Trump’tan Çin’e karşı Hong Kong hamlesi

ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo. (AFP)
TT

Trump’tan Çin’e karşı Hong Kong hamlesi

ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo. (AFP)

Hong Kong'a verilen ayrıcalıkların kaldırılmaya başladığını duyran ABD Başkanı Donald Trump, yönetimine buranın özel statüsüne son verme sürecini başlatma talimatı verdi. Trump, Çin’in Ulusal Güvenlik Yasası’nı kabul etmesine karşılık Çin’i hem Hong Kong özerkliği konusundaki hem de ABD’ye verdiği ‘sözleri çiğnemek’, fikrî mülkiyet hakkını çalmak, Çin Denizi'ndeki seyrüseferi tehdit etmek, Kong'daki özgürlükleri baltalamak ve 1997’de Hong Kong’un özerkliği hakkında İngiltere ile imzaladığı yükümlülükleri ihlal etmekle suçladı.
Trump dün gazetecilere yaptığı açıklamada “Çin ile stratejik ilişkiler kurmak istiyorduk ancak bize olan yükümlülüklerini sürekli olarak ihlal etti. Şimdi ise dünya Çin'in davranışlarından ve Wuhan şehrinde salgının sızıp patlak vermesinden muzdarip” ifadelerini kullandı. Çin ile ticaret konusundaki görüşlerini tekrarlayan Trump, önceki ABD yönetimleri politikaları nedeniyle yüz milyarlarca dolar kayıp olduğunu belirttiği açıklamasında “Bugün, potansiyel bir güvenlik tehdidi olarak gördüğümüz bazı Çinli vatandaşların ülkeye girişini askıya alıyoruz” dedi. Hong Kong'a verilen ayrıcalıkların kaldırılmaya başlandığını duyurdu.
İki ekonomi devi olan ABD ile Çin arasındaki tansiyon; ekonomik ve ticari başlıklar, ticari tarifeler ve Huawei şirketi hakkındaki anlaşmazlıklar, fikrî mülkiyet hırsızlığı hakkındaki suçlamalar gibi nedenlerden dolayı son üç yılda daha da yükseldi. Çin’de yasama organı olan Ulusal Halk Kongresi’nin Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde uygulanacak olan Ulusal Güvenlik Yasası’nı kabul etmesi ise gerginliği uluslararası düzeye taşıdı. İngiltere, Avustralya, Kanada gibi ülkeler de ABD’nin yanında, Çin’e karşı durmaya başladı. Beyaz Saray'ın Ekonomi Danışmanı Larry Kudlow, gazetecilere cuma sabahı yaptığı açıklamada öfkeli Hong Kong halkının ABD hükümetine harekete geçme çağrısında bulunduğunu dile getirdi. “Çin’in doğru davranmadığını ve batı dünyasındaki mevcut güvenini yitirdiğini” belirten Kudlow, finansal piyasaları etkileyecek araçlardan biri olan tarifeleri artırmayı seven Başkan Trump’ın Çin'in finansal ilişkilerini daha da zayıflatmak için adım ve öneriler olacağını vurguladı. Eski Beyaz Saray baş stratejisti Steve Bannon, Çinli şirketlerin ABD borsalarından çıkarılmasının ilk adım olacağını öne sürdü. Beyaz Saray yetkilileri ise Trump’ın uygulayabileceği uzun vadeli ceza seçenekleri listesi sundu. Listede ABD ticari imtiyazlarının kaldırılması, bazı mali yaptırımlar uygulanmasına yönelik teklifler, uluslararası finansal piyasalarda Çin sermayesini daraltma yönünde hareketlenmeler, binlerce Çinli öğrencinin ABD'ye giriş vizelerinin iptali, Hong Kong'daki protestoların bastırılması, insan hakları ihlalleri veya söz konusu yasa ile bağlantısı olan Çinli yetkililere mali yaptırımlar gibi hususlar yer alıyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Trump’ın daha önceden Çin Halk Kurtuluş Ordusu ve ilgili kurumlarda bulunmuş Çinli yüksek lisans öğrencilerinin vizesini iptal etmeye hazırlandığını, “Çinli öğrencilerin casusluk yapmak için ABD okullarında olmaması” gerektiğini söyledi.
Nitekim ABD'nin yatırım kısıtlamaları, Çin ekonomisinde petrol, teknoloji, gıda gibi çok çeşitli alanlardaki şirketlerle yapılan anlaşmalarda kullanılan dolar akışını olumsuz yönde etkileyecek. S&P ve Dow Jones endeksleri, ABD'nin Çin'e karşı yaptırım beklentilerine tepki olarak Cuma sabahı düşüşle açıldı. Piyasa ise temkinliydi.
Birçok araştırma merkezi, ABD ile Çin arasında çıkacak olası bir ekonomik savaşın tüm dünya için felaketle sonuçlanacağı konusunda uyardı. Uzmanların bir kısmı, Trump'ın Çin'e finansal alanda yaptırım uygulamasının finansal piyasalarda gerginliğe neden olacağını, bu tür bir savaşın gelişmiş tüm ülkelerdeki finansal sistemleri şoka sokacağını savundu. Analistler ise Trump yönetimini piyasadaki riskleri artırabilecek sağlıksız bir hamle yapmadan önce olası neticeleri değerlendirmeye çağırdı. ABD Senatosu birkaç gün önce, ABD borsalarında listelenen Çinli şirketlerin finansal kaynakları ve mülkiyetleri hakkında şeffaflık sağlamalarını gerektiren bir tasarıyı kabul etti. Tasarı Temsilciler Meclisinden geçtiği taktirde Çinli onlarca şirketin New York Menkul Kıymetler Borsası ve Nasdaq'tan çekilmeye zorlanacağı ya da çıkarılacağı düşünülüyor. ABD Başkanı Trump, iki ülkenin ilişkilerini çıkmaza sürükleyen Kovid-19 salgını öncesinde, geçen yıl Çin ile ticaret anlaşması müzakerelerinin ortasında Hong Kong’da patlak veren demokrasi yanlısı protestolarına soğukkanlı bir destek veriyordu. Nitekim Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile samimi ve iyi olarak tanımladığı ilişkilerini sürdürmek ve birincisi geçen ocak ayının sonunda imzalanan ticaret anlaşmasını korumak amacıyla, bu konuda Çin'i suçlamamaya teşvik etti.
Çin eski Maliye Bakanı Lou Jiwei, Washington'ın taktiksel adımlar atacağı, tarifelerin ve teknolojik sınırlamaların artacağı konusunda uyarıda bulundu. Çinli şirketleri uluslararası fonları reddetmeye hazır olmaya çağıran Lou Jiwei; Rusya, İran ve Venezuela gibi Çin’in dostu olan ülkeler ile acil olarak yeni bir dijital para birimi ve alternatif bir küresel ödeme sistemi geliştirilmesi talebinde bulundu.
Çinli bazı yetkililer, ABD’yi olası kısıtlamalar karşılığında 1,1 trilyon dolarlık ABD Hazine tahvilini satarak misilleme yapmakla tehdit ediyor. Böyle bir durumda hem ABD hem de Çin ekonomisi zarar görecek.
Ekonomi uzmanları ise Çin'in yuan para birimini küreselleştirme isteğine işaret ediyor. Zirâ tüm küresel işlemlerin yüzde 2'sinin yuan ile yapıldığı bildirildi. Aynı zamanda Çin Başkanı Cinping, yerelleştirmeye odaklanma ve uluslararası işlemlerde dolara olan bağımlılığı azaltma planlarına öncelik verdi. Ancak şu anda küresel bankacılık sistemindeki aktör rolü dolar oynuyor. ABD Kongresi raporuna göre ABD finans piyasalarında 150'den fazla Çinli şirketin bulunduğu ve 2019'daki piyasa değerlerinin 1,2 trilyon doların üstüne çıktığı biliniyor.
Cuma günü Washington’ı Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) ‘rehin’ almakla suçlayan Pekin, Batı ülkelerinden müdahale etmemelerini talep etti. Nitekim ABD ile birlikte İngiltere, Kanada ve Avustralya da Ulusal Güvenlik Yasası'na karşı kampanyaya katılıyor. AFP’ye açıklama yapan diplomatik kaynaklara göre ABD ve İngiltere, konuyla ilgili BMGK’da gayri resmi bir tartışma için cuma günü kapalı bir video konferans toplantısında bir araya geldi. Bu iki ülke, Kanada ve Avustralya ile yaptıkları ortak açıklamada Pekin'i Hong Kong ve yedi milyon vatandaşına olan yükümlülüklerini ihlal etmekle suçladı. “Halkın özgürlüklerini sınırlayacağı” söylenen yasa ile ilgili derin endişelerin dile getirildiği açıklamada yasanın “bölgeyi bu derece müreffeh bir hale getiren bağımsızlık ve sistemi önemli ölçüde zayıflatacağı” vurgulandı. Çin ise cuma günü bu dört başkenti resmi olarak protesto ettiğini duyurdu.
İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Pekin’in yasa kararından çekilmemesi halinde Londra’nın İngiliz Ulusal Denizaşırı (BNO) pasaportu ile ilgili şartları değiştireceğini söyledi. Nitekim, Hong Kong 1997'de Çin'e devredilmeden önce sakinlerine verilen BNO pasaportu, yüz binlerce Hong Kongluya imtiyaz tanıyor. Raab, şu anda yalnızca altı aylık ikamet izninin verildiği pasaportun 12 aylık uzatılabilir süreler halinde çalışma ve öğrenim görme başvurularına izin verilecek şekilde değiştirileceğini duyurdu. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ise Çin'e yaptırım uygulamak yerine diyalog kurma çağrısı yaptı. Aynı zamanda Çin ile üst düzey bir zirvenin devam etmesinin beklendiğini vurguladı.
Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları, Pekin'in son hamlesini görüşmek üzere dün bir araya geldi. Birkaç gün önce AB tarafından yapılan bir açıklamada, Hong Kong’da üst düzey özerlik sağlanması hususuna ‘ciddi şekilde önem’ verildiğinin altı çizildi. Diğer yandan Avrupa bloğu, AB’nin en büyük ikinci ticaret ortağı olan Çin ile önemli ekonomik bağları nedeniyle ihtiyatlı hareket ediyor.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe