İdlib'de Türk askerine yönelik hava saldırısı sonrası Rus basını ne yazdı?

AFP
AFP
TT

İdlib'de Türk askerine yönelik hava saldırısı sonrası Rus basını ne yazdı?

AFP
AFP

Suriye'nin İdlib kentinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) yönelik gerçekleştirilen saldırının ardından Rus basını da gelişmelere geniş yer ayırdı. 
Ülkenin öne çıkan medya kuruluşlarından öne çıkan başlıklar şöyle.

Kommersant: Açık sema altında cephe
"Rusya ve Türkiye, Suriye'de doğrudan askeri çatışma  çizgisine yaklaştılar. Perşembe günü Türkiye destekli Suriye silahlı muhalefeti İdlib vilayetindeki iki stratejik yolun kesişimi noktasında bulunan Serakib'i geri aldı. Rusya tarafından tek anlamıyla militanlar olarak değerlendirilen Türkiye destekli güçlerin saldırısı Suriye'deki Rusya askerleri için giderek daha büyük tehdit oluşturuyor. Rusya'da en çok korkulan durum çatışma bölgesinde Rus askeri uçağının vurulması ve buna karşılık verilme olasılığı. Rusya ve Türkiye'nin farklı düzeylerde görüşmeleri sürdürdüklerinin belirtilmesine rağmen başarı sağlanamadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından daha önce açıklanan Rusya Devlet Başkanı'nın Ankara'ya gitme durumunu Moskova onaylamıyor."
Kommersant gazetesinde yayımlanan bir başka haberin başlığı ise “İdlib'in barışı, İdlib'in savaşı.”

Türkiye'nin Rusya'ya karşı NATO desteğine doğru dümen kırdığı yorumu yapılan haberde şu ifadeler yer verildi:
"Ankara, Suriye askeri güçlerini “düşman hedefleri” olarak gören resmi karar aldı. Onlarca Türk askerinin İdlib'de hayatını kaybetmesinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, perşembe günü Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yaptı. Toplantıya kuvvet komutanlarının tamamı ve güvenlikten sorumlu bakanların yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katıldı. Toplantı biter bitmez Suriye hükümet güçlerini ateşe tuttu, diplomatlar ise NATO ile istişareler yaptı. Washington'da ise “Suriye rejimini” ve Rusya'yı durdurmak için Ankara'ya yardıma ilişkin talepler seslendiriliyor. Perşembe akşamından Türkiye sınırları içinde Twitter, Facebook ve Instagram'a giriş yasaklandığı gibi bunun nedenlerine ilişkin hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Netblocks uzmanları bunun askeri operasyonlara ve öncelikle, olay yerlerinden video ve resimlerin ve aynı zamanda hayatını kaybedenlerin sayısına ilişkin hassas bilgilerin paylaşılmamasıyla ilintilendiriyor."
Independent Türkçe'nin haberine göre, Perşembe günü Suriye'de çatışan tarafları barıştırma merkezi başkanı amiral Oleg Juravlyov, "Türkiye destekli güçlerin Suriye ordu güçlerine karşı saldırılarını top atışları ve İHA'ların verdiği istihbarat bilgileriyle desteklediğini" açıklamıştı. Artık Moskova'da Suriye semalarının Rusya için de tehlikeli duruma geleceği endişesi yaşanmakta. Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzia, İdlib'deki tek ve geri dönülmez çözüm yolunun teröristlerin tamamen çıkarılması olduğunu açıkladı.

İzvestiya: Türkiye'nin devlet kanalı İdlib'de Suriye ordusuna yapılan saldırıların görüntülerini yayınladı
"Suriye ordusu birkaç seneden beri başarısız  saldırılarda bulunduğu El Gab vadisini ele geçirmeye nihayet muvaffak oldu. İzvestiya kaynakları rakibin seri biçimde modern hava taarruzundan savunma  sistemleri kullandığını belirtiyor. Türkiye tarafından desteklenen muhalifler karşı saldırı yaparak stratejik yolu yeniden birleştirme imkanı sağlamıyor. Onlar Serakib beldesini artık ele geçirmiş. Uzmanlar bu başarının geçici olduğunu belirtiyor. 27 Şubat akşamı Suriye güçlerinin karşı atağa  geçmesi durumu da bunu gösteriyor."

Russia Today Rusça servisi: BM Genel sekreteri İdlib'deki durumu izliyor
Russia Today Rusça servisi, Türkiye'de İdlib saldırısında ilişkin Hatay Valisi Rahmi Doğan'ın açıklamalarına yer verdi.
BM Genel Sekreteri'nin "İdlib'deki durumu izliyor” yorumu paylaşılan haberde, “Türkiye Savunma Bakanı Suriye sınırındaki ilde yerleşen karargaha gitti” ifadesine yer verildi.
RIA-Novosti ise İdlib'de hayatını kaybeden Türk askerlerinin sayısının 33'e yükseldiğini duyurdu.



