Çin'de Müslümanların yanı sıra Hristiyanlara da baskı: Ölüler inançlarına göre defnedilemiyor

 Pixabay
Pixabay
TT

Çin'de Müslümanların yanı sıra Hristiyanlara da baskı: Ölüler inançlarına göre defnedilemiyor

 Pixabay
Pixabay

Sincan Özerk Bölgesi’nde Müslüman Uygurlara uygulandığı belirtilen sert önlemler, her adımı takip eden gözetleme sistemleri, dini yasaklar ve 1 milyondan fazla kişinin “toplama kamplarına” kapatıldığı haberleriyle gündeme gelen Çin’de Hristiyan nüfusun da baskılara maruz kaldığı belirtiliyor.
Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetiminin Hıristiyan yurttaşlara yönelik baskısının Devlet Başkanı Şi Cinping’in göreve gelmesinin ardından yoğunlaştığı iddia edilirken, alınan önlemler arasında “ev kiliselerinin” kapatılması, cenaze törenlerinin yasaklanması, pazar okullarının yasa dışı sayılması ve bazı din adamlarının tutuklanması gibi uygulamalar sayılıyor.
Çin’de dini özgürlükler üzerine araştırma yapan Bitter Winter adlı kuruluşun sitesinde yer alan bilgilere Şi’nin 2013’te göreve gelmesinden bu yana kendisine ait portreler ve sözleri ibadethaneleri, hatta Hristiyan cemaatin evlerindeki duvarları süslemeye başladı.
Kuruluş 8 Şubat’ta paylaştığı haberde, Hristiyanların dini sembolleri kaldırıp onların yerine Şi Cinping’in ya da Mao Zedong’un portrelerini koymamaları halinde devlet yardımlarının kesilmesiyle tehdit edildiğini öne sürdü.
Güvenlik güçleri, İsa’yı tasvir eden resimleri indirip Şi’ninkini asıyor
Jiangxi Ciangşi eyaletinin Fenyi bölgesinde yerel yetkililerin dini toplantı yapılmadığı ve İncil okunmadığından emin olmak için 2019’da Hıristiyan bir kadının evini defalarca ziyaret ettiği, bu tür eylemlerin gerçekleşmesi durumunda asgari geçim indirimini geri çekmekle tehdit ettiği ve evdeki dini tasvirleri kaldırıp yerine Şi Cinping’in portresini astırdığı iddia edildi.
Hristiyanların karşılaştığı belirtilen zorluklar arasında cenaze törenlerine getirilen yasakların da olduğu konuşuluyor. Sincan’da Müslümanlara İslami merasim düzenlenmeleri yasaklanırken, ülkedeki Hıristiyanlara da defin töreni sırasında dini usullerden uzak durmalarının emredildiği kaydediliyor.

Bir tabutun üzerinden sökülen haçtan geriye kalan iz (Bitter Winter)​
“Amaç halkı kötü cenaze törenlerinden kurtarmak”
Zhejiang Şeciang eyaletinde yer alan Wenzhou’ya bağlı Pingyang ilçesinde 1 Aralık 2019’da hükümetin kabul ettiği “Merkezi Cenaze Töreni Düzenlemeleri” ile halkın “kötü cenaze töreni geleneklerinden kurtulması ve onun yerine bilimsel, medeni ve tasarruflu törenler yapmasının” amaçlandığı ifade ediliyor.
Bitter Winter’ın 24 Ocak’ta yer verdiği habere göre getirilen düzenlemelerden biri, “din görevlilerinin cenaze törenlerine katılmasını yasaklıyor” ve “sayıları 10’u aşmayacak şekilde, ölen kişinin yakınlarının alçak sesle dini metinleri okumalarına ya da ilahi söylemelerine” müsaade ediyor.
19. yüzyılda misyonerlerin gelişi sonrası Hıristiyan sayısının hızla artarak bugün 1 milyonu aştığı Wenzhou, “Çin’in Kudüs’ü” olarak adlandırılıyor. Bu bölgede yaşayan bazı kişiler, yakın zamana kadar yerel yetkililerle ilişkilerinin iyi olduğunu ancak Şi’nin ÇKP Genel Sekreteri olarak göreve başlamasından hemen sonra 2014’te hükümetin “yasadışı” kiliseleri yıkma ve içindeki haçları kaldırma kampanyasıyla birlikte Hristiyan toplumda hoşnutsuzluğun arttığını ve halkın yetkililere güveninin azaldığını söylüyor.
Seküler merasim yapmadan defnedemiyorlar
Wenzhou’daki cenaze törenlerinde yaşanan kısıtlamaların ülkede farklı yerlerde de halkın önüne konduğu belirtiliyor.
Henan eyaletine bağlı bir köyden Bitter Winter’a konuşan bir kişi, hükümetin geçen yıl nisan ayında tüm dini cenaze törenlerinin yasaklandığını duyurduğunu söyledi.
Köy sakininin anlattıklarına göre o günden kısa süre sonra devreye giren düzenlemeyle, din görevlilerinin “yurttaşların düğün, cenaze ya da diğer merasimlerine müdahale için dini kullanmayı bırakmaları şartı" getirildi.
Son günlerde adı koronavirüs salgınıyla anılan Hubei eyaletinin Vuhan kentinde geçen yıl ekim ayında yaşanan olaydaysa, yaşamını yitiren bir kişinin yakınları ve arkadaşları cenaze törenine hazırlanırken birilerinin aileyi yetkililere ihbar etmesi sonrası polis baskın düzenledi. Ölen annesi için dua eden kadın tutuklanırken, defin işlemininse iki gün sonra, Hristiyan gelenekleri yerine getirilmeden gerçekleştirilebildiği ileri sürüldü.
Henan’ın Yuzghou şehrinden başka bir kişi de “Babam öldüğünde köy yetkilileri seküler tören düzenlemezsek bizi tutuklamakla tehdit etti. Karşı çıkmaya cesaret edemedik. Babam inançlı biriydi. Öldükten sonra bile zulüm gördü” dedi.
Kasım 2018’de yine Henan eyaletinde yaşanan bir diğer olayda, Suiping ilçesinde bir adam için cenaze merasimi yapılırken hükümet yetkilileri baskın düzenledi. İddialara göre “kilise dışında her türlü dini aktivitenin yasak olduğunu” belirten yetkililer, aileye manevi şarkılar söylemek istiyorlarsa “kiliseye gitmelerini ve ulusal marş okumalarını” söyledi.

Bir Hıristiyanın evine asılan Şi fotoğrafı ve ÇKP liderleri tablosu (Bitter Winter)​
Törenlere baskın yapılıyor, haçlar kaldırılıyor
Diğer taraftan 2018’de Henan’da yerel hükümetin kabul ettiği düzenlemeyle, “ziyaret grupları, korolar, orkestralar ve diğer grupların ibadethane dışında özel olarak dini etkinlik düzenlemesinin” yasaklandığı belirtildi. Hükümetinse getirilen bu şartları daha çok Hıristiyan düğünlerine ve cenaze merasimlerine izinsiz girmek ya da bu tür etkinlikleri dağıtmak için bahane olarak kullandığı öne sürüldü.
Henan’ın Shangqiu kentindeki Three-Self Kilisesi’nden yaşlı bir kişi, “Hükümet dini cenaze törenlerini yasaklıyor ve kilise korolarının ya da orkestraların bu törenlere katılmasına izin vermiyor. Papazlar, Hıristiyanların evine ancak aceleyle ve gizlice girebiliyor. Durum çok vahim ve inançlı bazı kişiler, ölenlere mezarlığa kadar eşlik bile edemiyor” diye konuştu.
Bir başka olayda Fangchengşeng ilçesinde hükümet yetkilileri, Nisan 2018’de cenaze töreni sırasında orada bulunan kişilere ve koroya alanı terk etmelerini emrederken, haçları ve diğer dini simgeleri kaldırmamaları halinde tutuklanacaklarını söyledi. Ölen kişinin yakınları dışında herkes töreni terk etti, tüm haçlar kaldırıldı. Geçen yıl haziran ayındaysa Henan’ın Luoyang kentinde yetkililer tabutu saran örtüdeki haç işaretini söktürdü.
“Hıristiyanlığı ‘Çinlileştirme’ kampanyası”
Öte yandan dini sembollerin kaldırılması uygulamasıyla, kiliselerin dışında Hristiyanların ibadet alanlarında da karşılaşıldığı ileri sürülüyor.
Çin’in tanınmış “gizli kiliselerinden” birinin papazı olan Wangyi Yi ile eşi Jiang Rong, Ocak 2019’da tutukladı.
Wang’ın başında olduğu ve ÇKP tarafından kabul edilmeyen Early Rain Covenant Kilisesi, Aralık 2018’de kapatıldı, 100’den fazla kişi de tutuklandı.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre, Papaz Wang “hükümeti devirmeye teşvik ve yasa dışı iş yapmak” suçlamasıyla 9 yıl hapis cezasına çarptırılırken, iddialara göre kapatılan kilise de ticari kuruluşlara kiraya verildi.
O dönem Batı medyasında geniş yer bulan Wang’ın tutuklanması Çin’deki Hristiyan nüfusun durumunu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis tarafından dinamitle havaya uçurulduğu iddia edilen bir kilise (AP)
Bazı uzmanlar Pekin yönetiminin Hıristiyan sayısındaki artış ve onların Batı’yla muhtemel bağlantılarından kaynaklanan rahatsızlığında hedefin “Hıristiyanlığı yok etmek” değil “dize getirmek” olduğunu iddia etti.
Duke Üniversitesi’nden profesör Lian XŞi, meseleyi Guardian gazetesine değerlendirirken, “Hükümet Hristiyanlığı partinin emrinde tamamen yerli bir dine dönüştürmek için Hıristiyanlığı ‘Çinlileştirme’ kampanyası yürütüyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan 2018 boyunca yerel hükümetlerin devletin onay verdiği kilise ağı dışında kalan yüzlerce ibadet mekanını ve “ev kiliselerini” kapattığı da ileri sürüldü.
Kasım 2018’de 500 ev kilisesi liderinin ortak açıklamasında, yetkililerin binalardan haçları çıkardığı, kiliselere Çin bayrağı asma ve yurtsever şarkılar söyleme zorunluluğu getirildiği ve 18 yaş altı kişilerin kilise törenlerine girişinin yasaklandığı belirtildi.
2030’da dünyanın en çok Hıristiyan nüfusu bu ülkede olacak
Purdue Üniversitesi’nden sosyolog profesör Fenggang Yang, 2 Ocak’ta Time dergisine yaptığı açıklamada, Çin anakarasında 2020 itibarıyla 116 milyon Protestan Hristiyan olduğunu belirtirken, “2030’a gelindiğinde Çin’de muhtemelen dünyanın diğer ülkelerinden daha çok Hristiyan yaşıyor olacak” tahminini yaptı.
Hong Kong Çin Üniversitesi’nde misafir profesör Willy Lam ise üye sayısı tahminen 90 milyonu bulan Çin Komünist Partisi’nin ve hükümet liderlerinin bu durumdan kaygı duyduğunu kaydetti.
Çin’de gizli kiliselerin “süratle yayıldığını” ifade eden Lam, “Çin hükümeti, aralarında az eğitimli insanların da olduğu daha fazla kişinin resmi milliyetçilik ve yurtseverliğe değil de manevi ihtiyaçları için kiliseye yönelmesinden korkuyor” dedi.
Çin: Batı, Hıristiyanlığı topluma sızmak ve yönetimi devirmek için kullanıyor
Eleştirilerin hedefindeki Çinli yetkililerse “Batı’nın Hristiyanlığı iktidarı devirmek için kullandığını” öne sürüyor.
Çin’deki Protestan Kiliseleri Three-Self Yurtsever Hareketi Ulusal Komitesi Başkanı Xu Xiaohong, Mart 2019’da yaptığı açıklamada, Batılı güçlerin “Hristiyanlığı Çin toplumuna nüfuz etmek” ve hatta hükümeti “devirmek” için kullanmaya çalıştığını iddia etti.
Başında olduğu hareketin adının “Batı” değil “Çin”le bittiğini belirten Xu, “Hristiyanlık bayrağı altında ulusal güvenliğin altını oyma faaliyetlerine iştirak eden yüz kararlarını adalete teslim etmek için ülkemizi destekliyoruz” dedi.
Xu, “Çin Hristiyanlığı, yalnızca mütemadiyen Çin kültürünün iyi geleneklerine yaklaşarak Çin kültürünün verimli toprağında kök salabilir ve bizzat Çinlilerin kabul edeceği bir din olabilir” diye ekledi.

