraların zenginliklerinin de hakça paylaşılması taraftarı olduğunu söyleyerek, “Bu aynı zamanda Kıbrıs çevresindeki rezervler için de geçerli. Bizim kıta sahanlığımızın dışındaki alanlarda da Kıbrıs’ta Rum (Güney Kıbrıs) tarafı ile Türk (Kuzey Kıbrıs) tarafı arasında buradaki zenginliklerin hakça paylaşılmasının sağlanmasını her zaman savunuyoruz” dedi.
TSK Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı da ülkesine, kısa süre önce deniz yetki alanlarını sınırlandırmak için Libya ile bir anlaşma imzalama faaliyetlerini hızlandırma çağrısında bulunmuştu. Yaycı, Libya’daki mevcut koşulların, deniz sınırlarını belirlemek için daha önce bir anlaşma imzalamış olan Yunanistan, (Güney) Kıbrıs ve Mısır’a karşı kalkan görevi görecek bu tür bir anlaşmanın imzalanması için en uygun zemini teşkil ettiğine dikkati çekmişti. Erdoğan da ülkesinin Libya'nın içişlerine müdahale ettiği iddialarını yalanlayarak, Libya krizinin çözümünün askeri olmayacağını vurguladı. Türkiye Cumhurbaşkanı, BM temsilcisinin siyasi sürece geri dönme çabalarının da desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Serrac ile görüşme sonrasında Erdoğan, Trablus’a yönelik saldırılar karşısında ülkesinin, UMH’ye verdiği desteği yineledi. Serrac ise, UMH’ye verdiği destek dolayısıyla Türkiye’ye teşekkürlerini dile getirdi.
İlk uluslararası tepki Mısır'dan
Türkiye ve Libya arasında imzalanan mutabakata karşı ilk tepki ise Mısır’dan geldi. Mısır, güvenlik işbirliğini ve deniz alanları hususundaki anlaşmaları kınarken, bu tür anlaşmaların yasal bir etkisinin olmadığına dikkat çekti.
Mısır Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı bir bildiride, şu anda Libya’daki bölgelerde ciddi bir dengesizlik yaşandığını söyleyerek, “Başkanlık Konseyi Başkanının rolü, konsey çalışmalarının yürütülmesiyle sınırlıdır. Başka bir ülkeyle yasal merkezler kurma çabası Suheyrat Anlaşması’nın açık ihlalidir” dedi.
Mısır ayrıca, anlaşmanın, yasadışı olduğunu, dolayısıyla bağlayıcı olmadığını ve üçüncü tarafların çıkar ve haklarının etkilemediğini söyledi. Mısır, anlaşmanın, Akdeniz’in kıyı şeridindeki ülkelerin hakları üzerinde herhangi bir etkisi olmadığına da dikkat çekti. 



Lübnan ve İsrail doğrudan müzakerelere yaklaştı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)
TT

Lübnan ve İsrail doğrudan müzakerelere yaklaştı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Lübnan ve İsrail dün ateşkes sağlamak amacıyla ilk tur doğrudan müzakerelerini gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaştı, ancak düzenlemeler henüz kesinleşmedi. Lübnan bakanlık kaynakları Şarku’l Avsat'a, bir toplantı yapılması konusunda anlaşmaya varıldığını ancak tarih ve yerin henüz belirlenmediğini, Kıbrıs ve Fransa'nın görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif ettiğini söyledi. Kaynaklar ayrıca, Lübnan müzakere heyetinde Şii temsilci bulunmadığı göz önüne alındığında, Meclis Başkanı Nrbih Berri'nin toplantıya Şii bir temsilci göndermeyi kabul edip etmeyeceğinin de belirsiz olduğunu ifade etti.

Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, müzakereler ve Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın girişimiyle ilgili olumlu bir yanıtın iki temel koşulun yerine getirilmesine bağlı olduğunu belirtti: "Birincisi, ateşkes, ikincisi yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü" diyerek daha fazla ayrıntıya girmenin "erken" olduğunu belirterek kaçındı.

Bu arada, BM Genel Sekreteri António Guterres dün Beyrut'ta yaptığı açıklamada, Hizbullah ile İsrail arasındaki Lübnan savaşını sona erdirmek için "diplomatik kanalların" mevcut olduğunu söylerken, aynı zamanda uluslararası toplumu Lübnan devletini destekleme çabalarını ikiye katlamaya çağırdı.


Irak'taki "İslami Direniş" ülke ve bölgede 27 operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu

Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)
Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)
TT

Irak'taki "İslami Direniş" ülke ve bölgede 27 operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu

Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)
Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)

Irak İslam Direnişi dün yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde 27 insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

Direniş güçleri yaptıkları açıklamada, Irak ve bölgedeki düşman üslerini hedef alan onlarca ve füzeyle operasyonlar gerçekleştirdiklerini duyurdu.


İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
TT

İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025

Amr İmam

Mısır, şu ana kadar ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa askeri olarak sürüklenmekten kaçındı. Bununla birlikte, bölgedeki en kalabalık Arap ülkesi, savaşın başlangıcından beri sanki doğrudan dahilmiş gibi savaşın seyrini takip etti. Kahire'nin bu teyakkuz hali içinde olmasının geçerli nedenleri var; karmaşık bir güvenlik endişeleri ağı, stratejik hesaplar ve ekonomik kaygılar.

Savaşın ekonomik etkisi anında hissedildi ve belki de acı verici olacak. Mısır'ın günlük yaklaşık 6,2 milyar metreküp doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini oluşturan İsrail doğalgaz tedarikinin askıya alınmasından, yüz milyonlarca dolarlık yabancı varlığın ülkeden çıkışına kadar, Mısır, bu çatışmanın doğrudan bir sonucu olarak önümüzdeki günlerde sert ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)

Bu gelişmeler Mısır para birimi üzerinde baskı oluşturuyor, emtia fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltiyor ve uzun süredir halkın dayanılmaz yaşam maliyetiyle boğuştuğu bir ülkede siyasi veya güvenlik sonuçları riskini artırıyor. Ancak, savaşla ilgili stratejik ve güvenlik endişeleri ne kadar yıkıcı olursa olsun, bu acil ekonomik etkilerden daha önemli olmaya devam ediyor.

Güvercinler arasında bir kedi

Lübnan Hizbullahı, kuzey İsrail'e füze, insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenleyerek savaşa fiilen dahil oldu ve İran destekli bir vekilin tekrar savaşa girmesi konusunda yeni bir emsal oluşturdu. Diğer İran destekli vekillerin, özellikle Yemen'deki Husi grubunun da dahil olması, bu İran destekli milis grubunun Babül Mendeb Boğazı'nı kapatmaya veya Kızıldeniz'deki uluslararası gemi trafiğine yönelik saldırılarına yeniden başlamaya karar vermesi durumunda, Mısır'ın güvenlik ortamını daha da kompleks hale getirebilir.

Böyle bir gelişme, Mısır'ın hayati ekonomik damarı ve en önemli uluslararası ticaret yollarından biri olan Süveyş Kanalı'nı işlevsiz hale getirebilir. Burada, ekonomik çıkarlar siyasi, güvenlik ve jeopolitik hususlarla kesin bir şekilde kesişiyor. Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan en kısa rota olan ve normal şartlar altında yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila 15'inin geçtiği bir deniz koridoru olan Süveyş Kanalı, Mısır'ın uluslararası sahnedeki stratejik ağırlığının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ne var ki son yıllarda, Yemen'deki karışıklık nedeniyle Süveyş Kanal’ı ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Halen Sudan’ın güney Kızıldeniz kıyılarına da sıçrama potansiyeli taşıyan ülkedeki savaşı, bu tehditleri daha da büyüttü.

Buna ek olarak, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin bağımsızlığının yaygın olarak tanınması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabaları da söz konusu. Bu iki sorun bir araya gelirse, İsrail de dahil olmak üzere düşman güçlerin Kızıldeniz'in güney girişine yaklaştığının habercisi olacak ve Mısır'ın ekonomik ve askeri olarak boğulması olasılığını artıracaktır.

Babül Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır

Mısır'ın, Somaliland'ın olası ayrılığı ve Kahire'nin Afrika Boynuzu'ndaki tarihi rakibi Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme hırsları karşısında Somali'ye tam destek vermesinin açıklaması bu olabilir. Babül-Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır.

Kesişme noktası

Mısır, 1979'da İran'da İslam Devrimi'nin patlak vermesinden bu yana İran ile şiddetli bir düşmanlık içinde olmuştur. Bu kopma, ideolojik farklılıklar, farklı politikalar, bölgesel çıkarlar ve bölgedeki çatışan ittifak ağları üzerine kuruldu. Çoğu Arap başkenti gibi Kahire de İran'ın devrim ilkelerini ihraç etme girişimlerini doğrudan bir tehdit olarak gördü. Ardından Tahran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikaları, Şii milis gruplar kurarak ve destekleyerek Arap devletleri üzerinde kontrol kurma arzusu, Tahran ile Kahire arasındaki uçurumu on yıllar boyunca daha da genişletti.

​​​​​​​Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)

Bununla birlikte, İran, Mısır'ın gözünde, başka bir düşmanla meşgul olan uzak tehdit olarak kaldı, o düşman da İsrail. Mısır ve İsrail, İran'daki İslam Devrimi'nin patlak vermesinden sadece bir ay sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O zamandan beri Kahire ve Tel Aviv, soğuk da olsa bir barış içinde yaşamayı sürdürdü ve Mısırlılar bu barışın geçici bir ateşkesten başka bir şey olmadığı kanaatindeler.

Yıllar içindeki gelişmeler de bu kanaati doğruladı. Birbirini takip eden İsrailli liderlerin sözde “Büyük İsrail” vizyonuna olan bağlılığı, “barış antlaşmasını” daha ziyade geçici bir askıya alma anlaşmasına benzetiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ağustos 2025'te bu vizyona bağlılığını yineledi ve bu açıklama Mısırlıları şaşırtmadı.

Dahası, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in komşu ülkelerdeki topraklarda “Tevrat’a dayalı hakkı” olduğu konusundaki son açıklamalarına bazı İsrailli muhalif figürlerin verdiği yanıtlar, bu bağlılığın Netanyahu ve mevcut İsrail hükümetinde kilit pozisyonlarda bulunan yerleşim destekçileriyle sınırlı olmadığını teyit etti.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Mısır'ın bakış açısına göre, İsrail'in İran'ı bir tehdit olarak görmesi, Tel Aviv'in herhangi bir hata yapması durumunda İsrail ile çatışma anını erteleyen bir faktördü. Nitekim Tel Aviv, son iki yılda Gazze Şeridi'ni boşaltmak ve sakinlerini başka yerlere yerleştirmek için her yolu deneyerek, bu hatayı birkaç kez neredeyse yapacaktı. İsrail’in bu planlarına yaklaşık 2 milyon Gazzeliyi Mısır sınırına doğru itmek ve onları Mısır’ın Gazze ve İsrail ile sınır toprağı Sina'ya transfer etmek de dahildi.

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğratılması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi

Bölgede yeni bir zorba

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğraması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın, İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi.

Bu, İsrail'e sınırsız güç kazandıracak ve onu, benzeri görülmemiş bir parçalanma yaşayan, ulusal ordularının tükendiği bir bölgede yeni bir zorbaya dönüştürecektir. Ancak o zaman bu yeni zorba, geride kalan ağırlık sahibi ülkeleri de etkisiz hale getirme arayışına girecektir. Belki de bu yüzden Mısır, savaşın patlak vermesini önlemek için savaştan önceki haftalar ve aylar boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Hem Haziran 2025’teki savaştan önce hem de mevcut savaştan önce bunu yaptı. Ancak bu, Kahire'nin hesaplarının kısa görüşlü veya sadece kendi çıkarlarıyla sınırlı olduğu anlamına gelmiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hesaplar aynı zamanda Mısır'ın çevresinde sükuneti koruma arzusuyla da bağlantılı. Mevcut savaşın patlak vermesinden önce, Mısırlı yetkililer, Amerikan-İsrail saldırılarının İran üzerindeki etkilerinin “İslam Cumhuriyeti” ile sınırlı kalmayacağının, özellikle de Tahran'ın savaş ateşini yaymak ve herkesi etkilemesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağının farkında olarak, savaşın tüm bölgeye yayılacak tehlikelere kapı açacağı konusunda defalarca uyarıda bulundular.

Geçmiş yılların deneyimi Kahire'ye Tahran'ın yalnız veya sessizce acı çekmek istemediğini öğretti. Nitekim aynı yıllar içinde İran, kendisine uygulanan yaptırım sistemi altında uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla, bölgedeki vekillerini kullanarak Mısır da dahil olmak üzere diğer ülkelere zarar verdi.

Son iki yıldır Kahire, Tahran'ı bu baskının bir kısmını hafifletmeye ikna etmeye çalışarak bir kapsama politikası izliyor. Bu kapsamda attığı adımlardan biri de Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmasını talep etmek oldu; bu saldırılar küresel nakliye rotalarının Süveyş Kanalı'nı dışlamasına ve Mısır'ın milyarlarca dolar gelir kaybı yaşamasına neden olmuştu. Ancak İran, bu taleplere sürekli olarak Husilerin operasyonel özerkliğe sahip olduğu ve üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yanıtını veriyordu.

Şimdi, mevcut çatışmada İran'ın yenilgisi, Husiler gibi bölgesel vekil güçleri destekleyen yaşam hattını koparabilir. Ayrıca, yeni ve belki de daha saldırgan güçlerin ortaya çıkmasına ve kalan rakiplerini ortadan kaldırarak hegemonyasını kurmaya çalışmasına olanak tanıyan bir güç boşluğu yaratabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.