Libya'nın Berlin'i ve Suriye'nin Astana'sı

Hafter, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ile 20 Ocak Pazartesi günü Berlin’de bir araya geldi (AFP)
Hafter, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ile 20 Ocak Pazartesi günü Berlin’de bir araya geldi (AFP)
TT

Libya'nın Berlin'i ve Suriye'nin Astana'sı

Hafter, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ile 20 Ocak Pazartesi günü Berlin’de bir araya geldi (AFP)
Hafter, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ile 20 Ocak Pazartesi günü Berlin’de bir araya geldi (AFP)

Basil el-Hac Casim
Moskova’daki başarısız görüşmelerden sonra Libya’nın kaderini belirlemek için geçtiğimiz pazar günü tüm gözler, Almanya’nın başkenti Berlin’e çevrildi. Libya konulu Berlin Konferansı’nda olumlu bir sıçrama yaşanacağına olan inanç oldukça zayıftı. Bu çerçevede konferansa ev sahipliği yapan Almanya da dahil olmak üzere tüm katılımcılara temkinli bir iyimserlik hakimdi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Libya’daki çatışma taraflarının, Berlin Konferansı sırasında ciddi bir diyalog başlatma hususunda başarıya ulaşamadıklarına dikkati çekti. Almanya’nın başkentindeki havalimanında gazetecilere açıklamada bulunan Lavrov, “Konferans oldukça faydalıydı. Ama şu ana kadar Ulusal Ordu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac arasında ciddi ve kalıcı bir diyalog başlatamadığımız açık” ifadelerini kullandı.  “Libyalı taraflar, Hafter’in ateşkesi reddettiği geçen pazartesi günkü Moskova toplantılarında yaşananlara kıyasla küçük bir adım attı” diyen Rus bakan, daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Moskova’da olduğu gibi Serrac ve Hafter, Almanya’nın başkenti Berlin’de de bir araya gelmedi. Libya’daki çatışmayla ilgilenen ana ülkelerin liderleri, 2011 yılında Birleşmiş Milletler’in (BM) kararlaştırdığı silah ambargosuna saygı gösterme taahhüdünde bulunurken, çatışmaya olası bir yabancı müdahaleyi de reddettiklerini vurguladı.
Özetle, bir (1) gün devam eden Berlin Konferansı’nın sonlanmasının ardından açıklamalar olumluydu, ancak somut herhangi bir şey ortaya koyulmadı. Aynı şekilde uygulama meselesi de askıda kalmaya devam ediyor. Libya çatışmasına dahil olan uluslararası taraflara da müdahaleyi durdurma çağrısı yapıldı. (Ancak bu durumun gerçekleşmesi beklenmiyor.)
Berlin Konferansı’nın kapanış bildirgesinde belirtilen ve uygulanmaları pratiğe de dökülebilecek olan 6 ana mevzuya ilişkin olarak;
1-
Ateşkes (Her iki tarafın da son derece zayıf merkezi liderliği dolayısıyla ateşkesin sağlanması neredeyse imkansız görülüyor)
2- Silah yasağı (Bu, deniz sınırını kontrol ederek sağlanabilir. Ancak Libya’nın uzun kara sınırları açık kalacak)
3- Siyasi sürecin başlaması (Çatışma tarafları olan Serrac ve Hafter, yüz yüze görüşmedikçe bu durum söz konusu değil)
3- Güvenlik sektörü reformu (Genel olarak nasıl uygulanacağı net değil)
5- Ekonomik reform (Petrol ihracatını kimin kontrol ettiğine ve parayı kimin aldığına bağlı)
6- İnsan hakları hukukuna bağlılık (Avrupa da başta olmak üzere hiçbir uluslararası konferansın, benzer ifadeler olmadan sonuç vermesi mümkün değil) 
Ortadoğu’daki krizlere değinirken, Suriye ve Libya meseleleri arasında bir ayrım yapılması gerekiyor. Zira takipçiler, iki meseleyi de birbirlerine bağlamaya çalışıyor olabilir. Bunun en önemli nedeni de her iki durumda da Rusya ve Türkiye’nin oynadığı rollerden kaynaklanıyor. Bu durum, bazılarının, Suriye’nin Astana süreci ve ilk Berlin Konferansı’nın sona ermesinin ardından başlayacak Libya’nın Berlin süreci arasında benzerlikler bulmasına yol açtı.
Suriye çözümü, Ortadoğu’da istikrarı sağlamak için en büyük bölgesel aktör olarak Moskova’nın becerisine yönelik bir test olarak görülebilir. Bu, tamamen yerel ve önemli bir durum, ancak sınırlı bir etkiye sahip.
Libya çözümü hususunda ise Rusya ve Ortadoğu ülkelerinin yanı sıra tamamen farklı bir hikaye mevcut. Fransa, İtalya ve İsrail gibi ciddi enerji çıkarlarına sahip önde gelen uluslararası taraflar da bu süreçte aktif bir yer alıyor. Bu sebeple bu ülkede, bir alt-bölge sistemi oluşturmak için başka bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bu yaklaşım aynı zamanda, Ortadoğu, Avrupa Birliği ve Afrika’nın da büyük bir kısmını kapsıyor.
Böyle bir alt- bölge sisteminde bir iç uzlaşı sağlamak mümkünse, ABD’nin dahiliyeti bir süper güç olarak değil, aksine diğer taraflarla eşit düzeyde bir aktör olarak var olacak. Bu durum ise kaçınılmaz olarak uluslararası ilişkiler modelinde büyük ölçüde değişime yol açacak. Libya meselesi, kutuplaşmadan uzaklaşma açısından Suriye meselesinden çok daha önemli. Pek de kısa sayılmayacak bir müddettir Doğu Akdeniz, jeopolitik hesaplamaların merkezinde yer alıyor. Sularının derinliklerine gömülü enerji kaynaklarının yanı sıra alevlerin ortasındaki Ortadoğu’ya bakıldığında bölge, bölgesel rekabetin sıcak yataklarından bir haline dönüştü. Konum olarak ise Avrupa açısından önemli olan gaz hattı geçişleri yolu üzerinde bulunuyor.
Bugün Libya, Trablus’taki UMH’nin Türkiye ile Doğu Akdeniz’de deniz sınırları alanlarını tanımlamak üzere bir anlaşma imzalaması sonrasında aniden siyasi, medyasal ve askeri olarak olayların ön saflarına geçiş yaptı ve bölgede yanan önemli parçalardan biri haline geldi. Bu uzun savaşlar, yalnızca Libyalılar arasında da yaşanmıyor. Bölgesel ve uluslararası taraflar da onlarla savaş halinde. Nihayetinde savaşa katılan en son taraf da Ruslar olmayacak.
Libya arenasındaki olayların tanık olduğu bu hızlı değişim, diğer karmaşık gelişmeler arasında gizlenmiş halde. Kısa olmayan bir süreden beri Moskova, Hafter’e çok sayıda teçhizat sağlayarak, LUO’ya destek verdi. Geçen ay Trablus yakınlarında ABD’ye ait insansız bir hava aracı düşürüldü. ABD’nin Afrika’daki kuvvetleri tarafından yayınlanan bildiriye göre hava aracını, Rusya savunma sistemi düşürdü.
Siyasi rekabetler ve ekonomik hırslar, Doğu Akdeniz çatışmasındaki birçok gerçeğe baskın geldi. Suyun derinliklerinde büyük miktarlarda gizlenen gaza dair konuşmalar sonrasında ise daha da ateşlendi. Nihayetinde mesele, Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve arkalarında duran İsrail ile karşı karşıya kalmış bir Türkiye-Libya ittifakından daha karmaşık.
İkili deniz sınırlarının çizilmesi hususunda ise doğrudan bir Mısır- Türkiye anlaşmazlığı bulunmuyor. Ancak Türkiye ve Libya arasında kalan, Girit adasının güneyindeki sular için Atina tarafından verilen su arama ruhsatları konusunda bir Libya- Yunanistan anlaşmazlığı mevcut. Ankara’nın temel sorunu ise Güney Kıbrıs Rumlarının, Kuzey Kıbrıs’ın doğal kaynaklarından yaralanma arzusu dolayısıyla oluşuyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
TT

Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi

Irak İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Irak'ın Suriyeli mültecilere sınırlarını açtığı ve 350 bin mülteciyi kabul edeceği yönündeki haberleri yalanladı.

Irak İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, "Bu haberleri kesinlikle yalanlıyoruz, ancak bilgi aktarımında doğruluğa ve haberlerin yalnızca resmi kaynaklardan alınmasına, kötü niyetli söylentilerden kaçınılması gerektiğini uyarıyoruz" denildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre bakanlık açıklamasında ayrıca, "blog yazarlarının yanlış bilgi yaymaktan kaçınmaları ve yetkili kurumların resmi web sitelerini takip etmenin önemini" vurguladı.


Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.