AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell Şarku'l Avsat'a konuştu: Suriyelilerin çektiği acıların sorumlusu rejimdir

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell (Avrupa Komisyonu)
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell (Avrupa Komisyonu)
TT

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell Şarku'l Avsat'a konuştu: Suriyelilerin çektiği acıların sorumlusu rejimdir

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell (Avrupa Komisyonu)
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell (Avrupa Komisyonu)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell dün Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, bugün yapılacak olan ‘Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi’ başlıklı 4. Brüksel Konferansı’na katılan kuruluşların ve ülkelerin geçtiğimiz yıl olduğu gibi yine 6 milyar euronun üzerinde bir yardımda bulunmalarını umduğunu söyledi. Borrell ayrıca Avrupa ülkelerinin 2011 yılından bu yana Suriye ve komşusu olan ülkelere yaklaşık 20 milyar euro sağladıklarını belirtti.
Borrell, geçtiğimiz yılın sonlarında Federica Mogherini’nin ardından AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı görevine gelmesinden bu yana konferansa, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi ne Suriye rejimi ne de Suriye muhalefetinin davet edildiğini söyledi. Bu konunun gözden geçirilebileceğini söyleyen Borrell, ancak bunun için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararında öngörülen özgür ve adil seçimlerin yapılması da dahil olmak üzere tüm ciddi ve istikrarlı adımlarla siyasi sürecin başlatılmasını şart koştu. Borrell ayrıca Rusya’nın konferansa katılımının AB tarafından memnuniyetle karşılandığının da altını çizdi.
Borrell bir soruya verdiği yanıtta, AB tarafından Suriye’ye uygulanan ‘ekonomik yaptırımların’ öncelikle Suriye rejimi üzerinde baskı kurmayı ve onu desteklemeye devam eden,  savaş ekonomisinden kazanç veya fayda sağlayan şahısları ve kuruluşları hedeflediğini söyledi. Söz konusu ekonomik yaptırımların, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını için hayati ve gerekli yardımlar da dahil olmak üzere insani ve tıbbi yardımların Suriye’ye ulaşmasını engellemediğini de vurgulayan Avrupalı yetkili, Suriye'deki insani, ekonomik ve sağlık krizlerinden ekonomik yaptırımların değil, rejimin sorumlu olduğunu söyledi.
AB’nin yaptırım listesinde şu anda 273 şahıs ve 70 kurumun yer aldığını belirten Borrell, bu yaptırımların amacının, BM himayesinde 2254 sayılı BMGK kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı ve barışçıl bir çözüm bulmak için müzakerelere başlamak üzere Suriye rejimi üzerinde uluslararası bir baskı oluşturmak olduğunu kaydetti.
Siyasi çözüm konusunda gerçek bir değişiklik olmadığı sürece yaptırımların uygulanmaya devam edileceğini vurgulayan Borrell, AB’nin ancak 2254 sayılı BMGK kararı çerçevesinde gerçek ve istikrarlı bir siyasi geçiş süreci olduğunda Suriye'nin yeniden inşasına katılacağının altını çizdi.
İşte Şarku’l Avsat olarak AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell ile 4. Brüksel Konferansı arifesinde yaptığımız ve Rusya-ABD diyalogu ve ‘Suriye seçimleri’ gibi konuların da ele alındığı röportajın tam metni:

*30 Haziran'da (bugün) yapılması planlanan Brüksel'deki konferanstan beklentiniz nedir? Bu konferansın önceki bağış konferanslarından farkı ne?
Suriye savaşı onuncu yılına girdi. Son dokuz yıl içinde ülke nüfusunun yarısı, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yarım milyondan fazla Suriyeli hayatını kaybetti. Sadece savaş ortamını tanımış Suriyeli bir nesil var. Bu çocukların hepsi daha iyi ve huzurlu bir geleceği hak ediyor. Brüksel Konferansı, dünyanın dikkatini bu konuya çekmeyi ve devam eden bu savaşın sona erdirmesi için gerekli olan ilgisini sürdürmeyi amaçlıyor. Konferansı, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde uluslararası toplumu harekete geçirmek için en etkili araçlardan biri olarak görüyoruz.
Konferans, 2020 yılında Suriye ve tüm bölge için verilen sözlerin yerine getirilmesi ve mevcut salgın krizinden kaynaklanan hayati ihtiyaçların karşılanması açısından önemli bir olay olacak. Ancak bu konferans, yerlerinden zorla göç ettirilen Suriyeli mültecilerle büyük ve olağanüstü bir dayanışma içinde olan ülkelerin ve halkların siyasi ve mali alanlarına verilen sürekli destekle ilgili düzenli bir bağış konferansı olmanın ötesine geçiyor.
Konferans ayrıca Suriyeli sivil toplum kuruluşlarının, bağışçı ve Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerle açık ve doğrudan bir diyalog kurması için eşsiz bir fırsata dönüştü. İçinde bulunduğumuz yıl boyunca insanları bireysel olarak ve doğrudan harekete geçiremedik. Ancak Suriyeli gençlerin, Suriyeli kadınların ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının uluslararası toplumun çeşitli oluşumlarıyla iletişim kurabildikleri önemli etkinliklerin olduğu bir hafta düzenlemeyi başardık. Bu, sadece onların Suriye halkının gerçek sesleri oldukları için değil, aynı zamanda Suriye için daha iyi bir geleceğin anahtarını ellerinde tuttukları için son derece önemlidir.

*Bu yılki konferans, Suriye'de ekonomik kriz ve Kovid-19 salgının olduğu bir dönemde gerçekleşecek. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu yılki konferansla ilgili endişelerin dile getirildiği bir dizi faktör söz konusu. Bunların arasında ülkedeki ekonomik ve insani koşullarda yaşanan büyük bozulma yer alıyor. Suriye rejimi ve destekçileri tarafından başlatılan son askeri saldırıların ve ülkedeki sivil altyapının çöküşünün yanı sıra ülkeyi kasıp kavuran felaket Kovid-19 salgını da söz konusu. Tüm bunlar, Suriyeli vatandaşların içinde bulundukları hayat şartlarını kötüleştiren faktörler ve bunlara artık bir son verilmeli.
Hayati ve önemli bir rol oynayan BM ile etkin bir işbirliği yapmak oldukça önemli. Onların yanında olmak ve daha huzurlu, daha parlak bir gelecek için umutlarını ve hayallerini gerçekleştirmek adına çaba sarf ediyoruz.

*Geçtiğimiz yıl düzenlenen 3. Brüksel Konferansı’nda bağışçılar 6,2 milyar euro değerinde mali yardımda bulundular. Sizce bu yılki konferansta da aynı miktarlar elde edilebilir mi? BM’nin insani yardım başvurularına karşılık verebilecek misiniz?
Konferanstan önce, bağışçıların bu yılki konferans sırasında yapacakları bağışların miktarına dair tahmini bir rakam vermek mümkün değil. Bağışçıların benimsediği yaklaşımlara göre taahhüt edilen miktarların yıldan yıla değişmesi kaçınılmazdır. Ancak, her yıl olduğu gibi bu yılda büyük bir hırsla Suriye halkını ve komşu ülkelerdeki Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan toplulukları desteklemeyi istiyoruz.
Hep birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Bu konferansın AB ve BM eş başkanlığında yapılan bir etkinlik olarak kalmayıp Suriye'deki Suriyelilerin yanı sıra Ürdün, Lübnan ve Türkiye gibi komşu ülkelere göç eden mültecilere de uluslararası toplumdan önümüzdeki yıl boyunca sürecek uygun desteğin verilmesi ve barınmalarının sağlaması amaçlanıyor. En azından onlar için bunu yapabiliriz.

*AB ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
AB olarak, krizin başlangıcından bu yana Suriye’ye insani yardımlar, istikrar ve kalkınmanın desteklenmesi ve çeşitli ekonomik yardımlar şeklinde 20 milyar euroyu aşan miktarda kaynak sağladık. AB’den ve üye ülkelerden Suriye halkına ve Suriye'ye komşu ülkelere yardım etmek için harcanan paranın üçte ikisiyle dahi Suriye halkını mali olarak destekleyen en büyük bağışçı olarak kabul ediliyoruz. Bu yolda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.
Suriye halkının yaşadığı tüm trajediye ve çektiği acılara, daha önce eşi benzeri görülmemiş insani ve ekonomik bir krizin yanı sıra bir de Kovid-19 salgını ekleniyor. Konferans, gündemdeki bu önemli ve acil konuyu ele alacak. AB olarak mevcut yardımı, bu yeni ve ek zorluklara gereken yanıtla tutarlı olacak şekilde hazırlamaya çalıştık.  Hayat kurtaran malzemelerin Suriye'de ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlamak için sürekli olarak yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

*Suriye hükümetini neden bu konferansa davet etmediniz?
Suriye ile ilgili daha önceki Brüksel konferanslarında da olduğu gibi, ne Suriye rejimi ne de Suriye muhalefeti konferansa davet edildi. BMGK’nın 2254 sayılı kararında öngörülen serbest ve adil seçimlerin yapılması da dahil olmak üzere siyasi sürecin ciddi ve istikrarlı adımlarla başlatılması şartıyla bu konu gözden geçirilebilir.
BMGK’nın 2254 sayılı kararında ‘Suriye'nin geleceğine sadece Suriye halkı karar verir’ ifadeleri açıkça belirtiliyor. Bu ifadeler, AB’ye sadece hoş bir nezaket ifadesinden ibaret değil. Daha ziyade bu konudaki rotamızın yönünü belirleyen bir pusuladır. Hiç kimse Suriye'nin geleceğini rehin alma hakkına sahip değildir. Bu nedenle, konferanstan önce internet aracılığıyla Suriye ve bölgedeki diğer taraflarla yapılan yoğun istişarelere devam ederek, Suriyeli sivil toplum kuruluşlarından konferansa geniş ve etkili bir katılım olmasını garanti altına aldık.
Bugün yapılan 4. Brüksel Konferansı için 22 ve 23 Haziran 2020 tarihlerinde yapılan ‘Diyalog Günleri’ başlıklı oturumlarına mültecileri kabul eden ülkelerden, AB’den, BM’den bakanlar, sivil toplum kuruluşlarından temsilciler ve diğer ilgili uluslararası ortaklardan politika yapıcılar katıldı. Bu ciddi katkılar, ‘Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi’ başlıklı 4. Brüksel Konferansı'nın 30 Haziran 2020 tarihinde gerçekleştirilecek Dışişleri Bakanları oturumuna dahil edilecek. Suriye’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını, sahadaki yardım çalışanlarını,  Suriyeli kadın ve gençlik örgütlerini ülkenin geleceğinin gerçek temsilcileri olarak görüyoruz.

*Rusya’nın, Suriye hükümetinin konferansa davet edilmeyeceğinin duyurulmasına rağmen konferansa katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, Suriye savaşı sırasında ülke üzerinde nüfuza sahip olan ve ilgili BMGK kararlarıyla tamamen tutarlı bir şekilde diplomatik çabaları destekleme arzusunu dile getiren uluslararası toplumun tüm üyeleri konferansa davet edildi. AB, Rusya’nın konferansa katılımını memnuniyetle karşıladı.

*Konferans, AB’nin Şam'a uyguladığı ekonomik yaptırımlar paketini yenilemesinden ve ABD’nin Caesar Suriye Sivil Koruma Yasası’nı yürürlüğe koymasının ardından yapılıyor. Bunun konferansın seyri üzerinde önemli bir etkisi var mı?
4. Brüksel Konferansı’nın ana hedefleri arasında, BM’nin mevcut Suriye yönetiminin varlığı çerçevesinde oluşturduğu zemin üzerine uluslararası toplum arasında bir fikir birliği oluşturulması var. Şam üzerindeki uluslararası baskı, BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde tam ve dürüst bir şekilde siyasi sürece katılmasını sağlamayı hedefliyor. Şuan bu çerçevede bir yaptırımlar paketi uygulanıyor.

*Rusya ve Suriye hükümetleri, bu ekonomik yaptırımların ülkeye insani ve tıbbi yardımların girişini engelleyebileceğini açıkladılar. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
AB’nin ekonomik yaptırımları ne yenidir ne de Suriye’deki sivillere yöneliktir. Bilakis Suriye rejimi üzerinde baskı kurmayı ve onu desteklemeye devam eden,  savaş ekonomisinden kazanç veya fayda sağlayan şahısları ve kuruluşları hedef alır.
Avrupa söz konusu ekonomik yaptırımları, mevcut Kovid-19 salgını için hayati ve gerekli ihtiyaçların sağlanması da dahil olmak üzere hiçbir insani ve tıbbi yardımın gelişini engellemeyecek şekilde düzenlenmiştir. Avrupa yaptırımları gıda, ilaç veya tıbbi malzemeleri kapsamamaktadır. Farmasötik kullanım için gerekli kimyasallar gibi belirli miktarda risk taşıyabilen çift kullanımlı malzemelerin dahi uygun ölçüde sağlanması amacıyla verilmiş bir takım istisnalar söz konusudur.

*Fakat Şam, ülkedeki sorunların ve acıların sorumlusunun yaptırımlar olduğunu öne sürdü. Sizce bunun sorumlusu kim?
AB, 2011 yılından bu yana bu amaçlar doğrultusunda 20 milyar euronun üzerinde toplanan mali yardımla Suriye krizindeki en büyük bağışçı olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. 2011 yılından bu yana verdiğimiz hayati ve önemli desteklerimiz Suriye halkına ulaştı.
Suriye’deki insani, ekonomik ve sağlık krizlerinden uygulanan yaptırımlar değil, iktidardaki Suriye rejimi sorumludur. Hatta uluslararası yardımlar sayesinde Suriye içindeki yoksul insanlara halen sağlık, gıda, eğitim ve barınma hizmetleri sunulabilmektedir.
Ayrıca savaş yılları boyunca AB ile Suriye arasındaki ticari faaliyetlerin devam ettiğini de ekleyebilirim. AB, bu süreçte Suriye'ye ne herhangi bir ambargo ne de bir abluka uyguladı.

*AB, Şam'a uygulanan ekonomik yaptırımları hangi şartlar altında kaldırabilir?
AB’nin Suriye'ye yönelik yaptırımları, Suriye rejiminin barışçıl protestoculara karşı gerçek mermi kullanımı, sivillere yönelik kimyasal silahların kullanılması gibi insan hakları ihlalleri de dahil olmak üzere halkına yönelik şiddetli baskısına karşın 9 Mayıs 2011'de yürürlüğe girdi. Yaptırımlar, hafife alınamayacak, ağır insan hakları ihlallerinin, savaş suçlarının ve insanlığa karşı işlenen suçların bir sonucu olarak uygulandı.

*Yaptırım uygulananlar listesinin uzun olduğunu söyleyebilir miyiz?
AB’nin yaptırım listesinde şu anda 273 kişi ve 70 kurum yer alıyor. Bu yaptırımların uygulanmasının arkasındaki amaç, Suriye rejimine halkına uyguladığı baskıyı durdurması için baskı yapmak ve BM himayesinde BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca Suriye krizine kalıcı ve barışçıl bir çözüm bulmak için müzakerelerin başlamasına zorlamaktır. Siyasi çözüm konusunda gerçek bir değişiklik olmadığı sürece yaptırımlar, AB’nin Suriye krizine yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olmaya devam edecektir. Uygulanan yaptırımlar ve diğer eylemlerin yanı sıra sahadaki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla sürekli olarak incelemelerde bulunuyoruz.

*AB, daha önce Suriye'nin yeniden inşasına herhangi bir katkıda bulunmak için ülkedeki siyasi sürecin başarılı olmasını şart koşmuştu. Suriye'nin yeniden inşası konusundaki şu anki tutumunuz nedir?
AB’nin bu konudaki tutumu oldukça açıktı ve açık olamaya devam ediyor. Avrupalılar, Suriye halkının geleceğini desteklemeye ve ülkelerinin yeniden inşasına yardımcı olmaya hazırlar. Fakat AB’nin Suriye’nin yeniden inşasına katılımı için bir takım kriterler söz konusu. AB, Suriye'nin yeniden inşasına ancak BMGK’nın 2254 sayılı kararı uyarınca gerçek ve istikrarlı bir siyasi geçiş süreci olduğunda katılacaktır. Eğer bu gerçekleşmezse, bu yoldaki tüm çabalar boşa gidecektir. İmar, istikrar, yönetim, hesap verebilirlik ve devlet kurumlarının temsiliyeti için asgari bir takım şartların yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak Suriye şu anda bu standartlardan hiçbirine sahip değil.

*AB, Suriye’nin yeniden inşasına katılmak için bu şartların oluşmasını mı bekliyor?
AB, savaştan önce de var olan eşitsizliği ve diğer adaletsizlikleri körükleyen, uzlaşı, barışın inşası ve istikrara yol açmayan bir bağlamda Suriye'nin yeniden inşasına asla destek vermez. Yeniden yapılanma çalışmaları, sadece ülkenin altyapısını ve konutların yeniden inşa edilmesi demek değildir.  Bu aynı zamanda Suriye'deki sosyal dokuyu restore etmek, korumak ve güveni yeniden inşa etmekle olur. Bununla birlikte şiddetin yeniden ortaya çıkmasını önleyecek veya böyle bir riski azaltacak koşullar yaratmanın yanı sıra savaşın fitilini ateşleyen protesto gösterilerinde dile getirilen şikâyetlerin çözülmesiyle de ilgilidir. Suriye halkı, hukukun üstünlüğü çerçevesinde tarafsız bir yargıyla güvende ve korunduklarını hissettikleri, insanlık onurunun garanti edilebileceği bir ülkede yaşamayı hak ediyor.

*BM konferansa eş başkanlığını yapıyor. BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’ın çabaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Konumumuz, BM himayesinde ve Cenevre görüşmeleri çerçevesinde Suriye’nin barış içinde yaşacağı bir geleceği garanti altına alacak olan siyasi bir çözüm olması yönünde. BM’nin çalışmalarını ve BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’ın bu konudaki çabalarına tam destek veriyoruz. Bu ve yapılacak Brüksel Konferansı aynı zamanda uluslararası toplumu, BM’nin Suriye’de siyasi bir çözüme ulaşmak için çabalarının arkasında toplamayı amaçlıyor.
Konferans ayrıca BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen’ın özellikle mevcut Kovid-19 salgını çerçevesinde Suriye'de ulusal düzeyde bir ateşkes yapılması için tutukluların serbest bırakılmasıyla ilgili çağrılarını bir kez daha yineleyecek ve destekleyecek.

RUSYA-ABD DİYALOGU

*Rusya, Suriye'de siyasi bir çözüme ulaşmak amacıyla ABD ile müzakere etmeye hazır olduğunu açıkladı. Suriye konusunda olası bir Rusya-ABD diyaloguna karşı ne düşünüyorsunuz?
Suriye çatışmasına siyasi bir çözüm getirme yolunda kaydedilen ilerlemeler bizim tarafımızdan memnuniyetle karşılanıyor. Belirli ilkelerden taviz verilmemesi gerektiğinde ısrar ediyor ve vurguluyoruz.  Rusya ve ABD, 2254 sayılı BMGK kararını destekliyorlar. Suriye çatışmasının çözümü için sunulan her önerinin bu kararla tutarlı olması gerekiyor.
Bize göre AB ile Suriye rejimi arasındaki ilişkilerin normalleşmesi söz konusu değil. Bu nedenle, samimi ve kapsayıcı bir siyasi sürece gerçek bir katılım sağlanana kadar, yeniden yapılanma için uluslararası finansman sağlama konusunda herhangi bir taahhüt verilmedi. Aynı şekilde, uluslararası toplum, mültecilerin Suriye’ye dönüşünü destekleyebilir. Fakat bunun için güvenliklerinin ve insani onurlarının güvence altına alınması ve zorla değil, gönüllü olarak geri dönmeleri gerekir.

*Rusya ve ABD arasında Suriye ile ilgili bir anlaşmasının yapılmasının yeterli olacağını düşünüyor musunuz? Bu anlaşmanın özelliklerine dair ne düşünüyorsunuz?
Bir kez daha Suriye'nin geleceğine sadece Suriye halkının karar verebileceğini söylüyorum. BMGK’nın 2254 sayılı kararında da tam olarak bu belirtiliyor. Suriye'nin geleceğiyle ilgili siyasi müzakerelerin Suriyelilere ve Suriye yönetimine bağlı olması gerekiyor.
BMGK’nın daimi üyeleri olarak ABD ve Rusya, 2254 sayılı BMGK kararında da belirtildiği üzere, gerçekçi ve kapsayıcı bir siyasi süreci desteklediklerini beyan etmişlerdir.

*Suriye’de şuanda ülkenin kuzeydoğusunda, ülkenin kuzeybatısında ve ülkenin geri kalanında olmak üzere üç ayrı nüfuz alanı var. AB bu üç bölge için de aynı vizyona mı sahip?
AB, Suriye’nin tüm toprakları üzerindeki egemenliğine ve toprak bütünlüğüne olan bağlılığı konusunda geri adım atmayacak veya tereddüt etmeyecektir.  Suriye'de yönetim konusundaki kesin düzenlemeler ise Suriyelilerin karar vermesi gereken bir konudur.

*Suriye’de 2021 yılında yapılması planlanan devlet başkanlığı seçimleri hakkında ne söyleyeceksiniz?
Suriye’deki kabul edilebilir seçimler, ancak BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde yalnızca yeni bir Suriye Anayasası temelinde yapılanlardır. Bu seçimler, ülke ve halkı için yeni bir sürecin başlangıcı anlamına gelecektir.

*Peki, yapılması planlanan seçimler var mı?
Seçimler daha önce yapılmışsa Suriye rejimini, örneğin, ülke dışındakiler de dahil olmak üzere tüm kesimlerden Suriyelilerin katıldığı seçimlerin yapılmasını ve seçimlerin yapılması için gereken özgürlük ve adaleti sağlayarak, gerçek bir siyasi şeffaflık istediğini göstermeye çağırıyorum. Ancak bu durum acilen BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulandığı siyasi bir sürece gerçek bir katılım olması gerekmediği anlamına gelmiyor.

*Bir yıl sonraki Suriye'yi nasıl görüyorsunuz?
Bu esasen Suriye rejiminin BMGK’nın 2254 sayılı kararını uygulama konusundaki taahhüdünün kapsamına bağlı. Çünkü bu, ileriye yönelik kabul edilebilir tek yoldur. Bu ne bizim ne de rejim destekçilerinin me nfaati için değil, tüm Suriyelilerin menfaati içindir.



Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)

Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas’a göre uluslararası deniz taşımacılığının dalgalandığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden sağladığı ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutan stratejik bir denge unsuru haline geldi. Gidevillas, Avrupa için alternatif petrol akış yollarının gerçek değerinin, arz sürekliliğini sağlamak ve enflasyon baskılarını hafifletmek olduğunu söyledi.

Gidevillas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar avroyu aşan Avrupa–Suudi Arabistan ticaret hacminin, krallığın Avrupa enerji güvenliğinde yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Suudi Arabistan’ın dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine sahip olduğunu vurguladı.

Tek koridor bahsinin Sonu

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan’ın hem Basra Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesi geliştirmesi, fiilen tek koridor bahsini ortadan kaldırdı. Bu durum, bölgesel gerilimlerin en yoğun olduğu dönemlerde bile enerji akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor.

Bu stratejinin geçici bir tepki değil, küresel ölçekte Suudi Arabistan’ın stratejik değerini artıran yapısal bir hamle olduğunu belirtti.

Avrupa için enerji ve dönüşüm boyutu

Gidevillas, kısa vadede bu koridorun Avrupa için en önemli etkisinin enerji arz güvenliğinden çok fiyat istikrarı olduğunu, uzun vadede ise Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji dönüşümünün kilit ortağı haline geldiğini söyledi.

Neom ve Yenbu gibi yeni ihracat merkezlerinin, geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinde Suudi Arabistan’ı merkez konuma taşıdığını ifade etti.

cdvfdfd
Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas. (X)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak ihracatını Avrupa’ya yönlendirdiğini, bunun da Avrupa’nın sanayide karbonsuzlaşma programını desteklediğini belirtti. Mısır üzerinden Avrupa elektrik şebekelerine entegrasyonun da düşük karbonlu enerjiye geçişi güçlendirdiğini ekledi.

Avrupa enerji maliyetlerine yapısal katkı

Gidevillas, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden petrol ithalatının yaklaşık yüzde 10 seviyesinde olduğunu hatırlatarak, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların fiziksel arz kıtlığı yaratmaktan çok fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın sağladığı koridorun temel katkısının piyasa akışının sürekliliği olduğunu ve bunun Avrupa ekonomisini fiyat şoklarından koruduğunu vurguladı.

Enerji Krizleri ve Avrupa’nın Kırılganlığı

Analizde, 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi hatırlatıldı. O dönemde gaz arzındaki düşüşün Avrupa hükümetlerini yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıklamaya zorladığı belirtildi.

Bugün Hürmüz Boğazı gerilimiyle birlikte Avrupa’nın yeniden yüksek fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğu, Suudi Arabistan’ın ise bu süreçte tüketiciyi enflasyon riskinden koruyan bir rol üstlendiği ifade edildi.

Egemen güvenilirlik ve Suudi rolü

Gidevillas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesi sayesinde küresel enerji piyasalarında istikrar sağlayan kilit aktör olduğunu söyledi.

Çift ihracat koridoru sayesinde tek bir deniz yoluna bağımlılığın ortadan kalktığını ve bunun yapısal bir güvenlik avantajı oluşturduğunu vurguladı.

Avrupa’nın kırılganlığına karşı Suudi esnekliği

Avrupa’nın dizel ve jet yakıtı tedarikinde dalgalanmalar yaşadığı, enerji bağımsızlığı konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, Suudi Arabistan’ın hem üretim hem de petrokimya altyapısıyla en esnek enerji ortaklarından biri haline geldiği ifade edildi.

fdvfdb
Yanbu Ticari Limanı, Suudi Arabistan’ın önemli deniz geçitlerinden biridir. (Mawani)

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan yalnızca fiziksel enerji arzını değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki jeopolitik baskıyı da dengeleyen bir “sigorta mekanizması” işlevi görüyor.

Gelecek perspektifi: Enerji dönüşümünde Suudi liderlik

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde Gidevillas, Suudi Arabistan’ın hidrokarbonlar alanındaki geleneksel rolünün yanı sıra yeşil hidrojen ve sürdürülebilir enerji üretiminde de küresel liderliğe ilerlediğini söyledi.

Bu dönüşümün, krallığın Avrupa için uzun vadeli stratejik ortak konumunu güçlendireceğini ve küresel enerji sisteminin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını belirtti.


Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.