Mike Bell: İran'ın saldırıları daha da hırçınlaşıyor, yanlış hesaplar çatışmaya yol açabilir

ABD Dışişleri Bakanlığı İran İşleri Danışmanı Mike Bell
ABD Dışişleri Bakanlığı İran İşleri Danışmanı Mike Bell
TT

Mike Bell: İran'ın saldırıları daha da hırçınlaşıyor, yanlış hesaplar çatışmaya yol açabilir

ABD Dışişleri Bakanlığı İran İşleri Danışmanı Mike Bell
ABD Dışişleri Bakanlığı İran İşleri Danışmanı Mike Bell

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın İran işleri konusundaki danışmanı Dr. Mike Bell, bizzat konuşmayı tercih ederken açıklamalarının ABD yönetiminin resmi pozisyonunu temsil etmediğini vurguladı. Açıklamalarında İran'a uygulanan silah ambargosunun Ekim ayında kaldırılmaması gerektiğinin üzerinde özellikle duran askeri stratejist Bell, daha önce ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde danışmanlığın yanı sıra Başkan Donald Trump'ın Ortadoğu işlerinde özel yardımcılığını yaptı. Ayrıca West Point’teki Harp Okulu’ndan mezunu olan Bell, Irak'ta General David Petraeus'un baş danışmanı olarak görev yaptı. Bell, şuan Dışişleri Bakanlığı’ndaki danışmanlık görevinin yanı sıra Washington'daki Ulusal Savunma Üniversitesi'nde profesördür.
Bell, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, İran'a yönelik silah ambargosunun süresiz olarak uzatılmasının neden önemli olduğunu uzun uzun açıkladı. İran'ın ambargoya rağmen Yemen’de Husiler, Lübnan'da Hizbullah ve Irak’ta Haşdi Şabi gibi ‘haydut gruplara’ silah tedarik etmeyi sürdürdüğüne dikkati çeken Bell, füzelerini kendini savunmak için değil, Abkayk’da (Abqaiq) olduğu gibi Suudi Arabistan’ı hedef almak için kullandığını vurguladı.
ABD ile İran arasında Maskat’ta (Umman’ın başkenti) gizli görüşmeler olduğu iddialarını reddeden Bell, İran ile nükleer anlaşma imzalayan ülkelerin sadece buna odaklandığını, bu nedenle İran'ın bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik silah arzını arttırmak için bu ‘kör bakıştan’ yararlandığını söyledi. Bell, “İran, ABD'yi bölgeden çıkarabileceğine veya Amerikan güçlerinin konuşlu olduğu ülkeleri sindirebileceğine inanıyor” dedi.
Bell şöyle devam etti:
“Ambargonun kaldırılıp kaldırılmamasını bir de İran'ın silah filolarının bölgede nasıl hareket ettiklerine bakarak düşünün!”
Savaş olasılığına ilişkin olarak ise Dr. Bell şunları söyledi:
“Şöyle bir tarihe bakarsak ne ekonomik yaptırımların ne de diplomatik araçların tek başlarına işe yaramadıkları, aynı şekilde savaşın kendisi de her zaman başarılı olmadığını görürüz.”
ABD’nin İran’ı düşmanca eylemleri için ‘ödüllendirmeyeceğini’ söyleyen Bell, İran’ın gündeminde İsrail ile Hizbullah arasında bir savaş olup olmadığına ilişkin bir soruya, “2006 savaşına benzer, yanlış hesap yapma riski çok yüksek” yanıtını verdi.
Lübnan’a yönelik yaptırımlarla ilgili olarak ise Bell, “Kongre’deki iki parti (Cumhuriyetçi ve Demokrat) arasında Lübnan'a yaptırım uygulama ve Hizbullah faaliyetlerini incelemeye devam etme konusunda bir fikir birliği var” dedi.

*Önümüzdeki Ekim ayında sona erecek İran'a yönelik silah ambargosunun uzatılması konusunda neden ısrar ediyorsunuz?
Şüphesiz, İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmasında çoğu kişinin göz ardı ettiği en önemli şartlardan biri İran'a yönelik geleneksel silah ambargosunun Ekim 2020'de sona erecek olmasıydı. Birleşmiş Milletler'in (BM) İran'a yönelik silah ambargosu kararları 2007'den bu yana yürürlükte. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 2010 yılında oybirliğiyle İran'a anlaşmaya dayalı silahların tedarikini yasakladı ve bu kararı 2015 yılında nükleer anlaşmaya ekledi. Ancak anlaşmayı daha cazip hale getirmek ve İran rejimini anlaşmayı kabul etmeye zorlamak için (sunset) adlı bir maddede yasağın 5 yıl sonra kaldırılması için bir takvim belirlediler. Fakat anlaşma isteyen herkes geleneksel silahlara değil, nükleer silahlara odaklanmıştı. Anlaşmanın bölgenin istikrarına ve barışına katkı sağlayacağı konusunda bir fikir birliği vardı. Bu nedenle şuan İran'ın yeniden silah tedarik edilmesinin bölgedeki silah filolarını durduracağını ve BM’nin bu bağlamdaki hedeflerine ulaşacağını düşünmek oldukça güç.

