Washington, Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'ne takviye asker gönderiyor

Irak kuvvetleri dün Bağdat'taki ABD Büyükelçiliğini göstericilerin saldırılarından korudu (EPA)
Irak kuvvetleri dün Bağdat'taki ABD Büyükelçiliğini göstericilerin saldırılarından korudu (EPA)
TT

Washington, Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'ne takviye asker gönderiyor

Irak kuvvetleri dün Bağdat'taki ABD Büyükelçiliğini göstericilerin saldırılarından korudu (EPA)
Irak kuvvetleri dün Bağdat'taki ABD Büyükelçiliğini göstericilerin saldırılarından korudu (EPA)

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Pentagon'un Irak'ta artan gerginliğe karşı bölgede daha fazla asker konuşlandıracağını duyurdu. Karar, İran yanlısı Iraklı milis unsurların salı günü Bağdat'taki Amerikan Büyükelçiliği’ne saldırı düzenlemesinin ardından geldi.
ABD Savunma Bakanı Mark Esper, aıklamasında şunları söyledi;
"Irak’ta meydana gelen son olaylara yanıt olarak Başkomutan’ın (ABD Başkanı Donald Trump) talimatı üzerine 82'inci Hava İndirme Tümeni’ne bağlı Acil Müdahale Kuvveti’nden bir tabur asker Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bölgesine sevk edilecek. Yaklaşık 750 asker bölgeye derhal intikal edecek ve aynı şekilde önümüzdeki günlerde de bölgeye ek güçler gönderilecek. Bu sevkiyat Bağdat’ta tanık olunduğu üzere ABD personeline ve tesislerine yönelik artan tehditlere yanıt olarak geldi. ABD, vatandaşlarını ve çıkarlarını dünyanın neresinde olursa olsun koruyacaktır.”
Amerikan Fox News kanalının haberine göre Kuveyt'teki 500 ABD askerine sevkiyat için hazırlıklı olmalarına yönelik tebligat ulaştırıldı. Aynı şekilde dört bin Amerikan askeri de önümüzdeki günlerde olası konuşlandırma için hazırlık yapmaları konusunda bilgilendirildi. Bu adımlar İran destekli yüzlerce milisin Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği’ne saldırmalarının ardından geldi.
Güvenlik güçlerini takviye etmek amacıyla yaklaşık 100 ABD deniz piyadesi salı günü gece yarısı Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’ne gönderildi. Ayrıca Apache helikopterleri de büyükelçilik binası üzerinde uçuş yaptı. Ardından Haşdi Şabi’den yapılan açıklamada, “Göstericiler, Haşdi Şabi liderlerinin taleplerine yanıt olarak ve Irak hükümetine duyulan saygı çerçevesinde geri çekildi” denildi.
ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği dün, bir sonraki açıklamaya kadar tüm konsolosluk işlemlerinin askıya alındığını duyurdu. Bundan bir gün önce İran ve müttefiklerinin desteklediği silahlı gruplar büyükelçilik önünde toplandı ve binanın duvarını ateşe verdi. Silahlı gruplar ayrıca elçiliğe taşlı saldırıda bulundu ve güvenlik kameralarını parçaladı.
ABD Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;
"Bağdat’taki büyükelçilik binasına düzenlenen milis saldırıları nedeniyle tüm konsolosluk işlemleri bir sonraki duyuruya kadar askıya alındı. Tüm randevular iptal edildi. ABD vatandaşlarına büyükelçiliğe yaklaşmamalarını tavsiye ediyoruz."
ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Irak'taki durumu takip etmek için Ukrayna'ya düzenlenmesi planlanan ziyareti ertelediği belirtildi. Bu Pompeo’nun Trump’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi sebebiyle başlatılan azil sürecinin ardından Ukrayna’yı ilk ziyareti olacaktı. Söz konusu ziyaret, ABD çevreleri tarafından yakından takip ediliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından ziyaretin ertelendiğine dair yapılan duyuru, Irak hükümetinin İran destekli göstericilerin ABD Büyükelçiliği’nden çekildiğine ilişkin yaptığı açıklama ile eş zamanlı geldi. Irak Güvenlik Güçleri ve Kuveyt'ten gönderilen ABD Deniz Kuvvetleri, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanarak göstericileri büyükelçilik binası önünden uzaklaştırdı.
Fransa Savunma Bakanı Florence Parly ülkesinin, İran yanlısı göstericiler tarafından Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği’ne yönelik gerçekleştirilen saldırıyı "şiddetle" kınadığını ve ABD ile "tam dayanışma" içerisinde olduğunu açıkladı. Yılbaşını Hürmüz Boğazı’nda Fransız savaş gemisi Courbet'te geçiren Parly, “Fransa, Irak'taki uluslararası koalisyon bölgelerine ve Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği’ne yönelik gerçekleştirilen saldırıları şiddetle kınıyor. Fransa, ABD ile tam bir dayanışma içerisinde” açıklamasında bulundu.
Paris, Irak ve Suriye'de DEAŞ’e karşı kurulan uluslararası koalisyonun bir parçası olarak ABD'nin önemli bir müttefiki konumunda. Fransa ayrıca Irak'ta, özellikle Irak kuvvetlerinin eğitim alanında askeri varlığa sahip.
Fransız Bakan, Courbet gemisindeki 180 denizciye hitaben yaptığı konuşmada şunları söyledi;
“Olayların yorumlanması sırasında yapılacak herhangi bir yanlış hareket veya bir aksaklık kıvılcımın ateşlenmesi anlamına gelir. Bölgedeki durumun ne kadar kırılgan olduğunu siz de fark ediyorsunuz değil mi?”
İran'ın nükleer anlaşma kapsamındaki diğer yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini açıklaması halinde ise tansiyon daha da yükselecek. Fransız savaş gemisi Courbet, yakında dünya deniz petrolünün üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda başlatılacak olan Avrupa denizcilik gözetim misyonuna katılacak. Misyonda 400 denizci yer alacak ve planlamaya göre Hollanda ve Danimarka'nın da katılımıyla şubat ayından itibaren tam olarak faaliyete geçecek.
Alsumaria News kanalının resmi bir kaynaktan edindiği bilgiye göre, dün bazı büyükelçiliklerin faaliyetlerini Bağdat'tan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ndeki Erbil'e taşımayı düşündükleri belirtildi.
Söz konusu kaynağın aktardığına göre bazı büyükelçilikler, Yeşil Bölge'nin artık güvenli olmadığı ve yeniden saldırıya maruz kalabileceği görüşünde. Büyükelçilikler bu durumu göz önünde bulundurarak faaliyetlerini Bağdat’tan Erbil'e aktarmayı planlıyorlar.
ABD’nin tansiyonu daha fazla yükseltecek adımlar atması konusunda da endişe duyuluyor. Kulislerde, Washington'ın büyükelçiliğinin hedef alınmasına karşılık vermek için çeşitli seçenekler üzerinde çalıştığı bilgisi dolaşıyor. Iraklı askeri bir kaynağa göre ise ABD kuvvetlerinin bulunduğu bazı üsler dün ABD Büyükelçiliği’nde yaşananların ardından olası bir saldırı beklentisi sebebiyle alarm durumuna geçti. Et-Taci Askeri Üssü, Habbaniye Hava Üssü, Aynu'l Esed Hava Üssü, Musul'daki başkanlık sarayları, Basra'daki Bercesiye bölgesi ve Selahattin ilindeki Beled Askeri Hava Üssü ile Bağdat'ın güneyindeki Rüstemiye Üssü alarm durumunda. Bu üslerde bulunan kuvvetler çoğunlukla saldırı için değil, savunma için gerekli araçlara sahip. Üslerin himayesini ise Irak ordusu sahiplenmiş durumda. Bu durum özellikle üslerin çevresi için geçerli. Söz konusu üslere sadece Irak ordusuna ait konvoylar ve araçlar girebiliyor.



ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi

ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi
TT

ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi

ABD’ye ait bir uçak gemisi, ateşkesin sona ermesinin arifesinde Umman Denizi’ne girdi

ABD-İran ateşkes mutabakatının süresinin yarın (pazartesi) dolmasına kısa süre kala, ateşkesin uzatılmasına ilişkin bir anlaşmaya yaklaşıldığına dair herhangi bir işaret görünmüyor.

ABD’li bir yetkili müzakereleri ‘tıkanmış’ olarak nitelendirirken, üst düzey bir İranlı yetkili ateşkesin uzatılmasına yönelik fiili bir görüşme yapıldığı iddiasını reddetti. Yetkili, Washington’ın öncelikle haziran ayında varılan anlaşmadaki yükümlülüklerine dönmesi gerektiğini söyledi.

Bu sırada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bölgedeki son deniz harekâtı kapsamında USS George H.W. Bush uçak gemisinin Arap (Umman ) Denizi’ne giriş yaptığını duyurdu. İran limanlarına yönelik deniz ablukası da sürüyor.

Lübnan’da ise İsrail ordusu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan’ın güneyinde üç askerin yaralandığını açıklamasının ardından Hizbullah’a yönelik saldırılarını artırdı. İsrail ordusu, biri Rıdvan Gücü, diğeri Bedr Birimi mensubu olmak üzere Hizbullah’ın iki saha komutanının öldürüldüğünü duyurdu. Lübnan Sağlık Bakanlığı ise İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 11 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.


Çöküşün eşiğinde bir ateşkes… Washington ve Tahran, ‘kim önce göz kırpar’ yarışında

(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Çöküşün eşiğinde bir ateşkes… Washington ve Tahran, ‘kim önce göz kırpar’ yarışında

(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
(foto altı) Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

ABD ile İran arasında ateşkesin sona ermesi için belirlenen sürenin pazartesi günü dolmasına yaklaşılırken, Washington ve Tahran’ın bir uzlaşma formülü oluşturmaktan çok karşı tarafın ne kadar dayanabileceğini sınamaya odaklandığı görülüyor.

Çeşitli haber kaynaklarında yer alan değerlendirmelere göre ABD, abluka, yaptırımlar ve İran’ın ihracatı ile ekonomisini baskı altına alma stratejisine güveniyor. Tahran ise Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatarak enerji fiyatlarını yüksek tutmayı ve böylece ABD Başkanı Donald Trump üzerinde, Kongre’deki ara seçimler öncesinde baskı oluşturmayı hedefliyor.

ABD’li bir yetkili müzakereleri ‘tıkanmış’ olarak nitelendirirken, üst düzey bir İranlı yetkili ateşkesin uzatılmasına yönelik gerçek bir görüşme yürütüldüğünü reddetti. Yetkili, Washington’ın öncelikle haziran ayında varılan anlaşmadaki taahhütlerine dönmesi gerektiğini söyledi. Böylece karşılaşma, nükleer dosyaya çözüm arayışından ekonomik ve siyasi bir irade mücadelesine dönüştü. Taraflar, zamanı kendi belirledikleri takvim doğrultusunda kullanmaya çalışıyor.

Bu nedenle bazı uzmanlara göre mevcut tıkanıklık stratejinin yokluğuna değil, bizzat stratejinin kendisine işaret ediyor. Trump seçimlere kadar zaman kazanmaya çalışırken İran da Hürmüz Boğazı’ndaki krizin maliyetinin kendisinden taviz vermesinin maliyetini aşacağı ana kadar süre kazanmayı hedefliyor. Artık soru, hangi tarafın daha büyük bir güce sahip olduğu değil; ‘karşı taraf önce gözünü kırpana kadar’ hangi siyasi sistemin acıya daha fazla dayanabileceği.

Bölünme mi, yoksa rol dağılımı mı?

ABD yönetimi, müzakerelerde yaşanan tıkanıklığın nedenlerinden birini İran’da üç ayrı karar merkezinin bulunmasına bağlıyor: Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), dini kurum ve hükümet yönetimi. Bir ABD’li yetkiliye göre bu merkezlerden biriyle varılacak anlaşma diğerlerinin onayını garanti etmiyor. Bu durum, İranlı müzakerecinin şartlarını değiştirmesine veya uygulanabilir taahhütlerde bulunamamasına yol açıyor.