Henan eyaletinde yerle bir edilen ev kilisesinden geriye kalanlar (AP)
Çin’de resmi kayıt altında olmayan gizli kiliseler, Hristiyan ailelerin evlerinde toplanılmasından ötürü genelde “ev kilisesi” olarak adlandırılıyor.
2018’de “resmi izin dışı” din eğitimini yasaklamanın yanı sıra dini grupların online tüm aktivitelerini bildirmesini şart koşan yeni düzenlemelerin devreye girmesinin ardından bu tür yerlerin gittikçe daha çok baskı gördüğü ileri sürülüyor.
New York Post’un (NYP) haberine göre, Çin’de 1 Şubat 2020 itibarıyla tüm biçimlerde dini etkinlikleri yasaklamaya dair yeni kısıtlamaların uygulamaya geçtiği kaydedilirken, 41 maddeli “Dini Grupları Denetim Önlemlerinin”, ayin ve ritüellerin düzenlenmesinden liderlerin seçimine ve yıllık toplantılara, personelin işe alınmasına ve fonların ele alınmasına kadar birçok hususu ele aldığı belirtiliyor.
Resmi olarak “ateist” Çin Halk Cumhuriyeti’nin anayasasında yurttaşlara “uygun tüm dini aktiviteler” için “dini inanç özgürlüğünün” garanti edildiği kaydediliyor.
Çin devleti resmi olarak 5 dini inancı tanıyor: Budizm, Taoizm, İslam, Katoliklik ve Protestanlık. 
Early Rain Covenant Kilisesi ve Falun Gong’un da aralarında bulunduğu birçok grupsa Çin’de “şer tarikatlar” olarak kabul edilip yasağa tabi tutuluyor.
Ülkedeki Hristiyanların çoğunluğunu Protestanlar oluştururken, “gizli” Katolik kilisesi mensubu papazlar ve rahiplerinse ÇKP üyeleri tarafından özenle seçildiği iddia ediliyor.
NYP’nin haberine göre, Çin’in kadim inanışlarından Taoizm mensuplarının da Şi sonrası artan baskı ortamından kaçtığı, bin yılı aşkın süredir ayakta duran tapınakların Çin Din İşleri yetkililerinin talimatları sonucu kapatıldığı ve heykellerin paramparça edildiği belirtiliyor.
Diğer taraftan Çin’in kendi toprak parçası olduğunu iddia etiği Tibet’te dini özgürlüklere müdahale ettiği iddiaları sıkça gündeme geliyor.

 


FBI, İran savaşı nedeniyle istifa eden Joe Kent’in peşinde

Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)
Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)
TT

FBI, İran savaşı nedeniyle istifa eden Joe Kent’in peşinde

Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)
Joe Kent, özel harekatçı olarak Ortadoğu'daki birçok cephede görev yapmıştı (AP)

FBI, İran savaşını eleştirerek istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent hakkında gizli bilgileri sızdırdığı gerekçesiyle inceleme yürütüyor.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Semafor'a konuşan ABD'li yetkililer, FBI'ın aylardır Kent hakkında soruşturma yürüttüğünü söylüyor.  

Kaynaklar, gizli bilgilerin sızdırılmasıyla ilgili incelemenin ne zaman başlatıldığına dair ayrıntı vermiyor.

Axios'a konuşan yetkililer de FBI soruşturması hakkındaki detayların gizli tutulduğunu söylüyor.

Ancak kaynaklardan birine göre, Kent'in Tucker Carlson ve başka bir muhafazakar podcast sunucusuna bilgi sızdırdığından şüpheleniliyor. İsrail ve İran'la ilgili sızdırılan istihbarat bilgilerinin de FBI tarafından incelendiği aktarılıyor.

Yetkililerden biri, Kent'in "aylardır takip edildiğini" belirterek pozisyonundan da bu yüzden istifa ettiğini savunuyor:

Kent, bu incelemenin istifasına misilleme olarak yapıldığını iddia etmeye çalışacak. Fakat durum tam tersi; soruşturma altında olduğunun farkında ve bu yüzden istifa etti.

Semafor ve Axios, FBI'ın yorum taleplerini reddettiğini, Kent'in de henüz açıklama yapmadığını aktarıyor.

Diğer yandan New York Times'ın 28 Ekim 2025'teki haberinde, Kent'in muhafazakar aktivist Charlie Kirk'ün cinayetiyle ilgili soruşturma dosyalarına erişmeye çalışırken FBI'la karşı karşıya geldiği yazılmıştı.

Haberde, Kent'in Kirk cinayetinde "yabancı ajanların" rol oynamış olabileceği ihtimaline karşı FBI dosyalarını incelediği ifade edilmişti. FBI Direktörü Kash Patel'in ise yetki sınırlarını aştığı gerekçesiyle Kent'e tepki gösterdiği aktarılmıştı.

Kent, salı günü yayımladığı istifa açıklamasında "İran'daki devam eden savaşı vicdanen destekleyemem" diyerek görevinden ayrıldığını duyurmuştu. İran'ın ABD için yakın bir tehdit oluşturmadığı halde ülkesinin "İsrail'in ve güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle" savaşa girdiği yorumunu yapmıştı.

İstifasının ardından çarşamba günü Tucker Carlson'a verdiği söyleşide de Kent, İran'ın ABD'ye saldıracağına yönelik hiçbir istihbarat olmadığını vurguladı. Ayrıca karar verici konumundaki birçok yetkilinin Trump'la görüşlerini paylaşmasına izin verilmediğini de savundu.

45 yaşındaki siyasetçi, ABD Özel Harekat Birlikleri bünyesinde 11 kez savaşa katılmış, daha sonra ordudan ayrılarak CIA'de çalışmaya başlamıştı. İki çocuk sahibi Kent'in donanmada kriptolog olarak görev yapan eşi de 2019'da Suriye'deki bir saldırıda hayatını kaybetmişti.

Independent Türkçe, Semafor, Axios, Guardian


Trump’ın tehlikeli Hürmüz Boğazı planı: Adalar da ele geçirilebilir

Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)
Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)
TT

Trump’ın tehlikeli Hürmüz Boğazı planı: Adalar da ele geçirilebilir

Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)
Amerikan donanması askerleri geçen ay Japonya'da tatbikat yapmıştı (ABD Donanması/Facebook)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'daki Hark Adası'nı ele geçirmek ve Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine açmak için bölgeye daha fazla asker gönderebilir.

Kimliklerinin paylaşılmaması kaydıyla Reuters'a konuşan, aralarında Amerikalı yetkililerin de yer aldığı kaynaklar, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin geçişinin sağlanması için ABD'nin bölgedeki donanma ve hava gücünü artırmayı planladığını söylüyor.

Trump yönetimi, İran'ın petrol ihracatının yüzde 90'ının gerçekleştirildiği Hark Adası'na asker konuşlandırmayı da düşünüyor. Ancak yetkililer, İran'ın adayı drone ve füzelerle vurabileceği için böyle bir hamlenin çok riskli olacağını vurguluyor.

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait jetler, 13 Mart'ta Basra Körfezi'ndeki adada yer alan askeri hedefleri vurmuş ancak petrol altyapısını hedef almamıştı.

Öte yandan Wall Street Journal, yaklaşık 2 bin 200 kişilik 31. Deniz Piyade Sefer Birimi'nin Ortadoğu'ya sevk edildiğini 13 Mart'ta yazmıştı.  

Gazetenin dün yayımlanan analizinde, özel operasyonlara katılan askerlerin İran'ın güney kıyılarındaki bazı adaları ele geçirmek için kullanılabileceği savunuluyor.

Amfibi saldırı gemisi USS Tripoli'deki donanma askerlerinin, yaklaşık bir haftada Japonya açıklarından Ortadoğu'ya varması planlanıyor.

Gemileri üs olarak kullanarak operasyon yürüten ekip, zırhlı araçlar ve topçu silahlarıyla donatılmış kara muharebe birimi; helikopterler ve F-35B gibi jet avcı uçaklarına sahip hava birimi; koordinasyonu sağlayan komuta ekibi ve ikmalle ekipman bakımını üstlenen lojistik taburundan oluşuyor.

Analistler, donanma harekatçılarının Hark Adası'ndaki petrol altyapısını ele geçirmesi halinde Trump yönetiminin bunu Tahran'a karşı koz olarak kullanabileceğini söylüyor. Ayrıca askerlerin, İran'ın en büyük adası Keşm'e veya onun yakınındaki Kiş Adası ya da Hürmüz Adası'na konuşlandırılabileceğini belirtiyorlar.

New York Times'ın 17 Mart'ta yayımlanan analizinde de İran'ın elindeki nükleer yakıt stokunu ele geçirmek veya imha etmek için kara harekatı düzenlenebileceği yazılmıştı. Bunun "her açıdan modern Amerikan tarihinin en cüretkar ve en riskli askeri operasyonlarından biri olacağı" uyarısında bulunulmuştu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın çarşamba günü yayımladığı açıklamada, 28 Şubat'tan bu yana ABD'nin İran'a 7 bin 800'den fazla hava saldırısı düzenlediği, İran'a ait 120'den fazla geminin hasar gördüğü veya imha edildiği bildirildi.

Savaşta şimdiye dek 13 ABD askeri öldürülürken, 200 kişi de yaralandı.

Adının gizli tutulmasını isteyen Beyaz Saray'dan bir yetkili, "Kara birliklerini gönderme yönünde henüz bir karar alınmadı ancak Başkan Trump tüm seçenekleri masada tutuyor" dedi.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


ABD Başkan Yardımcısı Vance'ten zorlu günler uyarısı

J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)
J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)
TT

ABD Başkan Yardımcısı Vance'ten zorlu günler uyarısı

J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)
J.D. Vance, İran'daki savaşın sonucu olarak benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece geçici olduğunu da belirtti (Reuters)

J.D. Vance, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının hızla yükselmeye devam etmesi nedeniyle Amerikalı tüketicilerin önünde "zorlu bir yol" olacağı uyarısını yaptı ancak durumun sadece "geçici" olduğunu söyledi.

ABD Başkan Yardımcısı, çarşamba günü Michigan'daki bir etkinlikte yaptığı konuşmada, "Bu geçici bir aksaklık" dedi.

Biden yönetimi döneminde benzin fiyatları 4 yıl boyunca yüksekti. Benzin fiyatları artık daha yüksek ve açıkçası, Biden dönemindeki bazı zirve seviyelere bile ulaşmış değil.

Ancak Donald Trump'ın İran'a saldırma kararına şüpheyle yaklaştığı bildirilen Vance, "Önümüzdeki birkaç hafta boyunca yolumuz zorlu" diye itiraf etti.

"Bakın, benzin fiyatları yükseldi, bunun farkındayız, bunun halkın canını yaktığını biliyoruz ve fiyatların düşük kalmasını sağlamak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz" dedi ve Donald Trump'ın durumu hafifletmek için "birçok şey" üzerinde çalıştığını ekledi.

Vance'in açıklamaları, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının yol açtığı olumsuz sonuçlar nedeniyle ABD'de benzin fiyatlarının yükselmeye devam ettiği dönemde geldi. Çatışma üçüncü haftasına girerken bu durum, küresel petrol arz zincirlerini ciddi şekilde etkiliyor. Küresel petrolün yaklaşık yüzde 20'si bu boğazdan geçiyor.

GasBuddy'ye göre pazartesi günü bir galon dizelin ortalama fiyatı 5 dolara ulaşarak Aralık 2022'den bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Bu endişe verici eşik yalnızca o tarihte aşılmıştı. Amerikan Otomobil Birliği'ne göre salı günü bir galon dizelin ortalama maliyeti, bir önceki ayki 3,65 dolardan 5,04 dolara yükseldi.

Uzmanlar, ham petrolden elde edilen dizelin yüksek fiyatının Amerikalı tüketiciler için zincirleme etkiler yaratacağı uyarısını yapıyor.

Vance'in yorumlarına rağmen Trump, İran'la savaşın süresiz olarak devam edebileceği konusunda uyardı ve çarşamba günü Hürmüz Boğazı'nın açılmasının sorumluluğunu bu güzergahı kullanan ülkelere bırakmakla tehdit etti.

bgt
Vance'in açıklamaları, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının yol açtığı olumsuz sonuçlar nedeniyle ABD'de benzin fiyatlarının yükselmeye devam ettiği dönemde geldi. Çatışma üçüncü haftasına girerken bu durum, küresel petrol arz zincirlerini ciddi şekilde etkiliyor. Küresel petrolün yaklaşık yüzde 20'si bu boğazdan geçiyor (AP)

BaşkanTruth Social'da yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı:

İran terör devletinin kalanını "bitirsek" ve bizim kullanmadığımız sözde 'boğaz'ın sorumluluğunu onu kullanan ülkelere bıraksak acaba ne olurdu? Bu, kayıtsız kalan "müttefiklerimizden" bazılarını hızla harekete geçirirdi!!! Başkan DJT.

Independent Türkçe