Rusya, ‘Wagner’ aracılığıyla çatışma bölgelerine nasıl girdi?

Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)
Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)
TT

Rusya, ‘Wagner’ aracılığıyla çatışma bölgelerine nasıl girdi?

Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)
Ukrayna Donetsk’te konuşlanan Moskova destekli ayrılıkçılar (Reuters)

Ahmed Abdulhakim
Moskova'nın 2015 yılı sonlarında Suriye iç savaşına doğrudan dahil olmasıyla ünlenen ve özel bir Rus güvenlik şirketi olan ‘Wagner’ adlı askeri örgütün gizemi, ortaya çıkışının üzerinden yaklaşık altı yıl geçmesine rağmen belirsizliğini korumaya devam ediyor. Uluslararası ajansların haberlerine göre Wagner savaşçıları, Doğu Avrupa'dan Asya ve Latin Amerika'ya ve ‘geçici bir süre göründüğü’ kara kıtanın kalbi Kuzey Afrika'ya kadar çeşitli çatışma bölgelerinde ortaya çıktı.
Rusya, Anayasası’nın  ‘Paralı askerlerin istihdamı, finansmanı veya eğitiminin yanı sıra bunların çatışmalarda ve askeri operasyonlarda kullanılması yasaktır’ yazan ceza kanunun 359’uncu Maddesi’nin 1’inci Fıkrası uyarınca Wagner’in resmi olarak emrine tabi olduğuna dair söylemleri her zaman reddediyor. Ancak Wagner’ın ‘Kremlin adına gizli muharebe misyonları üstlenen, resmi olmayan bir askeri kol’ olduğu yönündeki uluslararası suçlamalarla birlikte, askeri grubun kurulması, finansmanı ve doğrudan bağlı olduğu kurum ile ilgili çok sayıda soru işareti söz konusu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı araştırma “Kim bu silahlı grup? Faaliyetlerine nasıl başladı ve nasıl genişletti? Grubu kim yönetiyor? Hangi hedefler doğrultusunda çalışıyor?” şeklindeki soruların yanıtlarını bulmaya ve gizemini koruyan askeri grupla ilgili tutarsızlıkları ve anlaşmazlıkları sorguluyor. Uzmanlara ve gözlemcilere göre askeri grubun çalışmaları ve faaliyetlerinin genişlemesi, Rusya'nın son yıllardaki yayılması ile bağlantılı.

Wagner’ın ortaya çıkışı ve kuruluşu
Wagner Grubu'nun ortaya çıkış ve kuruluş koşullarına ilişkin özel bir bilgi bulunmamakla birlikte raporlar ve uzmanlar, Wagner savaşçılarının faaliyetlerine başlamasının, özellikle Rusya’nın Mart 2014’te ilhak ettiği Kırım Yarımadası’nda olmak üzere Rus yanlısı güçlerin Ukrayna hükümetine karşı ayaklanmasıyla Ukrayna çatışması sırasında ortaya çıktıklarına işaret ediyorlar. Batılı ülkeler Rusya’nın Kırım’ı ilhakını yoğun bir şekilde eleştirdiler. Ardından Moskova’nın, Eylül 2015'te Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimini desteklemek için Suriye çatışmasına dahil olmasıyla bu silahlı grup daha da ön plana çıktı. Ancak Rusya merkezli bağımsız haber sitesi Fontanka’nın haberine göre sonrasında Moskova, resmen giremeyeceği veya ön plana çıkmayacağı yerlerde ve bölgelerde Wagner’ın faaliyetlerini genişletti.
Reuters’ın Wagner’a yakın kaynaklara dayandırdığı bir araştırma haberine göre Rus özel askeri grubu, Rusya’nın Esed hükümetini desteklemek için Suriye'de düzenlediği yoğun bombardımanlarının başlangıcına denk gelen 2015 sonbaharlarında kuruldu. Buna karşın ABD merkezli Los Angeles Times gazetesinin haberine göre grup, 2014 yılında, Ukrayna’daki ayrılıkçı isyancılarla birlikte Ukrayna krizinde oynadığı rol nedneiyle ABD'nin yaptırım uyguladığı Rus ordusundan emekli eski Tuğgeneral Dimitry Valeriyeviç Utkin tarafından kuruldu. Bununla birlikte tıpkı Utkin gibi, birçok Wagner savaşçısı ilk olarak 2014'te Ukrayna'nın doğusunda Ukrayna güçlerine karşı savaşan Rus destekli ayrılıkçı milislerin başlattığı bir hareket içinde savaştı.

Başlıca finansman kaynağı
Los Angeles Times haberinde Wagner'ın gücünün bir grup emekli Rus askeri personele dayandığını belirtti. Bunların başında da Rusya Devlet Başkanı’na yakınlığıyla bilinen ve ‘Putin’in aşçısı’ olarak tanınan Rus milyarder Yevgeny Prigozhin ve Utkin yer alıyor. Özel askeri şirketlerin Rusya'da yasadışı olduğu biliniyor. Bu yüzden şirket Arjantin'de kayıtlı. Gazete, grubun birincil finansman kaynağının faaliyet gösterdikleri farklı ülkelerde maden kaynaklarının korunması karşılığında ödeme almak gibi doğal kaynaklar üzerine yapılan kârlı sözleşmeler olduğunu belirtiyor.

Suriye'deki Rusya yanlısı savaşçılardan biri (Reuters)
Grubun Prigozhin’a ait olduğuna dair bilgilerin çoğu aynı olsa da bir yandan Rusya Savunma Bakanlığı ile kapsamlı ticari ilişkileri olduğu söylenirken diğer yandan ABD Hazinesi Bakanlığı’nın Aralık 2016'da Prigozhin’a yaptırımlar uyguladığına açıklaması ortaya çelişkili bir durum çıkarıyor. ABD’nin 2016’daki bu yaptırımlarını 2017 yılında Rus şirketlerine Ukrayna'daki faaliyetleri ve Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçılarla olan bağlantıları nedeniyle uygulanan yaptırımlar listesine tüm Wagner grubunun da dahil etmesi takip etti.

Wagner grubundaki savaşçı sayısı
Batılı güvenlik ve askeri uzmanlar, Wagner savaşçılarının sayısının birkaç bin olduğunu tahmin ediyorlar. Rusya merkezli RT Arabic gazetesi grubun savaşçı sayısını bin 600 olduğunu tahmin ediyor. Bu da grubun Suriye'deki faaliyetlerinin genişlemesiyle birlikte savaşçı sayısının hızla arttığını gösteriyor. Batılı kaynaklar ise raporlarında Wagner bünyesinde 5 binin üzerinde silahlı ve eğitimli personel olduğuna işaret ediyorlar. Fontanka haber sitesinin haberine göre Wagner'ın ana gücünü Afganistan ve Çeçenistan’daki çatışmalarda yer almış gaziler oluştururken güvenlik şirketi genel olarak sınırlı askeri deneyime sahip acemi askerleri işe alarak birkaç haftayı geçmeyen bir askeri eğitimden sonra onları savaş bölgelerine gönderiyor.  Wagner savaşçıları, ortalama bir Rus vatandaşının gelir düzeyine kıyasla yüksek sayılabilecek yaklaşık 4 bin dolar maaş alıyorlar.

Yevgeny Prigozhin (solda) Rusya Devlet Başkanı Putin’e akşam yemeğini sunarken (Reuters)
Reuters’ın haberine göre Wagner savaşçılarının çatışma bölgelerindeki çalışmaları, kimlik bilgileri ve sıkı bir şekilde formüle edilmiş sözleşme şartları konusunda yıllardır devam eden gizemin ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Nisan 2018'de dönemin CIA direktörü iken yaptığı açıklamada, ‘ülkesinin Şubat 2018’de Suriye'deki büyük bir savaş sırasında yüzlerce Rus vatandaşını öldürdüğünü’ söyledi. Bu açıklama, çalışmalarına daha fazla dikkat çekilen Wagner'in faaliyet rotasında bir değişikliğe gitmesinin zamanının geldiği anlamına geliyordu. Fransa’da yayınlanan Liberation gazetesi tarafından daha önce hazırlanan bir rapora göre Wagner savaşçılarının Suriye’deki çatışmaya dahil oldukları bilgisi gizliydi. Bununla birlikte Rusya, söz konusu savaşçıların ölümlerine dair resmi bir açıklama yapmıyor ve onları savaşa katılan Rus askerleri gibi resmi cenaze törenleriyle ülkeye getirmiyor.

Wagner neden kuruldu?
Rus yetkililerin, resmi kurumlarla herhangi bir özel güvenlik şirketi arasında doğrudan bir bağlantı olmadığı konusundaki ısrarlı açıklamalarına rağmen Batılı bir takım gözlemciler ve bazı başkentler grubun Rus ordusunun askeri kıyafetlerinden farklı kamuflajlar giyen savaşçılarıyla yaptığı çalışmaların, Moskova'nın çıkarlarını sağlama ve genişletme stratejisinin önemli bir parçası olduğu göz önünde alındığında böyle bir bağlantı olduğunu vurguluyorlar.
Rus güvenlik analisti Pavel Felgenhauer, Rusça yayın yapan Novaya Gazeta’daki köşesinde bu paralı askerlerin kullanımının aldıkları üst düzey eğitim nedeniyle bir gün güvenlik ve politik bir tehdit haline gelebileceklerini söylerken bu savaşçıların Kremlin'in Rusya'nın stratejik ortaklarıyla çıkarlarını riske atmamak için ön plana çıkmadan dış politika hedeflerini gizlice sürdürmesine izin verdiklerini ve Rusya için önemli tehlikeleri ortadan kaldırdıkları bir takım hedeflere ulaştıklarını kaydetti. Felhenhauner Wagner savaşçılarının ‘Kremlin’den yeşil ışık yakılmadan’ Rus güvenlik ve askeri hizmetlerinin kontrolü altında çalıştığını da sözlerine ekledi.

Yüksek riskli görevler
ABD merkezli dış politika dergisi Foreign Policy’ye göre Wagner savaşçılarına çatışma bölgelerinde yüksek riskli görevler veriliyor. Bu bağlamda dergi, Wagner savaşçılarının örneğin Ağustos 2017'de DEAŞ tarafından ele geçirilen Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tedmur (Palmira) şehrinin özgürleştirilmesi operasyonuna katıldıklarına dikkat çekti.
Dergi şöyle devam ediyor:
“Moskova'nın dahil olduğu çok sayıdaki savaş cephesiyle birlikte ordudaki ölü sayısı arttıkça Rus hükümeti üzerindeki iç baskı da arttı. Bu yüzden Moskova resmi güçlerinin saflarında yaşanan ölümleri azaltmak için bu tür çalışmaya gitti.”
Gözlemciler, Moskova’nın Wagner Grubu’na son yıllarda askeri olarak dahil olduğu ülkelerdeki petrol tesislerini ve doğal kaynakları koruma görevleri verdiğini söylüyorlar. Bu rolü de Yevgeny Prigozhin’e ait olduğu bilinen ‘Evro Polis’ adlı şirket üstleniyor. 

Suriye'deki bir Rus askeri aracı (AFP)
En önemli savaş alanları

Wagner’in çalışma alanları sadece Ukrayna ve Suriye ile sınırlı değil. Yapılan araştırmalar grubun Sudan, Orta Afrika, Venezuela ve son olarak Libya gibi dünyanın farklı bölgelerinde de roller üstlendiğine işaret ediyorlar.
Reuters’ın geçtiğimiz yılın sonlarında gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre Wagner Grubu savaşçıları, Rusya'nın müttefiki Venezuela Devlet Başkanı Nicholas Maduro'yu desteklemek ve özellikle 2019'un sonlarında yükselen protesto dalgası sonrasında onu iktidarda tutmak için başkent Karakas'a gittiler. Grup ayrıca, Nisan 2019'da görevden alınan Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir yönetimini desteklemek için de Hartum’a gitti.
Wagner’ın faaliyetleri ve üstlendiği görevlerin niteliği ilgili tahminler ve bilgiler bir sahadan diğer sahaya bir ülkeden diğerine göre değişiyor. Bu değişikliğin ana kaynaklarından biri, Rus özel güvenlik şirketi sorumluların grubun görevlerinin niteliğine dair açıklamalarındaki belirsizliktir

Libya'da üstlenilen çeşitli görevler
Kaynaklar ve raporlar, Wagner’ın Suriye'de çok çeşitli görevler üstlendiğini belirtirken, başlarda savaş alanlarında rejim güçlerini eğitmekle sınırlı olduğu, ancak daha sonra Rus ordusu yerine Wagner savaşçıları ile savaşılmaya başlandığı, böylece Suriye ordusunun moralini ve verimliliğini artırmanın yanı sıra Rus askerlerinden verilen zayiatın azaltıldığı vurguladılar. Fakat Wagner savaşçılarının son savaş bölgesi Libya’da üstlendikleri rol de farklı.
Avrupa raporlarına ve Pentagon tarafından yapılan ABD’nin resmi suçlamalarına göre 2019'un sonlarında Libya'daki ‘Rus paralı asker’ sayısı 800 ila bin 400’e ulaşırken bu savaşçılar Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ve ona sadık güçleri eğitmenin ve desteklemenin yanı sıra güvenlik ve askeri danışmanlık sağlıyorlar.
Geçtiğimiz Mayıs ayında yayınlanan ve Wagner grubundaki yüzlerce gayriresmi Rus askeri personelinin sayılarının 800 ile bin arasında olduğunu tahmin edilen bir Birleşmiş Milletler (BM) raporunda grubun savaşçılarının Libya’daki çatışmaya dahil olduklarını bildirdi. BM’nin 57 sayfalık raporunda, grup savaşçılarının Ekim 2018'den bu yana Libya'da faaliyet gösterdiği, askeri araçları onarmak ve askeri operasyonlara katılmak gibi teknik yardımlar sağladıkları kaydedildi.
Libya'da çatışan her iki taraf da (Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve ülkenin doğusundaki LUO güçleri) diğer tarafı, saflarını desteklemek için paralı asker ve yabancı savaşçı kullanmakla suçluyor.
Rus basınında ve yabancı basında yer alan bilgilere göre Wagner'ın Sudan ve Orta Afrika'da görevleri de farklı niteliklere sahip. Wagner bu iki ülkede hükümetleri desteklemenin yanı sıra grup, Rus şirketleri için uygun koşullar yaratmanın bir ön adımı olarak altın, uranyum, elmas ve diğer doğal maden kaynaklarını korumakla görevlendirildi.



İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
TT

İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın nükleer müzakerelerin başlatılması yönünde talimat verdiğini bildirdi. Bu adım, yalnızca nükleer dosyayla sınırlı bir çerçevede ABD ile görüşmelere girilmesi ihtimalinin resmi düzeyde ele alındığına işaret ediyor.

Ajans, Tahran ile Washington arasında bu kapsamda müzakerelerin başlatılması konusunda bir mutabakata varılmasının mümkün olabileceğini aktardı.

Aynı bağlamda Tesnim Haber Ajansı, bilgili bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran ile ABD arasında önümüzdeki günlerde üst düzey yetkililerin katılımıyla müzakerelerin başlayabileceği ihtimalini doğruladı.

Kaynak, görüşmenin yer ve zamanının henüz netleşmediğini, ancak temasların İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff düzeyinde yapılmasının beklendiğini ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD ile yaşanan gerilimleri ele almak üzere farklı diplomatik yolların ayrıntılarını değerlendirdiğini söyledi. Bekayi, önümüzdeki günlerde somut sonuçlar elde edilmesini umduklarını dile getirdi.

