ABD’nin Hurras ed-Din’i vurması Rusya’ya bir mesaj

ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç
ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç
TT

ABD’nin Hurras ed-Din’i vurması Rusya’ya bir mesaj

ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç
ABD baskınında öldürülen Ebul Kasım el-Ürdüni’yi taşıyan araç

ABD’nin terör örgütü Hurras ed-Din yöneticisi Halid el-Aruri’ye ‘akıllı füze’ ile suikast düzenledi.
Suikast, Hurras ed-Din’in (HED) Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nun (BMGK) terör listesine eklenmesi konusunda Washington-Moskova hattında tartışmaların olduğu bir döneme denk geldi.
Aruri suikastı, ABD’nin Rusya’ya gönderdiği bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Batılı bir yetkili, BMGK’nın ön toplantılarında Rus ve Amerikalı diplomatların Hurras ed-Din’i (HED) terör listesine ekleme hususunda ihtilaf ettiğini belirtti.
Nitekim Rusya’nın HED’i BMGK’nın terör listesine ekleme noktasında acele ettiği bilinen bir durum.
Yetkilinin aktardığına göre, Amerikalı diplomatlar, Rusya’nın bu acelesini ‘HED’i terör listesine ekleyerek İdlib’deki muhalif silahlı gruplara askeri operasyon başlatmak için bahane üretme’ çabası şeklinde görüyor.
Washington’un terör sınıflandırmasıyla ilgili yaklaşımına değinerek batılı yetkili, “ABD, terörle mücadele ve buna imkan veren faaliyetler hakkında ortak kapsamlı bir görüş oluşmasını istiyor ve terör listesine eklemenin bir devletin isteğine göre değil, uluslararası alanda ortak sınıflandırmanın geçerli olması gerektiği görüşünde” ifadesini kullandı.

Hurras ed-Din (HED)
HED, Nusra Cephesi’nin 2016’da El-Kaide ile bağlarını kopardığını ilan etmesi nedeniyle örgüt lideri Muhammed Colani’ye (el-Cevlani)’ye muhalefet eden yöneticiler tarafından 2018’de kuruldu. Bu yeni örgütün yöneticileri arasında Ebul Kasım el-Ürdüni olarak tanınan Halid el-Aruri, Şura Meclisi üyeleri Samir Hicazi (Ebu Hammam eş-Şami veya Faruk es-Suri),  Sami el-Uraydi (Ebu Mahmud eş-Şami) ve Bilal Harisat (Ebu Hadice el-Ürdüni) yer alıyor. HED’in çağrısı üzerine Suriye’de birbiriyle çatışan en az 16 silahlı grup örgüte katıldı.
HED ile Ensar et-Tevhid Nisan 2018’de Nusretul İslam isimli gurubu kurdu. Bu grup daha sonraları başka örgütlerin de katılımıyla genişleyerek Ekim 2018’de Müslümanları Teşvik Et isimli operasyon odası kuruldu. Operasyon odası, 2018’de Türkiye ve Rusya’nın İdlib’le ilgili imzaladığı Soçi Mutabakatı’nı baltalamak amacıyla bir araya geldi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, 2019’un sonlarına doğru HED’i yabancı terör listesine aldığını ve Ebu Hammam el-Haşimi’yi (Nusra Cephesi’nin eski askeri yöneticisi) kara listeye eklediğini duyurdu. Bakanlık, Eylül 2019’da ‘Adalet İçin Ödül' adlı programı çerçevesinde HED’in üst düzey yöneticileri olarak nitelenen Ebu Abdulkerim el-Mısri, Faruk es-Suri ve Sami el-Uraydi'nin başına 5'er milyon dolar ödül koydu.

Çatışmasızlık anlaşması
Geçen haftalarda New York’taki Rus diplomatlar, HED’in BMGK’nın terör listesine alınması için girişimlerde bulundu. ABD’nin bu teklifi reddetmesi şaşkınlığa yol açtı. Ancak Washington Aruri’yi öldürerek El-Kaide’den aranan kişilere nasıl suikast düzenleneceği konusunda ‘ders’ vermek istedi.
2017’den bu yana Suriye’de, ABD ve Rusya orduları arasında çatışmasızlık anlaşması olduğu bilinen bir durum. Bu anlaşma, Fırat’ın doğusundaki Washington’un müttefikleri ile Fırat’ın batısındaki Moskova’nın müttefikleri arasında uygulanıyor. ABD, 2018’in başlarında Suriye’nin kuzeybatısındaki teröristlere baskın düzenledi ve Horosan Örgütü ve diğer örgütlerin onlarca yöneticini hedef aldı. Ancak ABD’nin bu adımı Rusya tarafından tepki aldı. İki taraf arasındaki anlaşmada Ebu Bekir el-Bağdadi suikastı gibi çok az sayıda istisna var. ABD güçleri Bağdadi suikastı öncesinde Rus tarafına ‘kontrol bölgelerinde özel bir askeri operasyon’ düzenleyeceklerini bildirerek, daha fazla detay vermemişti.

ABD füzesinin şifreleri
14 Haziran’da Ebul Kasım el-Ürdüni olarak tanınan Halid el-Aruri’nin suikastında kullanılan gelişmiş silahlı insansız hava aracı (SİHA) hakkında aktarılan bilgilere göre, ABD’nin suikastta kullandığı SİHA, R9X olarak bilinen Hellfire model füzeyi taşıyordu. Sivil kayıpları ve civardaki mülklere verilen zararı azaltma amacıyla geliştirilen bu model genelde tek bir liderin hedef alındığı operasyonlarda kullanılıyor.
Halid el-Aruri’nin, El-Kaide’nin Irak örgütlenmesinin başında bulunan ve 2006’da uğradığı suikastta öldürülen Ebu Masab ez-Zerkavi’nin damadı ve yol arkadaşıdır. Aruri, İran’ın 2015’te anlaşma karşılı serbest bıraktığı 5 El-Kaideli üst düzey yöneticiden biriydi.
ABD basınında Aruri suikastıyla ilgili çıkan haberlerde, ABD özel kuvvetlerinin operasyonda uzun bıçaklardan oluşan özel tasarım gizli bir füze kullandığı kaydedildi.
Operasyonda kullanılan Hellfire (cehennem ateşi) füzesinin hareketsiz savaş başlığıyla modifiye edilmiş bir model olduğu belirtildi. Füze, patlamak yerine Aruri’yi taşıyan aracın üzerinden yaklaşık 45 kilo ağırlığında metal fırlattı. Yüksek hızlı mermi Aruri’yi öldürmemiş olsa bile füzenin diğer özelliği neredeyse kesin olarak bu görevi yerine getirdi: Patlamadan saniyeler önce yoluna çıkan her şeyi parçalayabilecek şekilde hazırlanmış, içeri gizlenen 6 uzun bıçak.
New York Times gazetesi, R9X olarak bilinen bu Hellfire modelinin “Afganistan, Pakistan, Irak, Somali, Suriye ve Yemen gibi uzak coğrafyalarda düzenlenen operasyonlar sırasında sivil kayıpları ve civardaki mülklere verilen zararı azaltma amacıyla eski Başkan Barack Obama yönetiminden gelen baskı sonucu yaklaşık 10 yıl önce geliştirildiğini” aktardı.
Geçen yıl ilk kez tüm detayları paylaşılan füze, son yıllarda muhtemelen 6 kez kullanıldı.
ABD basınına bilgi veren yetkililer bu sıra dışı füzenin daha önce iki vakada kullanıldığını doğruladı. Bunlardan biri, 2000’de ABD’ye ait bir savaş gemisini bombalama planı yapmakla suçlanan Cemal Bedevi’nin Ocak 2019’da öldürüldüğü Yemen’deki saldırıydı. Bir diğeriyse El Kaide’nin iki numaralı ismi ve Usame Bin Ladin’in damadı Ebu Hayr el-Mısri’nin Şubat 2017’de Suriye’de öldürüldüğü operasyon oldu.
Şarku’l Avsat’a konuşan batılı yetkili, ABD’nin bu saldırıyla Rusya’ya ‘terör liderlerine karşı böyle suikast düzenlenir, sivillere ait mülkiyetleri ve altyapıyı imha ederek değil’ mesajı verdiğini belirtti.
Yetkili, “BM, hazırladığı bir raporda, Suriye’deki BM çalışanlarının konum bilgilerini Rus tarafına iletmelerine rağmen Moskova’nın İdlib’deki hastane ve sağlık kuruluşlarını koruyamadığını belirtiyor. Suikastın bu raporla eşzamanlı gelmesi dikkat çekici” ifadelerini kullandı.
Rusya son olarak, Suriye'de BM öncülüğünde yürütülen 'savaşan tarafların, sağlık merkezleri ile insani yardım çalışmalarını hedef almalarının önlenmesini amaçlayan' gönüllü koruma programından ayrıldığını duyurdu.
Moskova'nın kararı, geçen yıl hükümet güçleri ya da Şam yönetimiyle birlikte savaşan grupların ülkenin kuzeydoğusunda 3 hastane, bir okul ve bir de çocuklar için yapılan sığınağın vurulduğunu ortaya çıkaran BM iç soruşturma raporunun yayımlanmasının ardından geldi.

Rusya-Türkiye anlaşması
Yaklaşık bin 800 unsuru olduğu tahmin edilen HED, Türkiye ve Rusya’nın 5 Mart’ta imzaladığı Moskova Mutabakatı’na konu olan Suriye’nin kuzeybatısında faaliyet gösteriyor. Rusya ve Türkiye’nin açıkladığı ek protokolün dördüncü paragrafında, “Terörün tüm tezahürleriyle mücadele ve BM Güvenlik Konseyi’nin terörist olarak tanımladığı grupların ortadan kaldırılması kararlılığı” ifadeleri yer alıyor. Protokole ayrıca “Sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının hiçbir şekilde mazur görülemeyeceği” maddesi eklendi. Taraflar ayrıca bu anlaşmayla Halep-Lazkiye arasındaki anayolda ortak devriyeye çıkma noktasında uzlaştı.
Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) muhalif olan 5 radikal grup, 12 Haziran’da HED’in öncülüğünde “Fesbitu” (Sebat edin) adıyla ortak askeri operasyon odası kurduğunu ilan etti.

Yeni kurulan operasyon odasında yer alan radikal grupların isimleri şöyle;
1- El Mukatilin el-Ensar Tugayı
2- Cihad Eşgüdümü
3- Ensar ed-Din Cemaati
4- Hurras ed-Din
5- Ensar el-İslam Cemaati
Bu muhalif blok, Ensar ed-Din Cephesi, Ensar el-İslam ve Hurras ed-Din gruplarının 2018’de oluşturduğu 3’lü ittifakın genişletilmiş halidir. 3’lü ittifak, 2018’de Rusya ve Türkiye’nin imzaladığı Soçi Anlaşması’na karşı olduklarını ilan etmek için Harrid el-Müminin (Müminleri teşvik Et) Operasyon Odası kurmuştu.
Fesbitu operasyon odası, Moskova Mutabakatını reddediyor ve Hama’nın batısında Sehl el-Gab bölgesinde Suriye rejim güçlerine, Halep-Lazkiye üzerinde de Rusya-Türkiye ortak devriyesine çıkan askere saldırılar düzenliyor.

Kardeşlerin yutulması
Aktarılan bilgilere göre, Türkiye, radikal grupları içerden ‘dağıtmayı’ taahhüt etti. Nitekim Türk yetkililer de ilk kez İdlib’deki ‘terör örgütlerinden’ bahsetmeye başladı. Fakat HTŞ’nin sahadaki diğer radikal gruplarla mücadelede ön saflarda bulunması dikkat çekiyor. Nitekim HTŞ geçtiğimiz günlerde daha önce örgütün yönetici kadroları arasında yer alan Ebu Malik et-Telli olarak bilinen Cemal Zeyniyye’yi ‘isyan ve kaos çıkarmaya ve safları bölmeye teşvik etme’ suçlamasıyla İdlib’de tutukladı.
Bu gelişme, HTŞ ile Fesbitu operasyon odası arasında İdlib’in batısındaki Sehl er-Ruc ve Sehl el-Gab bölgesinde çıkan çatışmaların ardından geldi. HTŞ, önceki gün HED’e ateşkes dayatmayı başarsa da ateşkesin ömrü uzun olmadı ve taraflar birbirlerini yeniden tehdit etmeye başladı.
HTŞ’nin askeri kanadı Cuma akşamı, Fesbitu’ya işaret ederek, ‘başka bir operasyon odası veya grubun kurulmasını yasakladığını’ ilan etti. Örgüt, bundan sonra bütün askeri faaliyetlerin Fethül Mubin operasyon odası tarafından idare edileceğini bildirdi.
HTŞ’nin bu adımı, Fesbitu’nun son olarak yaptığı açıklamanın arkasından geldi. Fesbitu operasyon odasının açıklamasında, “İdlib’in batısındaki Arab Said beldesinde HTŞ ile imzaladığımız anlaşmanın ardından, HTŞ, İdlib’in kuzeydoğusundaki İdlib kırsalında bulunan Sermeda kasabasında ve Lazkiye kırsalındaki Fesbitu karargahlarına baskın düzenledi” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, “Bun onursuz ihanetin devam etmesi ve karşı tarafın verdiği taahhütlere bağlı kalmaması halinde Arab Said’deki anlaşma feshedilecek” denildi.
Şarku’l Avsat’a konuşan bir saha komutanı, “HTŞ, kendisini, ‘diyalog yapılması gerekilen örgüt’ diye sunmak için Türkiye’nin de onayını alarak Hurras ed-Din’i ortadan kaldırma kararı aldı. Kardeşlerin yutulması, bu rol HTŞ’ye verilene kadar sürülecek” dedi.



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.