Pompeo: Pekin salgın hakkında bilgi vermedi

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo
TT

Pompeo: Pekin salgın hakkında bilgi vermedi

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo

Çin'e laboratuarlarını dünyaya açma çağrısında bulunan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, salgının ortaya çıkmasından bu yana Pekin tarafından saklandığı suçlamasını yineledi. Dün Şarku’l Avsat’ın da telefonla katıldığı bir basın toplantısında konuşan Pompeo, ABD’nin Çin Komünist Partisi’nin yeni tip koronavirüsü Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) zamanında bildirmediğine inandığını vurguladı. Ülkesinin virüsün kökeni ve bir laboratuar hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda soruşturma başlattığını doğruladı. 
“Kesin bir şekilde emin olduğumuz bir şey varsa, o da virüsün Çin’de ortaya çıktığıdır” diyen Pompeo, Pekin tarafından başlatılan “virüsün Avrupa’da ortaya çıktığı ve arkasında ABD askerlerinin olduğu” yönündeki yanıltıcı kampanyaları da şiddetle eleştirdi. “Bu tür kampanyalar çok tehlikeli. Zirâ insanların hayatlarını kurtarmak için virüsün doğasını ve nasıl yayıldığını anlamamız gerekiyor” ifadesini kullandı.  Çin’in salgını ilan etme hızını da kınayan Pompeo “Bilgiler istenen hıza ulaşmadı. Hem WHO bu bilgileri talep etmedi hem de iktidardaki Komünist Parti bunları sağlamadı” dedi.
Virüsün ortaya çıkışı ve bir salgın haline gelmesi ile ilgili uluslararası çapta inceleme çağrılarının arttığını söyleyen Pompeo, bu konuda Alman Şansölyesi Angela Merkel ve Avustralya Başbakanı Scott Morrison'ın açıklamalarına dikkat çektiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Tüm dünya virüsün nasıl ortaya çıkıp tüm dünyaya nasıl yayıldığını bilmek istiyor. Yalnızca soruşturma amacı taşımayan bu istek önemli ve sırası gelecek. Salgın ise halen devam ediyor. Çin’de birçok laboratuvar mevcut. Çin Komünist Partisi’nin patojenik cisimlere dair çeşitli düzeylerde çalıştığı Wuhan Viroloji Enstitüsü (WIV) bunlardan yalnızca bir tanesi. Halen açık olan bu laboratuvarlara emniyetlerinin değerlendirilmesi ve herhangi bir madde sızıntısını önleme yeteneklerinin ölçülmesi için dünyanın farkı yerlerinden bilim adamlarının girişine izin verilmiyor. Hem şeffaf davranılabilmesi hem de dünyanın bu riski değerlendirebilmesi için bilime, doğru ve temiz verilere göre sağlam bir yanıt verebilmesi için bu laboratuvarlara erişmenin zamanı geldi. Nitekim laboratuvarda üzerinde çalışılan maddelerin güvenli ve emniyetli bir şekilde kullanılması çok önemli. Böylece sızıntı yaşanmaz.”

WHO’nun başarısızlığı
Şarku’l Avsat’ın ABD’nin WHO’ya sağladığı yıllık fonların askıya alınmasının örgütün faaliyette bulunduğu ülkelere etkisi hakkındaki sorusunu “ülkesinin küresel sağlığı desteklemekten kaçınmadığını” belirterek cevaplayan Pompeo açıklamalarına şöyle devam etti:
“Salgınla mücadele ve küresel sağlık konusunda ABD’den daha cömert bir ülke yok. Kimsenin WHO’nun salgın hakkında dünyayı bilgilendirmede ve bu virüsle başa çıkmada başarılı olduğunu düşündüğünü sanmıyorum. Ağır davrandılar. Bunu küresel bir salgın olarak saymadıkları gibi uluslararası uçuşların kapatılmasına da karşı çıktılar. Hatta ABD’nin seyahati yasaklama kararının yanlış bir fikir olduğunu düşündüler.”
WHO’nun hem geçmişte hem de SARS salgınından sonra yapılan ciddi reformlara rağmen halen başarısız olduğunu belirten Pompeo, örgüte aktarılan fonların insanların beklediği sonuçlara paralel olup olmadığını değerlendirmenin gerekliliğini vurguladı.
Pompeo, ülkesinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine, koronavirüs salgınıyla mücadelede ikili ve uluslararası düzeyde sağladığı insani yardımlara da değindi. Bölge ülkelerine ikili düzeyde 79 milyon dolar; Irak, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki salgınla mücadele çabalarının desteklenmesi üzerine Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu’na (UNHCR) da 26 milyon dolar tahsis edildiğini açıkladı. Diğer yandan Suriye’de Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) virüsle mücadele etmek için ayrılan 20 milyon dolardan fazlasını kullandığını ve ABD’li epidemiyologların bölgedeki çeşitli ülkelere teknik destek sağladığını da belirtti. ABD’nin sistemleri kendisine yönelik tehdit oluşturan ülkeleri dahi atlamadığını söyleyen Pompeo, bu konuda İran’ı örnek vererek “İran rejimi üzerinde yürüttüğümüz aşırı baskı kampanyası devam ediyor olsa bile İran halkına insani yardım kanalını sürdürdük” dedi. ABD hükümetinin Suriye rejimine ait olanlar dahil Suriye'nin tüm bölgelerinde sağlık, gıda yardımına ve Kovid-19 ile mücadeleye destek sağlamak için BM örgütleriyle iş birliği içinde çalıştığını da teyit etti.

Sürekli caydırma politikası
ABD Dışişleri Bakanı, ülkesinin İran rejimine yönelik yürüttüğü caydırma politikasını sürdürdüğünü vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın dün Twitter hesabından yaptığı açıklamada ABD donanmasına Körfez’deki ABD gemilerini taciz etmeleri halinde tüm İran hücumbotlarına ateş edip yok etmeleri talimatı verdiğini söylemesi konusunda da şu değerlendirmede bulundu:
“Başkan’ın açıklaması; asker, denizci, pilot ve piyadelerimizi tehlikeye atmayacağımızı ve kendimizi savunacağımızı açıkça belirtti. Nitekim Başkan, kuvvetlerimizin mümkün olduğunca güvende olduğundan emin olmak için gereken her şeyi yapacağımızı daima vurguladı.”
ABD, İran'ı caydırmak için son aylarda çeşitli faaliyetlerde bulundu. Deniz seyrüseferini korumak için Körfez sularında konuşlanan çok uluslu bir deniz kuvvetinin seferber edilmesi, geçen eylül ayında İran’dan gelen füzelerle hedef alınmasının ardından Suudi Arabistan Krallığı'ndaki hava savunma sistemlerinin desteklenmesi, Yemen'de barış ve istikrarın sağlanması ve İran'dan Husilere göndrilen füze sevkiyatlarının önlenmesi, Irak'taki İran destekli milislerle mücadele edilmesi, bu faaliyetlerden bazıları... Nitekim ABD, İran'ın Ortadoğu'daki ve ABD'ye yönelik tehditlerini caydırmaya kararlı.
Ülkesinin İran'a karşı yürüttüğü azami baskı kampanyasının Tahran'ı davranışlarını değiştirmenin ve dünyayı terörizmden kurtarmanın gerekliliğine ikna etmek için ekonomik ve siyasi yönler içerdiğini dile getiren Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'in dünyaya iflas ettiklerini söyledikleri bir vakitte Şam'ı ziyaret ettiğini hepimiz gördük. Hem Esed rejiminin kanlı faaliyetlerini desteklemeye, roketler ateşlemeye, uydu fırlatma çalışmalarına devam ediyor hem de insanların gıda ve ilaç ihtiyaçlarını sağlamak için kaynaklarının olmadığını öne sürüyorlar.”
Kaynakların aslında mevcut olduğunu ancak İran rejimi önceliklerinin farklı olduğunu düşündüğünü söyleyen Pompeo, İran’ı halkını aşağı görmekle suçladı. Aynı zamanda insani kanallar aracılığıyla İran halkına salgınla mücadelede gerekli kaynakların sağlandığını vurguladı.
 
Batı Şeria’nın ilhakı “İsrail’e ait bir karar”
ABD Dışişleri Bakanı, Batı Şeria'nın kısmen ilhakına karar verecek olanın yalnızca İsrail olduğunu, ABD’nin ise bu konudaki görüşlerini yeni İsrail hükümetine sunacağını ancak bunu aleni bir şekilde açıklamayacağını söyledi. Bu açıklama, İsrail’in Filistin topraklarını ele geçirmeye kalktığı vakit ‘elleri bağlı durmayacağı’ sözü veren Filistinliler nezdinde ise tepkiye neden oldu.
Pompeo aynı zamanda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile merkez kamptaki rakibi Benny Gantz’ın ulusal bir hükümet kurmak konusunda geçen pazartesi günü anlaşmaya varmasından ‘memnuniyet’ duyduğunu dile getirdi. Dördüncü kez seçimlere gitmenin İsrail'in yararına olmayacağına inandığını kaydetti.



İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
TT

İsrail’den yeni hamle... Smotrich, ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etme’ sözü verdi

Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)
Ağır iş makineleri, Batı Şeria’daki El Halil yakınlarında Filistinlilere ait bir binayı yıkıyor. (Reuters)

İsrail medyasında bugün yer alan habere göre, İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden ‘Filistinlilerin göçünü teşvik etmeyi’ planladığını açıkladı.

Smotrich, dün akşam kendi partisi olan Dini Siyonizm Partisi tarafından düzenlenen etkinlikte, “Bir Arap terör devleti kurma fikrini ortadan kaldıracağız” ifadesini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Smotrich, “Nihayet Oslo anlaşmalarını hem resmi hem de fiilen iptal edeceğiz. Egemenliğe doğru ilerlerken Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan göçü teşvik edeceğiz” dedi.

Smotrich ayrıca, “Başka uzun vadeli bir çözüm yok” vurgusunda da bulundu.

İsrail güvenlik kabinesi, geçen haftadan itibaren Batı Şeria üzerindeki kontrolü sıkılaştırmayı hedefleyen bir dizi önlemi onayladı. Bu önlemler, aşırı sağcı bakanlar tarafından destekleniyor ve Oslo anlaşmaları çerçevesinde Filistin Yönetimi’nin yetki sahibi olduğu bölgeleri de kapsıyor.

85 ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki misyonları dün bu adımları kınadı. Eleştirmenler, alınan önlemleri Filistin topraklarının fiili ilhakı olarak nitelendiriyor.


İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.