Sudan’ın Washington Büyükelçisi Nureddin Sati: ABD ile ilişkilerin yeniden kurulması İsrail ile normalleşmeye bağlı değil

Sudan’ın Washington Büyükelçisi Nureddin Sati. (Sosyal medya siteleri)
Sudan’ın Washington Büyükelçisi Nureddin Sati. (Sosyal medya siteleri)
TT

Sudan’ın Washington Büyükelçisi Nureddin Sati: ABD ile ilişkilerin yeniden kurulması İsrail ile normalleşmeye bağlı değil

Sudan’ın Washington Büyükelçisi Nureddin Sati. (Sosyal medya siteleri)
Sudan’ın Washington Büyükelçisi Nureddin Sati. (Sosyal medya siteleri)

İsmail Muhammed Ali
Sudan’ın Washington’a yeni atadığı Büyükelçi Nureddin Sati, görevinin önceliklerini, Sudan'ın adını terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarmak, iki ülke arasındaki bankacılık işlemlerinin normale dönmesini sağlamak ve tüm iş birliği alanlarıyla ilgili eski düşünceleri canlandırmak olarak sıraladı. Washington'ın ülkesiyle ilişkilerinin düzelmesi konusunda oldukça istekli olduğuna dikkat çeken Büyükelçi, bunun başta inanç özgürlüğü ve ulusal güvenliğin korunması olmak üzere belirli ilkeler doğrultusunda meydana gelen değişim ve benzeri çeşitli nedenlere bağlı olduğunu söyledi. Özelde ise Sudan’ın her an patlamaya hazır olan Batı ve Doğu Afrika'daki çatışma alanlarına bağlanabilecek olan Afrika Kıtası’nın değişken bölgelerinin ortasında yer almasından kaynaklandığını belirtti.
Büyükelçi Sati, Independent Arabia’ya verdiği röportajda Washington ile diplomatik iş birliği ilişkilerinin yeniden kurulmasının İsrail ile normalleşmeye bağlı olmadığını vurguladı. Sati, Sudan’ın şu an ister İsrail ister başka bir ülke olsun herhangi bir devlete düşmanlık edilmemesini gerektiren dış politikasından yola çıkarak kendi çıkarlarıyla ilgilenmesi gerektiğini belirtti. Sati, Sudan’ın İsrail'e karşı savaşta ön saflarda değil, doğrudan ve dolaylı olarak İsrail ile ilişkilerini normalleştiren Arap ülkeleri göz önüne alındığında listenin en sonunda olması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Güney Sudan’ın ayrılmasının sorumluluğunu eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimine ve lobisi tarafından temsil edilen ABD’ye yükleyen Sati ancak en büyük sorumluluğun güneylileri düşmanlıkla ve ırkçı politikalarıyla ayrılmaya iten Ulusal Kongre Partisi’ne (UKP) ait olduğuna söyledi.

Terörizmi Destekleyen Devletler Listesi
Büyükelçi Sati, Washington ile ilişkilere verilen 23 yıllık aranın ardından söz konusu ilişkilerin yine eski haline gelmesiyle ilgili önceliklere ilişkin soruya şöyle yanıtladı:
“Sudan'ın ABD ile ilişkilerindeki kesinti nedeniyle bu ilişkileri en önemli ülkelerden biri olduğu gerçeği ışığında geliştirmek üzere yerine getirmesi gereken birçok görevi var. Ülke, hayatın çeşitli yönlerinde ve ekonomik alanlarında büyük hasara neden olan çeşitli çıkarlarından yoksun kaldı. Kuşkusuz Sudan'ın adını Terörizmi Destekleyen Devletler Listesi’nden çıkarmak, ilk andan itibaren üzerinde çalışacağım en önemli konulardan biri olacak. Çünkü bu konu, Sudan’ın ABD’nin yanı sıra birçok ülke ile arasında iş birliğinin başlangıcıdır. Bunun da kalkınma ve refah sağlayacak her tür girişimle bağlantısı olacak. Bu konudaki ilk adımlardan biri, ABD’nin muhribi USS Cole (DDG-67) saldırısı davasının tamamlanmasını ve kurbanların aileleriyle bir anlaşma yapılmasının ardından mahkemece alınacak kararların takip edilmesidir. İkincisi, Sudan’ın ABD’nin Nairobi (Kenya) ve (eski başkent) Darüsselam (Tanzanya) büyükelçiliklerinin bombaladığı suçlamalarını ele almak ve kurbanların aileleriyle de bir çözüm yolu bulmaktır. Bu konuda görüşmeler halen devam ediyor. Yakında bu dosyanın kapanması ve ilişkilerin normale dönmesini sağlayacak bir çözüme ulaşılmasını ve Sudan'ın ona yeniden umut ışığı olan Aralık Devrimi tarafından şekillendirilen karşılıklı saygı çerçevesinde dünyaya ılımlı olduğunu kanıtlayan diğer ülkeler arasındaki doğal yerini yeniden kazanmasını umuyoruz.”

