Sudan’da 3 milyondan fazla çocuk eğitim alamıyor

Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)
Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)
TT

Sudan’da 3 milyondan fazla çocuk eğitim alamıyor

Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)
Sudan’daki çocuklar yasalarla korunmayan gizli sektörlerde çalışıyor (Hasan Hamid)

Cemal Abdulkadir Bedevi*
Sudan’da son nüfus sayımına göre 15 milyondan fazla çocuk yaşıyor. Sudanlı çocuklar nüfusun yüzde 49’unu yani neredeyse ülke nüfusunun yarısını temsil etmesine rağmen, bu çocukların 6-16 yaş arasında olanların yalnızca yüzde 57’si okula gidebiliyor.  
Sudan'daki çocukların durumu hakkında hazırlanan son ulusal rapora göre, okula gitme oranı kademeli olarak düşmeye devam ediyor. Erken ergenlik dönemindeki çocuklarda bu oranın çok daha düşük seviyelerde olduğunu görüyoruz. Bu da, okul sıralarında olması gereken 3.3 milyon çocuğun, ailelerine yardım etmek için çalışma hayatına dahil oldukları anlamına geliyor. Genç kızlar ya ev işlerine yardım etmek için okula gönderilmiyor ya da evlendiriliyor. Bu durum, herkesin ücretsiz eğitim hakkını garanti eden yasaların açık bir şekilde ihlal edildiği anlamına geliyor.
Ulusal rapora göre ilkokul çağındaki her dört çocuktan yalnızca üçü devlet okullarında eğitim görüyor. Yaklaşık iki milyon çocuk okula gidemiyor. Sudan’ın doğusunda bu oranın en düşük seviyede olduğu bildirilirken, ilkokul seviyesindeki çocukların yüzde 55 ila 69 arasında değiştiği ifade edildi. Bu durum hükümetin ‘gıda karşılığı eğitim’ planını uygulamaya yönlendirdi. Plana göre öğrencinin okula gitmesi karşılığında çocuk ve aile gıda malzemesi almaya hak kazanıyor. Planda çocukları iş gücü piyasasından okullara çekmek ve aileleri bu konuda teşvik etmek hedefleniyor.
Planın uygulamaya konmasından itibaren gözlenen gelişmeye ve ilköğretim ve lise düzeyindeki yaklaşık 40 bin öğrencinin okul sıralarına dönmesine rağmen uzun süre kararlılık gösterilemedi. Köklü bir çözüm sunamaya plan, çok kısa bir süre içerisinde parıltısını yitirerek duraksamaya uğradı.

Ana neden: Fakirlik
Uzmanlar ve aktivistleri, 18 yaş altı çocuk işçiler olgusunun artış göstermesinde birçok faktörün etkili olduğuna işarette bulundu. Bunların çocukların okula devam etmeleri konusunda temel engelleri oluşturdukları ifade ediliyor. Eğitim boşluğuna neden olan şeyin özellikle serbest iş gücü piyasasına yönelmek olduğunu ifade eden uzmanlar, bu faktörlerin başında, ekonomik düşüş, yoksulluk oranının artışı, Sudan’ın uzak bölgelerindeki savaş, çatışma ve doğal afetler nedeniyle yaşanan iç göçler, yüksek maliyetler ve okulların şartlarının uygun olmamasının geldiğini belirtti. Gelenek ve göreneklerin de çocuk işçiliğinin arttırılmasında önemli bir rol oynadığına dikkat çeken uzmanlar, bazı toplumlarda üretken çocukların ailesinin geçim kaynaklarını desteklemesi ve geliştirilmesinin kutlandığına dikkat çekti.

Unutulan meslekler
Araştırmalar azımsanmayacak bir sayıda çocuğun, kenarda kalmış basit mesleklerde çalıştığını ortaya koydu. Çocukların ayakkabı boyacılığı, oto yıkama, çöp toplama, bazı satıcıların yararına satış yüzdesi karşılığında kavşak ve trafik lambalarında mendil, meyve ve çocuk kıyafetleri gibi küçük ihtiyaç malzemeleri satışı ve yeniden satmak için kullanılmış araç yağlarını toplama gibi işlerde çalıştıkları ifade edildi. Ayrıca el arabaları ile yük taşımacılığı yaptıkları da belirtildi. Bazı şirketler, çocukları temizlik ve atık toplama işlerinde istihdam ediyor.
Çocuk Refahı Konseyi Genel Sekreteri Osman Şeybe Ebu Fatıma, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, çocuk işçiler sorununun ana nedeninin yoksulluğun artışı olduğunu söyledi. Bu sorunun eğitim fırsatları ve kalitesini düşürdüğüne dikkat çekti. Ayrıca bu konudaki teknik eğitim, öğretim ve toplumsal örflerin azlığına işarette bulundu. Geçici devrim hükümetinin, Ömer el-Beşir rejiminden fakirlik ve bunun bir sonucu 3 milyondan fazla çocuğun okula gidememesini miras aldığını söyledi.
Ebu Fatıma, “Çocuk işçiliğiyle mücadele, tüm ilgili tarafların, resmi ve halk düzeyinde, sivil toplum örgütlerinin ve bağışçıların ortak çabalarıyla, yerinden edilmiş ve mültecilere yönelik eğitim sektöründeki acil müdahalelere, ayrıca yoksullukla mücadele, okullarda şiddeti azaltmaya ve sosyal farkındalığı yaymaya ihtiyaç duymaktadır” dedi. Çocukların eğitim, sağlık, bakım ve koruma haklarını garanti altına almak için ‘kapsamlı programların geliştirilmesi’ ve çocukların güvenliğiyle sağlığını tehdit eden bu fenomenle mücadele etmek için devletin taahhüdünü ve resmi yönünü güçlendiren tehlikeli çocuk işçiliğini sınırlayan esnek yasaların yürürlüğe konması gerektiğini ifade etti.

Korumasız istihdam sektörü
Çocuk hukukunda yer alan bazı maddeler, çocukların çobanlık ve tarım gibi bazı işlerde çalışmasına izin veriyor. Ebu Fatıma, bu maddelerin kamu sektördeki çocuk işçiliğinin müfettiş ve gözlemcilerin koruması altında gerçekleştirilmesini sağladığına dikkat çekti. Ancak çocuk işçilerin karşısında çıkan en büyük sorunlardan biri de gayri resmi işlerde çalışıyor olmaları. Çocukların büyük bir çoğunluğu resmi kayıtlarda geçmeyen ve herhangi bir gözetimin yapılmadığı işlerde çalıştığını söyleyen Ebu Fatıma, bu durumda çocukların kanunlarla korunamadığına işarette bulundu.


Çocuk işçilerin sayısında artış gözlenirken Sudanlı gençler arasında işsizlik artıyor (Hasan Hamid)

Çocuk işçiler konusunda yasaların işleyişi konusunda bir fark olduğuna işaret eden Osman Şeybe Ebu Fatıma, ‘çocuk işçi’ ifadesinin eğitim hakkı veya sağlam ahlaki ve sosyal gelişme ile çelişen işler için kullanıldığına işarette bulundu. Ancak gözetim ve kontrol altında çalışmanın sorun teşkil etmediğini ifade etti.
Gelecekteki tehlike
Sudan Çalışma Bakanlığı eski danışmanı ve İdari Bilimler Profesörü Halid Sırrulhatem es-Seyyid, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada sosyal refah konusunda uzman olan Sudanlı yetkililere reşit olmayan çocukların istihdamı konusuna, ücretsiz eğitim fırsatlarını genişleterek bir çözüm getirme konusuna yoğunlaşma çağrısında bulundu.  Ekonomik koşullar ve toplumsal etkilerinin yanısıra eğitim yoksunluğu ve okula gidememenin çocuk işçi piyasasını besleyen önemli bir kaynak olduğunu ifade etti.
Seyyid, “1997 yılının Temmuz ayında çıkarılan iş kanunu özel sektördeki çocuk işçiliğinin düzenlenmesine özel önem vermektedir. Kanuna göre çocuklar, sayılı işlerde belirli saatler içerisinde çalışabilir. İşverenlerin gece vardiyalarında ve beceri gerektiren makinalar arasında, hayati tehlike taşıyan işlerde çocuk işçi çalıştırmalarını yasaklıyor. Çok az bir kısmı bu tür mesleklerde çalışırken büyük çoğunluğu serbest mesleklere yöneliyor” dedi.
Eski danışman, sorunun şiddetlenmesi be gelecekteki yansımaları konusunda uyarıda bulundu. Sosyal olarak disiplinli olmayan bir nesil veya nesillerin ortaya çıkabilme riski oluşturduğuna dikkat çeken Seyyid, maddi arzularını ihtiyaç baskısı altında, tüm meşru ve yasa dışı yollarla tatmin etmeye çalışan nesiller oluşabileceğine işarette bulundu.
Sudanlı gençler arasında işsizliğin hüküm sürmesi ironisine karşılık çocuk işçiliği olgusunun yaygın olduğunu ifade eden Seyyid, bunun işgücü piyasasındaki dengesizliği ortaya koyduğuna dikkat çekti. Çocukların, yetişkinlerin çalışmak istemeyip uygun bulmadığı kenarda kalmış mesleklerde çalıştıklarını söyledi. Çocuklar, köyler ve kırsal alanlarda, çoğu genç insanın altın arayışı içinde geleneksel madencilik faaliyetlerine katılması nedeniyle tarım ve çobanlık sektörlerindeki istihdam boşluğunu da dolduruyor.

Altın çocukları
Öte yandan Sosyal Hizmet Uzmanı ve Çocuk Koruma Aktivisti Tehnani Abdurrahim Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, çocuk işçiliğinin en kötü örneklerini, geleneksel altın madenciliği alanlarında görülebildiğine işarette bulundu. Çocukların yaşlarına göre son derece zorlu koşullarda çalıştıklarına işarette bulunarak, herhangi bir gözetim, sayı sınırlaması ve istatistik olmaksızın her türlü sömürü, zarar, sağlık sorunu ve sosyal tehlikelerle karşı karşıya olduklarına işarette bulundu.
Abdurrahim ayrıca, “Çocukların oralardaki varlıklarının hükümetin onayı ile olduğunu söylemiyorum, ancak ekonomik baskılar ve yoksulluk koşulları onları oralarda çalışmaya itti. Kendileri ve aileleri için mali durumlarını iyileştirmeyi ummuyorlar. Orada kurtarılmaları mümkün olmadığı takdirde o çocukların sayısını kısıtlamak, koşul ve ihtiyaçlarını tespit etmek hükümetin görevidir. Hatta haklarını gözetip koruyacak alanlar oluşturulması gerekiyor” dedi.
Tehani Abdurrahim, resmi kurumların çocuk işçiliğiyle mücadele etme ve entegre programlar aracılığıyla güvenli çocukluk ilkesini gerçekleştirme gereğine vurgu yaptı. Bu programların yoksulluğun azaltılması ve eğitim kurumları için altyapı oluşturup genişletmesi gerektiğine işarette bulundu. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Sudanlı Çocuk Yasası 2010 kapsamında tüm çocuklar için garantili bir hak olarak temel aşamada ücretsiz eğitim sağlanmasının gereğinin altını çizdi. Programların çocukları, gelecekteki tüm sömürüler, sosyal dezavantajları ile küçükler için çalışmanın tehlikelerinden uzak tutmasının önem arz ettiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre 2008 yılında yapılan son nüfus sayımına göre, Sudan'daki çocuk sayısı 15 milyondan fazla ve toplam nüfusun yüzde 49'unu oluşturuyor. Bu çocuklardan 4.5 milyonu 5 yaş altı iken yıllık olarak düzenli bir artış ile 1.33 milyon çocuk dünyaya geliyor. Bunlardan 76 bini doğumun ilk yılında ölüyor. 104 bini ise 5 yaşına ulaşmadan yaşamını yitiriyor. İlkokul düzeyindeki 6-13 yaş grubu arasında 2 milyon çocuk okula gitmiyor. Bu durum, söz konusu çocukların hayattaki arzularını gerçekleştirme olasılıklarını ellerinden alıyor. Okula gitmeyip işgücü piyasasına dahil olan çocukların sayısı 3.3 milyonu aşıyor.

 



Sudan ordusu, stratejik Kadugli kentindeki kuşatmayı kırdı

Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
TT

Sudan ordusu, stratejik Kadugli kentindeki kuşatmayı kırdı

Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)
Sudan ordusuna bağlı unsurlar (Arşiv – Reuters)

Sudan ordusu bugün (Salı), Güney Kordofan Eyaleti’nin başkenti olan stratejik Kadugli kentinde, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından uygulanan kuşatmayı kırmayı başardığını açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan bir kaynak, “Güçlerimiz Kadugli’ye girdi ve kuşatmayı kaldırdı” dedi.

İnsani koşulların ağırlaştığı ve kıtlık tehdidiyle karşı karşıya bulunan Kadugli, Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren savaş kapsamında, HDK ve yerel müttefikleri tarafından uzun süredir kuşatma altında tutuluyordu.


Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

TT

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

Refah Sınır Kapısı, Gazze sakinlerinin giriş ve çıkışına açıldı

İsrail dün Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı sivil geçişlerine yeniden açtı. Bu adımın, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden ayrılmasına ve İsrail’in yürüttüğü savaştan kaçarak bölge dışına çıkanların geri dönmesine imkân tanıyacağı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre İsrail, Refah Sınır Kapısı’ndan giriş ve çıkış yapan Filistinlilerin güvenlik kontrolünden geçirilmesini talep ediyor.

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra, Mayıs 2024’te sınır kapısının kontrolünü ele geçirmişti. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğunda ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesle kırılgan bir şekilde durmuştu. Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması, Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yönelik daha geniş kapsamlı planının ilk aşamasında yer alan önemli şartlardan biri olarak görülüyor.

cdfgt
Filistinli hastalar, Han Yunus'taki Kızılay Hastanesi'nin avlusunda tekerlekli sandalyelerinde oturarak, yurtdışında tedavi görmek üzere Refah Sınır Kapısı’ndan tahliye edilmeyi bekliyor. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, İsrailli bir güvenlik yetkilisi, “Avrupa Birliği (AB) adına sınır desteği sağlamak üzere AB Refah Sınır Yardım Misyonu (EUBAM) ekiplerinin gelmesinin ardından, Refah Sınır Kapısı, giriş ve çıkışlar için halkın kullanımına açılmıştır” dedi. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN’ın bildirdiğine göre, Gazze Şeridi’nden 150 kişinin ayrılması bekleniyor; bunların 50’si hasta. Karşılık olarak, 50 kişinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verilecek.

Yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi'ne girişi yasaklandı

Genel olarak Filistinliler, 7 Ekim 2023’teki saldırının ardından patlak veren İsrail’in Gazze operasyonlarının ilk dokuz ayında Refah Sınır Kapısı üzerinden Mısır’a geçebiliyordu.

cdfgrt
İnsani yardım malzemesi taşıyan kamyonlar dün Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'a ulaştı. (DPA)

Filistinli yetkililer, savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 100 bin Filistinlinin Gazze Şeridi’nden ayrıldığını, bunların çoğunun ilk dokuz ay içinde çıkış yaptığını belirtiyor.

Uluslararası sesler

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına yönelik uluslararası sesler gelmeye devam etti; açıklamalar arasında adımı memnuniyetle karşılayanlar ve daha fazla yardımın Gazze Şeridi’ne ulaştırılması talebinde bulunanlar oldu.

AB Komisyonu’nun Akdeniz’den Sorumlu Üyesi Dubravka Suica dün, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ardından Gazze Şeridi’ne daha fazla insani yardımın girişine izin verilmesi çağrısında bulundu.

sfr
Mısır ambulansları Refah Sınır Kapısı önünde bekliyor. (Reuters)

Suica, X platformundaki paylaşımında, “Yaklaşık iki yıl aradan sonra, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı, sivil geçişleri için yeniden açıldı. Bu adım, uzun süredir beklenen bir barış planı aşamasını temsil ediyor ve birçok kişi için bir nebze rahatlama ve umut getirecek” ifadelerini kullandı.

Suica, “Şimdi daha fazla yardımın girişine izin verilmesi şart; halk hâlâ acı çekiyor ve kayıpların sayısı kabul edilemeyecek kadar yüksek” dedi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper da dün, Gazze Şeridi’ndeki ana sınır kapısı Refah’ın yeniden açılmasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Cooper, kapının Filistinlilerin her iki yönde yaya olarak geçişine imkân tanıdığını belirtirken, daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Cooper, X platformundaki paylaşımında, “Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasını, insanların her iki yönde yaya olarak geçiş yapabilmesi açısından memnuniyetle karşılıyorum. Bu, bazı ciddi şekilde yardıma muhtaç kişilerin Mısır’da tıbbi hizmet almasına olanak tanıyor. Ancak hâlâ yapılması gereken çok şey var. Yardımlar akmalı, temel ihtiyaç malzemelerine uygulanan kısıtlamalar hafifletilmeli ve yardım çalışanlarının görev yapmasına izin verilmeli” ifadelerini kullandı.

İsrail, güçlerinin bölgeyi işgal etmesinin ardından Refah Sınır Kapısı’nı kapatmış, ayrıca Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Philadelphia Koridoru’nu da kapalı tutmuştu.

Bu adım, yaralı ve hastalıklı Filistinlilerin bölgeden çıkarak tedavi görmesine imkân tanıyan hayati bir geçidi işlevsiz hale getirmişti. Geçen yıl, birkaç bin kişinin üçüncü ülkelerde tedavi görmesine izin verilirken, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre hâlâ binlerce kişi yurt dışında sağlık hizmetine ihtiyaç duyuyor.

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına rağmen, İsrail yabancı gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişine izin vermeyi hâlâ reddediyor. Gazeteciler, savaşın başından bu yana bölgeye girişleri yasaklanan ve savaşın yol açtığı geniş yıkımla karşı karşıya kalan Gazze Şeridi’ndeki durumu aktaramıyor.

Gazze Şeridi’nde yaklaşık iki milyon Filistinli, yıkılmış şehirlerinin enkazı arasında geçici çadırlarda ve hasarlı evlerde yaşamını sürdürüyor.

İsrail Yüksek Mahkemesi, yabancı gazetecilerin İsrail üzerinden Gazze Şeridi’ne girişine izin verilmesi talebiyle Yabancı Gazeteciler Derneği tarafından açılan davayı inceliyor. Hükümetin avukatları, gazetecilerin girişinin İsrail askerleri için risk oluşturabileceğini öne sürerek, olası tehlikelere dikkat çekiyor.

Dernek ise bu iddiaları reddediyor ve halkın bağımsız, hayati bir bilgi kaynağından mahrum bırakıldığını vurguluyor. Dernek ayrıca, savaşın başından itibaren birçok BM ve yardım görevlisinin Gazze Şeridi’ne girişine izin verildiğine işaret ediyor.

Trump’ın Gazze planı, ikinci aşamasına girerken, yönetimin Filistinli teknokratlardan oluşan bir komiteye devredilmesini, Hamas’ın silah bırakmasını ve İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesini öngörüyor; ardından yeniden imar çalışmaları yapılması planlanıyor.

İsrail, Hamas’ın silah bırakma olasılığı konusunda şüphelerini koruyor ve bazı yetkililer, ordunun yeniden savaşa hazırlık yaptığını belirtiyor. Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, ekim ayında yapılan ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 500’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini, İsrail tarafında ise 4 askerin öldüğünü aktardı.

Geçtiğimiz cumartesi günü, İsrail ateşkesten bu yana gerçekleştirdiği en şiddetli hava saldırılarından birini düzenledi. Saldırılarda en az 30 kişi hayatını kaybederken, İsrail bunu, Hamas’ın cuma günü ateşkesi ihlal etmesine karşı bir yanıt olarak nitelendirdi.


Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
TT

Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)

Suriye’nin çoğunluğu Dürzi nüfusa sahip Süveyda vilayetinden akademisyenler ve aydınlar, dün ‘Üçüncü Akım’ adıyla açık bir sivil inisiyatif başlattı. Girişimin, toplumdan doğacak bir sivil kurtarma heyeti oluşturulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi. İnisiyatifin ayrıca, Suriye hükümeti ile vilayetin geniş kesimlerinde etkili olan fiili otorite arasında süren ‘kilitlenmiş’ durumdan çıkış hedefi taşıdığı ifade edildi.

Üçüncü Akım’ın hedefleri arasında, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunun vurgulanması ve çözümün temelini uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim anlayışının oluşturması yer alıyor.

Girişimi başlatanların Süveyda’daki ve yurt dışındaki Süveydalılara hitaben yayımladığı bildiride şu ifadelere yer verildi: “Biz, Süveyda vilayetindeki tıkanmış gerçekliğin dayattığı Üçüncü Akım’ız. Toplumu koruma, istikrarını, onurunu ve güvenliğini sağlama yönündeki ahlaki ve tarihsel sorumluluğumuzdan hareketle, sesimizi cesaret ve şeffaflıkla yükseltiyoruz.” Şarku’l Avsat’ın ulaştığı belgede, söz konusu girişimin, toplumdan doğan ve toplum için çalışan bir sivil kurtarma heyeti kurulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçlayan ‘pratik bir yol haritası’ niteliği taşıdığı vurgulandı.

tyu
Geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda şehir merkezindeki el-Kerama Meydanı'nda düzenlenen gösteride bağımsızlık ve kendi kaderini tayin hakkı talep edildi. (Sosyal medya)

Bildiride, Süveyda’nın halihazırda ‘halkının yaşadığı acıların görmezden gelindiği bir merkeziyetçi söylem ve siyasi tıkanıklık ortamında kritik bir süreçten geçtiği’ belirtildi. Metinde, bildiriyi imzalayanların yalnızca kendilerini temsil ettiği vurgulandı.

Bildiride, Üçüncü Akım’ın temel hedeflerinin, katliamların kınanması, hesap sorulmasının talep edilmesi ve zararların telafi edilmesi olduğu kaydedildi. Temmuz ayında yaşanan kanlı olaylardan sorumluluğun, bazı tarafların çatışmayı körükleme çabalarına rağmen, yönetime ait olduğu ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken, halkının tarihinin, Sultan Paşa el-Atraş liderliğindeki Büyük Suriye İsyanı mirası da dahil olmak üzere, ortak ulusal mücadelenin ruhunu yansıttığına dikkat çekildi. Çözümün temelinin ise uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim olduğu belirtildi.

Üçüncü Akım bildirisini imzalayanlar, halkın köylerine güvenli şekilde geri dönmesini, kaçırılanların serbest bırakılmasını ve mağdurların zararlarının tazmin edilmesini, öğrencilerin korunmasını ve eğitim haklarının güvence altına alınmasını, Süveyda’nın bölgesel eksenlerden uzak tutulmasını ve insanca yaşam koşullarının sağlanmasını, ayrıca diyalog ve sivil iş birliğinin toplumsal çalışmanın temeli olmasını hedeflediklerini ifade etti.

Bildiride, girişimin ‘bir iktidar ilanı ya da yönetim projesi olmadığı, geliştirmeye ve tartışmaya açık bir inisiyatif’ olduğu vurgulanarak, Süveyda’nın tüm sakinleri ve istikrarla ilgilenen taraflar, toplumu koruyan ve ona hizmet eden pratik bir sürece dönüştürülmesi için bu girişimi tartışmaya ve katkı sunmaya davet edildi.

sfgrt
Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Söz konusu girişim, Şeyh Hikmet el-Hicri ve kendisine bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar’ın Süveyda’nın geniş kesimlerinde etkisini sürdürdüğü bir dönemde gündeme geldi. El-Hicri ve çevresinin, İsrail desteğiyle Süveyda vilayetinde kurmayı planladıkları yapılanma doğrultusunda hareket ettikleri, geçtiğimiz eylül ayında ABD ve Ürdün desteğiyle Şam’dan ilan edilen ‘yol haritasını’ ise reddettikleri kaydedildi.

Öte yandan, el-Hicri ve destekçilerinin, Süveyda Valisi Mustafa el-Bekkur’un kısa süre önce duyurduğu girişime ilişkin şimdiye kadar herhangi bir tutum açıklamadığı belirtildi. ‘Süveyda için güvenli bir geleceğe doğru’ başlığıyla ve ‘Krizin sürmesi ile geleceğin gölgesini koruyan bir çözüm arasında kader belirleyici bir tercih’ sloganıyla duyurulan söz konusu girişimin, vilayetteki krize kapsamlı bir çözüm hedeflediği ifade edildi.

Vilayetteki gelişmeleri takip eden gözlemciler, geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda kentinde el-Hicri yanlılarının düzenlediği ve vilayetin Suriye devletinden ayrılması yönündeki taleplerin yeniden dile getirildiği toplantının, Vali el-Bekkur’un girişimine fiili bir ret anlamına geldiğini değerlendirdi.

dfg
Süveyda’daki Ulusal Muhafızlar’ın liderleri, Şeyh Hikmet el-Hicri ile birlikte (Arşiv – Facebook)

Diğer yandan Ulusal Muhafızlar’ın kasım ayının sonlarında yaklaşık 10 kişiyi gözaltına aldığı hatırlatıldı. Söz konusu kişilerin, el-Hicri’nin politikaları ve projelerine karşı ‘darbe girişiminde bulunmak’ ve onun akımına paralel bir ‘alternatif akım’ oluşturmakla suçlandığı belirtildi.

Gözaltına alınanlar arasında din adamı Şeyh Raid el-Meteni’nin yanı sıra Asım Ebu Fahr, Ganidi Ebu Fahr, Mahir Felhut, Hüsam Zeydan, Zeydan Zeydan ve İlmüddin Zeydan’ın bulunduğu kaydedildi. Güvenlik operasyonundan iki gün sonra ise yerel kaynaklar, Şeyh el-Meteni’nin Ulusal Muhafızlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada hayatını kaybettiğini duyurdu.