*Çin’den Avrupa ülkelerine dünya güçleri, ambargo sona erdiğinde ABD’nin ve BM’nin İran’a yeniden yaptırımlar uygulama tehditlerini reddettiler. ABD, özellikle Avrupalılar için tabloyu daha açık bir hale getirmeye çalışıyor mu?
Tablonun bütünü sadece nükleer enerjiye odaklanmamanız gerektiğini gösteriyor. Avrupa ülkeleri, İran'a 2023 yılına kadar yaptırım uygulayacaklar. Ancak ambargonun etrafına kapsamlı bir yapı inşa etmek son derece önemli, çünkü sömürülebilecek bir takım boşluklar var. İran rejiminin son on yılda neler yaptığını gördük. BM yaptırımlarında bile rejim silahlarını konuşlandırmayı ve bölgedeki vekilleri aracılığıyla saldırılar gerçekleştirmeyi başardı.

* ABD, eğer BMGK, silah ambargosunu süresiz olarak uzatmazsa Tahran'a yönelik Snapback maddesini etkinleştirmekle tehdit ediyor. Bu madde, İran’ın anlaşmayı ihlal ettiğini güvenilir bir şekilde ortaya çıkarılırsa kullanılabilir. BMGK, ambargoyu yenilemeyi reddederse, bu maddeyi kullanır mısınız? İran kandırıyor muydu ve ambargo süresiz olacak mı?
Kesinlikle, (Dışişleri Bakanı) Mike Pompeo'nun geçtiğimiz Salı günü BM Genel Kurul'unda yaptığı konuşmada, (İran’a yönelik) silah ambargosunu yenilemenin önceliğimiz olduğunu ve yönetimin bir yılı aşkın bir süredir bu konu üzerinde çalıştığını duydunuz. Snapback maddesinin etkinleştirilmesinden bahsettiniz. Bu, ABD yönetiminin İran transferlerine olan ilgisini yansıtmaktadır.  Bu, ABD yönetimi tarafından bir önlem olarak kabul edilir. ABD, İran'a geleneksel silahların tedarik edilmesine ciddiyetle yaklaşıyor ve bunu, bölge ve Ortadoğu'daki dostlarımız ve ortaklarımızın barışı ve istikrarına yönelik bir tehdit olarak görüyor. 

*Washington, BM’de bu konuda bir takım engellerle karşılaşması halinde bu maddeyi etkinleştirmeyi düşünüyor mu?
Diplomatik müzakereleri yakından takip etmiyorum. Fakat ABD'li yetkililerin belirttiği gibi, bu seçenek masada kalmaya devam ediyor.

*2010 yılında da söylediğim gibi İran'a sert yaptırımlar uygulandı. Böylece İran, müzakere masasına itildi. ABD şimdi yeni bir müzakere masası hazırlıyor mu?
ABD’nin diplomatik faaliyetleriyle ilgili konuşamam. Çünkü bu röportajı şahsım adına ve bir akademisyen olarak veriyor.

*Peki, bir gözlemci olarak müzakere masanızın hazır olduğunu düşünüyor musunuz? İran yanlıları Maskat’ta Tahran ve Washington arasında gizli görüşmelerin başladığına dair bir takım bilgiler sızdırıyorlar. Bunları duydunuz mu?
Kesinlikle hayır. Bu, temelsiz bir spekülasyondur. Bildiğim kadarıyla Maskat'ta gizli görüşmeler yapılmıyor.

*İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, özür dilediği ve tazminat ödediği takdirde ABD ile müzakerelere hazır olduklarını söyledi. İran'ın öne sürdüğü bu şartlara nasıl bakıyorsunuz?
Başkan Donald Trump, yönetiminin önkoşulsuz bir şekilde olması halinde İran ile müzakerelere hazır olduğunu en başında açıkça belirtti. İranlılar daha önce de müzakerelerden veya ilişkilerin yeniden kurulmasından önce yaptırımların kaldırılmasını talep etmişlerdi.  İranlıların söylemleri, ciddi olmadıklarını ve müzakere etme gibi bir isteklerinin bulunmadığını ortaya koyuyor.