Bankacılık işlemleri
Sudan’ın Washington büyükelçisi, önceliklerinden birinin Ocak 2017'den bu yana ekonomik yaptırımların kaldırılmış olmasına rağmen halen normalleşmemiş olan bankacılık işlemlerinin normale döndürmek için çalışmak olduğunu söyledi. Ancak başta büyük bankalar olmak üzere bankaların halen eski rejim döneminden kalma korku ve güvensizlikleri hissettiklerini ifade eden Büyükelçi, bir başka nedenin ise ülkesinin ticaret borsalarının hacmi büyük olmadığını, bu yüzden bankaların yeniden Sudan ile çalışmaya teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bununla birlikte Büyükelçi, Sudan'ın 60 milyar dolar olarak tahmin edilen dış borçlarını ödemek için bir mekanizma bulmak ve bazı borçlarını sildirmeye çalışmak zorunda olduğunu, böylece ülkenin yeni borçlar almasının sağlanabileceğini söyledi. Büyükelçi bu konuda Uluslararası Para Fonu (IMF) ve uluslararası finans kurumlarıyla da çalışılabileceğini dile getirdi.

İş birliği alanları
Büyükelçi Sati, en önemli iş birliği alanlarıyla ilgili olarak şunları söyledi:
“İlk etapta Washington'dan doğrudan nasıl faydalanabileceğimize dair eski fikirleri canlandırarak ve hayati alanlara yatırım yaparak ekonomik alana odaklanacağız. Tarım, sanayi ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda modern teknolojiyi tanıtarak ülkeyi ileri seviyelere taşıyan temel bir dönüşüm getirmenin yanı sıra karşılıklı akademik ve araştırma alışverişini artırarak geçiş sürecini, barışı ve demokratik dönüşümü desteklemeyi hedefliyoruz. ABD, dünyada bu tür projeleri en çok finanse eden ülkelerden biri ve sivil toplum kuruluşları ile tüm ekonomik sektörleri destekleme konusunda mükemmel bir deneyime sahip.”
İnanç özgürlükleri
Büyükelçi Sati, son zamanlarda ABD’nin Sudan'a olan ilgisinin nedenleri ve yansımalarına dair de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Washington'ın Sudan'a olan ilgisi, 30 yıllık bir ABD düşmanlığı algısından sonra nihayet meydana gelen değişimden kaynaklanıyor. Beşir rejimi, ABD’yi ‘şeytan’ olarak göstermeye devam ederken tüm medya araçlarını bu düşmanlığı teşvik etmek için kullandı. ABD’nin Sudan’da kadınların ve gençlerin temsil ettiği devrimin canlılığına olan hayranlıkları, Sudanlıların onların ilkelerine uygun değişiklikler yapabilen organize bir sivil toplum olduğu ve böylece bu fikirlerin ve değişikliklerin ortak çıkarlar yaratabileceğini düşünmelerini sağladı. Eski rejimin yanlış uygulamaları göz önüne alındığında, Washington'ın temel dosyalardan biri olan inanç özgürlüğü de dahil olmak üzere Sudan'daki çıkarları için büyük endişe kaynağı olan sorunları vardı. ABD ayrıca Sudan'ın şu anda tüm dinlere saygı gösteren ve başkalarının özgürlüklerine kısıtlama getirmeyen, normal bir duruma döndüğüne inanıyor. Bunun yanı sıra Washington'ın önem verdiği alanlardan biri olan ulusal güvenlik konusu geliyor. Sudan, Darfur, Nuba Dağları ve Mavi Nil'deki marjinal grupların yanı sıra El Kaide ve siyasal İslamcı örgütlerin liderlerine ve unsurlarına ev sahipliği yaparak bir terör yatağı haline gelmişti.”
Büyükelçi söz konusu durumla ilgili olarak bugün Sudan’da yaşananlara dikkat çekti:
“Bugün Sudan'da yaşananlar, özellikle Çad Havzası’nda faaliyet gösteren Boko Haram, Libya'da devam eden çatışma ve Güney Sudan'daki durumun kırılganlığı gibi Afrika Kıtası’nın değişken bölgelerinin ortasında yer aldığı için eski politikaların değişmesi ve istedikleri sistemin kendi başına iş görmesi açısından bir fırsattır. Washington, Sudan'daki durumun ortaya çıkmasının ABD için çok önemli olan ve bölgesel güvenliği tehdit eden Batı ve Doğu Afrika'daki çatışma alanlarını birbirine bağlayacağına inanıyor.”

Güney Sudan’ın ayrılması
Washington'la ilişkilerin kopmasının Sudan’da çeşitli alanlar üzerindeki etkilerine ilişkin soruyu cevaplayan Sati konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Etkisi çok büyük oldu. Sudan'a yasa dışı bir devlet gibi davranılması, onu özellikle bankacılık işlemleri alanında saygın uluslar çemberin dışına itti. Bu yüzden yerleşik dünya düzeniyle başa çıkamadı. Bu da işlemlerin maliyetini artırdı ve bankacılık işlemlerinde paralel bir sistem yarattı. Ülke, bu dönemde kalkınmasına katkıda bulunabilecek çok büyük kaynaklarını kaybetti. Bununla birlikte bu durum yaptırımları atlatmanın yollarının aranmasına, yolsuzluk oranlarının artmasına, rüşvetin yayılmasına ve terör eylemlerinin finanse edilmesine yardımcı oldu. Tüm bu baskılar da Güney Sudan'ın hızla ayrılmasına yol açtı.

Peki, Washington'ın Güney Sudan’ın ayrılmasında olumsuz bir rolü olduğunu düşünmüyor musunuz?
“Güney Sudan’ın ayrılmasının sorumluluğu Sudan ve ABD taraflarına aittir. Beşir hükümetinin temsil ettiği eski rejim ile Washington yönetiminden ziyade ABD lobisi sorumlu. Genel olarak bu süreçte karmaşık bir durum vardı. Resmi raporlarda, Washington'ın Güney Sudan’ın ayrılması için yardım ettiği veya teşvik ettiği yönünde hiçbir işaret yoktu. Ancak birtakım çıkarları olduğu bilinen ABD lobisi, ayrılığı teşvik ederek güneylilerle ittifak kurdu. Bu yüzden güneyliler arasında kuzeyden ayrılma istediğine yönelik genel bir ruh hali oluştu. Ancak ben de güneyli kardeşlerimize karşı ırkçılık ve düşmanlık politikasını sürdüren UKF tarafından temsil edilen eski Sudan rejiminin en büyük sorumluluğunu taşıyorum.”

Ekonomik yaptırımlar
Büyükelçi Sati, “ABD'nin Sudan'a uyguladığı yaptırımların haksız olduğuna inananlar var mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bazılarının dillendirdiği haksızlık kelimesine karşıyım. Bu konuda objektif olmalıyız. Çünkü kendimizi aşmalı ve haksız olduğumuz yerde bunu söylemeliyiz. Terörizmi desteklemek ve teröristlere her düzeyde imkan tanımak gibi açık uygulamalar sonucunda uygulanan yaptırımlar haksızlık değildir. Bu konuya başka bir açıdan bakılmasının mümkün olacağını düşünmüyorum.”

Peki, sizce ABD’liler Sudan'ın artık ulusal güvenliklerine yönelik bir tehdit olmadığını düşünüyor mu?
Bana göre Sudan’ın yaşadığı değişimin ardından ulusal güvenliğe karşı tehdit oluşturmadığı kanısındalar. Kendilerine daha fazla iş birliği için büyük bir umut verildiğini düşünüyorlar. Başlarda ordudan korktukları doğrudur. Ancak ordunun düşündükleri kadar kötü olmadığını ve demokratik geçişi desteklediğini anladılar. Ayrıca henüz barışın gerçekleşmemiş olması ve silahlı kuvvetlerin kapsamlı bir birime ulaşmamış olması nedeniyle tüm bahislerini sivillerin üzerine yapmak istemiyorlar.

İsrail ile normalleşme
Sudan’ın Washington Büyükelçisi Sati, İsrail ile normalleşmenin Washington'la ilişkileri geliştirmek için bir köprü olup olmadığı konusunda da şu değerlendirmelerde bulundu:
“Genel olarak bu konudaki analiz, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmesi üzerinden yapılıyor ve ABD’nin şartları uyarınca Tel Aviv ile normalleşmeye gidildiği belirtiliyor. Sudan bugün kendi çıkarlarıyla ilgileniyor. Mısır, Ürdün ve diğerler bazı Arap ülkelerinin doğrudan veya dolaylı yollardan İsrail ile normalleştiği bir dönemde 60 yıldır olduğu gibi İsrail’in karşı safında yer alıyor. O halde Sudan neden düşman ülkeler listesinin başında yer alıyor? Sudan’ın herhangi bir ülkeye düşmanca davranmamasını gerektiren dış politikasından yola çıkarak en azından düşmanlık politikasını durdurması ve çıkarlarına bakması gerekiyor. Aynı zamanda Sudan’ın İsrail'e karşı savaşta ön safta değil, tam normalleşme olmasa da listenin en altında olması lazım.”

Çin'in nüfuzu

ABD ile ilişkilerin düzeltilmesinde Sudan'ın Çin'le olan ilişkiler ve özellikle enerji alanlarında sahip olduğu dev yatırımlar üzerindeki etkisi nedir?
Şu an geçiş sürecindeyiz. Koronavirüs salgını da olayların kartlarını yeniden kardı. Ancak bölgede bir mücadele var. ABD, Çin'in Afrika Kıtası’na nüfuz ettiğine ve Kıta’daki ülkelere krediler vererek kendine bağladığına inanıyor. Biz de ABD ve Batı'nın bize büyük bir yardımda bulunduğunu görüyoruz. Önümüzdeki süreçte özellikle birçok kaynağa sahip bakir bir Kıta olduğundan ve Afrika'yı geleceğin Kıtası olarak gördüklerinden onlarla Çin'in ağına düşmeyeceğimizi anlatacağımız diyaloglar kuracağız. Stratejik diyalog yoluyla onlara ihtiyaçlarımızı, azgelişmişlik ve yoksulluk sorunlarımızı gösterebiliriz. Aynı zamanda korona krizini atlattıktan sonra bu Kıta’da özellikle Sudan'da çeşitli alanlara yatırım yapmalarına ihtiyaç var.

Başkalarına saygı

Bölgedeki siyasi eksenlerde son zamanlarda birtakım gerginlikler ortaya çıktı. Bu durumda dışarıya karşı yönelimleriniz nasıl şekilleniyor?
Şimdiki politikamız açık ve net. Karşılıklı çıkarlara, başkalarına saygı duymaya ve başkalarının iç işlerine karışmamaya dayanıyor. Bir önceki rejimin ülkenin çıkarlarının nerede olduğunu bildiği doğrudur. Ancak kalbi Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile olduğu gibi kılıcı da İran ile beraber olan dış siyasi sistemlerle bağlantılı politik ideolojisine göre çalışıyordu. Bugün ülkenin çıkarlarını göz önünde bulundurarak kimsenin iç meselelerine müdahale etmeden tüm bölgesel ve uluslararası konularda akıllıca davrandığımız için bu politikadan kurtulduk.



Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açıldığı ilk günde Gazze’den 12 kişi Mısır’a geçti

Gazze Şeridi ile Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında, tıbbi tedavi görmek üzere Mısır’a geçen Filistinlileri taşıyan ambulanslar, dün sınır hattında ilerledi. (AFP)
Gazze Şeridi ile Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında, tıbbi tedavi görmek üzere Mısır’a geçen Filistinlileri taşıyan ambulanslar, dün sınır hattında ilerledi. (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açıldığı ilk günde Gazze’den 12 kişi Mısır’a geçti

Gazze Şeridi ile Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında, tıbbi tedavi görmek üzere Mısır’a geçen Filistinlileri taşıyan ambulanslar, dün sınır hattında ilerledi. (AFP)
Gazze Şeridi ile Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında, tıbbi tedavi görmek üzere Mısır’a geçen Filistinlileri taşıyan ambulanslar, dün sınır hattında ilerledi. (AFP)

Gazze Şeridi’nden 12 kişi, yaklaşık iki yıllık kapanmanın ardından Refah Sınır Kapısı’nın yeniden faaliyete geçmesinin ilk gününde, Mısır’a giriş yaptı. Sınırdaki kaynaklar, bugün (Salı) Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, geçiş yapanların yaralılar ve refakatçilerden oluştuğunu bildirdi.

Beş yaralı ve yedi refakatçinin sınır kapısından Mısır’a geçtiğini belirten kaynaklar Gazze’den Mısır’a kabul edilecek hasta sayısının günlük en fazla 50 kişi olarak belirlendiğini, her hastaya iki refakatçi eşlik edebileceğini aktardı.

Mısır medyası, pazartesi günü Gazze Şeridi’nden gelen Filistinli yaralıların Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında kabul edilmeye başlandığını duyurmuştu. El-Kahire el-İhbariye televizyon kanalı, Sağlık Bakanlığı’na dayandırdığı haberinde, Kahire yönetiminin Gazze’den gelecek hastalar için 150 hastane, 300 ambulans, 12 bin doktor ve 30 hızlı müdahale ekibi hazırladığını bildirdi.

Gazze’deki en büyük sağlık kuruluşu olan Şifa Tıp Kompleksi’nin Müdürü Muhammed Ebu Selmiye ise yaklaşık 20 bin hastanın, bunların 4 bin 500’ünün çocuk olduğunu ve acil tıbbi bakıma ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’ye geri dönenlerin sayısına ilişkin ise henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

“Bir umut penceresi”

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan Refah Sınır Kapısı, nüfusu iki milyonu aşan Gazze halkı için neredeyse dünyaya açılan tek çıkış noktası olma özelliğini taşıyor. Kapı, savaşın başlamasından bu yana uzun süre kapalı kalmıştı.

Kapının yeniden açılması, ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ve Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında öngörülen temel adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.


Sudan ordusu, stratejik Kadugli kentindeki kuşatmayı kırdı

Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
TT

Sudan ordusu, stratejik Kadugli kentindeki kuşatmayı kırdı

Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)

Sudan ordusu bugün (Salı), Güney Kordofan Eyaleti’nin başkenti olan stratejik Kadugli kentinde, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından uygulanan kuşatmayı kırmayı başardığını açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan bir kaynak, “Güçlerimiz Kadugli’ye girdi ve kuşatmayı kaldırdı” dedi.

İnsani koşulların ağırlaştığı ve kıtlık tehdidiyle karşı karşıya bulunan Kadugli, Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren savaş kapsamında, HDK ve yerel müttefikleri tarafından uzun süredir kuşatma altında tutuluyordu.


Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

TT

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

İsrail dün Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı sivil geçişlerine yeniden açtı. Bu adımın, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden ayrılmasına ve İsrail’in yürüttüğü savaştan kaçarak bölge dışına çıkanların geri dönmesine imkân tanıyacağı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş ve çıkış yapan Filistinlilerin güvenlik kontrolünden geçirilmesini talep ediyor.

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra, Mayıs 2024’te sınır kapısının kontrolünü ele geçirmişti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesle kırılgan bir şekilde durmuştu. Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması, Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yönelik daha geniş kapsamlı planının ilk aşamasında yer alan önemli şartlardan biri olarak görülüyor.

cdfgt
Filistinli hastalar, Han Yunus'taki Kızılay Hastanesi'nin avlusunda tekerlekli sandalyelerinde oturarak, yurtdışında tedavi görmek üzere Refah Sınır Kapısı’ndan tahliye edilmeyi bekliyor. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, İsrailli bir güvenlik yetkilisi, “Avrupa Birliği (AB) adına sınır desteği sağlamak üzere AB Refah Sınır Yardım Misyonu (EUBAM) ekiplerinin gelmesinin ardından, Refah Sınır Kapısı, giriş ve çıkışlar için halkın kullanımına açılmıştır” dedi. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN’ın bildirdiğine göre, Gazze Şeridi’nden 150 kişinin ayrılması bekleniyor; bunların 50’si hasta. Karşılık olarak, 50 kişinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verilecek.

Yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi'ne girişi yasaklandı

Genel olarak Filistinliler, 7 Ekim 2023’teki saldırının ardından patlak veren İsrail’in Gazze operasyonlarının ilk dokuz ayında Refah Sınır Kapısı üzerinden Mısır’a geçebiliyordu.

cdfgrt
İnsani yardım malzemesi taşıyan kamyonlar dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a ulaştı. (DPA)

Filistinli yetkililer, savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 100 bin Filistinlinin Gazze Şeridi’nden ayrıldığını, bunların çoğunun ilk dokuz ay içinde çıkış yaptığını belirtiyor.

Uluslararası sesler

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına yönelik uluslararası sesler gelmeye devam etti; açıklamalar arasında adımı memnuniyetle karşılayanlar ve daha fazla yardımın Gazze Şeridi’ne ulaştırılması talebinde bulunanlar oldu.

AB Komisyonu’nun Akdeniz’den Sorumlu Üyesi Dubravka Suica dün, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ardından Gazze Şeridi’ne daha fazla insani yardımın girişine izin verilmesi çağrısında bulundu.

sfr
Mısır ambulansları Refah Sınır Kapısı önünde bekliyor. (Reuters)

Suica, X platformundaki paylaşımında, “Yaklaşık iki yıl aradan sonra, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı, sivil geçişleri için yeniden açıldı. Bu adım, uzun süredir beklenen bir barış planı aşamasını temsil ediyor ve birçok kişi için bir nebze rahatlama ve umut getirecek” ifadelerini kullandı.

Suica, “Şimdi daha fazla yardımın girişine izin verilmesi şart; halk hâlâ acı çekiyor ve kayıpların sayısı kabul edilemeyecek kadar yüksek” dedi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper da dün, Gazze Şeridi’ndeki ana sınır kapısı Refah’ın yeniden açılmasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Cooper, kapının Filistinlilerin her iki yönde yaya olarak geçişine imkân tanıdığını belirtirken, daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Cooper, X platformundaki paylaşımında, “Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasını, insanların her iki yönde yaya olarak geçiş yapabilmesi açısından memnuniyetle karşılıyorum. Bu, bazı ciddi şekilde yardıma muhtaç kişilerin Mısır’da tıbbi hizmet almasına olanak tanıyor. Ancak hâlâ yapılması gereken çok şey var. Yardımlar akmalı, temel ihtiyaç malzemelerine uygulanan kısıtlamalar hafifletilmeli ve yardım çalışanlarının görev yapmasına izin verilmeli” ifadelerini kullandı.

İsrail, güçlerinin bölgeyi işgal etmesinin ardından Refah Sınır Kapısı’nı kapatmış, ayrıca Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Philadelphia Koridoru’nu da kapalı tutmuştu.

Bu adım, yaralı ve hastalıklı Filistinlilerin bölgeden çıkarak tedavi görmesine imkân tanıyan hayati bir geçidi işlevsiz hale getirmişti. Geçen yıl, birkaç bin kişinin üçüncü ülkelerde tedavi görmesine izin verilirken, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre hâlâ binlerce kişi yurt dışında sağlık hizmetine ihtiyaç duyuyor.

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına rağmen, İsrail yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişine izin vermeyi hâlâ reddediyor. Gazeteciler, savaşın başından bu yana bölgeye girişleri yasaklanan ve savaşın yol açtığı geniş yıkımla karşı karşıya kalan Gazze Şeridi’ndeki durumu aktaramıyor.

Gazze Şeridi’nde yaklaşık iki milyon Filistinli, yıkılmış şehirlerinin enkazı arasında geçici çadırlarda ve hasarlı evlerde yaşamını sürdürüyor.

İsrail Yüksek Mahkemesi, yabancı gazetecilerin İsrail üzerinden Gazze Şeridi’ne girişine izin verilmesi talebiyle Yabancı Gazeteciler Derneği tarafından açılan davayı inceliyor. Hükümetin avukatları, gazetecilerin girişinin İsrail askerleri için risk oluşturabileceğini öne sürerek, olası tehlikelere dikkat çekiyor.

Dernek ise bu iddiaları reddediyor ve halkın bağımsız, hayati bir bilgi kaynağından mahrum bırakıldığını vurguluyor. Dernek ayrıca, savaşın başından itibaren birçok BM ve yardım görevlisinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verildiğine işaret ediyor.

Trump’ın Gazze planı, ikinci aşamasına girerken, yönetimin Filistinli teknokratlardan oluşan bir komiteye devredilmesini, Hamas’ın silah bırakmasını ve İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesini öngörüyor; ardından yeniden imar çalışmaları yapılması planlanıyor.

İsrail, Hamas’ın silah bırakma olasılığı konusunda şüphelerini koruyor ve bazı yetkililer, ordunun yeniden savaşa hazırlık yaptığını belirtiyor. Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, ekim ayında yapılan ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 500’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini, İsrail tarafında ise 4 askerin öldüğünü aktardı.

Geçtiğimiz cumartesi günü, İsrail ateşkesten bu yana gerçekleştirdiği en şiddetli hava saldırılarından birini düzenledi. Saldırılarda en az 30 kişi hayatını kaybederken, İsrail bunu, Hamas’ın cuma günü ateşkesi ihlal etmesine karşı bir yanıt olarak nitelendirdi.