Salgınla mücadele sürecinde dini fetvaların rolü

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
TT

Salgınla mücadele sürecinde dini fetvaların rolü

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)

Fidel Sebiti
İslam dünyasında yaşayan veya dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış birçok Müslüman, dini bir fetva olmadan herhangi bir eylemde bulunmaz. Bu durum inancın bir parçasıdır ve davranışların ‘helal-meşru’ çerçevede yer alması için gösterilen hassasiyetle ilgilidir. Meşruiyeti sorgulanan eylem-davranış geneli ya da özeli ilgilendirebilir. Bu fetvalar, resmi olarak ‘ifta’ vazifesi ile görevlendirilmiş kurumlar aracılığıyla ya da bağımsız müftülerce inananlara yönelik verilir. Belirli cemaatler (İslami oluşumlar), âlimler (fakihler) ya da ‘taklit mercileri’ (Şiiler için) tarafından da takipçileri için fetva verilmektedir. Fetva veren taraflar, zahiri (metnin zahirine bağlı) ılımlı ya da ‘selefi’ olabilir. Fetvalar; İslami gelenekteki muhtelif ekollere, farklı mezheplere ve mezhepler içindeki içtihat farklılıklarına göre değişiklik arz edebilir. 
İnternet çağında artık hemen hemen herkeste bilgisayar ya da akıllı telefonlar bulunmaktadır. Bu nedenle ‘fetva siteleri’ de yaygınlık kazanmış durumda. Bu fetva sitelerinde aklınıza gelebilecek her türlü fetva ile karşılaşabilirsiniz. Gündelik yaşamın en ayrıntılı meselelerinden tutun da geneli ilgilendiren hususlara kadar hemen hemen her konuda bir fetva vardır. Bu sitelerde korona salgınıyla ilgili fetvalar da güncel bir şekilde kendine yer bulmuştur. Fetva sitelerinin varlığı, internet kullanıcıları için de büyük kolaylıklar sağlamış durumdadır. Bu husus hem fetva veren hem de fetva alan için geçerlidir. Müftü ya da ilgili kurum bir fetva verdiğinde anlık olarak muhataplarına iletilebilmektedir. Herhangi biri, belirli bir meselede fetva istediğinde anında sualinin şeri hükmüne dair cevap alabilmektedir.

Korona ve hayat tarzı fetvaları
Hayat tarzına dair fetvalarda son dönemlerde bir artış gözleniyor. Bazı insanlar ısrarla, acil bir şekilde gündelik yaşama dair fetvalar soruyor. Bu kimseler fetva olmaksızın hiçbir davranış sergilemeyeceklermiş gibi bir tutum takınıyorlar. Fetva isteyenler çoğu zaman müftülerden, yani fetva verenlerden daha fazla kaygılı oluyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre ilginç fetfa istekleri var. Örneğin biri, kadınların cep telefonuyla fotoğraf çekilmesinin haram olduğu yönünde bir fetva istiyor, bir diğeri okullarda kız ve erkek öğrencilerin karışık eğitim görmesinin ‘haramlığına’ dair bir fetva talep ediyor. Bu insanlar söz konusu fetvaları sadece kendileri için değil, yanlış buldukları uygulamalara dâhil olan insanları fetva desteği ile uyarmak için istiyor.
Koronavirüs salgının küresel boyutlara ulaştığı bu günlerde yeni yasaklamalar ve yeni ‘mubahlar’ ortaya çıktı. Fetva sitelerinde bu yeni şartların getirdiği durumlarla ilgili sorular ve cevaplar arttı. Birçok kişi, korona salgınıyla mücadele kapsamında devlet ve sağlık kuruluşlarının talimatlarına uyulup uyulmaması gerektiğine dair ‘fetva’ isteğinde bulundu. Bu kişiler, devlet kuruluşlarının kararlarını insani çerçevede aldığını, dolayısıyla yanılmalarının olası olduğunu düşünüyor. Diğer yandan ‘fetva kuruluşları’ zamansız-ruhi müesseseler olarak algılandığı ve dini kurallar çerçevesinde hüküm verdiği için yanılmaz olarak görülüyor. Müftüler bu süreçte oldukça zor bir sorumluluk taşıyor. Öncelikle eğer verecekleri fetvalar dünyevi kuruluşların kararları ile çelişirse insanların hayatını riske atmış olacaklar. Diğer türlü ise dini kaynakları duruma uygun bir şekilde yorumlamak zorunda kalacaklar. Örneğin cemaatle namaz kılınmasının yasaklanması, alkol içeren ürünlerin kullanılması, ölülerin yıkanması ve defnedilmesi, virüs taşıyanın hükmü gibi birçok hassas meseleyle karşı karşıya kalıyorlar.
Küresel Fetva Endeksi (GFİ), Mısır Fetva Evi’ne bağlı bir kuruluş. Bu kuruluşun amacı dünyadaki İslami fetvaları hem içerik hem de istatistiksel olarak takip etmektir. GFİ’nin verilerine göre korona salgının ardından dünya genelinde verilen fetvaların yüzde kırkının resmi kuruluşlarla bağlantılı dini müesseseler tarafından yüzde 60’ının ise gayrı resmi kuruluşlar ya da şahıslar tarafından verildiğini gösteriyor. Bu durum, koronavirüs salgının, kendi düşüncelerini yaymak için aşırılık yanlısı cemaatler tarafından kullanıldığını da gösteriyor. Aşırılık yanlısı örgütler, ‘5. Nesil propaganda savaşı’ kapsamında tekfir ettikleri toplumlara karşı taraftarlarını kışkırtıyor ve aynı zamanda Müslümanlar arasında paniğe neden oluyorlar. Terör örgütü DEAŞ’ın yayın organı ‘en-Nebe’ sitesinde, ‘Rabbinin yakalaması şiddetlidir’, ‘O'ndan başka yalvardıklarınız kaybolup gider’ başlıkları altında yer alan haberlerde virüsün Çin ve İran’ı vurduğu hatırlatılarak salgının kendilerinden yüz çevrildiği için yaşandığı ileri sürüldü. GFİ aynı zamanda bazı ‘müftülerin’ kişisel sayfalarında, koronavirüsü tedavi ettiğini iddia ettikleri, alternatif tıp ürünlerinin satışını arttırdıklarını da tespit etmiş durumda. 

Korona salgınında ölenler şehit sayılır mı?
Müslümanların, ölen birinin şehit olup olmadığını son derece önemsediği bilinmektedir. Şehitler, sıradan ölülere gösterilmeyen, hem dini hem de dünyevi saygı ve takdire nail olur. Dolayısıyla bu, fetva isteyenler tarafından müftülere yöneltilen soruların başında yer aldı. Ezher Fetva Merkezi’nin internet sitesindeki yanıtı, koronavirüs salgınında ölenlerin şehit sayılacağı ve ahrette şehit ecrini almaları umulduğu yönündeydi. Dolayısıyla şehitlere uygulanan yıkama, kefenleme ve cenaze namazı gibi dünyevi prosedürler bu kişilere de uygulanmalıydı. Bu fetvanın delili olarak da peygamber efendimizin şu hadisi örnek gösterildi:
“Şehitler beştir: tâundan (vebadan) ölen, iç hastalıklarından ölen, suda boğulan, yıkıntı altında kalıp ölen, bir de Allah yolunda şehît olandır.” (Buhâri) 
Birçok fetva kurumu, toplu ibadetlerin bireysel olarak yapılmasında bir beis olmadığına dair fetvalar yayınlayarak resmi kurumların koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında aldığı kararları destekledi. Böylelikle dini bir fetva olmaksızın resmi kurumların kararlarını dikkate almayan ciddi bir kesim olumlu şekilde yönlendirilmiş oldu. Hatta bazı fetva kuruluşları, salgınla mücadele kapsamında alınan tedbirlerinin uygulanmasının şer’an (dinen) vacip olduğu yönünde fetvalar da yayınladı. Örneğin namazın eldiven ve maske ile kılınabileceği ifade edildi. Bu fetva olmasaydı birçok insanın namaz kılarken maske takmayacağı açıktı. Bazı müftüler, eğer bir kişi Umre yapmaya niyetlenmiş, rezervasyon yapmış ve Suudi Arabistan’ın Umre ziyaretleri için sınırlarını kapatma kararıyla karşılaşmışsa üzülmesine gerek olmadığı, çünkü Umre yapmış gibi sevap alacağını, nitekim amellerin niyetlere göre olduğunu söyledi.
Alkolün rolüne gelecek olursak… Bilindiği üzere alkol Müslümanlara haramdır. Sadece içilmesi değil, ticareti ve kullananlarla bir arada bulunulması da yasaktır. Peki, sterilizasyon için alkol kullanımının hükmü nedir? Bu meselenin fetva olmaksızın müminleri zorda bırakacak bir konu olduğu açıktır. Bu konuda da şöyle bir fetva yayınlandı:
"Kimyagerler tarafından alkol olarak adlandırılan her şeyin sarhoş edici alkol olması zorunlu değildir. İçilmesi mümkün olmayan ve doğrudan alkollü bir içecekten elde edilmeyen, alkol içerikli maddeleri beden sterilizasyonu için kullanmakta bir sakınca yoktur. Sağlığa öncelik veren bu zorunluluk dolayısıyla alkol içeren bir maddeyle temizliğini yapmış kişinin namaz kılmasında da bir beis yoktur.’’

Tedavide öncelik kime verilmelidir?
Koronavirüs bulaşmış hastalara dair tedavi uygulamalarında önceliğin kime verilmesi gerektiği hususu, sivil kuruluşları, hastane yönetimlerini, doktorları, aydınları ve hükümet kurumlarını meşgul eden konulardan biridir. İtalyan tabiplerin iki hasta arasında tercih yapmak zorunda kaldıklarının anlaşılmasının üzerine bu konudaki tartışmalar daha da alevlendi. Acaba hangi kriterlere göre ‘önceliğin’ kime verileceğine karar vermeliydiler? İtalyan doktorlar, iyileşme ihtimali yüksek olan hastaları ölüm ihtimali yüksek olan hastalara tercih etme kararı almıştı. Dolayısıyla yaşlı hastalar yerine genç hastaları tedavi ettiler. Bazı yaşlı hastaların kullandığı solunum cihazlarını genç hastalara taktılar. Bu, salgına hazırlıksız yakalanan ülkelerde ortak bir sorundu.

Fetva kuruluşları bu konuda da fetvalar yayınladı. Örneğin Avrupa Fetva Meclisi bu konuda şöyle bir fetva yayınladı:
“Müslüman tabipler, çalıştıkları hastanelerdeki kurallara ve sisteme uymakla yükümlüdür. Eğer kendilerine tercih hakkı tanınmışsa tıbbi, etik ve insani ilkeler uyarınca hareket etmekle sorumludurlar. Tedavi olan bir hastanın solunum cihazının kendisinden sonra gelen birine takılmak üzere çıkarılması caiz değildir. Ancak doktor iki hasta arasında hangisinin tedavisine öncelik vereceği konusunda kararsız kalmışsa önce başvurana öncelik tanımalıdır. Fakat önce başvuranın kurtarılma ihtimali düşükse diğer hasta tedavi edilebilir. Acil tedaviye ihtiyaç duyan hastalar, bir süre bekleyebilecek hastalara takdim edilebilir. Keza iyileşeceği düşünülenlere öncelik tanınabilir. Bunun kararını verecek kişi doktorun kendisidir.’’
Bu fetvada yer alan, hastaneye önce başvuranların öncelikli sayılabileceği hususu tartışmaya açıktır. Hastaneye önce varmak, normatif bir değer içermemektedir. Müftü, zamanın bireyler arasında önem arz ettiği ‘hayır için yarışın’ ilkesini, hastaneye erken ulaşan kişiye uygulamış görünüyor. Oysa hastaneye geç kalmak ikincil olarak değerlendirilmek için bir kıstas teşkil etmemelidir. 
Fetva müessesi büyük ölçüde ‘internet âleminde’ yer aldı ve milyonlarca insanın davranışlarına etki etmeyi sürdürdü. Korona zamanlarında da İslam ülkelerindeki resmi kuruluşların tedbirlerini desteklemiş oldu. Müslümanların, korona ile nasıl mücadele etmesi gerektiği hususunda da fetva müesseselerinin azımsanamayacak faydaları oldu.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.