Brigitte Macron: Göründüğünden daha siyasi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)
TT

Brigitte Macron: Göründüğünden daha siyasi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron (Getty)

Radab Nahar
Geçen yıl en çok satanlar listesine giren ve büyük bir başarı elde eden Fransız kitaplar arasında, Le Parisien gazetesinde yazar olan Ava Djamshidi ve Nathalie Schuck’un kaleme aldığı ‘Bayan Başkan’ (Madame la president) kitabı da yer aldı. Kitap, Elysee Sarayı’nı tanıtırken, Fransa Cumhurbaşkanı olan eşi Emmanuel Macron’un hayatında ve ülkeyi yönetmeye yönelik siyasi kararlarında Fransa’nın First Lady’si Brigitte Macron’un oynadığı gerçek role değiniyor.
Plon yayınevi tarafından basılan kitap, yaklaşık 300 sayfadan ve 5 bölümden oluşurken, siyasetçi ve tecrübeli bir kadın olarak Brigitte Macron’u içeriyor. Fransızlar, Brigitte’i, ince bir vücuda ve ilginç bir gülümsemeye sahip bir kadın, halka açık alanlarda ve her münasebette daima eşinin yanında veya arkasında yer almak isteyen nazik bir hanımefendi olarak tanıyor. Ancak perde arkasında, Fransa devletinin işlerinde belirleyici bir rol oynadığını kim bilebilirdi ki? Ya da Elysee’de yaşanan her şey özellikle de söylenen her cümle hakkında bilgi sahibi olduğu kim tarafından bilinebilirdi ki?
Öte yandan kitap, kendisinden 24 yaş büyük olmasına rağmen ebedi bir aşk bağına sahip bir erkekle bir kadının hikayesini anlatıyor. 30 yıllık geçmişe sahip bu hikaye, kitapta efsanelerden ve masallardan biriymiş gibi sergileniyor. Peki ya öğretmenine aşık olan bu öğrenci, nasıl cumhurbaşkanı oldu? Cevap oldukça basit; Macron hırslı, mücadeleci ve savaşçı bir adam. Aynı zamanda eşi de onu, hayatındaki en zor ve en tehlikeli durumlarda bile ileriye taşıyabilen çok güçlü bir karaktere sahip.
Kitabın içeriği, oldukça zaman ve çaba almış. Öyle ki Djamshidi ve Schuck, First Lady ile yapılmış 4 görüşmenin yanı sıra, çifte yakın birkaç siyasi isimle röportaj ve toplantılarına güveniyor.
Kitap, cumhurbaşkanlığını üstlenmek için hazırlık döneminden hikayelerin yardımıyla, olay ve diyalogların sanki dün yaşanmış gibi sunumuyla Fransa Cumhurbaşkanı’nın Elysee Sarayı’ndan önce ve sonra eşiyle olan ilişkisine bir bakış sağlayan zengin bir çalışma.
Kitap, Cumhurbaşkanı Macron’un, eşi Brigitte’e olan güçlü ilişkisini yansıtan beden diline odaklanıyor.
Brigitte olmadan asla!
Çiftin ilişkisini takip ederken Bayan Başkan, Cumhurbaşkanı Macron’un, (yoğun muhalefet ortasında ilk kez Fransa’nın First Lady’si pozisyonuna ulaşan) eşi Brigitte’e olan güçlü ilişkisini yansıtan beden diline odaklanıyor.
Kitap ayrıca, en küçük ayrıntılara ve Macron’un ‘eşinin her zaman yanında olmasına ihtiyaç duyduğu’ kendiliğinden gelişen eylemlerine de ışık tutuyor.
Bu çerçevede özel seçim kampanyaları sırasında Macron’un yanında çalışanlardan biri, “Cumhurbaşkanı Macron’dan, kampanya günlerinden en sık duyduğum cümle ‘Brigitte nerede?’ oldu” ifadelerini kullandı.
Brigitte, yalnızca randevularını değil eşiyle ilgili tüm meseleleri, hatta onun hayatını da koordine etmeye çalışıyor. Zaman çizelgesi ise her zaman önem verdiği konular arasında yer alıyor. Zira her şey belirli bir nizama göre yürümeli; yemek saatleri, uyku vakitleri, toplantılar, görüşmeler, dinlenme vakitleri… Brigitte Macron, düzenli, dakik ve son derece organize bir kadın.
“Her şeyini ona borçlu. Onun sayesinde cumhurbaşkanı oldu”. Emmanuel Macron’un yakın bir arkadaşının Le Parisien gazetesine söylediği ifadeler. Bu ifadelere, aynı zamanda kitabın sayfalarında da rastlamak mümkün. Birçok kesim, Macron 15 yaşında Fransa’nın kuzeyindeki Amiens şehrinde bir ortaokulda eğitim görürken Brigitte’in, onun drama öğretmeni olduğu hikayesini ve Brigitte’in onun üzerindeki etkisini biliyor.
Macron, Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğinin ‘insanlığa karşı bir suç’ olduğunu belirttiğinde yanındaki hiç kimse, onu yaptığı bu büyük hata dolayısıyla uyarmaya cesaret edemedi. Ancak eşi onu azarladı ve kendisine, “Eğer cumhurbaşkanı olmak istiyorsan, bu tür sözler söylememelisin” dedi.
Ama Macron’u cesaretlendirmekten ve desteklemekten geri durmamasına rağmen Brigitte, gerektiğinde eşini ilk eleştiren kişi de oldu. Örneğin Macron, 14 Şubat 2017 tarihinde BFM televizyon kanalında bir programda, Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğini, ‘barbarca’ olarak nitelendirerek, bunun ‘insanlığa karşı bir suç’ olduğunu ifade etmişti. O dönemde yanındaki hiç kimse, onu yaptığı bu büyük hata dolayısıyla uyarmaya cesaret edememişti. Kitabın yazarları ise kitapta, açıklamanın ardından Brigitte’in nasıl kampanya merkezine girdiğini ve onu nasıl azarladığını anlatıyor. Yazarlara göre eşi, Macron’a, ‘eğer cumhurbaşkanı olmak istiyorsa, bu tür sözler söylememesi’ gerektiğini bildirdi
Bu çerçevede Brigitte Macron, göreve başladıktan sonra eşinin konuşmasıyla ilgilenmekle yetinmedi, aksine Fransa halkına hitaben kullandığı kısa cümleleri reddederek, içeriğe müdahalelerde bulunmaya başladı. Zira ona göre bu kısa konuşma biçimleri, tüm Fransızlar tarafınca anlaşılır olmayabilirdi. Bu yüzden eşini, ‘yalnızca zenginlerin başkanı olduğu’ klişesini kırarak, tüm sosyal sınıflara ulaşmasını sağlayan hitap şekillerine yöneltti.
Kitap, cumhurbaşkanının danışmanlarının, Brigitte’in varlığından ve her konudaki müdahalelerinden hoşnut olmadığına değiniyor. Öyle ki onu, cumhurbaşkanlığı çemberinde ve siyasi mutfakta kendi pozisyonlarına karşı gerçek bir tehdit olarak görüyorlardı. Bazı danışmanlar, Brigitte’e karşı düşmanlık ve nefret besliyordu.
Otorite korkuları
Djamshidi ve Schuck, Amiens lisesinde bu basit Fransız öğretmenin, tarihe dahil olacağını, haber manşetlerine adını yazdıracağını ve modern dünyanın en ünlü kadın figürlerinden biri olacağını kimin hayal edebileceğini soruyor. Ayrıca çikolata üreticisi olan basit bir aileye mensup Brigitte’in eski öğrencisiyle olan evliliğinin, modern prensesler ve First Lady’ler kulübüne gireceğini kim tahmin edebileceğini sorguluyor.
Yazarlar daha sonra ise Brigitte Macron’un, biriyle her görüşmesinde Clinton çiftiyle olan şakalaşmasına nasıl güldüğüne değiniyor. Hillary bağırarak, “Ah, ben onu tanıyorum. Onunla daha önce dışarı çıktım” diyordu. Bill ise, “İlişkinde onunla kalsaydın, şimdi kırsal bir kasabada otopark kadını olacağını biliyor musun?” diye konuşuyor. Clinton ise, “Hayır, eğer onunla kalsaydım, ABD Başkanı olurdu. Arkansas’ta bir çukurdasın” ifadelerini kullanıyor.
Belki de bu şaka, yazarların sorusuna da yanıt veriyor. Ayrıca First Lady’inin kendinden ne denli emin olduğunu ve otoriteye ulaşma yeteneğini ortaya koyuyor.
Ama otoritenin de endişeleri var. Yazarlar, Brigitte Macron’u, eşinin Fransa Cumhurbaşkanlığına ulaşmaya hazırlanırken, elinden geleni yaptığına değiniyor. Seçim kampanyasının son aylarında, özellikle de eşinin zafer kazanacağını anladığında konuya ilişkim tüm literatürleri ve fikirleri incelediğini söylüyorlar. Yazarlara göre Brigitte, kendilerine “Fransız First Lady’lerle ilgili her şeyi okudum” dedi. Cumhurbaşkanlığı tarzını yaşamaktan nefret eden, hiç var olmamış gibi marjinalize edilenler de dahil, bu hayatta hepsinin mutsuz olduğunu söyleyen Brigitte, “Okuyarak, öykülerini çevreleyen trajediyi, şiddeti ve komploları hissettim, aynı şekilde ölümü de” dedi. Brigitte Macron, eşinin kafasının dünyanın dört bir yanından gelen kameralar önünde patladığını gördüğünde Jacqueline Kennedy’nin korkunç kaderinden endişe duymuştu. Petit Clamart bölgesinde, General Charles de Gaulle ve eşine yapılan saldırıyı hatırladığında adeta titremişti.
Otoritenin, ağır bir yük taşımasını beklemediğini söyleyemeyiz. İnsanlardan, hatta dünyadaki bazı resmi şahsiyetlerden ‘eşiyle olan yaş farkından başlayarak, Elysee ve ülkenin tüm bölgelerindeki siyasi ve idari farklılıklara kadar’ sert eleştirilere maruz kaldı.
Öte yandan direnişe ve cesarete tutundu. Asla ayrıcalıklı bir konumda olmadığı bir ilerleme için sabırsızlanıyordu.
Gizemli belge
Kitap, araştırmalarını, Fransa’nın First Lady’sinin notlarına ışık tutarak sonlandırıyor. Brigitte Macron, anılarını not ediyordu. Bunu, Elysee Sarayı’na girmeden önce de yapardı. İyi ya da kötü, yönetim içinde veya dışında yaşadığı anları belgeliyordu. Gizemli belgeleri hiç okumayan arkadaşları, bunları ‘küçük bir gazete’ olarak nitelendiriyor. Peki ya acaba bunlar, ne kadar sır içeriyordu ve yayınlanabilirler miydi?
Her zaman yazar olmayı hayal ettiğini söyleyen Emmanuel Macron, cumhurbaşkanlığı görevinin bitmesi sonrasında bunlar hususunda bir kitap yayınlayacak mı?
Belki evet… Elysee’den ayrıldıktan sonra çift, iki normal yazar gibi hayatlarına devam edebilir. Önceki hayatlarında olduğu gibi normal bir yaşam sürebilirler, ancak lise hatıraları ve Elysee yaşantılarıyla birlikte…
Kitap: Madame la president 
Yazarlar: Ava Djamshidi ve Nathalie Schuck
Yayınevi: Plon



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.