Kovid-19’dan sonra dünya ekonomisini ne bekliyor?

Çin’in Shandong limanında ihracat için bekleyen konteynerler (Reuters)
Çin’in Shandong limanında ihracat için bekleyen konteynerler (Reuters)
TT

Kovid-19’dan sonra dünya ekonomisini ne bekliyor?

Çin’in Shandong limanında ihracat için bekleyen konteynerler (Reuters)
Çin’in Shandong limanında ihracat için bekleyen konteynerler (Reuters)

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) altı aydan kısa bir süre içerisinde dünyada birçok değişikliğe neden oldu.
Koronavirüs salgınının uzun bir süre daha dünyada etkili olması beklenirken, bu durumun en fazla küresel ekonomiye zarar vermesi bekleniyor.
Hükümetler, sağlık ve ekonomik anlamda yaşanan krize nispeten hızlı tepki verdi. Bu adımlar büyük ölçüde koordinasyonsuz olsa da, sorunun algısı farklı kültür ve siyasi sistemlere göre değiştiği için bu şaşırtıcı olmadı.
Salgınla başa çıkmak için iki temel yaklaşım gösterildi.
Bunlardan ilki, sağlık sistemi üzerinde yarattığı baskıya rağmen, koronavirüsün nispeten yayılmasına izin vererek, ekonomik hasarı azaltmaya öncelik vermek oldu.
İkincisi ise, sağlık risklerini kontrol altına almak için ekonomik faaliyetlerde bir yavaşlamanın benimsenmesi oldu. Bu yaklaşım, sınırların kapatılması, sosyal mesafe ve karantinayı içeriyordu.
Ekonomik bağışıklığın zayıflaması, kısmen küresel ekonominin 12 yıl önce ciddi bir darbe almasından kaynaklandı.
Buna ek olarak, yaşanan son durgunluk tüm dünyayı etkileyen ABD ve Çin arasındaki şiddetli ticaret savaşının gölgesinde meydana geldi.
Dünya Bankası (WB) göstergelerinden, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) rakamlarına kadar tüm güvenilir ekonomik tahminler, ülkeler arasındaki bazı eşitsizliklere rağmen salgının etkisinin dünyanın her köşesinde yıkıcı olduğunu gösteriyor.
Bu zararı kimsenin kurtaramayacağını bilersek, bilmediğimiz şey ekonomik faaliyetteki daralmanın kapsamı, kısa ve orta vadede iş kayıplarının ciddiyeti ve ekonominin ne zaman ve nasıl toparlanacağıdır.

Dünya nerede duruyor?
Salgından sonra küresel ekonomik durum hakkında şu sorulabilir: Salgından sonra dünya nasıl olacak?
Şu anda buna kimse bir cevap veremiyor. Çünkü hala hasarı hesaplama ve salgını durdurmaya çalışıyoruz.
Ancak şunlar gibi bazı kaçınılmaz sonuçlar ortaya çıkabilir:
-İlk aşamada sağlık hedefleri olan yeni teknolojileri benimsemek, yani koronavirüs salgınını kontrol etmek için insanları izlemek.
Bu uygulama, Çin’de gerçekleşmeye başladığı gibi toplumları başka amaçlar için kontrol altına almanın bir yoluna dönüşebilir.
Buna ek olarak hükümetler, internete hakim olan teknoloji devlerinin dünyayı istedikleri gibi kontrol etmesine izin vermeyecek, aksine sıkı siyasi kontrol uygulayacaktır.
-Koronavirüs ile mücadelede devletler arasında etkili bir işbirliği olmadığında milliyetçilik yükselebilir. Bunun sonucunda, sağcı akımlar ve popülist gündemleri olan partiler artabilir.
-Uluslararası ilişkiler, sıkıntılı zamanlarda herhangi bir ekonomik çıkış için yaşanan güvensizlik ve rekabet ortamı ışığında çok sorunlu olabilir.
NATO ve Avrupa Birliği’nde (AB) çatlaklar, Pekin ve Washington arasında suçlamalar, Moskova ve Washington arasındaki nükleer silahlanma yarışının geri dönüşü ve ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) çekilmesini görüyoruz.

Ekonomik iyileşme beklentileri
Çeşitli senaryo ve yaklaşımlar, herhangi bir siyasi yakınlaşma ve sosyal toparlanmanın temeli olacak ekonomik toparlanmanın 2021’nin ikinci çeyreğinin sonuna kadar gerçekleşmeyeceğini tahmin ediyor.
Elbette birçok ülkenin ekonomiyi canlandırmak için planlar yapabileceğini görüyoruz.
Bunlardan sonuncusu, 30 milyar sterlin (37,6 milyar dolar) değerinde bir teşvik planı açıklayan İngiltere oldu.
2001’de Nobel Ekonomi ödülü alan ABD’li iktisatçı Joseph Stiglitz, dünyanın 2008-2009 krizinden gerekli dersleri almadığını söyleyerek, küresel ekonomi ve finansal sistemin, ilk sarsıntıda bir domino taşı gibi devrilmesini önleyecek esnekliğine sahip olması gerektiğini vurguladı.
Stiglitz, salgından sonra oluşturulacak ekonomik sistemin, ekonomik küreselleşmenin siyasi küreselleşmenin çok ötesine geçtiği gerçeğini barındırması gerektiğine dikkat çekerek, bu nedenle ülkelerin, küreselleşmeden yararlanma ile kendine güvenme derecesi arasında daha iyi bir denge kurma yönünde çalışmasının zorunlu olduğunu ifade etti.
İngiliz akademisyen Adam Tooze ise ekonomik krizden kaynaklanan borçlar karşısında bireyler, toplumlar ve hükümetler tarafından kemer sıkma politikasının benimsenmesinin riskli olduğunu dile getirdi.
Tooze, üretim ve tüketimi artırmak için güçlü bir şekilde harcama yapılması gerektiğini savundu.
Singapurlu diplomat ve akademik Kishore Mahbubani de, ufukta sadece iki at (ABD ve Çin)  tarafından çekilen bir araç olan yeni bir küreselleşme görüyor.  
Önemli olanın, iki atı aynı yöne doğru gitmesi olduğuna dikkat çeken Mahbubani, bu iki güçlü ülkenin, dünya ekonomisinin darboğazdan çıkmasını sağlamak için önceki tutum, niyet ve jeopolitik isteklerden vazgeçmesi gerektiğinin altını çizdi.



Dünya Bankası Başkanı, gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden 800 milyon kişilik istihdam açığı konusunda uyarıda bulundu

Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)
TT

Dünya Bankası Başkanı, gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden 800 milyon kişilik istihdam açığı konusunda uyarıda bulundu

Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)

Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde küresel iş gücü piyasasında yaklaşan krize dikkat çekerek, önümüzdeki yıllarda gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden büyük bir istihdam açığı bulunduğu uyarısında bulundu.

Reuters’a konuşan Banga, 10 ila 15 yıl içinde gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık 1,2 milyar kişinin çalışma çağına ulaşacağını, ancak mevcut ekonomik eğilimler doğrultusunda bu ülkelerin en fazla 400 milyon yeni iş oluşturabileceğini belirtti. Banga, bu durumun yaklaşık 800 milyonluk bir istihdam açığına yol açacağını ifade etti.

