Huber Kuleleri saldırısı: İran kamuflajda ustalaştı

TT

Huber Kuleleri saldırısı: İran kamuflajda ustalaştı

“Gerçek gelecekte ortaya çıkacak.”
Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani, 1996 yılının haziran ayında gerçekleşen Huber Kuleleri saldırısıyla ilgili kendisine sorulan bir soruya böyle cevap vermişti. Bu, Şarku’l Avsat’ın eski Baş Editörü Osman Umeyr’in Rafsancani ile gerçekleştirdiği röportajda sorduğu soruya karşılık cumhurbaşkanının verdiği cevaptan bir iktibas.
Osman Umeyr’in sorusu ve buna karşılık Rafsancani’nin verdiği cevap şu şekildeydi:
-Her zaman İran'ın iyi niyetinden bahsediyorsunuz. Sonra Huber Kuleleri saldırısı gibi olaylara dair size suçlamalar yöneltiliyor. Bunun tam aksi olduğunu teyit edebilir misiniz?
Bu konuda hakkında dolaşan söylentiler de öncekilere benziyor. Gerçeğin gelecekte bütün açıklığıyla ortaya çıkacağına şüphe yok. Resmi olarak edindiğimiz bilgiler, Huber patlamasında yer alan kimselerin Suudi Arabistan vatandaşı olduklarını gösteriyor. Bu kişilerden bazıları Suudi Arabistan’dan kaçtılar ve söylendiğine göre İran'a geldiler. Ciddi bir araştırma yaptık, fakat onlardan herhangi bir ize rastlamadık. Bu kişilerin arasında tanınmış biri de bulunuyordu. İran'da olduğu söylendi, fakat daha sonra bir Suriye hapishanesinde öldüğü ortaya çıktı. Bu bizimle ilgili durumun açık bir örneğidir.
Röportajda bir dizi konu konuşuldu, fakat Huber patlamasıyla ilgili olmadığından dolayı bu tartışmalara girmeyeceğiz. Fakat dikkat çekici bir noktaya değineceğiz. Huber Kuleleri’ne Haziran 1996’da akşamın geç saatlerinde bomba yüklü bir araçla saldırıldı. Huber, ABD’li ve Batılı ailelerin yaşadığı 8 katlı bir binaydı. Bina, Suudi ailelerin de yaşadığı büyük bir kompleksin ortasında yer alıyordu. Fakat bina hedef alınmıştı. Çünkü binada yaşayanların çoğu ABD’liydi. Patlamada 19 ABD’li, bir Suudi hayatını kaybetti ve 400'den fazla kişi yaralandı. Günler sonra Amerika, bu saldırıdan Hicaz Hizbullahı hücresini sorumlu tuttu. Huber saldırısı, Suudi Arabistan'a yapılan en büyük saldırılardan biriydi. ABD Adalet Bakanlığı, bu saldırıdan 13 Suudi ve 1 Lübnanlı olmak üzere 14 kişiyi sorumlu tuttu.

Gerçekler ortaya çıkıyor
Riyad ve Washington soruşturma komisyonu çalışmalarını sürdürdü. FBI tarafından Haziran 2001'de yapılan açıklamada, İran’ın desteğini alan Hicaz Hizbullahı adlı örgütten 13 kişinin bu saldırıyı gerçekleştirdiği belirtildi. ABD’deki bir federal yargıç 2004 yılında İran’ın Huber saldırısında öldürülen 17 ABD askeri personelinin ailelerine 254 milyon dolar ödemesi yönünde karar verdi. O zamanki ABD Ceza Mahkemesi Yargıcı Roissy Lamberth, Huber Kuleleri’ne gerçekleştirilen saldırının İran Devrim Muhafızları’ndan General Ahmed Şerifi’nin tutmuş olduğu kişiler tarafından yapıldığını söyledi. Yargıç bu saldırının İran Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamaney tarafından onaylandığını belirtti. Lamberth’in açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Tüm deliller ve yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen sonuçlar, Huber Kuleleri saldırısının İran'ın yüksek liderliğinin planı, finansmanlığı ve sponsorluğu aracılığıyla düzenlendiğini kesin bir şekilde teyit etmektedir.”
Huber saldırısını gerçekleştiren teröristlerin saklanmak için İran'a kaçtıklarını ortaya çıktı. Bu kişilerden en ön plana çıkan ve aynı zamanda dava kapsamındaki ilk sanık olan Ahmed el-Muğassal’dı. Muğassal, Hizbullah Hicaz’ın askeri kanadına liderlik ediyordu. 1996'dan 2015'e kadar İran’da kaldı. Ayrıca FBI tarafından aranan Muğassal’ın saklandığı yer hakkında verilecek herhangi bir bilgi için 5 milyon dolar teklif edildi.

Muğassal’ın yakalanması
Şarku’l Avsat Ağustos 2015'te Muğassal’ın tutuklandığı haberini verdi. Beyrut'ta tutuklanan Muğassal Riyad’a nakledilmişti. O zamanki resmi Suudi kaynakların teyit ettikleri bilgilere göre Suudi güvenlik görevlileri, 48 yaşındaki Ahmed İbrahim Muğassal’ın Lübnan’ın başkentinde bulunduğu yönünde bilgi aldı. Gerçekleştirilen saldırının arkasındaki isim olan Muğassal, Suudi istihbaratı tarafından yaklaşık 19 yıl arandı. Kimliğinin ortaya çıkmaması için bulunması zor bir şekilde gizlenmişti. İranlı yetkililer ise Huber saldırısıyla ve saldırıyı gerçekleştiren kişilerle herhangi bir şekilde ilgili olduklarını sürekli olarak reddettiler.
Muğassal’ın akıbeti, güvenlik yetkilileri tarafından aranan ikinci bir adam olan ve Suriye makamları tarafından tutuklanmasından üç gün sonra hücresinde öldüğü söylenen arkadaşı Cafer Şuveyhat’ın sonu gibi oldu. Suudi Arabistan'a gönderilmesine ilişkin prosedürlerin tamamlanmasından önce 1996 yılının ağustos ayında öldüğü açıklandı. Ölüm sebebinin intihar olduğunu söylendi. Bu iki terör unsurunun yanı sıra hala İran'da olduğuna inanılan Abdülkerim en-Nasır’ın, İran tarafından korunan planlamacılardan biri olduğunu düşünülüyor.

Yaklaşık bir milyar dolarlık yeni para cezası
ABD’deki bir federal mahkeme önceki gün İran’ı, Huber saldırısında öldürülenlerin ve yaralananların aileleri için 879 milyon dolar para cezası ve tazminat ödemeye mahkum etti. Washington Federal Bölge Mahkemesi Başyargıcı Beryl A. Howell, geçtiğimiz hafta 14 pilot ve bu kişilerin 41 aile üyesinin Huber saldırısını planlayan ve gerçekleştiren taraflardan (İran ve terörist grupları) dolayı o zamandan bu yana acı çektiklerine hükmetti. Aynı mahkeme 2018 yılında silahlı kuvvetlerin 15 üyesi ve saldırıda yaralanan akrabalarından 24 kişi için İran’a 105 milyon dolar para cezası kesilmesi yönünde bir karar çıkarmıştı.

Hicaz Hizbullahı
Hicaz Hizbullahı, İran Devrim Muhafızları tarafından 1980’li yılların başlarında kuruldu. 1987 yılındaki hac olaylarından ve Suudi güvenlik görevlileriyle yaşanan şiddetli çatışmaların ardından bu terör örgütü kuruluşunu ilan etti. Onlarca kişi Suudi Arabistan içinde terörist operasyonlar yürütmek üzere İran’daki kamplarda eğitim gördü.
Hicaz Hizbullahı ‘siyasi ve askeri’ olmak üzere iki alanda faaliyet göstermeye başladı. İlk açıklamasını hac olaylarından bir hafta sonra yaptı ve Suudi Arabistan yöneticilerine karşı duracağını bildirdi. Aynı yıl Cuaima’daki petrol rafinerilerine bağlı elektrik şebekesinde yaşanan patlamanın ardından büyük bir yangın çıktı. Aynı şekilde bir diğer patlama, Cubail şehrindeki Suudi Petrokimya Şirketi’nin (SADAF) fabrikalarından birinde metanol gazı taşıyan boru hattının yakınlarında gerçekleşti. Parlamada herhangi bir yaralanma olmadı.

 



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.