Benzin ve motorine zam

Benzin ve motorine zam
TT

Benzin ve motorine zam

Benzin ve motorine zam

Bu geceyarısından itibaren geçerli olacak şekilde benzine 9, motorine 11 kuruş zam yapıldı.
Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası'nın (EPGİS) yaptığı duyuruya göre bu geceyarısından itibaren geçerli olacak şekilde benzinin litre satış fiyatına 9, motorinin litresine de 11 kuruş zam yapıldı. Fiyat artışlarının ardından benzinin litre satış fiyatı İstanbul'da ortalama 5,63 liraya, Ankara'da 5,65 liraya, İzmir'de 5,67 liraya yükselecek.
Motorinin litresi ise İstanbul'da ortalama 5,27 liraya, Ankara'da 5,36 liraya, İzmir'de 5,37 lira olacak. Dağıtım firmalarının belirlediği fiyatlar rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük değişiklikler gösteriyor.



Körfez ithalatının düşüşü küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
TT

Körfez ithalatının düşüşü küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)

Amir Diyab Et-Tamimi

Hürmüz Boğazı'nın kapanması yalnızca petrol ve doğalgaz ihracatını tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda dünyanın en önemli talep ve ithalat merkezlerinden birini de tehlikeye atıyor. Körfez ülkelerinin küresel bir enerji kaynağı olmanın ötesinde, dünya genelindeki fabrikaları ve şirketleri harekete geçiren bir tüketim ve lojistik pazar konumunda olduğu biliniyor. Peki Körfez ithalatının düşüşü, salt enerji ihracatının ötesinde küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

ABD/İsrail-İran savaşı, Arap Körfezi bölgesinin küresel ekonomi için ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Körfez'den gelen tedarik aksaklıkları yalnızca ham petrol ve sıvılaştırılmış gazla sınırlı kalmadı; petrokimyasal ürünler, kimyasal gübreler, alüminyum ve geleneksel sektörler ile tarım başta olmak üzere pek çok sanayi, hizmet ve tüketim alanının ihtiyaç duyduğu diğer kritik hammaddeler de bu aksaklıktan nasibini aldı.

Kuzeyde Kuveyt'ten güneydoğuda Umman'a ve geniş topraklarıyla Suudi Arabistan'a uzanan Körfez, coğrafi açıdan görece küçük bir alan oluşturuyor. Bölge dışından gelenler dahil toplam nüfus 62 milyonu aşmıyor.

Bununla birlikte bölge ülkeleri, 1950'li yıllarda petrol zenginliğinin keşfedilmesinden bu yana bazı nitelikleri tartışmalı da olsa tarihsel ölçekte kayda değer bir ekonomik yapılanmayı başardı. Bu süreç, yüksek yaşam standartları, nitelikli sosyal hizmetler ve ihracat kapasitesinin geliştirilmesine yol açtı. Söz konusu kapasite, bu ülkelere önemli gelirler sağlarken kamu, özel sektör ve hane halkı harcamalarını güçlendirdi. Böylece biriken finansal servet, dünya genelinde çeşitli coğrafyalarda ve başlıca serbest dövizler cinsinden yatırım araçlarına yönlendirilebildi.

Bu ülkeler bir zamanlar yaşamın en temel gereksinimi olan suya ulaşamıyordu, ancak deniz suyunu arıtarak hem insanlar hem hayvanlar hem de bitkiler için su güvenliğinin temel kaynağına dönüştürdüler. Körfez ülkeleri aynı zamanda elektrik üretimini de geliştirerek hem modern yaşam merkezlerine hem de çeşitli üretim faaliyetleri için enerji kaynaklarını güçlendirebilen ekonomilere dönüştüler.

Savaşın acı yansımaları gölgesinde beklentiler ne?

