Suriye’de iç savaşın yıl dönümü: Savaş başladığında ordudan firar eden askerler anlattı

AFP
AFP
TT

Suriye’de iç savaşın yıl dönümü: Savaş başladığında ordudan firar eden askerler anlattı

AFP
AFP

Mart 2011…
Libya’nın 42 yıllık diktatörü Muammer Kaddafi yönetimine karşı ayaklanan silahlı gruplar Libya devriminin merkezi olan Bingazi’yi ele geçirmişti…
Kaddafi ve oğlu Seyfulislam, isyancıları fareler gibi öldüreceklerini söylediği gün Suriye’nin güneyinde bulunan Dera’a kentinde Arap Baharı’nın bilindik gösterilerinden biri başladı.
“Halk düzenin değişmesini istiyor” sloganı atan siviller Suriye güvenlik güçleri tarafından güç kullanılarak dağıtılmıştı.
Kentte görev yapan 2 kadın doktor, gösterileri desteklediği iddiasıyla gözaltına alınarak işkenceden geçirildi.
Şiddet ve güvenlik güçlerinin tutuklananlara yaptığı işkenceye rağmen Suriye’de gösteriler durmadı. O zaman devrim yanlısı herhangi bir silahlı oluşumun olmadığı, DEAŞ veya Nusra Cephesi’nin henüz isim olarak bile yeryüzünde bulunmadığı günlerdi…
Gösterilere katılan kalabalıkların dilinden dökülen slogan bu kez şuna evrilmişti: Halk düzenin yıkılmasını istiyor

13 yaşında öldürüldü: Hamza el Katib
Devam eden gösterilerin birinde duvara siyasi içerikli yazı yazdığı iddiasıyla gözaltına alınan 13 yaşındaki Hamza Ali El Katib, canlı götürüldüğü polis karakolundan sağ çıkamadı.
Dışarıya sızan haberler Hamza’nın işkenceyle öldürüldüğü yönündeydi.
Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Esad rejiminin artık savunulur yanı kalmadığını söylüyor, yaşananların Suriye hükümetinin reform yapma niyetinde olmadığının göstergesi olduğunu savunuyordu.

Şiddet emirlerini siyasi istihbarat başkanı Atıf Necib veriyordu
Indepenedent Türkçe'nin haberine göre, gösteriler ve şiddet tüm ülkeye yayılırken orduya bu gösterilere daha sert şekilde müdahale etme emri veriliyordu. Suriyeli kaynaklar, bu ilk emirlerin tamamının Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kuzeni de olan Siyasi istihbarat başkanı Atıf Necib tarafından verildiğini belirtiyordu.
Bu emirlere uymak istemeyen askerler ordudan firar etmeye başladı.
Suriye’de sivil gösterilerin silahlı bir ayaklanmaya evrilmesi böylece hızlandı.
Ordudan kaçan askerler, o yılın Temmuz ayında kendi askeri birliklerini kurduklarını açıkladı. O yapının adı Özgür Suriye Ordusu’ydu.

"Ordudan kaçmak zor bir karardı"
Abdulcebbar Ageydi, 7 aydan uzun bir süre barışçıl niteliğini koruyan gösterilere karşı ölümcül güç kullanmak için emir alan onlarca Suriyeli generalden biri. Ageydi, aslında korumak için görev yaptığını düşündüğü sivilleri öldürmek için emir almıştı.
Bu emir, ordudan kaçma fikrini güçlendirdi, 6 Mart 2012’de ise firar etti.
“Zor bir karardı” diyor Ageydi: “Bu kararı alırken tüm yakınlarımı riske attım. Bir karar verdim ama eşim, çocuklarım, annem-babam, akrabalarım… Hepsinin hayatı riske girdi. Ama bu hayatım boyunca aldığım en doğru karardı. Hükümetin vahşetini görünce sonucu ne olursa olsun bu kararı uygulamaya karar verdim. Canilerin yanında olamazdım…”
ÖSO’nun kurulmasıyla muhalifler hükümet güçlerine yönelik askeri operasyonlara başladı. Ageydi, isyanın ilk dönemlerinde muhalif askerlerin silah ve mühimmat ihtiyacını bu operasyonlar sayesinde elde ettiklerini söyledi: “Askeri merkezlere baskın yapıyorduk ve silahları ganimet olarak alıyorduk.”
İlk dönemde muhalif güçler hızlı bir ilerleye sağlamıştı ama ülkenin en önemli kenti Halep hala rejim güçlerinin kontrolündeydi. Orta sınıf kenti Halep’te sivil gösteriler devam ediyordu ama silahlı bir isyan henüz başlamamıştı.

Savaş Halep'e sıçradı
Zaten savaş Halep kapısına dayanana kadar uluslararası medya bu konunun bu denli büyüyeceğini de görmemişti.
Ageydi, ÖSO’nun Halep Askeri Meclisi başkanlığı görevine getirildi.
ÖSO’nun dışında kırsal bölgelerde örgütlenen müstakil silahlı örgütler de Halep’e yönelik bir akın başlatmakta kararlıydı.
2012’nin yaz aylarında Abdulcebbar Ageydi ve Tevhid Tugayı Komutanı Abdulkadir Salih’in ortak komutasıyla yapılan operasyon, iç savaş boyunca muhaliflerin en büyük kazanımıyla sonuçlandı.
Halep’in yarısı muhalif güçlerin kontrolüne geçmişti.

"Rejim, radikal anlayışa sahip mahkumları serbest bıraktı"
2016’da, Rusya’nın hava İran’ın kara desteğiyle Suriye rejim güçleri Halep’i geri aldığında arkada binlerce ölü yatıyordu. Ageydi, Muhaliflerin Halep’i kaybetmesini “Beni kahretti” diye açıklıyor.
“Muhalifler ülke genelinde ilerlemeye başlamasıyla cezaevindeki radikal anlayışa sahip kişiler bizzat Şam yönetimi tarafından cezaevlerinden çıkarıldı” diyen Ageydi, Suriye ılımlı muhalefetinin kaybetmeye başladığı süreci şu sözlerle açıklıyor:
"Suriye’deki cezaevlerinden veya Irak’ta Ebu Gureyb’den çıkarılan radikal unsurlar Suriye’ye getirildi. Rejim aynı dönemde Afganistan, Irak, İran ve Lübnan’daki silahlı destekçilerini de ülkeye çekti. 2015’e kadar bu şekilde savaş sahasını dengelemeye çalıştılar ama işler yine istedikleri gibi gitmedi. 2015’te ise Rusya’yı yardıma çağırdılar. İşte o zaman biz gerçekten kaybetmeye başladık."

Muhaliflerin stratejik yanlışları
Deneyimli bir komutan olan Ageydi’ye “Peki muhaliflerin hiç suçu yok muydu” diye sordum. “Bizim de hatalarımız vardı” diyen Ageydi hataları şöyle sıraladı:
"Devrimi temsil eden herkes tarafından kabul edilen siyasi ve askeri yönetim yoktu. Ciddi bir organizasyon kuramadık. ÖSO ortaya ilk çıktığında içindeki tüm unsurlar rejimden ayrılan resmi görevliler değildi. Sıradan Suriyeliler de bu organizasyona katıldı ve hepsi deneyimsizdi. Marangozlar, ayakkabıcılar, öğretmenler… Normal olarak bu insanlarda askeri bilinç de yoktu. Ortada askeri ve siyasi yönetim olsaydı ve işleseydi önce sınırları kontrol altına alır ve radikallerin Suriye’ye girmesini engellerdik."
Ordudan firar eden askerler, kaçtıkları zamanı tarihine ve gününe kadar hatırlıyor. O askerlerden biri Naci Mustafa. Suriye rejimi ordusunda yüzbaşı rütbesiyle görev yaparken firar eden Mustafa, “2012’nin 5. Ayının 19. Günü ordudan kaçtım” diyor:

"Ordudan ayrılmasaydım ömür boyu vicdan azabı çekerdim"
"Silahsız göstericileri, tankların karşısında elleriyle direnmeye çalışan insanları gördüğümde vicdanım beni buna zorladı. Hama’da yüzlerce ölü vardı ve ben de evime ulaşamadan öldürülebilirdim. Ama halkın yanında durmak zorundaydım. Ailem için endişeleniyordum ama buna mecburdum. Eğer bunu yapmasaydım vicdan azabı ömrümün sonuna kadar peşimi bırakmayacaktı."
Mustafa “Devrim bir rüyaydı” diyor ama kendisinin ve Suriye halkının yapabildiklerine şimdi bile şaşırıyor: “Yıllarca muhaberat baskısı altında yaşayan, en temel siyasi haklardan dahi mahrum bir halkın günü gelip de diktatörün karşısına çıkabileceği kimin aklına gelirdi. Ama halkım bunu yaptı”
Askerken Lazkiye ve Doğu Guta’da görev yapan Mustafa şimdi, ÖSO’nun aldığı yeni isim olan Suriye Milli Ordusu’nun sözcüsü.

Tow'u o kadar iyi kullanıyor ki lakabı Ebu Tow oldu
Süheyl, tow tipi güdümlü füzeleri ülkede en iyi kullanan askerlerden biri. Bu yüzden çevresi ona “Tow’un babası” anlamına gelen “Ebu Tow” diyor.
İç savaş öncesi Atarib’de bulunan 46. Alay’da tanksavar teğmeni olarak görev yapıyordu. Ama iç savaşla birlikte o da ordudan kaçtı.
1., 13. Ve 101. Fırkalarda, Hazm Hareketi’nde, Hamza Tugayı’nda, Ceyş’ül İzze’de ve Özgür İdlib Ordusu’nda savaşmış. Bu silahları çok iyi kullanabildiği için herkes onu grubuna katmaya çalışıyor.
Ülkedeki DEAŞ tehlikesi başgöstermesinin ardından ılımlı muhaliflere uluslararası lojistik yardım açıldığında da bölgedeydi. Yakın tarihin canlı bir hafızası gibi. ABD’li James isimli bir subayla ettiği kavga, eğit-donat programına katılmamak için gösterdiği ısrar, El-Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi tarafından tutuklanması, savaşmaktan vazgeçmesi ama yine geri dönmesi… Her şeyi hatırlayabiliyor. Ama en iyi bildiği şey şimdiye kadar towlarla kaç hedef vurduğu.

"Sadece zeytindalı kaldırıyorduk, elime silah bile almamıştım"
Mahmud Şeyh Ahmed, 2011 yılında İdlib’in Serakib ilçesinde lise öğrencisiydi. Der’a’nın ardından gösteriler ilk Serakib’de başlamıştı ve ilçe meydanında toplanan kalabalık Halep, Humus, Hama’dakine benzer sloganlar atıyordu. Gördükleri şiddet de aynıydı.
"Elime hiç silah almamış bir öğrenciydim. Gösterilerde zeydindalı kaldırıyorduk. İnsanca taleplerimiz vardı. Daha adil bir düzen kurmak yerine bizi öldürmeyi tercih ettiler. Şehirleri yıkmak, binlerce insana işkence yapmak, yüzbinlerce vatandaşının evini yakmak… Bütün bunlar sadece daha adil bir sistem kurulmasın diye. Biz yapamazsak bile bizden sonra gelenler daha adil bir ülke kuracaklar. Buna inanıyorum."
Sivil gösterilen ilk olarak Der’a şehrinde başladığı için Suriye iç savaşının başlangıç noktası da Der’a olarak kabul ediliyor.

ABD'lilerin whatsapp mesajı: Ruslarla anlaşın
ÖSO’nun kurulmasının ardından muhaliflerin eline geçen Der’a, 2018’in Temmuz ayında Rusya desteğiyle Suriye hükümetinin kontrolüne girdi.
O gün cephede olan bir muhalif, rejim birlikleri kente ilerlerken ABD’li subayların kendilerine Whatsapp’tan şu mesajı gönderdiğini anlattı: “Size destek vermeyeceğiz, Ruslar ile anlaşmaya çalışın”



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.