Bekayi, Pezeşkiyan’ın yürüttüğü temasların ‘devlet başkanları düzeyinde ve Dışişleri Bakanlığı kanalıyla en üst seviyede’ gerçekleştiğini belirterek, yapılan ziyaretlerin ‘İran diplomasisinin ulusal çıkarları koruma çabalarının bir parçası’ olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise dün yaptığı açıklamada, İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi. Trump’ın bu açıklaması, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarısının ardından geldi.

Hamaney’in uyarılarını küçümseyen Trump, Florida eyaletinde bulunan Mar-a-Lago’daki malikanesinden gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Elbette bunu söyleyecek” dedi. Trump, “Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman haklı olup olmadığını görürüz” ifadelerini kullandı.

Axios internet sitesi, Trump yönetiminin İran’a farklı kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakere etmek üzere görüşmeye açık olduğunu ilettiğini aktardı. Konuya yakın kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar’ın, gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında, önümüzdeki günlerde Ankara’da Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında olası bir toplantı düzenlenmesi için temaslarını sürdürdüğünü bildirdi.

Beyaz Saray yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar almadığını ve diplomatik seçeneğe açık olmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkililer, Trump’ın müzakere söyleminin ‘bir manevra olmadığının’ altını çizdi.

Tahran, AB büyükelçilerini çağırdı

Bu kapsamda İran, Avrupa Birliği’nin (AB) DMO’yu ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmasını protesto etmek amacıyla, ülkede görev yapan AB üyesi tüm devletlerin büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığını açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, Tahran bu adımı AB’nin kararına resmi bir tepki olarak attı.

İran, AB’ye yönelik söylemini de sertleştirdi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün yaptığı açıklamada, AB ülkelerinin ordularını ‘terörist gruplar’ olarak nitelendirdi. Kalibaf’ın bu çıkışı, AB’nin DMO’yu terör örgütleri listesine alma kararına karşılık olarak geldi ve Avrupa’dan sert tepkilerle karşılandı.

AB dışişleri bakanları, DMO’yu tüm unsurlarıyla terör örgütleri listesine dahil etmişti. Karar, İran’daki üst düzey yetkililerden sert ve tepkili açıklamaların gelmesine yol açtı. Avrupa cephesinden doğrudan yanıt ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’dan geldi. Wadephul, İran’ın Avrupa ordularını ‘terörist’ olarak nitelemesini reddederek, bu açıklamayı “temelsiz ve propaganda amaçlı bir iddia” olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise Çin ve Rusya ile gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlara ilişkin olarak, bu konudaki liderlik kararlarında herhangi bir sorun ya da değişiklik bulunmadığını ifade etti.


İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
TT

İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)

Ortadoğu'nun güvenlik yapısı, eşi benzeri görülmemiş bir uçurumun eşiğinde duruyor. Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, kapsamlı bir anlaşma dayatmak veya Haziran 2025 savaşındakilerden bile daha yıkıcı saldırılar düzenlemek için USS Abraham Lincoln uçak gemisinin önderliğinde Körfez'e devasa bir yığınak yaparken, İran rejimi ikili bir varoluşsal krizle karşı karşıya; birincisi karşı koyamayacağı bir askeri tehdit, ikincisi ekonomik şikayetlerden kaynaklanan iç ayaklanmanın şiddetle bastırılması. Bu denklemde, Katar'ın katılımıyla İsviçre'den başlayarak çeşitli arabuluculuk çabaları ortaya çıkarken, Umman, en azından geçici olarak patlamayı kontrol altına alabilecek müzakereler ve görüşmeler için hazır bir arka kanal olmayı sürdürüyor.

Görüşmeler hakkında bilgili bir İranlı kaynağa göre, tehditlerin en yoğun olduğu dönemde bile birkaç müzakere kanalı sessizce işliyordu. Kaynak, işler açık bir çatışmaya doğru gidiyor gibi görünürken bile, Washington ile müzakerelerin asla durmadığını ifade etti.

İsrail açısından durum biraz farklı. Son iki yıl içinde İsrail, gelecekte tehdit oluşturabilecek herhangi tarafın peşine düşmeye dayalı bir “silahlı bekleme” stratejisi benimsedi. Haziran 2025'te İran'ın kapasitesinin önemli bir bölümünü yok ettikten sonra, Kudüs'teki bir Arap kaynağa göre Tel Aviv, “Tahran'ın müzakereleri siyasi bir manevra olarak kullandığına” inanıyor. İsrail’e göre İran rejiminin ekonomik çöküşü ve protesto hareketleri, İsrail'in mevcut kabiliyetleri içinde en tehlikeli olarak gördüğü balistik füze programının imhasını hızlandırmayı gerektiriyor. Bu görüş, Donald Trump ve ekibinin görüşüyle ​​çelişiyor; onlar, yaptırımların etkinliğinin, protestolar ve diyalog yoluyla azami siyasi baskıyla birleştiğinde, bu aşamada askeri saldırıdan daha tercih edilebilir olduğuna inanıyorlar.

İranlı kaynak, müzakerelerin siyasi manevra değil, birçok kişinin İran'a yakın bir saldırı beklediği dönemde başlayan gerçek bir süreç olduğunu ifade ediyor. ABD’nin askeri saldırı imasının sadece bir baskı taktiği olduğunu, Donald Trump'ın Tahran'ı açıkça tehdit etmesinin ardından geri adım atmasının da bunun kanıtı olduğunu belirtiyor.

Bu müzakere sürecindeki en önemli kanal, Tahran'da ABD’nin diplomatik temsilciliğini yürüten İsviçre Büyükelçiliği gibi görünüyor. İki taraf arasında tavsiyelerin iletilmesinin yanı sıra, teklif ve acil mesajlar alışverişi de bu büyükelçilik aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler ve karşılıklı çıkarları temsil eden ofisler aracılığıyla daha az etkili kanallar da mevcut.

Halihazırda yaşananlar, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman’ın da dahil olduğu birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testidir

Ancak İranlı kaynağa göre, şu anda en belirgin arabuluculuk rolünü, sorunlar karmaşıklaştığında veya bazı hassas noktaların hızlı bir şekilde çözülmesi gerektiğinde müdahale eden Katar yürütüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'ın Tahran ziyaretinin de bu bağlamda, belirli karmaşıklıkları çözmek için gerçekleştiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Umman'ın da rolü yok değil, ancak farklı bir karakter taşıyor. Mevcut aşamada ayrıntılı, günlük bir kanal olmaktan ziyade, yükselmesi halinde tansiyonu yönetmeye yönelik uzun vadeli stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Bu rol, geçmişte hassas nükleer müzakerelere sponsorluk etme mirasına dayanıyor.

Körfez arabuluculukları

Sahada birden fazla tarafın aktivizmi, bölgede savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlıyor. Birçok Körfez ülkesi, doğrudan arabuluculuk yoluyla değil, savaşın sonuçları konusunda uyarılarda bulunma yoluyla buna katılıyor. Başlıca endişe, küresel ekonomi etrafında dönüyor; çünkü savaşın patlak vermesi petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine, deniz üzerinden arzların durmasına, ulaşım ve enerjinin felç olmasına yol açacaktır. Bunlar, ABD, Çin, Avrupa ve İran'ın kendisi de dahil olmak üzere herkesi etkileyecek sonuçlardır.

Trump'ın savaşı kapsamlı anlamda kazançlı bir seçenek olarak görmediği aşikar. Elinde daha az maliyetli ve daha uzun süreli olduğunu düşündüğü yaptırımlar politikası var. Buna karşılık, askeri çatışma, büyük kayıplara ve uluslararası politikada sarsıntılara yol açacaktır, çünkü herhangi bir yanlış adım, kontrol altına alınması zor olacak geniş çaplı bir savaşı tetikleyebilir.

İranlı kaynak, Washington'un İran'da hızlı bir iç çöküşe bahis oynamanın zorluğunu anladığına işaret ediyor. Tahran, sahadaki güvenlik ve siber kontrolünü sıkılaştırdı ve daha önce protestoları iletmek veya ülkenin farklı şehirlerindeki protestocuları birbirine bağlamak için kullanılan uydu iletişim ekipmanlarının çoğunu ele geçirdi.

Peki, aslında ne görüşülüyor?

Görüşmelerin hâlâ genel çerçeveyi belirleme aşamasında olduğu açık. Bir kaynağa göre, Katar Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, İran'ı nükleer ve zenginleştirilmiş uranyumdan vekil güçler ile balistik füzelere kadar tüm tartışmalı konularda birden fazla ekip aracılığıyla müzakereleri kabul etmeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Edinilen bilgiler, halihazırda yaşananların, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman'ın da dahil olduğu, birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testi olduğunu ortaya koyuyor.

Trump tarafından önerilen anlaşma, İran rejimine varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor: savaş veya rejimin milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek kendini “açıkta bırakması”

İranlı kaynağa göre, Tahran'a sunulan seçenekler arasında, güven inşa etme konusunda belirli bir süre için geçici dondurma duyurusuyla birlikte, İran'ın zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınması da yer alıyor. Füze dosyasına gelince, Amerikalıların imkansız olduğunu bildiği tam bir söküm değil, kontrol ve güvence çerçevesinde görüşülüyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)

Ancak Kudüs'teki Arap kaynak, İran'ın tüm nükleer tesislerini hedef alan saldırılardan sonra zenginleştirme meselesinin çözüldüğünü ve artık İsrail'in birincil talebi olmadığını düşünüyor. Kaynak, Washington'un Tahran'ın elinde bulunan ve 400 kilograma eşdeğer zenginleştirilmiş uranyumu satın almayı teklif ettiğini de teyit ediyor.

Devasa filolar ve boyun eğme

Trump, İran'ın iç zayıflığından yararlanarak, elektronik savaş yetenekleri ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış bir saldırı filosunu Hint Okyanusu, Arap Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e konuşlandırarak bir uyarıda bulundu. Bu güç gösterisini Trump, “Venezuela'ya gönderilenden daha büyük” olarak nitelendirdi. İran rejimini devirecek “daha şiddetli” bir askeri saldırı yerine, balistik füzelerden, bölgesel vekil güçlerden (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar) vazgeçmeyi içeren kapsamlı bir nükleer anlaşma imzalamayı teklif etti. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gerilimin doruk noktasında, Umman diplomasisi felaket senaryosunu önlemek için harekete geçti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, 10 Ocak 2026'da “kurtarma misyonu” olarak nitelendirilen bir ziyaretle Tahran'a gitti. Washington'dan İran liderliğine açık uyarıda bulunan, doğrudan sözlü bir mesaj iletti: “Protestoculara yönelik infazları derhal durdurun ve bizim şartlarımızla müzakere masasına geri dönün, aksi takdirde ölümcül darbeyle karşı karşıya kalacaksınız.”

Busaidi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diğer bazı İranlı yetkililerle görüştü ve mesajın etkili olduğu görülüyor. Trump, aldığı “güvencelere” atıfta bulunarak, İran'ın 800 protestocunun infazını durdurduğunu açıkladı. Bu, protestocuları korumak için doğrudan askeri müdahale tehdidini yumuşattı ve odağı kapsamlı bir anlaşma için baskıya kaydırdı.