Mastercard’ın eski CEO’su Banga, Kovid-19 pandemisinden bu yana küresel ekonominin art arda kısa vadeli şoklarla karşı karşıya kaldığını ve bu nedenle uzun vadeli sorunlara odaklanmanın zorlaştığını dile getirdi. Ortadoğu’daki son gelişmelerin de bu tabloyu ağırlaştırdığını belirten Banga, “Aynı anda hem yürümeli hem de sakız çiğnemeliyiz” sözleriyle, kısa vadeli krizlerle mücadele edilirken istihdam yaratma, elektriğe erişimi genişletme ve temiz su temini gibi yapısal önceliklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Savaşın etkileri, bu hafta Washington’da düzenlenen Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) bahar toplantılarına da yansıdı. Binlerce yetkilinin katıldığı toplantılar, ABD-İsrail ile İran arasındaki artan gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor. Bu durumun küresel büyümeyi yavaşlatabileceği ve enflasyonist baskıları artırabileceği değerlendiriliyor. Ekonomik etkinin boyutunun, geçen hafta ilan edilen geçici ateşkesin ne kadar sürdürülebileceğine bağlı olduğu belirtilirken, Hürmüz Boğazı’ndaki fiilî İran ablukasının devam etmesi küresel enerji arzında benzeri görülmemiş aksamalara yol açıyor. Ayrıca Hizbullah ile İsrail arasında Lübnan cephesinde süren çatışmalar da bölgesel gerilimi artıran unsurlar arasında yer alıyor.

İş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi

Dünya Bankası bünyesindeki Kalkınma Komitesi, iş gücü piyasasındaki zorluklarla mücadele kapsamında, gelişmekte olan ülkelerle iş birliği içinde yatırım ve istihdam yaratımını engelleyen düzenleyici süreçlerin sadeleştirilmesine yönelik planlar açıkladı. Bu çerçevede, lisans verme süreçlerinde şeffaflığın artırılması, yolsuzlukla mücadele, iş ve arazi yasalarının güncellenmesi, şirket kuruluşlarının kolaylaştırılması, lojistik hizmetlerin iyileştirilmesi ve ticaret sistemlerinin geliştirilmesi gibi adımlar öne çıkıyor.

Banga, gençler için nitelikli iş fırsatları yaratılması konusunda somut ilerleme sağlanabileceğine dair iyimser olduğunu ifade etti. Banga, bu sürecin gençlerin yaşam koşullarını iyileştireceğini ve özel sektörün bu talebi karşılamasına alan açacağını belirtti. Ancak istihdam açığının azaltılamaması halinde, düzensiz göçte artış ve küresel istikrarsızlığın derinleşmesi gibi ciddi sonuçlar doğabileceği uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2025 itibarıyla dünya genelinde yerinden edilmiş kişilerin sayısı 117 milyonu aşmış durumda.

Banga ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde bazı şirketlerin küresel ölçekte büyümeye başladığına dikkat çekti. Bu kapsamda Reliance Industries ve Mahindra Group ile Dangote Group gibi örneklerin, bu ekonomilerdeki büyüme potansiyeline işaret ettiğini vurguladı.

Su ve özel sektör yatırımları önceliklerin başında geliyor

İstihdam dosyasına paralel olarak su sektörü de giderek daha fazla öncelik kazanıyor. Dünya Bankası, diğer kalkınma bankalarıyla iş birliği içinde, 1 milyar kişinin güvenli temiz suya erişimini sağlamayı hedefleyen bir girişim başlatmaya hazırlanıyor. Aynı zamanda Afrika’da 300 milyon haneye elektrik ulaştırılması ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmaların da sürdüğü belirtiliyor.

Banga, istihdam yaratımını destekleyen fiziki altyapının geliştirilmesine odaklanmayı sürdürdüklerini ve özellikle Bangkok’ta yapılacak toplantılar kapsamında özel sektör yatırımlarını artırmaya yönelik çabaların yoğunlaştırıldığını ifade etti. Banga, yatırım açısından öne çıkan beş temel sektörü; altyapı, küçük çiftçilere yönelik tarım, temel sağlık hizmetleri, turizm ve katma değerli imalat sanayi olarak sıraladı. Bu alanların, yapay zekâ gelişmelerinden doğrudan etkilenme riskinin daha düşük olduğu değerlendiriliyor.

Banga, iş gücü açığının kapatılmasının uluslararası kuruluşların tek başına üstesinden gelebileceği bir mesele olmadığını vurgulayarak, “Bunu tek başımıza başaramayız. Bu süreci başlatmalı ve zamanla büyüyüp genişlemesine imkân tanımalıyız; böylece 800 milyonluk dev istihdam açığını azaltabiliriz” ifadelerini kullandı.


Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
TT

Hürmüz Boğazı ablukası petrol akışını nasıl etkiler?

Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)
Khorfakkan Konteyner Terminali’ndeki petrol tankerleri (AFP)

ABD ordusu bugün saat 14.00’ten itibaren İran limanlarına yönelik ve bu limanlardan çıkan deniz trafiğini yasaklayacağını açıkladı. Bu adımın, günlük yaklaşık 2 milyon varil İran petrolünün küresel piyasalara girişini engelleyerek arz sıkıntısını artırması bekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, planlanan abluka ve olası etkilerine ilişkin ayrıntılar şöyle:

Hafta sonu İslamabad’da ABD ile İran arasında yapılan barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, donanmanın ‘Hürmüz Boğazı’na girmeye veya buradan çıkmaya çalışan tüm gemilere yönelik abluka uygulamasına başlayacağını’ duyurdu.

Daha sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukanın yalnızca İran’a giden ve İran’dan çıkan gemilerle sınırlı olacağını açıkladı. Buna İran’ın Arap Körfezi ve Umman Denizi’ndeki tüm limanları da dahil. CENTCOM, İran dışındaki limanlara gidip gelen gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinin engellenmeyeceğini ve seyrüsefer serbestisinin korunacağını vurguladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise Trump’ın açıklamalarına karşılık, askeri gemilerin boğaza yaklaşmasının ateşkes ihlali sayılacağını ve buna ‘kararlı ve sert’ şekilde karşılık verileceğini bildirdi. Öte yandan emekli amiral Gary Roughead, İran’ın Körfez’deki gemilere ateş açabileceği veya ABD güçlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerinin altyapısını hedef alabileceği uyarısında bulundu.

Bunun petrol akışı üzerindeki etkileri neler?

İran sevkiyatlarının engellenmesi, küresel piyasalar açısından önemli bir petrol kaynağının devre dışı kalmasına yol açacak. İran, mart ayında günlük 1,84 milyon varil ham petrol ihraç ederken, nisan ayı itibarıyla bu rakamın günlük 1,71 milyon varil seviyesinde olduğu, 2025 yılı genel ortalamasının ise 1,68 milyon varil olduğu bildirildi.

Buna karşın, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından önce İran üretimindeki keskin artış, denizdeki petrol stoklarının neredeyse rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı. Kpler verilerine göre, bu ayın başlarında tankerlerde taşınan toplam İran petrolü miktarı 180 milyon varili aşmış durumda.

Peki ya Körfez’deki diğer üreticilerden gelen petrol akışları ne durumda?

Hürmüz Boğazı üzerinden deniz trafiği, savaşın başlangıcından bu yana uygulanan İran ablukasının etkisiyle, geçen hafta ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkese rağmen neredeyse durma noktasında kalmaya devam ediyor.

Petrol tankerlerinin büyük bölümünün bugün boğazdan geçişten kaçındığı gözlendi.

Pakistan bandıralı iki tanker dün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt’ten yük almak üzere Körfez’e giriş yaptı. Aynı gün Liberya bandıralı çok büyük bir ham petrol tankeri de daha erken saatlerde boğazı geçti.

Buna karşılık Malta bandıralı bir diğer dev tanker, Irak ham petrolü yüklemek ve Vietnam’a taşımak üzere dün boğazdan geçmeye çalıştı, ancak geri dönerek Umman Körfezi açıklarında demirledi.

Cumartesi günü ise tam yüklü üç tanker Hürmüz Boğazı’nı geçerek, ABD ile İran arasında sağlanan ateşkes sonrası Körfez’den ayrılan ilk gemiler oldu.

Kpler verilerine göre, geçen salı itibarıyla Körfez içinde yaklaşık 172 milyon varil ham petrol ve rafine ürün taşıyan 187 tanker bulunuyordu.

En çok etkilenen ithalatçı ülkeler hangileri?

Savaş öncesinde İran petrol ihracatının büyük bölümü, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin’e yöneliyordu. Geçen ay ABD, yaptırımlarda sağladığı bir muafiyetle Hindistan dahil bazı alıcıların İran petrolü ithal etmesine imkân tanıdı.

Gemi takip verilerine göre Hindistan’ın, yaklaşık yedi yıl aradan sonra İran’dan ilk ham petrol sevkiyatını bu hafta teslim alması bekleniyor. Söz konusu veriler London Stock Exchange Group ve Kpler tarafından paylaşıldı.

Savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyordu. Bu sevkiyatların büyük kısmının, dünyanın en büyük ithalat bölgesi olan Asya’ya yöneldiği belirtiliyor.


Küresel piyasalar, yarınki açılışta ‘İslamabad çıkmazının’ yaratacağı etkiyi bekliyor

New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)
New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)
TT

Küresel piyasalar, yarınki açılışta ‘İslamabad çıkmazının’ yaratacağı etkiyi bekliyor

New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)
New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)

Küresel piyasalar, işlemlerin açılışını temkinli bir beklentiyle karşılamaya hazırlanıyor. Yatırımcılar, beklenmedik bir jeopolitik şok ile kritik bir bilanço sezonunun kesiştiği hassas bir döneme girerken, risk algısında belirgin bir artış gözleniyor. Geçtiğimiz çarşamba günü yaşanan yükselişin ateşkes beklentilerine dayanmasına karşın, İslamabad görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması risk iştahından ziyade korunma stratejilerinin yeniden öne çıkmasına neden oldu.

İslamabad’daki müzakerelerin anlaşma sağlanamadan sona ermesi, jeopolitik risk priminin işlemlerin ilk dakikalarından itibaren vadeli piyasalara yeniden yansımasına yol açacak. Geçtiğimiz hafta ‘takip günü’ olarak nitelenen yükselişi kutlayan ve S&P 500 endeksinde yüzde 2,5’lik artış gören piyasaların, hızlı kâr realizasyonları veya düzeltme hareketleriyle karşılaşabileceği değerlendiriliyor. Yatırımcılar, süregelen gerilimin son dönemde oluşan büyüme iyimserliğini zayıflatmasından endişe ediyor.

Petrol ve alüminyum mercek altında

Siyasi müzakerelerde yaşanan başarısızlık, emtia piyasalarını fiyat seviyeleri açısından gerçek bir sınavla karşı karşıya bırakırken, enerji ve endüstriyel metaller diplomatik çözümlerin yokluğuna en duyarlı sektörler olarak öne çıkıyor.

vffd
 Hürmüz Boğazı ve 3 boyutlu yazıcıyla üretilmiş petrol boru hattını gösteren harita (Reuters)

Petrol piyasasında analistler, jeopolitik risk priminin işlemlerin açılışıyla birlikte yeniden belirleyici olmasını bekliyor. Siyasi tıkanıklığın sürmesi, özellikle Hürmüz Boğazı başta olmak üzere uluslararası deniz ticaret yollarına yönelik tehditlerin devam ettiği anlamına geliyor. Bu durum, Brent petrol kontratlarının fiyat hareketlerinin talep dinamiklerinden ziyade arz kesintisi endişeleriyle şekillenmesine yol açabilir. Söz konusu tablo, küresel enflasyon üzerinde ilave baskı oluştururken, ham petrol akışının istikrarını yalnızca piyasa meselesi olmaktan çıkarıp uluslararası ekonomik güvenlik konusu haline getiriyor.

Metaller tarafında ise özellikle alüminyum, mevcut gerilim ortamında öne çıkan başlıca emtialardan biri olarak dikkat çekiyor. Ortadoğu’da küresel üretimin yaklaşık yüzde 9’unu sağlayan büyük eritme tesislerinin hedef alınması, arz tarafında belirsizlikleri artırıyor. Küresel üreticilerin olası arz daralmasına nasıl tepki vereceği yakından izlenirken, eritme süreçlerinde kullanılan enerjinin maliyetindeki artış da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bu durum, ağır sanayi ve otomotiv gibi sektörlere yayılabilecek maliyet artışlarıyla birlikte zincirleme bir etki yaratma potansiyeli taşıyor. Böylece söz konusu emtiaların performansı, küresel ekonominin jeopolitik gerilimlere karşı dayanıklılığına ilişkin önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Likidite baskısı ve jeopolitik riskler arasında ‘altın’

İslamabad müzakerelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına ve askeri gerilimin artmasına rağmen, altın piyasasında temkinli bir bekleyiş hâkim. Analistler, işlemlerin dalgalı bir seyirle açılmasını beklerken, piyasayı yönlendiren unsurlar arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Bir yandan diplomatik sürecin çökmesi, savaş dönemlerinde geleneksel ‘güvenli liman’ olarak görülen altına talebi artırıyor. Öte yandan bu yükseliş, bazı büyük yatırımcıların diğer varlık sınıflarındaki olası zararlarını karşılamak amacıyla altın pozisyonlarını satarak nakde dönmesiyle sınırlanabilir.

vfdb f
Seul’deki Hana Bank Genel Merkezi’nde bulunan döviz işlem odasında Asya piyasalarının endekslerini gösteren ekran (AP)

Buna ek olarak yatırımcılar, artan gerilimin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisini yakından izliyor. Enerji fiyatlarının siyasi tıkanıklık nedeniyle yüksek seviyelerde kalması, büyük merkez bankalarının sıkı para politikalarını daha uzun süre sürdürmesine yol açabilir. Bu durum, yüksek tahvil getirileri karşısında elde tutma maliyetinin artması nedeniyle altın üzerinde teknik baskı oluşturuyor. Bununla birlikte, Goldman Sachs gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki analistler, merkez bankalarının alımları ve yatırımcıların itibari para birimlerindeki dalgalanmalardan korunma arayışı sayesinde altının uzun vadeli yükseliş trendinin sürdüğü görüşünde birleşiyor. Bu çerçevede, haftanın ilk işlem günü, değerli metalin mevcut jeopolitik şoku ne ölçüde absorbe edebileceği açısından kritik bir test olarak görülüyor.

Bankacılık sektörü testi

Goldman Sachs ve JPMorgan Chase gibi büyük bankalar, birinci çeyrek finansal sonuçlarını pazartesi ve salı günleri açıklamaya başlıyor. Analistler, asıl odak noktasının geçmiş çeyrek kârlarından ziyade bankaların ileriye dönük beklentileri olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede temel soru, banka yöneticilerinin savaşın kredi verme iştahı ve yılın ikinci yarısındaki sermaye yatırımları üzerindeki olası etkilerinden ne ölçüde endişe duyduğu olarak öne çıkıyor.

Çarşamba günkü ‘ralli’ sona mı erdi?

Teknik açıdan analistler, NASDAQ Composite endeksinin geçtiğimiz haftaki kazanımlarını koruyup koruyamayacağını yakından izliyor. Müzakerelerdeki başarısızlık, teknik destek seviyelerinin test edilmesine yol açabilir. Eğer piyasalar sert bir düşüşle açılır ve işlem hacimleri cuma günkü seviyeleri aşarsa, rallinin henüz ilk haftasında başarısızlığa uğraması ihtimali gündeme gelebilir.

fevfedv
 Tokyo’daki borsa ekranının önünden geçen bir yaya (EPA)

Genel olarak değerlendirildiğinde, yarınki açılış yalnızca diplomatik bir başarısızlığa tepki değil, aynı zamanda küresel ekonominin Ortadoğu’da uzun sürebilecek bir savaş senaryosuna ne ölçüde dayanabileceğine dair kapsamlı bir yeniden fiyatlama süreci olarak görülüyor. Yatırımcılar artık büyüme verilerinden çok, Washington’da Muhammed el-Cudan başkanlığında yapılacak toplantılardan gelebilecek ‘güven verici mesajlara’ odaklanmış durumda. Bu mesajların, dalgalı seyreden piyasalarda dengeyi yeniden kurmada belirleyici olabileceği değerlendiriliyor.