Analistler, Türkiye'nin genel politikasının ve faaliyetlerinin, NATO'nun Akdeniz'deki kolektif savunma pozisyonuna meydan okuyabilecek ve siyasi bütünlüğü zayıflatabilecek tehlikeli bir noktaya ulaştığını düşünüyorlar. Türkiye'nin zayıf bir direnişle karşı karşıya kaldığı göz önüne alındığında, faaliyetlerinin büyük ölçüde kabul edilebilir olduğuna dikkat çekiyorlar.
Amerikan Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin Avrupa Programı Direktörü ve araştırmacı Heather Conley ile Direktör Yardımcısı Rachel Ellehuus, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi tarafından yayınlanan raporlarında, stratejik krizin Türkiye'nin dış ve bölgesel güvenlik politikasından kaynaklandığını ve benimsediği “mavi vatan” konseptine dayanan bir politika olduğunu ifade ettiler.
Alman Basın Ajansı'nın (DPA) haberine göre bu araştırmacılar, Türkiye’nin “Mavi Vatan” konseptinin kökeninin 2006 yılında Tümamiral Cem Gürdeniz tarafından hazırlanan bir plana kadar uzandığını belirttiler. Araştırmacılar bu ideolojinin hedefinin enerji ve diğer ekonomik kaynaklara erişimin yanında Türkiye'nin Akdeniz, Ege ve Karadeniz'deki nüfuzunu genişletmek olduğunu kaydettiler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu konsepti 2015 yılında, dış politikanın her alanında ülkenin bağımsızlığını savunmaya yönelik çabaları bağlamında, ulusal bir ‘ileri savunma’ stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak benimsedi. Mavi Vatan konseptinin tezahürleri, Şubat 2019'da yapılan Mavi Vatan Manevrası sırasında tamamen gözden geçirildi. Bu, Ege Denizi, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'de gerçekleştirilen en büyük muharebe manevrasıydı. Hükümet medyası manevrayı ‘savaş provası’ olarak nitelendirdi. Ayrıca bu konseptin bir diğer uygulaması, Türkiye'nin Kıbrıs'ın Özel Ekonomik Bölgesi çevresindeki enerji talepleri doğrultusunda yapılıyor.
Mavi Vatan konseptinin uygulanması sırasında Türkiye'nin müttefikleri tarafından da gözlemlenen bir dizi riskli neticeler ortaya çıktı. Ancak Türkiye’ye karşı nadiren olumsuz bir tutum takınıldı. Geçen Haziran ayının başlarında, Doğu Akdeniz'de Fransız ve Türk savaş gemileri arasında olağanüstü bir gerilime tanık olundu. Bu olayın ardından iki ülke arasındaki ilişkiler gerildi ve taraflar karşılıklı sert açıklamalar yaptılar. Gerginliklerin zamanla daha da artması, bunun Avrupa Birliği ve NATO’da ciddi yankılarının olması muhtemeldir. Conley ve Ellehuus, olabileceklerin Türkiye başta olmak üzere NATO müttefikleri arasında bir sürtüşme gibi görünebileceğiyle birlikte gerçekten böyle olmadığını söylüyorlar.
Bu durum, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında giderek net bir bölünmeyi beraberinde getirmesinin yanı sıra NATO için daha derin bir stratejik çıkmazı temsil ediyor. Türkiye’nin eylemleri, NATO ve AB’nin bölgedeki hayati işbirliğini tehdit ediyor. Müttefikler, Türkiye ile ortak çıkarları tanımlamayı amaçlayan bütüncül bir politika ile gerginliklerin üstesinden gelmeye çalışmalıdırlar. Türkiye bu girişime katılmaya hazır değilse, gelecekte daha büyük sorunlar ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Türkiye Şubat 2018'de, Kıbrıs açıklarında doğalgaz aramak amacıyla gelen bir İtalyan sondaj gemisini durdurmak için donanma gemileri gönderdi. 2019 yılında ise Kıbrıs karasularına kendi arama faaliyetlerini yürütmek için gemiler gönderdi. Avrupa Birliği üye ülkeleri oybirliğiyle bu yasadışı eylemleri kınadılar ve Kıbrıs'a desteklerini dile getirdiler. Kasım 2019'da Türkiye'nin Libya'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile iki ülkenin Akdeniz’deki deniz sınırlarını belirledikleri bir anlaşma anlaşmayla bölgesel gerginlikler zirveye ulaştı. Bu anlaşma, Türkiye'nin Libya'nın deniz çıkarlarını savunmasına ve Akdeniz'deki enerji kaynaklarını elde etmesine olanak sağlıyor.
Türkiye, şimdiye kadar Avrupa Birliği, NATO veya ABD'den çok az direnişle karşılaştı. AB’deki bazı parlamenterler Ankara'nın ‘silahlandırılmış tekne diplomasisini’ kınadılar. AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB ülkelerinin “Türkiye'nin son zamanlarda gerilimi artıran eylemlerinden giderek daha fazla endişe duyduklarını” ifade ettiği bir bildiri yayınladı.
Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, 13 Temmuz'da Ankara'dan Akdeniz, Libya ve Suriye'deki eylemleri hakkında açıklama yapmasını istediler ve Borrell'den Kıbrıs Özel Ekonomik Bölgesi'ndeki gaz ve petrol arama faaliyetleri dolayısıyla Türkiye'ye uygulanan yaptırımların artırılması için seçenekler sunmasını talep ettiler. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Türkiye'nin Kıbrıs sularındaki yasadışı çalışmalarını ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdi. Ancak Trump yönetiminin yaptırım uygulamadığı göz önüne alındığında, bu açıklamaları somut eylemlerin takip etmesi olası görünmüyor.
Türkiye'nin denizcilik faaliyetlerine kapsamlı ve birleşik bir yanıtın verilmemesi bu eylemlerini daha da tırmandırmasına sebep oluyor. Erdoğan, Türk halkının dikkatini büyük ekonomik sıkıntıların üzerinden kaldırmak için içeride milliyetçi duyguları artırmaya çalışırken, dışarıya güç gösterisi yapıyor. Nitekim Libya ve Suriye'deki askeri müdahalelerle aynı zamana denk gelen bu politika kapsamında Ayasofya’da Erdoğan’ın katılımıyla cuma namazı kılınması bunun önemli bir örneği.
ABD’li araştırmacılar, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki bölgesel çıkarlarını güvenceye alma çabalarının AB ve NATO'nun Libya'ya yönelik silah ambargosunu uygulama kapsamındaki resmi operasyonlarıyla sürtüştüğünü, bunun bölgesel ve uluslararası istikrarı baltaladığını söylüyorlar. Ayrıca mevcut tırmanış ve göç sorunuyla ilgili tehlikeler göz önünde bulundurulduğunda, AB ve NATO'nun Akdeniz’de etkili bir şekilde varlık göstermesi gerektiğini belirtiyorlar.
Türkiye AB ve NATO’ya rağmen ‘Mavi Vatan’ konseptini uyguluyor
Türk savaş uçakları, Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri harekatın 46. Yıldönümünde Kuzey Kıbrıs üzerinde uçtular (AFP)
Türkiye AB ve NATO’ya rağmen ‘Mavi Vatan’ konseptini uyguluyor
Türk savaş uçakları, Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri harekatın 46. Yıldönümünde Kuzey Kıbrıs üzerinde uçtular (AFP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة