ABD’nin Hurras ed-Din’i vurması Rusya’ya bir mesaj

ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç
ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç
TT

ABD’nin Hurras ed-Din’i vurması Rusya’ya bir mesaj

ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç
ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç

ABD’nin terör örgütü Hurras ed-Din yöneticisi Halid el-Aruri’ye ‘akıllı füze’ ile suikast düzenledi.
Suikast, Hurras ed-Din’in (HED) Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nun (BMGK) terör listesine eklenmesi konusunda Washington-Moskova hattında tartışmaların olduğu bir döneme denk geldi.
Aruri suikastı, ABD’nin Rusya’ya gönderdiği bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Batılı bir yetkili, BMGK’nın ön toplantılarında Rus ve Amerikalı diplomatların Hurras ed-Din’i (HED) terör listesine ekleme hususunda ihtilaf ettiğini belirtti.
Nitekim Rusya’nın HED’i BMGK’nın terör listesine ekleme noktasında acele ettiği bilinen bir durum.
Yetkilinin aktardığına göre, Amerikalı diplomatlar, Rusya’nın bu acelesini ‘HED’i terör listesine ekleyerek İdlib’deki muhalif silahlı gruplara askeri operasyon başlatmak için bahane üretme’ çabası şeklinde görüyor.
Washington’un terör sınıflandırmasıyla ilgili yaklaşımına değinerek batılı yetkili, “ABD, terörle mücadele ve buna imkan veren faaliyetler hakkında ortak kapsamlı bir görüş oluşmasını istiyor ve terör listesine eklemenin bir devletin isteğine göre değil, uluslararası alanda ortak sınıflandırmanın geçerli olması gerektiği görüşünde” ifadesini kullandı.

Hurras ed-Din (HED)
HED, Nusra Cephesi’nin 2016’da El-Kaide ile bağlarını kopardığını ilan etmesi nedeniyle örgüt lideri Muhammed Colani’ye (el-Cevlani)’ye muhalefet eden yöneticiler tarafından 2018’de kuruldu. Bu yeni örgütün yöneticileri arasında Ebul Kasım el-Ürdüni olarak tanınan Halid el-Aruri, Şura Meclisi üyeleri Samir Hicazi (Ebu Hammam eş-Şami veya Faruk es-Suri),  Sami el-Uraydi (Ebu Mahmud eş-Şami) ve Bilal Harisat (Ebu Hadice el-Ürdüni) yer alıyor. HED’in çağrısı üzerine Suriye’de birbiriyle çatışan en az 16 silahlı grup örgüte katıldı.
HED ile Ensar et-Tevhid Nisan 2018’de Nusretul İslam isimli gurubu kurdu. Bu grup daha sonraları başka örgütlerin de katılımıyla genişleyerek Ekim 2018’de Müslümanları Teşvik Et isimli operasyon odası kuruldu. Operasyon odası, 2018’de Türkiye ve Rusya’nın İdlib’le ilgili imzaladığı Soçi Mutabakatı’nı baltalamak amacıyla bir araya geldi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, 2019’un sonlarına doğru HED’i yabancı terör listesine aldığını ve Ebu Hammam el-Haşimi’yi (Nusra Cephesi’nin eski askeri yöneticisi) kara listeye eklediğini duyurdu. Bakanlık, Eylül 2019’da ‘Adalet İçin Ödül' adlı programı çerçevesinde HED’in üst düzey yöneticileri olarak nitelenen Ebu Abdulkerim el-Mısri, Faruk es-Suri ve Sami el-Uraydi'nin başına 5'er milyon dolar ödül koydu.

Çatışmasızlık anlaşması
Geçen haftalarda New York’taki Rus diplomatlar, HED’in BMGK’nın terör listesine alınması için girişimlerde bulundu. ABD’nin bu teklifi reddetmesi şaşkınlığa yol açtı. Ancak Washington Aruri’yi öldürerek El-Kaide’den aranan kişilere nasıl suikast düzenleneceği konusunda ‘ders’ vermek istedi.
2017’den bu yana Suriye’de, ABD ve Rusya orduları arasında çatışmasızlık anlaşması olduğu bilinen bir durum. Bu anlaşma, Fırat’ın doğusundaki Washington’un müttefikleri ile Fırat’ın batısındaki Moskova’nın müttefikleri arasında uygulanıyor. ABD, 2018’in başlarında Suriye’nin kuzeybatısındaki teröristlere baskın düzenledi ve Horosan Örgütü ve diğer örgütlerin onlarca yöneticini hedef aldı. Ancak ABD’nin bu adımı Rusya tarafından tepki aldı. İki taraf arasındaki anlaşmada Ebu Bekir el-Bağdadi suikastı gibi çok az sayıda istisna var. ABD güçleri Bağdadi suikastı öncesinde Rus tarafına ‘kontrol bölgelerinde özel bir askeri operasyon’ düzenleyeceklerini bildirerek, daha fazla detay vermemişti.

ABD füzesinin şifreleri
14 Haziran’da Ebul Kasım el-Ürdüni olarak tanınan Halid el-Aruri’nin suikastında kullanılan gelişmiş silahlı insansız hava aracı (SİHA) hakkında aktarılan bilgilere göre, ABD’nin suikastta kullandığı SİHA, R9X olarak bilinen Hellfire model füzeyi taşıyordu. Sivil kayıpları ve civardaki mülklere verilen zararı azaltma amacıyla geliştirilen bu model genelde tek bir liderin hedef alındığı operasyonlarda kullanılıyor.
Halid el-Aruri’nin, El-Kaide’nin Irak örgütlenmesinin başında bulunan ve 2006’da uğradığı suikastta öldürülen Ebu Masab ez-Zerkavi’nin damadı ve yol arkadaşıdır. Aruri, İran’ın 2015’te anlaşma karşılı serbest bıraktığı 5 El-Kaideli üst düzey yöneticiden biriydi.
ABD basınında Aruri suikastıyla ilgili çıkan haberlerde, ABD özel kuvvetlerinin operasyonda uzun bıçaklardan oluşan özel tasarım gizli bir füze kullandığı kaydedildi.
Operasyonda kullanılan Hellfire (cehennem ateşi) füzesinin hareketsiz savaş başlığıyla modifiye edilmiş bir model olduğu belirtildi. Füze, patlamak yerine Aruri’yi taşıyan aracın üzerinden yaklaşık 45 kilo ağırlığında metal fırlattı. Yüksek hızlı mermi Aruri’yi öldürmemiş olsa bile füzenin diğer özelliği neredeyse kesin olarak bu görevi yerine getirdi: Patlamadan saniyeler önce yoluna çıkan her şeyi parçalayabilecek şekilde hazırlanmış, içeri gizlenen 6 uzun bıçak.
New York Times gazetesi, R9X olarak bilinen bu Hellfire modelinin “Afganistan, Pakistan, Irak, Somali, Suriye ve Yemen gibi uzak coğrafyalarda düzenlenen operasyonlar sırasında sivil kayıpları ve civardaki mülklere verilen zararı azaltma amacıyla eski Başkan Barack Obama yönetiminden gelen baskı sonucu yaklaşık 10 yıl önce geliştirildiğini” aktardı.
Geçen yıl ilk kez tüm detayları paylaşılan füze, son yıllarda muhtemelen 6 kez kullanıldı.
ABD basınına bilgi veren yetkililer bu sıra dışı füzenin daha önce iki vakada kullanıldığını doğruladı. Bunlardan biri, 2000’de ABD’ye ait bir savaş gemisini bombalama planı yapmakla suçlanan Cemal Bedevi’nin Ocak 2019’da öldürüldüğü Yemen’deki saldırıydı. Bir diğeriyse El Kaide’nin iki numaralı ismi ve Usame Bin Ladin’in damadı Ebu Hayr el-Mısri’nin Şubat 2017’de Suriye’de öldürüldüğü operasyon oldu.
Şarku’l Avsat’a konuşan batılı yetkili, ABD’nin bu saldırıyla Rusya’ya ‘terör liderlerine karşı böyle suikast düzenlenir, sivillere ait mülkiyetleri ve altyapıyı imha ederek değil’ mesajı verdiğini belirtti.
Yetkili, “BM, hazırladığı bir raporda, Suriye’deki BM çalışanlarının konum bilgilerini Rus tarafına iletmelerine rağmen Moskova’nın İdlib’deki hastane ve sağlık kuruluşlarını koruyamadığını belirtiyor. Suikastın bu raporla eşzamanlı gelmesi dikkat çekici” ifadelerini kullandı.
Rusya son olarak, Suriye'de BM öncülüğünde yürütülen 'savaşan tarafların, sağlık merkezleri ile insani yardım çalışmalarını hedef almalarının önlenmesini amaçlayan' gönüllü koruma programından ayrıldığını duyurdu.
Moskova'nın kararı, geçen yıl hükümet güçleri ya da Şam yönetimiyle birlikte savaşan grupların ülkenin kuzeydoğusunda 3 hastane, bir okul ve bir de çocuklar için yapılan sığınağın vurulduğunu ortaya çıkaran BM iç soruşturma raporunun yayımlanmasının ardından geldi.

Rusya-Türkiye anlaşması
Yaklaşık bin 800 unsuru olduğu tahmin edilen HED, Türkiye ve Rusya’nın 5 Mart’ta imzaladığı Moskova Mutabakatı’na konu olan Suriye’nin kuzeybatısında faaliyet gösteriyor. Rusya ve Türkiye’nin açıkladığı ek protokolün dördüncü paragrafında, “Terörün tüm tezahürleriyle mücadele ve BM Güvenlik Konseyi’nin terörist olarak tanımladığı grupların ortadan kaldırılması kararlılığı” ifadeleri yer alıyor. Protokole ayrıca “Sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının hiçbir şekilde mazur görülemeyeceği” maddesi eklendi. Taraflar ayrıca bu anlaşmayla Halep-Lazkiye arasındaki anayolda ortak devriyeye çıkma noktasında uzlaştı.
Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) muhalif olan 5 radikal grup, 12 Haziran’da HED’in öncülüğünde “Fesbitu” (Sebat edin) adıyla ortak askeri operasyon odası kurduğunu ilan etti.

Yeni kurulan operasyon odasında yer alan radikal grupların isimleri şöyle;
1- El Mukatilin el-Ensar Tugayı
2- Cihad Eşgüdümü
3- Ensar ed-Din Cemaati
4- Hurras ed-Din
5- Ensar el-İslam Cemaati
Bu muhalif blok, Ensar ed-Din Cephesi, Ensar el-İslam ve Hurras ed-Din gruplarının 2018’de oluşturduğu 3’lü ittifakın genişletilmiş halidir. 3’lü ittifak, 2018’de Rusya ve Türkiye’nin imzaladığı Soçi Anlaşması’na karşı olduklarını ilan etmek için Harrid el-Müminin (Müminleri teşvik Et) Operasyon Odası kurmuştu.
Fesbitu operasyon odası, Moskova Mutabakatını reddediyor ve Hama’nın batısında Sehl el-Gab bölgesinde Suriye rejim güçlerine, Halep-Lazkiye üzerinde de Rusya-Türkiye ortak devriyesine çıkan askere saldırılar düzenliyor.

Kardeşlerin yutulması
Aktarılan bilgilere göre, Türkiye, radikal grupları içerden ‘dağıtmayı’ taahhüt etti. Nitekim Türk yetkililer de ilk kez İdlib’deki ‘terör örgütlerinden’ bahsetmeye başladı. Fakat HTŞ’nin sahadaki diğer radikal gruplarla mücadelede ön saflarda bulunması dikkat çekiyor. Nitekim HTŞ geçtiğimiz günlerde daha önce örgütün yönetici kadroları arasında yer alan Ebu Malik et-Telli olarak bilinen Cemal Zeyniyye’yi ‘isyan ve kaos çıkarmaya ve safları bölmeye teşvik etme’ suçlamasıyla İdlib’de tutukladı.
Bu gelişme, HTŞ ile Fesbitu operasyon odası arasında İdlib’in batısındaki Sehl er-Ruc ve Sehl el-Gab bölgesinde çıkan çatışmaların ardından geldi. HTŞ, önceki gün HED’e ateşkes dayatmayı başarsa da ateşkesin ömrü uzun olmadı ve taraflar birbirlerini yeniden tehdit etmeye başladı.
HTŞ’nin askeri kanadı Cuma akşamı, Fesbitu’ya işaret ederek, ‘başka bir operasyon odası veya grubun kurulmasını yasakladığını’ ilan etti. Örgüt, bundan sonra bütün askeri faaliyetlerin Fethül Mubin operasyon odası tarafından idare edileceğini bildirdi.
HTŞ’nin bu adımı, Fesbitu’nun son olarak yaptığı açıklamanın arkasından geldi. Fesbitu operasyon odasının açıklamasında, “İdlib’in batısındaki Arab Said beldesinde HTŞ ile imzaladığımız anlaşmanın ardından, HTŞ, İdlib’in kuzeydoğusundaki İdlib kırsalında bulunan Sermeda kasabasında ve Lazkiye kırsalındaki Fesbitu karargahlarına baskın düzenledi” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, “Bun onursuz ihanetin devam etmesi ve karşı tarafın verdiği taahhütlere bağlı kalmaması halinde Arab Said’deki anlaşma feshedilecek” denildi.
Şarku’l Avsat’a konuşan bir saha komutanı, “HTŞ, kendisini, ‘diyalog yapılması gerekilen örgüt’ diye sunmak için Türkiye’nin de onayını alarak Hurras ed-Din’i ortadan kaldırma kararı aldı. Kardeşlerin yutulması, bu rol HTŞ’ye verilene kadar sürülecek” dedi.



Güney Lübnan’daki Sur ve Nebatiye’ye düzenlenen İsrail hava saldırılarında 19 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Güney Lübnan’daki Sur ve Nebatiye’ye düzenlenen İsrail hava saldırılarında 19 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Güney Lübnan’da dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında 19 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada can kaybına dair yeni bilgiler paylaştı. Öte yandan Hizbullah, İsrail güçleriyle çatışmalara girdiğini duyurdu. Tüm bu gelişmeler, taraflar arasında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen yaşandı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada, İsrail’in Sur’a bağlı Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği hava saldırısında ilk belirlemelere göre 10 kişinin yaşamını yitirdiğini, bunlar arasında üç çocuk ve üç kadının bulunduğunu, ayrıca biri çocuk olmak üzere üç kişinin yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Nebatiye ve Sur’a yönelik saldırılarda dokuz kişinin daha hayatını kaybettiğini, 29 kişinin yaralandığını açıkladı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) tarafından aktarılan bilgilere göre, İsrail hava saldırıları Sur bölgesinde Maşuk, el-Havş, Burc eş-Şemali, Marake, el-Mecadel ve Hanaviye gibi birçok noktayı; Nebatiye’de ise Dibbin ve Kfar Sir bölgelerini hedef aldı.

Güney Lübnan’da İsrail tarafından düzenlenen hava saldırılarında bir binanın üst katlarının çöktüğü, çevredeki yapılar ile park halindeki araçların da zarar gördüğü bildirildi.

Maşuk bölgesine yönelik saldırıda bir binanın iki üst katının yıkıldığı, çevredeki binalarda ve araçlarda da hasar oluştuğu aktarıldı. Nebatiye’deki es-Seray mahallesine düzenlenen saldırının ise dükkânlar, eski bir cami ve tarihi konutların bulunduğu bölgede büyük yıkıma yol açtığı, saldırı sonrası yoğun duman yükseldiğinin görüldüğü belirtildi.

İsrail Ordu Sözcüsü’nün dün Güney Lübnan’da, Litani Nehri’nin kuzeyinde yer alan 11 köy ile Batı Bekaa bölgesindeki bir yerleşim için iki kez tahliye uyarısı yaptığı, ardından Hizbullah’ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçlayarak saldırılar başlattığı ifade edildi. Ancak söz konusu uyarıların Deyr Kanun en-Nehr beldesini kapsamadığı kaydedildi.

İsrail ordusu ayrı bir açıklamada, Lübnan yönünden gelen bir insansız hava aracının (İHA) hava savunma sistemleri tarafından düşürüldüğünü duyurdu.

Öte yandan Hizbullah tarafından yayımlanan açıklamada, ‘direniş savaşçılarının’ dün saat 22.15’te Hadasa çevresine ilerlemeye çalışan İsrail ordusuna ait bir birliğe orta ve roketatar silahlarla saldırı düzenlediği, bu saldırıda bir Merkava tankının imha edildiği ve çok sayıda askerin yaralandığı iddia edildi.

ftbfgrg
Güney Lübnan’daki Deyr Kanun en-Nehr beldesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerden yükselen dumanı izleyen bir çocuk (AFP)

Hizbullah ayrıca dün, İsrail güçlerine karşı sınır hattındaki birçok noktada saldırılar düzenlediğini ve kuzey İsrail’deki Demir Kubbe batarya mevzilerinin hedef alındığını açıkladı.

Lübnan Sivil Savunma Teşkilatı ise İsrail’e ait bir devriyenin Raşiya el-Fahhar beldesi çevresine sızmasının ardından yedi Lübnan vatandaşının kaybolduğunu bildirdi.

Açıklamada, daha sonra bu kişilerden dördünün serbest bırakıldığı, üçünün ise halen İsrail güçlerinin elinde bulunduğu ifade edildi.

28 Şubat’ta İsrail-ABD’nin İran’a ortak saldırısıyla başlayan Ortadoğu’daki savaş çemberi, Hizbullah’ın İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine karşılık olarak 2 Mart’ta İsrail’e füze fırlatmasının ardından Lübnan’a da yayıldı.

İsrail, buna karşılık Lübnan’da geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güneydeki sınır bölgelerinde kara harekâtı da başlattı.

Ateşkesin 17 Nisan’da ilan edilmesinin ve 45 gün süreyle uzatılmasının yürürlüğe girmesinin ardından, İsrail güçlerinin Hizbullah unsurlarını hedef aldığını belirttiği saldırılarını ve sınır hattına yakın bölgelerde yıkım operasyonlarını sürdürdüğü bildirildi.

İsrail ordusunun ayrıca günlük olarak tahliye uyarıları yayımladığı, bu uyarıların zaman zaman sınır hattından uzak ve farklı bölgeleri de kapsayacak şekilde genişlediği, bu alanlarda hem yerel halkın hem de başka bölgelerden gelen yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu aktarıldı.

İsrail saldırılarında 2 Mart’tan bu yana 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği, ateşkesin ilk döneminden itibaren de onlarca kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

Dün ise İsrail ordusu, Güney Lübnan’da bir askerinin çatışmalarda öldüğünü açıkladı. Böylece son savaşın başlangıcından bu yana İsrail tarafında ölen asker sayısının 21’e yükseldiği ifade edildi.


Mladenov ile Hamas arasındaki görüş ayrılıkları... Bu durum Gazze anlaşmasını nasıl etkileyecek?

(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)
(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)
TT

Mladenov ile Hamas arasındaki görüş ayrılıkları... Bu durum Gazze anlaşmasını nasıl etkileyecek?

(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)
(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)

Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile Hamas arasındaki ilişkiler, tarafların karşılıklı suçlamalarda bulunduğu ve sorumluluğu birbirine yüklediği yeni bir gerilim sürecine girdi. Sürecin, aylardır ilerleme kaydedilemeyen ateşkes anlaşması nedeniyle daha da karmaşık hale geldiği belirtiliyor.

Taraflar arasındaki gerilim, Kahire’de yürütülen müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından daha da arttı. Son olarak Mladenov’un Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda ‘Hamas’ın anlaşmanın uygulanmasının önündeki engel olarak gösterilmesi’, hareketin sert tepkisine yol açtı. Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, karşılıklı suçlamaların ateşkes anlaşmasının tam olarak uygulanmasını olumsuz etkileyeceğini ve mevcut tıkanıklığı derinleştireceğini ifade etti.

Mladenov’un BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda, Gazze Şeridi’nde ateşkesin süregelen ihlal ve zorluklara rağmen yedi ay boyunca korunduğu belirtildi. Raporda, ‘kapsamlı planın uygulanmasının önündeki temel engelin Hamas’ın silahsızlanmayı ve Gazze üzerindeki kontrolü bırakmayı reddetmesi olduğu’ kaydedildi.

Hamas ise dün yayımladığı açıklamada, Barış Kurulu’nun raporunda yer alan ifadeleri reddetti. Açıklamada, raporun ‘İsrail hükümetini Gazze’de ateşkese yönelik günlük ihlallerinden sorumlu tutmayan bir dizi yanlış bilgi içerdiği’ savunuldu. Hamas ayrıca, silahsızlanma konusunun gündeme getirilmesinin ‘meseleyi karmaşıklaştırmayı ve aşamaları açık şekilde belirlenmiş ateşkes anlaşmasını sekteye uğratmayı amaçladığını’ ileri sürdü. Hareket, Gazze yönetiminin ulusal komiteye devredilmesine hazır olduğunu daha önce birçok kez dile getirdiğini de vurguladı.

Yaklaşık bir hafta önce Kahire’de gerçekleştirilen ancak sonuçsuz kalan görüşmelerin ardından Hamas ile Mladenov arasındaki anlaşmazlıklar daha da belirgin hale geldi. Hamas Siyasi Büro Üyesi Basim Naim, Barış Kurulu’nun üst düzey yetkilisine yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri uzmanı akademisyen Ahmed Fuad Enver, Mladenov ile Hamas arasındaki görüş ayrılıklarının giderek derinleştiğini belirterek, bunun Gazze anlaşmasına olumsuz yansıyacağını söyledi. Enver, Barış Kurulu yetkilisinin ‘İsrail’in imajını düzeltmeye çalıştığını ve Gazze Şeridi’ne yönelik kapsamlı saldırılar için zemin hazırladığını’ öne sürdü. Hamas’ın, Kassam Tugayları komutanlarından İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesine karşılık vermediğini hatırlatan Enver, buna rağmen hareketin Mladenov’dan eleştiri dinlemek zorunda kaldığını belirtti. Enver, “Bu durum ne herhangi bir arabulucunun ne de anlaşma sürecinin başarılı olmasına yardımcı olur” değerlendirmesinde bulundu.

Enver ayrıca, İsrail’in günlük ihlallerini sürdürdüğü ve anlaşmaya bağlı kalacağına dair herhangi bir güvence bulunmadığı sürece Hamas’ın silahsızlandırılmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti. Mladenov’a tutumunu gözden geçirme çağrısında bulunan Enver, aksi halde müzakere süreci ile bölgesel istikrarın zarar görebileceğini söyledi. Enver, “Mladenov artık müzakereleri kolaylaştıran değil, sürece yük olan bir isim haline geldi” dedi.

tghyju
Han Yunus’taki yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Filistinli siyaset analisti Husam ed-Decni, Mladenov’un ‘yalnızca silah meselesine odaklanan ve çatışmanın özü olan işgal ile Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını göz ardı eden İsrail yaklaşımını benimsediğini’ söyledi. Decni, bu tutumun ‘anlaşmanın uygulanmasına yönelik gerçek bir ilerlemeyi engellediğini ve ateşkesin çökmesi ile askeri gerilimin yeniden tırmanması dahil tehlikeli senaryolara yol açabileceğini’ ifade etti.

Sorunun Mladenov’un şahsından değil, yürüttüğü görevin niteliğinden kaynaklandığını savunan Decni, mevcut görevin, kim üstlenirse üstlensin Gazze’nin silahsızlandırılması ve bölge için halkın beklentileriyle örtüşmeyen yeni bir düzen kurulmasını hedeflediğini dile getirdi.

Bu gelişmeler, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin dün Londra’da Birleşik Krallık Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell ile gerçekleştirdiği görüşmede, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan ulusal komitenin görevine sahada başlamasının ve uluslararası istikrar gücünün hızla konuşlandırılmasının önemine dikkat çektiği bir dönemde geldi.

Enver, Mısır’ın, teknokratlardan oluşacak komitenin Gazze’ye giriş yapması ve istikrar güçlerinin konuşlandırılmasıyla anlaşma sürecinin ilerletilmesi gerektiği yönündeki vurgusunu sürdürdüğünü belirtti. Enver, bunun mevcut süreçte anlaşmayı tehdit eden siyasi manevraların aşılmasına katkı sağlayabileceğini söyledi.

Decni ise üç farklı senaryo öngördüğünü ifade etti. İlk senaryoda arabulucuların tüm tarafların kabul edebileceği yeni bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini belirten Decni, Mısır’ın komitenin göreve başlaması ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması yoluyla çözüm için bir kapı açmaya çalıştığını söyledi. Ancak bunun için öncelikle İsrail’in askeri tırmanışı durdurması, insani yardımların girişine izin vermesi ve olumlu bir atmosfer oluşturulması gerektiğini kaydetti. İkinci senaryonun mevcut durumun devam etmesi olduğunu belirten Decni, üçüncü senaryonun ise ‘yeniden kitlesel yıkım, zorunlu göç ve ölümlerin yaşanması’ olacağını söyledi. Decni’ye göre İsrail, özellikle İran’la savaş ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi nedeniyle ikinci senaryoyu tercih ediyor.


Mezardaki tanık, Irak’taki İsrail üssü gizeminin bir yönünü anlatıyor

Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)
Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)
TT

Mezardaki tanık, Irak’taki İsrail üssü gizeminin bir yönünü anlatıyor

Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)
Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)

Irak güçleri, son günlerde ülkenin çöl bölgelerinde tarama operasyonları yürüttü. Operasyonların, ABD ile İsrail’in bir tarafta, İran’ın ise diğer tarafta yer aldığı savaş sırasında konuşlandığı öne sürülen İsrail unsurlarını hedef aldığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre güvenlik güçleri, Necef ile Kerbela arasında Irak’ın güneybatısında bulunan en-Nuheyb çölü yakınındaki İsrail üssünün yerini tesadüfen ortaya çıkardığı söylenen bir çobana ait olabileceği değerlendirilen bir mezar taşına ulaştı. Buna rağmen Iraklı yetkililer, ‘olayı söylenti olarak değerlendirdiklerini’ ifade etti.

28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk günlerinde, Irak’ın güneybatısındaki Necef Çölü’nde yabancı güçlerin bulunduğuna ilişkin haberler yayılmıştı.

Geçtiğimiz hafta Wall Street Journal’ınn, İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı savaşı desteklemek amacıyla geçen mart ayında Kerbela ile Necef vilayetleri arasındaki Irak çölünde gizli bir askeri üs kurduğunu ortaya koymasının ardından, Irak makamlarının egemenliği sağlama ve yabancı ihlallerini engelleme kapasitesine ilişkin tartışmalar yeniden gündeme geldi. Farklı siyasi eğilimlerden yorumcular, söz konusu gelişmenin ciddi soru işaretleri doğurduğunu belirtti.

Birliklerin kimliği

AFP’nin Iraklı güvenlik yetkilileri ve görgü tanıklarına dayandırdığı habere göre, bir çoban bölgede askeri hareketlilik gördüğünü yetkililere bildirdi. Söz konusu kişinin, daha sonra bir helikopterin aracını hedef alması sonucu hayatını kaybettiği aktarıldı.

Irak makamları, Necef Çölü’nde ‘kimliği belirsiz’ yabancı güçlerin en fazla 48 saat boyunca bulunduğunu kabul ederken, bu güçlerin kimliğine ilişkin kesin bir açıklama yapmadı.

frbv
Necef’in güneybatısındaki en-Nuheyb çölünde arama yapan Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026 (AP)

İki Iraklı güvenlik yetkilisi, İsrail güçlerinin Necef Çölü’nde gizli bir üs kurduğunu ve savaş sırasında bu üssü kullandığını doğruladı. Yetkililerden biri, “İsrail güçleri, Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin döneminde inşa edilen terk edilmiş bir hava pistinde üs oluşturdu” dedi.

Wall Street Journal, 9 Mayıs’ta yayımladığı haberinde, aralarında Amerikalı yetkililerin de bulunduğu kaynaklara dayanarak, “İsrail’in İran’a yönelik hava harekâtını desteklemek amacıyla Irak çölünde gizli bir askeri tesis kurduğunu” ileri sürdü.

Gazete, söz konusu tesiste özel kuvvetlerin konuşlandığını ve savaş başlamadan kısa süre önce ABD’nin bilgisi dahilinde İsrail Hava Kuvvetleri için lojistik merkez olarak kullanıldığını yazdı.

Bir diğer Iraklı güvenlik yetkilisi ise Bağdat yönetiminin, Necef Çölü’nde bulunan güçlerin ABD’ye ait olup olmadığını Washington’a sorduğunu, ancak Amerikalı yetkililerin “Bunlar bizim güçlerimiz değil” yanıtını verdiğini söyledi.

ABD’nin, halihazırda Irak’ın kuzeyindeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarında DEAŞ’la mücadele kapsamında asker bulundurduğu ve Irak toprakları içindeki herhangi bir askeri faaliyet konusunda Bağdat’ı bilgilendirmesinin gerektiği belirtildi.

Üçüncü bir Iraklı güvenlik yetkilisi ise bölgede bulunan yabancı güçlerin ‘Amerikan unsurları ile İsrailli teknik ekiplerden oluşmuş olabileceğini’ değerlendirdi. Yetkili ayrıca, söz konusu dönemde bölgede Chinook tipi helikopterlerin uçuş yaptığının tespit edildiğini ifade etti.

Çölde neler oldu?

Savaşın ilk haftasında Irak basınında yer alan haberlerde, Suudi Arabistan sınırına yakın geniş Necef Çölü’nde bir çobanın askeri hareketlilik tespit ettiği öne sürüldü.

AFP’ye konuşan Iraklı güvenlik kaynakları, söz konusu çobanın aracının bir helikopter tarafından hedef alınması sonucu yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Çobanın, koyun satışı yapmak ve yakıt temin etmek amacıyla bölgede dolaştığı sırada, kendi ifadesine göre yabancı askeri güçlere ait olduğunu düşündüğü kişilerle karşılaştığı belirtildi.

AFP, çobana ait yanmış aracın hâlâ çölde bulunduğunu, aracın yanında ise bir koyuna ait iskeletin yer aldığını aktardı.

Çölde ayrıca çoban için dikildiği düşünülen sembolik bir mezar taşının bulunduğu, taşın üzerinde kişinin adı ile ölüm tarihi olarak ‘3 Mart’ ibaresinin yazıldığı ifade edildi.

hyj
17 Mayıs 2026’da Suriye sınırına yakın çöl bölgelerinde düzenlenen askeri operasyon sırasında Irak ordusu ve Halk Seferberlik Güçleri’ne ait araçlar (AFP)

Irak Ortak Operasyonlar Komutan Yardımcısı Kays el-Muhammedavi, 5 Mart’ta resmi Irak medyasına yaptığı açıklamada, Necef’te bir ‘indirme operasyonu’ gerçekleştirildiğini ve bu konuda DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) protesto notası verildiğini duyurdu.

Muhammedavi, ‘Necef Çölü’nde kişiler veya hareketlilik bulunduğuna’ ilişkin ihbarların ardından bölgeye bir birliğin gönderildiğini, ancak ekibin ‘havadan yoğun ateşe maruz kaldığını’ söyledi. Olayda bir güvenlik mensubunun hayatını kaybettiğini, iki kişinin de yaralandığını belirten Muhammedavi, daha sonra Terörle Mücadele Birimi’ne bağlı iki taburun bölgeye sevk edildiğini ancak yapılan taramalarda herhangi bir bulguya ulaşılamadığını ifade etti.

‘Konuşamayız’

Basında yer alan haberlere rağmen Irak makamları, söz konusu yabancı güçlerin kimliğine ilişkin şimdiye kadar resmi bir açıklama yapmadı. Iraklı bir güvenlik yetkilisi, “Irak güçleri kimliği belirsiz unsurlarla çatışmaya girmedi ve İsrail de Irak’ta bir indirme operasyonu gerçekleştirdiğini resmen açıklamadı” dedi. Yetkili ayrıca, “Konuşamayacağımız bazı konular var” ifadesini kullandı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, 11 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Irak güçlerinin çöl bölgelerinde tarama operasyonları yürüttüğünü belirterek, ‘şu anda Irak topraklarında izinsiz herhangi bir güç ya da üs bulunmadığını’ vurguladı. Açıklamada ayrıca, ülkenin itibarına zarar verdiği belirtilen haberlere karşı uyarıda bulunuldu.

AFP’nin aktardığına göre, İsrail ordusu ise söz konusu iddialarla ilgili yorum talebine yanıt vermedi.

Iraklı güvenlik yetkilisi, ülkenin kuzeybatısındaki Ninova vilayetinde yer alan bir çöl bölgesinde İsrail güçlerinin bulunduğuna dair başka ihbarlar da aldıklarını söyledi. Yetkili, bölgeye inceleme yapılması amacıyla Irak güçlerinin sevk edildiğini ancak ‘konuyu şimdilik söylenti olarak değerlendirdiklerini’ ifade etti.