Türkiye AB ve NATO’ya rağmen ‘Mavi Vatan’ konseptini uyguluyor

Türk savaş uçakları, Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri harekatın 46. Yıldönümünde Kuzey Kıbrıs üzerinde uçtular (AFP)
Türk savaş uçakları, Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri harekatın 46. Yıldönümünde Kuzey Kıbrıs üzerinde uçtular (AFP)
TT

Türkiye AB ve NATO’ya rağmen ‘Mavi Vatan’ konseptini uyguluyor

Türk savaş uçakları, Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri harekatın 46. Yıldönümünde Kuzey Kıbrıs üzerinde uçtular (AFP)
Türk savaş uçakları, Türkiye'nin 1974'te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri harekatın 46. Yıldönümünde Kuzey Kıbrıs üzerinde uçtular (AFP)

Analistler, Türkiye'nin genel politikasının ve faaliyetlerinin, NATO'nun Akdeniz'deki kolektif savunma pozisyonuna meydan okuyabilecek ve siyasi bütünlüğü zayıflatabilecek tehlikeli bir noktaya ulaştığını düşünüyorlar. Türkiye'nin zayıf bir direnişle karşı karşıya kaldığı göz önüne alındığında, faaliyetlerinin büyük ölçüde kabul edilebilir olduğuna dikkat çekiyorlar.
Amerikan Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin Avrupa Programı Direktörü ve araştırmacı Heather Conley ile Direktör Yardımcısı Rachel Ellehuus, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi tarafından yayınlanan raporlarında, stratejik krizin Türkiye'nin dış ve bölgesel güvenlik politikasından kaynaklandığını ve benimsediği “mavi vatan” konseptine dayanan bir politika olduğunu ifade ettiler.
Alman Basın Ajansı'nın (DPA) haberine göre bu araştırmacılar, Türkiye’nin “Mavi Vatan” konseptinin kökeninin 2006 yılında Tümamiral Cem Gürdeniz tarafından hazırlanan bir plana kadar uzandığını belirttiler. Araştırmacılar bu ideolojinin hedefinin enerji ve diğer ekonomik kaynaklara erişimin yanında Türkiye'nin Akdeniz, Ege ve Karadeniz'deki nüfuzunu genişletmek olduğunu kaydettiler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu konsepti 2015 yılında, dış politikanın her alanında ülkenin bağımsızlığını savunmaya yönelik çabaları bağlamında, ulusal bir ‘ileri savunma’ stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak benimsedi. Mavi Vatan konseptinin tezahürleri, Şubat 2019'da yapılan Mavi Vatan Manevrası sırasında tamamen gözden geçirildi. Bu, Ege Denizi, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'de gerçekleştirilen en büyük muharebe manevrasıydı. Hükümet medyası manevrayı ‘savaş provası’ olarak nitelendirdi. Ayrıca bu konseptin bir diğer uygulaması, Türkiye'nin Kıbrıs'ın Özel Ekonomik Bölgesi çevresindeki enerji talepleri doğrultusunda yapılıyor.
Mavi Vatan konseptinin uygulanması sırasında Türkiye'nin müttefikleri tarafından da gözlemlenen bir dizi riskli neticeler ortaya çıktı. Ancak Türkiye’ye karşı nadiren olumsuz bir tutum takınıldı. Geçen Haziran ayının başlarında, Doğu Akdeniz'de Fransız ve Türk savaş gemileri arasında olağanüstü bir gerilime tanık olundu. Bu olayın ardından iki ülke arasındaki ilişkiler gerildi ve taraflar karşılıklı sert açıklamalar yaptılar. Gerginliklerin zamanla daha da artması, bunun Avrupa Birliği ve NATO’da ciddi yankılarının olması muhtemeldir. Conley ve Ellehuus, olabileceklerin Türkiye başta olmak üzere NATO müttefikleri arasında bir sürtüşme gibi görünebileceğiyle birlikte gerçekten böyle olmadığını söylüyorlar.
Bu durum, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında giderek net bir bölünmeyi beraberinde getirmesinin yanı sıra NATO için daha derin bir stratejik çıkmazı temsil ediyor. Türkiye’nin eylemleri, NATO ve AB’nin bölgedeki hayati işbirliğini tehdit ediyor. Müttefikler, Türkiye ile ortak çıkarları tanımlamayı amaçlayan bütüncül bir politika ile gerginliklerin üstesinden gelmeye çalışmalıdırlar. Türkiye bu girişime katılmaya hazır değilse, gelecekte daha büyük sorunlar ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Türkiye Şubat 2018'de, Kıbrıs açıklarında doğalgaz aramak amacıyla gelen bir İtalyan sondaj gemisini durdurmak için donanma gemileri gönderdi. 2019 yılında ise Kıbrıs karasularına kendi arama faaliyetlerini yürütmek için gemiler gönderdi. Avrupa Birliği üye ülkeleri oybirliğiyle bu yasadışı eylemleri kınadılar ve Kıbrıs'a desteklerini dile getirdiler. Kasım 2019'da Türkiye'nin Libya'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile iki ülkenin Akdeniz’deki deniz sınırlarını belirledikleri bir anlaşma anlaşmayla bölgesel gerginlikler zirveye ulaştı. Bu anlaşma, Türkiye'nin Libya'nın deniz çıkarlarını savunmasına ve Akdeniz'deki enerji kaynaklarını elde etmesine olanak sağlıyor.
Türkiye, şimdiye kadar Avrupa Birliği, NATO veya ABD'den çok az direnişle karşılaştı. AB’deki bazı parlamenterler Ankara'nın ‘silahlandırılmış tekne diplomasisini’ kınadılar. AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB ülkelerinin “Türkiye'nin son zamanlarda gerilimi artıran eylemlerinden giderek daha fazla endişe duyduklarını” ifade ettiği bir bildiri yayınladı.
Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, 13 Temmuz'da Ankara'dan Akdeniz, Libya ve Suriye'deki eylemleri hakkında açıklama yapmasını istediler ve Borrell'den Kıbrıs Özel Ekonomik Bölgesi'ndeki gaz ve petrol arama faaliyetleri dolayısıyla Türkiye'ye uygulanan yaptırımların artırılması için seçenekler sunmasını talep ettiler. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Türkiye'nin Kıbrıs sularındaki yasadışı çalışmalarını ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdi. Ancak Trump yönetiminin yaptırım uygulamadığı göz önüne alındığında, bu açıklamaları somut eylemlerin takip etmesi olası görünmüyor.
Türkiye'nin denizcilik faaliyetlerine kapsamlı ve birleşik bir yanıtın verilmemesi bu eylemlerini daha da tırmandırmasına sebep oluyor. Erdoğan, Türk halkının dikkatini büyük ekonomik sıkıntıların üzerinden kaldırmak için içeride milliyetçi duyguları artırmaya çalışırken, dışarıya güç gösterisi yapıyor. Nitekim Libya ve Suriye'deki askeri müdahalelerle aynı zamana denk gelen bu politika kapsamında Ayasofya’da Erdoğan’ın katılımıyla cuma namazı kılınması bunun önemli bir örneği.
ABD’li araştırmacılar, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki bölgesel çıkarlarını güvenceye alma çabalarının AB ve NATO'nun Libya'ya yönelik silah ambargosunu uygulama kapsamındaki resmi operasyonlarıyla sürtüştüğünü, bunun bölgesel ve uluslararası istikrarı baltaladığını söylüyorlar. Ayrıca mevcut tırmanış ve göç sorunuyla ilgili tehlikeler göz önünde bulundurulduğunda, AB ve NATO'nun Akdeniz’de etkili bir şekilde varlık göstermesi gerektiğini belirtiyorlar.



Pentagon, iki bakanın evini drone-savar lazerle koruyacak

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
TT

Pentagon, iki bakanın evini drone-savar lazerle koruyacak

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)

Mike Bedigan 

Yeni bir habere göre Pentagon, Washington DC'de Pete Hegseth ve Marco Rubio'nun ikamet ettiği askeri üsse drone-savar lazer sistemi kurmayı değerlendiriyor.

Konuyla ilgili bilgilendirildiği belirtilen 4 kaynak, İran'la çatışma devam ederken Washington DC'nin güneybatısındaki Fort Lesley J. McNair üssünde bu güçlü teknolojinin kurulmasının düşünüldüğünü The New York Times'a söyledi.

The Independent, haberlerin doğrulanması ve konuya ilişkin yorum almak için Savunma Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı değerlendirmesine yol açmış ancak nihayetinde ikisi de taşınmamıştı.

Ordu, Ortadoğu'daki savaş sırasında üst düzey hükümet yetkililerine yönelik olası tehditleri yakından izlerken The Washington Post, hava sahasını ihlal eden drone'ların kaynağının bilinmediğini bildirdi.

Yetkililer, iki hafta içinde birden fazla kez drone görüldüğünü, bunun üzerine acil güvenlik incelemesi başlatıldığını ve Beyaz Saray'da nasıl yanıt verileceğine dair toplantı yapıldığını söyledi.

Fort McNair yakınlarına lazer yerleştirilmesi, başkent ve çevresindeki hava sahası düzenlemesini daha da zorlaştırabilir; bu sistemler halihazırda Federal Havacılık İdaresi'yle (FAA) yönetim arasında tartışmalara neden oluyor.

Geçen ay Teksas'ın El Paso kenti üzerindeki hava sahası, sınır yetkililerinin Meksika karteline ait bir drone olduğuna inandığı bir cisme lazerle ateş açmasının ardından kısa süreliğine kapatılmış ancak bunun bir parti balonu olduğu ortaya çıkmıştı.

Geçen yıl Ronald Reagan Ulusal Havaalanı yakınlarında ordu helikopteriyle yolcu uçağının havada çarpışması sonucu 67 kişinin öldüğü olaydan sonra, FAA'nın Washington DC-Metropol bölgesindeki faaliyetleri de halihazırda yakından inceleniyor.

McNair yakınlarına lazer yerleştirilmesinin düşünüldüğüne dair haberler, ülke içindeki birkaç üssün kuvvet koruma düzeyini "Charlie"ye yükseltmesinin ardından geldi. Charlie, komutanların olası bir saldırıyı gösteren istihbarata sahip olduklarında kullanılan bir tanım.

New Jersey'deki McGuire-Dix-Lakehurst Müşterek Üssü ve Florida'daki MacDill Hava Kuvvetleri Üssü (İran'a karşı operasyonları denetleyen ABD Merkez Komutanlığı'na ev sahipliği yapıyor) Charlie seviyesine yükseltildi.

Charlie'den daha yüksek tek seviye olan "Delta", bir saldırının yaklaştığı ya da gerçekleştiği anlamına geliyor.

Öte yandan 9 Mart'ta Louisiana'daki Barksdale Hava Kuvvetleri Üssü üzerinde çok sayıda "izinsiz drone" görüldü. Bu, nükleer silah taşıyabilen uzun menzilli B-52 bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapan üssün karantinaya alınmasına yol açtı.

Barksdale, ABD Hava Kuvvetleri'nin en büyük ikinci havaalanı ve 40'tan fazla B-52 bombardıman uçağına ev sahipliği yapıyor. Barksdale, aktif görevdeki askerler, yedek askerler, asker aileleri ve sivil çalışanlar da dahil yaklaşık 15 bin kişilik bir nüfusa sahip.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Çin, İran savaşında arabuluculuk rolünü üstlenecek mi?

İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
TT

Çin, İran savaşında arabuluculuk rolünü üstlenecek mi?

İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 

Çin, İran savaşında Washington ve Tahran yönetimleri arasında arabuluculuk rolü oynayabilir.   

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, salı günü Çinli mevkidaşı Vang Yi'yle görüştü.

Vang'ın davetiyle düzenlenen toplantının ardından yayımlanan açıklamada, iki ülke de Ortadoğu'daki savaşta "acilen ateşkes sağlanması gerektiğini" vurguladı.

Pekin ve İslamabad yönetiminin hazırladığı "5 maddelik ortak girişim" kapsamında düşmanlıkların derhal sonlandırılması, en kısa sürede barış görüşmelerine başlanması, sivillerin korunması, seyrüsefer rotalarının güvenliğinin sağlanması ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın gözetilmesi istendi.

Taraflar, İran'ın ve diğer Körfez ülkelerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi, sivillere ve kritik altyapıya yönelik saldırıların sonlandırılması gerektiğini vurguladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan Pakistanlı yetkililer, Dar'ın Pekin'deki ziyaretinde Çin'in muhtemel barış anlaşmasında garantör rolü oynama ihtimalini görüşmüş olabileceğini söylüyor.

Pakistan, ABD ve İran arasında arabuluculuk yapmak istediğini belirtmiş, pazar günü "Türkiye-Mısır-Pakistan-Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları Toplantısı'na" ev sahipliği yapmıştı.

Görüşmede Hakan Fidan, Dar, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati bir araya gelmişti.

CNN'e konuşan yetkililer, bu toplantı sırasında Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin de Çin Büyükelçiliği'nde görüşme düzenleyerek Ortadoğu'daki durumu ele aldığını belirtiyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan araştırmacı Tong Zhao şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Çin'in diplomatik arabuluculuk rolünü üstlenmek için birçok sebebi var. Çin, dünyanın bir zıtlığı görmesini istiyor: ABD kargaşa ve kaos yaratırken, Çin kendini gerginliğin azaltılması, istikrar ve barışın sağlanması için bir güç olarak konumlandırıyor.

Ancak Pekin'in bu yönde somut bir rol üstlenmeye ne kadar istekli olduğu belirsiz.

Şi Cinping yönetimi, İran ve Suudi Arabistan arasında 2023'teki normalleşme sürecinde arabuluculuk yapmıştı. Geçen yılki Tayland - Kamboçya çatışmalarında ikili görüşmelerin düzenlenmesini sağlarken, Ukrayna savaşının sonlandırılması için 12 maddelik barış planı da açıklamıştı.

Pekin'deki Renmin Üniversitesi'nden Vang Yivei'ye göre Çin, İran ve ABD'nin yanı sıra Pakistan da dahil çatışmanın kilit aktörleriyle ilişkilerini kullanarak barış görüşmelerinde tüm taraflara ulaşılmasını sağlayabilir.

Çin Komünist Partisi'ne bağlı İngilizce yayın yapan Global Times, Pakistan ve Çin'in bölgedeki barış için koordineli çalıştığını yazıyor.

Lanzhou Üniversitesi'nden Zhu Yongbiao, 5 maddelik ortak girişim planının "Çin'in bölgesel ve küresel barışı korumadaki sorumluluğunu ortaya koyduğunu" vurguluyor.

Independent Türkçe, CNN, Global Times, NHK


CNN'in veri analisti Enten: "Trump'ın onay oranı Ölüm Vadisi'nde"

CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
TT

CNN'in veri analisti Enten: "Trump'ın onay oranı Ölüm Vadisi'nde"

CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)

Graig Graziosi 

CNN'in baş veri analisti Harry Enten, ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranının "Ölüm Vadisi"ne düştüğünü söyledi ve başkomutanın, Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in olası 2028 başkanlık yarışına zarar verebilecek kadar sevilmediği uyarısında bulundu.

Salı sabahı Enten, Trump'ın onay oranlarını ele alarak, "uçuruma düştüğünü" ve "yükselme belirtisi göstermediğini" iddia etti.

Enten, X'te, "Artık en düşük 2. dönem seviyesinde: -18 puan" diye yazdı.

Bunun en büyük nedeni: Bağımsızlar. Trump -45 puanda. 2. dönemde bu noktada herhangi bir başkan için en kötü durum. Watergate'in zirvesindeki Nixon'dan (-36 puan) daha kötü!

Enten, Trump'ın seçmenler arasındaki onay oranındaki düşüşün sadece İran'daki popüler olmayan savaştan kaynaklanmadığını, aynı zamanda popülerliğini "sürekli" daha da düşüren "bir dizi olayın" sonucu olduğunu söyledi.

Ocak ayında +6 puandaydı, sonra bir yıl önce [Nisan ayında] -3 puandaydı, 9 ay önce -7 puandaydı, Ekim 2025'te -10 puandaydı. Ocak 2026'da -13 puandaydı. Ve şimdi -18 puana kadar düştü. En düşük ikinci dönem seviyesi.

Enten, Trump'ın İran'daki savaşı yarın bitirse bile küçük bir artış görebileceğini ancak bunun onu daha fazla yükselteceğine inanmadığını da ekledi.

Analist daha sonra Trump'ın dip seviyedeki onay oranını ilk dönemindeki aynı noktayla karşılaştırdı.

"İlk dönemde, bu noktada aslında yükseliyordu. Aslında onay oranı artıyordu" dedi.

Üç aylık dönemdeki değişimi 5 puan artmıştı. Şimdiyse, ikinci döneminin en düşük seviyesine gerilediği, -18 puanda olduğu üç aylık bir değişimden bahsediyoruz. Birinci dönemde, bu noktada, aslında daha yüksek bir seviyedeydi.

Trump'ın bağımsız seçmenler arasındaki net onay oranı, özellikle popüler olmayan modern başkanlarla karşılaştırıldığında bile son derece düşük. Enten, Trump'ın ikinci döneminde bağımsız seçmenler arasındaki net onay oranının -45 olduğunu söyledi ve bunu iki eski başkanla (Richard Nixon ve George W. Bush) karşılaştırdı. Nixon'ın, ikinci döneminin aynı noktasında ve Watergate skandalının zirvesindeyken -36, Irak Savaşı'nın karmaşıklığı içinde boğulan Bush'un ise -37 olduğunu belirtti.

Sözlerine devam ederek, Trump'ın birinci döneminin aynı noktasındaki seviyesinden "6 puan daha düşük" olduğunu söyledi.

CNN'den John Berman daha sonra konuyu Trump'ın düşen oranlarından, bu oranların "ona yakın olanları" nasıl etkilediğine ve ne tür "yan hasarlara" yol açabileceğine çevirdi.

Enten, Kalshi tahmin piyasası bahislerine atıfta bulunarak, 6 ay önce tahmin piyasası kullanıcılarının yüzde 53'ünün Vance'in 2028'de başkan olacağını düşündüğünü söyledi. Bu oran bugün yüzde 37'ye düştü.

Enten, "Kalshi tahmin piyasasına göre, bu [Vance'in] tüm zamanların en düşük seviyesiyle aynı seviyede" dedi.

Trump'a geri dönen Enten, Trump'ın mevcut onay oranını iki kelimeyle tanımladı:

Ölüm Vadisi.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics