Düğün salonları 1 Temmuz'da açılıyor! İçişleri Bakanlığı'ndan yeni genelge

Düğün salonları 1 Temmuz'da açılıyor! İçişleri Bakanlığı'ndan yeni genelge
TT

Düğün salonları 1 Temmuz'da açılıyor! İçişleri Bakanlığı'ndan yeni genelge

Düğün salonları 1 Temmuz'da açılıyor! İçişleri Bakanlığı'ndan yeni genelge

İçişleri Bakanlığı, 81 il valiliğine “Düğün Törenlerinde Uygulanacak Tedbirler” konulu genelge gönderdi.
Genelge ile yeni tip korona virüs salgınının görüldüğü andan itibaren Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulunun önerileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda salgının/bulaşmanın toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu riski yönetme, sosyal izolasyonu temin, mesafeyi koruma ve yayılım hızını kontrol altında tutmak amacıyla birçok tedbir kararı alınarak uygulamaya geçirildiği hatırlatıldı.
Alınan tedbirler sonucunda virüsün yayılma ve bulaşma hızının azalması, vaka artış hızının düşüşe geçmesi yönünde kaydedilen olumlu gelişmeler doğrultusunda kontrollü normalleşme sürecine geçilmesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında 9 Haziran'da gerçekleştirilen Kabine Toplantısı'nda Koronavirüs Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda düğün salonlarının 1 Temmuz tarihinden itibaren belirlenen kurallara uygun şekilde hizmet vermeye başlayabilecekleri kararı alındığı ifade edildi.
Bu kapsamda düğün törenleri için kullanılacak mekânların faaliyetlerine izin veren mevzuat hükümleri ile iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tedbirlere ilave olarak alınan tedbirler şu şekilde sıralandı:
“Düğünler, bulaşma riskini azaltmak amacıyla mümkün oldukça açık havada yapılacak ve süre kısa tutulacak. Düğünlerin yapılacağı mekânların işletmecileri/sorumluları tarafından genel kullanım alanlarına ve oturma düzenine ilişkin mesafe planı hazırlanacak. Düğün mekânının misafir kapasitesi mesafe planına göre belirlenecek. Bu kapasiteye uygun sayıda misafir kabul edilecek ve kapasite bilgisi düğün mekânının girişinde görülebilir bir yere asılacak. Hazırlanan plan çerçevesinde mekânın girişlerinde ve sıra oluşabilecek her noktada mesafeyi sağlamaya yardımcı yer işaretlemeleri yapılacak. Temizlik, maske ve mesafe kuralları ile uyulması gereken diğer kurallara ilişkin bilgilendirme afişleri düğün yapılacak mekânların girişlerine ve içerisinde uygun yerlere asılacak. Misafirlerin girişlerde mutlaka ateş ölçümleri yapılacak. 38 0C'den yüksek olan kişilerin en yakın sağlık kuruluşuna yönlendirilmesi sağlanacak. Ateş ölçen personel/sorumlu tıbbi maske ve yüz koruyucu kullanacak. Düğün mekânlarının girişlerinde ve ortak kullanım alanlarında (ana salon, bina girişi, kantin/kafeterya, lavabolar vb.) el antiseptiği veya dezenfektan bulundurulacak. Teması mümkün olduğunca azaltabilmek için bunların mümkünse fotoselli olmaları ve misafirlerin ellerini dezenfektan/el antiseptiği ile temizlemelerinden sonra içeri girişleri sağlanacak. Her masada yeterli sayıda en az yüzde 70 alkol içeren kolonya veya el antiseptiği bulundurulacak. Düğün yapılacak mekânlara maske takılarak girilecek, işletme sahiplerince girişlerde yeterli miktarda maske bulundurulacak. Maskesiz misafirlere girişte maske dağıtılacak. Ayrıca maskelerin düğün sürecinde de takılması (gelin, damat, nikâh memuru ve şahitler dâhil olmak üzere) sağlanacak. Gelin ve damadın bekleme odaları gibi alanlar için mümkünse doğal havalandırması olan (pencereli) odalar tercih edilecek. Düğün esnasında veya akabinde yemek ikramı olması durumunda 30 Mayıs tarihinde valiliklere gönderilen genelge hükümlerine ve Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘COVID-19 kapsamında Restoran, Lokanta, Kafe, Pastane, Börekçi, Tatlıcı ve İçerisinde Yeme-İçme Hizmeti Sunan İşletmelerde Alınması Gereken Önlemler'e uyulacak. Misafirlerin oturma düzeni masalar arası en az 1,5 metre, sandalyeler arası 60 cm olacak şekilde düzenlenecek. Mesafe ve oturma düzeni kuralları, aynı evde oturan çekirdek aileden olan misafir grubu için uygulanmayacak. Düğünlerde karşılama, uğurlama ve takı merasiminde tokalaşma ya da kucaklama/sarılma yapılmayacak, mesafe korunacak. Takı merasimi, hediyelerin düğün mekânının uygun bir yerinde bulundurulacak sandık vb. bir toplama kutusuna konulması şeklinde yapılacak. Toplu fotoğraf çekimleri yapılmayacak. Fotoğraf çekimi ve pasta kesimi esnasında gelin ve damat hariç mesafe kurallarına uyulacak. Ancak maske kullanmak ve mesafe kuralına uymak kaydıyla misafirler gelin ve damatla bireysel fotoğraf çekimi yapabilecek. Bu Genelge kapsamında düğün yapılacak mekânlarda, kişiler arasında temasa neden olabilecek ya da mesafe kuralına aykırılık oluşturulacak oyun, dans, halay ya da gösteri yapılmayacak (gelin ve damat hariç). Sadece misafirlerin dinlemesine yönelik müzik yayını (canlı müzik dâhil) yapılabilecek. Düğün mekânlarında bulunan mescitler 22 Mayıs tarihli genelge hükümlerine uygun olarak kullanıma açılabilecek. Düğün mekânlarında bulunan kantin/kafeteryalarda temizlik, maske kullanımı ve mesafenin korunması ile ilgili tedbirlere uyulacak, buralarda tek kullanımlık bardak, tabak vb. malzemeler kullanılacak. Bu hizmetlerin sunumu sırasında Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan ‘COVID-19 Kapsamında Büfe, Kantin ve Bayilerde Alınması Gereken Önlemler'e uyulacak. Genel kullanım alanlarına atık kutuları konulacak, bu kutuların sadece maske, eldiven gibi malzemeler için kullanılacağı belirtilecek ve bu atıklar imha edilirken diğer atıklarla birleştirilmeyecek. Davetlileri düğün yapılacak mekânlara taşıyacak otobüs/minibüslerde Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan ‘COVID-19 Kapsamında Personel Servis Araçlarıyla İlgili Alınması Gereken Önlemler'e uyulacak. Park hizmetinin verilmesi halinde araçta temas edilen her nokta (kapı kolu, direksiyon, vites vb.) temizlendikten sonra araç misafire teslim edilecek. Asansörlerin kullanımı sınırlandırılacak, kapasitesinin üçte biri sayıda kişinin binmesine izin verilecek ve bu sayı asansör girişinde belirtilecek. Asansör içerisinde mesafeyi korumak amacıyla kişilerin durması gereken alanlar, aralarında en az 1 metre mesafe olacak şekilde yer işaretleriyle belirlenecek.”

Kapalı alanlarda yapılacak düğünlerde alınacak tedbirler
Genelgeye göre kapalı alanlarda gerçekleştirilen düğünlerde alınacak tedbirler ise şöyle sıralandı:
“Kapalı alanlarda yapılacak düğünlerde mekânın sağlıklı havalandırılması için iki düğün arasında en az 1 saatlik zaman bırakılacak. Bu süre zarfında şartlara göre kapı/pencere açılarak veya merkezi sistemlerle doğal hava sirkülasyonu sağlanacak. Düğün yapılacak kapalı mekânlarda bulunan çocuk oyun alanları kullanılmayacak.”
Açık alan, kır ve bahçe düğünlerinde ise açık mekânlarda bulunan çocuk oyun alanlarındaki sık dokunulan yüzeylerin temizlik ve dezenfeksiyonu sağlanacak. Ulaşılabilir alanlarda el antiseptiği bulundurulacak. Korona virüs bulaşma riskini artıracağı için 1 metreden yakın temas gerektiren aktiviteler yapılmayacak.

Köy ve sokak düğünlerinde şu tedbirler uygulanacak:
“Düğün sahiplerine düğün yapılacağına dair bildirimde bulunurken bu genelge hükümleri tebliğ edilecek. Aynı zamanda düğün sahiplerinden Genelge hükümlerine uyulacağına ilişkin taahhütname alınacak. Yemek verilmesi durumunda tek kullanımlık malzemeler (çatal, kaşık, tabak vb.) tercih edilecektir.”
Düğün esnasında veya akabinde kokteyl ve benzeri etkinlik olması halinde ise şu kurallar uygulanacak:
“Kokteyl ve benzeri masaları arası en az 1,5 metre olacak şekilde düzenlenecek. Her masada yeterli sayıda en az \%70 alkol içeren kolonya veya el antiseptiği bulundurulacak. ‘Açık Büfe' uygulanması durumunda, büfede bulunan yiyeceklerin misafirler tarafından alınmasını ve misafirlerin yiyeceklerle temas kurmalarını engelleyici bir cam siperlik bulundurulacak. İstenen yiyeceklerin önlemler dâhilinde bir görevli tarafından misafirlere verilmesi sağlanacak. Ortak kullanımda olan çay/kahve makinası, sebil, içecek makinası ve benzeri cihazların personel vasıtasıyla kullanımına müsaade edilecek.”

Ortam temizliği, dezenfeksiyonu ve havalandırması
Genelgeye göre düğün mekânlarının temizliği günlük olarak yapılacak ve bu mekânlar düzenli olarak havalandırılacak. Düğün mekânlarının temizliğinde özellikle sık dokunulan yüzeylerin temizliğine azami düzeyde dikkat edilecek. Temizlik yapan personel tıbbi maske ve eldiven kullanacak. Genel tuvaletlerin giriş kapısı mümkünse otomatik kapı sistemi olarak düzenlenecek, düzenlenememesi halinde uygun şekilde paravan konularak giriş kapıları açık tutulacak. Ayrıca tuvaletlerde devamlı sıvı sabun, tuvalet kâğıdı, kâğıt havlu ve çöp kutusu bulundurulacak ve teması mümkün olduğunca azaltabilmek için muslukların, sıvı sabun ünitelerinin mümkünse fotoselli olmaları sağlanacak. El kurutma cihazlarının kullanımına izin verilmeyecek. Merkezi havalandırma sistemleri bulunan alanların havalandırması doğal hava sirkülasyonunu sağlayacak şekilde düzenlenecek, kapı ve pencereler açık bırakılarak doğal havalandırma sağlanacak ve havalandırma sistemlerinin kullanımı ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığının İklimlendirme Rehberinde belirtilen kurallara uyulacak.

Düğün yapılacak mekânlarda görevli personele yönelik önlemler
Genelgeye göre düğün mekanı personelinin Covid-19'un bulaşma yolları ve korunma önlemleri hususunda bilgilenmesi sağlanacak. Personel girişinde el dezenfeksiyonu veya antiseptiği bulundurulacak. Personelin giriş/çıkışlarında vücut ısısı ölçümleri termal sensörlerle ya da temassız ateş ölçerlerle yapılacak ve bu veriler günlük olarak kayıt altına alınacak ve asgari 14 gün süreyle saklanacak. Ayrıca personelin birlikte yaşadığı kişilerin de korona virüs açısından izlenebilmesi için personelden bu kapsamda bilgi alınacak. Ateş, öksürük, burun akıntısı, solunum sıkıntısı belirtileri olan/gelişen çalışanlar tıbbi maske takılarak, Covid-19 yönünden değerlendirilmek üzere sağlık kurumuna yönlendirilecek. Düğün mekanlarında çalışan personel için yeterli miktarda koruyucu ekipman bulundurulacak. Tüm personel, çalışma esnasında çalışma alanının gerektirdiği tıbbi/bez maske, yüz koruyucu şeffaf siperlik vb. kişisel koruyucu ekipmanı kullanacak (Maske nemlendikçe ya da kirlendikçe değiştirilecek, yeni maskenin takılması esnasında ise el temizliğine özen gösterilecektir). Personel kıyafetlerinin günlük temizliği ve hijyeni sağlanacak. Personel, el hijyenine dikkat etmesi konusunda sürekli uyarılacak. (El hijyenini sağlamak için ellerin en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkanacağı, su ve sabunun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiğinin kullanılacağı hususu esas alınacaktır). Düğün mekânlarında görevli personelin tuvalet, dinlenme, ortak yemek ve sosyal alanları mesafe koşullarına göre düzenlenerek (bu konuda gerekirse yer işaretlemeleri, şerit, bariyer vb. düzenlemeler yapılacak) bu alanların kapasitesi belirlenecek ve belirlenen kapasiteye uygun olacak şekilde personelce kullanımına müsaade edilecek. Bu alanların temizliği ve kurallara uygun şekilde dezenfeksiyonu düzenli olarak sağlanacak. Ayrıca buralarda alkol bazlı el antiseptiği/dezenfektanı bulundurulacak. Personel, kendisinde veya birlikte yaşadığı kişilerde korona virüs semptomlarını görmesi halinde bu durumu vakit kaybetmeksizin işletme yöneticisine bildirecek. Düğün mekânının yönetimi tarafından personele belirli periyotlar halinde ve herhangi bir şüpheli durumun varlığı (yüksek ateş, öksürme, nefes daralması, koku alma duyusunda kayıp, halsizlik vb.) halinde korona virüs testi yaptırılacak. Sonuçlar kayıt altına alınarak muhafaza edilecek, test sonucu pozitif çıkan ya da test sonucu pozitif biriyle temaslı olması nedeniyle takibe giren, test sonucu pozitif olup iyileşen ancak son negatif test sonucundan itibaren 14 günlük takip süresi geçmeyen ve kendisi veya birlikte yaşadığı kişinin şüpheli durumda olması nedeniyle test yaptırılan personelin test sonucu alınana kadar çalışmasına kesinlikle müsaade edilmeyecek.
İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine gönderilen “Düğün Törenlerinde Uygulanacak Tedbirler” konulu genelgeye göre nişan, gelin alma, kına, sünnet düğünü ve benzeri etkinliklerde de yukarıda belirtilen kural ve esaslara uygun hareket edilmesi sağlanacak. Bu kapsamda valilik ve kaymakamlıklarca düğün yapılacak mekânların faaliyetlerini yukarıda belirtilen kurallara göre sürdürmeleri için Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu, ilgili bakanlıklar ile yetkili kamu kurum ve kuruluşlarının yaptığı/yapacağı tüm düzenlemeler takip edilecek. Uygulamanın gözden geçirilerek gerekli hallerde güncellenmesi ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 27 ve 72'nci maddeleri uyarınca gerekli kararlar alınacak. Tedbirlere uymayanlarla ilgili Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 282'nci maddesi gereğince idari para cezası verilecek. Aykırılığın durumuna göre Kanunun ilgili maddeleri gereğince işlem yapılması, konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanunu'nun 195'inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemler başlatılacak.



Tahran’ın açık bir yıpratma savaşındaki kolu Iraklı gruplar

17 Mart 2026’da Bağdat’taki korunaklı Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği çevresi dışında yangın çıktı
17 Mart 2026’da Bağdat’taki korunaklı Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği çevresi dışında yangın çıktı
TT

Tahran’ın açık bir yıpratma savaşındaki kolu Iraklı gruplar

17 Mart 2026’da Bağdat’taki korunaklı Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği çevresi dışında yangın çıktı
17 Mart 2026’da Bağdat’taki korunaklı Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği çevresi dışında yangın çıktı

Ortadoğu’da askeri çatışmaların başlamasından bu yana, Tahran’a bağlı Iraklı silahlı gruplar Amerikan çıkarlarını hedef tahtasına yerleştirdi. Bu gruplar, uluslararası güçlerin bulunduğu askeri üsleri, diplomatik misyonları ve hayati petrol tesislerini sık sık hedef alıyor.

Washington tarafından terör listesine alınan bu örgütler, daha çatışmanın başında yaptıkları açıklamalarda, bölgesel gerilimin uzun süreli bir “yıpratma savaşına” dönüşeceği uyarısında bulunmuştu.

“Eksenlerin” iç içe geçmesi

Yerel üretime dayandıklarını vurgulayan bir açıklamada, Nuceba Hareketi adlı grup, “Direniş ekseni içinde insansız hava araçları ve füzelerin üretimi, Iraklı evlerde tatlı yapmak kadar sıradan hale geldi” ifadelerini kullandı.

Bu gruplar, “Irak’ta İslami Direniş” olarak bilinen gevşek bir ittifak çatısı altında faaliyet gösteriyor. Söz konusu ittifak, Irak içinde ve bölge genelinde “düşman” olarak nitelendirdiği hedeflere yönelik İHA ve füze saldırılarını düzenli olarak üstleniyor.

Bu yapılar, İran’ın liderlik ettiği ve Lübnan’daki Hizbullah, Gazze’deki Hamas ile Yemen’deki Husileri de kapsayan “Direniş Ekseni”nin temel unsurlarından biri olarak görülüyor.

Iraklı gruplar, 28 Şubat’ta İran’a yönelik İsrail-ABD saldırısının ardından “İslam Cumhuriyeti’ni savunma” taahhüdünü açıkça ilan etmişti.

Askeri ve siyasi tablo

Mevcut sahnede farklı roller üstlenen çeşitli güçler bulunuyor. Bunların başında, ABD çıkarlarına yönelik saldırılarda öncü rol oynayan Ketaib Hizbullah geliyor. Grup, geçmişte düzenlenen saldırılarda çok sayıda saha komutanını kaybetmiş olsa da, 6 sandalyelik bir parlamento bloğu üzerinden siyasette de etkili olmaya çalışıyor.

bfrbfr
Irak ordusuna ait zırhlı bir araç, Bağdat’taki Yeşil Bölge’de ABD Büyükelçiliği yerleşkesini korumak amacıyla Dicle Nehri kıyısında konuşlandırıldı (AFP)

Ebu Ala el-Velayi liderliğindeki Ketaib Seyyid eş-Şüheda da iktidardaki Şii koalisyon Koordinasyon Çerçevesi içinde temsil ediliyor. Buna karşılık Nuceba Hareketi, siyasi sürece katılmayı reddederek tamamen askeri bir çizgi izlemeyi tercih ediyor.

Öte yandan Asaib Ehl el-Hak ise şu ana kadar doğrudan askeri operasyonlara katılmış değil. Grup, 27 sandalyelik güçlü parlamento bloğu üzerinden siyasi nüfuzunu artırmaya odaklanırken, birçok gözlemciye göre silahlı kimliğini giderek geri plana itiyor.

Yıpratma stratejisi

Saldırılar yalnızca Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve havaalanındaki lojistik tesislerle sınırlı kalmadı; yabancı şirketlere ait petrol sahaları ile büyük bir ABD konsolosluğu ve askeri varlığı barındıran Irak Kürt Bölgesel Yönetimi de hedef alındı.

Saldırıların etkisi bölge geneline de yayıldı. Kuveyt, daha önce kendi topraklarına isabet eden saldırılar nedeniyle Irak’ın büyükelçisini çağırmıştı.

Uluslararası Kriz Grubu araştırmacısı Lihib Hegel, AFP’ye yaptığı değerlendirmede, bu grupların çatışmaya dahil olmasını İran rejimi için “varoluşsal bir mücadele” olarak nitelendirdi. Hegel’e göre bu yapılar, özellikle İran lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından, “direniş ekseninin son savunma hattı” haline geldi.

vgrf
Havaalanlarının kapatılmasının ardından Araplar, yabancılar ve Iraklılar Ürdün’e kara sınır kapısından geçerek ülkeden ayrılırken araçlardan oluşan uzun bir kuyruk oluştu (Reuters)

Grupların insansız hava araçları ve kısa menzilli balistik füzeler bulundurduğunu belirten Hegel, Tahran’ın Hizbullah veya Husilere kıyasla daha ağır silahları bu gruplardan esirgediğini de vurguladı. Nihai hedefin ise “ABD güçlerini Irak’tan çıkarmak” olduğu ifade ediliyor.

Suikastlar zinciri

Diğer taraftan ABD ve İsrail, tırmanan gerilime hassas saldırılarla karşılık vermeyi sürdürüyor. Çatışmaların ilk saatlerinden itibaren Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr’da Ketaib Hizbullah mevzileri ile Haşdi Şabi’ye ait tesisler hedef alındı.

AFP’nin yayımladığı verilere göre, operasyonların başlamasından bu yana en az 43 militan ve Haşdi Şabi unsuru hayatını kaybetti.

Gerilimin zirvesi ise geçen cumartesi yaşandı. Bağdat’ın merkezine düzenlenen füze saldırısında, Ketaib Hizbullah mensubu 3 kişi, aralarında üst düzey bir komutanın da bulunduğu şekilde öldürüldü; grubun lideri Ebu Hüseyin el-Hamidavi de yaralandı.

Ajansa konuşan Iraklı bir güvenlik yetkilisi, 2023’te Gazze savaşıyla başlayan “hedefli suikastlar” sürecinin artık açık biçimde Irak sahasına taşındığını belirterek, bunun yeni bir açık çatışma dönemine işaret ettiğini söyledi.


İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı

İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı
TT

İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı

İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı

İran devlet televizyonu bugün yaptığı açıklamada, Tel Aviv’in, Ali Laricani’nin öldürülmesine yanıt olarak küme başlıklı füzelerle hedef alındığını bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın nükleer silah üretmeyi reddeden tutumunun önemli ölçüde değişmeyeceğini belirtti. Arakçi, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in bu konuda henüz kamuoyuna açık bir görüş bildirmediğini de ifade etti.

Diğer yandan Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, akşam saatlerinde bölgesel bir bakanlar toplantısına ev sahipliği yapacak. Toplantıya Arap ve İslam ülkelerinin dışişleri bakanları ile bölgesel temsilciler katılacak ve İran’ın bölge ülkelerine yönelik saldırıları ile bunun güvenlik ve istikrar üzerindeki etkileri ele alınacak.

Bu gelişmeler, Beyrut’ta İsrail’in başlattığı yoğun hava saldırılarının da eş zamanlı olarak arttığı bir döneme denk geliyor. Söz konusu saldırılarda çok sayıda kişi hayatını kaybetti veya yaralandı.


Ali Laricani suikastı ve İslam Cumhuriyeti'nin Geleceği

Fotoğraf: AFP/Majalla
Fotoğraf: AFP/Majalla
TT

Ali Laricani suikastı ve İslam Cumhuriyeti'nin Geleceği

Fotoğraf: AFP/Majalla
Fotoğraf: AFP/Majalla

Amr Harkus

Son birkaç saat içinde İran siyasetinde ve bölgedeki devam eden savaşta bir dönüm noktası yaşandı. İsrail, şubat ayı sonunda çatışmanın başlangıcında İran Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana gerçekleştirilen en önemli suikast ile İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'yi doğrudan hedef aldığını duyurdu. Hamaney’in öldürüldüğü gün Laricani, iktidarın Hamaney'den oğlu Mücteba'ya geçişi ve devri yoluyla İslam Cumhuriyeti'ndeki geçişin fiili mimarına dönüşmüştü.

Hükümet kaynaklarının babasının konutuna yapılan saldırı sırasında yaralandığını belirttiği yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in kaderi gizemini korurken, Laricani iki haftadan fazla bir süre boyunca, ülkenin fiili lideri olarak karar alma süreçlerinin merkezindeydi. Ali Hamaney suikastının İran'da her yönde bir değişikliğe neden olması gibi, Laricani'nin öldürülmesi de şüphesiz iç güvenlik sahnesinde bir değişikliğe neden olacak ve aynı zamanda müzakere ve tavizler mi yoksa savaşa devam mı tartışmasını da beraberinde getirecektir.

Geçtiğimiz ocak ayında İran, ekonomik çöküş nedeniyle rejim karşıtı protesto dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. O dönemde, muhalefetin kendisini suçladığı gibi, Laricani baskının mimarı olarak öne çıktı. Hamaney onu güvenlik dosyasını yönetmekle görevlendirmişti, dolayısıyla göstericilere karşı ölümcül güç kullanımının arkasındaki isimdi; bu rolü nedeniyle 15 Ocak 2026'da ABD yaptırımlarına maruz kaldı.

Laricani ailesi İran'da gücün sadece kişisel bir konum değil, bütün devlet kurumlarında rol dağılımına benzeyen ailevi nüfuz ağlarının bir modelini temsil ediyor

Rejimin hayatta kalmasını sağlamak için yurtdışında gösterilen sınırlı ekonomik ve diplomatik esnekliği, içeride güvenlik alanındaki baskıyla birleştiren bir figürdü. Savaşın şiddetlenmesi ile birlikte suikastı, sadece rejimin kilit isimlerinden birini hedef aldığı için değil, aynı zamanda onun konumundaki birini hedef almanın kaçınılmaz olarak rejimi uzlaşmazlık veya zorla taviz verme arasında bir seçimle karşı karşıya bıraktığı için de dönüşümlerin doruk noktasını temsil ediyor. Bu da Devrim Muhafızları, sertlik yanlıları, ailevi nüfuz ağları ve reformistler tarafından temsil edilen güç merkezleri arasında, rejim içindeki güç dengesini koruyan piramidin başının yıkılması olarak tanımlanan Hamaney suikastından bu yana gerçeğe dönüşen bir mücadeleye yol açabilir.

Kanatlar arasında geçiş ve dışlanmadan sonra dönüş

Ali Laricani sadece bir güvenlik yetkilisi veya politikacı ya da her iki pozisyonu da elinde bulunduran biri değildi; İran rejimi içinde bir olguydu. Kırk yıl boyunca, İslam Devrim Muhafızları'nda general olmasından kaynaklanan sertlik yanlısı tutumlar ile Batı felsefesi doktorasından kaynaklanan açılımı birleştirmeyi başardı. Bu ona, orduya kendi diliyle hitap etme ve Batı ile kendi araçlarını kullanarak etkileşim kurma yeteneği kazandırdı. Onun dehası, zıt akımlar arasında geçiş yapabilme yeteneğinde açıkça görülüyordu. İran İslam Cumhuriyeti Radyo ve Televizyon Kurumu (IRIB) başkanlığı döneminde, sertlik yanlısı muhafazakar kanadın sütunlarından biri gibi görünüyordu. Onun döneminde kurum, reformistleri hedef almak ve siyasi tutukluların itiraflarını yayınlamak için kullanılan bir platform olarak kullanıldı. Daha sonra Batı ile uzlaşmacı bir müzakereci ve çeşitli platformlarda reformistlerin müttefiki imajına büründü.

2021 ve 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasının engellenmesi de dahil olmak üzere, İbrahim Reisi döneminde kasıtlı olarak dışlanmasının ardından, Mesud Pezeşkiyan'ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle güvenlik teşkilatına geri döndü. Onun dönüşü, özellikle Haziran 2025'teki 12 günlük savaştan sonra, hassas güç dengesini yönetebilecek bir figür gerektiği için Hamaney tarafından onaylanan zorunlu bir tercihti. Pezeşkiyan için ise Laricani, iktidar koridorlarında, derin devlet ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu içinde kendisinde olmayan anahtarlara sahip bir ortaktı.

frbrfg
Ali Laricani, 16 Şubat 2020'de Şam'daki bir basın toplantısında (Reuters)

Laricani, sık sık “şahin kanadında yer alıp reformistler ile de kol kola girebilen adam” olarak tanımlandı. Askeri geçmişi, özellikle 2015 yılındaki nükleer müzakereler sırasında, meclis başkanı olarak nüfuzunu kullanarak anlaşmayı sadece 20 dakikada meclisten geçirmesiyle, Devrim Muhafızları içindeki sertlik yanlısı kanat ile defalarca çatışmasına engel olmadı. Bu duruşu, onu rejimin hayatta kalmasını sağlamak için ideolojik ilkelerinden bile ödün veren anlaşmaları kabul eden “yeni bir Rafsancani” olarak tanımlayan sertlik yanlılarıyla ters düşürdü. Ayrıca Hasan Ruhani ve Muhammed Cevad Zarif gibi ılımlı isimlerle yakın ilişkiler kurarak, onlarla birlikte Washington ile müzakereyi yaptırımlar kıskacından kurtulmanın tek yolu olarak gören bir tür ittifak oluşturdu. 2021'de reformist İbtikar gazetesinin belirttiği gibi, “Ruhani ve Laricani, sertlik yanlılarına karşı aynı kategoriye yerleştirilebilir.”

Bir aile nüfuz ağı: Agazade

İranlı bir kaynağa göre, Laricani ailesi, gücün sadece kişisel bir konum değil, İran'da tüm devlet kurumlarında rol dağılımına benzeyen ailevi nüfuz ağlarının bir modelini temsil ediyor. Ailenin dini kökenleri de var; babaları Ayetullah Mirza Haşim Amoli, önde gelen bir dini otoriteydi.

Suikastından önceki aylarda Ali Laricani birçok dosyayı yönetti. Ali Hamaney tarafından bütün güvenlik ve askeri kurumların siyasi sorumluluğu kendisine verilerek, savaş dosyasını yönetmekle görevlendirildi

Laricani kardeşler, yasama, yargı ve yürütme olmak üzere hükümetin üç kolunun yanı sıra akademik, diplomatik ve hatta finans kurumlarında da yüksek rütbeli pozisyonlar elde ettiler. Ali Laricani, ailenin güvenlik ve siyaset alanındaki aklıydı ve 12 yıl boyunca meclis başkanı, iki kez de Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri olarak görev yaptı. En büyük kardeşi Sadık Amoli, ailenin dini ve hukuki alandaki ağırlığını temsil ediyor ve yargı başkanı olarak görev yaptıktan sonra şimdi de Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı olarak görev yapıyor. İkinci kardeşi Muhammed Cevad, diplomatik stratejist ve rejimin yurtdışındaki insan hakları sicilinin savunucusu olarak tanımlanıyor. Üçüncü kardeşi Bakır ise Sağlık Bakanlığı ile tıp ve akademik kurumlardaki pozisyonları aracılığıyla hükümet kurumları içindeki etkisini genişletti. En küçük kardeş Fazıl, aile ağının ekonomi müdürü veya muhaliflerinin deyimiyle “finans direktörü”dür.

gfbg
Tahran'da ABD ve İsrail hava saldırılarında öldürülen komutanlar için düzenlenen anma töreninde, İranlı bir kadın Dini Lider Mücteba Hamaney ve babası Ali Hamaney'in fotoğrafını taşıyor, 11 Mart (Reuters)

Ailenin gücü, iktidardaki dini elitle ailevi ittifaklar kurma yoluyla siyasi pozisyonlarını pekiştirmeye dayanıyor. Ali Laricani'nin, İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu Ruhullah Humeyni'nin arkadaşı olan devrimci düşünür Murtaza Mutahhari'nin kızıyla evliliği, sadece sosyal bir bağlantıdan daha fazlasıydı. Bu, Humeyni'nin evine ve en yüksek karar alma çevrelerine kalıcı giriş vizesiydi ve aileye 1980'lerden itibaren bir rol kazandırdı.

Hamaney ve Laricani'nin yokluğundan sonra iktidar

Hamaney suikastı ve ardından Laricani'nin öldürüldüğünün açıklanması, rejimi yeni ve farklı bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Rekabet halindeki grupları dengeleyen Dini Liderin yokluğu ile “pragmatik yönetici”nin öldürülmesi, pozisyonların sertleşmesinden çöküşe veya zorla taviz vermeye kadar çeşitli olasılıklara zemin hazırlıyor. Geleneksel sivil ve güvenlik liderliğinin yokluğunda Devrim Muhafızları daha da sertleşecek ve tam kontrolünü pekiştirmeye çalışacaktır. Bu aynı zamanda rejim için iç krizlerinden bölgesel çatışmayı tırmandırarak kurtulması için yeni bir yol anlamına da geliyor.

Laricani'nin ölümü, rejimi Venezuela senaryosuna benzer tavizler vermeye itebilir. Şu ana kadar, nükleer mesele ve bölgesel politika konusunda tavizler vererek yaptırımların kaldırılması karşılığında rejimin hayatta kalmasını sağlamayı amaçlayan reformistlerin projesi de budur. Bu yol, reformistlerin askeri kurumu tavizlerin çöküşü önlemenin tek yolu olduğuna ikna etme yeteneğine bağlı ve bu yol Pezeşkiyan ve Ruhani'den destek alabilir.

Ancak liderlere yönelik suikastlar, iktidarın dağılmasına yol açacak ve baskı ve ekonomik krizlerden bunalmış halkı, rejimin kalanını devirecek bir ayaklanmaya teşvik edecektir.

Savaşın etkileri ve Laricani'nin rolü

Suikastından önceki aylarda Ali Laricani birçok dosyayı yönetti. Ali Hamaney tarafından bütün güvenlik ve askeri kurumların siyasi sorumluluğu kendisine verilerek savaş dosyasını yönetmekle görevlendirildi. Ayrıca, gerekli savaş teçhizatını üretmek için insansız hava aracı ve balistik füze fabrikaları gece gündüz çalışırken, Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı ile yabancı güçlerle müzakere manevrasını da yönetti. Aynı zamanda 7 Ekim’den bu yana aldıkları darbelerden sonra Lübnan, Irak ve Yemen'deki vekil güçlerin durumunu takip etme görevini de üstlendi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterinin ölümü sadece bir kişinin kaybı değil, aynı zamanda Humeyni'nin siyasi projesine indirilen bir başka darbedir. Onun ölümüyle Tahran, son parlak beyinlerinden birini kaybetmiş gibi görünüyor

Suikastından önceki son açıklamaları, İslam ülkelerinin “Büyük Şeytan ve Küçük Şeytan'a karşı savaşında İran'ı yalnız bırakmasından” duyduğu hayal kırıklığını ortaya koyuyordu. Laricani, ülkesinin güçleri çevresindeki sekiz Arap ve İslam ülkesini (Suudi Arabistan, BAE, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Irak ve Türkiye) vururken, “İslami birlik” kavramını yeniden canlandırmaya çalışıyordu.

trbht
İranlılar, Tahran'da ABD-İsrail saldırısının ilk günlerinde öldürülen Devrim Muhafızları komutanları için düzenlenen anma törenine katılıyor, 11 Mart (AFP)

Ailesi için ölümünün duyurulması yeni bir aşamayı, belki de nihayetinde siyasi çöküşlerine yol açacak bir darbeyi işaret ediyor; her ne kadar kardeşi Sadık halen Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin başında olsa da. Ailenin gücü, Ali'nin kurumları birbirine bağlama yeteneğinde yatıyordu ve onun yokluğuyla, birçok pozisyon üzerindeki kontrolleri iç rakiplerine açık hale gelecektir.

Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da kendisini sertlik yanlılarından koruyan müttefikini kaybetti. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Devrim Muhafızları'nın artan gücü karşısında oluşan bu boşluk, Cumhurbaşkanı’nı ya istifa etmeye ya da tamamen göstermelik bir figür olmaya itebilir. Bu arada gerçek güç, reformist eğilimlere güvenmeyen Devrim Muhafızları generallerinin liderliğindeki yeni “Savunma Konseyi”nin elinde yoğunlaşabilir.

Suikast, İsrail istihbaratı ve teknolojik nüfuzuna karşı güvenlik ağının başarısızlığını temsil ediyor ve rejimin yanıtı, baskıyı yoğunlaştırmak olacaktır; bu baskı, dengesini kaybetmiş bir rejim için son “ölüm dansı” olabilir. Aynı zamanda, Devrim Muhafızları'nın bölge genelinde ayrım gözetmeksizin çatışmayı tırmandırmaya yönelmesi riski artıyor, çünkü artık topyekun savaşı iç çöküşünü ertelemenin bir yolu olarak görüyor. Bu, Yemen'deki uyuyan hücreler ve Husiler gibi, gelişmeleri bekleyen birçok uluslararası ve bölgesel dosyanın aktif hale getirilmesi anlamına geliyor.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterinin ölümü sadece bir kişinin kaybı değil, aynı zamanda Humeyni'nin siyasi projesine indirilen bir başka darbedir. Onun ölümüyle Tahran, son parlak beyinlerinden birini kaybetmiş ve dış saldırılar ile olası halk ayaklanmaları arasında kaderiyle baş başa kalmış gibi görünüyor.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.