Hüsnü Mübarek 6 suikast girişiminden nasıl kurtuldu?
Mübarek’in 6 Ekim 1981'deki askeri geçit töreni sırasında Mısır’ın eski Devlet Başkanı Enver Sedat’ın suikasta uğramadan önce yanında görüldüğü bir fotoğraf (EPA)
Kahire/Şarku’l Avsat
TT
TT
Hüsnü Mübarek 6 suikast girişiminden nasıl kurtuldu?
Mübarek’in 6 Ekim 1981'deki askeri geçit töreni sırasında Mısır’ın eski Devlet Başkanı Enver Sedat’ın suikasta uğramadan önce yanında görüldüğü bir fotoğraf (EPA)
Hüsnü Mübarek, 1981'de bir askeri geçit töreni sırasında sağında oturduğu Mısır’ın eski Devlet Başkanı Muhammed Enver Sedat’ın uğradığı suikasttan sağ çıktıktan sonra 30 yıllık iktidarı boyunca yaklaşık 6 suikast girişiminden de kurtulmayı başardı. Bunlardan en önemlisi 1995 yılında Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da geçiş güzergâhı üzerinde aracının hedef alınmasıyla düzenlenen suikast girişimiydi. Bu suikast girişiminin yankıları o dönem Mısır'ın Afrika kıtasıyla ilişkilerine ağır bir darbe indirdi.
1993 yılında Mısır’da faaliyet gösteren ‘İslam Cemaati’ adlı grup, karayolu üzerinden Libya’ya giden Mübarek’in konvoyunun geçeceği Batı Sahili yoluna yerleştirdikleri paylayıcılarla Mübarek’e suikast düzenlemeyi planladı. Ancak güvenlik birimleri kurulan komploya dair aldıkları istihbaratla suikastı engellediler. Olayın failleri tutuklandı ve 1994 yılında çıkarıldıkları mahkemece üçü idama, üçü ise müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Patlayıcılarla hedef alındı
‘Firdevs Köprüsü’ olarak bilinen 1994 yılının sonlarında Hüsnü Mübarek’i hedef alan bir başka suikast girişimi daha gerçekleşti. ‘El-Cihad’ adlı grubun 30 üyesi, Hüsnü Mübarek’in geçiş güzergâhındaki bir noktayı havaya uçurmayı planladı. Mübarek’in konvoyu geçerken patlayıcılar infilak etti. Mübarek olaydan sağ kurtulurken güvenlik güçleri failleri yakalamayı başardı.
Etiyopya’daki suikast girişimi
Hüsnü Mübarek’i hedef alan suikast girişimlerinin en önemlisi Afrika Zirvesi’ne katılmak üzere Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa’ya gelen Mübarek’in burada uğradığı suikast girişimiydi. Havaalanındaki resmi törenin ardından Mısır heyetini taşıyan konvoy, zirvenin yapılacağı merkeze doğru yola çıktı. Yolda, silahlı bir grup Mübarek'in zırhlı aracına ateş açarken, korumalar saldırganlara karşılık verdi. Olayda iki kişi öldü, birkaç kişi yaralandı. Mübarek zirveye katılmadan Kahire'ye döndü.
Mısır ve Afrika ilişkilerine etkisi
Addis Ababa’daki suikast girişimi, Mısır ile Afrika arasındaki ilişkilerde tarihi bir dönüm noktasıydı. Diplomatlara göre olay, Mübarek ve çevresindeki insanların kıtadaki herhangi bir etkinliğe katılmaktan kaçınmasına neden oldu. Böylece Mısır'ın Afrika'ya olan ilgilisi genel olarak azaldı. Bu durumun, Etiyopya'nın liderliğindeki Nil Havzası ülkeleriyle olan anlaşmazlıklar üzerinde büyük etkisi oldu. Kahire'ye döndükten sonra açıklama yapan Mübarek, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir rejiminin bu suikast girişimine dahil olduğunu ima ederek “Allah’ın beni daima koruduğuna inanıyorum” dedi.
