Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi
TT

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

El-Esir- Dr. Muhammed bin Hamad el-Ureymi
Tarihi boyunca Umman, siyasi, ekonomik ve kültür başta olmak üzere her alanda toprağındaki yaratıcılık tohumundan beslenen, daha sonra farklı başarıları ile Umman medeniyetinin ilerlemesine, yükselmesine, çağlar boyunca topraklarında yaşamın kalkınıp gelişmesine katkıda bulunan  birçok önemli şahsiyet tanıdı.
Bu yıl doğumunun 100. yıl dönümünü kutladığımız Tarık bin Teymur bin Faysal Umman tarihinin son yüz yılında ortaya çıkan en önde gelen siyasi figürlerden biriydi. Tarık bin Teymur, entelektüel, idari ve siyasi yetenekleri, siyasi düşüncesinin yükselmesine katkıda bulunan yaşam deneyimleriyle müstesna bir şahsiyetti. Hayat hikayesini okuyanlar, idari, askeri ve politik başarıları üzerinde duranlar veya siyasi düşüncelerini, görüşlerini ve hayallerini düşünenler, kişiliğine daha da yaklaşılması,  40 yıla yaklaşan siyasi alandaki faaliyetlerinin önemli durakları üzerinde durulması gereken benzersiz bir Ummanlı siyasi modelle karşı karşıya olduklarını hissedeceklerdir.

El-Esir gazetesi bu haberi ile, ilk eğitiminden merhum Sultan Kabus bin Said’in siyasi danışmanı olarak görev yapmasına kadar bazı dönemleri takip ederek bu büyük şahsiyetin hayatındaki önemli kilometre taşlarını sunuyor.

Doğumu ve çocukluk dönemi
Tarık bin Teymur bin Faysal, 1920 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Türk’tü ve adı Kamile idi. Babası Sultan Teymur, Sultan Said bin Teymur’un annesi Fatıma binti Ali bin Salim bin Suveyni hanımefendi ile evlendikten sonra  bu hanımefendi ile evlenmişti. Dolayısıyla Tarık bin Teymur ile Sultan Said kardeşlerdi.

Eğitimi
Tarık bin Teymur liseyi, Eylül 1930 ile Haziran 1932 arasında İstanbul’daki İngiliz Erkek Lisesinde okudu. Daha sonra 1935 yılında annesi ile birlikte yerleştiği Almanya’nın Frankfurt şehrine taşındı. Orada Almanca öğrendi ve böylece konuşabildiği dillere Arapça, Türkçenin yanı sıra Almanca da eklendi. Frankfurt’ta 1937 yılına kadar kaldı ve bu tarihten sonra Maskat’a döndü.

Askeri eğitimi

Maskat’a döndükten sonra Tarık bin Teymur  bir süre  Maskat Askeri Kuvvetleri’nde görev yaptı. Ekim 1942'den Ekim 1943'e kadar Hindistan'ın Vellore (Villere) Polis Eğitim Akademisi’nde yönetim ve eğitim kursuna katıldı. Maskat’a döndüğünde yeniden orduya katılarak Umman’ın kuzeybatı sınırlarında konuşlanmış Zahob milis güçlerinde (Zahob Milita) görev yaptı.

İdari ve siyasi eğitimi
Zahob milis güçlerindeki askerlik hizmetinin sona ermesinden sonra Sultan Said bin Teymur kardeşi Tarık’ı, Umman kabileleri ile iletişim kurmak ve koşullarını tanımaya çalışmakla görevlendirdi. Bunun üzerine Tarık bin Teymur,  3 hafta süren bir gezi ile el-Batina bölgesinin bazı bölümlerini, el-Havasnah Vadisini, Ibri ve Dhank’ı ziyaret etti. Ayrıca ez-Zahira bölgesine de bir gezi düzenledi. Bu gezilerin amacı, kabile şeyhlerinin düşüncelerini ve yönelimlerini anlamak, Umman kabile  meselelerini ele alma ilkelerini ve bunları çözme mekanizmasını tanımak ve kendisine alışmaktı.

