ABD ve Çin arasında ‘biyolojik komplo’ savaşı sürüyor

ABD ve Çin arasında ‘biyolojik komplo’ savaşı sürüyor
TT

ABD ve Çin arasında ‘biyolojik komplo’ savaşı sürüyor

ABD ve Çin arasında ‘biyolojik komplo’ savaşı sürüyor

Kifaye O'Leary
Çin ilk biyolojik silahını mı denedi? Çinli bilim insanı, ABD’yi Doğu Avrupa’daki laboratuvarlarında virüsü üretmekle suçladı.
Yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) Çin’de ortaya çıkıp küresel bir salgına, bir pandemiye dönüşmesinin ardından, Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi, söz konusu virüsün ABD tarafından biyolojik laboratuvarda üretilerek Çin’de yayıldığını iddia etti.
Çin Komünist Partisi liderleri, salgının, Ekim ayında Vuhan şehrindeki olimpiyat oyunlarına katılan ABD’li askerler tarafından Çin’e getirildiğini, daha sonra ülke geneline yayıldığını öne sürüyor. Çinliler ABD’yi virüsün ardında olmakla suçlarken, Independent Arabia’ya açıklamada bulunan Çinli bir bilim insanı, virüsün kaynağının, Doğu Avrupa'daki ABD askeri üslerinden birinde bulunan biyolojik araştırma laboratuvarı olduğunu ve bir kadın tarafından dünyaya yayıldığını iddia etti.
Karşılıklı ‘komplo teorilerini’ destekleyen bilimsel kanıtlar olmamasına rağmen, ortaya atılan iddiaların gerçekliğine, okuyucularımızın karar vermesi için değinmekle yetineceğiz.
Kesin olan bir şey varsa, o da; Kovid-19’un tüm dünyaya ‘diz çöktürdüğü’, Dünya ekonomisini ‘felç ettiği’, Dünya genelinde işsizliği ve yoksulluğu arttırdığıdır. Bu salgının etkilerinin yıllar boyunca hissedileceği, hayatın olağan akışına dönmesi ve piyasaların toparlanmasının uzun bir süre alacağı da bir gerçektir.

ABD: Çin’in biyolojik silahı
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin'in hızla salgının üstesinden gelmesi ve salgının ortaya çıktığı Vuhan şehrinde dahi hayatın normale dönmesine şüpheyle yaklaşmakta. Koronavirüs salgınına neden olan virüsün nasıl ortaya çıktığı ve insan ürünü olup olmadığı dünyada yaygın bir şekilde tartışılmakta. Bazıları Çin’in salgınla bu kadar hızlı baş etmesini, gizli bir aşının varlığıyla bağdaştırmakta. Çin’in virüsü üretmiş olabileceği ve daha sonra sınırlı şekilde yayılmasını sağlayıp sonlandırdığı iddia edilmekte.
Öte yandan ABD, koronavirüs vakalarında ilk sıraya yerleşti, bu makalenin yazıldığı saatlerde, ABD’de virüs dolayısıyla 5112 kişi hayatını kaybetmiş ve 215 bin 344 kişide virüs tespit edilmiş durumdaydı. Salgın ABD’nin hemen hemen her eyaletinde görülmüştü. Bunun üzerine ABD Başkanı Donald Trump, salgının ekonomik sonuçlarıyla yüzleşmek için, 2 trilyon dolar değerinde, ülke tarihindeki en büyük yardım paketini onaylamak zorunda kaldı. Bu arada işsizlik ödeneğine başvuran Amerikalıların sayısı, geçen Salı günü rekor kırarak 3.3 milyon kişiye ulaştı.  

Komplo teorisi
Çin tarafı, ABD’yi sorumlu tutan ‘komplo teorisini’ resmi makamlarca dillendirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sözcüsü Cao Licien, Amerikalı yetkilileri, virüs hakkındaki bilgilerini Çin ile paylaşmayarak, virüsün küresel bir salgına dönüşmesine neden olmakla suçladı. Licien’in suçlamalarını, ülkesinin büyük bölümünde yasaklı olan Twitter üzerinden yapması dikkati çekti. Licien bir dizi ‘twit’ atarak, agresif diplomatik bir saldırı gerçekleştirdi. Öte yandan bazı gözlemciler, Çin Dışişleri’nin açıklamalarının, özellikle salgının ilk haftalarındaki ihmalin üstünü örtme, kafa karışıklığına neden olma ve hedef saptırma amacı taşıdığını iddia ettiler.

Çin’in gizli biyolojik araştırmaları
Çin dışındaki bilim insanları, SARS (Kovid-2) virüsünü inceleme fırsatı buldular ve laboratuvarda üretilmediğine, ya da kasıtlı olarak sentezlenmediği sonucuna ulaştılar. Ancak buna rağmen, söz konusu virüsün kaynağı hala belirsizliğini koruyor. Kovid-2 üzerinde çalışan bilim insanları arasında, virüsün Çin ya da ABD’ye ait olan biyoloji laboratuvarlarından sızmış olabileceği ihtimali de değerlendiriliyor. Biyolojik savaş uzmanlarına göre, muhtemelen yırtıcı hayvanlardan kaynaklanan ölümcül virüs salgını dünyada büyümeye devam ediyor. Söz konusu virüsün, Çin’in Vuhan şehrinde yer alan gizli ‘biyolojik silah’ programına bağlı olarak sızmış olabileceği iddia ediliyor. Çin hükümeti ise, herhangi bir biyolojik saldırı silahına sahip olduğunu reddediyor. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığının geçen yıl yayınladığı bir raporda, Çin’in biyolojik savaş hazırlığında olabileceğine dair şüphelerin bulunduğu yer almıştı.
Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Müdürü Gao Fu, koronavirüs salgının patlak verdiği ilk günlerde, basına yaptığı açıklamada, ilk göstergelerin, virüsün, Wuhan Deniz Ürünleri pazarında satılan yırtıcı hayvanlardan bulaşmış olduğuna işaret ettiğini söylemişti.
Washington Times'a açıklamada bulunan ABD’li bir yetkili, "Çin’in internet üzerinden yaydığı yalanlardan biri de, ABD’nin koronavirüs salgınını, bakteriyolojik bir silah kullanarak başlattığı yönündedir. Bu uğursuz iddiaların gerçeklikle bağı yoktur” demişti. Gazete haberin devamında, Çin’in bu iddiaları, Vuhan’daki bir laboratuvardan sızmış olabileceği’ teorilerini gölgede bırakmak için, karşıt propaganda çevresinde yaymış olabileceğine değindi.

Çin Komünist Partisi salgını kontrol altına aldığını ilan etti
Yeni tip koronavirüsü Kovid-19’un ortaya çıkmasından sekiz hafta sonra Çin, salgını kontrol altına aldığını ve artık sınırlı sayıda vaka tespit ettiklerini ilan etti. Çin hükümeti Vuhan şehri üzerindeki karantinayı kaldırdı ve içinde yaşlıların ve çocukların da bulunduğu şehir ahalisinin gezintilerini gösteren video kayıtları yayınladı. Hatta Çin makamları, bazı yabancı medya mensuplarının da şehre girmesine ve serbestçe dolaşmasına izin verdi. O sırada İtalya ölümcül salgının kurbanlarını gömmeye devam ediyordu. Bu makalenin yayınlandığı saatlerde, İtalya’da salgın dolayısıyla 15 bin 362 kişi hayatını kaybetti, 124 bin 632 kişi ise virüse yakalanmıştı. İtalya’da salgın dolayısıyla ölüm oranları hala çok yüksek seviyelerde.
Komşu İspanya'da ise, salgın, 12 bin 418 kişinin canını aldı ve en az 130 bin kişiye bulaştı. Salgın, ABD, Fransa, İran, Almanya ve Güney Kore’de ‘vahşice büyümeye’ devam ediyor. Bu arada Latin Amerika ve Afrika ülkeleri de salgından nasibini almış durumda. Tüm bu gelişmeler, dünya genelinde Çin’e karşı ‘şüpheci bir yaklaşımın’ artmasına neden oldu. Dünya halkları sorgulamaya başladı, Çin bu kalabalık nüfusuna rağmen sekiz haftada salgınla baş ederken, niçin kendi hükümetleri aynı sürede, salgını yavaşlatmakta başarısız oldular?
Bazıları bunun nedeninin, Çin’in aceleci davranıp salgını önlediğini iddia edebilir, ancak bu iddialar gerçeklikle bağdaşmayacaktır. Nitekim Çin, salgının ortaya çıkışını duyurmakta geç davranmış, üzerini örtmeye çalışmıştır. Dolayısıyla salgına ‘hızlı müdahale’ teorisinin gerçek olması uzak bir ihtimal.

