İsrail, Batı Şeria’daki sokakların çoğunu kontrolü altında tutuyor. (AFP)
İstanbul/Şarku'l Avsat
TT
TT
İsrail, ilhak haritalarını değiştiriyor
İsrail, Batı Şeria’daki sokakların çoğunu kontrolü altında tutuyor. (AFP)
Emel Şehade
İsrail, sessizce ve medyadan uzakta, 1 Temmuz’u Başbakan Binyamin Netanyahu’nun istediği ilhak planını uygulamadan ve Batı Şeria’daki Filistin topraklarında egemenliğini ilan etmeden bitirdi. Netanyahu, planı uygulamaya güç yetirememesi karşısında hezimete uğradığını belli etmemek için güvenlik ve ulusal çıkarların gerektirdiği gibi hareket ettiğini söyledi.
İsrail Başbakanı, resmi bir devlet kanalı aracılığıyla yaptığı açıklamada ülkesinin ABD Başkanı Donald Trump’ın planına ve dolayısıyla Batı Şeria’da toprak değişimine odaklı ilhak haritasına dair bir değişiklik uyguladığını söyledi. Planı belirlenen vakitte gerçekleştirme çabalarının başarısızlığı karşısında durumu bir başarıymış gibi göstermeye çalıştı.
Değişikliklere göre yerleşim alanlarını çevreleyen noktalar, Batı Şeria’nın merkezine doğru genişletilecek ve Yüzyılın Anlaşması kapsamında olmayan 20’den fazla yeri içerecek.
Haritaları Düzenleme Komitesi, bölgeleri genişletmeye yönelik ABD ve uluslararası tepkileri önlemek için anlaşmanın kapsamını korumaya çalışırken plandaki oranlarda değişiklik yapılmasını da önledi. Harita, Filistinli yetkililerin yerleşim alanlarını genişletme karşılığında el-Halil ve Ölü Deniz’in batısı boyunca çöl alanlarındaki toprak takasını ortaya oyuyor. Ancak İsrail, güvenliği koruma bahanesiyle Batı Şeria’daki sokakların çoğunu kontrolünde tutacak.
Engellerin üstesinden gelmek için ‘büyük bir adım’
ABD, söz konusu değişikliklerle ilgili doğrudan bir açıklama yapmadı. Ancak İsrail’i ‘Filistinliler için büyük bir adım atmaya ve Washington’ın Filistin yönetiminin muhalefetini azaltmak istediği adımı atmaya’ ikna etmek için iki taraf arasındaki görüşmeler ve İsrailli- ABD’li yetkililer arasındaki toplantılar aracılığıyla çabalarını iki katına çıkardı.
ABD’lilerin ortaya oyduğu öneriler, İsrailli politikacılar ve güvenlik yetkililerine göre İsrailli sağcıların plana muhalefetini azaltmak üzere toprakların C Bölgesi’nden B Bölgesi’ne aktarımını içeriyor.
Avi Berkovich
Tel Aviv ve Washington arasındaki telefon görüşmelerinin yanı sıra İsrail’de Netanyahu ile İsrailli ve ABD’li yetkililer arasında toplantılar da düzenlendi. Son toplantı, Washington’ın istediği ‘büyük adım’ hususunda uzlaşı arayan, ABD Başkanı’nın plan için atadığı temsilci Avi Berkovich ile oldu. Ancak toplantı hakkında yayınlanan bildiriye göre Netanyahu, ilhak planının egemenlik dayatmasına paralel olarak kısa bir süre içinde uygulanması konusunda ısrarını sürdürdü. Netanyahu, İsrail kamuoyuna 1 Temmuz’da planın uygulanmamasının, güvenlik ve siyasi sebeplere dayandığını söyledi.
Netanyahu daha fazla ayrıntıya ise yer vermedi. Likud Partisi mensuplarına da hitap eden Binyamin Netanyahu, ABD’lilerle diyalogun devam ettiğini, bunun bugün bile iyi ve yakın bir diyalog olarak kabul edilebileceğini kaydetti. İsrail Başbakanı, “İlhak süreci karmaşık ve açıklanamayacak birçok siyasi ve güvenlik ifadesi içeriyor” dedi.
Hükümet ortağı Benny Gantz, Trump’ın planını desteklemesine rağmen toplantılara katılmadı. Durum, iki ortak olan Netanyahu ve Gantz arasında plana dair anlaşmazlıkların yaşandığını ortaya koydu.
Gantz, düzenlediği basın toplantısında Yüzyılın Anlaşması’nı İsrail'in bölge ülkelerinden ve uluslararası toplumdan ortaklarla iş birliği ve koordinasyonla desteklenmesini gerektiren, doğru bir güvenlik-siyasi çerçeve olarak niteledi.
Önemli bölgesel fırsatlar
Yetkililerin Berkovich ile toplantısı sırasında ‘İsrail’in siyasi ve güvenlik çıkarlarına’ odaklanıldı. Dışişleri Bakanı Gabi Ashkenazi, ABD’li üst düzey yetkililerle yaptığı görüşmede şunları söyledi:
“İsrail, önemli bölgesel fırsatlarla karşı karşıyadır. Güvenlik istikrarı ve mevcut barış anlaşmalarına zarar vermeden dostumuz ABD ve komşu ülkelerimizle kalıcı bir diyalog sürdürerek, İsrail’in siyasi ve güvenlik çıkarlarını korumak için büyük bir sorumlulukla çalışmalıyız.”
İsrailliler, Berkovich’in ‘engelleri aşmanın önemi ve muhalefeti azaltmak için Filistinlilere kolaylıklar ve olumlu adımlar sunma gereği’ hakkındaki önerilerine yoğunlaştı. Berkovich’e göre bu tür adımlar, Arap ve Avrupa ülkelerini ‘Filistinlileri İsrail’e karşı boykotu kaldırmaya ve onunla müzakere etmeye’ ikna etme yoluna yönlendirebilir.
Ekonomik güvenlik
İsrail’in siyasi ve güvenlik çıkarları konularındaki endişesine paralel olarak ekonomik güvenlik önerisi de ortaya koyuldu. Ancak bambaşka bir şekilde… İşadamları, ilhak planının ekonomik güvenliğe zarar verdiği hususunda uyarı yaparken 136 işadamı, Netanyahu ve Savunma Bakanı Benny Gantz’a hepsinin imzaladığı bir mektup gönderdi.
Mektup, “Şu anda açık olan şey, İsrail vatandaşlarını tehdit eden sosyal ve ekonomik belirsizliktir. Tek taraflı ilhak, işadamları, çalışanlar, işçiler ve aileler için tüm ekonomiyle ilişkili görünen bir yönetim şeklidir” ifadelerine yer verildi. İşadamları, ‘koronavirüsün neden olduğu ekonomik krizin büyüklüğüne, işsizlik ödeneği alan yüz binlerce kişinin koşullarına ve mevcut dönemle ilgili hükümetin öncelik ölçeğini formüle etme gereğine’ dikkat çektiler.
Netanyahu’nun ağaçtan inme girişimleri
Haaretz gazetesi, ‘Netanyahu’nun bataklığı’ ve ‘Ağaçtan inme girişimleri’ manşetine yer verdi. Bazı kesimler, Gantz ile olan anlaşmazlığın sadece planı uygulama başarısızlığını haklı çıkarma girişimi olduğunu savunurken Haaretz ise “Netanyahu başını belaya sokamaz” ifadelerine yer verdi.
Haaretz’de yayınlanan yazırda şu ifadeler kullanıldı:
“Netanyahu ve Gantz, İsrail’in bir Filistin intifadası ve bölgesel genişleme riski olmadan toprakları ilhak edemeyeceğini iyi biliyor. Aynı şekilde ilhakın, çatışmanın tek çözümü olan iki devletli çözümü zayıflattığının da farkında… Bu durumun, Netanyahu açısından önemli olduğu şüphelidir. Tıpkı Gantz gibi. İlhakın, İsrail’in iki uluslu bir devlet haline gelmesine yol açacağı veya resmi bir Apartheid rejimine alternatif olacağı bilinmelidir.”
İlhakı uygulama konusunda isteksizlik
Hükümet komitelerinin ilhakın 1 Temmuz’da uygulanamamasına dair tartışmalar çerçevesinde düzenlediği toplantılarda ilhak tarihi konusundaki söylemlerinin, ‘planın uygulanmasını sağlamak için adımlar atmadan sağcıların öfkelerini engellemek amacıyla medyanın pazarlanmasından’ başka bir şey olmadığı belirtildi.
Savunma Bakanlığı Komitesi konuyu derinlemesine görüşmedi. Yurt dışındaki İsrailli temsilciler de dünyaya açıklanması gereken politikalarla ilgili en son gelişmelerden haberdar değildi.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, hükümetin yasal danışmanı Avichai Mandelblit ile koordinasyon halinde, ilhak öncesinde incelenmesi gereken yasal konuları içeren bir belge hazırladığını ancak belgenin etkili bir şekilde incelenmediğini bildirdi.
Ulusal Güvenlik Otoritesi İstihbarat Departmanı Başkanı Rani Bild, Knesset’teki Devlet Kontrol Komitesi’ndeki bir tartışmada ilerleyen günlerde küçültülmüş bir kabine ile ilhak konusunda derinlemesine bir inceleme yapılacağını belirtti. Egemenlik dayatmasının olası sonuçlarıyla ilgili tartışma sürerken Ulusal Güvenlik Otoritesi de geçen ay Başbakan ve bir grup güvenlik yetkilisine sunulan ‘ilhakın sonuçlarına’ dair bir belge hazırladı.
Dışişleri Bakanlığı’ndan Genel Diplomasi Genel Müdür Yardımcısı Noam Katz, bakanlığının hangi senaryolara hazırlanacağını ve çalışanlarının dünya liderlerinin ilhak konusundaki sorularına nasıl cevap vereceğini bilmediğine vurguladı. Katz, “Dışişleri Bakanı, bakanlıkta tüm farklı olasılıklara hazır olacak ve sürekli olarak güncellenecek bir ekip oluşturmak için açık talimat verdi” dedi.
Filistinliler ve Filistin yönetimi, kurulması beklenen İsrail hükümetini yakından izliyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/i%CC%87srail/5335017-filistinliler-ve-filistin-y%C3%B6netimi-kurulmas%C4%B1-beklenen-i%CC%87srail-h%C3%BCk%C3%BCmetini
Filistinliler ve Filistin yönetimi, kurulması beklenen İsrail hükümetini yakından izliyor
Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, son seçim kampanyasında “Sağ mı, Filistin mi?” şeklindeki ünlü sloganını kullanırken, seçmenleri rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Avigdor Lieberman’a karşı kışkırtmaya çalışıyordu. Netanyahu, söz konusu isimlerin seçimleri kazanmaları halinde Filistinlilere devlet kurma hakkı vereceklerini ve bunun İsrail için bir felakete yol açacağını öne sürüyordu.
İsrail’de Netanyahu’ya inananların olup olmamasından bağımsız olarak Filistinliler ona hiçbir zaman inanmadı. Çünkü Filistinliler, aşırı sağdan merkez sağa ve sola kadar hiçbir İsrailli liderin bu aşamada kendilerine bir devlet, hatta özerk bir yönetim bile vermeyeceğini herkesten daha iyi biliyor.
Filistinlilerin büyük çoğunluğu bu gerçeğin farkında olsa da seçimleri dakika dakika takip ediyor ve kesin sonuçları benzeri görülmemiş bir ilgiyle bekliyor. Çünkü İsrail’in yeni başbakanı ve çevresindeki bakanlar, önümüzdeki yıllarda Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki yaşamın nasıl şekilleneceğini büyük ölçüde belirleyecek.
Filistinli bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu aşamada hiçbir hükümetin siyasi bir süreci başlatmayacağının farkındayız. Bu, zor ve karmaşık bir mesele. Hiçbirisi kendi kaderimizi tayin etme ve devlet kurma hakkımızı bize vermeye niyetli değil. Bu, vazgeçmeyeceğimiz bir mesele ve bunun için her türlü yolla mücadele etmeyi sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.
Yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunun dışında, geleceğimizi belirleyecek pek çok konu da risk altında. Filistin yönetiminin geleceği, ekonomik durum, Batı Şeria’nın geleceği, bölgedeki güvenlik durumu, yerleşimci terörü, Gazze Şeridi’nin geleceği, Gazze’nin yeniden imarı ve yönetimi… Bütün bunlar İsrail’de iktidara gelecek koalisyonla bağlantılı meseleler.”
Yetkili, “Netanyahu’nun sağ koalisyonu, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi bakanlarla iktidarda kalırsa karmaşık, zor ve belirsiz bir durumla karşı karşıya kalacağız. Ancak Gadi Eisenkot hükümet kurarsa ya da Ben-Gvir ve Smotrich’in yer almadığı bir ulusal birlik hükümeti oluşturulursa bir rahatlama yaşanabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin yönetimi
Filistin yönetimi, seçim sürecini yakından takip ediyor ve Eisenkot’un başarılı olmasını, Netanyahu’nun ise iktidardan düşmesini umut ediyor. Yönetim, mevcut hükümet dışındaki herhangi bir yeni İsrail hükümetiyle güvenlik ve ekonomi alanlarında bir rahatlama yaşanabileceğini düşünüyor. Ekonomik ve güvenlik meselelerinde müzakereleri kabul eden, alıkonulan Filistin gelirlerini serbest bırakan ve mali transferleri düzenli hâle getiren herhangi bir hükümet, Filistin yönetimi açısından “kötünün iyisi” olarak görülüyor.
Filistin yönetimi bu tutumunu açıkça dile getirmek yerine sessiz kalmayı ve son derece temkinli davranarak meselenin İsrail’in iç işi olduğunu söylemeyi tercih ediyor.
Filistin yönetimi, 2022’deki önceki seçimlerde Netanyahu’nun yenilmesine yardımcı olmaya çalışmıştı. O dönemde İsrail İç Güvenlik Servisi Şin Bet, Filistin yönetimine seçimlere müdahale etmemesi yönünde açık ve “sert uyarı” yayımlamıştı.
Uyarı, Filistin Genel İstihbarat Servisi Başkanı Macid Farac’ın Arap partilerinin liderleriyle yaptığı görüşmenin ardından gelmişti. İsrailli yetkililer, görüşmenin amacının Arap partilerini saflarını birleştirmeye ikna etmek olduğunu öne sürerken Filistin yönetimi, toplantıda seçimlerin ele alınmadığını savunmuştu.
İsrail basınında o dönemde yayımlanan haberlerde, Filistin yönetiminin Arap partilerinin liderlerine, Arap seçmenlerin sandığa katılım oranının düşmesinden ve bunun sonucunda Netanyahu’nun aşırı sağcı bir hükümetle yeniden iktidara gelmesinden endişe duyduğunu ilettiği belirtilmişti. Haberlere göre Filistinli yetkili, Arap milletvekillerini böyle bir senaryoyu önlemek için yeterince çaba göstermemekle suçlayacak kadar ileri gitmişti.
Filistin yönetimi bu kez Arap partileriyle doğrudan görüşmeye çalışmadı. Ancak Arap partilerinin liderleriyle çeşitli kanallar üzerinden iletişim kurduğu ve Arap milletvekillerinin Knesset’te elde ettiği sandalye sayısından memnuniyet duyduğu açık. Söz konusu sandalye dağılımı, Netanyahu’nun kesin bir zafer elde etmesini fiilen engelliyor.
Silme projesi
Netanyahu, Filistinlilere karşı Batı Şeria’da her türlü baskıyı artıran ve Gazze Şeridi’nde kanlı bir savaş yürüten aşırı sağcı hükümete liderlik etti. Bu süreçte Filistin yönetimini zayıflatmaya çalıştı, yönetimin gelirlerini alıkoydu ve yerleşimcilerin Batı Şeria’da Filistinlileri öldürmesine, onlara saldırmasına ve topraklarına el koymasına göz yumdu.
İsrail hükümeti ayrıca mevcut yerleşimleri genişletme ve yenilerini kurma, bunları birbirine bağlayarak kesintisiz yerleşim kuşakları oluşturma planını hayata geçirmeye çalıştı. Batı Şeria’da yaklaşık 1000 askerî kontrol noktası ve geçiş kapısı kurarak, Filistinlileri A Bölgesi içinde hapsetmeye dönük bir düzen oluşturdu.
Netanyahu hükümeti, Batı Şeria’nın en büyük kenti el Halil’e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı da iptal etti. Ayrıca işgal altındaki Filistin topraklarında elektronik bir “Arazi Sicili ve Hakların Tasfiyesi” sistemini devreye soktu. Bu adımın, Batı Şeria’nın ilhak sürecini derinleştirmesi; Filistin yönetimini egemenlikten, Filistinlileri ise hukuki korumadan yoksun bırakması bekleniyor.
Bütün bunlar, Filistin halkını bir halk olarak “silme” projesine hizmet eden politikalar bütünü olarak değerlendiriliyor.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in kapsamlı bir araştırmasında da ele alınan “silme projesi”, Batı Şeria’daki Filistin varlığını hedef alıyor. Örgüte göre bu süreç beş temel mekanizma üzerinden ilerliyor: şiddet ve korku yayma, hareket özgürlüğünü kısıtlama, ekonomik boğma, siyasi ve toplumsal yıkım ile etnik temizlik ve toprakların ele geçirilmesi.
Hayatı cehenneme çevirdiler
Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşayan 50 yaşındaki Ahmed Teym, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Herhangi bir hükümetten önemli bir değişiklik beklemiyoruz. Hepsi aynı. Ancak Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich dışında isimler gelirse günlük yaşamla ilgili bazı konularda işler biraz daha iyiye gidebilir” dedi.
Teym, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Filistin yönetimine ait paraları öderlerse, yerleşimcileri daha fazla engellerlerse, işçilerin yeniden İsrail’de çalışmasına izin verirlerse, Batı Şeria üzerindeki baskıyı azaltıp kontrol noktalarını ve geçiş kapılarını kolaylaştırırlarsa insanların yükü büyük ölçüde azalır. Bu önemli.”
Batı Şeria’daki Filistinliler ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya. Kontrol noktalarında günlük kısıtlamalar ve gecikmeler, İsrail ordusunun düzenlediği operasyonlar ve yerleşimcilerin ölümcül saldırıları, bölge sakinlerinin yaşamını son derece zorlaştırıyor.
Beytüllahim’den Musa Avvad ise Arap seçmenlerin “Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich’i evlerine göndermeyi” başarmasını umduğunu belirterek, “Hayatımızı cehenneme çevirdiler” dedi.
Bu cehennem yalnızca Batı Şeria’daki Filistinlilerle sınırlı kalmadı; İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluları da etkiledi. Ben-Gvir döneminde tutukluların yiyecek, ziyaret ve geçmişte sahip oldukları diğer ayrıcalıklardan mahrum bırakıldığı belirtildi.
Tutuklu Haldun Abyat’ın annesi, her gün oğlu ve Ben-Gvir’in görevden ayrılması için dua ettiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan anne, “Hapishaneleri mezarlıklara çevirdi. Hapishaneden bir haber geldiğinde oğlum için içim öfkeyle yanıyor. İnşallah gider ve bir daha geri dönmez” ifadelerini kullandı.
Filistinliler, İsrail’deki siyasi tablonun netleşmesi için haftalarca, hatta daha uzun süre beklemek zorunda kalabilir. Yeni bir hükümet kurulması hâlinde ise kendilerini ilgilendiren olağanüstü önlemlerin alınması için aylarca beklemeleri gerekebilir.
Üç önemli tarih arasında Ortadoğuhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5333393-%C3%BC%C3%A7-%C3%B6nemli-tarih-aras%C4%B1nda-ortado%C4%9Fu
Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.
Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.
27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.
Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.
Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.
İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.
Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?
Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.
Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.
İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.
1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.
Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?
İsrail’in hamleleri, Gazze’de savaşın yeniden alevlenebileceğine işaret ediyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/i%CC%87srail/5326954-i%CC%87srail%E2%80%99-hamleleri-gazze%E2%80%99de-sava%C5%9F%C4%B1n-yeniden-alevlenebilece%C4%9Fine-i%C5%9Faret-ediyor
İsrail’in hamleleri, Gazze’de savaşın yeniden alevlenebileceğine işaret ediyor
İsrail, Hamas hareketinde üçüncü kademeden bir üst kademeye yükselen her kişiyi ortadan kaldırmaya çalışıyor. (AFP)
İzzeddin Ebu Ayşe
Gazze’de savaş tamamen sona ermiş değil. Hamas yöneticilerini hedef alan suikastlar sürerken, İsrail ordusu da Gazze Şeridi’nin geniş kesimlerinde konuşlanmaya devam ediyor ve sarı hat boyunca bazı bölgeleri kontrolünde tutuyor.
Son günlerde İsrailli yetkililerin Gazze’ye yönelik yeni ve kapsamlı bir askeri operasyon tehdidinde bulunan açıklamalarının artması, İsrail’in operasyonlarını gerçekten genişletmeye hazırlanıp hazırlanmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, “Güçlerimizin, Gazze’de ihtiyaç duyulması halinde hızla geniş çaplı bir faaliyete geçebilecek hazırlık düzeyini koruması gerekiyor” dedi. Zamir, ordunun sarı hat boyunca operasyonlarını sürdürdüğünü ve amacının Hamas’ın kapasitesini yeniden kazanmasını engellemek olduğunu belirtti.
Buna karşılık Hamas, silah cephaneliğini yeniden inşa ettiği veya saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı iddialarını reddediyor ve İsrail’i ateşkes anlaşmasını baltalamakla suçluyor. Hareketin sözcüsü Hazım Kasım, “Tel Aviv’in Hamas’ın askeri yapılanmasını yeniden inşa etme sürecini hızlandırdığı, tünellerini onardığı ve kaçakçılık faaliyetlerini sürdürdüğüne ilişkin iddiaları, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın devamını gerekçelendirmeyi amaçlayan yalan haberlerdir” dedi.
Gerçekte İsrail Gazze’den çekilmiş değil ve ordusu düşük yoğunlukta da olsa bölge genelinde faaliyetlerini sürdürüyor. İsrail, siyasi ve askeri koşulların bunu gerektirdiğine karar vermesi halinde operasyonlarının seviyesini artırma kapasitesini de elinde tutuyor. Peki İsrail, Gazze Şeridi’nde geniş çaplı bir operasyon başlatmaya mı hazırlanıyor?
İsrail, Hamas’ın yeniden yapılanmasını engellemek istiyor
İsrail, geçtiğimiz eylül ayında suikast politikasını yoğunlaştırdı. Siyasi gözlemciler ve askeri araştırmacılara göre Tel Aviv, Hamas’ın birinci kademe liderlerini ortadan kaldırmasının ve ikinci kademesini de büyük ölçüde tasfiye etmesinin ardından, hareket içinde üçüncü kademeden terfi ettirilen her ismi de hedef almaya çalışıyor. Bu adım, Gazze’de geniş çaplı bir askeri operasyon öncesi hazırlık olarak değerlendirilebilir.
İsrail, 29 Eylül’de İzzeddin el-Beyk’i hedef aldı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, el-Beyk’i Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Kuzey Gazze Tugayı komutanı olarak tanımlarken, yeni savaşçılar toplamaya çalıştığını söyledi. Hamas da el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.
Aynı ay içerisinde daha önce de aralarında Hamas’ın askeri kanadının üst düzey liderlik konseyinin üyesi Muhammed el-Yezuri, İsrail’in Refah Tugayı Komutanı olarak nitelendirdiği Nail Ebu Ubeyd ve Hamas’ın üst düzey mali sorumlularından biri olduğunu belirttiği Muhammed Ebu Alvan’ın da bulunduğu saha komutanları hedef alınmıştı. Ayrıca Hamas’ın İç Güvenlik Birimi’nde üst düzey görevli Muin el-Arabid de kaçırılmıştı.
İsrail, geçtiğimiz eylül ayında suikast politikasını yoğunlaştırdı. (AFP)
İsrail açısından bu isimler, ‘Hamas’ın savaş sonrasında yeniden yapılanmasını engellemek’ başlığı altında birleşiyor. Savunma Bakanı Yisrael Katz da “Hareketin askeri yapısını yeniden oluşturmasını engellemek için çalışıyoruz. İsrail, Hamas’ın gücünü yeniden inşa etmesine izin vermeyecek; liderlerini, mensuplarını, finans kaynaklarını ve altyapısını takip etmeyi sürdürecek” dedi.
Ancak İsrail’in sözünü ettiği yeniden yapılanma, Hamas’ın savaş öncesindeki gücüne yeniden kavuştuğu anlamına gelmiyor. İsrail kaynaklı değerlendirmelere göre Hamas savaştan çok daha zayıf çıktı. Hareketin yeniden kazanmaya çalıştığı şey, örgütsel ve askeri yapısının bir bölümü. Hamas bu kapsamda birliklerini ve liderlik kadrolarını yeniden düzenlemeye, daha merkeziyetsiz bir yapıyla faaliyet göstermeye çalışıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independet Arabia’dan aktardığı analize göre Siyasi araştırmacı Said ed-Dabbe, bir komutanın öldürülmesinin Hamas üzerindeki etkisinin yalnızca kişinin adı veya görevine bakılarak ölçülemeyeceğini belirtti. Hareketin savaş yılları boyunca daha merkeziyetsiz bir yapı geliştirdiğine dikkat çeken Dabbe, bunun bazı liderlerin kaybını telafi etmesine ve sorumlulukları yeniden dağıtmasına olanak sağladığını ifade etti. Bu nedenle suikastların, Tel Aviv’in planladığı bir askeri operasyonun hazırlığı niteliğinde olabileceğini değerlendirdi.
İsrail tarafında ise Yahudi Halk Politikası Enstitüsü (JPPI) araştırmacısı Yaakov Katz, “Savaşın yeniden başlayıp başlamayacağına ilişkin tartışma güvenlik kurumları içerisinde yürütülüyor. Güney Komutanlığı, Hamas’ın yeniden yapılanıp silahlandığı, ancak savaş öncesindeki gücüne henüz ulaşmadığı değerlendirmesinden hareketle olası bir saldırı için operasyon planlarını yeniden şekillendiriyor” dedi.
Siyasi analist Seth Frantzman ise “İsrail’in daha önce dağıtıldığını açıkladığı birliklerde yeni komutanların ortaya çıkmaya devam etmesi, Hamas’ın ağır kayıplara rağmen kendisini yeniden yapılandırma kapasitesine ilişkin soru işaretleri oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Frantzman’a göre suikastlar, İsrail’in Hamas liderlerini hedef alma kapasitesinin devam ettiğini göstermekten daha fazlasını ortaya koyuyor. Bu saldırılar, İsrail’in Hamas’ın örgütsel varlığını yeni bir askeri kapasiteye dönüştürmesini engellemeye çalıştığını, hareketin ise sürekli saldırı baskısı altında yapısını korumaya ve yeniden düzenlemeye çalıştığını gösteriyor. Bu nedenle Gazze’de yeni bir askeri operasyon düzenlenmesi ihtimali oldukça güçlü.
İsrailli araştırmacı Gershon Baskin ise İsrail’de Hamas’ın yeniden yapılanmasına ilişkin söylemlerin artmasının, kamuoyunu ve uluslararası toplumu savaşın yeniden başlaması ihtimaline hazırlamak amacıyla kullanılabileceğini belirtti.
Ancak suikastlar zinciri tek başına İsrail’in geniş çaplı bir askeri operasyon kararı aldığını kanıtlamıyor. Tel Aviv açısından sorun artık yalnızca Hamas’ın savaştan geriye kalan kapasitesi değil, harekete saflarını yeniden düzenlemesi için zaman tanınması halinde nasıl bir yapıya dönüşebileceği.
RAND Corporation’ın kıdemli politika analistlerinden Shira Efron ise çıkmazı farklı bir açıdan değerlendirdi. Efron, “ABD’nin Gazze planı en zor meselelerde, başta Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail’in tamamen çekilmesi ve Gazze Şeridi için yeni bir yönetim oluşturulması olmak üzere, tıkanmış durumda” dedi. Efron’a göre İsrail ordusunun Gazze topraklarındaki varlığını sürdürmesi, yeni bir askeri operasyona hazır olduğu anlamına geliyor ve İsrail savaşı fiilen sona erdirmiş değil.
İsrail ordusu varlığını pekiştiriyor
Gazze kentinin ez-Zeytun Mahallesi’nde sarı hat artık yalnızca yaklaşılması yasak bir çizgi olmaktan çıktı; hat batıya doğru ilerleyerek yerinden edilenlerin bulunduğu bölgelere yaklaşmaya başladı. Bu durum, ailelerin yeniden sığındıkları yerleri terk etmek zorunda kalmasına yol açtı.
Bölge sakinlerinden Asım Devle, “Ailem, güçlerin ve beton blokların ilerlemesiyle defalarca yerinden edilmek zorunda kaldı. Savaş benim için kalınabilecek bir yer bulma arayışından oluşan bir dizi sürece dönüştü. Savaşın sona erdiğine inanmıyorum ve İsrail’in geniş çaplı bir askeri operasyon planladığını düşünüyorum” dedi.
Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise “Sarı hattın batıya doğru kaydırılması, ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir ve İsrail’in Gazze Şeridi içindeki kontrolünü genişletmeye devam ettiğini gösterir” ifadesini kullandı.
İsrail, sarı hattı Gazze Şeridi içindeki yeni güvenlik düzenlemelerinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Gazze Tümeni Komutanı Tuğgeneral Liron Bito, “Ordu, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 63’ünü kontrol ediyor. Yaklaşık 40 yeni askeri mevzi kurduk. Güçlerin Gazze içinde konuşlandırılması, İsrail’e tehdidin Gazze sınırlarına ulaşmasını beklemek yerine ileri bir konumdan savunma yapma imkânı sağlıyor” dedi.
Bito’nun açıklamaları, İsrail’in Gazze’deki askeri varlığının niteliğine ilişkin yaklaşımını ortaya koyması bakımından dikkat çekti. İsrail ordusu bir yandan askeri hazırlıklardan ve Gazze Şeridi içinde hareket serbestisinden söz ederken, diğer yandan Hamas mensuplarını hedef alan operasyonlarını sürdürüyor.
Coğrafya araştırmacısı Cad İshak ise “Sarı hat sabit bir sınır gibi hareket etmiyor, İsrail güçlerinin hareketine bağlı olarak değişiyor. İsrail’in kontrol alanının, Gazze Şeridi’nin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 64’üne ulaştığı görülüyor” dedi.
İshak, İsrail’in Gazze’deki varlığının yalnızca önceki bir askeri operasyonun kalıntısı olduğuna inanmıyor. Askeri mevzilerin kurulması ve güçlerin Şerit içinde tutulmasının, orduya istediği zaman Gazze içinden operasyon düzenleme imkânı verdiğini belirten İshak, bunun Tel Aviv’in olası bir askeri operasyona yönelik hazırlıklarının parçası olabileceğini ifade etti.
Bu konuşlanmanın operasyonların genişletilmesi ihtimalini değerlendirme açısından önemi de burada ortaya çıkıyor. İsrail, çatışmaların seviyesini yükseltmeye karar vermesi halinde Gazze içindeki askeri varlığını yeniden oluşturmak zorunda değil; çünkü bu varlığın önemli bir bölümü halihazırda mevcut.
Ordu hazırlık yapıyor… Karar siyasi
İsrail askeri yönetimi, savaş sona ermiş gibi hareket etmiyor. Güçler Gazze içinde konuşlanmış durumda. Askeri yönetim, sarı hat üzerindeki mevzilerini sağlamlaştırmak, tahkimatları güçlendirmek ve Hamas’la daha geniş çaplı bir çatışma turu ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürmek için çalışmalar yürütüyor.
Jerusalem Post gazetesinin güvenlik yetkililerine dayandırdığı habere göre, Güney Komutanlığı bu süreçleri paralel şekilde yürütüyor ve bunlar arasında Hamas’a karşı gelecekte düzenlenebilecek bir operasyonun planlanması da bulunuyor.
Gazze’de İsrail ordusunun askeri hazırlıkları her zaman büyük askeri konvoyların hareketiyle kendini göstermiyor. Zaman zaman devam eden tatbikatlar da bu hazırlıkların göstergesi oluyor. Bu durum, son aylarda İsrail Güney Komutanlığı’nın Gazze’de yeni bir operasyon için hazırladığı planları Genelkurmay ve siyasi kademeye sunmasıyla da ortaya çıktı.
Güney Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Yaniv Bar, Hamas’ın askeri kapasitesinin tasfiye edilmesinin yaklaşık 6 ila 10 hafta sürebileceğini değerlendirdi. Ancak planın sunulması, operasyonun hayata geçirilmesine yönelik bir karar anlamına gelmedi. Operasyona geçiş kararı siyasi kademenin onayına bağlı olmaya devam etti.
Hamas, silah stoklarını yeniden oluşturduğunu veya saldırılara yeniden başlamayı hedeflediğini reddediyor ve İsrail’i ateşkes anlaşmasını baltalamakla suçluyor. (AFP)
İsrailli askeri araştırmacı Yossi Yehoshua, “Ordu, çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline karşı birden fazla senaryo hazırlıyor. Ancak planın uygulamaya geçirilmesi, özellikle İsrail’in hazırlandığı cephelerin sayısının artması nedeniyle siyasi bir karar gerektiriyor” dedi.
Buna karşılık Hazım Kasım, İsrail’in Hamas’ın askeri gücünü yeniden inşa etme sürecini hızlandırdığı yönündeki söylemlerini reddederek, bunun ‘harekete yönelik, saldırıyı gerekçelendirmeyi amaçlayan açık bir kışkırtma’ olduğunu belirtti. Kasım, “Hamas, savaşın sona erdirilmesine ilişkin ateşkes anlaşmasına tamamen bağlı” dedi.
İsrail ordusu, 6 Eylül’de birden fazla cephede ani savaş senaryosunu simüle eden bir tatbikat düzenledi. Tatbikatta yedek askerlerin göreve çağrılması ve Gazze’de sarı hat boyunca çatışma senaryosu da uygulandı. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, “Ani ve çok cepheli bir savaşa hazırlık, ordunun kuvvet oluşturma sürecinin temel unsurlarından biri haline geldi. Güçlerin Gazze içinde bulunması, orduya ileri hatlardan savunma yapma ve her türlü tehdide hızla karşılık verme kapasitesi sağlıyor” dedi.
Bu aşamada ateşkes ile geniş çaplı bir operasyon arasındaki mesafeyi belirleyen unsur, ordunun kapasitesinden ziyade siyasi karar mekanizması.
Savaşı alevlendirecek kıvılcım ne olabilir?
Gazze’de gerilimin tırmanması için resmi bir ilan gerekmiyor. Sarı hat yakınlarında yaşanacak bir çatışma ya da Hamas’tan bir ismin öldürülmesi, karşılıklı misillemeler zincirini tetikleyebilir. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da çatışmanın seviyesini yükseltebilecek senaryolardan birini gündeme getirdi.
Katz, “Gazze şehrinde bir İsrail askerinin veya sivilin kaçırılması, kentin boşaltılmasına ve yaklaşık 1 milyon sakinin güneye nakledilmesine, binaların ve kulelerin yıkılmasına yol açar. Ayrıca Hamas’ın ABD planında kendisine düşen yükümlülüklere uymaması da İsrail’i askeri harekete geçmeye sevk edebilir” dedi.
Katz’ın açıklamaları bir tehdit ve kamuoyuna ilan edilmiş bir senaryo niteliğindeydi. Ancak açıklamanın önemi, tek bir güvenlik olayının operasyonların genişletilmesi için nasıl gerekçeye dönüştürülebileceğini ortaya koymasında yatıyor. Gazze’de yeni bir kitlesel yerinden edilme ihtimali ise siyasi açıdan son derece kaygı verici bir senaryo olarak görülüyor. Burada askeri risklerle bölgedeki halkın gerçekliği kesişiyor: Operasyonların genişlemesi halinde insanlar nereye gidecek?
Buna karşılık Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye, “İsrail’e savaşı yeniden başlatması için bahane vermeyeceğiz. Biz istikrarı savunuyoruz ve hareketin silahlı gücü işgalin ve saldırıların varlığıyla bağlantılı” dedi.
Birleşmiş Milletler’e (BM) göre Gazze Şeridi’ndeki yerinden edilme alanlarında aşırı yoğunluk, barınma sıkıntısı, su ve kanalizasyon eksikliği yaşanıyor. Bu durum, Gazze şehrinin geniş çaplı tahliyesini, çatışma bölgesindeki insanların güvenli bir bölgeye tahliye edilmesinden farklı hale getiriyor. Zira Gazze’nin güneyinde de devam eden bir yerinden edilme krizi yaşanıyor.
Washington frene basıyor
Gazze’de savaşın alevlenme ihtimali yalnızca İsrail’in ne istediğiyle sınırlı değil. Ateşkesin başlamasından bu yana Washington, askeri operasyonları kontrol altında tutmaya ve tarafları, Hamas’ın silahsızlandırılmasına götürmesi öngörülen siyasi sürecin uygulanmasına yönlendirmeye çalıştı.
ABD’nin baskısı, ağustos ayında İsrail’in Gazze’deki operasyonlarının düzeyini kısa süreliğine düşürmesiyle açık şekilde görüldü.
Ancak ABD’nin baskısı, barış ve refah planının ilerletilmesi için fırsat yaratılması temelinde yürütülüyor. İsrail, Hamas silahsızlandırılmadan güçlerini çekmeyeceğini söylerken, Hamas ise silah meselesini İsrail’in çekilmesi ve savaşın sona ermesini güvence altına alacak garantilere bağlıyor.
Ortadoğu uzmanı Julie Norman, “ABD İsrail’e baskı yapabilir ancak geniş çaplı bir askeri operasyon düzenlemesini engelleyemez. Ayrıca İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimler yaklaşırken bu baskı en düşük seviyesine iniyor” dedi.
Nitekim İsrail ordu radyosu, seçim kampanyasının kritik aşamasına girmesiyle Washington’ın Binyamin Netanyahu hükümeti üzerindeki baskı uygulama kapasitesinin azaldığını bildirdi. İsrailli yetkililer de savaşın yeniden başlatılabileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdü.
Bu durum, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un, ‘İsrail’in seçim atmosferine girmesiyle konseyin Netanyahu üzerinde baskı kurma kapasitesinin azaldığı’ yönündeki açıklamasıyla da örtüşüyor. Buna karşılık Savunma Bakanı Yisrael Katz, “Gazze’de geniş çaplı savaşın yeniden başlaması an meselesi. Ordu, Hamas’a karşı görevi tamamlamaya hazır” dedi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة