‘Ceaser Yasası’ Esed’i ve Hizbullah'ı şartlara uymaya nasıl zorlayacak?

Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)
Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)
TT

‘Ceaser Yasası’ Esed’i ve Hizbullah'ı şartlara uymaya nasıl zorlayacak?

Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)
Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)

Sevsen Mehanna
Haziran ayında, Caesar Suriye Sivil Koruma Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle Esed rejiminin boğazındaki ilmek biraz daha sıkılacak. ABD Başkanı Donald Trump 20 Aralık 2019'da, ülke tarihinin Savunma Bakanlığına ayrılan en yüksek bütçesi olan 738 milyar dolarlık 2020 savunma bütçesi çerçevesinde söz konusu yasayı imzaladı.

‘Caesar Yasası’
Caesar Projesi, adını Suriye polisi tarafından “Caesar” takma adlı Suriyeli yetkilinin takma adından alıyor. Söz konusu Suriyeli fotoğrafçı, 50 binden fazla işkence kurbanının görüntüsünü ülke dışına kaçırmayı başarırken 2011 yılından 2013 yılındaki kaçışına kadar Suriye hapishanelerinde işkence sonucu meydana gelen ölümleri belgelemiş oldu.
Yasa, ABD Kongresi’nde hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin desteğiyle onaylandı. Yasa, Beşşar Esed ve yardımcılarının yönetimindeki Suriye rejiminin halkına karşı işlediği savaş suçları nedeniyle maddi olarak cezalandırılmasını öngörüyor. Yasa ayrıca 15 Mart 2011'de başlayan muhalif gösterilerden sonra Esed'e finansman ya da yardım sağlayan şirketlerin ve ya şahısların yanı sıra rejimi destekleyen bir dizi Suriyeli, İranlı ve Rus kurumlarını da hedef alıyor.

Suriye devletine yaptırımlar uygulama tarihi
Suriye’nin 1979'da ABD tarafından ‘Terörizmin Devlet Sponsorları’ listesine dahil edilmesinin ardından yaptırımlar başlamıştı. Bu yüzden Caesar Yasası, Suriye’ye yönelik ilk yaptırım değil. Ayrıca ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra 2004 yılında ve Suriye’den Hesap Sorma ve Lübnan'ın Egemenliğini Restore Etme Yasası’nın (SALSRA) yürürlüğe girmesinin ardından yeni yaptırımlar getirilirken 2011'den sonra ABD, Avrupa Birliği (AB) üyeleri ve bazı Arap ülkeleri Suriye’ye daha geniş kapsamlı yaptırımlar uyguladılar.

Suriye’deki gelişmelerin takibi
Peki, Suriye bu yasayı politik ve ekonomik açıdan nasıl karşılıyor? Sosyal düzeydeki yansımaları neler? Uluslararası topluma verebileceği tavizler var mı?
Bu sorular, Suriye Halk Meclisi üyesi Ahmed Mer’i tarafından yanıtlandı. Ülkesinin ‘devleti ya da diğer bir deyişle rejimi devirme ve doğasını değiştirme projesini bitirdiği için ona karşı savaşın farklı bir aşamasına geçtiğine inanan Merhi, bu iki aşamanın geçilmesi nedeniyle bugün ekonomik açıdan Suriye rejimine baskı uygulandığını öne sürdü.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı röportajda, Lübnan'da olanlar ile Suriye'de olanlar arasında bağlantı kuran Mer’i, özellikle ABD’nin yasadışı geçişlerin kapanması için baskı uyguladığını ve resmi geçişleri kontrol etmek için ‘fabrika, kölelik ve Bekaa Vadisi’ gibi ifadeleri sık kullandığını belirterek iki ülkede yaşananları ilişkilendirdi. Mer’i, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Lübnan arasındaki görüşmeleri bile, Şam'ın Beyrut için ekonomik düzeyde yapılan herhangi bir destek faaliyetinden yararlanamaması veya Beyrut’un Şam’a dolar sağlayamamasıyla ilişkilendirdi.
Yasanın yürürlüğe girmesinin Suriye halkı üzerinde ne gibi bir etkisi olacağına dair bir soruyu Mer’i, Caesar Yasası’nın uygulanmasını beklediklerini vurgulayarak, “Savaş yüzünden yıllardır acı çeken insanlar için etkisinin devasa olacağına şüphe yok. Önceki ekonomik yaptırımlar altında boğulan insanlar üzerindeki baskı, Caesar Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle daha da artacak” şeklinde yanıtladı.

