Kral Selman, Suudi Arabistan’ın 272 milyar doları aşan 2020 bütçesini açıkladı

Kral Selman bin Abdulaziz dün Riyad’da 2020 bütçesini duyurduğu Bakanlar Kurulu özel oturumuna başkanlık ederken (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz dün Riyad’da 2020 bütçesini duyurduğu Bakanlar Kurulu özel oturumuna başkanlık ederken (SPA)
TT

Kral Selman, Suudi Arabistan’ın 272 milyar doları aşan 2020 bütçesini açıkladı

Kral Selman bin Abdulaziz dün Riyad’da 2020 bütçesini duyurduğu Bakanlar Kurulu özel oturumuna başkanlık ederken (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz dün Riyad’da 2020 bütçesini duyurduğu Bakanlar Kurulu özel oturumuna başkanlık ederken (SPA)

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, dün ülkesinin 2020 mali yılı genel bütçesini açıkladı. Bütçenin Suudi Arabistan’daki gelişim sürecini güçlendirdiğini vurgulayan Kral Selman bin Abdulaziz, bütçenin ekonomik ve mali büyümenin yanı sıra istikrarı desteklemeyi hedeflediğini söyledi. Bütçenin miktarının 272 milyar dolar olduğuna dikkati çeken Kral Selman, bu büyük miktarın, ‘Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’ hedeflerine ulaşılması arzusunu vurguladığının altını çizdi.
Riyad'daki Yemame Sarayı’nda gerçekleşen Bakanlar Kurulu özel oturumuna başkanlık eden Kral Selman, burada yaptığı açıklamada, bütçenin hükümetin vatandaşlar için temel imkanlar ve hizmetler geliştirme, sosyal koruma programlarını güçlendirme, devlet hizmetlerini artırma, yaşam kalitesini yükseltme ve konut planlarını destekleme politikasının bir devamı olduğunu söyledi.
Kral Selman, Saudi Aramco'nun Kamu Yatırım Fonu (PIF) tarafından hesaplanan yatırım gelirleri, mevcut kaynakların en iyi şekilde kullanımı ve özel sektörün güçlendirilmesinin yanı sıra büyüme ve gelişme oranlarının arttırılması için devlet harcamalarındaki şeffaflık ve verimlilik seviyesinin yükseltilmesi dahil olmak üzere Suudi Arabistan’ın ekonomik reformları uygulamaya ve gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye devam etme kararlılığını vurguladı.
İlgili makamlara 2020 yılı sonuna kadar yüksek standartlı yaşam maliyeti ödeneğini bir yıl daha uzatma talimatı verdiğini belirten Kral Selman, aynı şekilde tüm bakanlara ve yetkililere, bütçedeki kalkınma ve sosyal program ve projelerin uygulanması için aktif olmaları direktifleri verdi.
Kral Selman bütçe konuşmasında, “Başta Suudi vatandaşlarına hizmet olmak üzere tüm hedeflerimize ulaşmak için Allah’ın yardımıyla, bütün kaynaklarımız ve enerjimizle çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri Prens Abdurrahman bin Muhammed bin Ayyaf’ın bütçe kararnamesini okumasının ardından bütçe özel kraliyet kararnamesi imzalaması için Kral Selman bin Abdulaziz’e sunuldu. Kararnamede harcamaların, devletin genel bütçesine ve talimatlara uygun olarak yapılması, bütçenin tahsis edildiği yerler dışında hiçbir şekilde kullanılmaması ya da  bütçeden bütçe dışı bir ödenek verilmemesi gerektiği vurgulandı. Kararnamede ayrıca Maliye Bakanı’nın bütçe açığını genel rezervlerden çekmeye, borç almaya veya finanse etmeye yetkili olduğu vurgulandı.
Kraliyet kararnamesi ayrıca yetkili denetim kurumlarının kraliyet kararnameleri, yönetmelikler, düzenlemeler, kararlar ve devlet genel bütçesinin uygulanması ile ilgili verilen talimatların uygulanıp uygulanmadığını takip etmelerini de öngörüyor.
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Enformasyon Bakanı Turki eş-Şebane Suudi Arabistan medyasına yaptığı açıklamada, Maliye Bakanı Muhammed Abdullah el-Cedan’ın devlet genel bütçesiyle ilgili kısa bir sunum yaptığını, 2019 mali yıl finansal sonuçlarının değerlendirilmesi sırasında yeni 2020 mali yılı için sunulan genel bütçenin temel özelliklerini de gözden geçirdiğini söyledi.
Enformasyon Bakanı Şebane’nin açıklamalarına göre onaylanan genel bütçenin 272 milyar dolar olduğunu vurgulayan Bakan Cedan, gelirlerin 222 milyar dolar olarak hesaplandığını, bütçe açığının ise gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 6,4’üne eşit olan 50 milyar dolar olarak tahmin edildiğini kaydetti. Cedan, 2019 yılında gerçekleşen harcamaların yaklaşık 279,4 milyar dolar, toplam gelirin 244,5 milyar dolar, bütçe açığının ise GSYİH'nın yüzde 4,7’sine denk gelen 35 milyar dolar olmasının beklendiğini vurguladı.
Bakan Cedan, bütçenin 2030 Vizyonu çerçevesinde hükümetin büyük harcama planlarını, büyük projelerini, vizyonu gerçekleştirme programlarını, altyapı geliştirme çalışmalarını ve sosyal koruma ağı programlarını uygulamaya devam etme ve vatandaşlara sunulan hizmetleri geliştirme arzunun bir göstergesi olduğunun altını çizdi.
Öte yandan Suudi Arabistan 2020 bütçesinde de sağlık ve eğitim alanlarına odaklanmaya devam ediyor. Sağlık ve sosyal kalkınma alanına tahsis edilen miktar yaklaşık 167 milyar riyal, eğitim alanına ise 193 milyar riyal olarak belirlendi. Bu rakamlar onaylanan bütçenin yüzde 35'ini oluşturuyor.
Maliye Bakanı Cedan, 2020 yılı sonunda toplam kamu borcunun, devletin genel rezervlerinden, diğer likidite kaynaklarından ve döviz kuru akışlarından faydalanmak için yurtiçi ve yurtdışındaki diğer fon kaynaklarından çekilen miktarları dengeleyen devlet borçlanma politikası ışığında GSYİH'nın yüzde 26'sına ulaşacağının tahmin edildiğini söyledi. Bakan Cedan ayrıca gerçek GSYİH büyüme oranlarının orta seviye tahminlerine bakıldığında, 2020'de yüzde 2,3 civarında bir büyüme ve orta vadeli büyüme oranının da süreklilik beklendiğini kaydetti.
2020 bütçesiyle ilgili açıklamasında devletin 2019 yılında çeşitli ekonomik alanlarda kaydettiği göz alıcı büyümeye övgüde bulunan Cedan, petrol dışı GSYİH büyümesinin yılın ikinci çeyreğinde yüzde 3,4 seviyesine ulaştığını belirtti. Bakan Cedan, hükümetin, gelecek vaat eden sektörlerde yatırımı teşvik için uygun bir ortam yaratarak, ekonomik tabanı çeşitlendiren stratejik hedeflerini uygulamaya ve istikrarlı bir ekonomik çerçeve çizmeye devam edeceğine işaret etti. Bununla birlikte Cedan, mevzuat altyapısının, sosyal koruma ağının ve özel sektörün güçlendirilmesinin yanı sıra özel sektörün büyüme ve istihdama katkısının orta vadede artmasının beklendiğini ifade etti. 2019 yılının ikinci çeyreğinde çeşitli mali sektörlerde umut verici büyümeler olduğuna dikkati çeken Cedan, toptan ve perakende alışveriş sektörünün yanı sıra restoranların ve otellerin yüzde 5,8 oranında büyüdüğünü, lojistik ve teknik hizmetleri içeren ulaştırma, depolama ve haberleşme sektörünün yüzde 6,4'lük bir büyüme kaydettiğini, finans, sigorta ve emlak hizmetleri sektöründe büyüme oranının yüzde 5,4'e ulaştığını, spor ve eğlenceyi içeren toplu ve sosyal hizmetler sektörünün yüzde 7,4 oranında büyüdüğünü ve inşaat sektörünün yüzde 4,9’luk büyüme oranı yakaladığını açıkladı. Bakan Cedan ayrıca son üç ayda yayınlanan raporların yanı sıra bütçe açıklamasının da hükümetin ülkede kamu maliyesinin performansıyla ilgili şeffaflık oluşturma eğilimini yansıttığını vurguladı.



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.