Hindistan kuşatması ve koronavirüs tecridi Keşmirlilerin günlük hayatını olumsuz etkiliyor

Hindistan kuşatması ve koronavirüs tecridi Keşmirlilerin günlük hayatını olumsuz etkiliyor
TT

Hindistan kuşatması ve koronavirüs tecridi Keşmirlilerin günlük hayatını olumsuz etkiliyor

Hindistan kuşatması ve koronavirüs tecridi Keşmirlilerin günlük hayatını olumsuz etkiliyor

Sara Begüm'ün sıkıntıları, 3 Ağustos'ta maskeli polislerin evini basıp oğlunu hırpalayarak bilinmeyen bir yere götürmeleriyle başladı.
28 yaşındaki Ahmed Mir (Begüm’ün oğlu), Keşmir üzerinde kontrolü güçlendirmek amacıyla baskı uygulayan Hint hükümetinin talimatıyla tutuklanan veya halen zorla alıkoyulan binlerce sivilden sadece biriydi.
Uzun yıllardan bu yana Pakistan ve Hindistan arasında ihtilaflı bölge olan Keşmir’in nüfusunun büyük bir bölümü Müslümanlardan oluşuyor. Hint hükümetinin burada yürüttüğü baskı kampanyası bölge insanının günlük hayatını durma noktasına getirdi. Halkın büyük bir bölümü evini terk etme konusunda bile yaşadığı aşırı korku nedeniyle kuşatıldığını hissediyor.
Begüm’ün sağlığı, Ahmed Mir’in tutuklanmasından bu yana oldukça kötüleşti ve istikrarsız bir hal aldı. Ancak Begüm ve ailesi acıyı bedensel ağrılardan çok psikolojik olarak yaşadıklarını belirtiyorlar. Begüm oğlu gittiği günden bu yana antidepresan kullanıyor. İki kez intihar etmeyi denedi. İlkinde fare zehri aldı, diğerinde de bir nehre atlamaya çalıştı.
Begüm durumuna dair “Gözlerimi kapattığımda oğlumu görüyorum. Bağırarak bana ‘Seni görmek istiyorum anne’ diye sesleniyor” ifadesini kullandı.
Hint hükümetinin Keşmir bölgesinin özel statüsünü iptal etmesi ve güvenliğini kontrol altına almasının üzerinden 8 ay geçti. Keşmir’deki doktorlar, kamuoyundaki ümitsizlik halinin ağır psikolojik travmalara evrildiğini belirtiyorlar. Ruh ve akıl sağlığı çalışanları, Keşmir’de depresyon ve stres vakalarında endişe verici düzeyde artış yaşandığına işaret ediyorlar.
Keşmir’de olup bitenlerle ilgili sağlıklı verilere ulaşmak zor. Ancak bölgedeki doktorlar, intihar vakaları ve aile içi şidddet oranlarında eşi görülmemiş bir artışa şahit olduklarını dile getiriyorlar.
Sağlık hizmeti çalışanları, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele kapsamında son haftalarda bölgenin tamamında uygulanan tecridin mevcut sorunları daha da derinleştirdiğini aktarıyor. Polis memurları ana yolları dikenli telle kapatmış durumda. Özellikle Keşmir’de kuşatma altındaki kasabalarda ve köylerde evlerinden çıkan vatandaşlar, polisin orantısız güç kullanımı riskiyle karşılaşıyor.
Doktorlar ve araştırmacılar, Himalaya dağları arasında sıkışmış bir bölge olan Keşmir’in bu durumun üstesinden gelmek noktasında çok sınırlı kaynaklara sahip olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu bölge, çoğunluk nüfus olan Müslümanların Hindistan’dan bağımsız hale gelmek veya en azından merkezi Hindistan hükümetinden özerklik elde etme beklentisi nedeniyle on yıllardır çatışmalara sahne oluyor. Pakistan’ın bölgedeki hakimiyeti sınırlıyken, Hindistan bölgenin büyük bir bölümünde idari ve güvenlik kontrolünü elinde tutuyor.
Son aylarda yaşanan olaylardan önce bile Hint güvenlik güçleri ile Keşmir’deki militanlar arasında on yıllardır süren çatışmalar bölge ve halkı üzerinde fiziksel ve zihinsel hasar meydana getirdi. Sınır Tanımayan Doktorlar’ın 2015 yılında bin 500 Keşmirli ailede uyguladığı anket sonuçlarına göre yaklaşık 1,8 milyon Keşmirli, ya da yetişkinlerin neredeyse yarısı, ruhsal sağlık sorunlarından mustarip. Silahlı çatışmayla ilgili deneyimi bulunan 10 kişiden 9'u psikolojik travma yaşıyor. Diğer anketlere göz atıldığında gerçek rakamların, Hindistan’ın açıkladığından çok daha fazla olduğu görülüyor.
Keşmir’de hükümet adına çalışan psikiyatrist Macid Şafi, geçen yıl boyunca her hafta 10 hasta tedavi ettiğini ancak şu an tedaviye gelen hasta sayısının 500’ü aştığını belirtiyor. Keşmir’deki psikiyatrist sayısı ise 60’ın altında.
Dr. Şafi’nin kliniğinin dışında uzun bir hasta kuyruğu var. Aralarında şiddete bağlı olarak çeşitli travmalar geçiren gençler, Hint güvenlik güçleri tarafından hapse atılan çocukları için endişeli anneler, ağır borçlar altına giren ve salgınla mücadele kapsamında uygulanan tecridin günlük hayatı etkilemesi sebebiyle günden güne borcu artan iş yeri sahipleri bulunuyor.
Keşmir’in Pulwama bölgesinde yaklaşık bir milyon kişiden sorumlu hükümet psikiyatristi Şafi, “Bu sadece buzdağının görünen kısmı. Kriz büyüyor” dedi.
Keşmir'deki her kargaşa dönemi yeni bir acıyı da beraberinde getiriyor. Bir dönem, Hint güçleri ile çatışmalarda ölen gençlerin cesetlerin görüntüleriyle geçerken başka bir dönem ise Hint polisinin Keşmirli göstericilerin yüzlerine doğru kullandığı plastik mermilerin yol açtığı körlükler sile hatırlanacak.
İnsanlar geçen yıl Hint hükümetinin kullandığı orantısız güç kullanımını hatırlayacaktır. Hint hükümeti, geçen yıl ağustos ayında sürpriz bir kararla Keşmir’in özel statüsünü iptal ettiğini duyurdu.
Kararın ardından bölgeye konuşlanan çok sayıda Hint güvenlik gücü ana yolları trafiğe kapattı, internet ve telefon sinyallerini kesti. Güvenlik güçleri bölgede öğrencilerden ve yerel yetkililerden binlerce kişiyi gözaltına aldı. Hint makamları daha sonraları bazılarını serbest bıraksa da çoğu halen cezaevlerinde bulunuyor. Bazı telefon ve internet hizmetleri yeniden sağlanmış olmasına rağmen baskı öncesindeki seviyeye ulaşılabilmiş değil.
Sokağa çıkmak tehlikeli. Bu nedenle başkalarıyla etkileşim kurmak için sosyal medyadan yardım alan birçok Keşmirli kendini şimdi tamamen izole edilmiş hissediyorlar. Çocuklar aylardır okula gidemiyor. Askeri baskı ve koronavirüs salgını sonrasında hükümetin tecrit kararı sebebiyle öğrenciler yalnızca birkaç hafta okula gidebildi.
Begüm ailesine dönecek olursak… Birkaç yıl önce Hint hükümetine karşı düzenlenen protestolara tıpkı binlerce vatandaş gibi çiftçilikle uğraşan oğlu Ahmed Mir’in de katıldığını söyleyen Sara Begüm oğlunun geçen yıl ağustos ayında bu sebeple tutuklandığını belirtti. 60’lı yaşlarda olan Begüm, oğlunu isyanın zirvede olduğu yıllarda büyüttü ve onu hem güvenlik güçlerinin hem de militanların gazabına uğramaktan korudu.
Ailenin diğer fertleri, Ahmed Mir’in ikamet ettikleri yerden yüzlerce kilometre uzakta ‘barış ve güvenliği tehdit etme’ gibi belirsiz bir suçtan ötürü alıkonulduğunu ve maddi imkansızlıklar sebebiyle kendisini ziyaret edemediklerini aktardılar. Hint makamları geçen yıl ekim ayında iletişim ağları yeniden hizmete girdiği sırada Begüm ailesine Mir ile görüntülü konuşma vaadinde bulunsa da yetkililer şimdiye kadar bu vaadini yerine getirmiş değil.
New York Times



İran'ın Asaluyeh kentindeki bir petrokimya tesisine saldırı

İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
TT

İran'ın Asaluyeh kentindeki bir petrokimya tesisine saldırı

İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)

Reuters'ın aktardığına göre, İran'ın Fars Haber Ajansı bugün Asaluyeh'deki Güney Pars Petrokimya Kompleksi'nde birkaç patlama sesi duyulduğunu bildirdi.

Bugün, İran'ın Kum kentindeki bir yerleşim bölgesine düzenlenen hava saldırısında, devlet kontrolündeki İran Daily gazetesinin internet sitesine göre en az 5 kişi öldü. İran, son günlerde savaşla ilgili genel kayıp rakamlarını açıklamadı, ekipman kayıplarından ise bahsetmedi.

Bu sabah erken saatlerde, İran'ın başkenti Tahran'a bir dizi hava saldırısı düzenlendi ve patlamalar gece boyunca yankılandı; ancak hedeflerin ne olduğu anlaşılamadı. Alçak uçuş yapan savaş uçaklarının uğultusu birkaç saat boyunca aralıklarla duyuldu.


Dünya, Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala nefesini tutuyor... Seçenekleri neler?

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
TT

Dünya, Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala nefesini tutuyor... Seçenekleri neler?

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)

Dünya, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın seyrini durdurabilecek her gelişmeyi endişeyle takip ediyor. Bu gerilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala daha da artıyor. Trump, Tahran’dan Hürmüz Boğazı’nı açmasını talep etmiş, aksi takdirde bir misilleme ile karşı karşıya kalacaklarını belirtmişti.

Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak bir anlaşmaya varmaları için önümüzdeki çarşamba gününü son tarih olarak verdi. Bu, ABD’nin doğu kıyısı saatiyle salı akşamı 20:00’ye denk geliyor. Taraflar, savaşın kırkıncı gününe yaklaşırken ya bir uzlaşmaya varacak ya da yıkıcı bir saldırıyla yüzleşecek.

Olası ateşkes

ABD ve İsrail kaynaklarına göre, ABD ve bölgesel arabulucular, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilecek 45 günlük olası bir ateşkes üzerine görüşmeler yürütüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre uzmanlar, sürenin son saatlerinde kısmi bir anlaşma sağlanma olasılığı azalmasına rağmen, bu girişimi savaşın dramatik bir şekilde tırmanmasını önlemek için ‘son şans’ olarak değerlendiriyor.

Savaşı durdurmaya yönelik çabalar

Diplomatik çabalara yakın kaynaklar, görüşmelerin Pakistan, Mısır ve Türkiye aracılığıyla yürütüldüğünü ve ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında doğrudan mesajlaşmaların gerçekleştiğini açıkladı. Axios’a göre müzakereler şu anda iki aşamalı bir anlaşma üzerinde yoğunlaşıyor: İlk aşama, savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesi amacıyla yürütülecek görüşmelerin süreceği yaklaşık bir buçuk aylık olası bir ateşkesi kapsıyor. Gerekirse ateşkes süresi uzatılabilecek.

Arabulucular, ikinci aşamaya geçiş ve savaşın tamamen sona erdirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum meselesinin çözümüyle mümkün olacağını, bunun ya uranyumun yurtdışına taşınması ya da yoğunluğunun azaltılması yoluyla olabileceğini belirtiyor. Bu adımların yalnızca kapsamlı bir nihai anlaşma çerçevesinde gerçekleştirilebileceği vurgulanıyor.

Şu anda arabulucular, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokuyla ilgili güven artırıcı önlemler almasını sağlayacak taslaklar üzerinde çalışıyor. Kaynaklardan ikisi, bu iki konunun Tahran için temel pazarlık maddeleri olduğunu ve İran’ın yalnızca 45 günlük geçici bir ateşkes karşılığında bunlardan tamamen vazgeçmeyeceğini söylüyor. Arabulucular ise ilk aşamada her iki konuda kısmi adımlar atılması ve ABD’nin de savaşın yeniden başlamayacağına dair garantiler sunması olasılığını değerlendiriyor.

ABD birliklerinin hareketlerini takip etmek

Başarının büyük ölçüde İran’ın vereceği yanıta bağlı olabileceği belirtiliyor. Zira Tahran son günlerde çeşitli teklifleri reddetmişti.

Londra Free Press gazetesinde yayımlanan bir makaleye göre, ABD güçlerinin bölgedeki mevcut hareketliliği biraz daha sürebilir ve bölgeye takviye birlikler gönderilebilir. Makale, mevcut durumun bu ayın sonuna kadar devam edebileceğine işaret ediyor.

Makalede, İran’daki yeni liderlerin Amerikalıların hamlelerini önemsemediği, çünkü Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün ABD’nin sahip olduğu tüm kozlardan üstün olduğunu düşündükleri ifade ediliyor. Bu nedenle ay sonuna gelindiğinde, Trump’ın önünde büyük olasılıkla yalnızca üç seçenek kalacağı ve bunların hepsinin onun açısından korkutucu olduğu vurgulanıyor.

Trump için olası seçenekler şunlar olabilir:

1- İran rejimi ile anlaşma

İlk seçenek, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü içeren ve ABD ile İsrail’in İran’a yeniden saldırmayacağına dair uluslararası bir garanti öngören bir anlaşma yapmak. Gazeteye göre bu durum Trump için ‘son derece küçük düşürücü’ olacak. Zira kötü tabloyu hiçbir şekilde düzeltemeyecek.

2- Zafer ilanı ve asker çekme

İkinci seçenek, zafer ilan ederek birlikleri geri çekmek, ancak bu durum Hürmüz Boğazı’nın açılmasını sağlamayacak.

3- Hark Adası’nın ele geçirilmesi

Üçüncü seçenek, kara kuvvetlerini göndererek Hürmüz çevresindeki Hark Adası veya kıyı bölgelerinin ele geçirilmesiyle İran’ı müzakere masasına oturtma umudu. Gözlemciler, Amerikan askerlerinin düşürülen uçağının pilotlarını başarıyla kurtarmasının ardından Trump’ın benzer operasyonları genişletme isteğinin doğabileceğinden endişe ediyor.

2 Nisan’da gerçekleştirilen bu operasyon, pilotların güvenli şekilde kurtarılmasını sağlamıştı. The Hill gazetesine göre Trump, anlaşma sağlanamazsa İran’a kara birlikleri göndermeyi de değerlendiriyor.

Trump, sürenin dolmasına kadar bir anlaşma umudunu korurken, son saatlerdeki açıklamalarında İran’a boyun eğmezse ülkeyi tamamen yok edeceği tehdidinde bulunarak kararlılığını gösterdi. Enerji tesisleri ve başlıca köprüler, saldırı hedefleri arasında öncelikli olarak gösterildi.


Katz: İran Devrim Muhafızları istihbarat şefini öldürdük

Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
TT

Katz: İran Devrim Muhafızları istihbarat şefini öldürdük

Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bugün İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat şefinin öldürüldüğünü duyurarak, İranlı liderleri "tek tek" takip edeceklerini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Katz, "Devrim Muhafızları sivillere ateş açıyor, biz ise terörist liderleri ortadan kaldırıyoruz" dedi.

Katz, "İran liderleri sürekli olarak hedef alındıklarını hissediyorlar ve biz de onları tek tek takip etmeye devam edeceğiz" ifadesini kullandı.

İsrail'in İran'ın çelik ve petrokimya endüstrilerine "önemli ölçüde zarar verdiğini" iddia etti.

Şöyle devam etti: "İran'ın ulusal altyapısını yok etmeye devam edeceğiz ve terörist rejimi çöküş noktasına kadar zayıflatmak, terörizmi yayma ve İsrail Devleti'ne ateş açma kabiliyetini baltalamak için çalışacağız."