Virüs bulaşan ilk kadının gizemli kayboluşu
Çin Komünist Partisi ile yakın bağları olan ve koronavirüs aşı çalışmalarında yer alan önemli bir bilim insanına telefonla ulaştık. Adının gizlenmesini isteyen bilim insanı, yeni tip koronavirüsün Çin üretimi olduğunu şiddetle reddetti ve Çinlilerin genelinin, ABD’nin salgının arkasında olduğuna inandığını söyledi. ABD yönetiminin açıklamalarını ‘yalan’ olarak niteleyen Çinli bilim adamı, “ABD halkı bile, virüsün ABD tarafından üretildiğini biliyor” dedi. Virüsün kaynağının, “Doğu Avrupa'daki ABD askeri üslerinden birinde bulunan ‘biyolojik silah araştırma laboratuvarı’ olduğunu, ilk virüs vakasının da bir kadın çalışanda görüldüğünü” iddia etti. İlk vakanın görüldüğü kadının gizemli bir şekilde ortadan kaybolduğunu ve akıbetinin bilinmediğini söyleyen bilim insanı, bu vakadan sonra Çin Toplum Güvenliği Komitesi’nin 2019 yılında Kovid-19 vakasına rastladıklarını itiraf ettiğini belirtti. Kovid-19 salgının, ABD’de binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan grip vakalarıyla eşzamanlı yayıldığını hatırlatan Çinli araştırmacı, “Tüm bunlar, ‘koronavirüs canavarının’ arkasında Çin’in değil ABD’nin olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Çinli bilim insanı sözlerini şöyle sonlandırdı: “Biz Çin halkı olarak barış ve doğal bir yaşam sürmek istiyoruz. ABD yönetimi, dikkatleri, politik stratejilerinden uzaklaştırmak istiyor. Çin’i suçlayacaklarına vatandaşlarının canını kurtarmaya odaklansınlar.”
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki birçok brifinginde, söz konusu virüse ‘korona’ demekten kaçınarak, ‘Çin virüsü’ demesi de dikkati çekiyor. Bunun gerekçesini de, virüsün Çin’de ortaya çıkmış olmasına bağlıyor. Muhalif medyanın tüm eleştirilerine rağmen Trump ‘Çin virüsü’ tanımlamasında ısrarcı davranıyor. Öte yandan Demokratlar, bu tanımlamanın, Çinlilerin intikam saldırılarına maruz kalmasına neden olabileceğini söylüyor. Nitekim 11 Eylül İkiz Kuleler saldırısının ardından Araplara yönelik şiddet eylemlerinde artış gözlenmişti.

Komplo teorileri hızla yayılıyor
ABD’li uzmanlar, Çin’in internet üzerinde sıkı kontrol sağladığını hatırlatarak, buna rağmen Çinlilerin internet üzerinden ABD’yi suçlayan komplo teorilerini yaymasını ‘ironi’ olarak değerlendiriyor. Çinlilerin, ‘en iyi savunma, saldırıdır’ sözünü doğrularcasına ‘komplo teorilerini’ yaydıklarına dikkati çekiyor. Son yirmi yılda dünyayı dolduran Çin ürünleri gibi, koronavirüsün de Çin üretimi olabileceğini iddia ediyorlar.
Bazıları da, Çin’in bu virüsü yayarak, bir yılı aşkın süredir devam eden ve kendisine milyarlarca dolara mal olan ABD ‘vergi yaptırımlarına’  karşılık verdiğini ileri sürüyor. Nitekim bu yaptırımların sonuç verdiğini ve Çin’in müzakere masasına oturarak, çoğu tarımsal ürün olmak üzere milyarlarca dolarlık ABD ürünlerini satın almayı kabul ettiğine işaret ediyorlar.
Başka ‘komplo teorileri’ de var, ancak biz burada tüm komplo teorilerini derleme amacı gütmüyoruz. Biz sadece karşılıklı iddialara yer veriyoruz, virüsün doğal yollarla mı ortaya çıktığına, ya da Çin veya ABD tarafından mı üretildiğine okuyucumuzun karar vermesini istiyoruz.

Kovid-19 bir biyolojik savaşın başlangıcı mı?  
Çin dışındaki bilim insanları, SARS (Kovid-2) virüsünü inceleme fırsatı buldular ve laboratuvarda üretilmediğine, ya da kasıtlı olarak sentezlenmediğine kanaat getirdiler. Ancak buna rağmen, söz konusu virüsün kaynağı hala belirsizliğini koruyor. Kovid-2 üzerinde çalışan bilim insanları arasında, virüsün Çin ya da ABD’ye ait olan biyoloji laboratuvarlarından sızmış olabileceği ihtimali de değerlendiriliyor.

Kara Pazartesi ve Çinlilerin satın alma çılgınlığı
Geçtiğimiz Mart ayının 9’unda Pazartesi günü, dünyanın dört bir yanındaki borsalar, finansal piyasalarda büyük düşüşlerin yaşandığı ve ‘Kara Pazartesi’ olarak adlandırılan 2007-2008 mali krizinden bu yana en kötü günlerine tanık oldu. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD'de de virüsün etkisi hisse senedi piyasasında yoğun bir şekilde hissedildi. Salgının ABD ve küresel ekonomiyi olumsuz etkileyeceğine yönelik endişelerle ABD borsalarında sert hareketler görüldü ve borsa yüzde 7’lik bir düşüşle kapandı. Londra’da ise bu oran yüzde sekiz civarındaydı. Avrupa ve Asya borsaları da günü keskin düşüşlerle tamamladı. Bu arada Suudi Arabistan ve Rusya arasında da petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle gerginlikler yaşandı.
Uzmanlar, ABD hisse senedi endeksleri alım satımın borsanın açıldığı ilk saatlerden itibaren keskin bir şekilde düşüş göstermesi ve alım satımın 15 dakikalığına durdurulması üzerine, o günü piyasa açısından ‘katliam’ olarak nitelediler. Daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde, Dow Jones endeksi yüzde 8,47, S&P 500 endeksi yüzde 8 ve Nasdaq endeksi yüzde 4,42 değer kaybetti. Londra borsalarındaki keskin düşüş ise, büyük İngiliz şirketlerinin değerinden 125 milyar sterlin yok etti. Tarihin en negatif başlangıçlarından birinin yaşadığı bu günde, ABD ve Birleşik Krallıktaki düşüşler, Avrupa piyasalarına da yansıdı. Fransa, Almanya ve İspanyadaki borsa endeksleri günü yüzde 7’lik bir düşüşle kapadı. Dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi Japonya'da Nikkei 225 endeksi, yüzde 5 geriledi.
Bu tarihsel düşüşler yaşanırken, Çin piyasasındaki değer kaybının yüzde 2 civarında seyretmesi, şüphelerin artmasına neden oldu.
Salgının ortaya çıktığı ülkede niçin hisse senedi kayıpları yaşanmadı? Borsalardaki bu keskin düşüşte birçok çokuluslu şirketlerin hisselerinde, özellikle teknoloji devlerinin hisselerinde dikkat çekici el değiştirmeler oldu. Belki de bu süreçte hisse senedi alanların kim olduğunu söylemeye gerek yok; Tabi ki Çinli yatırımcılar.
Yabancı yatırımcıların piyasadan görece çekilmesine rağmen Çin borsalarının en iyi sınavı vermesi şüpheleri daha da derinleştirdi.

