Muhammed bin Selman, Veliaht Prens olarak atanmasının 3. yıl dönümünde reformlar hızla devam ediyor

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens
TT

Muhammed bin Selman, Veliaht Prens olarak atanmasının 3. yıl dönümünde reformlar hızla devam ediyor

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens

Suudi Arabistan halkı, Muhammed bin Selman’ın Veliaht Prens olarak atanmasının 3. yılını kutlarken, Suudiler Veliaht Prens’in Kral Selman bin Abdulaziz’in himayesinde yaptığı değişikliklerin ülke için bir dönüm noktası olduğuna inanıyor.
Muhammed bin Selman, gençliği ve ileri görüşlülüğü ile vatanı, vatandaşları ve ülkede yaşayan yabancıları destekleyen çeşitli reformlar gerçekleştirdi.
Suudi Veliaht Prens, 2030 Vizyonu ile ülkesini petrole bağımlılıktan kurtarıp ekonomik çeşitliliği sağlamak isterken, aynı zamanda yaşam standardını, kültürel farkındalığı ve eğitim seviyesini de yükselmek için çalıştı.

Siyasi
Veliaht Prens ABD ile stratejik ilişkileri daha da güçlendirirken, uluslararası siyaset ve ekonomi konularında Rusya ile üst düzeyde temaslar sürdürdü, Suudi Arabistan-Çin ilişkileri ise bu dönemde daha da güçlendi.
Muhammed bin Selman’ın çabaları sonucu başkent Riyad, uluslararası toplumla ilgili kararların merkezlerinden biri haline geldi.
Doğu ve Batı'daki dünya liderleriyle bazı ekonomik anlaşmalara varmak için yürütülen çabalar meyvesini verdi.
Bu günlerde Suudi Arabistan G20 zirve toplantılarına başkanlık ediyor.
2030 Vizyonu ışığında atılan adımların sonuçları, dördüncü yılını tamamlayan rüya projesinin başarısını ortaya koyarken, Suudi Arabistan, iş ve ekonomi açısından en çok reform yapan ülkelerin endeksinde ilk sıralara oturdu.

Sosyal
Gözlemcilere göre sosyal reformların Suudi Arabistan'daki vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancılar üzerindeki etkisinin en önemli göstergelerinden biri ülke turizminin yeniden tanımlanması oldu.
Suudi toplumunda birçok yönden mevcut olan olumlu atmosfer, birçok kişinin yurt dışına seyahat etmeyerek ülkedeki turistik alanlara yönelmesine neden oldu.
2030 Vizyonu kapsamında atılan adımlardan biri olan Yaşam Kalitesi Programı, beklenenden daha hızlı sonuç vermeye başladı.
Veliaht Prens’in müze, tiyatro ve 35 yılın ardından sinemaların açılması gibi reformlarını memnuniyetle karşılayan Suudiler, kadınların araç kullanmasına izin verilmesi ve kadınların erkek vasilerinin izni olmadan yurt dışına seyahat etmesine izin verilmesi yönünde sosyal durumun iyileştirilmesine katkıda bulunan kararlarını da gururla hatırlıyor.
 
2030 Vizyonu
2030 Vizyonu kapsamında çalışılan Yaşam Kalitesi Programı da dahil yaklaşık 13 program hayata geçirildi.
Bunun yanı sıra NEOM, Qiddiya, Kızıldeniz ve Amala gibi farklı tarzlarda projeler de ortaya çıktı.
 
Aramco
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, dünyanın en büyük petrol şirketi Saudi Aramco’nun hisselerinin bir kısmını halka arz etme yönündeki sözünü gerçekleştirdi.
 
Askeri sanayi
Suudi Arabistan geçtiğimiz yıl askeri sanayi sektöründeki firmalar için lisans başvurusu kabul etmeye başlarken, otomotiv endüstrisi de dahil olmak üzere çeşitli endüstrileri desteklemeye devam etti.
 
Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu
Muhammed bin Selman, çeşitlendirilmiş yatırım portföyü ile 300 milyar dolardan fazla varlığı yöneten Kamu Yatırım Fonu’nun dünyanın en büyük egemen fonlarından biri olması yönünde çalıştı.
Bu bağlamda, Kamu Yatırım Fonu, Boeing, Facebook, Disney, Starbucks gibi küresel şirket liderlerinden hisse satın aldı. Ayrıca iki büyük ABD bankasına, Citigroup ve Bank of America’ya yatırım yaptı ve petrol devleri BP’den milyarlarca dolar değerinde hisse aldı.
 
Koronavirüs salgını
 Veliaht Prens, krizin zorluklarını ele alan Yüksek Koordinasyon Komitesi’ne başkanlık ederken, Suudi Arabistan'da, ulusal ekonomiyi özellikle de özel sektörü güçlendirmek için girişim ve teşvikler gündeme geldi.
Hükümet, koronavirüs salgınıyla mücadele etmek amacıyla önlemler alırken, bireyler ve şirketler üzerindeki etkilerini hafifletmek için de toplam 177 milyar riyale (47.2 milyar dolar) ulaşan finansal ve ekonomik girişimleri hayata geçirmek üzere adım attı.
Bunlardan 9 milyar riyali (2,4 milyar dolar), özel sektörde çalışan Suudilerin işlerini kaybetmelerini önlemek ve işlerini kaybedenlere alternatif gelir sağlamak için kullanıldı.



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.