4 yıl sonra
Mübarek 4 yıl sonra Kahire'nin kuzeydoğusunda bulunan Port Said'de yeni bir suikast girişimine daha maruz kaldı. Mübarek aracını camından vatandaşlara el sallarken, bir kişi bir anda araca asıldı. Aracı korumakla görevli Cumhuriyet Muhafızları’ndan biri saldırgan olduğundan şüphelendiği kişiyi öldürdü. O dönem basında yer alan haberlerde bazı medya kuruluşları söz konusu kişinin Mübarek’i bıçakla öldürmeye çalıştığını öne sürerken bazıları ise adamın ‘akıl hastası’ olduğunu belirtti.
İngiltere uyarısı
BBC tarafından 2017 yılında yayınlanan gizli belgelere göre, 1983 yılında Mısır’ın Londra Büyükelçiliği, İngiliz yetkililere Mübarek'in Londra ziyareti sırasında Ebu Nidal Örgütü tarafından suikast girişimine maruz kalabileceği uyarısında bulunarak ‘tehditle ilgili ayrıntılı bilgiler’ verdi. Bunun üzerine İngiliz yetkililer güvenlik önlemlerini sıkılaştırdı.
El Kaide’nin suikast girişimi
Öte yandan ABD merkezli internet siteleri, Mübarek’in 1995 yılında dönemin El Kaide lideri Usame bin Ladin'in uçağını havaya uçurma planının başarısız olmasıyla bir başka suikast girişiminden daha kurtulduğunu aktarmıştı.
İran, “Akdeniz’deki son kalesi” Lübnan’a tutunuyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5283404-i%CC%87ran-%E2%80%9Cakdeniz%E2%80%99deki-son-kalesi%E2%80%9D-l%C3%BCbnan%E2%80%99-tutunuyor
İran, “Akdeniz’deki son kalesi” Lübnan’a tutunuyor
İsrail'in hava saldırısının ardından güney Lübnan'dan yükselen dumanlar, 12 Haziran 2026'da Lübnan'ın Marjayoun kentinden görüntülendi (Reuters)
ABD ve İran arasındaki çatışmalar son günlerde tekrar alevlenirken, müzakereler hakkında çelişkili açıklamalar yapılıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında İran'la anlaşmanın tamamlanmak üzere olduğunu, mutabakat metni üzerindeki son çalışmaların sürdüğünü savundu.
Sürecin birkaç gün içinde tamamlanacağını, belki de Avrupa'da bir imza töreni düzenleneceğini ileri sürdü. Truth Social'daki açıklamasında da İran'a düzenlenmesi planlanan saldırıları askıya aldığını bildirdi.
Diğer yandan Fox News'e konuşan ABD'li bir savunma yetkilisi, Hürmüz'de İran'a ait iki drone'un düşürüldüğünü iddia etti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise mutabakat metninin bir kısmıyla ilgili müzakerelerin tamamlandığını söylerken, "İran henüz hiçbir anlaşmayla ilgili nihai karar belirtmemiştir" dedi.
İran'ın yarı resmi haber ajansı Tesnim de Tahran'dan resmi açıklama gelmediği sürece Trump'ın sözlerinin dikkate alınmaması gerektiğini yazdı.
Guardian'ın aktardığına göre anlaşmada Hürmüz Boğazı'ndaki mayınların temizlenmesine ilişkin bir takvim öngörülüyor. Bu süre zarfında ABD'nin bölgedeki ablukası devam edecek.
Ayrıca nükleer müzakerelerin yeniden başlaması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik mekanizmalar da ele alınıyor. Adının paylaşılmasını istemeyen bir diplomat, anlaşmanın yüzde 50 başarı şansı olduğunu savunuyor.
Müzakerelerin akıbeti belirsizliğini korurken Tahran yönetimi, Lübnan'ı denkleme dahil ederek pazarlık kozunu artırmaya çalışıyor. İran, ABD'yle herhangi bir anlaşma için İsrail'in Lübnan'a saldırıları sonlandırmasını şart koşuyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail ve Lübnan'ın, Hizbullah'ın saldırılarını tamamen durdurması ve tüm unsurlarını Litani Nehri'nin güneyinden çekmesi şartıyla ateşkeste anlaştığını 3 Haziran'da duyurmuştu.
Ancak Tahran destekli Hizbullah ertesi gün ateşkesi reddettiğini açıklamıştı. Şii örgütün lideri Naim Kasım, öncelikle tüm çatışmaların durdurulmasını ve İsrail birliklerinin ülkeden çekilmesini talep ederek "İşgal devam ettiği sürece direniş de devam edecek" demişti.
İsrail yönetimiyse ülkenin güneyindeki işgalini genişletiyor.
Reuters'ın analizinde Lübnan'ın, Suriye'de Aralık 2024'te Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından İran'ın "Akdeniz'de nüfuzunu sürdürebileceği son kalesi" haline geldiğine dikkat çekiliyor.
Diğer yandan Lübnan yönetimi dış etkilerin ülkenin geleceğini belirlemesini istemiyor. Cumhurbaşkanı Joseph Avn, çarşamba günü ajansa yaptığı açıklamada, "Lübnan'ın geleceği İran'ın ya da İsrail'in değil, Lübnanlıların elindedir" demişti.
Independent Türkçe, Guardian, Times of Israel, Reuters, Tesnim
ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5283393-abd-i%CC%87ran-uzla%C5%9Fmas%C4%B1-i%CC%87srail-ile-hizbullah-aras%C4%B1ndaki-sava%C5%9F%C4%B1-bitirir-mi
ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
Washington'daki karar alma çevreleriyle yakın ilişkilere sahip iki Amerikalı uzman, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptına varılmasına yönelik işaretlerin artmasına rağmen, İsrail ile Hizbullah arasında halen devam eden savaşın yakın gelecekte sona ermesinin beklenmediğini değerlendirdi. Uzmanlara göre Lübnan, İsrail'in güvenlik kaygıları, Hizbullah'ın askerî rolü ve İran'ın bölgesel stratejisi arasında sıkışmış durumda bulunuyor.
Washington merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün (ISW) Ortadoğu ekibi başkanı Kelly Campa ile RAND Corporation Ulusal Güvenlik ve Strateji Programları Direktörü Raphael Cohen, Şarku’l Avsat verdikleri demeçlerde, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında savaşın temel nedenlerini ele almak ve iki ülke arasında barış sağlamak amacıyla yürüttüğü arabuluculuk çabalarına rağmen çatışmaların farklı yoğunluk seviyelerinde devam edeceğini belirtti.
İsrail'in Hizbullah'a yönelik mevcut askerî operasyonlarının başlamasının üzerinden 100 günden fazla süre geçtiğini hatırlatan ve ABD askerî istihbaratında Albay Cohen, “Geri sayım 100 gün önce başlamadı. İsrail açısından bu, çok daha uzun bir mücadelenin parçası; ateşkes anlaşmalarıyla bölünen ayrı savaşlar dizisi değil” dedi.
Kelly Campa, Washington'daki Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nde Ortadoğu ekibinin başkanı (Şarku’l Avsat)
Cohen, İsrail'in kuzey sınırlarının güvenliğinden tamamen emin olana kadar Güney Lübnan'da işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini düşündüğünü belirtti. Aynı zamanda İsrail'in Hizbullah'ı tamamen yenilgiye uğratmasının ya da İran destekli örgütün İsrail'i hedeflerinden vazgeçirmesinin düşük ihtimal olduğunu ifade ederek, “Uzun vadeli bir çatışmayla karşı karşıyayız. Taraflardan hiçbirinin nihai hedeflerine ulaşabilecek durumda görünmediği bir tablo söz konusu” değerlendirmesinde bulundu.
Lübnan ve Levant bölgesi güvenliği üzerine çalışan Kelly Campa da benzer görüşler dile getirerek, çatışmanın yakın dönemde çözülemeyeceğini söyledi. Bunun temel nedeninin bölgesel politikalar ve özellikle İran'ın hesapları olduğunu belirten Campa, “Bu çatışmanın kısa sürede çözüleceğini düşünmüyorum. İran, bölgedeki ortaklarından birine yönelik herhangi bir Amerikan veya İsrail saldırısının daha geniş çaplı bir savaşı tetikleyebileceği bir gerçeklik oluşturmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
RAND Corporation'ın Strateji ve Ulusal Güvenlik Programları Direktörü (Şarku’l Avsat)
Campa'ya göre Tahran, Lübnan'daki gelişmeleri Washington ile yürüttüğü müzakerelerde elini güçlendirmek için kullanıyor. İran'ın, Levant bölgesindeki en önemli ortağı olmaya devam eden Hizbullah'ı korumaya çalıştığını belirten Campa, aynı zamanda Tahran'ın taviz vermek istemediği konuların görüşülmesini ertelemek için mevcut durumdan yararlandığını söyledi.
Askerî çözüm yeterli değil
Her iki uzman da askerî operasyonların tek başına kalıcı bir sonuç sağlayıp sağlayamayacağını sorguladı.
Cohen, İsrail'in elde ettiği bölgesel kazanımların Hizbullah'ın temel tutumunu değiştirmesinin zor olduğunu belirterek, “İsrail, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için yoğun çaba gösteriyor. Ancak Hizbullah mensubuysanız bunu kabul etmeye yatkın olmazsınız. Bu nedenle çıkmazdayız” dedi.
Güney Lübnan'daki köy, kasaba ve şehirlerde meydana gelen büyük yıkım konusunda Campa yorum yapmaktan kaçınırken, Cohen askerî operasyonların genellikle hassas ve hedef odaklı yürütüldüğünde daha etkili olduğunu söyledi.
Cohen, “Amaç yıkımın kendisi değil. Sorun, Hizbullah'ın onlarca yıl boyunca Güney Lübnan'daki yerel topluluklar ve altyapı içinde kök salmış olmasıdır” dedi. Bununla birlikte savaş sırasında askerî gereklilik konusunda ortaya atılan karşıt iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmasının son derece zor olduğuna dikkat çekti.
Uzman, savaşın sonunda kesin bir zafer tablosu beklenmemesi gerektiğini de vurgulayarak, “Sonunda bir zafer geçidi olmayacak. En gerçekçi sonuç, çatışmaların tamamen sona ermesinden ziyade şiddetin azaltılmasıdır” ifadelerini kullandı.
Benzer şekilde Campa da İsrail'in ne zaman duracağının ancak siyasi bir uzlaşmayla cevaplanabilecek bir soru olduğunu belirterek, çatışmanın nihai olarak diplomasi yoluyla çözülebileceğini savundu.
Diplomasinin sınırları
Uzmanlar, İsrail ile Lübnan arasında devam eden görüşmelerin önemli olduğunu kabul etmekle birlikte bunların sınırlı etkisine dikkat çekti.
Cohen, “Konuşuyor olmaları olumlu. Ancak bu çatışmanın önemli bir tarafı daha var: Hizbullah. Ve o müzakere masasında bulunmuyor” dedi.
Campa ise ABD arabuluculuğunda Washington'da Lübnan ve İsrail heyetleri arasında yürütülen doğrudan görüşmeleri “tarihî öneme sahip” olarak nitelendirdi. Ancak kalıcı bir anlaşmanın ancak Lübnan devletinin otoritesinin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.
Hizbullah destekçileri, ABD ve İsrail'in İran'a karşı askeri operasyonlarını protesto ederken İran bayrakları salladı (AP)
Önceki düzenlemelerin büyük ölçüde Hizbullah'ın davranışlarına bağlı olduğu için kırılgan kaldığını ifade eden Campa, kalıcı bir anlaşma için Lübnan devletinin otoritesini kullanabileceğine ve İsrail'in güvenlik kaygılarını giderebileceğine yönelik güven oluşturulması gerektiğini belirtti.
