​Korona, ABD’nin Çin ve Rusya ile ilişkilerini test ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, geçtiğimiz yıl Japonya'da düzenlenen G20 Zirvesi oturum aralarında bir araya geldiler (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, geçtiğimiz yıl Japonya'da düzenlenen G20 Zirvesi oturum aralarında bir araya geldiler (Reuters)
TT

​Korona, ABD’nin Çin ve Rusya ile ilişkilerini test ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, geçtiğimiz yıl Japonya'da düzenlenen G20 Zirvesi oturum aralarında bir araya geldiler (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, geçtiğimiz yıl Japonya'da düzenlenen G20 Zirvesi oturum aralarında bir araya geldiler (Reuters)

Koronavirüs salgının yarattığı kriz ve Washington’ın bu krizi yönetim şekli, küresel sistemdeki baskın kutup olan ABD’nin durumunu, geleceğini ve nüfuzunu etkileyecektir. Ekonomisinin gücünden, borsasının yüksekliğinden ve büyüme oranlarından övgüyle söz eden ABD, şuan bu krizle boğuşuyor. ABD’nin salgından etkilenmesinden sadece birkaç hafta sonra tüm dünya, ABD borsasının kırılganlığını, tıp, sağlık, teknoloji ve araştırma yeteneklerinin, her ne kadar ABD yönetimden tam tersi mesajlar gelse de bu ‘gizli düşmanın’ yanı sıra daha önce eşi görülmemiş derecede yüksek işsizlik oranlarının ve ekonomik baskılar karşısında aciz kaldığını gördü.
Bu salgının ABD ve dünya üzerindeki etkisine dair birçok soru var. Bu sorulardan bazıları; “Güç dengesinin değiştiği yeni bir dünya düzeni mi oluşuyor? Bu yeni dünya düzeni, Çin ve Rusya ile işbirliği yapacak mı, yoksa bu güçlerle karşılıklı tecrit, rekabet ve dövüş mü olacak? Üç ülkenin rolleri, yeni dünya düzenini daha iyi veya daha kötü bir şekilde şekillendirmede belirleyici olacak mı?” şeklindeler.

Üçlü işbirliği
Bu ülkeler arasındaki gelecekteki güç dengesi vizyonları iki farklı vizyon şeklinde değişiklik gösteriyor. İlki, salgının etkilerinden kaynaklanan ortak tehlikelerle mücadele etmenin, küresel ekonomiyi güvenli bir ortama yönlendirmenin ve ekonomik çöküş olasılığından kaçınmanın bu üç ülkeyi, ortak bir gündem oluşturmaya ittiği vizyondur. Üç ülke, “Felaketler yaralıları bir araya getirir” diyerek, çeşitli dosyaları tartışmalı, sağlık ve acil durum yönetimi için uluslararası kurumları yeniden etkinleştirmeli veya kurmalı, salgınla mücadele için çok fazla bilgi, kaynak, tıbbi malzeme ve lojistik imkanı sağlamalıdırlar. Ayrıca ekonomik paketler oluşturmak ve dünya çapında ekonomi çarklarını yeniden döndürmek için büyük ortak girişimlerde bulunmak zorundadırlar.
Brookings Institution’da araştırmacı olan Angela Stent konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi;
“Moskova’nın 2016 yılında (ABD’deki) Başkanlık seçimlerine müdahale etmesi ve 2020 Başkanlık seçim kampanyasını etkilemeye çalışmasının yanı sıra Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya verdiği destek, ABD'nin Rusya ile ilişkisini her zamankinden daha kötü bir hale getirdi. Bununla birlikte ABD ve Rusya, dünyanın iki süper nükleer gücü olduğundan barışı korumak ve nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların dünyaya yayılmasını durdurmak için benzersiz bir sorumluluk taşıyorlar. Ayrıca terörizm, iklim değişikliği ve birlikte çalışmayı gerektiren bir salgınla mücadele gibi küresel zorluklarla karşı karşıyalar.”
Moskova ve Washington için zor olan işbirliği ve rekabet arasında kabul edilebilir bir denge bulmak ve ilişkiyi daha etkili bir şekilde bölmektir. Araştırmacı, salgının ABD'nin Rusya ile yeniden etkileşime girmesi ve salgınla mücadelede işbirliği yapma fırsatı için imkan oluşturduğunu vurguladı. Ancak bunun için Washington’ın Moskova ile daha verimli bir ilişki geliştirmesi gerekecek. Çünkü her iki ülke de uluslararası politikanın itici güçleri konusunda farklı anlayışlara sahipler.
Çin'e gelince, analistler koronavirüs salgınının Çin-ABD ilişkilerini daha da zor bir aşamaya taşıdığına ve Çin ekonomisinin toparlanmasının çökmüş küresel ekonominin düzeltilmesi ve bilimsel deneyimlerin paylaşımı konularındaki işbirliğinde önemli bir rol oynayacağına dikkati çekiyorlar.