Ancak tabloyu yalnızca bir ‘kanat çatışması’ olarak nitelemek abartılı olabilir. İran yönetimi içindeki görüş ayrılıkları gerçek ve özellikle ekonomiyi kurtarmaya odaklanan hükümet ile savaşı bir varoluş mücadelesi olarak gören güvenlik kurumları arasında belirginleşiyor. Ancak bu durumun mutlaka birbirinden farklı üç politikanın varlığına işaret ettiği söylenemez. Daha muhtemel olan, nüfuz ve yetki alanları üzerinde bir rekabetin yaşanması ve buna karşılık bazı kırmızı çizgiler konusunda ortak tutum sergilenmesi. Bunlar arasında teslimiyet görüntüsü vermemek, Hürmüz kartını korumak ve yaptırımlar kaldırılıp dondurulmuş varlıklar serbest bırakılmadan nükleer alanda taviz vermemek bulunuyor.

Reuters, nisan ayında DMO’nun savaşın ve müzakerelerin yönetimindeki nüfuzunun arttığına dikkati çekmiş, ancak aynı zamanda şahin kanadın çatışmanın şartları konusunda sergilediği bütünlüğe işaret etmişti. Bu nedenle mevcut görüş ayrılığı, gerçek bir kurumsal farklılık ile görev paylaşımının birleşimi olarak değerlendirilebilir. Buna göre hükümet arabuluculuk kapısını açık tutarken, dini kurum tutuma ideolojik meşruiyet kazandırıyor; DMO ise İran’ın taleplerinin reddedilmesinin maliyetini artırmak için güç kullanıyor.

ABD’nin İran’daki ‘bölünmüşlük’ vurgusunu sık sık gündeme getirmesi de müzakere taktiğinin bir parçası olabilir. Bu yaklaşım Washington’ın yaşanan tıkanıklıktan Tahran’ı sorumlu tutmasına imkân verirken, İran yönetimi de karar merkezlerinin çokluğunu kullanarak herhangi bir anlaşmanın ülke içinde kabul edilebilir hale gelmesi için daha yüksek bir bedel ödenmesi gerektiği mesajını verebiliyor.

Hürmüz… İran’ın son kozu

Hürmüz Boğazı meselesi, çatışmanın tali bir başlığı olmaktan çıkıp mücadelenin merkezine yerleşmiş durumda. İran, bu güzergâh üzerinden ABD ve müttefiklerine, kendi ekonomisinin veya konvansiyonel askeri kapasitesinin çok ötesinde ekonomik zarar verebilir.

Wall Street Journal’ın aktardığı gemi takip verileri, savaş öncesinde günde 130’dan fazla geminin geçtiği boğazdan perşembe günü yalnızca 13 geminin geçtiğini gösteriyor. Gemilerin büyük bölümü ise İran’ın kontrolündeki kuzey güzergâhını kullandı.

scdfrgthy
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Hürmüz Boğazı’ndan geçerken (AP)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İran’ı, petrol şirketi ADNOC’a ait bir gemiye saldırmakla suçladı. Bu, bir hafta içinde yaşanan üçüncü benzer olay olurken Abu Dabi saldırıların durdurulması ve geçiş güzergâhının tamamen yeniden açılması çağrısında bulundu. Tahran olayın sorumluluğunu üstlenmedi. Ancak gemilerin tekrar tekrar hedef alınması, ABD ablukasının İran’ın deniz trafiğine ilişkin güvenlik risklerini kontrol etme kapasitesini ortadan kaldırmadığını gösteriyor.

Bu nedenle İran, taleplerini ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasından, savaşın yol açtığı zararların tazmin edilmesi ile kendisine ve müttefiklerine yönelik tehditlerin sona erdirilmesine kadar genişletti. Tahran ayrıca geçişleri düzenleme veya ücret uygulama hakkının tanınmasını sağlamaya çalışıyor. Washington ise bunu ‘kırmızı çizgi’ olarak görüyor: Ücret yok, kısıtlama yok ve İran’ın tek taraflı kontrolünün tanınması yok.