Birçok Lübnanlının İsrail'in gerçek rakibinin Lübnan hükümeti değil Hizbullah olduğunu düşündüğünü söyleyen Campa, buna karşın Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan temas kurulmasına sürekli karşı çıktığını hatırlattı.
Lübnan devletinin son bir yıl içinde otoritesini güçlendirmek ve Hizbullah'ın askerî varlığını sınırlandırmak yönünde adımlar attığını belirten Campa, bu çabaların önemli olduğunu ancak kalıcı bir çözüm için Lübnan, İsrail ve ABD arasında iş birliği gerektiğini söyledi.
İran faktörü
Cohen, Washington ile Tahran arasında yürütülen diplomasinin Hizbullah'ın geleceği sorununu çözebileceği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“İsrail'in yakın zamanda İran ile doğrudan müzakere edeceğini düşünmüyorum. Daha olası senaryo, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmeler yürütülmesidir” diyen Cohen, kamuoyuna yansıyan görüşmelerin büyük ölçüde İran'ın nükleer programına odaklandığını, İran'ın bölgesel silahlı gruplar ağının ise geri planda kaldığını söyledi.
Bu nedenle olası bir anlaşmanın Hizbullah meselesine uzun vadeli bir çözüm getireceğinden kuşku duyduğunu belirten Cohen, İran'ın Hizbullah'ı hâlâ stratejik bir değer olarak gördüğünü ifade etti.
“Hizbullah belki de 7 Ekim 2023 öncesindeki kadar önemli değil; ancak Tahran'ın ondan vazgeçmeyeceği kadar değerli olmaya devam ediyor” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Genelkurmay Başkanı Daniel Hoeller, İsrail'in ABD Büyükelçisi Yehiel Leiter, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ve Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ile birlikte, Washington DC'deki Dışişleri Bakanlığı merkezinde İsrail ve Lübnan heyetleri arasında gerçekleşen bir görüşmeden bir kare (AFP)
Yakın zamanda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın eski muhalifler ve müttefikleri kapsayan yeni bir ordu kurma çabalarını inceleyen bir rapora katkı sunan Campa ise, Donald Trump'ın önerilerine rağmen Suriye'nin Hizbullah'ı zayıflatma girişimlerinde önemli bir rol üstlenip üstlenemeyeceğini sorguladı.
Suriye hükümetinin ciddi iç sorunlarla mücadele ettiğini ve önceliğinin devlet kurumları ile güvenlik güçlerini yeniden inşa etmek olduğunu belirten Campa, “Şam'ın bundan daha büyük bir rol üstlenebileceğine şaşırırım” dedi.
Zorlu yol
Lübnan liderlerinin önündeki seçeneklere ilişkin değerlendirmelerinde her iki uzman da devlet kurumlarının güçlendirilmesinin ülke için en iyi uzun vadeli seçenek olduğu konusunda birleşti.
Campa, mevcut Lübnan yönetiminin geçmiş yıllarda hayal edilmesi zor olan zorlu meselelerle yüzleşmeye hazır göründüğünü belirterek, Lübnanlı yetkililere “baskılara rağmen bu çizgiyi sürdürmeleri” tavsiyesinde bulundu.
Cohen ise Lübnan açısından en olumlu senaryonun Hizbullah'ın savaştan ciddi ölçüde zayıflamış şekilde çıkması olduğunu söyledi. Böyle bir durumda Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin devlet otoritesini ülke genelinde daha fazla tesis edebileceğini ifade etti.
“Bu çatışmanın olumlu sayılabilecek tek yönü varsa, o da Hizbullah'ın Lübnan ordusunun daha fazla kontrol sağlamasına imkân verecek ölçüde zayıflayabilmesidir” dedi.
Bununla birlikte iki uzman da bu sonucun kesin olmadığını ve Lübnan'ın geleceğinin büyük ölçüde ülke dışındaki gelişmelere bağlı kalacağını kabul etti.
Şimdilik her ikisinin de üzerinde uzlaştığı nokta ise şu: Savaşın yakın zamanda sona ermesi beklenmiyor ve Lübnan, uzun süreli askerî çatışma ile İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan daha geniş bölgesel mücadelenin ortasında kalmaya devam ediyor.
Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturduhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5283214-k%C4%B1r%C4%B1lan-g%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BC-i%C3%A7in-a%C4%9Flayan-filistinli-%C3%A7ocuk-d%C3%BCnya-g%C3%BCndemine-oturdu
Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu
Gazze'de yaşayan ve ağır görme bozukluğu bulunan 7 yaşındaki Filistinli çocuk Eyüp Cüneyd'in kırılan gözlüğü nedeniyle gözyaşlarına boğulduğu görüntüler, sosyal medya ve uluslararası basında geniş yankı uyandırdı. Şarku’l Avsat’ın The Guardian'dan aktardığı habere göre söz konusu video Gazze'de görme sorunu yaşayan binlerce çocuğun karşı karşıya olduğu sağlık krizini de gözler önüne serdi.
Videoda, kırılan gözlüğünün parçalarını toplamaya çalışan Eyüp'ün çaresizliği milyonlarca kişiyi etkiledi. Görüntülerin dünya genelinde on milyonlarca kez izlenmesinin ardından Eyüp'e yeni bir gözlük temin edildi. Ancak ailesi, bunun yalnızca geçici bir çözüm olduğunu ve çocuğun acilen ameliyat olması gerektiğini belirtiyor.
Gazze kentindeki liman bölgesine sığınan Eyüp'ün annesi 30 yaşındaki İman Cüneyd, oğlunun görme sorununun iki yaşındayken geçirdiği ve yüksek ateşe neden olan bir hastalığın ardından başladığını söyledi.
Doktorların başlangıçta görme yetisinin yaşla birlikte düzeleceğini ifade ettiğini belirten anne, durumun zamanla kötüleştiğini anlattı. Eyüp'ün ihtiyaç duyduğu yüksek dereceli lenslerin Gazze'de bulunamadığını söyleyen anne, "Tedavi için seyahat etmeye hazırlanıyorduk ancak savaş başladı ve tüm planlar durdu" dedi.
Ailesine göre Eyüp, gözlüğü olmadan neredeyse hiçbir şey göremiyor. Bu nedenle çoğu zaman çadırdan çıkmıyor, diğer çocuklarla oynarken son derece dikkatli davranıyor. Koşması, zıplaması ve serbestçe hareket etmesi doktorlar tarafından sakıncalı görülüyor. Uzmanlar, düşme veya çarpma sonucu göz retinasında daha fazla hasar oluşabileceği konusunda aileyi uyardı.
Ayoub Junaid breaks down in tears inside a displacement tent in Gaza, clutching the shattered remains of his medical glasses after a fall.
In a place where even the most basic necessities have been manufactured out of reach, replacing them is far from simple. pic.twitter.com/NpTszdKiP8
Eyüp'ün sık sık annesine, "Diğer çocuklar neden benim gibi gözlük takmıyor?", "Neden onlar gibi hareket edemiyorum?" ve "Neden okula gidemiyorum?" gibi sorular yönelttiği belirtiliyor.
Ailenin aktardığına göre olay, nisan ayının sonlarında Eyüp'ün molozlarla kaplı bir yolda yürürken düşmesiyle yaşandı. Yüzüstü yere düşen çocuğun gözlüğü kırıldı. Bunun üzerine Eyüp büyük bir üzüntü yaşayarak gözyaşlarına boğuldu ve gözlüğünün parçalarını toplamaya çalıştı.
Annesi, "Onun için gözlüğü her şey demekti. Gözlükle bile net göremiyor, çoğu zaman nesneleri yüzüne birkaç santimetre yaklaştırmak zorunda kalıyordu. Gözlüksüz ise neredeyse hiç hareket edemiyordu" ifadelerini kullandı.