İki tehdit
Öte yandan bazı analistler, Washington, Pekin ve Moskova arasındaki herhangi bir işbirliğinin, aralarındaki güven eksikliğinin yanı sıra bu üç ülkenin yönetimleri ve yöneticileri arasında farklı ideolojik düşünceler olması nedeniyle başarısızlığa mahkum olacağına dair ikinci bir vizyon olduğuna inanıyorlar. Uzmanlar, Başkan Donald Trump yönetiminin ABD'yi ‘kaprisli ve rahatsız edici bir şekilde’ yönettiğini, Çin'in daha az şeffaf olduğunu ve Rusya'nın Vladimir Putin ve halefleri sonrası ülkede istikrarsızlık yaşanmasının beklendiğini söylüyorlar. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi, Rusya ve Çin'in ABD ulusal güvenliğine yönelik en büyük iki tehdit olduğunu açıkça belirtiyor.
ABD’de yayınlanan ‘Newsweek’ dergisi, ABD’nin uluslararası konumunda gerileme yaşanırken Rusya ve Çin’in uluslararası arenada nüfuzlarını artırmanın yanı sıra ABD'nin stratejik ortaklıkları ve ittifakları sürdürme çabalarını baltalamaya çalıştıklarına ve bu salgının gelecek yıla kadar devam etmesi olasılığıyla küresel dönüşümlere ve kargaşaya neden olabileceklerine işaret etti.
İdeolojik açıdan Başkan Trump'ın yönetiminde ABD, Çin'e karşı sert bir yol izledi ve bu durum salgının patlak vermesiyle daha da arttı. Başkan Trump ve yönetimi ortaya çıkan virüsü, ‘Çin virüsü’ olarak niteledi ve Çin'in salgından sorumlu tutulması çağırısında bulundu. ABD’nin Çin’e yönelik saldırgan açıklamalarının, düşmanlığının ve ayrımcılığının tonu giderek artacak. Buna karşın, Çin'de Trump yönetimine karşı güven eksikliği en yüksek seviyesine ulaştı. Trump'ın Başkan Putin ile olarak ilişkisi ise oldukça gizemli.
Salgın, ABD’nin Çin ve Rusya ile halihazırda Başkan Trump’ın ‘Önce Amerika’ sloganıyla gergin olan ilişkilerini test ediyor. Washington, ülkedeki sağlık ve ekonomik krizi yönetmeye odaklanırken, Çin lideri Şi ve Rusya lideri Putin, ABD'nin uluslararası alanda azalan rolünün yarattığı boşluğu kapatma konusunda oldukça istekli davranıyorlar.

Üç kamp
Uzmanlar, Çin’in daha fazla ‘ulusal otoriter politika’ benimsemeye ve salgın deneyimini ABD ve diğer ülkelerle gelecekteki ilişkileri için yeni temeller atmak amacıyla kullandığına inanıyorlar.
Beyaz Saray, önde gelen rakiplerinin uluslararası sahnede yapıcı roller oynayabileceklerini kabul ederken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD’nin gelişmiş bir uluslararası pozisyonda olmaya devam ettiğini ve salgınla mücadelede dünyadaki diğer 64 ülkeye yardım ve destekte bulunduğunu belirtti. Bu arada Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) yetkilileri, ABD’nin uluslararası sahnedeki askeri durumunun güçlü ve istikrarlı olduğunun altını çizdiler.
ABD merkezli düşünce kuruluşu Heritage Foundation Başkan Yardımcısı James Jay Carafano, salgın sonrası dünya haritasının değişeceğini vurguladı. Carafano’ya göre dünya üç kampa ayrılacak. İlk kamp; ABD'nin Avrupa ile ilişkisinin belgeleneceği ve ABD'nin sadece Atlantik'teki yatırımlarının ekonomik sektörleri yeniden başlatması için değil, Çin’in ‘kötü niyetli etkilerini marjinalleştirmek’ için de Çin müdahalesine direnen özgür dünya kampıdır. Bu kamp, “Avrupalılar özgürlüklerini korumak istiyorlarsa, ABD ile Çin arasındaki rekabette tarafsız gözlemciler olmamalılar” sloganını kullanıyor.
İkinci kamp; bütçe ve uyum ülkelerinin kampıdır. Bunlar refahlarının ve güvenliklerinin, hem ABD hem de Çin ile ilişki kurmaya, bağımsızlıklarını korumaya ve süper güçler arasındaki rekabette bir aşama olma olasılığını azaltmaya dayalı olduğuna inanan ülkelerdir.  Bu yolu Singapur, Sri Lanka, Bangladeş, Tayland, Pakistan ve diğerleri gibi ülkeler izleyecektir.
Üçüncü kamp ise; ABD ve Çin’in, Latin Amerika, Afrika ve Pasifik Adaları gibi dünyanın geniş bölgelerinde, ekonomi, politika, güvenlik ve bilgi alanlarında uluslararası kuruluşlarda yarışacakları alandır.
James Jay Carafano’ya göre ‘Çin'in nüfuzunu arttırmak için gayretle çaba göstereceği ve ABD'nin buna karşı şiddetle mücadele edeceği için’ uluslararası kuruluşlar, ABD ve Çin’in nüfuzunu dayatmaya çalışan en aktif yeni savaş alanlarından biri olacaklar.