Trump’ın İran’ın yenilgisinin ardından boğazı ‘Amerikan toprağı’ haline getireceğini açıklamasıyla ilgili olarak bir Beyaz Saray yetkilisi Wall Street Journal’a bunun şaka amaçlı söylendiğini belirtti. Ancak bu açıklama, söylemsel bir provokasyon olarak değerlendirilse dahi, çıkmazın derinliğini ortaya koyuyor: Washington geçiş güzergâhını kontrol ettiğini savunurken deniz trafiğine ilişkin veriler, gemilerin hâlâ İran’ın iznini belirleyici unsur olarak gördüğünü gösteriyor.

İki farklı saat

Trump, ara seçimlere kadar savaşı yavaşlatmak ve petrol ile benzin fiyatlarını yükseltebilecek geniş çaplı yeni bir askeri çatışma turundan kaçınmak istiyor. Benzinin galon başına ortalama fiyatı 4,08 dolara ulaşırken Trump, Amerikalıların daha yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalabileceğini kabul etti. Trump, cuma akşamı New York’ta yaptığı konuşmada, “İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek bu savaşın bedelini ödemeye değer” diyerek savaştan dolayı özür dilemeyeceğini söyledi.

Ancak ABD yönetimi içindeki öncelik sıralaması dikkat çekici hale geldi. Başkan Yardımcısı JD Vance, enerji fiyatlarının düşürülmesini ‘birinci hedef’ olarak nitelerken, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemeyi ikinci sıraya koydu. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt ise daha sonra iki hedefin eşit öneme sahip olduğunu belirtti. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nda hızlı bir sonuç alınması ihtiyacının pratikte kapsamlı bir nükleer anlaşmaya kıyasla öne çıkmaya başladığına işaret ediyor.

Buna karşılık Tahran, çeşitli haber kaynaklarının aktardığına göre, ABD’nin seçim takviminin İran’ın dayanma kapasitesinden daha kısa olduğu hesabını yapıyor. Ablukanın petrol ihracatını azaltarak yakıt ve döviz sıkıntısını derinleştirdiği doğru. Ancak İran, karne uygulamasına, krizin maliyetini hanelere yansıtmaya ve devletin ayakta kalması için gerekli kaynakları korumaya dayanan bir ‘hayatta kalma ekonomisine’ yöneldi. Tahran’ın hesabı, ekonomik sıkıntının ABD’de daha sınırlı ölçekte yaşansa bile siyasi açıdan daha hassas olduğu yönünde.

Öte yandan, denizlerdeki konuşlandırmanın sekiz ayı aşmasının ve mürettebatın koşullarının kötüleştiğine ilişkin haberlerin ardından USS George Washington uçak gemisinin yerini USS Abraham Lincoln uçak gemisinin alması, Washington’ın askeri yığınağı sürdürebileceğini ancak bunun insani ve lojistik açıdan sınırsız bir maliyet olmadan mümkün olmadığını gösteriyor. Trump’ın herhangi bir sorun yaşandığını reddetmesi, değişimin gerekli hale geldiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Sessiz bir uzatma mı, yoksa patlama mı?

Müzakerelerin seyri ile yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri doğrultusunda üç senaryo öne çıkıyor. En olası senaryo, ne nihai bir anlaşmaya varılması ne de kapsamlı bir savaşa derhal dönülmesi; bunun yerine ‘ateşkes-abkuka’ durumunun sürmesi. Buna göre ateşkesin uzatıldığı resmen ilan edilmezken geniş çaplı doğrudan saldırılardan kaçınılması, yaptırımların sürdürülmesi, gemilere yönelik sınırlı saldırıların devam etmesi ve arabulucular üzerinden baskının artırılması bekleniyor. Eski ABD Büyükelçisi James Jeffrey’nin de belirttiği gibi bu tablo, her iki taraf açısından alternatiflerden daha az kötü. Zira Washington İran’ın yeni taleplerini kabul etmek istemiyor, Tahran ise ABD’nin ihlal ettiğini düşündüğü bir mutabakata geri dönmek istemiyor.

wefrt
Pakistan’da düzenlenen müzakere oturumlarından birine katılan İran heyeti (İran Dışişleri Bakanlığı)

İkinci senaryo, Pakistan veya Katar aracılığıyla kısa süreli teknik bir uzatma sağlanması. Buna karşılık dondurulmuş varlıkların bir bölümünün serbest bırakılması veya deniz geçiş koridorlarının genişletilmesi gibi sınırlı bir adım atılabilir. Böylece her iki taraf da geri adım atmadığını savunabilir.

En tehlikeli senaryo ise bir hesap hatasıyla başlayabilir. Bir geminin vurulması veya Amerikan askerlerinin hayatını kaybetmesi, Trump’ı ‘tüm seçenekleri’ kullanma tehdidini hayata geçirmeye itebilir. İran’ın da buna karşılık deniz trafiğine, askeri üslere ve müttefiklere yönelik saldırıları genişletmesi halinde bekleme stratejisi kontrol edilemez hale gelebilir.


İsrail, İran'la ateşkesin sona ermesinin arifesinde Lübnan ve Hizbullah’a ateşle “mesaj veriyor”

Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
TT

İsrail, İran'la ateşkesin sona ermesinin arifesinde Lübnan ve Hizbullah’a ateşle “mesaj veriyor”

Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)
Dün İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Deyr ez-Zehrani köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından enkaz arasında ceset ve sağ kalanları arayan sağlık görevlileri ve bölge halkı (AFP)

İsrail, dün Lübnan'ın güneyinde gerilimi aniden tırmandıran bir adım atarak Lübnan devletine ve Hizbullah’a siyasi ve güvenlik içerikli mesajlar gönderdi. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyinde görev yapan güçlerine karşı düzenlediği askeri bir operasyona misilleme olarak iki beldeye gerçekleştirilen İsrail hava saldırıları, aralarında bir ailenin tamamının da bulunduğu 11 kişinin ölümüyle sonuçlandı. İsrail ordusu açıklamasında, Hizbullah’a ait bir komuta merkezinin hedef alındığı ve bunun sonucunda örgütün seçkin birimi Rıdvan Gücü’nden bir komutanın öldürüldüğü kaydedildi.

Söz konusu tırmanış, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptında öngörülen 60 günlük sürenin pazartesi günü sona ermesinin arifesinde ve Lübnan ile İsrail arasında ateşkesi kalıcı hale getirmek ve Lübnan'ın güneyindeki model bölgeleri genişletmek amacıyla yürütülen ABD arabuluculuğuyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn yaptığı açıklamada, İsrail'in gerilimi tırmandıran bu adımının ‘müzakere sürecine ve (çerçeve anlaşmasını) hayata geçirmeyi amaçlayan Amerikan çabalarına yönelik bir mesaj’ olduğunu belirtti. Başbakan Nevvaf Selam ise bu tırmanışın ‘ülkenin güneyinde istikrarı tesis etme çabalarını baltaladığını’ teyit ederek “Lübnan topraklarında bulunması halinde herhangi bir askeri yapıya müdahale etme sorumluluğu yalnız Lübnan devletine aittir. Bu tür yapıların varlığı, İsrail'e Lübnan topraklarını çiğneme veya sivilleri tehlikeye atma hakkı vermez” ifadelerini kullandı.

Hizbullah hiçbir askeri operasyonu üstlenmezken Tel Aviv, Ali et-Tahir Tepeleri’nde kontrolü sağlamaya yönelik İsrail'in hazırlıklarıyla bağlantılı yeni angajman kuralları dayatmaya çalışıyor. Kaynaklar, Hizbullah'a verilen bu mesajdan “Tepelere doğru ilerleyişi püskürtmeye yönelik her türlü girişimin, bombardımanın derinlere doğru genişletilmesiyle karşılık bulacağı” anlamının çıkarıldığını ifade etti.