Çin'deki faaliyetlerin hızlı toparlanması şüpheleri arttırdı
Harvard Business Review’in anketine göre, salgından sadece altı hafta sonra Çin ekonomisi toparlanma aşamasına girdi. Koronavirüsten sonra küresel karbon emisyonlarının azaldığı bilinirken, bu süreçte yüzde 45’e düşen emisyon oranı, yeniden yüzde 75’lere yükseldi. Yani Çin yeniden yüksek kapasiteli üretime geçti.
Gayrimenkul piyasası ise 2019’a oranla büyük düşüş yaşamasının ardından, yüzde 47 seviyelerine yükseldi. Online perakende satışlar da Ocak ve Şubat aylarında sadece yüzde 3 düştü. Ardından perakende satış trendi yeniden yükselişe geçti ve yüzde 15 civarında büyüme gerçekleşti. Ali Baba e-ticaret sitesi de kayıplarını kısa sürede toparladı.
Çin merkezli e-ticaret şirketi JD.com, şirketin gelirinin bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 10 veya daha fazla artmasını beklediğini açıkladı. Koronavirüs salgının dünya üretim piyasalarını felç ettiği bir süreçte, Çinli şirketlerin ve fabrikaların hızlıca toparlanması, birçok hükümet ve küresel piyasa analisti tarafından şüpheyle karşılandı.

Peki bilim bu teorilere ne cevap veriyor?
Bu tür teorileri destekleyecek bilimsel kanıtlar bulunmamakla birlikte çürütecek verilerin sayısı da her geçen gün artıyor. Virüsün nereden geldiğini ve insanlara nasıl bulaştığını belirlemek için çalışan bilim insanları, SARS-CoV2'nin “aile ağacının” kökenlerini anlamak için genetik analizler yapıyor.
26 Şubat 2020'de New England Tıp Dergisi'nde yayımlanan bir makale buna dair güçlü ipuçları ortaya çıkarmıştı. Araştırmacılar, konuyla ilgili şu ifadelere yer vermişti:
Elbette bilim insanları bu koronavirüsün bir kavanozdan kaçmadığını söylüyor. RNA dizileri yarasalarda sessizce yayılan virüslere çok benziyor. Epidemiyolojik bilgi de Çin’in canlı hayvan pazarlarında satılan ve tanımlamayan hayvan türlerini enfekte eden yarasa kaynaklı bir virüse işaret ediyor.
Yarasalar yakın geçmişte yaşanan ve hayvandan insana bulaşan pek çok hastalığın başlıca sorumlusu kabul ediliyor.
Yeni koronavirüs şüphesinin yanı sıra Ebola, SARS, Marburg, Nipah gibi virüslerin yarasa kaynaklı olduğu düşünülüyor. 18 yıl önce SARS salgının patlak vermesinden bu yana yapılan araştırmalar, yarasalarda SARS’la ilişkili birçok koronavirüs tespit etmişti. Kovid-19 virüsünün de SARS’la aynı aileden geldiği biliniyor.
Yeni koronavirüsün insan kaynaklı olmadığına yönelik bir kanıt da Nature Medicine’de yer alan bir makaleden geldi.
Scripps Araştırma Enstitüsü'nden Kristian G. Andersen, Edinburgh Üniversitesi'nden Andrew Rambaut, Columbia Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu'ndan W. Ian Lipkin, Sydney Üniversitesi'nden Edward C. Holmes ve Tulane Üniversitesi'nden Robert F. Garry’den oluşan araştırma ekibi, virüs yüzeyindeki sivri uçlu proteinleri kodlayan genetik dizileri analiz ettiklerini açıkladı.
Buna göre virüsün reseptörlere tutunmada kullandığı bu sivri uçlu proteinler insan hücrelerindeki belirli reseptörleri hedeflemede o kadar etkili ki mevcut teknolojinin böyle bir yapı oluşturması mümkün görünmüyor.
Araştırmacılar bu yüzden, bu özelliğin ve dolayısıyla virüsün ancak zaman içinde ve doğal yollardan evrimleşebileceği sonucuna varıyor:
Analizlerimiz açıkça, virüsün laboratuvarda üretilmediğini ve bir amaç doğrultusunda oluşturulmadığını gösteriyor.
Tüm bu veriler, virüsün yarasalarda ortaya çıktığı ve başka hayvan konakçılar aracılığıyla insana sıçradığı terosini destekler gibi görünüyor. Ancak bu, virüsün insana sıçrar sıçramaz hasta ettiği anlamına da gelmiyor. Alternatif bir olasılığa göre virüs, hasta edecek şekilde evrilmeden önce atlamış ve insanlar arasında sessizce beklemiş olabilir.
* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
TT

Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Uruguaylı mevkidaşı Yamandu Orsi'ye, iki ülkenin "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünya"ya doğru ilerlemek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

İki ülke, ticaret ve çevre de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliği anlaşmaları imzaladı.

Orsi'nin ziyareti, ABD'nin geçen ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasından bu yana bir Güney Amerika liderinin Çin başkentine yaptığı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.

Medyada yer alan bir haberde Şi'nin, Çin'in Latin Amerika ve Karayip ülkelerini egemenliklerini, güvenliklerini ve kalkınma çıkarlarını korumada ve uluslararası gerilimleri hafifletmeye yardımcı olmada desteklediğini söylediği belirtildi.

Şi, Çin ve Uruguay'ın "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünyaya ve kapsayıcı ve karşılıklı yarar sağlayan ekonomik küreselleşmeye doğru ilerlemek için iş birliği yapması" gerektiğini ifade etti.

Bu görüşme, bu yıl Batılı başbakanların Çin'e yaptığı bir dizi ziyaretin ardından gerçekleşti.

Haberde, Orsi'nin Çin ve Uruguay arasındaki stratejik ortaklığın "en iyi noktasında" olduğunu söylediği ve her iki ülkeyi de "ortaklığı yeni bir seviyeye yükseltmeye kararlı olmaya" çağırdığı belirtildi.

Çin ve Uruguay bugün, stratejik ortaklıklarını güçlendirmek için bir bildiri imzaladı ve bilim ve teknolojiden çevreye, fikri mülkiyete ve et ticaretine kadar çeşitli alanları kapsayan 12 iş birliği belgesini imzaladı.


İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmaya varılmaması halinde ‘kötü sonuçlar’ doğabileceği yönündeki uyarısının ardından, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye ABD ile müzakereler için gerekli zeminin hazırlanması talimatını verdiğini açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformundaki paylaşımında, Dışişleri Bakanı’nı ‘adil ve eşitlikçi müzakerelere’ hazırlıkla görevlendirdiğini belirterek, bunun tehditten arındırılmış ve gerçekçi olmayan beklentilerden uzak bir ortamda, ‘ulusal çıkarlar ile izzet, hikmet ve maslahat ilkeleri’ gözetilerek yapılması gerektiğini vurguladı. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Cafer Gaimpenah da X hesabından yaptığı açıklamada, “İyi bir savaş yoktur, her barış da teslimiyet değildir” ifadesini kullandı.

Washington, İran yönetiminin geçen ay zirveye ulaşan hükümet karşıtı protestolara sert müdahalesinin ardından Ortadoğu’ya uçak gemileri göndermişti. ABD Başkanı Donald Trump, saatler önce yaptığı açıklamada, büyük savaş gemilerinin İran’a doğru yola çıktığını duyurarak, temsilcilerinin Tahran’la görüşmeler yürüttüğünü ve bu temasların olumlu sonuçlar doğurmasını umduğunu söyledi. Trump dün, anlaşmaya varılamaması halinde ‘kötü şeyler’ yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Bu gelişmelerin ardından gözler İstanbul’a çevrildi. ABD ve İranlı kaynakların doğruladığına göre, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla İstanbul’da Abbas Arakçi ile bir araya gelmesi bekleniyor. Söz konusu görüşmeler, İsrail’in haziran ayında İran’ın askeri ve nükleer tesislerine saldırması ve ABD’nin de bu operasyona katılmasıyla patlak veren 12 günlük savaş nedeniyle kesintiye uğramıştı.

Buna karşılık Tahran, diplomatik bir çözüme ulaşmak istediğini belirtirken, kendisine yönelik herhangi bir saldırıya sert karşılık verileceği uyarısında bulundu. İran yönetimi, görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı olması gerektiğini vurgulayarak, füze programı ya da savunma kapasitesine ilişkin herhangi bir müzakereyi reddetti.

Bölgesel bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, bu hafta İstanbul’da İran ile ABD arasında yapılması öngörülen görüşmelerin önceliğinin, olası bir çatışmanın önlenmesi ve iki taraf arasındaki gerilimin düşürülmesi olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, dışişleri bakanları düzeyinde görüşmelere davet edilen ülkeler arasında Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Pakistan’ın bulunduğunu aktardı.

Kaynak, görüşmelerin çerçevesinin henüz netleşmediğini, ancak ‘ana toplantının’ cuma günü yapılmasının planlandığını belirterek, daha fazla gerilimin önüne geçilmesi için taraflar arasında diyaloğun başlatılmasının önemine dikkat çekti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile nükleer bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu söyledi. CNN’e konuşan Arakçi, “Başkan Trump nükleer silah istemediğini söyledi, biz de buna tamamen katılıyoruz. Bu çok iyi bir anlaşma olabilir” dedi. Arakçi, Tahran’ın beklentisinin yaptırımların kaldırılması olduğunu da sözlerine ekledi. Birkaç gün önce İran Dini Lideri Ali Hamaney, ABD’nin ülkesine yönelik bir saldırı düzenlemesi halinde ‘bölgesel bir savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunmuştu.

Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani ise İran’ın beş tur önceki müzakerelerde nükleer silah edinme peşinde olmadığını açıkça ortaya koyduğunu, ancak ‘bunun bir bedeli olması gerektiğini’ söyledi.

Şemhani, zenginleştirilmiş uranyum stokunun miktarının şu aşamada bilinmediğini belirterek, ‘Stok enkaz altında kaldığı için, tehlikeli olması nedeniyle şu ana kadar çıkarılmasına yönelik bir girişim bulunmuyor” ifadesini kullandı.

Şemhani, aynı zamanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile güvenliğin korunması ve risk oluşturulmaması kaydıyla zenginleştirilmiş uranyum stokuna erişim ve miktarın tahmin edilmesine ilişkin müzakerelerin sürdüğünü kaydetti.

Şemhani, İran’ın ABD ile doğrudan ve somut müzakerelere hazır olduğunu, başka taraflarla yürütülecek görüşmeleri ise kabul etmediğini vurguladı.

Paris, ‘baskıya son verilmesi’ çağrısında bulundu

Bu arada Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, cuma günü yapılması planlanan müzakerelerin, nükleer dosyaya geçilmeden önce İran’daki baskı meselesine odaklanması gerektiğini söyledi.

Barrot bugün France Televisions’a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Elbette alınması gereken ilk kararlar, bu kanlı baskıya son verilmesi, gözaltındakilerin serbest bırakılması, iletişimin yeniden sağlanması ve İran halkına özgürlüklerin iade edilmesidir. Bundan sonra nükleer meseleler, füzeler ve terör örgütlerine verilen destek ele alınmalıdır” dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı da İran’ın nükleer dosyasına yönelik bir çözümün, İran halkı pahasına olmaması gerektiğini vurguladı.

cdfrgt
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel'de düzenlenen bakanlar toplantısının oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile görüştü. (EPA)

Barrot, “Bir kez daha vurguluyorum ki öncelik, devlet tarafından uygulanan bu baskı ve şiddetin sona ermesi ve cezasız kalmaması gereken bu geniş çaplı suçların durdurulmasıdır” dedi.

Barrot, bundan iki gün önce pazar günü yayımlanan Liberation gazetesine verdiği röportajda ise İran’ın topraklarına yönelik olası ABD saldırılarını önlemek için diplomatik müzakereler kapsamında ‘büyük tavizler’ vermesi gerektiğini söyledi. Barrot, ABD’nin ‘İran’a karşı askeri operasyon başlatabilecek bir konuma geldiğini’ belirterek, aynı zamanda rejimin değerlendirmesi gereken bir müzakere yolunun da sunulduğunu ifade etti. Barrot sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Rejimin bu fırsatı değerlendirmesi, büyük tavizleri kabul etmesi ve yaklaşımında köklü bir değişikliğe gitmesi gerekiyor. İran, bölgesel komşuları ve bizim güvenlik çıkarlarımız için bir tehdit kaynağı olmaktan çıkmalı. İran halkı özgürlüğünü yeniden kazanmalı.”


Kurbanlarla ilgili hassas verilerin ortaya çıkmasının ardından... ABD Adalet Bakanlığı Epstein’e ait binlerce belgeyi geri çekti

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
TT

Kurbanlarla ilgili hassas verilerin ortaya çıkmasının ardından... ABD Adalet Bakanlığı Epstein’e ait binlerce belgeyi geri çekti

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)

ABD Adalet Bakanlığı dün, Jeffrey Epstein ile ilgili birkaç bin belge ve ‘medya’ materyalini geri çektiğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, New York’ta bir mahkemeye başvuran avukatlar, hükümetin son yayınladığı belgelerdeki hassas bilgilerin sansürlenmesinde yapılan hatalar nedeniyle yaklaşık 100 mağdurun hayatının ‘alt üst olduğunu’ öne sürmüştü.

Yanlışlıkla ifşa edilen materyaller arasında mağdurların yüzlerinin göründüğü çıplak fotoğraflar, isimler, e-posta adresleri ve tam olarak gizlenmemiş diğer tanımlayıcı bilgiler yer alıyordu. Bakanlık, bunun ‘teknik veya insan hatasından’ kaynaklandığını belirtti.

ABD Başsavcısı Jay Clayton, Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell’e karşı açılan insan ticareti davalarını denetleyen yargıçlara yazdığı mektupta, bakanlığın mağdurların veya avukatlarının belirttiği materyallerin neredeyse tamamını, ayrıca hükümetin bağımsız olarak belirlediği ‘çok sayıda’ belgeyi geri çektiğini bildirdi.

Clayton, mağdurlar ve avukatlarının değişiklik talebinin ardından, bakanlığın ‘rapor edilen belgelerle ilgili protokollerini’ revize ettiğini açıkladı.

Yeni mekanizmaya göre, belgeler mağdurlar tarafından bildirildiği anda geri çekiliyor, ardından gözden geçirilip düzeltilmiş bir kopya yeniden yayımlanıyor ve işlemin ‘24 ila 36 saat içinde tamamlanması’ hedefleniyor.

Epstein mağdurlarını temsil eden iki avukat pazar günü, hükümetin isimleri ve diğer kişisel bilgileri gizleme konusundaki binlerce hatayı gerekçe göstererek mahkemeden ‘acil yargı müdahalesi’ talebinde bulundu.

Sekiz kadın, kendilerini Epstein mağduru olarak tanıtarak, yargıç Richard M. Berman’a gönderilen mektuba yorum ekledi. Kadınlardan biri, belgelerin açıklanmasının ‘hayatını tehdit ettiğini’ yazdı. Bir diğeri ise 51 materyalde banka bilgilerinin yer alması nedeniyle ölüm tehditleri aldığını, bunun sonucunda kredi kartlarını ve banka hesaplarını dondurmak zorunda kaldığını belirtti.

ABD Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche, pazar günü ABC’nin ‘This Week’ programına verdiği röportajda, hassas bilgilerin gizlenmesi sürecinde bazı hataların meydana geldiğini, ancak Adalet Bakanlığı’nın hızlı bir şekilde müdahale etmeye çalıştığını söyledi.

Blanche, “Bir mağdur ya da avukatı, adının doğru şekilde gizlenmediğini bildirdiğinde, bunu derhal düzeltiyoruz. Bahsettiğimiz sayı, Amerikalıların anlayabilmesi için, toplam materyalin yüzde 0,001’ini geçmiyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşın, AP’den onlarca gazeteci dosyaları inceleyerek, bazı belgelerde isimlerin gizlenmiş olmasına rağmen aynı dosyanın diğer kopyalarında açık bırakıldığını tespit etti.