İran'ın Asaluyeh kentindeki bir petrokimya tesisine saldırı

İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
TT

İran'ın Asaluyeh kentindeki bir petrokimya tesisine saldırı

İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)
İranlı yetkililerin bugün ABD-İsrail hava saldırısıyla vurulduğunu söylediği Tahran'daki Şerif Teknoloji Üniversitesi kompleksinde işçiler enkazı kaldırıyor (AP)

Reuters'ın aktardığına göre, İran'ın Fars Haber Ajansı bugün Asaluyeh'deki Güney Pars Petrokimya Kompleksi'nde birkaç patlama sesi duyulduğunu bildirdi.

Bugün, İran'ın Kum kentindeki bir yerleşim bölgesine düzenlenen hava saldırısında, devlet kontrolündeki İran Daily gazetesinin internet sitesine göre en az 5 kişi öldü. İran, son günlerde savaşla ilgili genel kayıp rakamlarını açıklamadı, ekipman kayıplarından ise bahsetmedi.

Bu sabah erken saatlerde, İran'ın başkenti Tahran'a bir dizi hava saldırısı düzenlendi ve patlamalar gece boyunca yankılandı; ancak hedeflerin ne olduğu anlaşılamadı. Alçak uçuş yapan savaş uçaklarının uğultusu birkaç saat boyunca aralıklarla duyuldu.


Dünya, Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala nefesini tutuyor... Seçenekleri neler?

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
TT

Dünya, Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala nefesini tutuyor... Seçenekleri neler?

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Nisan’da Beyaz Saray’ın ana salonunda İran savaşı hakkında konuşurken (EPA)

Dünya, ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaşın seyrini durdurabilecek her gelişmeyi endişeyle takip ediyor. Bu gerilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a verdiği sürenin dolmasına az kala daha da artıyor. Trump, Tahran’dan Hürmüz Boğazı’nı açmasını talep etmiş, aksi takdirde bir misilleme ile karşı karşıya kalacaklarını belirtmişti.

Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak bir anlaşmaya varmaları için önümüzdeki çarşamba gününü son tarih olarak verdi. Bu, ABD’nin doğu kıyısı saatiyle salı akşamı 20:00’ye denk geliyor. Taraflar, savaşın kırkıncı gününe yaklaşırken ya bir uzlaşmaya varacak ya da yıkıcı bir saldırıyla yüzleşecek.

Olası ateşkes

ABD ve İsrail kaynaklarına göre, ABD ve bölgesel arabulucular, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilecek 45 günlük olası bir ateşkes üzerine görüşmeler yürütüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre uzmanlar, sürenin son saatlerinde kısmi bir anlaşma sağlanma olasılığı azalmasına rağmen, bu girişimi savaşın dramatik bir şekilde tırmanmasını önlemek için ‘son şans’ olarak değerlendiriyor.

Savaşı durdurmaya yönelik çabalar

Diplomatik çabalara yakın kaynaklar, görüşmelerin Pakistan, Mısır ve Türkiye aracılığıyla yürütüldüğünü ve ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında doğrudan mesajlaşmaların gerçekleştiğini açıkladı. Axios’a göre müzakereler şu anda iki aşamalı bir anlaşma üzerinde yoğunlaşıyor: İlk aşama, savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesi amacıyla yürütülecek görüşmelerin süreceği yaklaşık bir buçuk aylık olası bir ateşkesi kapsıyor. Gerekirse ateşkes süresi uzatılabilecek.

Arabulucular, ikinci aşamaya geçiş ve savaşın tamamen sona erdirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum meselesinin çözümüyle mümkün olacağını, bunun ya uranyumun yurtdışına taşınması ya da yoğunluğunun azaltılması yoluyla olabileceğini belirtiyor. Bu adımların yalnızca kapsamlı bir nihai anlaşma çerçevesinde gerçekleştirilebileceği vurgulanıyor.

Şu anda arabulucular, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokuyla ilgili güven artırıcı önlemler almasını sağlayacak taslaklar üzerinde çalışıyor. Kaynaklardan ikisi, bu iki konunun Tahran için temel pazarlık maddeleri olduğunu ve İran’ın yalnızca 45 günlük geçici bir ateşkes karşılığında bunlardan tamamen vazgeçmeyeceğini söylüyor. Arabulucular ise ilk aşamada her iki konuda kısmi adımlar atılması ve ABD’nin de savaşın yeniden başlamayacağına dair garantiler sunması olasılığını değerlendiriyor.

ABD birliklerinin hareketlerini takip etmek

Başarının büyük ölçüde İran’ın vereceği yanıta bağlı olabileceği belirtiliyor. Zira Tahran son günlerde çeşitli teklifleri reddetmişti.

Londra Free Press gazetesinde yayımlanan bir makaleye göre, ABD güçlerinin bölgedeki mevcut hareketliliği biraz daha sürebilir ve bölgeye takviye birlikler gönderilebilir. Makale, mevcut durumun bu ayın sonuna kadar devam edebileceğine işaret ediyor.

Makalede, İran’daki yeni liderlerin Amerikalıların hamlelerini önemsemediği, çünkü Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün ABD’nin sahip olduğu tüm kozlardan üstün olduğunu düşündükleri ifade ediliyor. Bu nedenle ay sonuna gelindiğinde, Trump’ın önünde büyük olasılıkla yalnızca üç seçenek kalacağı ve bunların hepsinin onun açısından korkutucu olduğu vurgulanıyor.

Trump için olası seçenekler şunlar olabilir:

1- İran rejimi ile anlaşma

İlk seçenek, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü içeren ve ABD ile İsrail’in İran’a yeniden saldırmayacağına dair uluslararası bir garanti öngören bir anlaşma yapmak. Gazeteye göre bu durum Trump için ‘son derece küçük düşürücü’ olacak. Zira kötü tabloyu hiçbir şekilde düzeltemeyecek.

2- Zafer ilanı ve asker çekme

İkinci seçenek, zafer ilan ederek birlikleri geri çekmek, ancak bu durum Hürmüz Boğazı’nın açılmasını sağlamayacak.

3- Hark Adası’nın ele geçirilmesi

Üçüncü seçenek, kara kuvvetlerini göndererek Hürmüz çevresindeki Hark Adası veya kıyı bölgelerinin ele geçirilmesiyle İran’ı müzakere masasına oturtma umudu. Gözlemciler, Amerikan askerlerinin düşürülen uçağının pilotlarını başarıyla kurtarmasının ardından Trump’ın benzer operasyonları genişletme isteğinin doğabileceğinden endişe ediyor.

2 Nisan’da gerçekleştirilen bu operasyon, pilotların güvenli şekilde kurtarılmasını sağlamıştı. The Hill gazetesine göre Trump, anlaşma sağlanamazsa İran’a kara birlikleri göndermeyi de değerlendiriyor.

Trump, sürenin dolmasına kadar bir anlaşma umudunu korurken, son saatlerdeki açıklamalarında İran’a boyun eğmezse ülkeyi tamamen yok edeceği tehdidinde bulunarak kararlılığını gösterdi. Enerji tesisleri ve başlıca köprüler, saldırı hedefleri arasında öncelikli olarak gösterildi.


Katz: İran Devrim Muhafızları istihbarat şefini öldürdük

Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
TT

Katz: İran Devrim Muhafızları istihbarat şefini öldürdük

Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)
Devrim Muhafızları istihbarat servisinin Başkanı Tuğgeneral Mecid Hademi (Arşiv- ISNA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bugün İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat şefinin öldürüldüğünü duyurarak, İranlı liderleri "tek tek" takip edeceklerini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Katz, "Devrim Muhafızları sivillere ateş açıyor, biz ise terörist liderleri ortadan kaldırıyoruz" dedi.

Katz, "İran liderleri sürekli olarak hedef alındıklarını hissediyorlar ve biz de onları tek tek takip etmeye devam edeceğiz" ifadesini kullandı.

İsrail'in İran'ın çelik ve petrokimya endüstrilerine "önemli ölçüde zarar verdiğini" iddia etti.

Şöyle devam etti: "İran'ın ulusal altyapısını yok etmeye devam edeceğiz ve terörist rejimi çöküş noktasına kadar zayıflatmak, terörizmi yayma ve İsrail Devleti'ne ateş açma kabiliyetini baltalamak için çalışacağız."