Bu beklentiler, savaşın acı sonuçları göz önüne alındığında gerçekçi bir zemine oturtulabilir mi? Savaşın yansımalarının Körfez ülkelerinin ekonomik planlarını etkileyeceğine ve bu ülkeleri sivil projelerin aleyhine savunma ve silahlanma projelerine daha fazla kaynak ayırmaya iteceğine şüphe yok. Öte yandan bu durum, ortak ülkelere önümüzdeki yıllarda savunma ve güvenlik teçhizatı ihracatlarını artırma fırsatı tanıyabilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre Körfez ülkelerinin söz konusu yansımalardan hızla toparlanması ve ekonomik projeleri ile ekonomik çeşitlendirme stratejilerini hayata geçirmek için adım hızlandırması kaçınılmaz görünüyor.

Körfez ekonomileri 2025 yılının üçüncü çeyreğinde istikrarlı büyümenin eşiğindeydi; bu dönemdeki gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) yaklaşık 595,8 milyar dolara ulaştı. Bu veri, söz konusu yılın GSYİH'nın 2,4 trilyon dolara yaklaşabileceğine işaret ediyor.

Bu performans, Körfez ülkelerinin doğrudan tüketim, imalat sektörüne girdi ya da hizmet ve tarım sektörlerine yönelik olmak üzere daha fazla temel ithalat absorbe edebilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor.

İran savaşından alınan başlıca dersler neler?

ABD/İsrail-İran savaşı, dünya ülkeleriyle ve bunlar arasında Arap ülkeleriyle açık ilişkiler kurmanın önemini bir kez daha teyit etti. Bölge ekonomilerini yormayacak dengeli ilişkiler inşa etmenin zorunluluğunu da gözler önüne serdi. Aynı zamanda bu ilişkiler, Avrupa, Asya ve ABD’deki çeşitli ülkeler ve bölgesel kuruluşlarla karşılıklı çıkarların hayata geçirilmesine zemin hazırlıyor. Bu da Körfez ülkelerinin küresel ekonomik büyümeye destek vermesindeki rolünü, siyasi istikrar düzeyini yükselten ekonomik ve güvenlik sistemleri inşa etmesini ve önümüzdeki ekonomik dönüşümlerle baş edebilecek yetkin insan kaynağı kapasitesi geliştirmesini güçlendiriyor. İran'la yaşanan savaş krizi, bölge ülkeleri için başkalarıyla ilişkilerin ortak çıkarlar temelinde kurulması gerektiğine dair bir uyarı niteliği taşıyor olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Çılgın spekülasyonlar: Wall Street, korkunç ‘dot-com balonunu’ yeniden mi yaratıyor?

(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
TT

Çılgın spekülasyonlar: Wall Street, korkunç ‘dot-com balonunu’ yeniden mi yaratıyor?

(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)

Küresel finans piyasalarında artan temkin ve belirsizlik havası hâkim olurken, teknoloji sektörüne özellikle yapay zekâ patlamasının tetiklediği benzeri görülmemiş bir sermaye akışı yaşanıyor.

Bu hızlı yükselişin neredeyse durdurulamaz bir ivmeyle devam etmesi, büyük yatırımcılar ve analistler arasında ciddi endişelere yol açmış durumda. Uzmanlar, mevcut tabloyu giderek 1990’ların sonlarına, yani küresel ekonomiyi sarsan ‘dot-com balonunun’ patlamasından hemen önceki döneme benzetiyor.

Aşırı iyimserlik ve olağanüstü kâr beklentileri ile Wall Street’in deneyimli yatırımcılarının uyarıları arasında sıkışan piyasada, yatırımcıların temel sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor: Yapay zekâ rallisi yavaşlayacak mı? Eğer yavaşlarsa, geride bırakacağı ekonomik hasarın boyutu ne olacak?

Korkutucu bir likidite yoğunlaşması

Bugünün piyasasında asıl kriz, ‘aşırı yoğunlaşma’ sorunu olarak öne çıkıyor. Endekslerde görülen rekor yükselişler, ekonominin genelinde sağlıklı ve dengeli bir büyümeye işaret etmekten ziyade, çok az sayıda dev şirketin performansına dayanıyor.

İstatistik verilerine göre Philadelphia Yarı İletken Endeksi, Mart ile Mayıs 2026 ortası arasında yalnızca iki ay içinde yüzde 70 gibi dikkat çekici bir artış kaydetti. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi ise aynı dönemde yaklaşık yüzde 20 yükseldi. Söz konusu veriler Yahoo Finance kaynaklı analizlere dayanıyor.

UBS Bankası’nın yayımladığı rapora göre, Nvidia, Alphabet, Amazon, Broadcom ve Apple olmak üzere yalnızca beş büyük teknoloji şirketi, son dönemde S&P 500 endeksindeki toplam kazançların yarısını tek başına oluşturdu.

Daha da dikkat çekici olan nokta ise S&P 500 endeksinin ağırlığının yaklaşık yüzde 40’ının sadece 10 şirkette toplanmış olması. Bu şirketlerin büyük bölümü yapay zekâ alanında faaliyet gösterirken, istisna olarak yalnızca Warren Buffett’a ait Berkshire Hathaway bu grupta yer alıyor.

Dijital paradoks

S&P 500 endeksi rekor üstüne rekor kırarken, endekste yer alan şirketlerin yüzde 5’inin 52 haftanın en düşük seviyelerinde işlem görmesi dikkat çekiyor. Bu keskin ayrışma, yapay zekâ rallisine katılmayan şirketlerin piyasa yükselişinin dışında kalarak zorlandığını açık biçimde ortaya koyuyor.

Finansal spekülasyon atmosferi

Bu tek taraflı yükseliş dalgası, yatırım fonu yöneticilerinin de endişelerini açık bir şekilde dile getirmesine yol açtı. Barclays analisti Emmanuel Cau, özellikle İran savaşı gibi jeopolitik risklerin ve yükselen petrol fiyatlarının görmezden gelindiği bir ortamda hisse senetlerindeki bu sert yükselişin gerekçelendirilmesinin giderek zorlaştığını ifade etti.

Öte yandan Liontrust Asset Management Küresel Hisse Senedi İşlemleri Başkanı Mark Hawtin, yarı iletken hisselerinde yaşanan gelişmeleri daha da sert bir dille değerlendirerek, mevcut tabloyu ‘kumarhane atmosferine’ benzetti. Hawtin, mevcut değerlemelerin uzun vadede ne rasyonel ne de sürdürülebilir olduğunu vurguladı.

Fiyatların tarihi zirvelere ulaşmasıyla birlikte 2000 yılındaki dot-com balonu ile yapılan karşılaştırmalar yeniden gündemin merkezine oturdu.

Bu bağlamda BNP Paribas tarafından yayımlanan bir çalışma, S&P 500 endeksinin mevcut seyrini 1996 yılından itibaren başlayan dönemle karşılaştırdı. Analizde, grafiklerde çarpıcı bir benzerlik olduğu ve eğrilerin neredeyse örtüştüğü belirtildi. Ayrıca araştırma, şirketlerin kâr çarpanlarındaki aşırı şişkinliğe ve yapay zekâ altyapısının kurulması için kullanılan devasa borçlanma seviyelerine dikkat çekti. Bu durumun, 2000 yılında telekomünikasyon şirketlerinin çöküşünden önceki borç temelli genişleme dönemini hatırlattığı ifade edildi.

Michael Burry devreye giriyor

Bu gürültü ve dalgalanma ortamında, 2008 ABD konut piyasası çöküşünü ve küresel finans krizini önceden doğru tahmin etmesiyle tanınan ve The Big Short filmine konu olan ünlü yatırımcı Michael Burry’nin sesi öne çıktı. Burry, Substack platformu üzerinden yatırımcılara yönelik sert uyarılarda bulunarak ‘açgözlülüğün reddedilmesi’ ve finansal pozisyonların derhal azaltılması çağrısında bulundu.

Burry, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Dikey şekilde hızla yükselen tüm hisselerde pozisyonlarınızı neredeyse tamamen azaltın... Piyasa istihdam ya da tüketici güveni nedeniyle yükselmiyor; sadece dün de yükseldiği için yükseliyor ve herkesin yanlış biçimde anladığını düşündüğü iki harflik bir tez (AI) üzerine kurulmuş durumda.”

Ancak Burry, mevcut karamsar tabloya rağmen teknoloji hisselerinde açığa satış (short pozisyon) stratejisinin şu aşamada ciddi risk taşıdığı uyarısında da bulundu. Ona göre güçlü alım momentumu kısa vadede devam edebilir ve bu durum yatırımcılar için yüksek maliyetli kayıplara yol açabilir.

Bu nedenle Burry, alternatif bir strateji olarak nakit pozisyonlarının artırılmasını, varlıkların likiditeye çevrilmesini ve fiyatlar yeniden daha rasyonel seviyelere döndüğünde yeniden piyasaya giriş yapılmasını önerdi.

1996 mı yoksa 2000 mi?

Teknik veriler, riskin gerçek olduğuna işaret ediyor. Şarku’l Avsat’ın Yahoo Finance’tan aktardığına göre Bespoke Investment Group, yarı iletken hisselerinin son dönemde 50 günlük hareketli ortalamanın yüzde 33 üzerinde işlem gördüğünü ortaya koydu. Bu seviyenin tarihsel olarak yalnızca üç kez görüldüğü belirtiliyor: Aralık 1998, Mart 2000 ve Kasım 2002. Ayrıca yarı iletken endeksinin verdiği sinyalin, Renaissance Macro CEO’su Jeff deGraaf’a göre yalnızca 1996, 2000 ve 2022 yıllarında tekrarlandığı ifade ediliyor.

Buna rağmen temel soru halen yanıt bekliyor: Şu anda piyasa döngüsünün hangi noktasındayız? 1996’daki gibi teknolojik yükselişin henüz başında mı, 2000’deki gibi bir balon zirvesinde mi, yoksa 2022’deki gibi yaklaşık yüzde 30’luk bir düzeltme öncesi geçici bir durakta mı?

DeGraaf, yatırımcıları yalnızca balon korkusuyla acele satış yapmamaları konusunda uyardı. Ona göre ‘zirveler ulaşıldığında çan çalmaz’ ve doğru strateji, gerçek bir bozulma sinyali ortaya çıkana kadar beklemek, satış kararını ise yükseliş sırasında değil düşüş sürecinde vermek olmalı.

Tarihin bugünün piyasalarına verdiği ders

Marketing Science dergisinde yayımlanan ve 1825 ile 2000 yılları arasında 51 büyük inovasyonu inceleyen bir çalışmaya göre, bu yeniliklerin 37’sinde fiyat balonları oluştuğu tespit edildi. Bu oran yaklaşık yüzde 73’e karşılık geliyor.

Söz konusu liste, bugün günlük hayatın ayrılmaz parçaları haline gelen birçok teknolojiyi de içeriyor: demiryolları, otomobiller, uçaklar, radyo, televizyon, mikrodalga fırın, cep telefonları, internet ve hatta tükenmez kalemler.

Bu tarihsel değerlendirme, piyasaların özellikle teknolojik devrimlerin ilk aşamalarında gerçek değeri doğru fiyatlamakta sürekli zorlandığını gösteriyor. Bunun temel nedeni, değer zincirlerinin karmaşıklığı olarak görülüyor: çipler modelleri, modeller yazılımları, yazılımlar otomasyonu, otomasyon ise yeni iş modellerini üretiyor. Yatırımcılar bu zinciri tek bir anda fiyatlamaya çalıştığında, beklentiler çoğu zaman bilim kurguya benzer bir seviyeye ulaşıyor.

Buna rağmen bugün ile 2000 yılı arasındaki önemli bir fark, temkinli iyimserlik için bir zemin oluşturuyor. Günümüzün yapay zekâ liderleri olan Nvidia ve Microsoft gibi şirketler, gerçek kârlılığa, güçlü nakit akışlarına ve yüksek marjlara sahip. S&P 500 şirketlerinin yaklaşık yüzde 85’inin çeyrek sonuçlarında beklentileri aşması, 1990’lardaki dot-com döneminden farklı olarak, gelir üretmeyen şirketlerin hâkim olmadığı bir tabloya işaret ediyor.

Ancak piyasanın yapay zekânın küresel ekonomiyi yeniden şekillendirme potansiyeline olan inancı ile balon uyarıları arasında, asıl belirleyici faktör jeopolitik riskler ve enflasyon baskılarının etkisi olacak. Teknoloji hisseleri şimdilik petrol piyasasındaki dalgalanmalardan ve uluslararası gerilimlerden kısmen ayrışmış görünse de, sert bir fiyat düzeltmesi olmadan bu sürecin devam etmesi; kâr büyümesi ile makroekonomik istikrar arasında nadir görülen bir uyum gerektiriyor. Wall Street ise bu kritik dengeyi büyük bir dikkatle izliyor.


Savaşa rağmen İsrail ekonomisi nasıl hâlâ ayakta?

İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
TT

Savaşa rağmen İsrail ekonomisi nasıl hâlâ ayakta?

İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 
İsrail'in Demir Kubbe savunma sistemi, İran'ın misilleme füze saldırılarının hepsini durduramamıştı (Reuters) 

Gazze savaşı, İran ve Lübnan'la çatışmalar ve iç siyasetteki kutuplaşmalara rağmen İsrail ekonomisi ciddi bir krize girmedi.

Savaş koşullarına rağmen ekonominin nasıl hâlâ ayakta kaldığını inceleyen Haaretz, bu dayanıklılığın arkasında teknoloji sektörü, savunma sanayisi ve küresel sermaye bağlantılarının bulunduğuna dikkat çekiyor.

Analize göre yatırımcılar, Binyamin Netanyahu yönetiminin yarattığı olumsuz siyasi atmosferin geçici olduğunu düşündüğünden döviz piyasası ve borsa canlı seyrediyor.

Radikal sağcı hükümetin 2023'te gündeme getirdiği, büyük protestolara yol açan yargı reformu paketinin yarattığı tartışmaların uzun vadede ortadan kalkacağı öngörülüyor.

Ayrıca piyasalar Gazze ve İran'daki çatışmaların bir noktada biteceği ve ekonomik normalleşme sürecinin başlayacağını fiyatlıyor.

Diğer yandan analizde, Haziran 2021'den Aralık 2022'ye kadar görev yapan Naftali Bennett-Yair Lapid liderliğindeki koalisyon hükümetinin de Netanyahu yönetimine sağlam bir ekonomi devrettiği belirtiliyor.

Netanyahu'nun ekibinin bütçeyi iyi yönettiği, savunma bütçesindeki rekor artışlarla sektördeki firmalara yatırımların çoğaldığı, bunun da verimlik ve büyümeyi hızlandırdığı değerlendirmesi paylaşılıyor.

Forbes'un analizinde de İran savaşının İsrail hava savunma sistemlerine, drone'larına ve uzun menzilli füzelerine uluslararası ilgiyi artırdığına işaret ediliyor. Bunun İsrail ekonomisini güçlendiren sipariş ve sermaye girişleri sağladığı vurgulanıyor.

Bloomberg'ün 7 Mayıs'taki haberinde, şekelin dolar karşısında 1993'ten bu yana en güçlü seviyesine ulaştığına dikkat çekilmişti.

Ancak şekelin fazla değer kazanması, ihracat ve sanayi sektörlerindeki daha küçük işletmeleri olumsuz etkiliyor.

Güçlü şekel enflasyonun düşmesini sağlasa da özellikle gelirlerini dolar olarak kazanan fakat maaş ve giderlerini şekelle ödeyen ihracat firmalarının rekabet gücünü zayıflatıyor.

İsrail Üreticiler Birliği Başkanı Avraham Novogrocki, ihracatın ülkenin ekonomik faaliyetlerinin yüzde 40'ını oluşturduğunu hatırlatarak, "Bu durum devlet gelirlerine ciddi zarar verecek. Acil önlem alınmazsa bunun bedelini tüm ekonomi ödeyecek" diyor.

Fitch Ratings de marttaki raporunda İsrail'in "A" kredi notunu korurken görünümü negatifte tutmuştu. Savaşın uzaması ve artan kamu borcunun uzun vadede büyüme ve mali açığı azaltma çabalarını baskılayabileceği uyarısında bulunulmuştu.

Independent Türkçe, Haaretz, Forbes, Reuters, Times of Israel