Maskat ve Matrah belediye başkanlığı
Ekim 1945’te Tarık bin Teymur, Maskat ve Matrah belediye başkanlığına getirildi.  Bu görevi sırasında Tarık bin Teymur, yönetimde son derece yetkin olduğunu kanıtladı ve büyük bir coşkuyla çalıştı. Yönetimi sırasında, bir dönem yurtdışında yaşamasından, yaşadığı ya da ziyaret ettiği bir dizi şehrin çağdaş belediye planlaması hakkında bilgi sahibi olmasından yararlanarak Maskat ve Matrah’ın görünümünü değiştirip çağdaş hale getirecek birçok  uygulamayı hayata geçirdi. Bina ve mülk sahiplerini mülklerini temiz tutmaya, terk edilmiş ya da harap binaları onarmaya, yıkılmış binaların  olduğu gibi bırakılmış molozlarını kaldırmaya ikna etti. Her iki şehirde de kanalizasyon sistemlerini iyileştirme ve umuma açık hamamlar inşa etme planları sundu. Bunlar, o dönem için çağının ilerisinde fikirlerdi. Tarık bin Teymur’un önceki deneyimlerinin gerçekliğinden kazandığı büyük idari yeterliliğini ve yönetim konusundaki potansiyelini ispatlıyordu. Ne var ki, toplumun bu tür fikirlere alışık olmamasından dolayı  bu konularda sık sık yerel muhalefet ile de karşılaştı.
İngiliz belgelerine bakılırsa Tarık bin Teymur, belediye başkanlığı sırasında yerlere çöp atanlara para cezası uygulaması getirmişti. Bir keresinde Hint topluluğundan bir adamı yolda ihtiyaç giderirken gördüğü, hemen yanına gidip kendisini azarladığı ve 25 rupi ödemesini emrettiği anlatılır.

Askerlik
Tarık bin Teymur, kardeşi Sultan Said’in Umman içinde yönettiği askeri operasyonlara katılmasının yanı sıra bir askeri görev daha üstlenmişti; silahlı kuvvetler ile askeri operasyonlar arasında koordinasyonu sağlamak. Tarık bin Teymur, alçakgönüllülüğü, onlarla tanışma ve kaynaşma konusundaki ısrarı nedeniyle pek çok Ummanlı tarafından sevilen bir şahsiyetti.

İdari yetkiler
1959’un başında Sultan Said bin Teymur kendisi ile kapsamlı müzakereler yürütmek için İngiltere’yi ziyaret etmeye karar verdi. Yokluğu sırasında görevlerini yerine getirmeleri için geçici olarak tüm yetki ve otoritesini İçişleri Bakanı Ahmed bin İbrahim ile kardeşi Tarık’a devretti.
İngiltere,  kendisinden ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirmek  için yerel reformlar yapmasını talep ettiğinde de Sultan, kardeşi Tarık’ı valileri denetlemekten sorumlu genel müfettiş atadığını açıkladı. Tarık bin Teymur, içişleri bakanlığı gözetiminde çalışarak bütün bölgeleri teftiş edip denetleyecek, valilerin çalışmalarını ve performanslarını takip edecekti.


Umman’dan ayrılış
Kasım 1962’de Tarık bin Teymur, Maskat’tan ayrıldı. Ancak, çocuklarının eğitimi için gitmek istediği İstanbul’a yönelmeden önce Abu Dabi’ye uğradı. Burada Abu Dabi’nin İngiliz valisi ile görüştü ve kendisine, siyasi mülteci gibi görülmek veya propaganda kampanyalarının hedefi olmak istemediğini iletti. Görüşmede ayrıca kendisini Umman’dan ayrılmaya sevk eden sebeplere, önemli siyasi ve idari roller oynamanın kendisinde bıraktığı derin hayal kırıklığı ve çöküntüye de değindi.
Tarık bin Teymur’un ülkesinden ayrılış nedenleri;  özellikle aldığı eğitimin onu Umman’da entelektüel, idari ve askeri niteliklere sahip birkaç kişiden biri yaptığı ve Arapçanın yanı sıra 3 dil daha bildiği göz önüne alınırsa daha iyi anlaşılabilir. Ülkesinde kalsaydı, Umman hükümet sistemi için önemli bir katkı, o zamanlar eğitimli ve kalifiye kadrolardan yoksun bir ülkede hükümet işlerinde iyi bir yardımcı olabilirdi.

Tarık bin Teymur, bireylerin entelektüel, politik ve idari oluşumlarında eğitimin öneminin farkında olduğundan çocuklarına uygun eğitimi sağlamaya büyük önem veriyordu. Ne var ki, o dönemde Maskat’ta böyle bir eğitimi sağlayacak kurumlar bulunmadığından çocuklarının İstanbul’da eğitim görmesine önem verdi.  O dönemde, bir süreliğine bir Alman inşaat şirketinin temsilcisi olarak çalıştı. Bu vesile ile düzenli bir şekilde Ortadoğu ve Arap Körfez ülkelerine seyahat etti.

Siyasi muhalif
Maskat’tan ayrıldığı Kasım 1962’den 1966 yılının başına kadarki dönem boyunca Tarık bin Teymur, Umman Sultanı’nın politikalarına karşı hareket etmek konusunda hiçbir girişimde bulunmadı. Sessiz kaldı ve genel olarak Sultan’a karşı düşmanca hiçbir faaliyette bulunmak istemediği izlenimini verdi. Bu süre boyunca Türkiye, Almanya ve bazı Arap ülkeleri gibi farklı ülkeler arasında seyahat etmeye devam etti. Ayrıca, dikkat çekici bir başarı elde edemediği anlaşılan bazı ticari işlerle meşgul oldu.
Mart 1966’dan itibaren Tarık bin Teymur, o dönemde Umman’da hüküm süren siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları değiştirme umudu ve vatanına karşı milli sorumluluğunu yerine getirmesini gerektiren siyasi, askeri ve idari yeteneklere ve deneyimlere sahip olduğunun bilinciyle  muhalefet cephesine katılıp ulusal roller oynamaya karar verdi.

1967 Ulusal Bildirisi
11 Cemaziyelevvel 1387- (15 Eylül 1967) tarihinde Tarık bin Teymur, Ummanlı kabile şeyhlerine, alimlere, ileri gelenlere, memurlara, askerlere ve bütün vatandaşlara, Umman’daki hükümet sistemini değiştirmeye yönelik niyetini deklare ettiği ve hedeflerini açıkladığı bir bildiri yayınladı.
Nedenlerini ve gerekçelerini açıkladı. Kendisini söz konusu bildiriyi yayınlamaya iten sebeplerin, halk ve ülkesine yönelik görev duygusu ve onları zayıflık ve geri kalmışlıktan kurtarma isteği olduğunu belirtti. Ayrıca, başlatmış olduğu bu hareketin yabancı çevreler tarafından desteklenmiş bir hareket olmadığını, aksine ülkeye ve halkına fayda sağlamayı amaçlayan tamamen ulusal bir hareket olduğunun altını çizdi. Keza, öncelikle Umman’ı ulaşmış olduğu kötü koşullardan kurtarmayı, ardından siyasi, ekonomik ve sosyal başta olmak üzere tüm alanlarda ilerlemesini sağlamayı, ulusal umutları gerçekleştirmeyi, Umman’ın sahip olduğu tüm imkanlardan yararlanarak İslam şeriatı ışığında anavatan ve halkının statüsünü yükseltmeyi hedeflediğinin altını çizdi. Ülkenin ilerlemesi için başta petrol ve maden kaynakları olmak üzere sahip olduğu zenginliklerin değerlendirilip geliştirilmesi, daha sonra da tarımın iyileştirilmesi, okulların yaygınlaştırılması, hastanelerin inşa edilmesi, askeri hüküm ve yasaların kaldırılması, ülkeyi gururlandırıp onurlandıracak ve kendisine refah sağlayacak diğer uygulamaların gerçekleşmesi gerektiği  üzerinde durdu.

Geçici Anayasa
Tarık bin Teymur yayınladığı bildiride, söz konusu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla yönetim için geçici bir anayasa hazırladığını da belirtti. Geçici anayasanın insanlara, ülkenin geleneklerine ve göreneklerine uyan bir hükümet sistemi seçmek için gerçek bir fırsat sunduğunu ve bunun önünü açtığını ifade etti. Geçici anayasanın girişinde amacının;,  ulusal değerler ve geleneklere halel getirmeden modern gereksinimleri karşılamak ve Umman halkının anayasal bir hükümet sistemi kurma arzusunu gerçekleştirmek olduğuna değindi. Bu anayasanın geçici olacağını ve Umman halkı çıkarlarına uygun nihai bir anayasa hazırlamak için gerekli koşullara ve fırsata sahip oluncaya kadar geçerli olacağını vurguladı.
Geçici Anayasa 6 bölümden ve 36 maddeden oluşuyordu. Birinci bölümde, adı, kimliği, aidiyeti, hukuku, bayrağı ve başkenti ile devlet tanımlanıyordu. İkinci bölümde, sultan ve yetkileri ele alınıyordu. Bakanlar kuruluna tahsis edilmiş üçüncü bölümde,  bakanlar kurulu üyeleri, bakanlıklarının sayısı ve bakanların görevde kalma süresi belirleniyordu. Devlet Konseyi başlığını taşıyan dördüncü bölümde, konseyin yetkileri, üye sayısı ve seçim mekanizmasından bahsediliyordu. Beşinci bölümde, bakanlar kurulu ve devlet konseyinden oluşan (Ulusal Meclis), kararları ve görev tanımı ele alınıyordu. Altıncı bölümde ise uluslararası ilişkiler, Umman’ın dış dünya ile ilişkilerinde siyasi yöneliminin en belirgin özellikleri ile en önemli dış ilkelerinin ne olması gerektiğine yer veriliyordu.
Geçici anayasa fikrinden Tarık bin Teymur’un sahip olduğu yüksek siyasi kültürün kapsamı, dünyadaki farklı yönetim biçimlerine ne kadar açık olduğu,  iktidardaki siyasi sistem ve sistemi oluşturan farklı güçler arasındaki ilişkiyi belirleyen yasal bir referans olarak anayasanın önemi konusunda sahip olduğu farkındalık görülebilir.


Kutlu Reform dönemindeki rolleri

23 Temmuz 1970’te Sultan Kabus bin Said bin Teymur’un Umman Sultanı olmasından sonra Tarık bin Teymur, Sultan yeğeni ile işbirliği yapmak konusunda istekli olduğunu gösteren mesajlar verdi. Nitekim Sultan Kabus da 26 Temmuz’da tahta çıkışından sonra yaptığı ilk konuşmasında bir hükümet kurma niyetinde olduğundan bahsetmişti.  Attığı ilk adım da geçici bir danışma konseyi kurmak oldu. Bu konseyin yaptığı ilk ve en önemli iş ise Tarık bin Teymur’a ülkesine geri dönme ve başbakanlık görevini üstlenme davetinde bulunmak oldu.

2 Ağustos 1970’te yani Kutlu Reformun başlangıcından yaklaşık 10 gün sonra Tarık bin Teymur, Almanya’dan geri döndü ve döner dönmez de Sultan Kabus ile görüştü.

Görüşmede, başbakanlık görevini üstlenmesi ve yeni hükümeti kurması kararlaştırıldı. Tarık bin Teymur, başbakanlığın yanı sıra dışişleri bakanlığını da üstlenmişti. Savunma, para, petrol ve imtiyazlarla ilgili konular ise Sultan’ın yetkileri arasındaydı.

Tarık bin Teymur hükümeti iki aşamada kurdu. İlk aşamada, içişleri, eğitim, sağlık, çalışma ve adalet olmak üzere sadece beş bakanlık tesis edildi. İkinci aşamada kabine enformasyon, sosyal işler, vakıflar, ekonomi ve diğer bakanları içerecek şekilde genişletildi. Tarık bin Teymur, başbakanlık makamında 1972 başlarına kadar kaldı. 1972’de Umman’ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin genel amirliği ve Sultan’ın diplomatik konulardaki özel danışmanı görevlerine getirildi. Vefatına kadar da Sultan’ın danışmanı ve birçok uluslararası forumda temsilcisi görevlerini yürüttü. 1975 yılında bu görevlerine ek olarak Umman Merkez Bankası Yönetim Kurulu’nun başkanlığını da üstlendi. Sultan Kabus ile amcası Tarık bin Teymur arasındaki ilişki, Sultan’ın 22 Mart 1976’da amcasının kızı ile evlenmesi ile daha da güçlendi ve pekişti.

Tarık bin Teymur’un başbakan olduğu dönem ve sonrasında üstlendiği görevler sırasında Umman, çok sayıda siyasi ve ekonomik başarıya imza attı. Başta Birleşmiş Milletler ve Arap Devletleri Ligi olmak üzere birçok uluslararası ve bölgesel organizasyona katıldı. Çeşitli alanlarda kapsamlı kalkınma sürecinin başlangıcına tanık oldu.



Gazete haberleri
Gerek  Kutlu Reform öncesi gerekse sonrasında birçok yerel, Arap ve uluslararası gazete, Tarık bin Teymur’un haberlerine ve siyasi çabalarına yer vermişti. Kutlu Reform’un ilk beş yılında Ummanlı “el-Vatan” gazetesinin en öne çıkan manşetlerine hızlıca bir göz atarak Tarık bin Teymur’un çalışmalarını ve faaliyetlerini ele alan haberlerinden derlediklerimizi size aşağıda sunuyoruz:
Gazetenin 28  Ocak 1971 sayısında şu haberi okuyoruz: Başbakan Tarık bin Teymur , Alman Strbegg şirketi ile Matrah-Sahar arasında 200 kilometre uzunluğunda ve 7 metre genişliğinde asfalt yol yapımı için 9 milyon Riyal değerinde bir sözleşme imzaladı.
8 Temmuz 1971 tarihli 20’inci sayısında şu haber yer alıyor: Kutlu Reform’un şanlı başlangıcının birinci yıldönümü kutlamaları programı açıklandı. Bu değerli kutlama vesilesiyle ülke geneline yayılacak neşe ve sevinç gösterileri arasında Sultan bir dizi projenin açılışını gerçekleştirecek. Başbakan Tarık bin Teymur, Sultan onuruna belediye parkında büyük bir tören düzenleyecek.

Gazete, 25.11.1971 tarihli 32’inci sayısında, Umman Sultanlığı’nın 7 Ekim 1971 perşembe günü BM üyeliği başvurusunun kabul edilmesi vesilesiyle Tarık bin Teymur’un BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı yayınlamış. Bu konuşmadan şu cümleleri alıntılıyoruz: Buraya, halkımın bu teşkilata dair umutları, onurlu ilkelerinin tam olarak uygulanmasıyla dünya halkları arasında güvenlik ve dostluk elde etmenin mümkün olduğuna olan inancıyla geldim. Umman Sultanlığı, 14  yüzyıl boyunca bağımsız bir devletti ve öyle olmaya da devam ediyor. Uzun tarihi boyunca bağımsızlığını veya egemenliğini asla kaybetmedi. Umman, BM'nin 131. üyesi olduğunda, onlarca yıldır yaşadığı tecridi ve dünyanın zorunlu olarak kendisini unutmasını resmen ve sonsuza kadar sona erdirmiştir.
09.12.1971 tarihli 34’üncü sayısında ise şu haberi okuyoruz: Başbakan Tarık bin Teymur, dar gelirli aileler için inşa edilen model evi ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında kendisine, Belediye Planlama ve İnşaat Departmanı’ndan mühendisler, yetkililer, model evin standartlarında inşa edilmesine karar verilen evleri kullanma hakkına sahip olacak bir grup Maskat ve Matrah vatandaşı eşlik etti.
Gazete, 16 Aralık 1971 tarihli 35’inci sayısında şöyle yazıyor: Başbakan Tarık bin Teymur, İçişleri Bakanı Bedr bin Suud, Sağlık Bakanı Dr. Asım el-Cemali, İçişleri Bakanlığı Valilik İşleri Müdürü Şeyh Süleyman bin Muhammed el-Salimi, “İmam Seyf bin Sultan” okulu öğrencilerinin katıldığı büyük bir törenle yeni Tanam Hastanesi’nin açılışını gerçekleştirdi.
9 Mart 1972 tarihli 44’üncü sayısında şu haber yer alıyor: Sultan Kabus bin Said,  Tarık bin Teymur’u yurtdışındaki tüm Umman büyükelçiliklerinin genel amiri ve diplomatik konularda özel danışmanı olarak atayan bir kraliyet kararnamesi yayınladı.
22 Haziran 1972 tarihli  59’uncu sayıda, Tarık bin Teymur'un yurt dışından Maskat'a dönmesi onuruna, Macid bin Teymur’un 07.06.1972’de el-Falaj otelinde birçok üst düzey yetkilinin katıldığı bir akşam yemeği verdiğine ilişkin bir haber görüyoruz.
16 Ocak 1975 tarihli 170’inci sayıda ise şunu okuyoruz: 9 Ocak’ta Sultan Kabus bin Said  ABD Başkanı Gerald Ford ile Washington’da temaslarda bulunarak, çeşitli konuları, dünya meselelerini ve iki ülke arasındaki ilişkileri görüştü. Toplantıya, Umman’ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin genel amiri ve Sultan’ın Siyasi Danışmanı Tarık bin Teymur, Dış İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Abdulmunim el-Zivavi ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger katıldı.

İngilizlerin övgüleri
İngilizler, Tarık bin Teymur'un yeteneklerinden çekimseler ve siyasi potansiyeli konusundaki kaygılarını zaman zaman dillendirseler de bu, yeteneklerini birden fazla vesile ile övmelerinin önüne geçmedi. W.H Luce’nin 24 Eylül 1970 tarihli konuşmasında şuna değindiğini görüyoruz: “Tarık bin Teymur’un, Maskat’ın geçmişte tüm “Ateşkes Devletleri”( Basra Körfezi'nde bulunan, 1971'de sona eren bir grup şeyhliğe verilen isimdir) sahilinde sahip olduğu ticari konumunu geri kazanmaya çalıştığını görüyorum. İthalatla ilgili çok sayıda vergiyi kaldırma veya önemli ölçüde azaltma önerileri, ayrıca Maskat ve bu sahil arasında iki ana yol inşaatı, ekonomi politikalarına dair iki açık kanıtıdır.”

İngiltere’nin Maskat büyükelçisinin İngiliz dış ilişkilerden sorumlu devlet bakanına “Maskat İzlenimleri: İlk ve Son” başlığı altında gönderdiği 5 Ağustos 1971 tarihli gizli raporunda, Tarık bin Teymur’u şu şekilde tanımladığını görüyoruz: “Eski sultanın kardeşi ve başbakan, en deneyimli ve etkili Ummanlı bakandır. Basit yaşamına ve formalitelerden kaçınmasına rağmen görünüş olarak karşı konulamaz bir şekilde bana, İngiltere Kralı VIII. Henry’nin Ummanlı kopyası gibi görünüyor. Özellikle de onu çevreleyen yüksek duvarları ile büyükelçiliğin kortunda tenis oynadığı zamanlarda, İngilizceyi güzel ve kelimeleri yuvarlayarak telaffuz ederken duyan hiç kimse etkilenmemezlik edemez. Sözleri genellikle bilgece ve tam anlamıyla bir devlet adamının sözleridir”.

Ölümü
Tarık bin Teymur, 1980 yılında vefat etti. Ölümü üzerine Umman Sultanlığı’nda resmi yas ilan edildi. Tarık bin Teymur’un  Sultan Heysem bin Tarık, Talal, Kays, Esat, Şihab, Edhem ,  Fares , Amal ve Naval adlı 9 çocuğu bulunuyor.



İran'ın saldırıları devam ederken Körfez ülkelerinin savunmaları karşılık veriyor

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) Şarjah açıklarında bir kargo gemisinin hedef alındığını açıkladı (QNA)
Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) Şarjah açıklarında bir kargo gemisinin hedef alındığını açıkladı (QNA)
TT

İran'ın saldırıları devam ederken Körfez ülkelerinin savunmaları karşılık veriyor

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) Şarjah açıklarında bir kargo gemisinin hedef alındığını açıkladı (QNA)
Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) Şarjah açıklarında bir kargo gemisinin hedef alındığını açıkladı (QNA)

Körfez hava savunma sistemleri dün İran'ın balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği, yerleşim alanlarını ve hayati öneme sahip tesisleri hedef alan saldırılarını engelledi.

Suudi Arabistan hava savunması, Doğu Bölgesi'ne doğru ilerleyen 11 insansız hava aracını (İHA) imha etti ve Riyad'ı hedef alan üç balistik füze tespit etti; bunlardan biri önlendi, diğer ikisi ise ıssız bir bölgeye düştü. Katar, ülkenin karasularında bir görev sırasında teknik arıza nedeniyle düşen helikopterde bulunan yedi kişinin (4 Katarlı ve 3 Türk) ölümünü açıkladı.

Birleşik Arap Emirlikleri hava savunması 4 balistik füze ve 25 İHA, Bahreyn hava savunması ise 2 füze ve 2 İHA’yı engelledi.

Kuveyt Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, İran'ın ülkenin egemenliğine yönelik ihlalleri ve saldırılarıyla ilgili olarak Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü'ne (ICAO) resmi protestoda bulundu.

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, İran'ın Körfez ülkelerini herhangi bir askeri operasyondan sorumlu tutma iddialarını "geçersiz, kesinlikle reddedilmiş ve gerçekle hiçbir ilgisi olmayan" olarak nitelendirdi.


Umman, Hürmüz Boğazı’ndan ‘güvenli geçişi’ sağlamak için düzenlemeler üzerinde çalışıyor

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (DPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (DPA)
TT

Umman, Hürmüz Boğazı’ndan ‘güvenli geçişi’ sağlamak için düzenlemeler üzerinde çalışıyor

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (DPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (DPA)

Umman bugün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndan ‘güvenli geçişi’ sağlamak için düzenlemeler üzerinde çalıştığını duyurdu. Açıklama, Tahran’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki enerji tesislerini hedef alması halinde boğazı tamamen kapatma tehdidinde bulunmasının ardından geldi.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi X platformunda yaptığı paylaşımda, “İran hakkında ne düşünülürse düşünülsün, bu savaş onun eseri değil… Ancak savaş geniş çaplı ekonomik sorunlara yol açıyor ve devam ederse daha da kötüleşmesinden endişe ediyorum. Umman, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişi sağlamak için yoğun çaba harcıyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump bugün yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında son iki gün içinde ‘iyi ve verimli’ olarak nitelendirdiği görüşmeler gerçekleştirildiğini duyurdu. Trump, bu temasların Ortadoğu’daki gerilimi kapsamlı şekilde çözmeye yönelik olduğunu belirtti.

Trump, ‘derin ve yapıcı’ olarak tanımladığı görüşmelerin hafta boyunca süreceğini ifade ederek, bu sürecin atmosferine bağlı olarak İran’daki enerji tesisleri ve altyapıyı hedef alabilecek olası askeri saldırıları beş gün süreyle erteleme talimatı verdiğini açıkladı. Bu ertelemenin, görüşmelerin başarısına bağlı olduğunu vurguladı.

Trump, iki gün önce İran’a Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açması için 48 saat süre tanımış ve aksi halde enerji altyapısını hedef alacağı tehdidinde bulunmuştu.

Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Trump, “İran, Hürmüz Boğazı’nı 48 saat içinde tamamen ve herhangi bir tehdit olmadan açmazsa, ABD enerji tesislerini hedef alacak ve yok edecek” ifadelerini kullandı.

Trump’ın bu açıklamasından kısa süre sonra İran ordusu, ABD’nin söz konusu tehditleri hayata geçirmesi durumunda bölgede enerji altyapıları ve su arıtma tesislerini hedef alacağını duyurdu.


Esnek politikalar ve ulaşım arterleri… Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı krizine karşı ekonomik kalkanı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
TT

Esnek politikalar ve ulaşım arterleri… Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı krizine karşı ekonomik kalkanı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)

Dünya, ABD-İsrail-İran çatışmasının yarattığı benzeri görülmemiş kriz ortamında sarsılırken ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması tedarik zincirlerini tehdit ederken, Suudi Arabistan ekonomisi direnç ve esneklik konusunda öne çıktı. Uzmanlar, bu dayanıklılığın tesadüfi olmadığını, aksine erken dönemde uygulanan proaktif politikaların ve ulaştırma ile lojistik hizmetlerinin çeşitlendirilmesine yapılan yatırımların bir sonucu olduğunu belirtti. Bu stratejik bütünleşme, Suudi Arabistan’ın coğrafi konumunu tehlikeye açık deniz geçitlerine bağımlı bir noktadan, sağlam bir ekonomik kaleye dönüştürdü. Karayolu, denizyolu ve havayolu üzerinden oluşturulan alternatif güzergâhlar, ülkenin sadece enerji akışını güvence altına almasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda bölgenin gıda ve ilaç ihtiyaçlarını karşılayarak Suudi Arabistan’ı savaş ortamında kritik bir lojistik platform haline getirdi.

Uzmanlar, Suudi politikalarının etkinliği, güç unsurlarının temini ve çoklu nakliye ile ihracat seçeneklerinin varlığının, ABD-İsrail-İran savaşının olası etkilerine karşı Suudi ekonomisinin direnç göstermesinde belirleyici rol oynadığını ifade etti.

Politikaların etkinliği ve güç unsurlarının çokluğu

Bu çerçevede Suudi Arabistan Şura Konseyi Üyesi Fadl bin Saad el-Buayneyn, Suudi Arabistan ekonomisinin güç, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik özellikleri taşıdığını belirterek, mevcut krizden kaynaklanan riskler ve etkiler yüksek olsa da ekonominin mevcut kapasitesi ve verimliliği sayesinde değişen koşullara uyum sağlayabildiğini vurguladı. Bu durumun, olumsuz etkilerin azaltılmasına önemli katkı sağladığını ifade etti.

gtb
Riyad ile Suudi başkentinin yaklaşık 200 kilometre doğusunda bulunan el-Ahsa arasındaki otoyolda seyreden kamyonlar (AFP)

El-Buayneyn, Suudi ekonomisinin derinliği ve büyüklüğünün, ani şokları absorbe etmesine ve bunlarla başa çıkmasına imkân verdiğini, hatta bazı durumları fırsata dönüştürerek olası eksiklikleri telafi edebildiğini söyledi.

Ayrıca petrol sektörüne yönelik stratejik vizyon ve tedarik güvenliğini sağlamak için alınan önleyici önlemlerin, Hürmüz Boğazı’nın kapanması sonrası petrol ihracatında önemli alternatifler oluşturduğunu ve bu sayede komşu ülkelerin yaşadığı olumsuz etkilerin sınırlı kaldığını belirtti. El-Buayneyn’e göre, ihracatların sürdürülebilirliği, Saudi Aramco’nun güvenilirliğini güçlendirdi, devlet gelirlerini korudu ve yüksek petrol fiyatlarından elde edilen kazançlarla eksik olan miktarların etkisi dengelenmiş oldu.

Vizyon 2030’un temel rolü

El-Buayneyn, Vizyon 2030 kapsamında gerçekleştirilen reformların, ekonominin çeşitlendirilmesi ve finansal, ekonomik ve petrol alanlarında stratejik risk yönetimi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından doğrudan denetlenen tedbirli yönetim ile finans ve petrol alanındaki stratejik risk yönetiminin, krize karşı ilk savunma hattını oluşturduğunu belirtti.

ttrgtr
Suudi Arabistan’ın doğusundaki Selva Sınır Kapısı’ndan Katar’a geçmek için bekleyen tırlar (AFP)

El-Buayneyn, Standard & Poor’s tarafından Suudi Arabistan’ın kredi notunun ‘A+’ ve görünümünün ‘istikrarlı’ olarak teyit edilmesini, ekonominin dayanıklılığı ve verimliliği açısından en tarafsız kanıt olarak değerlendirdi.

Ayrıca savunma unsurlarının rolüne dikkat çeken el-Buayneyn, askeri sektörün gücü ve hazırlığının petrol varlıklarını koruma ve ekonomik güvenliği sağlama açısından en önemli unsur olduğunu kaydetti. Ülkenin konumu ve Kızıldeniz’e kıyısı sayesinde ticaret hatlarının sürdürülebilirliğine ve bölgesel ticaretin korunmasına da katkı sağlandığını ifade etti.

Lojistik platformu ve insani sorumluluk

El-Buayneyn’e göre, Suudi Arabistan küresel bir lojistik platformuna dönüştü. Ülkenin havalimanları ve limanları, kardeş ülkelere alternatif olacak şekilde açıldı ve böylece gıda ve ilaç tedarik zincirlerinin sürekliliği sağlanarak Körfez piyasalarına güven verildi. Enerji sektöründe ise Suudi Arabistan, müşterilerinin taleplerini karşılamaya devam etti; ayrıca Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ve yurt dışındaki stoklardan faydalanarak spot piyasaya ilave petrol sevk etti.

El-Buayneyn, ulaşım ve lojistik hizmetlerinde de Suudi Arabistan’ın, yurt dışında mahsur kalanları ülkelerine geri gönderme ve alternatif havalimanlarını kullanarak Körfez havayolu şirketlerinin faaliyetlerini güvence altına alma konusunda başarılı olduğunu aktardı.

Ayrıca ülkenin doğusundaki limanların bölgede önemli bir insani ve lojistik rol üstlendiğini belirten el-Buayneyn, yaklaşık 3 bin 200 gemiye ve 40 bin denizciye gıda, ilaç ve yakıt sağlandığını, bunun İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle gerekli olduğunu ifade etti. El-Buayneyn, Suudi Arabistan’ın insani çabalarının ‘en zor koşullarda ve uluslararası hukuka aykırı barbar saldırılara rağmen devam ettiğini’ vurguladı.

Krizler karşısında metanet

Öte yandan, Abha Ticaret Odası Başkanı Abdullah el-Mubti Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ekonomisinin ABD-İsrail-İran çatışmasının etkilerine karşı dayanıklı olduğunu vurguladı. El-Mubti, bunun temelinde ‘liderliğin ekonomiyi güçlendirmek için ortaya koyduğu net vizyon ve akılcı planlar’ olduğunu belirtti.

fdfv
Otomobil yüklü bir kargo gemisi Hürmüz Boğazı’na doğru ilerliyor. (AP)

El-Mubti, Suudi ekonomisinin krizler karşısındaki direncini, ülke liderlerinin ekonomiyi güçlendirmek için belirlediği açık vizyon ve stratejik planlara bağladı. Bu durumun, Suudi Arabistan’ı yoğun bir savaş ortamında dahi güvenilir bir stratejik derinlik sağlayan ülke konumuna taşıdığını ifade etti.

Ayrıca, Suudi Arabistan’ın önceden planlama yapma ve gelişmeleri öngörme sorumluluğunu ciddiyetle benimsediğini, bunun ülke ve vatandaşların çıkarlarını koruma çabasının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Kara taşımacılığı çözümleri

El-Mubti, Suudi Arabistan’ın hiçbir zaman savaş yanlısı olmadığını vurgulayarak, ülkenin stratejik alternatifler geliştirme konusundaki vizyonunun başarılı olduğunu ifade etti. Örnek olarak, Hürmüz Boğazı yerine Kızıldeniz üzerinden petrol sevkiyatını sağlayabilme kapasitesini ve mevcut lojistik altyapı aracılığıyla Körfez ülkeleri ve diğer bölgelere tüm ihtiyaçların ulaştırılmasını gösterdi.

fvbfr
Suudi Arabistan’dan ham petrol yüklü bir tanker Mumbai limanına ulaştı (AP)

El-Mubti, “Hızlı sonuçlardan biri olarak, Suudi kara taşımacılığı sektörünün yüksek kapasite ve hızlı yanıt verme yeteneği sayesinde, hem yolcu taşımacılığında hem de tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve çevre ülkelerin tüm ihtiyaçlarını karşıladığı görüldü. Bu durum, Suudi Arabistan’ın coğrafi konumunu bölge için ekonomik bir kale haline getirmedeki başarısını kanıtladı” dedi.

Krizleri yönetme yeteneği

Al-Tamayuz Technology CEO’su Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın ekonomi, ticaret ve yatırım alanlarını yönlendirme konusundaki stratejik planlarının, küresel ve bölgesel ekonomiyi sarsan ciddi krizler karşısında ülkeye olağanüstü bir dayanıklılık kazandırdığını vurguladı. El-Muleyhi, Suudi ekonomisini mevcut savaşın etkilerine karşı ‘en dayanıklı ekonomilerden biri’ olarak nitelendirdi.

El-Muleyhi, Suudi politikalarının yüksek esneklikle tasarlandığını ve bu sayede krizleri emme kapasitesine sahip olduğunu belirtti. Tarihsel olarak 2008 küresel mali krizinde ekonominin gösterdiği direnci ve günümüzde savaşın etkileriyle başa çıkmadaki başarısını örnek gösterdi.

Ayrıca, ekonomiyi çeşitlendiren politikalar ve kara ile deniz limanlarından oluşan gelişmiş altyapının, Suudi Arabistan’ın eşsiz coğrafi konumunun en iyi şekilde değerlendirilmesine katkı sağladığını ifade etti. El-Muleyhi, Hürmüz Boğazı yerine Kızıldeniz üzerinden petrol sevkiyatının mümkün kılındığını ve ‘çoklu nakliye ve ihracat seçeneklerinin bu stratejik direnci mümkün kıldığını’ vurguladı.

El-Muleyhi, Suudi kara taşımacılığı sektörünün bugün bölge ekonomilerinin ‘ana itici gücü’ haline geldiğini, özellikle yolcu ve yük taşımacılığı açısından yoğun kullanım sayesinde güçlü bir büyüme ve canlanma yaşandığını, bu durumun başta BAE olmak üzere bölge ülkelerinin ekonomik krizlere karşı dayanıklılığını artırdığını belirtti.