Aile üyeleri, gözlüğün kırılmasının ardından geçen üç ila dört gün boyunca Eyüp'ün çadırın bir köşesinde hareketsiz kaldığını, yardım almadan yürüyemediğini anlattı. Kendi başına hareket etmeye çalıştığında ise çevresini seçebilmek için yere doğru eğilip gözlerini zemine yaklaştırdığı belirtildi. Yakınları gözlüğü tamir etmeye çalışsa da hasar gören lenslerin onarılamadığı kaydedildi.
Anne İman Cüneyd, videonun çadıra döndükten sonra çekildiğini belirterek, "Sokakta sürekli ağlıyor, gözlüğünün tamir edilmesini istediğini söylüyordu çünkü onsuz hiçbir şey göremiyordu. Videonun yayılmasının ardından bazı bağışçılar yardım etti ve yeni bir gözlük aldık. Ancak bu gözlük de ihtiyaç duyduğu ölçülere tam olarak uygun değil" dedi.
Aile, son günlerde Eyüp'ün psikolojik durumunda kısmi bir iyileşme gözlemlediklerini ifade ediyor. Çocuğun ziyaretçiler ve yardım görevlileriyle daha fazla iletişim kurmaya başladığı, bunun da aileye umut verdiği belirtiliyor.
Öte yandan Gazze'deki sağlık yetkilileri, savaşın göz sağlığı hizmetlerini büyük ölçüde çökerttiğini bildiriyor. İsrail ablukası ve savaşın yol açtığı yıkım nedeniyle binlerce görme engelli veya görme sorunu yaşayan kişinin tedaviye erişemediği belirtiliyor.
Hastanelerde cerrahi mikroskoplar ve katarakt ameliyatlarında kullanılan fako cihazları dahil olmak üzere temel ekipman eksikliği yaşanıyor. Yetkililere göre yalnızca katarakt ameliyatı bekleyen hasta sayısı 2 bin 800'ü aşarken, kornea nakli, glokom ve rekonstrüktif göz ameliyatları dahil toplam bekleyen vaka sayısı 4 binin üzerinde bulunuyor.
İsrail bombardımanının sağlık tesislerinin çevresini hedef alması nedeniyle Gazze kentindeki Devlet Göz Hastanesi de zaman zaman hizmet veremez hale geldi. Burası, Gazze Şeridi'ndeki tek kamu göz sağlığı merkezi olarak faaliyet gösteriyor.
Hastane Müdürü ve kıdemli göz cerrahı Dr. Hüsam Davud, mevcut durumda tıbbi sarf malzemeleri ve cerrahi ekipmanlarda ciddi eksiklik yaşandığını belirterek, "Bugün savaş öncesinde sunduğumuz hizmetlerin yalnızca yaklaşık yüzde 60'ını verebiliyoruz. Bunun temel nedeni, İsrail'in tıbbi ekipman ve cerrahi malzeme girişini engellemesidir" dedi.
Doktorlar ayrıca kalabalık yaşam koşulları, yetersiz sanitasyon hizmetleri ve ilaç eksikliği nedeniyle ağır kornea enfeksiyonlarında ciddi artış yaşandığını, bazı hastaların bu nedenle kalıcı olarak görme yetisini kaybettiğini bildiriyor.
Uzmanlara göre görme sorunu yaşayan çocukların durumu, Gazze'deki daha geniş çaplı insani krizin yalnızca bir parçası. Bölge, nüfusa oranla dünyadaki en yüksek çocuk amputasyon oranlarından birine sahip. On binlerce hasta ve yaralı çocuk acil tedavi beklerken, özel sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyan çok sayıda kişinin Gazze dışına tahliyesi henüz gerçekleştirilemedi.
Gazze Sağlık Bakanlığı'nın son verilerine göre yaklaşık 4 bin çocuk, hayati öneme sahip tıbbi tedaviye ulaşabilmek için acil olarak bölge dışına sevk edilmeyi bekliyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة