Küresel finans piyasalarında artan temkin ve belirsizlik havası hâkim olurken, teknoloji sektörüne özellikle yapay zekâ patlamasının tetiklediği benzeri görülmemiş bir sermaye akışı yaşanıyor.
Bu hızlı yükselişin neredeyse durdurulamaz bir ivmeyle devam etmesi, büyük yatırımcılar ve analistler arasında ciddi endişelere yol açmış durumda. Uzmanlar, mevcut tabloyu giderek 1990’ların sonlarına, yani küresel ekonomiyi sarsan ‘dot-com balonunun’ patlamasından hemen önceki döneme benzetiyor.
Aşırı iyimserlik ve olağanüstü kâr beklentileri ile Wall Street’in deneyimli yatırımcılarının uyarıları arasında sıkışan piyasada, yatırımcıların temel sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor: Yapay zekâ rallisi yavaşlayacak mı? Eğer yavaşlarsa, geride bırakacağı ekonomik hasarın boyutu ne olacak?
Korkutucu bir likidite yoğunlaşması
Bugünün piyasasında asıl kriz, ‘aşırı yoğunlaşma’ sorunu olarak öne çıkıyor. Endekslerde görülen rekor yükselişler, ekonominin genelinde sağlıklı ve dengeli bir büyümeye işaret etmekten ziyade, çok az sayıda dev şirketin performansına dayanıyor.
İstatistik verilerine göre Philadelphia Yarı İletken Endeksi, Mart ile Mayıs 2026 ortası arasında yalnızca iki ay içinde yüzde 70 gibi dikkat çekici bir artış kaydetti. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi ise aynı dönemde yaklaşık yüzde 20 yükseldi. Söz konusu veriler Yahoo Finance kaynaklı analizlere dayanıyor.
UBS Bankası’nın yayımladığı rapora göre, Nvidia, Alphabet, Amazon, Broadcom ve Apple olmak üzere yalnızca beş büyük teknoloji şirketi, son dönemde S&P 500 endeksindeki toplam kazançların yarısını tek başına oluşturdu.
Daha da dikkat çekici olan nokta ise S&P 500 endeksinin ağırlığının yaklaşık yüzde 40’ının sadece 10 şirkette toplanmış olması. Bu şirketlerin büyük bölümü yapay zekâ alanında faaliyet gösterirken, istisna olarak yalnızca Warren Buffett’a ait Berkshire Hathaway bu grupta yer alıyor.
Dijital paradoks
S&P 500 endeksi rekor üstüne rekor kırarken, endekste yer alan şirketlerin yüzde 5’inin 52 haftanın en düşük seviyelerinde işlem görmesi dikkat çekiyor. Bu keskin ayrışma, yapay zekâ rallisine katılmayan şirketlerin piyasa yükselişinin dışında kalarak zorlandığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Finansal spekülasyon atmosferi
Bu tek taraflı yükseliş dalgası, yatırım fonu yöneticilerinin de endişelerini açık bir şekilde dile getirmesine yol açtı. Barclays analisti Emmanuel Cau, özellikle İran savaşı gibi jeopolitik risklerin ve yükselen petrol fiyatlarının görmezden gelindiği bir ortamda hisse senetlerindeki bu sert yükselişin gerekçelendirilmesinin giderek zorlaştığını ifade etti.
Öte yandan Liontrust Asset Management Küresel Hisse Senedi İşlemleri Başkanı Mark Hawtin, yarı iletken hisselerinde yaşanan gelişmeleri daha da sert bir dille değerlendirerek, mevcut tabloyu ‘kumarhane atmosferine’ benzetti. Hawtin, mevcut değerlemelerin uzun vadede ne rasyonel ne de sürdürülebilir olduğunu vurguladı.
Fiyatların tarihi zirvelere ulaşmasıyla birlikte 2000 yılındaki dot-com balonu ile yapılan karşılaştırmalar yeniden gündemin merkezine oturdu.
Bu bağlamda BNP Paribas tarafından yayımlanan bir çalışma, S&P 500 endeksinin mevcut seyrini 1996 yılından itibaren başlayan dönemle karşılaştırdı. Analizde, grafiklerde çarpıcı bir benzerlik olduğu ve eğrilerin neredeyse örtüştüğü belirtildi. Ayrıca araştırma, şirketlerin kâr çarpanlarındaki aşırı şişkinliğe ve yapay zekâ altyapısının kurulması için kullanılan devasa borçlanma seviyelerine dikkat çekti. Bu durumun, 2000 yılında telekomünikasyon şirketlerinin çöküşünden önceki borç temelli genişleme dönemini hatırlattığı ifade edildi.
Michael Burry devreye giriyor
Bu gürültü ve dalgalanma ortamında, 2008 ABD konut piyasası çöküşünü ve küresel finans krizini önceden doğru tahmin etmesiyle tanınan ve The Big Short filmine konu olan ünlü yatırımcı Michael Burry’nin sesi öne çıktı. Burry, Substack platformu üzerinden yatırımcılara yönelik sert uyarılarda bulunarak ‘açgözlülüğün reddedilmesi’ ve finansal pozisyonların derhal azaltılması çağrısında bulundu.
Burry, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Dikey şekilde hızla yükselen tüm hisselerde pozisyonlarınızı neredeyse tamamen azaltın... Piyasa istihdam ya da tüketici güveni nedeniyle yükselmiyor; sadece dün de yükseldiği için yükseliyor ve herkesin yanlış biçimde anladığını düşündüğü iki harflik bir tez (AI) üzerine kurulmuş durumda.”
Ancak Burry, mevcut karamsar tabloya rağmen teknoloji hisselerinde açığa satış (short pozisyon) stratejisinin şu aşamada ciddi risk taşıdığı uyarısında da bulundu. Ona göre güçlü alım momentumu kısa vadede devam edebilir ve bu durum yatırımcılar için yüksek maliyetli kayıplara yol açabilir.
Bu nedenle Burry, alternatif bir strateji olarak nakit pozisyonlarının artırılmasını, varlıkların likiditeye çevrilmesini ve fiyatlar yeniden daha rasyonel seviyelere döndüğünde yeniden piyasaya giriş yapılmasını önerdi.
1996 mı yoksa 2000 mi?
Teknik veriler, riskin gerçek olduğuna işaret ediyor. Şarku’l Avsat’ın Yahoo Finance’tan aktardığına göre Bespoke Investment Group, yarı iletken hisselerinin son dönemde 50 günlük hareketli ortalamanın yüzde 33 üzerinde işlem gördüğünü ortaya koydu. Bu seviyenin tarihsel olarak yalnızca üç kez görüldüğü belirtiliyor: Aralık 1998, Mart 2000 ve Kasım 2002. Ayrıca yarı iletken endeksinin verdiği sinyalin, Renaissance Macro CEO’su Jeff deGraaf’a göre yalnızca 1996, 2000 ve 2022 yıllarında tekrarlandığı ifade ediliyor.
Buna rağmen temel soru halen yanıt bekliyor: Şu anda piyasa döngüsünün hangi noktasındayız? 1996’daki gibi teknolojik yükselişin henüz başında mı, 2000’deki gibi bir balon zirvesinde mi, yoksa 2022’deki gibi yaklaşık yüzde 30’luk bir düzeltme öncesi geçici bir durakta mı?
DeGraaf, yatırımcıları yalnızca balon korkusuyla acele satış yapmamaları konusunda uyardı. Ona göre ‘zirveler ulaşıldığında çan çalmaz’ ve doğru strateji, gerçek bir bozulma sinyali ortaya çıkana kadar beklemek, satış kararını ise yükseliş sırasında değil düşüş sürecinde vermek olmalı.
Tarihin bugünün piyasalarına verdiği ders
Marketing Science dergisinde yayımlanan ve 1825 ile 2000 yılları arasında 51 büyük inovasyonu inceleyen bir çalışmaya göre, bu yeniliklerin 37’sinde fiyat balonları oluştuğu tespit edildi. Bu oran yaklaşık yüzde 73’e karşılık geliyor.
Söz konusu liste, bugün günlük hayatın ayrılmaz parçaları haline gelen birçok teknolojiyi de içeriyor: demiryolları, otomobiller, uçaklar, radyo, televizyon, mikrodalga fırın, cep telefonları, internet ve hatta tükenmez kalemler.
Bu tarihsel değerlendirme, piyasaların özellikle teknolojik devrimlerin ilk aşamalarında gerçek değeri doğru fiyatlamakta sürekli zorlandığını gösteriyor. Bunun temel nedeni, değer zincirlerinin karmaşıklığı olarak görülüyor: çipler modelleri, modeller yazılımları, yazılımlar otomasyonu, otomasyon ise yeni iş modellerini üretiyor. Yatırımcılar bu zinciri tek bir anda fiyatlamaya çalıştığında, beklentiler çoğu zaman bilim kurguya benzer bir seviyeye ulaşıyor.
Buna rağmen bugün ile 2000 yılı arasındaki önemli bir fark, temkinli iyimserlik için bir zemin oluşturuyor. Günümüzün yapay zekâ liderleri olan Nvidia ve Microsoft gibi şirketler, gerçek kârlılığa, güçlü nakit akışlarına ve yüksek marjlara sahip. S&P 500 şirketlerinin yaklaşık yüzde 85’inin çeyrek sonuçlarında beklentileri aşması, 1990’lardaki dot-com döneminden farklı olarak, gelir üretmeyen şirketlerin hâkim olmadığı bir tabloya işaret ediyor.
Ancak piyasanın yapay zekânın küresel ekonomiyi yeniden şekillendirme potansiyeline olan inancı ile balon uyarıları arasında, asıl belirleyici faktör jeopolitik riskler ve enflasyon baskılarının etkisi olacak. Teknoloji hisseleri şimdilik petrol piyasasındaki dalgalanmalardan ve uluslararası gerilimlerden kısmen ayrışmış görünse de, sert bir fiyat düzeltmesi olmadan bu sürecin devam etmesi; kâr büyümesi ile makroekonomik istikrar arasında nadir görülen bir uyum gerektiriyor. Wall Street ise bu kritik dengeyi büyük bir dikkatle izliyor.