Krizin bir yönü de Amerikan baskısı ile İsrail'in pozisyonu arasındaki etkileşimdir. Bilgiler, Trump'ın İsrail saldırısını “ertelemeyi” Tahran ile pazarlık kozu olarak kullandığını ve net bir mesaj verdiğini gösteriyor: “Gerekli adımların atılması karşılığında İsrail'in size saldırmasını şimdilik engelleyeceğim.”

İran sınavı karşısında arabuluculuk

Trump'ın önerdiği anlaşma, İran rejimine mevcut haliyle varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor; savaş veya milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek rejimin kendisini “açıkta bırakması”.

İran'da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından temsil edilen reformist kamp, ​​yaptırımların kaldırılması, ekonominin kurtarılması ve sokağın yatıştırılması karşılığında, rejimin yeni haliyle de olsa korunması için tavizlerin gerekli bir bedel olduğuna inanıyor.

Sertlik yanlısı kamp, ​​yani Devrim Muhafızları ve Dini Lider Ali Hamaney'e yakın olanlar, bu talepleri “stratejik intihar” ve rejimin en önemli caydırıcı kozlarından mahrum bırakılması olarak görüyor. Bu görüş, arabuluculuğu hedef alan ve Amerikan vaatlerini “aldatma” olarak değerlendiren Keyhan gazetesinde de vurgulandı. Gazete, İran'ın vekil güçlerinden vazgeçmeyi kabul etmesinin “ileri savunma” doktrininin çöküşü anlamına geleceğini, bunun da İran topraklarını gelecekteki herhangi bir savaşa açık hale getireceğini ve rejimin prestijinin aşınmasına ve içeriden çöküşüne yol açacağını savundu.


"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)
TT

"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı tarafından cinsel suçlardan hüküm giyen iş adamı Jeffrey Epstein davasıyla ilgili olarak cuma günü yayınlanan dosyalar, Epstein'ın suçlarına ve servetine odaklanan, daha önce yapılmış cesur bir röportajı ortaya çıkardı. Röportajı yapan ona kendisini "şeytanın vücut bulmuş hali" olarak görüp görmediğini sormuştu.

BBC ve Sky News tarafından yayınlanan röportajdan yapılan alıntılarda, Epstein'ın yaklaşık iki saat süren uzun bir röportajda soruları yanıtladığı görülüyor. Röportajı yapan kişinin kimliği, röportajın tarihi ve röportajın nedenleri açıklanmadı.

Bir noktada Epstein'a parasının "kirli" olup olmadığı soruluyor ve o da "Hayır, değil; çünkü ben kazandım" diye yanıtlıyor. Röportajı yapan kişi, paranın "dünyanın en kötü insanlarına, korkunç şeyler yapanlara danışmanlık yaparak" kazanıldığını söylüyor; Epstein ise "Ahlak her zaman karmaşık bir konudur" diye karşılık veriyor.

Ayrıca Pakistan ve Hindistan'da çocuk felciyle mücadeleye yardımcı olmak için para bağışladığını da belirtiyor.

Ardından röportajcı ona, “Üçüncü dereceden bir cinsel suçlu musunuz?” diye soruyor. Epstein, “Hayır, birinci dereceden biriyim. En aşağı seviyedeyim.” diye yanıtlıyor. Daha sonra kendisini “şeytanın ta kendisi” olarak görüp görmediği sorulduğunda ise “Hayır, iyi bir aynam var.” diye karşılık veriyor.

Röportajcı sorunun ciddiyetinde ısrar ederek Epstein'ın şeytanın tüm özelliklerine sahip olduğunu söylediğinde, Epstein şu yanıtı veriyor: "Hayır, şeytan beni korkutuyor."

Görsel kaldırıldı.ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarıyla ilgili belgeler (AP)

Bu video, ABD Adalet Bakanlığı tarafından cuma günü yayınlanan milyonlarca dosya arasında yer alıyor.

Epstein, cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken, 2019 yılında Manhattan'daki bir hapishanede intihar etti. 2008 yılında para karşılığında bir çocuğu cinsel olarak istismar etmekten hapse girmişti.