Mısır ve İran savaşı: Nüfuzdan değil, zorunluluktan kaynaklanan arabuluculuk

ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)
TT

Mısır ve İran savaşı: Nüfuzdan değil, zorunluluktan kaynaklanan arabuluculuk

ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 21 Ocak 2026'da İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (Reuters)

Amr İmam

Mısır'ın bir tarafında ABD ve İsrail'in, diğer tarafında İran'ın yer aldığı devam eden savaş konusunda yaptıkları, bölgesel nüfuzunu güçlendirmeye çalışan bir devletin proaktif diplomasi eylemi olmaktan çok daha fazlasıdır. Bu savaşın ekonomisi ve jeopolitik konumu üzerindeki etkisini giderek artan bir endişeyle izleyen bir ülkenin temelde savunma amaçlı olan bir yanıtıdır.

Mısır bu rolü seçmedi, aksine bu zorunluluğun kendisine dayattığı bir rol. Kendisini arabuluculuk çabalarına katılmaya iten neden, bölgesel sahneye liderlik etme hırsı değil, savaşın devam etmesinin maliyetinin, savaşı bitirme çabalarına dahil olmanın maliyetinden daha büyük hale geldiğini gösteren stratejik bir hesaptır. Arabuluculuğun bir seçim olarak mı yoksa bir zorunluluk olarak mı yapıldığı arasındaki bu kesin ayrım, Kahire'nin başarabileceği şeylerin sınırlarını belirliyor. Bu nedenle, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin ABD Başkanı Donald Trump'a İran ile savaşı sona erdirmesi yönünde yaptığı son çağrı, ABD Başkanına olan güveninin ve ona oynadığı bahsin bu kez karşılığını verip vermeyeceği konusunda yeni soruları gündeme getiriyor.

Sisi, geçen yıl İsrail'in Gazze'ye karşı şiddetli bir savaş yürüttüğü dönemde, ABD Başkanı'nın Gazze savaşı konusunda İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile tamamen aynı çizgide olduğu bir zamanda Trump'a bahis oynamıştı.

Sisi, Gazze meselesinde Trump'a bahis oynadığında, onu tanıyordu ve onu iyi okumuştu. O aşamada Trump, iç politikada imajını parlatmak ve diplomatik mirasını güçlendirmek için kendisine “barışı sağlayan başkan” görüntüsü vermeye çalışıyordu. Sisi ona bu fırsatı sundu ve ateşkes sağlandı. Ancak bugün durum daha karmaşık. Trump, barışı sağlayan başkan görüntüsü vermekten ziyade, İran ile savaşı kazanan başkan görüntüsü verme arayışında. Amerikan basınında yer alan haberlere göre, İran'ın nükleer programını sıfırlamak, Tahran'ın bölgesel vekillerine verdiği desteği sona erdirmek ve hatta belki de petrol ihracatını kontrol etmek istiyor. Bunlar sakin diplomasiyle elde edilemeyecek, aksine, ya kesin bir askeri zafer ya da bir zafer gibi görünen bir anlaşma gerektiren hedeflerdir. Sisi'nin bu sefer oynayacağı bahsin başarısı burada, Trump'ı, savaşı dikkatlice hazırlanmış bir diplomatik çıkış ile bitirmenin bir taviz değil, bir zafer olarak gösterilebileceğine ikna etmekte gizli. Bu, Gazze ile ilgili oynadığı bahisten daha hassas ve zor bir bahis, çünkü rakip farklı.

Yoğun çabalar

Mısır, başından beri, ilgili karar vericiler üzerindeki etkisini kullanarak savaşı durdurmak için gayretle çalıştı. Mısır Dışişleri Bakanı, İran, Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar'daki mevkidaşlarıyla sürekli temas halinde. Mısır istihbarat yetkilileri ayrıca, savaş ile ilgili kritik kararlar üzerinde mutlak yetki kazanmış gibi görünen İran Devrim Muhafızları ve Lübnan'daki Hizbullah ile neredeyse ilk kez alenen ve açık bir şekilde iletişim kanalları açtı.

Tüm bu temaslar, hem Donald Trump hem de İranlılar için kabul edilebilir, itibarlarını, ayrıca taraf olmadıkları bir savaşın ağır bedelini ödeyen kardeş Körfez Arap devletlerinin çıkarlarını koruyan bir formül üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlıyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Mısır, taraf olmamasına rağmen, savaşı sona erdirmek için çabalıyor ve bunun haklı nedenleri var. Savaşın ekonomik sonuçları, bu yoğun nüfuslu ve ekonomik olarak zor durumda olan ülkeyi yavaş yavaş çöküşün eşiğine itiyor.

grfb
İsrail ordusu tarafından servis edilen ve 28 Şubat'ta İran Dini Lideri'nin karargahında meydana gelen patlamayı gösteren videodan bir kare (AFP)

Uluslararası piyasadan enerji tedariki için daha yüksek fiyatlar ödemek zorunda kalan Mısır hükümeti, iç tüketiciler için yakıt fiyatlarını zaten yaklaşık yüzde 30 oranında artırdı ve savaş devam ederse tekrar artırmak zorunda kalabilir. Hiç uyumayan şehir olarak bilinen Mısır'ın başkenti Kahire, hükümetin enerjiyi verimli kullanma önlemlerini yeniden uygulamaya koymasıyla artık akşam saat 9’da ışıklarını kapatmak zorunda kalıyor. Milyarlarca dolarlık sıcak paranın kaçışından kaynaklanan baskı nedeniyle Mısır para biriminin yaşadığı değer kaybı krizi daha da kötüleştiriyor.

Kahire'nin savaşla ilgili jeopolitik kaygılarının, savaşı sona erdirme yönündeki iç motivasyonlarından çok daha ağır bastığı açıkça görülüyor

Sahne daha yakından incelendiğinde, Kahire'nin savaşla ilgili jeopolitik kaygılarının, savaşı sona erdirme yönündeki iç motivasyonlarından çok daha ağır bastığı açıkça görülüyor. İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, bu ülkelere kan kaybettiriyor ve Mısır'ı zayıflatıyor; zira bu ülkeler, özellikle zor zamanlarda, yıllar boyunca Kahire'nin en güçlü destekçileri arasında yer aldılar. Uzun süreli bir savaş, çatışmaya girmeyi haftalardır geciktiren Yemen'deki İran destekli Husi milislerini, Kızıldeniz'deki ticari gemileri hedef alarak ve Babul Mendeb Boğazı'nı kapatarak savaşa daha derin bir biçimde dahil olmaya itebilir.

Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılar, uluslararası deniz trafiğini engelleyecek ve gemileri Süveyş Kanalı'ndan geçmekten kaçınmaya zorlayacaktır. İsrail'in Lübnan'ın güneyinde, Litani Nehri'ne kadar uzanan bölgede kalıcı bir varlık kurma başarısı, tek taraflı deklare edilmiş devletin sınırlarını genişletme yönünde ilk adım olabilir. Bazen İsrail aşırı sağı tarafından “Büyük İsrail” olarak tanımlanan vizyon kapsamında, bu hamleyi muhtemelen Gazze Şeridi'nin, işgal altındaki Batı Şeridi'nin tamamının ve Suriye'nin güney kesimlerinin bir bölümünün ilhakı takip edecektir. Bu da Mısır ve bölgesel ulusal güvenliğe tehdit oluşturmaktadır.

İran'ın yenilgisinin bu savaşı sona erdirmeyeceğini, aksine bölgesel sahnede daha istikrarsız bir döneme yol açabileceğini savunanlar olabilir. Zira İran rejiminin ortadan kalkması, bölgedeki nüfuz haritasını yeniden çizecek ve geride bırakacağı boşluğun niteliği, kimin dolduracağı ve nasıl kullanılacağı konusunda ciddi soruları gündeme getirecektir.


İran’da düşen F-15’in ikinci pilotu da kurtarıldı… Bölgede tansiyon yükseliyor

TT

İran’da düşen F-15’in ikinci pilotu da kurtarıldı… Bölgede tansiyon yükseliyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump, Pazar sabahı yaptığı açıklamada, ABD ordusunun “ülke tarihinin en cesur arama-kurtarma operasyonlarından birini” onlarca uçakla gerçekleştirdiğini ve Cuma günü İran’da düşen F-15 savaş uçağının ikinci pilotunun da kurtarıldığını duyurdu. Trump, pilotun “sağ ve güvende” olduğunu belirtti.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları, yarı resmi Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, İsfahan’ın güneyinde yürütülen kurtarma operasyonlarına katılan bir ABD uçağını düşürdüklerini açıkladı.

İran yönetimi ise Cumartesi günü, ABD Başkanı Trump’ın 48 saatlik süre tanıyarak yaptığı ve aksi halde “cehennem” tehdidi içeren ültimatomunu resmen reddettiğini duyurdu.

