Çad ordusu Sahel bölgesinden neden çekildi?

“Askerlerimiz Çad Gölü ve Sahel Bölgesi uğruna ölüyor. Bugünden itibaren hiçbir asker, ülke dışındaki herhangi bir askeri operasyona katılamayacak.” (Reuters)
“Askerlerimiz Çad Gölü ve Sahel Bölgesi uğruna ölüyor. Bugünden itibaren hiçbir asker, ülke dışındaki herhangi bir askeri operasyona katılamayacak.” (Reuters)
TT

Çad ordusu Sahel bölgesinden neden çekildi?

“Askerlerimiz Çad Gölü ve Sahel Bölgesi uğruna ölüyor. Bugünden itibaren hiçbir asker, ülke dışındaki herhangi bir askeri operasyona katılamayacak.” (Reuters)
“Askerlerimiz Çad Gölü ve Sahel Bölgesi uğruna ölüyor. Bugünden itibaren hiçbir asker, ülke dışındaki herhangi bir askeri operasyona katılamayacak.” (Reuters)

Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi, 10 Nisan’da devlet televizyonundan yayınlanan konuşmasında ordunun Sahel bölgesindeki ve Çad Gölü Havzası’ndaki militanlarla mücadeleye odaklanmayacağını ve ülkesinin sınırları dışındaki askeri operasyonlara katılmayı durduracağını söyledi. Söz konusu açıklamalar, Çad ordusunun 2015 yılında bölgede terörle mücadelenin ana gücü olması nedeniyle Afrika’nın tüm kıyılarında istikrarlı bir güvenliğin sağlanmasını zorlaştıran cihatçı grup ‘Boko Haram’ın bölgede daha fazla genişlemesi ve çeşitli bölgeleri ele geçirmesinin yanı sıra bölgenin geleceği üzerindeki etkisi açısından çeşitli soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Ancak Afrika konusunda çalışmalar yürüten analistler, Independent Arabia’ya yaptıkları açıklamada Çad ordusunun Sahel bölgesinden çekilmesinin politik, stratejik, güvenlik veya ekonomik açıdan belirli kazanımlar elde etmeye yönelik uygulanan bir taktikten ibaret olduğunu aktardılar. Analistlere göre Çad, bu şekilde ilgili Afrika ülkelerini söz konusu aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edebilmesi için askeri teçhizat veya maddi destek sağlanması açısından finansman kaynakları aramaya çağırıyor.
Boko Haram
Cumhurbaşkanı Debi, 31 Mart'ta Çad Gölü çevresinde Boko Haram militanlarına karşı ‘Bouma Öfkesi’ adlı operasyonun yürütülmesi için komuta merkezi kurulan Baga Sola bölgesine yaptığı ziyaret kapsamında resmi devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “Askerlerimiz Çad Gölü ve Sahel Bölgesi uğruna ölüyor. Ancak bugünden itibaren hiçbir asker, ülke dışındaki herhangi bir askeri operasyona katılamayacak” ifadelerini kullandı.
Bölgedeki en etkili ordulardan biri olarak kabul edilen Çad ordusunun 24 saat içinde aldığı en ağır kayıp olarak kayıtlara geçen ve 100'den fazla askerin ölümüyle sonuçlanan Boko Haram'ın Çad Gölü eyaletindeki Bohoma kentinde düzenlediği saldırının ardından Debi, Nijer’e 22 Nisan’dan itibaren Çad askerlerinin militanların çıkarıldığı noktalardan çekileceğini söyledi.
Çad ordusu, Nijerya, Kamerun ve Nijer gibi Çad Gölü Havzası’nda yer alan diğer üç ülke ile 2015 yılında kurulan ortak askeri güç içinde görev yapıyor. Bununla birlikte Mali, Nijer ve Burkina Faso'yu hedef alan aşırılık yanlılarına karşı G5 Sahel Ortak Gücü içinde faaliyet gösteriyor. Bu nedenle Çad ordusu, Fransa’nın bölgedeki ‘Barkhane Operasyonu’ adlı askeri birliğinin de önemli bir müttefiki olarak kabul ediliyor.
Güvenli sığınak
Hartum’daki Uluslararası Afrika Üniversitesi’nden Gineli siyaset bilimci Dr. Kamara Abbas bölgede yaşanan çatışmalar ve gelişmelerle ilgili olarak Afrika'da, başta Afganistan olmak üzere Maşrek bölgesindeki silahlı çatışmaların etkileriyle cihatçı militan gruplarının ortaya çıktığını belirtti. Dr. Abbas, 11 Eylül 2001’de yaşanan saldırıların ardından Washington'ın hayata geçirdiği teröristleri veya bir başka deyişle El Kaide lideri Usame bin Ladin'in önderliğinde Afganistan ve Levant bölgesinde faaliyet gösteren ve ‘siyasal İslamcılar’ olarak adlandırılan kişileri takip etme stratejisinin bir sonucu olarak bu kişilerin, kendilerine Maşrek bölgesi yerine güvenli bir sığınak bulmak için diğer bölgelere yöneldiklerini söyledi. Bunlardan bazılarının Batı Afrika'ya, özellikle de en fazla militanın olduğu Nijerya’nın kuzeyine yerleştiğini belirten Dr. Abbas, bu kişilerin Batı eğitim metodunu yasaklayarak ve gençlerin zihinlerini aşırılık yanlısı fikirlerle doldurarak ‘Boko Haram’ adı altında El Kaide’nin bölgedeki uzantısını oluşturduklarını kaydetti.
Dr. Abbas,  Boko Haram’ın Afrika kıyıları boyunca genişlemesiyle ilgili olarak da şunları söyledi:
“Mevcut durumla ilgili yaptığı okumaya göre Boko Haram içeriden ve dışarıdan kurulan komploların bir sonucudur. Burada tatmin edici cevaplar bulunması gereken sorular şunlardır: Mısır ve Güney Afrika dışında ağır silahların bulunmadığı Afrika ülkelerinde bu grup silahlarını nereden alıyor? Nereden finanse ediliyor? Ona kim lojistik koruma sağlıyor?”
Suçlamalar
Dr. Abbas değerlendirmelerine şöyle devam etti:
“Benim tahminime göre ilgili Afrika ülkeleri bu Kıta’da kimin ayaklanmaların fitilini ateşlemeye çalıştığını bulabilirse o zaman Boko Haram adı altında temsil edilen radikal İslam olgusunu ortadan kolaylıkla kaldırabilir. Afrika ülkelerinin liderleri bu grubun arkasındaki askeri, maddi ve lojistik destek sağlayan kişileri izleyerek iyileştirici çözümler aramalılar.”
Çad’ın eski Enformasyon Bakanı'nın Boko Haram'ın elindeki silahlarını ele geçirdikten sonra her zaman Batı'ya, özellikle de Fransa'ya suçlamalarda bulunduğuna dikkat çeken Dr. Abbas, ABD’nin de başta Senegal olmak üzere bir dizi Batı Afrika ülkesinin şu anda bölgedeki Fransız nüfuzunu tehdit ediyor olmasının yanı sıra bir takım çıkarları olduğu için bölgeye girdiğini kaydetti. Ancak belirli bir ülkeyi Batı Afrika'daki aşırılık yanlısı grupları desteklemekle suçlamanın zor olduğunu söyleyen Dr. Abbas, göstergelerin de bu ülkelerin ulaşmak istedikleri kendi çıkarları kadar Afrika'nın çıkarlarını önemsemediklerini gösterdiğini belirtti.
Dr. Abbas, Çad ordusunun Çad Gölü Havzası’ndaki mücadeleden çekilmesinin etkisi ve nedenleri hakkındaki soruyu da şöyle yanıtladı:
“Çad ordusu, Boko Haram’la süren mücadelede büyük bir rol oynadı. Çünkü askerleri yaşadıkları yerin doğası gereği çöl bölgelerinin zorluklarına dayanabiliyordu. Bu da onların benzersiz bir özelliğidir. Hiç kimse Afrika kıyıları boyunca savaşları çözmede ve isyancı grupları takip etmede Çad ordusu gibi ana güç haline gelemez. Bu aşamalı bir taktiksel çekilmedir. Kesin bir çekilme değildir ve bölgesel ve uluslararası tutumlar netleşene kadar sürecektir. Bu çekilme, Çad’ın konumuyla kazanmaya çalıştığı politik, stratejik, güvenlik veya ekonomik kazanımlarla bağlantılı olabilir.”
Bu yıl düzenlenen 33. Afrika Birliği (AfB) Zirvesi’nde ana temayı oluşturan ‘Afrika’da silahları susturma’ sloganının uygulanmasının imkansızlaştığını belirten Dr. Abbas sözlerine şöyle devam etti:
“Bu, AfB’nin birçok başarısızlığından ve başta Libya'da olanlar dahil olmak üzere kıtada devam eden çatışmalara bir çözüm bulamamasından kaynaklanıyor. ‘Silahları susturma’, ihtiyaç duyulan finansman eksikliği nedeniyle uygulanması zor bir slogandır.”
Genişleme ve bölünme
Boko Haram’ın eylemlerini Nijerya’dan Çad Gölü Havzası’na doğru genişletmesi, Çok Uluslu Ortak Görev Gücü’nün (MNJTF) Temmuz 2015'te gruba karşı savaşma yetkisiyle birlikte yeniden canlanmasına neden oldu. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, Boko Haram, 2016 yılına gelindiğinde ikiye bölündü ve bölünen taraflardan biri DEAŞ’a biat etti. Ayrılan grubun bir kısmı Ebu Musab el-Barnavi liderliğinde Çad Gölü çevresinde aktif oldu ve en şiddetli eylemleri gerçekleştirmeye başladı. Diğer kısmı ise Ebubekir Şekau liderliğindeki ‘Cihad ve Tebliğ İçin Ehli Sünnet Örgütü' adıyla eylemlerine devam ediyor.
Askeri gözlemciler ise aşırılık yanlısı grupların yeteneklerine ve dayanıklılığına dikkat çekerek askeri operasyonların yetersiz kaldığını ancak diğer çeşitli önlemlerle birlikte kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu belirttiler. Aynı yetkililer ayrıca Boko Haram’ın fikirlerinin ve tutumlarının El Kaide lideri Usame bin Ladin’in ortaya attıkları da dahil olmak üzere tüm dünyada çok sayıdaki ideolojik teoriden, olaydan ve gruptan ilham aldığını söylediler.
Boko Haram, 2014 yılında dünyanın en kanlı terörist grubu olarak sınıflandırıldı. Aynı yıl 6 bin 600 kişiyi öldürdü. Çocuklara şiddet uygulamasıyla bilinen örgüt, Nisan 2014'te Nijerya'nın kuzeyindeki Chibok köyündeki bir okul yurdundan 276 kızı öğrenciyi kaçırdı. Bu olay örgütün ilk kez dünyanın dikkatini üzerine çekmesini sağladı.
Çatışmalar sona erdi
AfB, 2020 yılı bitmeden kıtadaki tüm çatışmaların sona ermesini istiyor. Bu yüzden 33. AfB Zirvesi, ‘Afrika'da silahları susturma’ temasıyla yapıldı. Zirve, Afrika ülkelerinin liderleri tarafından AfB’nin kuruluş yıl dönümünde imzalanan ve her biri 10 yıllık zaman dilimlerine ayrılmış birkaç aşamadan oluşan ‘Gündem 2063’ vizyonunun bir parçası olarak gerçekleşti.
Gündem 2063 çerçevesinde, Afrika ülkelerinin liderleri, özellikle dünyadaki kaynak rezervlerinin yüzde 90'ından fazlasına sahip olduğu Kıta’nın küresel rolünün yanı sıra güçlü, genç, eğitimli, üretken ve etkili olduğu belirli noktalara odaklandılar. Gündem 2063 vizyonu, sürdürülebilir büyüme ve kalkınmayı sağlamak için eski ulusal, bölgesel ve kıtasal girişimlerin daha hızlı uygulanması ve bununla birlikte güvenli ve huzurlu bir Afrika yaratma arzusuna dayanmaktadır.
Veriler, Soğuk Savaş'ın 1991'de sona ermesinden bu yana çatışmaların Afrika'ya 100 milyar doların üzerine maliyeti olduğuna, bununla birlikte Kıta genelinde yaklaşık dokuz milyon insanın yerlerinden edilmesine sebep verdiğine işaret ediyor. Diplomatlar ve politikacılar, Afrika'nın silah üretmediğini ancak silahların kaçakçılar, teröristler ve diğer bir takım aktörler aracılığıyla yasadışı olarak Kıta’ya getirildiğini belirterek, silahların Kıta’daki ülkelere getirilmesini ve silah kaçakçılığı ağlarını izleyen bir mekanizma kurulmasını talep ediyorlar. Böylece yasa dışı silah ticaret noktaları belirlenerek ‘silahları susturma’ sloganının hayata geçirilebileceğini, barışçıl ve istikrarlı bir Afrika yaratabileceğini belirtiyorlar.
Bu arada yapılan çalışmalar Rusya'nın silah ihracatının yüzde 35'ini Afrika'ya yaptığını ve onu yüzde 17 ile Çin, yüzde 9,6 ile ABD ve yüzde 6,9 ile Fransa’nın izlediğini ortaya koyuyor.



İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.


JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
TT

JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dün Cenevre'de ABD ile İran arasında yapılan ikinci tur müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın belirlediği bazı ‘kırmızı çizgileri’ kabul etmeye hala isteksiz olduğunu söyledi.

Bazı konularda görüşmelerin iyi gittiğini ve İranlıların daha sonra tekrar bir araya gelmeyi kabul ettiğini belirten JD Vance’e göre diğer konularda ise Başkan Trump’ın İranlıların hala kabul etmek ve ele almak istemediği bazı kırmızı çizgiler belirlediği aşikâr.

ABD televizyonu Fox News'ün “The Briefing” programında açıklamalarda bulunan Vance, “ABD Başkanı, İranlıların nükleer silah elde edememesi için diplomatik veya diğer yollarla bir çözüm bulmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Başkan elbette diplomasi yolunun doğal sonuca ulaştığına karar verme hakkını saklı tutuyor. Bu noktaya gelmememizi umuyoruz, ancak gelirse, karar başkana ait olacak” ifadelerini kullandı.

Vance, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Buradaki temel çıkarımız, İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemektir. Nükleer silahların yayılmasını istemiyoruz. İran nükleer silaha sahip olursa, diğer birçok ülke de bu silahlara sahip olacak, bazıları dost, bazıları düşman olacak ve bu, Amerikan halkı için bir felaket olacak, çünkü dünyanın her yerinde en tehlikeli silahlara sahip aşırıcı rejimler ortaya çıkacak.”

Trump'ın geçtiğimiz cuma günü İran'da rejim değişikliğini desteklediğini belirten açıklamasıyla ilgili olarak ‘Başkan’ın Amerikan halkının çıkarlarına en uygun olduğunu düşündüğü ne varsa onu yapacağını’ söyleyen Vance, “Bence o, Barack Obama olmadığını açıkça ortaya koydu. Amerikan ulusal güvenliğine çok farklı bir yaklaşımı var ve onu savunmak için daha güçlü adımlar atmaya daha istekli” şeklinde konuştu.

dfvgbhy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre'de (AP)

Amerikan halkının ‘İran'ın dünyadaki en düşmanca ve irrasyonel rejimlerden biri olduğunu anlamasının çok önemli olduğuna’ inandığını ifade eden ABD Başkan Yardımcısı, “Bu tür insanların, insanlık tarihinin en tehlikeli silahına sahip olmasına izin verilemez. Bu, güvenliğimiz ve çocuklarımızın geleceği için felaket olur. ABD Başkanı bunu hedefliyor. Bunun gerçekleşmemesi için elinde birçok seçenek ve araç bulunuyor” dedi.

Nükleer silahlar kırmızı çizgidir

Vance, kendisine yöneltilen “Görüşmeler balistik füze programı ve vekillere verilen desteği de içeriyor mu?” şeklindeki soruya, “Her şey masada. İran'ın terörizmi desteklemeyi kesinlikle durdurmasını istiyoruz. İran, dünyanın en büyük terörizm destekçisi devletlerden biridir. İran, ABD'nin ulusal güvenliğini birçok yönden tehdit ediyor, ancak en ciddi tehdit nükleer silaha sahip olmasıdır. Bu kırmızı çizgidir” cevabını verdi.

Vance, yanıtını şöyle sürdürdü:

“İranlılar nükleer silah peşinde olmadıklarını söylüyorlar. Ama biz bunun doğru olmadığını biliyoruz. Nükleer silaha sahip olma isteklerini doğrulayan birçok şey yaptılar. Amacımız bunun gerçekleşmemesini sağlamak. Tekrar söylüyorum; Başkan’ın bunun gerçekleşmemesini sağlamak için birçok aracı var.”

ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyeti arasında Umman'ın arabuluculuğunda Cenevre'de yapılan görüşmeler, nihai bir anlaşma veya ortak bildiri olmadan sona erdi. Üçüncü tur için henüz bir tarih belirlenmedi, ancak her iki taraf da müzakereleri sürdürmeyi istediğini açıkladı.

Umman Dışişleri Bakanı Bedir bin Hamad el-Busaidi, görüşmelerin İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve uranyum zenginleştirmesinin sınırlandırılması konularına odaklandığını belirterek, görüşmeleri ‘çok ciddi’ olarak nitelendirdi ve ortak hedeflerin belirlenmesi konusunda iyi ilerleme kaydedildiğini söyledi.