Yemen: Husiler 30 bin çocuğu zorla silah altında tutuyor

Yemen: Husiler 30 bin çocuğu zorla silah altında tutuyor
TT

Yemen: Husiler 30 bin çocuğu zorla silah altında tutuyor

Yemen: Husiler 30 bin çocuğu zorla silah altında tutuyor

İran destekli darbeci Husi milislerin Sana ve diğer kontrol ettiği alanlardaki çocuklara yönelik hak ihlallerinin sürdüğü bir dönemde Yemen İnsan Hakları Koalisyonu, çocukların beyni yıkanarak öğrencileri kendi saflarına çekmeye devam ettiğini ortaya koydu.
Yemen Bağımsız Kadın Koalisyonu tarafından video yoluyla yapılan bir konferans sırasında, İran destekli grubunun gerçekleştirdiği darbenin ardından çocuklara karşı ihlallerin sürdüğü aktarıldı.
Bu bağlamda siyasi aktivist Dr Visame Basendva, Yemen’de Husiler tarafından mezhepçiliği kışkırtma amaçlı gerçekleştirilen çocuk istihdamına değinerek, Husilerin saflarına katılan 15 yaşın altındaki çocukların 30 bini aştığına işaret etti.
Basendva açıklamasında Husi milislerin bölge insanına para ödeyerek maddi ihtiyaçlarından faydalandığını belirterek, çocukların beyinlerini yıkarak onları okula göndermek yerine savaş cephelerine göndermekle çaba sarfettiğine dikkati çekti.
Diğer yandan Almanya’da terörle mücadele alanında uzman olan Jan-Saint-Pierre, isyancı grupların veya teröristlerin savaşlarında çocukları kullanma yollarına değinerek, Husilerin geçtiğimiz günlerde koronavirüs salgınından yararlanarak okulları kapattığını ve çocuklara cephelere katılmaya teşvik ettiğini söyledi.
Yemen Kadınları Güçlendirme Vakfı Başkanı Zafaran Zaid, Husi milislerin kontrol ettiği alanlarda çocukların maruz kaldığı fiziksel ve cinsel şiddete değinerek, darbeci milislerin mezhep dersleri yoluyla beyin yıkamak için yaz etkinliklerinden yararlandığını iddia etti.
ABD İnsan hakları ve Ulusal Güvenlik avukatı Irina Zuckerman, uluslararası örgüt ve kurumların, Husi milislerce gerçekleştirilen çocuk istihdamını durdurulmak, çocuklara karşı yapılan ihlaller ve suçlarının uluslararası mahkemelere iletilmesinde önemli bir rol oynaması gerektiğini vurguladı.



İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.


Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri Şarku'l Avsat'a konuştu: Avn ve Selam ile sürekli temas halindeyiz, fikir ayrılıklarımıza rağmen ortak önceliklerde birleşiyoruz

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)
TT

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri Şarku'l Avsat'a konuştu: Avn ve Selam ile sürekli temas halindeyiz, fikir ayrılıklarımıza rağmen ortak önceliklerde birleşiyoruz

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (DPA)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam ile sürekli temas halinde olduğunu belirterek, "Fikirlerimiz farklı olsa da aramızda bir sorun olduğunu düşünmüyorum" dedi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Berri, "Bizi bir arada tutan ortak noktalar; İsrail'in öncelikle Güney Lübnan'dan çekilmesi, Lübnan ordusunun bölgeye konuşlandırılması, halkın kent ve köylerine geri dönmesi, esirlerin serbest bırakılması ve yıkılan bölgelerin Arap ve uluslararası destekle yeniden imar edilmesi için bir plan hazırlanmasıdır. Böylece insanlar sıkı sıkıya bağlı oldukları topraklarında yaşamayı sürdürebilir. Ayrıca İsrail'in köyleri sistematik şekilde yıkması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan kardeşlerimize, Lübnan halkının tüm kesimleri ve siyasi partileri tarafından gösterilen misafirperverliği de takdir ediyoruz" ifadelerini kullandı.

ft6jyuj
İsrail'in ateşkes ilanından saatler sonra Güney Lübnan'ın Nebatiye kentindeki bir bölgeye düzenlediği hava saldırısının ardından, bir Lübnan vatandaşı hasarı inceliyor. (AFP)

Berri'nin açıklamaları, ABD Dışişleri Bakanlığı himayesinde Washington'da siyasi ve askeri düzeyde gerçekleştirilecek Lübnan-İsrail dolaylı müzakerelerinin beşinci turu öncesinde geldi.

Berri, "Ateşkesin sağlanmasına katkı sunan çabalardan memnunuz ve kalıcı olmasını umuyoruz. Bunun gerçekleşmesi İsrail'in ateşkese uymasına bağlıdır. Hizbullah taahhüdünü yerine getiriyor. Ateş altında müzakere yürütülmesi kabul edilemez" dedi.

Ateşkesi İsrail talep etti

Berri, İsrail'in ateşkes talebinde bulunduğunu ve bu talebin, çatışmaların durdurulmasını denetleyen "Mekanizma Komitesi"ne iletildiğini açıkladı.

İsrail'in ateşkesi kabul etmesinin, ABD'nin yoğun baskısı sonucunda gerçekleştiğini savunan Berri, "Bu karar, İsrail'in Güney Lübnan'da iki gün süren kanlı saldırılarında aralarında İslami Risale İzci Teşkilatı ve sivil savunma ekiplerinden sağlık görevlileri ile yaşlılar, kadınlar ve çocukların da bulunduğu onlarca sivilin hayatını kaybetmesinin ardından alındı" diye konuştu.

Berri, Hizbullah'ın ateşkese bağlı kaldığını, ihlallerin ise İsrail tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, "ABD'nin baskısıyla ateşkesin korunmasını umuyoruz. İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını durdurması için hangi taraftan gelirse gelsin her türlü girişimi memnuniyetle karşılarız" dedi.

Pilot bölgeler yerine idari taksimat uygulanmalı

Berri, Güney Lübnan'ın pilot bölgelere  ayrılması önerisine karşı çıktığını belirterek, bu bölgelerin coğrafi sınırlarının belirlenmesinin iki yıl veya daha uzun sürebileceğini söyledi.

Bunun yerine, güneyin mevcut idari ilçe (kaza) sınırlarına göre ele alınmasını öneren Berri, İsrail'in her ilçeden kademeli olarak çekilirken Lübnan ordusunun eş zamanlı biçimde bölgeye konuşlandırılmasını istedi.

"İsrail'in saldırılarını sürdürmesine imkân verecek zaman kaybına tahammülümüz yok" diyen Berri, çözümün her ilçeden çekilmeyi öngören bir takvim oluşturulması olduğunu ifade etti.

sdfvgt
Bir iş makinesi, ateşkes anlaşmasının sağlanmasından saatler sonra İsrail ordusunun Güney Lübnan'ın Nebatiye kentinde yıktığı ev ve iş yerlerinin enkazını kaldırıyor. (AFP)

Berri, "Örneğin İsrail Sur ilçesinden çekildiğinde Lübnan ordusu aynı anda bölgeye girmeli, böylece o ilçenin sakinleri evlerine dönebilmeli" dedi.

Ayrıca İsrail'in çekilmesiyle birlikte bölgenin silahtan arındırılacağını belirten Berri, "Güney Litani'nin silahlardan temizlenmesini Hizbullah adına ben taahhüt ettim. Ancak bunun için İsrail'in de yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Washington'daki müzakereler

Şarku'l Avsat'ın ulaştığı bir bakanlık kaynağına göre, Washington'da yapılacak beşinci tur görüşmelerde Lübnan heyetinin başkanı, eski büyükelçi Simon Karam, öncelikle ateşkesin kalıcı hale getirilmesi gerektiğini vurgulayacak.

Kaynak, ABD ile İsrail arasında son dönemde Donald Trump'ın Binyamin Netanyahu'ya yönelik sert açıklamaları nedeniyle yaşanan gerilimin de bu görüşmelerin arka planını oluşturduğunu söyledi.

Kaynağa göre ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesine ilişkin takvimin görüşülmesinin önünü açacak. Buna karşılık Lübnan, Litani Nehri'nin güneyini silahtan arındırılmış güvenli bölgeye dönüştürmeyi taahhüt edecek.

Berri'nin Hizbullah adına üstlendiği bu taahhüdün yanı sıra, Litani'nin kuzeyinden başlayarak Hizbullah'ın silahlarının aşamalı biçimde toplanması veya devlet denetimine alınması da Lübnan'ın iç meselesi olarak ele alınacak.

Lübnan tarafı, ABD'den Hizbullah'ın silahlarını kullanmasını engelleyecek güvence mekanizmalarını desteklemesini ve İsrail üzerinde baskı kurmasını bekliyor.

Rubio-Avn görüşmesi

Kaynak, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasındaki telefon görüşmesinin de ateşkesin kalıcı hale getirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini aktardı.

Rubio'nun görüşmede Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunu gündeme getirdiğini belirten kaynak, Lübnan hükümetinin de silahın yalnızca devletin elinde bulunacağı yönündeki taahhüdünü yinelediğini söyledi.

vfbghj
Bir iş makinesi, İsrail ordusunun Güney Lübnan'ın Nebatiye kentinde yıktığı ana çarşının enkazını kaldırıyor. (AFP)

Berri'nin "deneme bölgeleri" önerisine karşı tutumunu Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Andre Rahhal ile görüştüğü, siyasi danışmanı Ali Hamdan'ın da ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile Washington'a gitmeden önce aynı konuyu ele aldığı kaydedildi.

İran ile ABD mutabakatı

Kaynağa göre, Pakistan'ın arabuluculuğunda Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptı, Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Nevvaf Selam hükümeti tarafından memnuniyetle karşılandı.

İsrail'in çekilme takviminin, Hizbullah'ın silahlarının aşamalı olarak toplanmasına yönelik Lübnan programıyla eş zamanlı yürütülmesinin planlandığı belirtildi. İlk aşamada uygulamanın Litani Nehri'nin güneyinden başlaması öngörülüyor.

Lübnan dosyası İran dosyasından ayrılmalı

Kaynak, Washington'ın ateşkesin kalıcı hale getirilmesi konusunda ısrarcı olacağını ve bunun Lübnan dosyasını İran dosyasından ayırma politikasının göstergesi olduğunu ifade etti.

Buna karşın İran'ın, İsrail ateşkese uymadan müzakerelere başlamayı reddederek Lübnan dosyasında etkisini sürdürdüğü mesajını vermeye çalıştığı değerlendirildi.

Kaynağa göre Washington ile Tahran arasında İran'ın bölgedeki vekil güçlerine ilişkin yapılacak görüşmelerde Hizbullah'ın silahları da gündem maddelerinden biri olacak. Bu durum, örgütü siyasi varlığını korurken devlet yapısına daha fazla entegre olmaya zorlayabilir.

İran'ın artık Lübnan'daki etkisini büyük ölçüde Hizbullah'ın siyasi varlığı üzerinden sürdürmeye çalıştığı belirtilirken, askeri nüfuzunun ise İsrail lehine değişen güç dengeleri nedeniyle giderek zayıfladığı ifade edildi.

Hizbullah ağır bedeller ödedi

Bakanlık kaynağına göre Tahran’ın Lübnan’da Hizbullah dışında bir siyasi varlığı kalmadı. Washington ile imzaladığı mutabakat zaptında Filistin’e dair hiçbir atıf yer almadı. Oysa Hizbullah, Gazze’ye ve ardından İran’a tek taraflı olarak "destek cephesi" açarak Lübnan’a hem insani hem de maddi açıdan çok ağır bedeller ödetti. İran ise İsrail’in öngörülemeyen sert tepkisi karşısında zor durumda kalan Hizbullah’ın tabanına "yalnız değilsiniz" mesajı vermek amacıyla, kendi müzakerelerinin başlamasını Lübnan’daki askeri operasyonların durdurulmasına bağlamak zorunda kaldı. Tahran bu hamleyle, eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin ile üst düzey askeri kadrosunun suikastlarla kaybedilmesinin ardından, örgüt tabanında İran’ın kendilerine yeterince destek vermediğine dair oluşan soru işaretlerini gidermeyi ve Tahran yönetimine yönelik sitemleri yumuşatmayı amaçladı. Sonuç olarak İran, Hizbullah’ın askeri nüfuzunun azalarak silahın sadece devletin elinde kalması şartıyla, Lübnan’daki rolünü (siyasi anlamda) koruyarak Washington ile uzlaşmak için doğru zamanı seçti.

Bu gelişmeler ışığında şu soru geçerliliğini koruyor: Beşinci tur müzakereler; İsrail’in çekilmesi, ordunun konuşlandırılması ve Lübnan hükümetinin programında taahhüt ettiği "silahın yalnızca devletin elinde olması" ilkesi doğrultusunda, eş zamanlı adımların ciddiyetle ele alınacağı ilk durak olacak mı? Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, silah konusunun cumhurbaşkanının yemin konuşmasında belirtildiği gibi "Ulusal Savunma Stratejisi" kapsamında öncelikli olarak ele alınması yönündeki ısrarına rağmen süreç nasıl işleyecek? Hizbullah’ın muhalifleri, örgütün bu tehditkar söylemlerini zafer kazanmış gibi görünerek kendi tabanını konsolide etme amaçlı popülist çıkışlar olarak nitelendiriyor. Zira Hizbullah da askeri rolünün gerilediğinin farkında. Güneyin büyük bir bölümü, artık yaşamaya elverişli olmayan, silahlardan ve insandan arındırılmış yıkık bir bölgeye dönüştü. Yerinden edilen binlerce insan evlerinin yeniden inşa edileceğine dair vaatleri beklerken, bu inşanın tek yolunun Hizbullah’ın silahsızlanma yönündeki uluslararası, bölgesel ve giderek genişleyen yerel mutabakata uymasından geçtiği net bir şekilde görülüyor.


Belgelerle birlikte... Şarku’l Avsat, Mladenov’un Hamas ve diğer Filistinli grupların yanıtlarına ilişkin değişiklik önerileri üzerinde yaptığı başlıca düzenlemeleri derledi

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)
TT

Belgelerle birlikte... Şarku’l Avsat, Mladenov’un Hamas ve diğer Filistinli grupların yanıtlarına ilişkin değişiklik önerileri üzerinde yaptığı başlıca düzenlemeleri derledi

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki tepede oturan bir adam (AFP)

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği belgeler, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un, Hamas ve diğer Filistinli grupların geçtiğimiz nisan ayında uluslararası yetkili tarafından sunulan yol haritasına ilişkin değişiklik önerileri üzerinde yaptığı başlıca düzenlemeleri ortaya koydu.

Şarku’l Avsat, iki tarafın hazırladığı metinlerdeki farklılıkları ve ifade ayrılıklarını sıraladı.

Filistinli grupların geçen hafta teslim edilen yanıtında yer alan yol haritasının genel ilkeleri, İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini öngörüyor. Buna karşılık, birkaç gün önce Hamas ve diğer Filistinli gruplara sunulan Mladenov’un revize edilmiş metninde, İsrail güçlerinin Gazze çevresine çekilmesinin güvence altına alınmasından söz ediliyor. Ancak burada kullanılan ‘çevre’ kavramının neyi ifade ettiğine ilişkin herhangi bir açıklama yer almıyor. Bu durum, İsrail’in bazı bölgelerde 500 metre genişliğinde, bazı bölgelerde ise daha geniş bir tampon bölgeyi koruma konusundaki ısrarı nedeniyle belirsizlik yaratıyor.

Filistinli grupların metninde, uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararları doğrultusunda Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ve Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak bir sürecin oluşturulması gerektiği vurgulanırken, Mladenov’un metninde ise Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkına ve devletin kurulmasına yönelik güvenilir bir sürecin hayata geçirilmesine uygun koşulların hazırlanmasından söz ediliyor.

Filistinli grupların metni, birinci aşamada kalan tüm maddelerin herhangi bir erteleme olmaksızın tamamlanmasını öngörüyor. Buna karşılık Mladenov’un değişikliklerinde, İsrail’in üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi ve Hamas ile diğer Filistinli grupların kapsamlı barış planıyla uyumlu şekilde tüm askerî faaliyetlerini derhâl durdurması gerektiği belirtiliyor. Buna paralel olarak, tüm tarafların yol haritasını onaylamasından sonraki 14 gün içinde ikinci aşamanın uygulanmasına ilişkin takvim ve uygulama mekanizmalarının nihai hâle getirileceği ifade ediliyor. Bu sürecin tamamlanmasının ardından Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, görevlerini üstlenmek üzere Gazze Şeridi’ne giriş yapacak.

Hem Filistinli grupların hem de Mladenov’un metinlerinde, Gazze Barış Kurulu tarafından kurulacak uluslararası bir doğrulama komitesinin oluşturulması öngörülüyor. Garantör ülkelerin, Uluslararası İstikrar Gücü’nün ve Gazze Barış Kurulu’nun temsilcilerinden oluşacak bu komite, ikinci aşamaya geçilmeden önce tarafların (İsrail ve Hamas) yol haritası kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini denetleyecek.

Dikkat çeken bir diğer husus ise Mladenov’un değişiklik metninde, Hamas ve Filistinli grupların belgesinde yer alan dördüncü maddenin çıkarılmış olması. Söz konusu madde, Gazze Barış Kurulu’nun geçiş dönemi otoritesi olarak görev yapmasını; Gazze Şeridi’ndeki mevcut yönetimden Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne yetki devrinin düzenli biçimde gerçekleştirilmesini, yeniden imar çalışmalarının yürütülmesini ve kalkınmanın sağlanmasını öngörüyordu. Ayrıca Filistin Yönetimi’nin Gazze’de yönetimi devralmasına, Filistin devletinin kurulmasına ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesine kadar sürecin gözetilmesini içeriyordu. Maddenin kapsamında ayrıca üye ülkelerle birlikte Uluslararası İstikrar Gücü’nün kurulması ve işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması yer alırken, konseyin görev süresinin 31 Aralık 2027’de sona ermesi öngörülüyordu.

Mladenov’un revize edilmiş metnindeki dördüncü madde ise Hamas ve diğer Filistinli grupların, ABD Başkanı Donald Trump’ın planının 13. maddesiyle uyumlu olarak Gazze’deki tüm sivil ve güvenlik yönetimi yetkilerini devretmesini öngörüyor. Maddede ayrıca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin görev ve sorumluluklarını yerine getirirken tam bağımsızlığa sahip olacağı, Filistinli grupların da geçiş sürecinde komitenin işlerine müdahale etmeyeceği vurgulanıyor. Bu konuyla bağlantılı beşinci maddeye ise ek düzenlemeler getirildi. Buna göre Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, görevlerini devralmasının ardından mümkün olduğu ölçüde temel sivil ve idari hizmetlerin sürekliliğini ve nüfus kayıtlarının korunmasını sağlayacak. Tüm kamu çalışanlarına hukuka uygun, adil ve onurlu bir şekilde muamele edilmesi, haklarına saygı gösterilmesi öngörülürken, komitenin yalnızca görevi devraldığı tarihten sonra ortaya çıkacak mali yükümlülüklerden sorumlu olacağı belirtiliyor.

Mladenov’un metninde yer alan bu son düzenlemelerin, Hamas ve diğer Filistinli grupların belgesindeki beşinci maddede de yer aldığı görülüyor. Ancak Filistinli grupların metninde, komitenin görevi devralmasından sonraki mali yükümlülüklere ilişkin bir ifade bulunmuyor. Bunun yerine çalışanların haklarının eksiksiz korunmasını sağlayacak şekilde personel dosyasının adil biçimde ele alınması gerektiği vurgulanıyor.

Güvenlik dosyasında ise Filistinli grupların metni, Gazze’nin ‘tek otorite, tek Filistin yasası ve tek silah’ ilkesi doğrultusunda yönetilmesini öngörüyor. Ayrıca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin iyi yönetişim ilkelerine bağlı kalması, temel hak ve özgürlükleri, bireysel ve kolektif kamusal özgürlükleri, insan hakları kurallarını ve eşitliği güvence altına alması, siyasi aidiyet temelinde ayrımcılık yapılmaması gerektiği belirtiliyor. Mladenov’un değişikliklerinde ise bu maddeye ek olarak, yalnızca komite tarafından yetkilendirilen kişilerin silah bulundurma hakkına sahip olacağı hükmü eklendi.

Her iki metin de yeni eğitim almış polis personelinin mevcut polis teşkilatına entegre edilmesi, güvenlik ve uygunluk denetiminden geçirilmesi konusunda mutabık kalıyor. Belirlenen kriterleri karşılamayan personelin, deneyimlerine uygun silahsız görevlere kaydırılması veya tüm hakları korunarak emekliye sevk edilmesi öngörülüyor. Bu süreçte siyasi aidiyet nedeniyle herhangi bir hak kaybına uğratılmamaları da güvence altına alınıyor. Ayrıca mevcut polis güçlerine ait tüm silahların Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesi planlanıyor.

Silah meselesine ilişkin sekizinci maddede ise Filistinli grupların metni, ağır silahların kademeli ve aşamalı şekilde kayıt altına alınması ve depolanmasını öngörüyor. Bu sürecin, İsrail’in Gazze Şeridi’nde kontrol altında tuttuğu bölgelerden üzerinde mutabık kalınacak bir takvim çerçevesinde aşamalı çekilmesiyle eş zamanlı yürütülmesi planlanıyor. Uygulamanın, ateşkes anlaşmasının birinci aşamasının tüm yükümlülükleriyle tamamlanmasının, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin göreve başlamasının, Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılmasının ve silahlı milislerin tasfiye edilmesinin ardından başlaması öngörülüyor. Metne göre süreç, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından ve Filistinli örgütlerle iş birliği içinde yürütülecek; uygulamayı ise Doğrulama Komitesi denetleyecek. Ayrıca hiçbir silahın İsrail’e veya herhangi bir Filistin dışı tarafa teslim edilmeyeceği açıkça belirtiliyor. Metin, silah meselesi de dâhil olmak üzere anlaşmadaki tüm maddelerin uygulanmasının, Filistin halkının devlet kurma hakkını ve kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alacak siyasi bir sürece zemin hazırlaması gerektiğini vurguluyor.

Mladenov’un bu konudaki değişiklik metninde ise silahların kayıt altına alınması, toplanması ve depolanması sürecinin, Şarm eş-Şeyh Protokolü kapsamında kalan tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin göreve başlaması ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılmasının ardından başlatılacağı belirtiliyor. Metne göre süreç; tüm ağır silahları, silah depolarını ve bu depolardaki mühimmatı, tünelleri ve askerî üretim tesislerini kapsayacak. Uygulama Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yönetiminde yürütülecek, Gazze’de İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerden aşamalı çekilmesi ve silahlı milislerin silahlarının kayıt altına alınarak toplanmasıyla bağlantılı, kademeli ve sıralı bir takvim çerçevesinde gerçekleştirilecek. Nihai uygulama takviminin, tüm tarafların yol haritasını onaylamasından sonraki 14 gün içinde tamamlanması öngörülüyor. Sürecin, Uluslararası Doğrulama Komitesi tarafından denetlenmesi ve doğrulanması, Uluslararası İstikrar Gücü tarafından da desteklenmesi planlanıyor. Metinde ayrıca uygulamanın Filistin liderliğinde yürütüleceği, silahların kontrolü ve muhafazasının İsrail’e veya herhangi bir Filistin dışı tarafa değil, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredileceği vurgulanıyor. Düzenlemelere göre tüm Filistinliler bu sürece katılacak, Hamas ve diğer Filistinli gruplar ise herhangi bir silahı elinde bulunduramayacak, depolayamayacak, kontrol edemeyecek veya bu silahlara erişim sağlayamayacak. Metin, silah meselesi ve kapsamlı barış planındaki diğer tüm maddelerin uygulanmasının, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve devlet kurma hedefi için güvenilir bir siyasi sürecin oluşmasına elverişli koşulları yaratacağını belirtiyor.

Kişisel silahlara ilişkin dokuzuncu maddede ise Hamas ve Filistinli grupların metni, bu silahların Filistin yasalarına tabi olacağını öngörüyor. Buna göre Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, geçiş dönemi otoritesi sıfatıyla silahların kaydedilmesi, ruhsat verilmesi ve iptal edilmesi ile yasanın uygulanmasında tek yetkili merci olacak. Bu sürecin, yeniden toplumsal entegrasyonu ve sosyal desteği teşvik edecek kademeli bir mekanizma aracılığıyla yürütülmesi, Filistinli grupların, aşiretlerin, vatandaşların ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin iş birliği içinde hareket etmesi öngörülüyor.

Mladenov’un değişiklik metni de büyük ölçüde aynı ifadeleri içeriyor. Ancak buna ek olarak sosyal entegrasyon programları, destek mekanizmaları ve silah satın alma programlarına atıfta bulunuluyor; ayrıca Gazze’deki tüm Filistinli grupların ve toplumun tüm kesimlerinin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi ile tam iş birliği içinde hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.

Filistinli grupların metnindeki onuncu madde, anlaşmanın uygulanmaya başlamasıyla birlikte silahlı milislerin dağıtılmasını ve silahlarına el konulmasını güvence altına alıyor. Sürecin tamamlandığını ise Doğrulama Komitesi teyit edecek. Mladenov’un değişikliklerinde de bu hüküm korunurken, milislere ait silahların üzerinde uzlaşılmış bir takvim çerçevesinde kayıt altına alınarak toplanacağı özellikle belirtiliyor.

Hamas ve Filistinli grupların metnindeki on birinci madde ise, silahlı milis üyelerinden yeniden Filistin toplumuna katılmak isteyenlerin durumlarının düzenlenmesi amacıyla ailelerle, Filistin örf ve hukuk kuralları çerçevesinde bir toplumsal barış anlaşması yapılmasını öngörüyor. Maddenin amacı, intikam eylemlerinin veya iç şiddet olaylarının önüne geçmek ve güç gösterileri, askerî geçitler ile silahlı gösterilerin yasaklanmasını sağlamak olarak ifade ediliyor. Mladenov’un revize edilmiş metni de toplumsal barış seçeneğini koruyor ancak silahlı milis mensuplarının statülerinin düzenlenmesine ilişkin ifadeye yer vermiyor.

Her iki metin de Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılması konusunda mutabık kalıyor. Ancak Filistinli grupların metni bu gücü ‘geçici’ olarak nitelerken, Mladenov’un metninde bu ifade yer almıyor. Filistinli grupların metnine göre Uluslararası İstikrar Gücü, İsrail’in kontrol ettiği bölgeler ile Ulusal Komite’nin kontrolündeki alanlar arasında konuşlanacak, tarafların yükümlülüklerine uyup uymadığını denetleyecek ve Filistin toplumunun iç işlerine ilişkin herhangi bir görev üstlenmeyecek. Buna karşılık, Mladenov’un hazırladığı metin, gücün Filistin polisinin eğitimi ve desteklenmesi görevini üstleneceğini, ancak polis teşkilatının faaliyetlerine müdahale etmeyeceğini vurguluyor.

Filistinli grupların metnindeki on üçüncü madde, İsrail’in üzerinde uzlaşılacak bir takvim doğrultusunda aşamalı olarak Gazze Şeridi sınırlarının dışına çekilmesini öngörüyor. Buna göre İsrail’in boşalttığı bölgelere Uluslararası İstikrar Gücü yerleşecek. Mladenov’un metninde ise İsrail’in Gazze çevresine kadar aşamalı çekilmesinin, üzerinde anlaşılmış belirli bir takvime göre tamamlanması öngörülüyor. Ancak bu çekilme süreci, sekizinci maddede belirtilen silahların kayıt altına alınması ve toplanması sürecinde doğrulanabilir ilerleme sağlanması şartına bağlanıyor.

Her iki metindeki on dördüncü madde, iç güvenlikle ilgili her türlü ihlalin ele alınmasından Ulusal Komite’nin sorumlu olacağını hükme bağlıyor.

Filistinli grupların metnindeki son madde olan on beşinci madde ise Gazze’nin yeniden imarı, ekonomik kalkınmasının sağlanması ve bunun için gerekli malzeme ile finansmanın temin edilmesini düzenliyor. Buna göre süreç, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin denetiminde yürütülecek. Mladenov’un metninde ise yeniden imar faaliyetlerinin, Barış Kurulu ile Ulusal Komite tarafından hazırlanacak bir plan doğrultusunda uygulanacağı belirtiliyor.

Hamas’tan bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu değişikliklerin hem her grubun kendi iç mekanizmalarında hem de Filistinli gruplar arasında değerlendirildiğini söyledi. Kaynak, bu konuda ortak bir Filistin yanıtı hazırlanması amacıyla yakın zamanda gruplar arasında bir toplantı düzenleneceğini ifade etti.