Suriye Devlet Başkanlığı seçimleriyle bağlantılı
Asla tavizlerin olmayacağına inanan Mer’i, savaşın başlamasının üzerinden geçen on yılın ardından hala hayatta kalanlar, sonlarını getirecek tavizler vermeyecektir. Fakat ‘Astana Süreci’ garantörleri Rusya, İran ve Türkiye müzakereleri ve Rusya ile ABD arasında bir yardım hattının varlığı çerçevesinde yaptırımların önemli ölçüde hafifletilmesi için çaba gösterebilirler. Dolayısıyla bu yaptırımlar, tavizler verilmesi için bir baskı aracı olarak uygulanıyor ve gelecek yıl 2021'de yapılacak devlet başkanlığı seçimleriyle bağlantılı” ifadelerini kullandı.
Mer’i’ye göre Lübnan'da olup bitenlerle aynı coğrafyada olması nedeniyle Suriye'de olanlar arasında bir bağlantı bulunuyor. Ayrıca hedefin aynı olduğunu söyleyen Mer’i, “İki ülkenin halklarının özellikle de Suriyelilerin silahlandırılması ve devletin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını düşündükleri bir aşamaya gelmeleri amaçlanıyor. Böylece devletin zayıflaması ve hükümetin dizginleri tutamaması hedefleniyor. ABD’nin öncelikli hedefi, bugün Suriye'de tıpkı Lübnan'da olduğu gibi yüksek fiyatlar ve doların yerel para birimi karşısında yükselişiyle baskı uygulamaktır” yorumunda bulundu.
Rejimin bekasının artık içeride alınacak bir kararla ilgili olmadığını söyleyen Mer’i, rejimin, bölgesel ve uluslararası bir sistemin parçası haline gelmesi nedeniyle bunun uluslararası düzeyde alınması gereken bir karar olduğunu, Rusya ve ABD’nin bu konunun başlıca katılımcıları olduğunu belirtti. Şu ana kadar ‘iyi ve mükemmel şeyler’ olduğunu ve ülkenin hala bir arada kaldığını vurgulayan Mer’i “Ancak ekonomi, çok etkili bir faktör olmaya devam ediyor” dedi.

Dolar fabrikası olarak Şutura kasabası
Öte yandan Lübnan'ın Suriye sınırı yakınlarındaki Bekaa bölgesinde yer alan Şutura kasabası, kasabadaki sarraflardan birinin dediğine göre çok sayıda Suriyeli döviz tüccarlarının akınına uğradı. Sarraf, bu yoğunluk Ramazan bayramı ile ilgili olabileceğini de sözlerine ekledi. Fakat Şutura kasabası, bir süredir Suriyelilerin dolara olan büyük talebi nedeniyle çılgınca bir süreçten geçiyor.
Ancak Bekaa’daki döviz bürolarının kapalı olduğu biliniyor. Bu yüzden sarraf, işlemlerin nasıl yapıldığını “Tüccar ve sarraf, bazen bir otomobilde bazen bir restoranda veya bir kafede ya da bir ofisin arka odasında buluşmak üzere anlaşıyor” diyerek, açıkladı. Lübnanlı yetkililerin buna dahil olan sarraflara  ‘öfke kustuğunu’ söyleyen sarraf,  yetkililerin sarrafları döviz kurunu manipüle etmekle suçladıklarını da sözlerine ekledi. Söz konusu bölgede dolardaki artışın nedeniyle ilgili olarak ise sarraf, buna bölgenin Suriye sınırına yakınlığı ve arz- talep ilkesine tabi fiyatlandırmanın neden olabileceğini söyledi.
Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame, 2 Nisan'daki son açıklamasında, piyasaya dolar pompalanması ve döviz kurlarının kontrol edilmesi amacıyla bir fiyatlandırma platformunun başlatıldığını açıkladı. Ancak bilinmeyen nedenlerden ötürü, bunu yapamadı ve daha sonra 27 Mayıs'ta yeni bir tarih duyurdu. Konuyu takip eden kaynaklar, aksaklığın teknik bir neden ve tüm sarrafları ortak bir ağa bağlayamamakla ilgili olduğunu söylediler. Ancak kaynaklara göre konunun temelinde siyasi bir sebep yatıyor.  O da Selame’nin piyasalara sürülecek doların hızla Suriye’ye aktarılarak piyasadan çekilmesi korkusu. Bu yüzden ‘Caesar Yasası’nın uygulanma zamanlamasıyla ilgili bir gecikme yaşanıyor. Kaynaklardan biri, Lübnan piyasalarında doların azalmasının yeni bir durum olmadığını Eylül 2019’dan bu yana devam eden bir durum olduğunu söyledi.
Öte yandan Suriye'den gelen haberlerde doların karaborsada 2 bin 100-2 bin 200 liradan alıcı bularak son üç ayın en hızlı yükselişini gerçekleştirdiği belirtilirken bu durum Lübnan'daki dolar krizinin başladığına işaret etti.

IMF ile yapılan müzakereler
Tüm gelişmeler, Lübnan hükümetinin ile IMF arasındaki görüşmeler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1701 sayılı kararıyla ile tartışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. Kapalı bir oturumda BMGK’nın 1701 sayılı kararının uygulanmasına ilişkin tartışmanın başlangıcında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Lübnan hükümetine Hizbullah'ı silahsızlandırma çağrısında bulunmuş ve Hizbullah’ın Suriye'deki müdahalesinin tehlikelerine karşı uyarmıştı. Söz konusu toplantı, uluslararası acil durum güçlerinin, görevlerinin ve yetkilerinin rolünü değiştirmek, doğu sınırlarına nüfuz etmek ve böylece yolsuzluk ve halkın parasının boşa harcanmasını önlemek amacıyla yasadışı geçişlerin kontrol altına alınması çerçevesinde gerçekleşti.

Hizbullah denklemi
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah bu konudaki açık ve net tutumunu, “Bundan sonra Lübnan-Suriye sınırındaki BM güçleri hakkında konuşulması artık kabul edilemez” diyerek ortaya koydu.
Nasrallah, Şam’la birlikte koordine edilmesi gereken bu dosyayla ilgili çözümleri özetledi.
Peki, Hizbullah, ABD yaptırımlarından kaçarken Caesar Yasası’nın sonuçlarından kaçabilir mi? Hizbullah’ın IMF'nin koşulları arasında yer alan silahsızlandırılmasıyla ilgili söylenenler doğru mu? Şimdi Suriye’ye gitmenin ve koordinasyon kurmanın ne gibi faydaları var?
Independent Arabia’ya konuşan Lübnan’ın eski İçişleri Bakanı Ziyad Barud, “Uluslararası hukuka göre Caesar Yasası, uluslararası değil ABD yasası olarak kabul edilir, ancak yine de sınır ötesi bir etkiye sahiptir.  Çünkü cezalandırıcı mali ve ekonomik tedbirler içeriyor. Daha öncede belirtildiği gibi yasaya göre Suriye’deki savaş suçlarına katılmaları halinde şahıslar ve gruplar cezalandırılırlar. Yasa, petrol, doğalgaz, uçak yedek parçaları ve hükümetin projelerini dahi kapsıyor. Caesar Yasası, insanların da ABD’nin yaptırımlar listesine dâhil edilebileceğini belirtiyor. Dolayısıyla mesele, ülkeler, kurumlar ve şahıslara yaptırım uygulayan önceki yasadan pek farklı değildir. Kendisinden kaçınma ya da yokmuş gibi davranma konusu, uygulanabilirliğine ve dayatılan yaptırımların etkisine bağlıdır” şeklinde konuştu.

