ABD, Rusya’yı ‘Suriye bataklığının’ maliyetini artırmakla tehdit ediyor

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Rumeylan bölgesindeki bir ABD devriyesi. (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Rumeylan bölgesindeki bir ABD devriyesi. (AFP)
TT

ABD, Rusya’yı ‘Suriye bataklığının’ maliyetini artırmakla tehdit ediyor

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Rumeylan bölgesindeki bir ABD devriyesi. (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Rumeylan bölgesindeki bir ABD devriyesi. (AFP)

ABD’li yetkililerin açıktan veya gizli olarak Rusya tarafına ilettiği mesaj şu: Ya Suriye rejiminin 6 şartının (4’ü 2011 öncesiyle ilgili) gereği olarak ülke içinde ve jeo-siyaset meselelerinde ‘tutum değişikliğini’ güvence altına alacak bir çözüme yanaşırsın ya da Suriye bataklığının sana olan maliyeti artar. ABD’li yetkililer Moskova’ya ikinci seçeneği sunarken, ABD’nin Irak deneyimini ve Sovyetler Birliği’nin 1979’daki Afganistan Savaşı tecrübesini de hatırlatıyorlar.

6 şart
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve yardımcısı Joel Rayburn, 2018’in başlarında Başkan Donald Trump’a ‘Suriye hükümetiyle normalleşme’ adımlarının atılabilmesi için 6 maddelik bir liste sundu. Bu liste Trump’ın onayıyla kabul edildi.
Jeffrey ve yardımcısının sunduğu 6 şart şöyleydi:
1- Terörizme verilen desteğin sonlandırılması
2- İran ve milisleriyle askeri ilişkilerin kesilmesi
3- Komşu ülkelere yönelik düşmanca eylemlere son verilmesi
4- Kitlesel imha silahları ve kimyasal silah programından, denetlemeye izin verecek şekilde vazgeçilmesi
5- Suriye hükümetinin, göçmen ve mültecilere gönüllük esası üzerine dönüşlerine izin vermesi. Yani BMGK’nın 2254 sayılı kararının hayata geçirilmesi
6- Savaş suçlularının yargılanması
Jeffrey’in yardımcısı Joel Rayburn önceki gün katıldığı bir panelde, ilk 4 maddenin 2011 protestoları öncesine dönüş talebini ifade ettiğini söyledi.
Rayburn, “Bu talep her Suriye hükümeti için geçerlidir. Kişiler gelip geçicidir. Her Suriye hükümeti bu şartlara uymalıdır. Çünkü bunlar ABD ulusal güvenliğine zarar veriyor” dedi.
Jeffrey de geçen ay yaptığı bir konuşma sırasında, “Suriye rejimi gibi kendi bölgesine ve ABD’nin dünyanın olması gereken şekliyle ilgili fikrine bundan daha büyük bir tehdit oluşturan başka bir rejim görmedim” demişti.
Söz konusu 6 şart aynı zamanda ABD Kongresi’nin geçen ay kabul ettiği ve haziran ortasında hayata geçirilen Ceaser Yasası’nın da temel çerçevesini oluşturuyor.

Baskı araçları
ABD, söz konusu 6 şartın gerçekleşmesini sağlamak için elinde bazı baskı kartları bulunduruyor. Bunları şöyle sıralamak mümkün:
1- Suriye’nin kuzeydoğusundaki ABD askeri varlığı. Suriye’den çekilme kararı sonrasında ABD Başkanı Donald Trump’ı Suriye’nin kuzeydoğusunda ve Tenef Askeri Üssü’nde asker bırakmaya teşvik edenlerin arasında Jeffrey ve yardımcısı Rayburn da bulunuyor.
2- İsrail’in Suriye’deki İran ve rejim mevzilerine yönelik hava saldırıları için lojistik ve istihbarat desteğinin sağlanması.
3- Şam ile diplomatik normalleşmeyi engellemek ve ekonomik yaptırımların devamı için Avrupa Birliği’ne baskı uygulanması.
4- Arap ülkelerinin Şam’ı yeniden Arap Birliği’ne dahil etmesinin engellenmesi. Bu kapsamda Arap ülkeleri ile Şam arasında siyasi ve diplomatik ilişkilerin yeniden aktif hale gelmesinin önüne geçmek.
5- Ankara’nın Suriye hükümet güçlerinin ülkenin kuzeybatısına geçişini engelleme yolunda gösterdiği çabaların desteklenmesi ve İdlib ateşkesinin ülke geneline yayılmasını sağlama yolunda çalışmaların yapılması.
6- BMGK’da Arap ve Avrupa ülkeleriyle birlikte kimyasal silah, insan hakları ihlalleri ve yargılama ajandası (BMGK bu amaçla önümüzdeki günlerde bir oturum düzenleyecek) gibi konulara karşı siyasi eşgüdüm içinde hareket edilmesi.
7- BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in Anayasa reformu ve 2254 sayılı kararın uygulanması noktasında gösterdiği çabaların desteklenmesi.
8- ABD’nin Suriye’ye yönelik yaptırımlarının artırılması. Yaptırımların sonuncusu haziran ortasında hayata geçirilen Ceaser Yasası oldu.

Ceaser Yasası’nın içerdiği mesajlar
ABD’li yetkililer Ceaser Yasası’nın 4 mesaj içerdiğini belirtiyorlar. Bu mesajları şöyle sıralıyorlar:
1-Yasa ABD Kongresi’nde oybirliğiyle kabul edildi. Bu da ABD’deki siyasi tarafların izlenen Suriye politikası üzerinde hemfikir olduklarını gösteriyor.
Rayburn, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Esed ve müttefiklerine baskı uygulamak, Washington’da ihtilaflı bir mesele değildir. Bunun üzerinden görüş birliği bulunuyor. ABD’de kasım ayında düzenlenecek başkanlık seçimlerinden sonra bir değişiklik olsa bile ABD’nin (Suriye) politikasında bundan sonra olası bir değişiklik hayali kuran ya da teşvik eden herkes için artık bu bir hayal oldu.”
2- Rayburn’ün deyişiyle Suriye rejimi ‘askeri zafer yanılsaması’ içinde:
“Rejim, destekçilerine şöyle diyordu; ‘Benimle birlikte çarpışın, benimle birlikte savaşın. Askeri olarak sahada kontrolü sağladığımızda paralar akacak ve hepsinden faydalanacağız’. Halihazırda bu gerçek değil. Tünelin sonunda ışık yok ve durum eski haline dönmeyecek.”
3- Yasa üzerinden bölge ülkelerine mesaj verilmesi. Bu mesajlardan biri de ‘eğer Suriye’de rejim bölgesinde yatırım kararı alırsanız siz de yaptırımlarla muhatap olur ve ABD’nin mali sisteminden mahrum kalırsınız’ şeklinde. Rayburn “Gerçekten de rejim halihazırda ister yeniden imar isterse başka alanlarda olsun, dışarıdan gelecek her türlü yatırımdan mahrum kalmış durumda” diye konuştu. Washington, Suriye’nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısını ise bu yaptırımların dışında tuttu. Rayburn “Suriye’nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısında yatırımları teşvik ediyoruz ve rejim bölgelerinde yatırım yapanları cezalandırıyoruz” dedi. Batılı bir diplomat konuya ilişkin açıklamasında “ABD’li yetkililer Arap ve bölgedeki dost ülkelerle yaptığı temaslarda açık konuştu: Hiç kimse istisna edilmeyecek” ifadelerini kullandı.
4- Askeri yöntemden caydırmak.
Rayburn konuya dair şunları söyledi:
“Adalet ve yargılama sürecinin genelde yavaş hareket ettiği doğrudur. Fakat bizim mesajımız şudur: Asla unutmayacağız. Şu an (rejim) destekçilerin zihninde şu olacak ‘hesap er ya da geç gelecek’. Bu hesaplarını değiştirmelidirler.”

Suriye bataklığı
ABD’li yetkililer söz konusu baskı araçlarının uzun vadede Rusya’nın düşüncelerini etkileyeceği görüşünde. Bu nedenle de Ceaser Yasası kapsamında yaptırımları sürdürmeyi düşünüyorlar. Hatta söz konusu yetkililer, ‘Suriye bataklığının’ maliyetini artırmak için yüzlerce rejim destekçisinin kara listeye alarak önümüzdeki yazı ‘Ceaser Yazı’na çevirmeye çalışıyorlar.
Jeffrey, açıklamasında “Rusya’nın Suriye’deki sorunları için siyasi bir çıkışı bulunmuyor. Misyonumuz, BM ve ona verdiğimiz destek üzerinden çözüm sunmaktır. Ancak bu, Esad ve İranlılara mesafeli olmalarını gerektiriyor” dedi.
Jeffrey’in Yardımcısı Rayburn ise Rusya’nın Şam’ı etkileyebileceği görüşünde. Rayburn, söz konusu baskı unsurlarının Moskova’yı yukarıda bahsedilen 6 şart üzerinde ciddi müzakerelerde bulunmaya zorlayacağına aksi takdirde Rusya’nın önünde sadece ‘Suriye bataklığında boğulma’ seçeneği kalacağına dikkat çekti.
Jeffrey daha önce birçok panel ve konferansta yaptığı konuşmalarda, yaklaşık iki yıl önce “Suriye’yi Rusya’nın bataklığına” dönüştürme görevi devraldığını açık bir şekilde ifade etti.

Jeffrey geçen ay yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Zekice olduğunu düşündüğümüz politikanın peşinde çabalıyoruz. Bu politika da belirli bir hedef için ABD askeri varlığının (Suriye’de) kalmasıdır. Bu hedef ise Türkiye ve İsrail’in çeşitli yollarla düzenledikleri askeri operasyonları desteklemenin yanı sıra DEAŞ örgütünün peşine düşmektir. Askeri varlığımız az olmasına rağmen bu, dengenin sağlanması adına önemlidir. Dolayısıyla Kongre’yi, Amerikan halkını ve Başkan’ı bu güçlerin kalmaya devam etmesi için teşvik ediyoruz. Fakat bu durum Afganistan veya Viyetnam’da (ABD’nin) yaşananlara benzemiyor. Zira bunlar bataklık değildi. Benim görevim ise onu (Suriye’yi) Ruslar için bataklığa dönüştürmektir.”

Rayburn ise açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Rusya, Suriye’ye askeri müdahalede bulunduğunda, 5 yıl sonra bu sonuca ulaşacağını beklemiyordum. Jeffrey’in de dediği gibi, bizim işimiz Rusya ve Suriye rejimi için bir bataklık oluşturmaktır. Durum bizzat bataklıktır. Orduda olduğumda Irak tecrübesini yaşadım. Eğer beş yıl boyunca bir şey yaptıysan ve aynı sonucu aldıysan, kendine şunları sormalısın: Beş yıl daha aynı şeyi yapmaya devam edecek miyim? Bu durumun 10 yıl daha devam etmeyeceğinin garantisi var mı? Ruslar 2020'de olduğu gibi 2025'te de Suriye'de olmak istiyor mu? Sonunda bu tünelin bir ışık olmayan bir ekonomik maliyet ve askeri müdahaledir. Şam yönetimi 2016’nın sonlarında Halep’in doğusunu geri aldığında rejim ve müttefikleri savaşın bittiğini ve askeri zaferin meyvelerini toplamanın zamanının geldiğini söylediler. Bana göre bunun doğru olmadığı açıktı. Çatışmanın sebepleri siyasidir ve çözümü de siyasetten geçer. Köklü siyasi çözüm askeri yolla sağlanamaz. Bu gerçekleşmediği takdirde savaş sonsuza kadar sürer. Savaşın kendiliğinden biteceğini söyleyen bir doğa kanunu yok. Afganistan örneğine bakın... 70’li yılların sonlarında başladı ve halen devam ediyor.”



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.