Çin’in ABD’yi endişelendiren yeni hamlesi: İran’da askeri üs

Hamaney, 2015 yılında Tahran’ı ziyaret eden Çin lideri ile bir araya geldi. (Sosyal Medya Organları)
Hamaney, 2015 yılında Tahran’ı ziyaret eden Çin lideri ile bir araya geldi. (Sosyal Medya Organları)
TT

Çin’in ABD’yi endişelendiren yeni hamlesi: İran’da askeri üs

Hamaney, 2015 yılında Tahran’ı ziyaret eden Çin lideri ile bir araya geldi. (Sosyal Medya Organları)
Hamaney, 2015 yılında Tahran’ı ziyaret eden Çin lideri ile bir araya geldi. (Sosyal Medya Organları)

Tarık eş-Şami
ABD, yarım asır boyunca Körfez’deki uluslararası suların kontrolünü başka herhangi bir süper güç olmadan elinde bulundurdu. Ancak bu durum artık değişmeye başladı gibi görünüyor. Öyle ki Çin, Güney Çin Denizi’ndeki askeri gücünü artırırken yıllar önce ABD’ye meydan okumak ve Körfez’de bir başka stratejik nokta üzerinde askeri nüfuzunu vurgulamak isteyen iddialı bir görüntüyle Bab-ul Mendeb’e yöneldi. Nihayetinde durum, Washington’ın endişelenmesine yol açarken bölgedeki hesaplarını ve stratejilerini gözden geçirmesine de neden olabilir. Peki; gerçekte neler oluyor? ABD bölgedeki yeni rakibini nasıl takip ediyor? Ve doğruluğunun kanıtlanması halinde ABD bu gelişmeyi nasıl değerlendirecek?

Oyalama yılları
 Çin son 10 yılda Ortadoğu’daki nüfuzunu ve ekonomik yayılımını genişletti. Ancak diplomatik açıdan büyük ölçüde tarafsız kaldı ve askeri bir varlığı da bulunmuyordu. Pekin yönetimi diplomatik açıdan İran, İsrail ve bölgedeki diğer ülkelerle dostane ilişkiler yürüttü. Çeşitli vesilelerle tartışmalı gündemler için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına oy vermekten kaçındı.
Askeri açıdan ise Çin donanmasının İran’ın Bender Abbas limanına yaptığı bazı mevsimsel ziyaretler ile Hint Okyanusu’nun kuzeyinde Rusya ve İran donanmaları ile sınırlı manevralar dışında etkili bir varlığı bulunmuyordu.

Strateji değişiyor
Bununla birlikte Pekin’in askeri olarak varlığını genişletme ısrarı Hong Kong’daki Çin Okyanusu ve Güney Çin Denizi ile sınırlı değildi. Çin liderliği, Cibuti’de Bab-ul Mendeb yakınlarında, aynı ülkedeki ABD üssünün birkaç mil uzağında askeri bir üs kurdu. ABD askeri kaynaklarına göre Çinli pilotlar, bölgedeki ABD pilotlarının frekanslarını ve sinyallerini yakalamaya başladı.
İran’da yayın yapan gazetelere göre Çin, Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2015 yılında Tahran’a yönelik ziyareti sırasında iki tarafın imzaladığı güvenlik ve askeri anlaşmaların ardından İran’da kalıcı bir üs kurmaya çalışıyor. Cinping ziyareti sırasında İran Dini Lideri Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile bir araya geldi. İran Parlamentosu içerisinde, Pekin ile Körfez sularında İran sahillerindeki Kiş Adası’nda 25 yıl boyunca tesisin kiralanmasını içeren bir anlaşmanın imzalandığı söylentileri yayıldı.

ABD beklentisi
Adanın Çin’e kiralanmasıyla ilgili söylentiler şubat ayında başladı. İran’da yayın yapan muhafazakar Tasnim haber ajansı, radikal parlamento üyesi Hasan Nuruzi’nin Ruhani’ye hükümetin ‘Kiş Adası’nın Çinlilere teslim edilmesi müzakerelerinin sebeplerini’ açıklaması için çağrı yaptı. Nuruzi ayrıca adayı teslim etmeyi reddettiğini ve hükümetin Pekin ile olan ilişkilerinin gizliliğini kınadığını vurguladı.
Nuruzi, Tahran’daki İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki seçim bölgesinde işçi sınıfı seçmenlerine hitap ederken parlamentonun öfkesi de İran’ın güvenlik ve savunma hesaplarına yöneldi. Pratik açıdan İran parlamentosu orduyu, Savunma Bakanlığı’nı ve rehberi sorgulama yetkisine sahip değil. Bununla birlikte bazı ABD takip merkezleri de Nuruzi’nin açıklamasını ciddiye aldıklarını belirtirken söylentilerin arkasında gerçeklik payı olduğunu ileri sürdü. Söz konusu merkezler ayrıca adadaki Çin tesislerinin arttığına ve ilerleyen dönemde daha da açık hale geleceklerine dikkat çektiler.

Farklı yansımalar
Gözlemciler, Çin'in artan askeri varlığının kesin olarak onaylanması halinde bunun çeşitli sonuçlara yol açacağı görüşünde. Gözlemciler, kuvvetlerini farklı ülkelere konuşlandıran ABD’nin açık avantajlara, eski ve yenilenmiş stratejik çıkarlara sahip bir bölgede başka bir büyük gücün rekabetine alışkın olmadığını aktardı. Çin askeri varlığının, ABD’yi Körfez’deki ve bölgede yer alan uluslararası sulardaki kuvvetlerini güçlendirmeye iteceği belirtildi.
Aynı şekilde Çin’in İran’daki askeri varlığını açık etme riski, Pekin ve Washington arasındaki gerilimi de artıracak, Kovid-19 krizinin ve yankılarının ateşine daha fazla benzin dökecek. Aynı şekilde özellikle de ABD otoritesinin, Çin’in İran’a ekonomik ve askeri desteğini takip etmesi sonrasında olası çatışmalarda yeni bir cephe açacak. Bununla birlikte bu varlık, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran rejimini azami yaptırımlar politikasıyla boyun eğdirme çabalarına açık bir meydan okuma olacak.
Bazı kesimler, doğrulanması halinde bu adımın ABD’yi ‘dünyayı, herkese zarar verebilecek ekonomik kriz döngüsüne sokabilecek’ bir şekilde Çin’e karşı yaptırımlar uygulamaya yöneltebileceği kanaatinde.
Demokrasileri Savunma Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Cleo Paskal konuya dair şunları söyledi:
“Çin’in sözlerine değil, eylemlerine dikkat etmek önemlidir. Çin, yıllar önce dünyayı biri ABD etkisi altında diğeri Çin etkisi altında olmak üzere iki etki alanına bölme fikrini öne sürdü.”
Paskal ayrıca Washington ve Pekin arasında güven olmadığını, bu nedenle Çin’in niyet ve eylemleriyle mücadele ederken dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

İsrail’in Pekin ile flört hatası
Diğer yandan Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nde araştırmacı Michael Rubin, Çin’in bölgedeki artan askeri hırslarının İsrail’in Pekin’le flört etmesini, gelişmiş ve hassas askeri teknolojiler satmasını son derece önemli hale getirdiğini belirtti. Zira bir dönem İsrailli liderler, İran gibi düşmanca bölgesel rejimleri desteklemesini engellemek amacıyla Çin’e hassas askeri teknolojiler satmaya çalışırken diğer taraftan da ABD ile ortaklıklarını güçlendirmek için çabalamıştı.
ABD’li araştırmacı konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“İsrail’in Çin’i teknolojik açıdan destekleme politikası her zaman akılsızcaydı. Şu an ise bu yanılsamayı sonsuza dek bitirmek zorunda. Çin zaten Körfez’de bir üs inşa ederse ve İsrail bunun sonuçlarına odaklanmazsa o zaman ABD’deki Cumhuriyetçiler ve Demokratların İsrail’in niteliksel askeri üstünlüğünü korumak için süregelen garantileri yeniden gözden geçirme zamanı gelmiş demektir.”

İran’ın inkar bağlamı
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün İran adalarının Çin’e verildiğini ve yabancı güçlerin Çin ile büyük bir iş birliği anlaşmasının bir parçası olmasına izin verildiğini reddetmesine rağmen Batı medyası, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Pekin ziyaretinin, 2016 yılında imzalanan anlaşmaya dayalı olarak 25 yıl boyunca Çin ve İran arasındaki kapsamlı stratejik ortaklık hakkında bir yol haritası sunmak üzere geliştiğini savundu. Batı medya organlarına göre geçen hafta İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, söz konusu anlaşmanın bazı gizli kısımlarına değindi ve anlaşmayı İran egemenliğinin ihlali olarak niteleyerek kabul etmediğini duyurdu. Bu tavır şüpheleri daha da artırdı.
Analistler, açıklamanın birkaç gün önce Çin’in BM Daimi Temsilcisi’nin BMGK huzurunda yaptığı açıklamayla örtüştüğünü aktardı. Analistlere göre ABD’ye yönelik ‘İran’a karşı yaptırımları durdurma’ çağrısı ve ABD’nin ‘BM’nin İran’a karşı uyguladığı silah ambargosunu’ uzatma baskısına karşı çıkması, Tahran’ın Pekin ve Moskova ile iş birliği karşısında ulaşmak istediği durumun da bir göstergesiydi.

Askeri dengeler değişiyor
‘Oil Prices’ ajansının İran Petrol Bakanlığı’ndaki kaynaklardan alıntı yaptığı haberine göre Çin ekonomik anlaşmaya, ‘Ortadoğu’daki jeopolitik kuvvetlerin mevcut dengesini değiştireceği dolaysıyla büyük küresel sonuçlara yol açabilecek’ yeni bir askeri bileşen dahil etti. Hamaney de geçen hafta mevcut anlaşmayı ‘Devrim Muhafızları’ndaki önemli isimler tarafından önerilen yeni askeri maddeleri ve asli ekonomik anlaşmanın önerdiği İran istihbarat servislerini içerecek şekilde’ genişletmeyi kabul etti.
İnternet sitesinin haberine göre İranlı yetkililer geçen hafta anlaşmanın Rusya’nın da önemli bir rol oynayacağı şekilde İran ve Çin arasında tam bir hava, deniz ve askeri iş birliğini kapsayacağını belirtti. Aktarılana göre gelecek ayın ikinci haftasında İranlı yetkililer ile Çin ve Rus meslektaşları arasında, Çin bombardıman uçaklarının verilmesi koşuluyla, diğer ayrıntılar üzerinde anlaşmaya varılması amacıyla bir toplantı düzenlenmesine karar verildi.

Rusya ve Çin
İran kaynaklarına göre süreç, Hamedan, Bender Abbas, Şabar ve Abdan’daki mevcut havalimanları yakınında bu amaçla inşa edilen çift kullanımlı tesislerin inşasıyla başlayacak. Sukhoi 34 orta menzilli süpersonik uçakların konuşlandırılmasının yanı sıra Tupolev Tu-22M3S türü Çin tarafından modifiye edilmiş Rus yapımı uçaklar da tesisler de yer alacak.
Bu, Moskova’nın bu üsleri ilk kullanımı değil. Rusya, ağustos 2016’da uzun menzilli Tupolev 22 bombardıman uçaklarını ve Sukhoi 34 uçakları vasıtasıyla Suriye’deki hedeflere saldırı düzenlemek için Hamedan Üssü’nü kullanmıştı.
Anlaşmaya göre Çin ve Rusya’nın savaş gemileri de Çabahar, Bender, Buşehr ve Bender Abbas’taki İran’ın ana limanlarında Çinli şirketler tarafından inşa edilen tesisleri kullanabilecek.
‘Oil Prices’ ajansına göre hava ve deniz konuşlanması operasyonlarına, NATO’daki komuta ve kontrol sistemlerini etkisiz hale getirmek amacıyla erken uyarı, sıkışma, destek ve elektronik koruma gibi elektronik savaş alanları da dahil Çin ve Rusya elektronik savaş yeteneklerinin konuşlandırılması da eşlik edecek. Yeni sistemler olası ABD veya İsrail saldırılarına karşı koymak amacıyla gelişmiş Rus S-400 savunma füze ve uçaksavar füzelerini de içerebilir.

Ekonomik faktör
Ajansın aktardığına göre geçen yıl imzalanan anlaşmanın gizli unsurlarından biri de Çin’in İran’daki petrol, gaz ve petrokimya sektörlerini geliştirmek için 280 milyar dolar yatırım yapmasıyla ilgili. Bu miktar gelecek 25 yılın ilk beş senesinde teslim edilecek.
İran’da nakliye ve imalat sektörleri için altyapıyı geliştirmek amacıyla ilk beş yılda 120 milyar dolarlık bir yatırımla iki tarafın mutabakatına tabi olarak her beş yılda bir ek fon sağlamak için bir anlayış oluşturuldu.
Diğer yandan Çin, risk telafisi olarak yüzde 6 ila 8 arasında bir başka indirime ek olarak piyasadaki ölçüm fiyatına kıyasla herhangi bir petrol, gaz veya petrokimya ürününü yüzde 12 indirimle alabilecek. Pekin ayrıca finansal aidatlarının ödemesini iki yıla kadar erteleme hakkına da sahip olacak. Aynı şekilde Çin’in alacağı toplam indirim, petrol, gaz ve petrokimya alımlarının yüzde 32’sine ulaşabilir.
Ayrıca Pekin, Çin Devlet Başkanı’nın jeopolitik projesi olan ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ doğrultusunda İran’ın temel altyapısının inşasına da tam olarak katılabilecek.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri ve diğer önde gelen İranlı yetkililerin geçen yıl söz konusu anlaşma hakkında yaptıkları açıklamalara göre Tahran, 900 km uzunluğundaki Tahran- Meşhed demiryoluna ilişkin modernize ve elektrik projesini uygulamak için Pekin ile bir anlaşma imzaladı. Aynı şekilde Tahran ve Kum arasında, petrol, gaz ve petrokimya endüstrilerinin, Tebriz-Ankara gaz boru hattının başlangıç noktası sayılan İran’ın kuzeybatısındaki Tebriz’e kadar uzanan hızlı bir demiryolu hattı inşası planlanıyor. Daha sonra demiryolu, Batı Çin’den başlayan ve İran ile Türkiye ve Avrupa’ya ulaşan yeni İpek Yolu’nu Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’a bağlıyor.



Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
TT

Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)

Antoine el-Hac

Avrupa’da savaşın genişleme ihtimali artık uzak bir senaryo ya da teorik bir varsayım olarak tartışılmıyor. Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana kıta, askeri çatışmanın siber saldırılar, sabotajlar, hava sahası ihlalleri, dezenformasyon kampanyaları ve altyapıya yönelik baskıyla iç içe geçtiği yeni bir güvenlik dönemine girdi. NATO’nun yakın zamanda bir saldırıya işaret eden herhangi bir belirti bulunmadığını vurgulamayı sürdürmesine rağmen, Avrupa’da on yılın sonuna doğru Rusya ile olası bir savaşa hazırlık konusunda giderek daha fazla konuşulması endişe yaratıyor.

Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)  Avrupa’daki tablo b
Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)

 

Avrupa’daki tablo bu nedenle iki paralel mesaj taşıyor: Birincisi, daha geniş çaplı bir çatışma riski Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar ciddi hale geldi. İkincisi ise topyekûn savaşın şu aşamada yarın ya da öbür gün gerçekleşmesi beklenen bir senaryo olmadığı. Mevcut endişeler esas olarak ‘hibrit savaş’ kapsamındaki olayların birikmesine ve Moskova’nın ittifakın karşılık verme kapasitesini test etmek amacıyla sınırlı ya da gizli operasyonlara başvurabileceği ihtimaline dayanıyor.

Bu yöndeki işaretler de giderek artıyor. Son aylarda hava sahasıyla bağlantılı çeşitli olaylar yaşandı. Bunlar arasında NATO’ya bağlı savaş uçaklarının Litvanya üzerinde bir Rus insansız hava aracını (İHA) düşürmesi ile bir Rus askeri uçağı, bir Rus gemisi ve Danimarka’ya ait bir askeri helikopterin dahil olduğu diğer olaylar yer aldı. Almanya’da ise Leipzig Havalimanı’nda bir İHA’yla gerçekleştirildiği belirtilen saldırı girişimi, Rusya ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen bir kişiyle ilişkilendirildi. Aynı zamanda Avrupa hükümetleri, sabotaj faaliyetleri, siber saldırılar ve altyapının hedef alınmasına yönelik girişimlerde artış yaşandığını belirtiyor.

Saha hazırlıkları

Mesele artık yalnızca siyasi uyarılarla sınırlı değil. Almanya, hastanelerde çok sayıda yaralının tedavi edilmesi ihtimaline karşı hazırlık yaparken, Litvanya da sivillerin tahliyesine yönelik planlarını güncelledi. Baltık Denizi bölgesi ve İskandinav ülkelerinde askeri tatbikatlar yoğunlaştırıldı. Alman ve İsveç birlikleri stratejik Gotland Adası yakınlarında ortak tatbikat gerçekleştirirken, NATO güçleri de Rusya’nın Polonya ile Litvanya arasında bulunan ve Rusya sınırına yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Kaliningrad yakınlarında başka tatbikatlar düzenliyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

Ancak tartışmanın en çok gündeme gelen boyutu yalnızca şu anda yaşananlarla değil, Avrupa’da açıkça ya da kapalı kapılar ardında dile getirilen savaş tarihiyle ilgili: 2029-2030.

Peki, neden özellikle on yılın sonu?

Avrupa ve NATO’nun resmî açıklamalarında savaşın 2030’a kadar başlayacağı belirtilmiyor. Bunun yerine değerlendirmelerde, Ukrayna’daki savaşın ardından Rusya’nın askeri kapasitesini yeniden inşa edebileceği ve NATO’nun doğu kanadını tehdit etmeye yetecek ölçüde kuvvetlerini yeniden donatabileceği döneme işaret ediliyor. Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, belirli bir tarihten söz edilmesinin bir kehanet değil, Rus ordusunun gücünü yeniden kazanabileceği döneme ilişkin bir zaman tahmini olduğunu belirtiyor. NATO’ya atfedilen değerlendirmelere göre Moskova, on yılın sonuna kadar olası bir saldırı için gerekli kaynak ve kapasiteyi biriktirmiş olabilir.

Burada Avrupa’nın siyasi açmazı ortaya çıkıyor. 2029 veya 2030’da olası bir savaşa ilişkin uyarılar tekrarlandıkça, bu tarihler de kamuoyunun gündeminin bir parçası haline geliyor. Daha da önemlisi, Avrupalı yetkililer savunma harcamalarının artırılması çağrısında bulunuyor, hükümetler askeri kapasitelerini yeniden inşa ediyor, NATO tatbikatlarını yoğunlaştırıyor ve gelecekteki bir savaşa hazırlık fikri kalıcı bir politikaya dönüşüyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de bu yaklaşımı, Avrupa’nın ‘şu anda güvende olduğu’, ancak üç ila beş yıl sonra aynı durumun geçerli olmayabileceği sözleriyle ifade etti. Buna karşılık Avrupalı yetkililer, Rusya ile savaşa girme yönünde alınmış bir Avrupa kararından ziyade ‘Rus saldırganlığına’ karşılık vermeye hazırlıklı olunması gerektiğini dile getirdi.

Önleme ve tedavi arasında

Buradan hareketle, tablonun en dikkat çekici boyutlarından biri daha iyi anlaşılabilir: Avrupa savaşı önlemeye mi çalışıyor, yoksa savaşı gerçekleşmesi muhtemel bir sonuç olarak görüp buna hazırlanmaya mı başladı?

Aradaki fark yalnızca dilsel değil. Askeri hazırlık caydırıcılık aracı olabilir ve bunun amacı, saldırının maliyetinin yüksek olacağı konusunda karşı tarafı ikna etmek olabilir. Ancak savaş söyleminin yoğunlaşması, birkaç yıl önce uzak görünen bir senaryonun bugün siyasi tartışmaların günlük bir parçası haline gelmesine de yol açabilir.

İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Bu çerçevede bazı Avrupalı çevreler aynı zamanda Moskova ile yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulunmaya başladı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya ile iletişim kanallarını açmaya başlamasının zamanının geldiğini belirtirken, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa da Avrupa’nın Ukrayna konusunda müzakereler yürütülmesi ihtimaline hazır olduğunu söyledi. AB’de bu görüşmeleri yürütmek üzere bir muhatap belirlenmesi de gündemde.

Askeri hazırlık ile diyalog ihtiyacı arasındaki bu çelişki, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu gerçek açmazı yansıtıyor. Bir yandan kamuoyundaki savaşı sona erdirme ve silahlara harcanan parayı azaltma yönündeki baskı artıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre diğer yandan Avrupa hükümetleri, savaşın Rusya’nın askeri gücünü hızla yeniden inşa etmesine imkân verecek koşullarda sona ermesinin mümkün olduğunu değerlendiriyor. Avrupa ise aynı dönemde ordularını yeniden silahlandırma sürecinden geçiyor.

Ukrayna ise kendisini bu denklemin merkezinde buluyor. Avrupa’nın askeri desteğinin sürmesi, Kiev’e silah akışının devam etmesi anlamına geliyor; ancak aynı zamanda savaşın da sürmesi demek. Böylece askeri destek, bir yandan Ukrayna’ya yardım etmenin, diğer yandan Avrupa’nın savunma kapasitesini yeniden kazanmasını beklerken Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürdürmenin aracı haline geliyor.

Psikolojik bir kampanya mı?

Ancak tüm bu hesaplamalar, Rusya ile NATO arasında bir savaşın kaçınılmaz hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine, NATO kaynakları şu aşamada yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir saldırı tehdidinin bulunmadığını belirtiyor. İttifakın resmi değerlendirmesinde de bir değişiklik yaşanmadığı ve müttefiklere yakın zamanda bir saldırıya işaret eden yeni istihbarat bilgileri konusunda resmi bir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)

Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys’in, siyasi açıklamaların Moskova’yı NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini test etme konusunda uyarmaya yönelik koordineli bir kampanyanın parçası olabileceğini söylemesi dikkat çekti.

Ancak rakamlar da endişenin nedenini ortaya koyuyor. Ukrayna’daki Sahaidachny Güvenlik Merkezi’nin verilerine göre Avrupa’da Ocak-Ağustos 2026 döneminde resmi olarak kayda geçen 100 hibrit savaş vakası yaşandı. Bu sayı geçen yılın aynı döneminde 60’tı. NATO’dan bir kaynak, ittifat kurumlarına yönelik siber saldırıların bu hesaba dahil edilmemesi halinde gerçek vaka sayısının 200’ü aşabileceğini belirtti. Kaynak, siber saldırıların ittifak kurumlarına yönelik ayda binlerce saldırıya ulaştığını söyledi.

Avrupa’daki endişenin boyutunu ortaya koyan gelişmelerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 18 Eylül’de Elysee Sarayı’nda siyasi parti liderleri ve gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını gizli bir güvenlik toplantısında bir araya getirmesi oldu. Katılımcılara üst düzey istihbarat yetkilileri tarafından tehdidin seyri konusunda brifing verildi. Macron, Avrupa’daki Rusya kaynaklı tehdidin niteliğinin değiştiğini ve daha önce ağırlıklı olarak hükümet ya da askeri tesisleri hedef alan sabotaj faaliyetlerinin, sivil kayıplara yol açabilecek hedeflere yönelmeye başlayabileceğini söyledi.

Avrupa bugün böylece iki savaşın arasında sıkışmış görünüyor: Ukrayna’da devam eden savaş ve on yılın sonunda yaşanması ihtimaline karşı hazırlıkların yapıldığı olası bir savaş. Bu ikisinin arasında ise geniş bir caydırıcılık, sabotaj, siber savaş, askeri tatbikatlar ve uyarılar alanı bulunuyor.

2029 veya 2030’dan söz edilmesi, Avrupa’nın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik yalnızca bir planlama çerçevesi olabilir ya da Moskova’nın NATO’yu test etmeyi düşünmesini engellemeyi amaçlayan bir caydırıcılık stratejisinin parçası olabilir. Ancak asıl risk, savaşa hazırlığın kalıcı bir duruma dönüşmesi ve savaş senaryosunun barış senaryosundan daha sıradan hale gelmesi.

 T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)
T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)

Sonuç olarak, mevcut veriler Avrupa’nın Rusya ile kaçınılmaz olarak savaşa sürüklendiğini göstermiyor. Ancak daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Avrupa, buna hazırlıklı olması gerektiği varsayımıyla hareket etmeye başlarken, aynı zamanda savaşın çıkmasını engelleyebilecek yolu aramayı sürdürüyor. İkinci seçenek ise her iki tarafın da sorumluluğunu gerektiriyor.


Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
TT

Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşmesinin ardından Tayvan, Washington'dan silah tedariki talebini gündemde tutmayı sürdürüyor.

Şi'nin üç günlük ABD ziyareti dün sonlandı. Çin liderini özel törenle Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, "Ülkelerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmek üzere birlikte çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Şi de görüşmenin, "stratejik istikrar temelli Çin-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdığını ve ikili ilişkiler için yeni bir stratejik yol haritası sunduğunu" söyledi.

Tayvan meselesi de görüşmenin önemli başlıklarından biri oldu. Şi, ABD'nin Tayvan'a silah satışlarının Çin'in kırmızı çizgisi olduğunu tekrar vurgulayarak Washington'ın konuyu "ihtiyatla ele almasını umduğunu" belirtti. Ayrıca Tayvan'a yönelik tutumun "ikili stratejik işbirliği ve Çin-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için sağlam bir temel" oluşturması gerektiğini ifade etti.

Perşembe günü iki liderin kapalı kapılar ardında yaptığı görüşme sonrasında Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yayımlanan açıklamada, Şi'nin Washington'dan "Tayvan'ın bağımsızlığına karşı çıkmasını" istediği de bildirildi.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang, Çin liderinin artık Washington'ın Tayvan meselesini ele alış biçimini ABD-Çin ilişkilerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor.

Şi'nin Tayvan meselesini bu şekilde ele almasının, Washington'ın gelecekte Taipei'yle ilişkilerini karmaşıklaştırabileceğini ifade ediyor.

Diğer yandan Tayvan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francois Wu, Tayvan'a askeri teçhizat ve silah satışının sürdürülmesinin ABD'nin çıkarına olacağını savundu.

Washington'ın Taipei'ye "kendini savunmaya yetecek kadar askeri kapasite sağlamasını" isteyen bakan yardımcısı, ülkesinin yarı iletken endüstrisindeki başarılarının da ABD'nin çıkarlarıyla örtüştüğünü ifade etti.

Trump yönetimi henüz Şi'nin Tayvan'la ilgili açıklamalarına yanıt vermedi. Ancak Cumhuriyetçi lider, mayısta Şi'yle yaptığı görüşmenin ardından Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah paketinin onayını ertelemişti.

Singapur merkezli haber kanalı CNA'ya konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü'nden Zack Cooper, Trump'ın silah paketini onaylamak için 2027'ye kadar bekleyebileceğini savunuyor. Analist, ABD Başkanı'nın paketi bölerek farklı dönemlere yayabileceği tahminini de paylaşıyor.

Pekin, "tek Çin" politikası kapsamında Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda askeri baskıyı artıran Çin, adanın anakarayla yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Taipei yönetimiyse Çin tehdidine karşı ABD'nin askeri ve siyasi desteğine güveniyor. ABD'de 1979'da yürürlüğe konan Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında Washington, olası bir Çin saldırısına karşı Tayvan'a kendini koruyacak askeri teçhizatı sağlamak zorunda.

Independent Türkçe, Reuters, Japan Times, Global Times, Focus Taiwan, China Daily


Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
TT

Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'de Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik askeri operasyonların Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle bunlara karşı çıkmış.

Haaretz'in 8 Eylül'deki haberinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın 23 Eylül 2023'te Netanyahu'yu arayarak Hamas'ın bir operasyon planladığı hakkında uyarıda bulunduğu öne sürülmüştü.  

İsrail Başbakanlık Ofisi ise iddiaları reddetmiş, gazeteye dava açılacağı duyurulmuştu.

New York Times'ın dün (25 Eylül) yayımladığı haberde ise Haaretz'in haberindeki bazı iddiaları destekleyen yeni bilgiler aktarıldı.

NYT'nin haberine göre Netanyahu, bu uyarıyı aldıktan sonra Suudi Arabistan'la ABD arabuluculuğunda yürütülen normalleşme görüşmelerinin tehlikeye girebileceği endişesiyle Gazze'de Hamas'a yönelik hava saldırılarına izin vermek istememiş.

İsrail liderinin bunu, 1 Ekim 2023'te düzenlediği güvenlik toplantısında dile getirdiği aktarılıyor. Ancak NYT'nin incelediği toplantı kayıtlarına göre Netanyahu, BAE tarafından yapılan uyarıyı güvenlik yetkilileriyle paylaşmamış.

Bunun yerine Gazze'deki üst düzey Hamas yetkililerine yönelik askeri operasyon düzenlenmesini öngören planlara karşı çıkarak bölgede tansiyonun artırılmamasını istemiş.

Riyad ve Tel Aviv, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı saldırısı öncesinde tarafların normalleşme anlaşmasına yakın olduğuna dair açıklamalar yapmıştı. Ancak Gazze savaşının patlak vermesiyle süreç askıya alınmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla NYT'ye konuşan kaynaklar, BAE liderinin Netanyahu'yu arayarak paylaşılan istihbaratın eline geçip geçmediğinden emin olmak istediğini öne sürüyor. Kaynaklara göre Netanyahu, BAE lideriyle görüşmesinde mesajı aldığını ve konuyla ilgilendiğini söylemiş.

Diğer yandan Amerikan dergisi The Atlantic'in dünkü (25 Eylül) haberinde, dönemin Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'in 26 Eylül 2023'te İsrailli yetkililere Hamas'ın saldırı düzenleyebileceğine dair uyarıda bulunduğu ileri sürüldü.  

Adının gizli tutulması kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkiliye göre Kamil, "Eğer tutumunuzu değiştirmezseniz Gazze meselesi elinizde patlayacak" mesajını iletmiş.

İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'nda yapılan görüşmede Kamil'in, muhtemel bir çatışmayı önlemek için İsrail'den Gazze'ye yönelik politikasını değiştirmesini, Hamas'a ekonomik baskıyı hafifletmesini istediği aktarılıyor.

Aksa Tufanı sırasında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan Tzachi Hanegbi ise The Atlantic'e açıklamasında, Kamil'in İsrail'e böyle bir ziyarette bulunmadığını ve Mısır'dan herhangi bir uyarı almadıklarını savundu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, New York Times, Atlantic