Savunma stratejisi
Hizbullah’ın silahlı yapısı sorunu ilgili olarak ise Barud, “Bu konu bir süredir masada bulunuyor ve Lübnan’ın bu konudaki yaklaşımı diğer yaklaşımlardan farklıdır. Lübnan’ın Şeba Çiftlikleri, Kefer Şuba ve Gacer köyü gibi topraklarının bir kısmının işgal altında olmasıyla bağlantılı olarak önce parlamentoda, daha sonra Cumhuriyet Sarayı'nda Lübnan’ın savunma stratejisinin konuşulduğu müzakere oturumlarının yapıldığı unutulmamalı. Elbette silah, meşru direniş hakkıyla ilişkilendirildiğinde farklı bir nitelik kazanır ve bu haktan uzaklaştığında bir tartışma sebebi haline gelir.  IMF’nin Hizbullah’ın silahsızlanmasıyla bağlantılı yardımı, sanki ekonomik çıkmazdaki Lübnan'a uluslararası yardımın iptali ve onu sınır ötesi kaçakçılığa mecbur bırakacak zorlu hayat şartlarına mahkum etmek anlamına geliyor. Çünkü kaçakçılık kabul edilemez olmalı ve devlet, egemenliğini ve yasalarının uygulanabilirliğini sağlamak, gümrük ve vergi kaçakçılığı nedeniyle yılda milyarlarca dolar kaybeden ekonomisini korumak için savaşmak zorundadır” değerlendirmesinde bulundu.

Esed rejimi ile koordinasyon
Barud, şu sıra Suriye Esed rejimi ile koordinasyon çağrısı yapılmasıyla ilgili olarak “Uluslararası hukuka göre Lübnan, hükümetteki bölünmüşlükten ayrı olarak komşusu ile herhangi bir düşmanlık içinde değildir. Resmi bir siyasi temasın neredeyse hiç olmadığı biliniyor. Ancak karşılıklı lojistik ve ticari faaliyetler nedeniyle, meşru ekonomik alanında durum farklıdır. Daha önce eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik yük altında zor bir dönemden geçen Lübnan, Suriye ile 375 kilometrelik bir sınırı paylaşan bir ülkedir. Bununla birlikte işgal altındaki bölgelerle olan sınırları ve deniz sınırları kapalıdır. Dolayısıyla Lübnan, kendi ulusal çıkarlarının sınırları dışında kimseye sınırlarını tamamen kapatamaz. Bu çıkarların da Lübnan hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı tarafından her işbirliği talebinin çözümüyle birlikte belirlenmesi gerekiyordu. Lübnan’ın, Başbakan Necib Mikati hükümeti sırasında Suriye krizinin zirvesinde kendini uzaklaştırma ilkesini benimsediği unutulmamalı. Çünkü bu küçük ülke eksen oyununa ortak olamazdı” ifadelerini kullandı.
Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen Lübnanlı yazar ve siyaset analisti Kasım Kasir ise konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Hizbullah, Caesar Yasası ile doğrudan ilgilenmiyor, daha ziyade ABD yaptırımlarına karşı çıkıyor. Suriye'de faaliyet gösteren şirketleri yok, bu yüzden yasalar onu etkilemeyecektir. Silahsızlanma konusuna gelince konu şu anda ne IMF ne de Lübnan hükümeti tarafından tartışılıyor. Savunma stratejisini tartışmak için bir müzakere turu düzenleme çağrısı vardı, ancak ekonomik durum, halk hareketleri ve koronavirüs krizi nedeniyle ertelendi. Lübnan ve Suriye arasındaki ilişkiler önemli ve gerekli. Çünkü yasadışı geçişler, Suriyeli mülteciler ve ihracatı kolaylaştırmak gibi birçok dosyayla ilişkilidir. Suriye, Lübnan’ın Arap dünyasına açılan kapısının anahtarıdır. Caesar Yasası’na bakılmaksızın, Beyrut'un Şam ile koordinasyon kurması, oldukça önemli bir zarurettir.”



Sudan’da dengeleri değiştirecek Pakistan hamlesi: 1,5 milyar dolarlık anlaşmada sona gelindi

Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)
Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)
TT

Sudan’da dengeleri değiştirecek Pakistan hamlesi: 1,5 milyar dolarlık anlaşmada sona gelindi

Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)
Pakistan yapımı JF-17 Thunder savaş uçağı, Pakistan’daki bir etkinlik sırasında düzenlenen gösteride (Reuters)

Askerî kaynaklar, Pakistan’ın Sudan ile yaklaşık 1,5 milyar dolar değerinde bir silah anlaşmasını sonuçlandırmanın son aşamasına geldiğini açıkladı.  Sudan’daki kriz, askerî ve diplomatik cephelerde hızlanan gelişmelerle yeni bir aşamaya girerken, özellikle Darfur ve Kordofan bölgelerinde savaşın yıkıcı biçimde sürmesi, uluslararası toplumun insani felaketin derinleştiğine yönelik uyarılarını artırdı. Çatışmaların bölgesel boyut kazanabileceğine dair endişeler de giderek güçleniyor.

Anlaşmanın, Sudan ordusuna hafif saldırı uçakları, keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçları ile gelişmiş hava savunma sistemlerinin tedarikini kapsadığı belirtildi. Eski bir üst düzey hava kuvvetleri yetkilisi ile Reuters’a konuşan kaynaklara göre pakette yaklaşık 10 adet “Karakoram-8” tipi uçak, 200’den fazla insansız hava aracı ve “Super Mushshak” eğitim uçakları yer alıyor. Çin ile ortak geliştirilen “JF-17” savaş uçaklarının da anlaşmaya dahil edilmesi ihtimali bulunuyor; ancak teslimat takvimi ve kesin sayılar konusunda bilgi verilmedi.

vfedv
Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Pakistan Hava Kuvvetleri’nde daha önce üst düzey görevlerde bulunan emekli Mareşal Amir Masood, söz konusu anlaşmanın “fiilen tamamlandığını” belirterek, bu satışın, Sudan ordusunun, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin insansız hava araçlarını yoğun biçimde kullanmaya başlamasıyla kaybettiği hava üstünlüğünü yeniden kazanmasına katkı sağlayabileceğini söyledi. Buna karşın, Pakistan ve Sudan hükümetlerinden şu ana kadar resmi bir açıklama yapılmadı.

Pakistan’ın savunma sanayii hamlesi

Pakistan’ın savunma alanındaki hedefleri, son yıllarda büyüme kaydeden askerî sanayisini güçlendirmeye odaklanıyor. Yetkililere göre bu sektör, özellikle geçen yıl Hindistan’la yaşanan gerilimde Pakistan uçaklarının kullanılması sonrasında artan ilgi ve yatırımlarla daha da öne çıktı. İslamabad, geçen ay Doğu Libya’daki Libya Ulusal Ordusu ile değeri 4 milyar doları aşan büyük bir silah satış anlaşması imzaladı. Anlaşma, “JF-17” savaş uçakları ile eğitim uçaklarını kapsıyor.

Pakistan ayrıca, Dakka ile ilişkilerin iyileşmesiyle birlikte Bangladeş ile de “Super Mushshak” eğitim uçakları ve “JF-17” savaş uçaklarını içerebilecek bir savunma anlaşması konusunda görüşmeler yürütüyor. Hükümet, büyüyen savunma sanayiinin uzun vadeli ekonomik istikrar için önemli bir itici güç olabileceğini değerlendiriyor.

Sahada çatışmalar sürüyor

Sahada ise Sudan ordusu, Darfur ve Kordofan eyaletlerinde, ayrıca Güney Libya’dan gelen ikmal hatlarını hedef alan yoğun hava ve kara saldırıları düzenlediğini açıkladı. Ordu Sözcülüğü’nden yapılan açıklamada, operasyonlarda “Hızlı Destek Kuvvetleri”ne ait 240’tan fazla savaş aracının imha edildiği, yüzlerce unsurun öldürüldüğü, ayrıca Nyala Havalimanı’ndaki insansız hava araçları, askerî depolar ve operasyon merkezlerinin hedef alındığı bildirildi. Nyala, Güney Darfur’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin önemli merkezlerinden biri olarak biliniyor.

Buna karşılık Hızlı Destek Kuvvetleri, Nyala üzerinde uçan bir insansız hava aracını düşürdüklerini duyurdu. Grup, Sudan ordusunu sivilleri ve altyapıyı, özellikle de sağlık tesislerini hedef alan hava saldırıları düzenlemekle suçladı ve hava savunma unsurlarının olası yeni saldırılara karşı hazır olduğunu vurguladı.

Bu gelişmeler, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin daha önce Sudan-Libya-Mısır sınırındaki üçgen bölgenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından, Kahire’nin olası güvenlik sonuçlarına dair artan kaygılarıyla birlikte yaşanıyor. Sudan’da iki buçuk yılı aşkın süredir devam eden savaş, dünyadaki en ağır insani krizlerden birine yol açarken, ülkenin stratejik konumu, Kızıldeniz kıyıları ve önemli altın üretimi nedeniyle dış aktörlerin de çatışmaya dahil olmasına neden oluyor.

İngiltere-Almanya girişimi

Siyasi cephede ise İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, İngiltere’nin Almanya ile birlikte Nisan ayında Berlin’de Sudan konulu bir uluslararası konferans düzenleyeceğini açıkladı. Konferansın, savaşın üçüncü yıl dönümüne denk geleceğini belirten Cooper, ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başkanlığını, Sudan dosyasının uluslararası gündemdeki önceliğini korumak için kullanacağını ifade etti.

sdfvgt
İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper (AP)

Cooper, Şarku’l Avsat’ta yayımlanan makalesinde, Londra’nın Sudan’da işlenen ihlalleri gündemde tutmayı ve 2026’da barışa yönelik yeni bir ivme oluşturmak için uluslararası desteği seferber etmeyi sürdüreceğini kaydetti. ABD’nin, ABD-Suudi Arabistan-Mısır-BAE’den oluşan dörtlü mekanizma aracılığıyla ateşkes sağlanmasına yönelik girişimlerine de değinen Cooper, Washington’da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Donald Trump’ın üst düzey danışmanlarıyla görüşmeler yaptığını aktardı. Cooper, Sudan’daki savaşın artık yerel bir kriz olmaktan çıktığını, bölgesel ve küresel bir nitelik kazandığını ve uluslararası toplumun etkili ittifaklar kurma kapasitesi açısından ciddi bir sınav teşkil ettiğini vurguladı.


Halep’te SDG’yi şoke eden hamle: Saf değiştirdiler

Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)
Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)
TT

Halep’te SDG’yi şoke eden hamle: Saf değiştirdiler

Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)
Halep kentindeki Eşrefiye Mahallesi’nde ordu unsurları ile SDG arasında yaşanan çatışmalar sonucu zarar gören konutlar (AP)

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’nın bir güvenlik kaynağına dayandırdığı habere göre bugün (Cuma) Halep’in kuzeyinde Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı 100 unsurun saf değiştirdiğini, iç güvenlik güçlerinin söz konusu kişileri koruma altına aldı.

Olay, İçişleri Bakanlığı’nın, SDG’ye bağlı silahlı grupların çekilmesinin ardından devlete devredilen mahallelerde güvenliğin yeniden sağlanması planı çerçevesinde Eşrefiye Mahallesi’nde iç güvenlik güçlerinin görevlendirildiğini duyurmasından saatler sonra gerçekleşti.

SANA’nın bir askeri kaynağa dayandırdığı habere göre SDG, Cuma günü İran yapımı insansız hava araçlarıyla Halep’in kuzeyindeki sivil ve güvenlik noktalarını hedef alarak saldırılarda çok sayıda kişi yaralandı.

Ajans, kaynaklarına dayanarak, PKK mensuplarının hükümet güçlerine karşı çatışmalara katılmayı reddeden dört Kürt’ü öldürdüğünü aktardı. Aynı kaynak, PKK’nın SDG unsurlarının da yardımıyla Halep’teki Şeyh Maksud Mahallesi’nden ayrılan sivillere ait evleri ateşe verdiğini ileri sürdü.

dfvg
Halep kentindeki Şeyh Maksud Mahallesi’nden sivillerin insani bir koridor üzerinden tahliyesi (SANA)

Suriye basınında yer alan haberlerde, Şeyh Maksud Mahallesi’nde SDG’ye ait büyük bir mühimmat deposunun imha edildiği bildirildi. Suriye Savunma Bakanlığı ise SDG’nin Halep’te bir hastanenin hedef alındığı yönündeki iddiasının doğru olmadığını, vurulan hedefin bir mühimmat deposu olduğunu açıkladı.

Günün erken saatlerinde Suriye ordusu, ateşkes ilanından kısa süre sonra, Halep’teki Kürt mahallesinde bazı bölgelerin bombardıman öncesinde boşaltılması çağrısında bulunarak, SDG’yi bu alanları askerî amaçlarla kullanmakla suçladı. SANA, ordunun hedef alınması planlanan noktaları gösteren haritalar yayımladığını, sivillerden bu bölgeleri “derhal terk etmelerini” istediğini ve SDG’nin buraları “Halep kentinin mahallelerini ve sakinlerini hedef almak için askerî mevzi olarak kullandığını” ileri sürdüğünü aktardı.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığı habere göre askeri bir kaynak yaptığı açıklamada, orduya ait insansız hava araçlarının, SDG’nin Şeyh Maksud Mahallesi’nde yolları kapattığını, halkı korkutarak mahalleden çıkmalarını engellediğini ve sivilleri, ordu ve güvenlik güçlerine yönelik saldırılar sırasında “canlı kalkan” olarak kullanmayı amaçladığını belirtti.

Suriye televizyonu, ordunun harekât birimine dayandırdığı haberinde, Şeyh Maksud Mahallesi’nin “kapalı askerî bölge” ilan edildiğini ve saat 18.30’dan itibaren “ikinci bir duyuruya kadar” tam sokağa çıkma yasağı uygulandığını bildirdi. Harekât birimi, mahalledeki sivillere pencerelerden uzak durmaları, alt katlara inmeleri ve SDG mevzilerine yaklaşmamaları yönünde uyarıda bulundu.

Öte yandan SDG, Şeyh Maksud Mahallesi’nin “Suriye hükümetine bağlı gruplar tarafından yoğun ve şiddetli bombardımana maruz kaldığını”, hükümet güçlerinin tanklarla ilerlemeye çalıştığını ve buna karşı “şiddetli ve sürekli bir direniş” gösterdiklerini savundu.

Ordu daha önce, sivillerin Şeyh Maksud’dan çıkışı için yerel saatle 16.00–18.00 (13.00–15.00 GMT) arasında bir geçiş noktası açıldığını, SDG savaşçıları ise “silah bırakma” çağrısı yapıldığını duyurmuştu. AFP muhabiri, Şeyh Maksud yakınlarında bazı sivillerin mahalleden ayrıldığını gözlemledi.

SDG güçleri, günün erken saatlerinde, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmeyi reddettiklerini açıklamıştı. Yetkililer, ateşkes kapsamında bu bölgelerin saatler içinde tahliye edileceğini duyurmuştu.

Suriye Savunma Bakanlığı, Cuma günü şafak vakti yaptığı açıklamada, ateşkesin gece yarısından sonra saat 03.00’te yürürlüğe girdiğini, silahlı grupların bu saatten itibaren en geç 09.00’a kadar bölgeyi terk etmeleri gerektiğini bildirdi. Açıklamada, militanların yalnızca hafif bireysel silahlarını taşıyabilecekleri, Suriye ordusunun ise “güvenli şekilde refakat ve kuzeydoğu bölgelerine ulaşana kadar tam güvenlik sağlama” taahhüdünde bulunduğu belirtildi.

Salı günü, Halep’teki Kürt ağırlıklı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde hükümet güçleri ile Kürt güçler arasında çıkan şiddetli çatışmalarda 21 kişi hayatını kaybetmiş, taraflar olayların sorumluluğu konusunda birbirini suçlamıştı. Gelişmeler, Mart ayında imzalanan ve Kürt özerk yönetimine bağlı kurumların Suriye devleti çatısı altında birleştirilmesini öngören anlaşmaya rağmen, Şam ile SDG arasındaki müzakerelerin tıkanması ortamında yaşanıyor.


SDG Halep'ten ayrılmayı reddediyor

Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
TT

SDG Halep'ten ayrılmayı reddediyor

Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bugün yaptıkları açıklamada, yetkililerin ateşkes kapsamında saatler içinde tahliye edileceklerini duyurmasına rağmen Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmeyi reddettiklerini bildirdi. Söz konusu ateşkes, günler süren kanlı çatışmaların ardından sağlanmıştı.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye Halk Meclisi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şam hükümeti güçlerinin halkımıza ve güvenlik güçlerimize yaptığı çağrı bir teslimiyet çağrısıdır. Ancak bu mahallelerdeki halkımız, yaşadığı yerlerde kalma ve onları savunma konusunda kararlıdır” denildi. Açıklamada ayrıca, “Mahallelerimizde kalma ve onları savunma yönünde kararımızı aldık” ifadesine yer verildi.

ı8
Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinde, Şeyh Maksud mahallesine girmek ve SDG milislerini iki bölgeden tahliye etmek için sıraya giren otobüsler, 9 Ocak 2026... (AFP)

Halep’teki yerel yetkililer bugün erken saatlerde yaptıkları açıklamada, kentte kuşatma altında bulunan SDG  milislerinin saatler içinde Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelere nakledileceğini duyurmuştu.

Halep Valiliği Basın Müdürlüğü tarafından yayımlanan açıklamada, ‘Savunma Bakanlığı’nın günler süren kanlı çatışmaların ardından ateşkes ilan etmesinin akabinde, önümüzdeki saatlerde SDG unsurlarının hafif bireysel silahlarıyla birlikte Fırat’ın doğusuna nakledileceği’ belirtildi. Açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Kürt güçleri ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmaların binlerce sivili yerinden ettiği kaydedildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise bugün şafak vakti yayımladığı açıklamada, ateşkesin gece yarısından sonra saat 03.00’te yürürlüğe girdiğini bildirdi. Açıklamada, mahallelerdeki silahlı gruplardan ateşkesin başlamasından itibaren cuma sabahı saat 09.00’a kadar bölgeyi terk etmeleri istendi. Bakanlık, silahlı unsurların yalnızca hafif bireysel silahlarını yanlarına alarak ayrılabileceklerini belirterek, Suriye ordusunun ‘kendilerine eşlik etmeyi ve ülkenin kuzeydoğusundaki bölgelere güvenli şekilde ulaşmalarını sağlamayı taahhüt ettiğini’ duyurdu.

dfrgthy
Suriye iç güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile şiddetli çatışmaların ardından 8 Ocak 2026 günü geç saatlerde Halep'in Eşrefiye mahallesine girerken sokakları güven altına alıyor. (AFP)

Yetkililer, söz konusu adımın ‘bu mahallelerdeki askerî durumu sona erdirmeyi, hukukun ve resmî kurumların yeniden tesis edilmesini sağlamayı, ayrıca evlerinden zorla ayrılmak zorunda kalan sivillerin geri dönerek güven ve istikrar ortamında normal hayatlarına dönmelerine imkân tanımayı’ amaçladığını açıkladı.

Açıklamada, herkesin güvenliğinin sağlanması ve sahada herhangi bir sürtüşmenin önlenmesi için belirlenen süreye titizlikle uyulması çağrısında bulunulurken, silahlı grupların mahallelerden Suriye’nin kuzeydoğusuna çıkışının, iç güvenlik güçleri ile Suriye ordusundaki operasyonlar biriminin koordinasyonunda düzenleneceği bildirildi.

Öte yandan Suriye ordusuna bağlı birliklerin, açıklamadan saatler önce Halep’te SDG’nin kontrolünde bulunan mahallelerden biri olan Eşrefiye’nin büyük bölümünde kontrolü sağladığı belirtildi. Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü, Eşrefiye mahallesinin “güvenli hale geldiğini, diğer eksenlerde de ilerlemenin sürdüğünü” söyledi. Sözcü ayrıca, SDG güçlerinin evleri ve iş yerlerini mayınladığını belirterek, bakanlık birliklerinin Eşrefiye mahallesini mayınlardan arındırmak için çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.