Sudan’da 3 milyondan fazla çocuk eğitim alamıyor

Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)
Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)
TT

Sudan’da 3 milyondan fazla çocuk eğitim alamıyor

Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)
Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)

Cemal Abdulkadir Bedevi*
Sudan’da son nüfus sayımına göre 15 milyondan fazla çocuk yaşıyor. Sudanlı çocuklar nüfusun yüzde 49’unu yani neredeyse ülke nüfusunun yarısını temsil etmesine rağmen, bu çocukların 6-16 yaş arasında olanların yalnızca yüzde 57’si okula gidebiliyor.  
Sudan'daki çocukların durumu hakkında hazırlanan son ulusal rapora göre, okula gitme oranı kademeli olarak düşmeye devam ediyor. Erken ergenlik dönemindeki çocuklarda bu oranın çok daha düşük seviyelerde olduğunu görüyoruz. Bu da, okul sıralarında olması gereken 3.3 milyon çocuğun, ailelerine yardım etmek için çalışma hayatına dahil oldukları anlamına geliyor. Genç kızlar ya ev işlerine yardım etmek için okula gönderilmiyor ya da evlendiriliyor. Bu durum, herkesin ücretsiz eğitim hakkını garanti eden yasaların açık bir şekilde ihlal edildiği anlamına geliyor.
Ulusal rapora göre ilkokul çağındaki her dört çocuktan yalnızca üçü devlet okullarında eğitim görüyor. Yaklaşık iki milyon çocuk okula gidemiyor. Sudan’ın doğusunda bu oranın en düşük seviyede olduğu bildirilirken, ilkokul seviyesindeki çocukların yüzde 55 ila 69 arasında değiştiği ifade edildi. Bu durum hükümetin ‘gıda karşılığı eğitim’ planını uygulamaya yönlendirdi. Plana göre öğrencinin okula gitmesi karşılığında çocuk ve aile gıda malzemesi almaya hak kazanıyor. Planda çocukları iş gücü piyasasından okullara çekmek ve aileleri bu konuda teşvik etmek hedefleniyor.
Planın uygulamaya konmasından itibaren gözlenen gelişmeye ve ilköğretim ve lise düzeyindeki yaklaşık 40 bin öğrencinin okul sıralarına dönmesine rağmen uzun süre kararlılık gösterilemedi. Köklü bir çözüm sunamaya plan, çok kısa bir süre içerisinde parıltısını yitirerek duraksamaya uğradı.

Ana neden: Fakirlik
Uzmanlar ve aktivistleri, 18 yaş altı çocuk işçiler olgusunun artış göstermesinde birçok faktörün etkili olduğuna işarette bulundu. Bunların çocukların okula devam etmeleri konusunda temel engelleri oluşturdukları ifade ediliyor. Eğitim boşluğuna neden olan şeyin özellikle serbest iş gücü piyasasına yönelmek olduğunu ifade eden uzmanlar, bu faktörlerin başında, ekonomik düşüş, yoksulluk oranının artışı, Sudan’ın uzak bölgelerindeki savaş, çatışma ve doğal afetler nedeniyle yaşanan iç göçler, yüksek maliyetler ve okulların şartlarının uygun olmamasının geldiğini belirtti. Gelenek ve göreneklerin de çocuk işçiliğinin arttırılmasında önemli bir rol oynadığına dikkat çeken uzmanlar, bazı toplumlarda üretken çocukların ailesinin geçim kaynaklarını desteklemesi ve geliştirilmesinin kutlandığına dikkat çekti.

Unutulan meslekler
Araştırmalar azımsanmayacak bir sayıda çocuğun, kenarda kalmış basit mesleklerde çalıştığını ortaya koydu. Çocukların ayakkabı boyacılığı, oto yıkama, çöp toplama, bazı satıcıların yararına satış yüzdesi karşılığında kavşak ve trafik lambalarında mendil, meyve ve çocuk kıyafetleri gibi küçük ihtiyaç malzemeleri satışı ve yeniden satmak için kullanılmış araç yağlarını toplama gibi işlerde çalıştıkları ifade edildi. Ayrıca el arabaları ile yük taşımacılığı yaptıkları da belirtildi. Bazı şirketler, çocukları temizlik ve atık toplama işlerinde istihdam ediyor.
Çocuk Refahı Konseyi Genel Sekreteri Osman Şeybe Ebu Fatıma, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, çocuk işçiler sorununun ana nedeninin yoksulluğun artışı olduğunu söyledi. Bu sorunun eğitim fırsatları ve kalitesini düşürdüğüne dikkat çekti. Ayrıca bu konudaki teknik eğitim, öğretim ve toplumsal örflerin azlığına işarette bulundu. Geçici devrim hükümetinin, Ömer el-Beşir rejiminden fakirlik ve bunun bir sonucu 3 milyondan fazla çocuğun okula gidememesini miras aldığını söyledi.
Ebu Fatıma, “Çocuk işçiliğiyle mücadele, tüm ilgili tarafların, resmi ve halk düzeyinde, sivil toplum örgütlerinin ve bağışçıların ortak çabalarıyla, yerinden edilmiş ve mültecilere yönelik eğitim sektöründeki acil müdahalelere, ayrıca yoksullukla mücadele, okullarda şiddeti azaltmaya ve sosyal farkındalığı yaymaya ihtiyaç duymaktadır” dedi. Çocukların eğitim, sağlık, bakım ve koruma haklarını garanti altına almak için ‘kapsamlı programların geliştirilmesi’ ve çocukların güvenliğiyle sağlığını tehdit eden bu fenomenle mücadele etmek için devletin taahhüdünü ve resmi yönünü güçlendiren tehlikeli çocuk işçiliğini sınırlayan esnek yasaların yürürlüğe konması gerektiğini ifade etti.

Korumasız istihdam sektörü
Çocuk hukukunda yer alan bazı maddeler, çocukların çobanlık ve tarım gibi bazı işlerde çalışmasına izin veriyor. Ebu Fatıma, bu maddelerin kamu sektördeki çocuk işçiliğinin müfettiş ve gözlemcilerin koruması altında gerçekleştirilmesini sağladığına dikkat çekti. Ancak çocuk işçilerin karşısında çıkan en büyük sorunlardan biri de gayri resmi işlerde çalışıyor olmaları. Çocukların büyük bir çoğunluğu resmi kayıtlarda geçmeyen ve herhangi bir gözetimin yapılmadığı işlerde çalıştığını söyleyen Ebu Fatıma, bu durumda çocukların kanunlarla korunamadığına işarette bulundu.


Çocuk işçilerin sayısında artış gözlenirken Sudanlı gençler arasında işsizlik artıyor (Hasan Hamid)

Çocuk işçiler konusunda yasaların işleyişi konusunda bir fark olduğuna işaret eden Osman Şeybe Ebu Fatıma, ‘çocuk işçi’ ifadesinin eğitim hakkı veya sağlam ahlaki ve sosyal gelişme ile çelişen işler için kullanıldığına işarette bulundu. Ancak gözetim ve kontrol altında çalışmanın sorun teşkil etmediğini ifade etti.
Gelecekteki tehlike
Sudan Çalışma Bakanlığı eski danışmanı ve İdari Bilimler Profesörü Halid Sırrulhatem es-Seyyid, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada sosyal refah konusunda uzman olan Sudanlı yetkililere reşit olmayan çocukların istihdamı konusuna, ücretsiz eğitim fırsatlarını genişleterek bir çözüm getirme konusuna yoğunlaşma çağrısında bulundu.  Ekonomik koşullar ve toplumsal etkilerinin yanısıra eğitim yoksunluğu ve okula gidememenin çocuk işçi piyasasını besleyen önemli bir kaynak olduğunu ifade etti.
Seyyid, “1997 yılının Temmuz ayında çıkarılan iş kanunu özel sektördeki çocuk işçiliğinin düzenlenmesine özel önem vermektedir. Kanuna göre çocuklar, sayılı işlerde belirli saatler içerisinde çalışabilir. İşverenlerin gece vardiyalarında ve beceri gerektiren makinalar arasında, hayati tehlike taşıyan işlerde çocuk işçi çalıştırmalarını yasaklıyor. Çok az bir kısmı bu tür mesleklerde çalışırken büyük çoğunluğu serbest mesleklere yöneliyor” dedi.
Eski danışman, sorunun şiddetlenmesi be gelecekteki yansımaları konusunda uyarıda bulundu. Sosyal olarak disiplinli olmayan bir nesil veya nesillerin ortaya çıkabilme riski oluşturduğuna dikkat çeken Seyyid, maddi arzularını ihtiyaç baskısı altında, tüm meşru ve yasa dışı yollarla tatmin etmeye çalışan nesiller oluşabileceğine işarette bulundu.
Sudanlı gençler arasında işsizliğin hüküm sürmesi ironisine karşılık çocuk işçiliği olgusunun yaygın olduğunu ifade eden Seyyid, bunun işgücü piyasasındaki dengesizliği ortaya koyduğuna dikkat çekti. Çocukların, yetişkinlerin çalışmak istemeyip uygun bulmadığı kenarda kalmış mesleklerde çalıştıklarını söyledi. Çocuklar, köyler ve kırsal alanlarda, çoğu genç insanın altın arayışı içinde geleneksel madencilik faaliyetlerine katılması nedeniyle tarım ve çobanlık sektörlerindeki istihdam boşluğunu da dolduruyor.

Altın çocukları
Öte yandan Sosyal Hizmet Uzmanı ve Çocuk Koruma Aktivisti Tehnani Abdurrahim Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, çocuk işçiliğinin en kötü örneklerini, geleneksel altın madenciliği alanlarında görülebildiğine işarette bulundu. Çocukların yaşlarına göre son derece zorlu koşullarda çalıştıklarına işarette bulunarak, herhangi bir gözetim, sayı sınırlaması ve istatistik olmaksızın her türlü sömürü, zarar, sağlık sorunu ve sosyal tehlikelerle karşı karşıya olduklarına işarette bulundu.
Abdurrahim ayrıca, “Çocukların oralardaki varlıklarının hükümetin onayı ile olduğunu söylemiyorum, ancak ekonomik baskılar ve yoksulluk koşulları onları oralarda çalışmaya itti. Kendileri ve aileleri için mali durumlarını iyileştirmeyi ummuyorlar. Orada kurtarılmaları mümkün olmadığı takdirde o çocukların sayısını kısıtlamak, koşul ve ihtiyaçlarını tespit etmek hükümetin görevidir. Hatta haklarını gözetip koruyacak alanlar oluşturulması gerekiyor” dedi.
Tehani Abdurrahim, resmi kurumların çocuk işçiliğiyle mücadele etme ve entegre programlar aracılığıyla güvenli çocukluk ilkesini gerçekleştirme gereğine vurgu yaptı. Bu programların yoksulluğun azaltılması ve eğitim kurumları için altyapı oluşturup genişletmesi gerektiğine işarette bulundu. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Sudanlı Çocuk Yasası 2010 kapsamında tüm çocuklar için garantili bir hak olarak temel aşamada ücretsiz eğitim sağlanmasının gereğinin altını çizdi. Programların çocukları, gelecekteki tüm sömürüler, sosyal dezavantajları ile küçükler için çalışmanın tehlikelerinden uzak tutmasının önem arz ettiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre 2008 yılında yapılan son nüfus sayımına göre, Sudan'daki çocuk sayısı 15 milyondan fazla ve toplam nüfusun yüzde 49'unu oluşturuyor. Bu çocuklardan 4.5 milyonu 5 yaş altı iken yıllık olarak düzenli bir artış ile 1.33 milyon çocuk dünyaya geliyor. Bunlardan 76 bini doğumun ilk yılında ölüyor. 104 bini ise 5 yaşına ulaşmadan yaşamını yitiriyor. İlkokul düzeyindeki 6-13 yaş grubu arasında 2 milyon çocuk okula gitmiyor. Bu durum, söz konusu çocukların hayattaki arzularını gerçekleştirme olasılıklarını ellerinden alıyor. Okula gitmeyip işgücü piyasasına dahil olan çocukların sayısı 3.3 milyonu aşıyor.

 



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.