*ABD, 2010 yılında Rusya ve Çin'le bugün olduğundan daha iyi ilişkilere sahipti. BMGK’nın ambargoyu yenilemek ortak hareket etmesinin, özellikle mevcut jeopolitik ortamda daha zor olduğunu düşünmüyor musunuz? Üstelik daha önce kaleme aldığım bir makalede söylediğim gibi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran’a yönelik silah ambargosunun yenilenmesini engelliyor. İranlılar, hali hazırda Rusya ile milyarlarca dolarlık gelişmiş silahlar görüşmeleri yapıyorlar mı?
Stratejik olarak kesinlikle zor bir ortam var. Ancak önemli olan, BMGK üyelerinin 2007 ve 2010 yıllarında kararları oybirliğiyle almalarıdır. Şimdi, BMGK’nın 2031 sayılı kararının uygulanmasına ilişkin 30 Haziran’da yayınlanan BM raporu gözden geçirilmeli. Özellikle geçtiğimiz Eylül ayında İran yapımı silahların Suudi Arabistan'a yönelik Abkayk saldırısında kullanılmasının yanı sıra Kasım 2016'da ve Şubat 2020'de bu silahlara el konulması, İran’ın BMGK’nın bu kararını ihlal ettiğini ortaya koyuyor. Üzerinde İran’ın Farsça imzası olan silahlar vardı. Daha sonra İran yapımı kruvazör füzeleri ve diğer silahların kalıntıları bulundu. Bütün bunlar BMGK’nın kararını ihlalden ziyade bir meydan okumadır. Bu nedenle BMGK’nın bazı üyelerinin ambargonun kaldırılmasını istemesi anlaşılabilir değil. Bu durum, BM Genel Sekreteri tarafından yayınlanan ve İran'ın 2031 sayılı BMGK kararını açıkça ihlal eden silahları kullanmaya ve konuşlandırmaya devam ettiğini doğrulayan raporlarında açıkça görülüyor.

*Belki müzakerelere hazırdırlar, ama ABD ile Rusya ve Çin arasındaki ilişkilerin kötüleşmesi nedeniyle, veto hakkını sadece Amerikalılara muhalefet olsun diye ABD tarafından önerilen bir çözüme karşı kullanmak için feda edebilirler mi?
Mantığın, nükleer anlaşmanın dokunulmazlığı çerçevesinde İran'ın BMGK kararlarını yıllardır ihlal ettiğini doğruladığına inanıyorum.  Bu da BMGK üyesi ülkelerin durumu fark etmelerine ve İran'ın davranışları hakkında kayda değer bir kaygı duymalarını sağlamalıdır. Eğer yerel güçlerin görüşlerine bakarsak ambargonun kaldırılmasının bölgenin istikrarına katkıda bulunmayacağı anlaşılır. Bu oldukça önemli bir konu. Çünkü BMGK’nın bazı üyeleri, nükleer silahların yayılmamasına, nükleer anlaşma ışığında bölgede barışa odaklandıklarından daha fazla odaklanıyorlar. Farklı ülkeler farklı konulara odaklanmaktadır.

*Rusya'nın İran üzerinden Körfez’in kuzeyine veya Hürmüz Boğazı'na ulaşma hedefine ulaşabileceğini düşünüyor musunuz?
Rusya Federasyonu'nun nüfuzunu arttırmak istediği ve ABD’nin bölgedeki nüfuzunun yerini almaya çalıştığı açıktır. Aralarındaki bir takım anlaşmazlıklara rağmen İran'la olan ilişkileri, Suriye'de gördüğümüz üzere askeri üsler kurarak Rus nüfuzunu artırma fırsatlarına zemin oluşturmaya uygun ilişkilerdir. Bu sadece bölgenin istikrarı için değil, aynı zamanda uluslararası ticaret, küresel ekonomi, Avrupa ve Doğu Asya için de zararlı olabilir.

*Eğer Rusya silah ambargosunun uzatılmasına itiraz etmezse Başkan Trump, Rusya Devlet Başkanı Putin'i G7 Zirvesi’ne davet ederek ödüllendirir mi?
Bu, benim uzmanlık alanım değil, ama iyi bir tecrübe olabilir.

*İranlılar yıllardır Taliban'ı Afganistan'daki Amerikalıları öldürmeye zorluyorlar. Bu durum, silah ambargosunun uzatılması için ek bir faktör olabilir mi?
Elbette. İranlıların gerek bombalar yerleştirerek gerek mayınlar döşeyerek, gerekse Yemen veya Irak'a balistik füzeler vererek ve DEAŞ ile mücadele bahanesiyle silahlar konuşlandırarak ambargoyu, on yılı aşkın bir süredir ihlal ettiğini gördük.  Ancak ABD ve Uluslararası Koalisyon güçlerini hedef almaları farklı hedefleri olduğunu ortaya koyuyor. İran'ın farklı hedefleri ve aralarında ABD'yi bölgeden çıkarma, komşu ülkeleri ve Avrupa ülkelerini istikrarsızlaştırma arzusu olduğu da açık. Afganistan'ın istikrarlı ve huzurlu bir ülke olması kesinlikle İran'ın yararına değildir. Konuyu sabote etmek istiyor.  Bu da ister Afganistan'da ister Yemen'de olsun, bölgedeki çatışmaları uzatma ve şiddet olaylarını yoğunlaştırma kampanyasının bir parçası olarak uluslararası çabaların her zaman bu şiddet döngüsü tarafından boşa çıkmasını sağlamak için çabaladığı açıkça görülmektedir. Bu nedenle, uluslararası toplum bu konuda endişe duymalıdır. Çünkü tüm uluslararası çabaların İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından vekil grupları aracılığıyla bu şiddet döngüsünü körüklediğini görmeye devam ediyoruz. İran'ın Yemen, Irak, Suriye veya Lübnan'daki şiddet ve zulüm döngüsünü uzatmaya yönelik gerçek çabaları söz konusu.
Daha önce de söylediğim gibi İranlılar, Amerikalıların İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in ifadesiyle ‘kötü niyetli’ nüfuzlarından dolayı Ortadoğu'dan çıkmalarını istiyorlar. Zaman içinde bu talebi yerine getirecek misiniz? Körfez'deki müttefiklerinizi ve ortaklarınızı bırakacak mısınız? Çıkarlarınızı terk edip sırtınızı dönecek misiniz?
İran rejiminin bu izlenimi yaratmak istediğini biliyoruz. ABD'nin Ortadoğu'da hayati ve belirgin çıkarları var ve bu gelecekte de devam edecek. Örneğin füzelerin yerini değiştirdiğimizde İran bu adımı, bölgeye olan ilgimizin azalmasının bir başlangıcı ​​olarak gördü. Fakat bölgedeki stratejik diyalogumuz, siyasi çabalarımız ve ekonomik ilişkilerimiz gibi ABD’nin taahhütlerine bakıldığında İran'ın istediklerinin sadece boş istekler olduğunu fark edersiniz. Tüm bunların yanı sıra ABD bölgenin istikrarı, barışı, nükleer silahların yayılmasının önlenmesinin yanı sıra bize ve ortaklarımıza yönelik terörist tehditlerin ortadan kaldırılmasıyla ilgileniyor. Bunların hepsi İran rejiminin bölgedeki kötü niyetli davranışlarına bağlıdır.
Bu bağlamda ne çıkarlarımıza ne de ortaklarımıza sırtımızı çevireceğimizi sanıyorum. Kuşkusuz, ABD’nin bu bağlamda sorumluluğu çoğalıyor. Bu çıkarları mutlak ciddiyetle ele alıyoruz ve böyle yapmaya da devam edeceğiz.

*Arap Körfezi ülkeleriyle ilişkilerinizi derinleştirecek misiniz? Stratejik bir ittifak mı yoksa ortak bir savunma anlaşması mı olacak?
Bu gündeme getirilebilecek bir konudur. ABD’nin Körfez veya Arap ülkelerindeki ortaklarıyla ilişkilerini güçlendirmek, nasıl gelişecekleri ve neler yapılacağı, bölge ülkelerinin egemenliğine ve istediklerine saygı duymanın yanı sıra birer müzakere konusudur. Ancak güvenlik bağlarını güçlendirmek kesinlikle tehditleri caydırıyor. Yalnızca tehditleri caydırmak suretiyle, ekonomik ve politik büyüme için verimli bir ortam yaratılabilir ve bölgede birçok reformun devam etmesi, ekonominin toparlanması ve bu ülkelerin gelecekteki vizyonlarının gerçekleştirilmesi için gerekli şartlar oluşturulabilir. Fakat eğer bu ülkeler İran saldırıları tehdidi altında kalırsa, kaynaklarının çoğunu savunmaya aktarmak zorunda kalacaklar.
Terörle mücadele, su ve sınır güvenliği, savunma sistemleri ve havadan havaya füzeler gibi sınır ötesi savunma altyapısının ve toplumun dayanıklılığının güçlendirilmesi, bölge ülkeleri için iyidir. İran rejimine veya vekillerine karşı da güçlenmiş oluyorlar. Ancak bu girişimleri istikrarsızlaştırmak ve zayıflatmak için birçok faktör söz konusu.

*Siz ve Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Yemen’de birçok girişimde bulundunuz ve şu ana kadar İran'ın körüklemeye devam ettiği savaşı durduramadınız. Siz ve bölgedeki ortaklarınız başarısız mı oldunuz?
Çünkü İran, Yemen'deki savaşı ve çekilen acıyı uzatmaya, BM’nin barış çabalarını istikrarsızlaştırmaya çalıştığından kapsamlı bir anlaşmaya varmakla ilgilenmiyor ve ülkedeki şiddet döngüsünü körüklemeye devam ediyor. Bu nedenle, İran çabalarına rağmen Suudi Arabistan liderliğindeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’na verilen destek hiç azalmadı. Ancak İran'ın bölgeyi istikrarsızlaştırmakta ısrarcı olduğu ve Suudi Arabistan için bir tehdit oluşturmaya devam ettiği de ortada. Bunların başarısız olduğumuzun işaretleri olduğunu söylemekten ziyade, İran'ın Yemen'de halkın çektiği acıların çoğunu derinleştirmeye ve çatışmayı geliştirmeye dair kötü niyetli girişimlerin yeni kanıtları olduğunu söylemeliyiz.

*Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi, alaycı bir şekilde (Amerikalı beyaz bir polisin kısa bir süre önce dizini boynuna bastırarak Afro-Amerikalı George Floyd'u öldürmesine atıfta bulunarak) “Azami baskı kampanyası, kelimenin tam anlamıyla dizini İran’ın boynuna bastırmak gibidir” dedi. Floyd ile yaşanan olaydaki gibi İran davranışlarını değiştirmeyeceği için İran rejiminin de boğazının sıkılmasının zamanının geldiğine inanıyor musunuz?
Bunun hakkında konuşmak istemiyorum.

*Peki ya sadece bir gözlemci olarak?
Amerikan politikası uzun süre rejimin davranışlarını değiştirmeye yönelikti. Ancak bazı analistler, bu davranışların rejimin temellerine ve 1979 devrimine dayandığına, bu yüzden değişmeyeceğine inanıyorlar. Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor: Gelecekte ne tür bir politika uygulanacak? Yine bir başka soru da şu: Nükleer anlaşmaya ne olacak? Çünkü nükleer anlaşmanın temel varsayımları, İran'a ekonomik destek vererek rejimin düşmanca eylemlerini değiştireceği yönündeydi. Ancak yıllar ve tüm kanıtlar, rejimin davranışlarının değişmediğini, bunun yerine bölgeyi istikrarsız hale getirme ve ABD'yi bölgeden kovmak için bir ‘direniş ekseni’ oluşturma kampanyası sürdürdüğünü gösterdi. Rejimin eylemlerinin en azından ılımlı olacağı düşünülürken bunun yerine şantajın arttığını, şiddete başvurduğunu ve bölge üzerinde mutlak kontrol uygulamak amacıyla silahlar yerleştirdiğini gördük.

*Dışişleri bakanı Mike Pompeo, ambargonun kaldırılması halinde İran’ın Rus savaş uçaklarını satın alıp denizaltı filosunu geliştirmek için hızla hareket edebileceğini ve böylece Venezuela'dan Suriye'ye ve Afganistan'ın uzak bölgelerine kadar bir silah tüccarı olarak petrol savaşlarını taşımakta özgürleşeceğini söyledi. ABD ile İran arasında er ya da geç bir savaş çıkacak gibi görünüyor.  Ayrıca İran'a yaptırımlar uygulanıyor, ancak yine de her yerde çatışmaları körüklemeye devam edebiliyor. Şunu sormak istiyorum: Savaşa doğru ilerlediğinizi düşünüyor musunuz? ABD ile İran arasında savaşmaktan başka seçenek yok mu?
Tarihe bakarsak, her zaman savaştan kaçınmanın bir yolu olduğu görülür. Savaş her zaman kaçınılmaz değildir. İran'a yönelik silah ambargosu kaldırılmazsa, barış ve istikrar için faydalı olur. Ancak, İranlı liderlerin ambargonun kaldırılmaması halinde alacakları önlemlere yönelik tehditleri, bir şantaj şeklidir.
Savaş yerine bölgede bir silahlanma yarışı başlayabilir. Avrupa’da Soğuk Savaş’ın başladığı 1940'ların sonunda gördüğümüz gibi rakip bloklar ortaya çıkabilir.  Haşdi Şabi, Hizbullah Tugayları, Suriye'deki milisler ve Lübnan'daki Hizbullah gibi İran rejiminin vekillerinin sürdürdüğü gibi çatışmalar olabilir. Bazı durumlarda, bir devlet başkanı İran'ı yatıştırmaya, yatıştırarak savaştan kaçınmaya veya bir anlaşmaya varmaya başvurabilir.
Barış ve savaş arasında yapılması gereken bir seçim olduğunu düşünmüyorum. Her zaman bir dizi siyasi seçenek vardır ve bunlar ilerlemek için adımlar atmayı gerektiriyor. Ancak benim izlenimim, mevcut olanın yerine kapsamlı bir sistem olmadan ambargonun kaldırılmasının bölgesel çatışmaların çeşitliliğini artıracağı yönündedir. Bu durum, İran’ın Bakan Pompeo'nun da dediği gibi adımlar atmasını sağlayabilir ya da Suudi Arabistan'a karşı kullandığı ‘delta drone’ gibi insansız hava araçlarının (İHA) üretimini artırabilir. İran'ın geleneksel silahlar edinmesinin önünü açmak, rejimin son kırk yıl içindeki düşmanca davranışlarına bakıldığında istikrar karşıtı bir adım olacaktır. İran'ın silah tedarik etmesinin tek amacının savunma olduğunu söylemesine kimse inanmaz.

*Sizce İran savaş mı yoksa kenarda kalmak mı istiyor?
Hedefin, anlaşmaya dayalı kapsamlı bir savaş anlamına gelmeyen ölçülü zorluklara dayandığına inanıyorum. Onların görüşüne göre bu tür zorluklar, ABD'nin bölgedeki varlığını azaltması ya da bölge ülkelerinin Amerikan güçlerine ev sahipliği yapma isteklerinin zayıflatması İran için yeterli. ABD’nin nüfuzunu azaltmak için ABD’nin bölgedeki müttefiklerine ve ortaklarına yönelik saldırılar düzenliyor olabilir. Tüm bunlar mümkün. Sorun şu ki, İran rejiminin geçtiğimiz yılki saldırılarına bakarsak daha da hırçınlaştığını görebiliriz. Bu durum yanlış hesaplara yol açabilir ve yanlış hesaplar da, daha hırçın, daha tehditkar ve daha kışkırtıcı hale gelebilir. Saldırılardaki niyetleri bu çizginin altında olsa bile bir çatışmaya neden olabilir.

*İran’ın yaptırımlara rağmen Irak, Yemen veya Lübnan'da vekillerini silahlandırmaya devam ettiğini ve özellikle bu ülkelerde gerçekleşen tüm sabotaj eylemlerine herhangi bir müdahale olmazsa ve sizden herhangi bir tepki gelmezse buna devam edeceğini söyledikten sonra neden İran’ın duracağını düşünüyorsunuz?
Bu önemli bir soru, çünkü İran'ın bu vekilleri kullanması, rejimin hedeflerini güvence altına alma politikasının etkili bir parçası gibi görünüyor. İran, mevcut yaptırımların gölgesinde dahi, bu gruplara önem vererek BMGK kararlarına karşı gelmeye devam ediyor. Bu yüzden ambargoyu kaldırmak yerine, belki de İran’ı bölgedeki faaliyetlerinden sorumlu tutmayı sağlayacak daha güçlü bir mekanizma ile baskı kurmamız gerekiyor olabilir. İran’ın, BM’nin uyguladığı silah ambargosu ile ilgili yaptığı açıklamaları ve ambargonun kaldırılmaması durumunda alacağını söylediği önlemler, onun ambargonun kaldırılmasına verdiği önemi yansıtıyor.

*Fakat savaş seçeneği masada değilse İran'ı bölgedeki faaliyetlerinden nasıl sorumlu tutabilirsiniz?
Şöyle bir tarihe bakarsak ne ekonomik yaptırımların ne de diplomatik yaptırımların tek başlarına işe yaramadıkları, aynı şekilde savaşın kendisi de her zaman başarılı olmadığını görürüz. Bize lazım olan ekonomik yaptırımları, diplomatik araçları ve ABD’nin mevcut odak noktasını içeren kapsamlı bir yaklaşımdır. Fark, İran’ın vekilleri, saldırılarını başlattıklarında müttefiklerimizi, ortaklarımızı ve çıkarlarımızı korumak için caydırıcı bir yapıyı nasıl koruduğumuzdadır. Ancak bu durumda yaptırımlar ve diplomatik araçlar başarısız olursa, diğer eylemler benimsenebilir. Ayrıca, ambargonun etkili olabilmesi için bahsettiğim gibi bir mekanizmaya ihtiyacımız var. Aynı şekilde uluslararası toplum bu ambargonun uygulanmasına katkıda bulunuyor. Daha önce de belirttiğim üzere İran'ı müzakere masasına iten 2010  yılındaki yaptırımlardı.Tüm bu yaptırımların hepsinin etkili olabileceği düşünülüyor. Özellikle Lübnan'da Hizbullah ile ilgili edindiğimiz bilgilere göre İran'dan sağlanan fonun az olduğu ve diğer vekillerin baskı altında olduğunu biliyoruz. Güçlü bir baskı kampanyası ile vurulmak istenen iki hedef bulunuyor. Birincisi, İran rejimini kapsamlı bir anlaşmaya varmak için müzakere masasına oturtmak. İkincisi, İranlılar müzakere masasına oturma konusunda isteksiz olabilirler. Bu da bir olasılıktır. Biz de rejim ve DMO tarafından, özellikle Husiler ve Hizbullah'ın da kabul ettiği gibi, İran’ın vekillerinin saldırılarında konumlarını iyileştirmek için kullanılan fon ve kaynakların tükendiğini vurguluyoruz. Ancak bu, rejimin İran halkının ihtiyaçları ve refahı pahasına vekillerini desteklemeye devam etmeyeceği anlamına gelmiyor.

*İran'ın dünyadaki tüm Şiilerden sorumlu olduğu ve onları yönetmesi gerektiği şeklinde bir stratejisi var. Bu projeyi durdurmaya yönelik planınız nedir?
Önemli olan, İran rejiminin son on yılda ve nükleer anlaşma altında Suriye'ye yönelik askeri yardımlarının, operasyonlarının ve diplomatik dayanışmasının yanı sıra Lübnan ve Suriye'de Hizbullah, Gazze'de Hamas ve Filistin İslami Cihad Örgütü, Yemen'de Husiler, Irak'ta Haşdi Şabi ve diğer haydut örgütler, Bahreyn'de terörist unsurlar, Suudi Arabistan’ın doğusuna saldıranlar ve Pakistan'daki bazı gruplar gibi çeşitli ülkelerdeki askeri güçlere yönelik desteğini kapsayan kötü niyetli eylemlerini sürdürdüğünü anlamaktır. Sorun şu ki İran ile nükleer anlaşma imzalayanlar, İran'ın tüm faaliyetlerini ve beş yıl öncesine göre bölge ülkeleri için daha fazla tehdit arz eden Şii gruplar arasında ‘direniş ekseni’ olarak adlandırdığı yapıyı finanse ettiğini göremediler. Bu nedenle, artık bölgede barış ve istikrara ulaşmak yıllar öncesine göre daha da zor. Buradan yola çıkarak hedeflerin şöyle olması gerekiyor; ambargonun kaldırılması, zamana değil, İran rejiminin eylemleriyle ilgili koşullara dayanmalıydı. Bu bir zayıflık. Bu nedenle, zaman doldu ve şuan ki durum ambargonun uygulandığı andan çok daha kötü.

*Peki, ambargoyu yenilediğinizde mevcut koşulları değiştirebilecek misiniz?
Ambargonun yenilenmesi, kesinlikle koşulların belirlenmesine yöneliktir. İran’ın ambargo altında dahi Husilere Suudi Arabistan’ı hedef alan füzeleri tedarik edebildiği göz önüne alındığında, ambargo kalkarsa neler kaç silah tedarik edebileceğini siz düşünün. Bu yüzden sadece bu faaliyetler kapsamında ambargonun neden uzatılması gerektiğiniz anlayabiliriz. Eğer ambargo kaldırılırsa, tüm bu silahların nasıl açıkça, korkusuzca ve daha büyük miktarlarda taşınması halinde bunun başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ve dünya için ne kadar yıkıcı olabileceğini bir düşünün.

*İran, Arap ülkeleri ve Orta Doğu işlerine karışmaya yönelik eylemleri ile Batı'nın ekonomisini iyileştirmesi ihtiyacını bir birinden ayırıyor gibi görünüyor. Sanki şu anki en acil meselesi, pastadan payını alıp hepsini yemek. İran’ın Arap ülkelerinde, içeriden ve dışarıdan müdahale ettiği anlamına gelen uyuyan hücreleri olduğunu biliyoruz. Eylemsiz boykot hakkında konuşmaya devam etsek kısır bir döngüde mi kalırız?
Eylemsiz boykot hakkında konuşursak bunun bir kısır döngü olduğunu mu söylediniz?

*Evet, çünkü İran'ın Körfez'de uyuyan hücreleri var, ancak Lübnan'da her şey açık ve vekilleri onun ilgilendiği tüm cephelere katılıyor. Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Pompeo, “İran'ın bölgeyi istikrarsızlaştırmasını engellemeliyiz” dedi. Özellikle İran’ın bu eylemlerini engellemeye yönelik genel bir uzlaşı yokken bunu nasıl yapacaksınız?
Zor olması, ABD’nin bunu yapmaya çalışmadığı anlamına gelmez. Eğer bunu yapmazsa, savaşma ya da teslim olma olasılığı artar. Buradaki en önemli hususlardan biri olan İran’a yönelik silah ambargosunun öneminin sadece bölge ülkeleri açısından değil, aynı zamanda bu ambargonun güçlendirilmesiyle birlikte bölge dışındaki diğer ülkeler için de anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu ambargonun süresinin bitmesi bölgedeki barışa ve istikrara katkıda bulunmayacaktır. Nükleer silahların geliştirilmesinin kontrol altına alınmasına odaklanmak, bölge dışındaki bu ülkelerin önüne bir perde çekti ve İran'ın komşularına yönelik bir baskı politikası dayatmasına izin verdi. Bir kez daha BM’nin son raporuna bakılmasını vurguluyorum. Son yıllarda Suudi Arabistan'a karşı kullanılan silahların hepsi İran menşeli olması şok edici ve aşikar bir gerçektir. Bu bir ülkenin BM üyesi bir ülkeye yaptığı saldırıdır. Bu durum, kendi başına bölge ülkelerinin görüşlerini ve İran’ın eylemlerinden kaynaklanan zararlarını ifade etmeleri için bir sorun teşkil etmelidir. Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) tüm üyeleri, İran’ın eylemlerinin nükleer anlaşmanın hedeflerine verdiği zararları teyit etmelidir.

*Ambargo yenilenirse bu kez İran’ın füze programını kapsayacak mı? Eğer ambargo bu programı kapsanmazsa İran bir gün hegemonyasını empoze etmek için füzelerini bölgeye yöneltir mi?
İran'ın füzelerinin hedefini doğru tutturmasına ve menziline güvenmesini ancak ambargo kaldırılırsa beklemeliyiz. Hizbullah’ın Lübnan'da bu füzelerle olan faaliyetlerine ilişkin bir takım raporlar var. Şuan Irak-İran savaşından veya Irak’ın Kuveyt'i işgalinden farklı bir dönemdeyiz. Stratejik ve nemli noktaları hedef alan hassas füzeler çağındayız. Bu nedenle İran rejiminin bu füzeleri kullanma olasılığı bir tepki olarak değil, daha ziyade Abkayk’ta olduğu gibi ekonomik, petrol ve sivil tesisleri vurma çabasıyla askeri hedeflere ulaşmak için olacaktır. Bu saldırıların toplumlar üzerinde zararlı ve yıkıcı bir etkisi olacağı da bir gerçek. Bunu, ABD’nin Irak'taki askeri üssüne yapılan saldırıda gördük. Bu füzeler savunma sistemlerine meydan okuyabilir. Bu durum, bölgedeki ülkeler arasında işbirliği gerektiriyor. ABD, İran rejimini düşmanca eylemlerinden ötürü ödüllendirmek istemiyor.

*İran'ın en önemli kolu, Lübnanlıların silahsızlandırılmasını istedikleri Hizbullah’tır. Hizbullah, bunu isteyen Lübnanlıları ABD tarafından desteklenmekle suçluyor. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da Amerikalılara ölüm tehdidinde bulundu. İran’ın gündeminde İsrail ile Hizbullah arasında bir savaşın olabileceğini düşünüyor musunuz?
Arap ülkeleri ve İsrail arasındaki barış, İran rejiminin ve İran'ın kapsamlı bir barış anlaşmasına karşı desteklediği vekillerin çıkarlarına ters. 2006 savaşına benzer şekilde yanlış hesap yapılma riski çok yüksek. Elbette, tıpkı Yemen'de olduğu gibi Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad, barış olasılığını sabote etmek için şiddeti sürdürmek ve savaştan kaçınmaya çalışırken bile savaş olasılığını artıran ‘direniş ittifakı’ fikrini desteklemek istiyorlar.

*Hizbullah Lübnan'ı petrol ve mal ithalatıyla batı ekseninden İran eksenine çekerek direniş ittifakına dahil etmek istiyor. ABD’nin buna bir tepkisi olacak mı?
Washington'da Lübnan’a yaptırımlar uygulanması gibi birçok tartışma var. Aynı şekilde Lübnan ile ilgili endişeler ve yaptırımlar uygulama konusunda öneriler mevcut. Hizbullah’ın faaliyetleri veya İran’a uygulanan ambargonun kaldırılması açısından Kongre’deki iki parti (Cumhuriyetçi ve Demokrat) arasında Lübnan'a yaptırım uygulama ve Hizbullah faaliyetlerini incelemeye devam etme konusunda bir fikir birliği söz konusu.



Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.


İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.


Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.