Siyasi gerilimdeki bu meydan okuma, sahada eşi benzeri görülmemiş bir askeri gerilimle eş zamanlı yaşandı. ABD ve İsrail savaş uçakları, İran’ın güneybatısındaki kritik hedeflere hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda Buşehr nükleer santrali çevresi ile Mahşehr’deki bir petrokimya kompleksi hedef alındı; olaylarda çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.


Washington, Kasım Süleymani'nin iki yakınının gözaltına alındığını duyururken Tahran bu haberi yalanladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)
TT

Washington, Kasım Süleymani'nin iki yakınının gözaltına alındığını duyururken Tahran bu haberi yalanladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran rejimiyle bağlantıları olduğu belirtilen yabancılardan yasal oturum iznini (Green Card/Yeşil Kart) geri çektiğini duyurdu.

Açıklamada, “Dün gece, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) eski Komutanı General Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızı, Dışişleri Bakanı'nın yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararının ardından federal ajanlar tarafından gözaltına alındı” denildi. Açıklamada ayrıca, iki kadının ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu (ICE) gözetiminde oldukları belirtildi.

DMO’ya bağlı Kudüs Gücü’nün eski Komutanı General Kasım Süleymani, Başkan Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminin son yılında, 2020 yılı başlarında Irak'ın başkenti Bağdat'ta bulunduğu sırada ABD tarafından bir insansız hava aracı (İHA) ile düzenlenen saldırıda öldürüldü.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, basında yer alan haberlere ve Hamideh Afshar'ın sosyal medyadaki paylaşımlarına göre İran rejiminin açık destekçilerinden biri olduğu belirtildi. Açıklamada, Hamide Afshar'ın ABD'de ikamet ettiği süre boyunca İran rejiminin propagandasını yaptığı ve ABD’nin Ortadoğu'daki askerlerine ve askeri tesislerine yönelik saldırıları övdüğü de belirtildi. Ayrıca İran'ın Dini Lideri'ne övgüde bulunduğu belirtilen açıklamaya göre Afshar, ABD'yi ‘Büyük Şeytan’ olarak nitelendirdi ve terör örgütü olarak sınıflandırılan DMO'ya desteğini açıkladı.

Hamide Afshar’ın daha sonra silinen Instagram hesabındaki paylaşımlarından da anlaşıldığı üzere, Los Angeles’ta lüks bir yaşam sürerken bu içerikleri paylaştığı belirtilen açıklamada,

Açıklamada ayrıca, Afshar ve kızının daimi ikamet statüsünün sona erdirilmesinin yanı sıra, eşinin de ABD'ye girişinin yasaklandığı belirtildi.

Dışişleri Bakanlığı, Amerikalıların güvenliğini sağlamak için ICE ile yapılan iş birliğine övgüde bulunurken açıklamada, Trump yönetiminin, ABD'nin ‘terörist ve ABD düşmanı’ rejimleri destekleyen yabancılar için bir sığınak haline gelmesine izin vermeyeceğini de ekledi.

İranlı medya kaynakları ise cumartesi günü, bu iki kadının Kasım Süleymani ile hiçbir bağlantısı olmadığını bildirdi.

DMO'ya yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, Kasım Süleymani'nin kızı Zeynep Süleymani'nin açıklamasını aktardı. Zeynep Süleymani, yaptığı açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması yalandır: ABD'de gözaltına alınan iki kadınla Hac Kasım ailesi arasında hiçbir bağlantı yoktur” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonu da Kasım Süleymani'nin diğer kızı ve Tahran Belediye Meclisi üyesi Nergis Süleymani'nin “Şu ana kadar Süleymani ailesinden veya yakınlarından hiç kimse ABD'de ikamet etmedi” dediğini aktardı.

Kasım Süleymani’nin yeğeni ve yeğeninin kızının gözaltına alınmasından önce, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ‘bu ayın başlarında, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi eski sekreteri Ali Laricani'nin kızı Fatemeh Ardeshir-Larijani ile eşi Seyed Mohammad Kalantar Motamedi'nin yasal oturum statüsüne son vererek ‘ikisinin artık ABD'de bulunmadığını ve gelecekte ülkeye girişlerinin yasaklandığını’ açıklamıştı.

Ali Laricani 67), 17 Mart'ta Tahran'ın Pardis bölgesinde ABD ve İsrail’in ortak hava saldırısında oğlu ve yardımcılarından biriyle birlikte öldürüldü.

Laricani, eski DMO komutanı ve İran’ın nükleer müzakerecisiydi. İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in yakın danışmanı olarak öne çıkan Laricani, İran'ın güvenlik ve dış politika politikalarının şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamıştı.