Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi
TT

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

Müstesna bir şahsiyet: Umman Sultanı’nın babası Tarık bin Teymur’un hayat hikayesi

El-Esir- Dr. Muhammed bin Hamad el-Ureymi
Tarihi boyunca Umman, siyasi, ekonomik ve kültür başta olmak üzere her alanda toprağındaki yaratıcılık tohumundan beslenen, daha sonra farklı başarıları ile Umman medeniyetinin ilerlemesine, yükselmesine, çağlar boyunca topraklarında yaşamın kalkınıp gelişmesine katkıda bulunan  birçok önemli şahsiyet tanıdı.
Bu yıl doğumunun 100. yıl dönümünü kutladığımız Tarık bin Teymur bin Faysal Umman tarihinin son yüz yılında ortaya çıkan en önde gelen siyasi figürlerden biriydi. Tarık bin Teymur, entelektüel, idari ve siyasi yetenekleri, siyasi düşüncesinin yükselmesine katkıda bulunan yaşam deneyimleriyle müstesna bir şahsiyetti. Hayat hikayesini okuyanlar, idari, askeri ve politik başarıları üzerinde duranlar veya siyasi düşüncelerini, görüşlerini ve hayallerini düşünenler, kişiliğine daha da yaklaşılması,  40 yıla yaklaşan siyasi alandaki faaliyetlerinin önemli durakları üzerinde durulması gereken benzersiz bir Ummanlı siyasi modelle karşı karşıya olduklarını hissedeceklerdir.

El-Esir gazetesi bu haberi ile, ilk eğitiminden merhum Sultan Kabus bin Said’in siyasi danışmanı olarak görev yapmasına kadar bazı dönemleri takip ederek bu büyük şahsiyetin hayatındaki önemli kilometre taşlarını sunuyor.

Doğumu ve çocukluk dönemi
Tarık bin Teymur bin Faysal, 1920 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Türk’tü ve adı Kamile idi. Babası Sultan Teymur, Sultan Said bin Teymur’un annesi Fatıma binti Ali bin Salim bin Suveyni hanımefendi ile evlendikten sonra  bu hanımefendi ile evlenmişti. Dolayısıyla Tarık bin Teymur ile Sultan Said kardeşlerdi.

Eğitimi
Tarık bin Teymur liseyi, Eylül 1930 ile Haziran 1932 arasında İstanbul’daki İngiliz Erkek Lisesinde okudu. Daha sonra 1935 yılında annesi ile birlikte yerleştiği Almanya’nın Frankfurt şehrine taşındı. Orada Almanca öğrendi ve böylece konuşabildiği dillere Arapça, Türkçenin yanı sıra Almanca da eklendi. Frankfurt’ta 1937 yılına kadar kaldı ve bu tarihten sonra Maskat’a döndü.

Askeri eğitimi

Maskat’a döndükten sonra Tarık bin Teymur  bir süre  Maskat Askeri Kuvvetleri’nde görev yaptı. Ekim 1942'den Ekim 1943'e kadar Hindistan'ın Vellore (Villere) Polis Eğitim Akademisi’nde yönetim ve eğitim kursuna katıldı. Maskat’a döndüğünde yeniden orduya katılarak Umman’ın kuzeybatı sınırlarında konuşlanmış Zahob milis güçlerinde (Zahob Milita) görev yaptı.

İdari ve siyasi eğitimi
Zahob milis güçlerindeki askerlik hizmetinin sona ermesinden sonra Sultan Said bin Teymur kardeşi Tarık’ı, Umman kabileleri ile iletişim kurmak ve koşullarını tanımaya çalışmakla görevlendirdi. Bunun üzerine Tarık bin Teymur,  3 hafta süren bir gezi ile el-Batina bölgesinin bazı bölümlerini, el-Havasnah Vadisini, Ibri ve Dhank’ı ziyaret etti. Ayrıca ez-Zahira bölgesine de bir gezi düzenledi. Bu gezilerin amacı, kabile şeyhlerinin düşüncelerini ve yönelimlerini anlamak, Umman kabile  meselelerini ele alma ilkelerini ve bunları çözme mekanizmasını tanımak ve kendisine alışmaktı.

Maskat ve Matrah belediye başkanlığı
Ekim 1945’te Tarık bin Teymur, Maskat ve Matrah belediye başkanlığına getirildi.  Bu görevi sırasında Tarık bin Teymur, yönetimde son derece yetkin olduğunu kanıtladı ve büyük bir coşkuyla çalıştı. Yönetimi sırasında, bir dönem yurtdışında yaşamasından, yaşadığı ya da ziyaret ettiği bir dizi şehrin çağdaş belediye planlaması hakkında bilgi sahibi olmasından yararlanarak Maskat ve Matrah’ın görünümünü değiştirip çağdaş hale getirecek birçok  uygulamayı hayata geçirdi. Bina ve mülk sahiplerini mülklerini temiz tutmaya, terk edilmiş ya da harap binaları onarmaya, yıkılmış binaların  olduğu gibi bırakılmış molozlarını kaldırmaya ikna etti. Her iki şehirde de kanalizasyon sistemlerini iyileştirme ve umuma açık hamamlar inşa etme planları sundu. Bunlar, o dönem için çağının ilerisinde fikirlerdi. Tarık bin Teymur’un önceki deneyimlerinin gerçekliğinden kazandığı büyük idari yeterliliğini ve yönetim konusundaki potansiyelini ispatlıyordu. Ne var ki, toplumun bu tür fikirlere alışık olmamasından dolayı  bu konularda sık sık yerel muhalefet ile de karşılaştı.
İngiliz belgelerine bakılırsa Tarık bin Teymur, belediye başkanlığı sırasında yerlere çöp atanlara para cezası uygulaması getirmişti. Bir keresinde Hint topluluğundan bir adamı yolda ihtiyaç giderirken gördüğü, hemen yanına gidip kendisini azarladığı ve 25 rupi ödemesini emrettiği anlatılır.

Askerlik
Tarık bin Teymur, kardeşi Sultan Said’in Umman içinde yönettiği askeri operasyonlara katılmasının yanı sıra bir askeri görev daha üstlenmişti; silahlı kuvvetler ile askeri operasyonlar arasında koordinasyonu sağlamak. Tarık bin Teymur, alçakgönüllülüğü, onlarla tanışma ve kaynaşma konusundaki ısrarı nedeniyle pek çok Ummanlı tarafından sevilen bir şahsiyetti.

İdari yetkiler
1959’un başında Sultan Said bin Teymur kendisi ile kapsamlı müzakereler yürütmek için İngiltere’yi ziyaret etmeye karar verdi. Yokluğu sırasında görevlerini yerine getirmeleri için geçici olarak tüm yetki ve otoritesini İçişleri Bakanı Ahmed bin İbrahim ile kardeşi Tarık’a devretti.
İngiltere,  kendisinden ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirmek  için yerel reformlar yapmasını talep ettiğinde de Sultan, kardeşi Tarık’ı valileri denetlemekten sorumlu genel müfettiş atadığını açıkladı. Tarık bin Teymur, içişleri bakanlığı gözetiminde çalışarak bütün bölgeleri teftiş edip denetleyecek, valilerin çalışmalarını ve performanslarını takip edecekti.


Umman’dan ayrılış
Kasım 1962’de Tarık bin Teymur, Maskat’tan ayrıldı. Ancak, çocuklarının eğitimi için gitmek istediği İstanbul’a yönelmeden önce Abu Dabi’ye uğradı. Burada Abu Dabi’nin İngiliz valisi ile görüştü ve kendisine, siyasi mülteci gibi görülmek veya propaganda kampanyalarının hedefi olmak istemediğini iletti. Görüşmede ayrıca kendisini Umman’dan ayrılmaya sevk eden sebeplere, önemli siyasi ve idari roller oynamanın kendisinde bıraktığı derin hayal kırıklığı ve çöküntüye de değindi.
Tarık bin Teymur’un ülkesinden ayrılış nedenleri;  özellikle aldığı eğitimin onu Umman’da entelektüel, idari ve askeri niteliklere sahip birkaç kişiden biri yaptığı ve Arapçanın yanı sıra 3 dil daha bildiği göz önüne alınırsa daha iyi anlaşılabilir. Ülkesinde kalsaydı, Umman hükümet sistemi için önemli bir katkı, o zamanlar eğitimli ve kalifiye kadrolardan yoksun bir ülkede hükümet işlerinde iyi bir yardımcı olabilirdi.

Tarık bin Teymur, bireylerin entelektüel, politik ve idari oluşumlarında eğitimin öneminin farkında olduğundan çocuklarına uygun eğitimi sağlamaya büyük önem veriyordu. Ne var ki, o dönemde Maskat’ta böyle bir eğitimi sağlayacak kurumlar bulunmadığından çocuklarının İstanbul’da eğitim görmesine önem verdi.  O dönemde, bir süreliğine bir Alman inşaat şirketinin temsilcisi olarak çalıştı. Bu vesile ile düzenli bir şekilde Ortadoğu ve Arap Körfez ülkelerine seyahat etti.

Siyasi muhalif
Maskat’tan ayrıldığı Kasım 1962’den 1966 yılının başına kadarki dönem boyunca Tarık bin Teymur, Umman Sultanı’nın politikalarına karşı hareket etmek konusunda hiçbir girişimde bulunmadı. Sessiz kaldı ve genel olarak Sultan’a karşı düşmanca hiçbir faaliyette bulunmak istemediği izlenimini verdi. Bu süre boyunca Türkiye, Almanya ve bazı Arap ülkeleri gibi farklı ülkeler arasında seyahat etmeye devam etti. Ayrıca, dikkat çekici bir başarı elde edemediği anlaşılan bazı ticari işlerle meşgul oldu.
Mart 1966’dan itibaren Tarık bin Teymur, o dönemde Umman’da hüküm süren siyasi, sosyal ve ekonomik koşulları değiştirme umudu ve vatanına karşı milli sorumluluğunu yerine getirmesini gerektiren siyasi, askeri ve idari yeteneklere ve deneyimlere sahip olduğunun bilinciyle  muhalefet cephesine katılıp ulusal roller oynamaya karar verdi.

1967 Ulusal Bildirisi
11 Cemaziyelevvel 1387- (15 Eylül 1967) tarihinde Tarık bin Teymur, Ummanlı kabile şeyhlerine, alimlere, ileri gelenlere, memurlara, askerlere ve bütün vatandaşlara, Umman’daki hükümet sistemini değiştirmeye yönelik niyetini deklare ettiği ve hedeflerini açıkladığı bir bildiri yayınladı.
Nedenlerini ve gerekçelerini açıkladı. Kendisini söz konusu bildiriyi yayınlamaya iten sebeplerin, halk ve ülkesine yönelik görev duygusu ve onları zayıflık ve geri kalmışlıktan kurtarma isteği olduğunu belirtti. Ayrıca, başlatmış olduğu bu hareketin yabancı çevreler tarafından desteklenmiş bir hareket olmadığını, aksine ülkeye ve halkına fayda sağlamayı amaçlayan tamamen ulusal bir hareket olduğunun altını çizdi. Keza, öncelikle Umman’ı ulaşmış olduğu kötü koşullardan kurtarmayı, ardından siyasi, ekonomik ve sosyal başta olmak üzere tüm alanlarda ilerlemesini sağlamayı, ulusal umutları gerçekleştirmeyi, Umman’ın sahip olduğu tüm imkanlardan yararlanarak İslam şeriatı ışığında anavatan ve halkının statüsünü yükseltmeyi hedeflediğinin altını çizdi. Ülkenin ilerlemesi için başta petrol ve maden kaynakları olmak üzere sahip olduğu zenginliklerin değerlendirilip geliştirilmesi, daha sonra da tarımın iyileştirilmesi, okulların yaygınlaştırılması, hastanelerin inşa edilmesi, askeri hüküm ve yasaların kaldırılması, ülkeyi gururlandırıp onurlandıracak ve kendisine refah sağlayacak diğer uygulamaların gerçekleşmesi gerektiği  üzerinde durdu.

Geçici Anayasa
Tarık bin Teymur yayınladığı bildiride, söz konusu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla yönetim için geçici bir anayasa hazırladığını da belirtti. Geçici anayasanın insanlara, ülkenin geleneklerine ve göreneklerine uyan bir hükümet sistemi seçmek için gerçek bir fırsat sunduğunu ve bunun önünü açtığını ifade etti. Geçici anayasanın girişinde amacının;,  ulusal değerler ve geleneklere halel getirmeden modern gereksinimleri karşılamak ve Umman halkının anayasal bir hükümet sistemi kurma arzusunu gerçekleştirmek olduğuna değindi. Bu anayasanın geçici olacağını ve Umman halkı çıkarlarına uygun nihai bir anayasa hazırlamak için gerekli koşullara ve fırsata sahip oluncaya kadar geçerli olacağını vurguladı.
Geçici Anayasa 6 bölümden ve 36 maddeden oluşuyordu. Birinci bölümde, adı, kimliği, aidiyeti, hukuku, bayrağı ve başkenti ile devlet tanımlanıyordu. İkinci bölümde, sultan ve yetkileri ele alınıyordu. Bakanlar kuruluna tahsis edilmiş üçüncü bölümde,  bakanlar kurulu üyeleri, bakanlıklarının sayısı ve bakanların görevde kalma süresi belirleniyordu. Devlet Konseyi başlığını taşıyan dördüncü bölümde, konseyin yetkileri, üye sayısı ve seçim mekanizmasından bahsediliyordu. Beşinci bölümde, bakanlar kurulu ve devlet konseyinden oluşan (Ulusal Meclis), kararları ve görev tanımı ele alınıyordu. Altıncı bölümde ise uluslararası ilişkiler, Umman’ın dış dünya ile ilişkilerinde siyasi yöneliminin en belirgin özellikleri ile en önemli dış ilkelerinin ne olması gerektiğine yer veriliyordu.
Geçici anayasa fikrinden Tarık bin Teymur’un sahip olduğu yüksek siyasi kültürün kapsamı, dünyadaki farklı yönetim biçimlerine ne kadar açık olduğu,  iktidardaki siyasi sistem ve sistemi oluşturan farklı güçler arasındaki ilişkiyi belirleyen yasal bir referans olarak anayasanın önemi konusunda sahip olduğu farkındalık görülebilir.


Kutlu Reform dönemindeki rolleri

23 Temmuz 1970’te Sultan Kabus bin Said bin Teymur’un Umman Sultanı olmasından sonra Tarık bin Teymur, Sultan yeğeni ile işbirliği yapmak konusunda istekli olduğunu gösteren mesajlar verdi. Nitekim Sultan Kabus da 26 Temmuz’da tahta çıkışından sonra yaptığı ilk konuşmasında bir hükümet kurma niyetinde olduğundan bahsetmişti.  Attığı ilk adım da geçici bir danışma konseyi kurmak oldu. Bu konseyin yaptığı ilk ve en önemli iş ise Tarık bin Teymur’a ülkesine geri dönme ve başbakanlık görevini üstlenme davetinde bulunmak oldu.

2 Ağustos 1970’te yani Kutlu Reformun başlangıcından yaklaşık 10 gün sonra Tarık bin Teymur, Almanya’dan geri döndü ve döner dönmez de Sultan Kabus ile görüştü.

Görüşmede, başbakanlık görevini üstlenmesi ve yeni hükümeti kurması kararlaştırıldı. Tarık bin Teymur, başbakanlığın yanı sıra dışişleri bakanlığını da üstlenmişti. Savunma, para, petrol ve imtiyazlarla ilgili konular ise Sultan’ın yetkileri arasındaydı.

Tarık bin Teymur hükümeti iki aşamada kurdu. İlk aşamada, içişleri, eğitim, sağlık, çalışma ve adalet olmak üzere sadece beş bakanlık tesis edildi. İkinci aşamada kabine enformasyon, sosyal işler, vakıflar, ekonomi ve diğer bakanları içerecek şekilde genişletildi. Tarık bin Teymur, başbakanlık makamında 1972 başlarına kadar kaldı. 1972’de Umman’ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin genel amirliği ve Sultan’ın diplomatik konulardaki özel danışmanı görevlerine getirildi. Vefatına kadar da Sultan’ın danışmanı ve birçok uluslararası forumda temsilcisi görevlerini yürüttü. 1975 yılında bu görevlerine ek olarak Umman Merkez Bankası Yönetim Kurulu’nun başkanlığını da üstlendi. Sultan Kabus ile amcası Tarık bin Teymur arasındaki ilişki, Sultan’ın 22 Mart 1976’da amcasının kızı ile evlenmesi ile daha da güçlendi ve pekişti.

Tarık bin Teymur’un başbakan olduğu dönem ve sonrasında üstlendiği görevler sırasında Umman, çok sayıda siyasi ve ekonomik başarıya imza attı. Başta Birleşmiş Milletler ve Arap Devletleri Ligi olmak üzere birçok uluslararası ve bölgesel organizasyona katıldı. Çeşitli alanlarda kapsamlı kalkınma sürecinin başlangıcına tanık oldu.



Gazete haberleri
Gerek  Kutlu Reform öncesi gerekse sonrasında birçok yerel, Arap ve uluslararası gazete, Tarık bin Teymur’un haberlerine ve siyasi çabalarına yer vermişti. Kutlu Reform’un ilk beş yılında Ummanlı “el-Vatan” gazetesinin en öne çıkan manşetlerine hızlıca bir göz atarak Tarık bin Teymur’un çalışmalarını ve faaliyetlerini ele alan haberlerinden derlediklerimizi size aşağıda sunuyoruz:
Gazetenin 28  Ocak 1971 sayısında şu haberi okuyoruz: Başbakan Tarık bin Teymur , Alman Strbegg şirketi ile Matrah-Sahar arasında 200 kilometre uzunluğunda ve 7 metre genişliğinde asfalt yol yapımı için 9 milyon Riyal değerinde bir sözleşme imzaladı.
8 Temmuz 1971 tarihli 20’inci sayısında şu haber yer alıyor: Kutlu Reform’un şanlı başlangıcının birinci yıldönümü kutlamaları programı açıklandı. Bu değerli kutlama vesilesiyle ülke geneline yayılacak neşe ve sevinç gösterileri arasında Sultan bir dizi projenin açılışını gerçekleştirecek. Başbakan Tarık bin Teymur, Sultan onuruna belediye parkında büyük bir tören düzenleyecek.

Gazete, 25.11.1971 tarihli 32’inci sayısında, Umman Sultanlığı’nın 7 Ekim 1971 perşembe günü BM üyeliği başvurusunun kabul edilmesi vesilesiyle Tarık bin Teymur’un BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı yayınlamış. Bu konuşmadan şu cümleleri alıntılıyoruz: Buraya, halkımın bu teşkilata dair umutları, onurlu ilkelerinin tam olarak uygulanmasıyla dünya halkları arasında güvenlik ve dostluk elde etmenin mümkün olduğuna olan inancıyla geldim. Umman Sultanlığı, 14  yüzyıl boyunca bağımsız bir devletti ve öyle olmaya da devam ediyor. Uzun tarihi boyunca bağımsızlığını veya egemenliğini asla kaybetmedi. Umman, BM'nin 131. üyesi olduğunda, onlarca yıldır yaşadığı tecridi ve dünyanın zorunlu olarak kendisini unutmasını resmen ve sonsuza kadar sona erdirmiştir.
09.12.1971 tarihli 34’üncü sayısında ise şu haberi okuyoruz: Başbakan Tarık bin Teymur, dar gelirli aileler için inşa edilen model evi ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında kendisine, Belediye Planlama ve İnşaat Departmanı’ndan mühendisler, yetkililer, model evin standartlarında inşa edilmesine karar verilen evleri kullanma hakkına sahip olacak bir grup Maskat ve Matrah vatandaşı eşlik etti.
Gazete, 16 Aralık 1971 tarihli 35’inci sayısında şöyle yazıyor: Başbakan Tarık bin Teymur, İçişleri Bakanı Bedr bin Suud, Sağlık Bakanı Dr. Asım el-Cemali, İçişleri Bakanlığı Valilik İşleri Müdürü Şeyh Süleyman bin Muhammed el-Salimi, “İmam Seyf bin Sultan” okulu öğrencilerinin katıldığı büyük bir törenle yeni Tanam Hastanesi’nin açılışını gerçekleştirdi.
9 Mart 1972 tarihli 44’üncü sayısında şu haber yer alıyor: Sultan Kabus bin Said,  Tarık bin Teymur’u yurtdışındaki tüm Umman büyükelçiliklerinin genel amiri ve diplomatik konularda özel danışmanı olarak atayan bir kraliyet kararnamesi yayınladı.
22 Haziran 1972 tarihli  59’uncu sayıda, Tarık bin Teymur'un yurt dışından Maskat'a dönmesi onuruna, Macid bin Teymur’un 07.06.1972’de el-Falaj otelinde birçok üst düzey yetkilinin katıldığı bir akşam yemeği verdiğine ilişkin bir haber görüyoruz.
16 Ocak 1975 tarihli 170’inci sayıda ise şunu okuyoruz: 9 Ocak’ta Sultan Kabus bin Said  ABD Başkanı Gerald Ford ile Washington’da temaslarda bulunarak, çeşitli konuları, dünya meselelerini ve iki ülke arasındaki ilişkileri görüştü. Toplantıya, Umman’ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin genel amiri ve Sultan’ın Siyasi Danışmanı Tarık bin Teymur, Dış İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Abdulmunim el-Zivavi ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger katıldı.

İngilizlerin övgüleri
İngilizler, Tarık bin Teymur'un yeteneklerinden çekimseler ve siyasi potansiyeli konusundaki kaygılarını zaman zaman dillendirseler de bu, yeteneklerini birden fazla vesile ile övmelerinin önüne geçmedi. W.H Luce’nin 24 Eylül 1970 tarihli konuşmasında şuna değindiğini görüyoruz: “Tarık bin Teymur’un, Maskat’ın geçmişte tüm “Ateşkes Devletleri”( Basra Körfezi'nde bulunan, 1971'de sona eren bir grup şeyhliğe verilen isimdir) sahilinde sahip olduğu ticari konumunu geri kazanmaya çalıştığını görüyorum. İthalatla ilgili çok sayıda vergiyi kaldırma veya önemli ölçüde azaltma önerileri, ayrıca Maskat ve bu sahil arasında iki ana yol inşaatı, ekonomi politikalarına dair iki açık kanıtıdır.”

İngiltere’nin Maskat büyükelçisinin İngiliz dış ilişkilerden sorumlu devlet bakanına “Maskat İzlenimleri: İlk ve Son” başlığı altında gönderdiği 5 Ağustos 1971 tarihli gizli raporunda, Tarık bin Teymur’u şu şekilde tanımladığını görüyoruz: “Eski sultanın kardeşi ve başbakan, en deneyimli ve etkili Ummanlı bakandır. Basit yaşamına ve formalitelerden kaçınmasına rağmen görünüş olarak karşı konulamaz bir şekilde bana, İngiltere Kralı VIII. Henry’nin Ummanlı kopyası gibi görünüyor. Özellikle de onu çevreleyen yüksek duvarları ile büyükelçiliğin kortunda tenis oynadığı zamanlarda, İngilizceyi güzel ve kelimeleri yuvarlayarak telaffuz ederken duyan hiç kimse etkilenmemezlik edemez. Sözleri genellikle bilgece ve tam anlamıyla bir devlet adamının sözleridir”.

Ölümü
Tarık bin Teymur, 1980 yılında vefat etti. Ölümü üzerine Umman Sultanlığı’nda resmi yas ilan edildi. Tarık bin Teymur’un  Sultan Heysem bin Tarık, Talal, Kays, Esat, Şihab, Edhem ,  Fares , Amal ve Naval adlı 9 çocuğu bulunuyor.



Riyad ve Harc’ta balistik füzeler önlendi ve imha edildi

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Riyad ve Harc’ta balistik füzeler önlendi ve imha edildi

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de Meşru Yönetime Destek Koalisyonu, dün Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı çevresinde bir seyir füzesinin (cruise) önlenerek imha edildiğini, havalimanının 4 numaralı yolcu terminaline ise kaynağı bilinmeyen bir mühimmatın düştüğünü ve yangına yol açtığını açıkladı. Bu gelişmelerden saatler önce Harc vilayetinde bir başka balistik füze ile Doğu Bölgesi’nde bir insansız hava aracı (İHA) da önlenerek imha edildi. Sivil Havacılık Genel Otoritesi ayrıca, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nın dün akşam saldırıya uğradığını açıkladı.

Bu gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil ve stratejik tesislere yönelik düzenlediği terör saldırılarının ertesi günü yaşandı. Riyad Havalimanı’ndaki yolcu terminaline mühimmat düşmesi sonucu 12 kişi hayatını kaybetti ve 309 kişi yaralandı.

Arap, İslam ve Batı ülkeleri saldırılara tepki göstererek kınama mesajları yayımladı. Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye’den oluşan Dörtlü Grup, Husilerin devam eden düşmanca saldırılarını, özellikle de “Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan alçakça saldırıları” en sert ifadelerle kınadı.

Dörtlü Grup, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu vurgulayarak ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak amacıyla saldırılara karşı alınan ve benzer saldırıların tekrarlanmasını önlemeyi hedefleyen bütün meşru tedbir ve adımlara destek verdiğini bildirdi. Açıklamada, söz konusu desteğin Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukukla uyumlu olduğu ifade edildi.

“Yemen’in Şafağı” operasyonu dün yedinci gününe girerken, Husilere ait mevzileri hedef alan hava saldırılarının kapsamı genişledi. Operasyonlar kara harekâtıyla eş zamanlı olarak sürerken, ilk altı günde Husilerin yaklaşık 12 bin ölü ve yaralı verdiği tahmin ediliyor.


Faysal bin Ferhan ve Arakçi, bölgedeki gerilimin artmasını görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
TT

Faysal bin Ferhan ve Arakçi, bölgedeki gerilimin artmasını görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (sağda) ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi’den aldığı telefon görüşmesinde, bölgede son dönemde artan gerilimi ve bu kapsamda yürütülen diplomatik girişimleri ele aldı.

Öte yandan İngiltere, Husilerin Yemen’in iç kesimlerinde ve Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırılarını kınadığını yineleyerek, söz konusu saldırılara karşı Suudi Arabistan ve Yemen hükümetiyle dayanışma içinde olduğunu bildirdi.

Bu açıklama, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde gündeme geldi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmede, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan son saldırıları ele alındı.

İki bakan, ülkeleri arasındaki güçlü ikili ilişkileri değerlendirirken bölgesel gelişmeleri ve mevcut gerilimleri azaltmaya, bunların bölge üzerindeki güvenlik ve ekonomik etkilerini sınırlamaya yönelik ortak çabaları da görüştü.

Diğer yandan Bahreyn Dışişleri Bakanı Dr. Abdüllatif ez-Zeyyani, Husilerin Riyad Havalimanı’na düzenlediği terör saldırısında Suudi Arabistan vatandaşlarının ve ülkede ikamet eden kişilerin hayatını kaybetmesi nedeniyle ülkesinin en içten taziye ve başsağlığı dileklerini iletti.

Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde Bahreyn’in Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu vurgulayan ez-Zeyyani, ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak, vatandaşlarıyla topraklarında yaşayanları güvence altına almak amacıyla aldığı bütün tedbirleri desteklediklerini belirtti. İki bakan ayrıca bölgesel gelişmeleri ve bölgede güvenlik ile istikrarın korunmasına yönelik ortak çabaları ele aldı.


Riyad Havalimanı’na saldırı: 12 ölü, 309 yaralı; Koalisyon kararlılıkla karşılık vereceğini duyurdu

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
TT

Riyad Havalimanı’na saldırı: 12 ölü, 309 yaralı; Koalisyon kararlılıkla karşılık vereceğini duyurdu

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı. (SPA)

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, dün öğleden sonra başkent Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın saldırıya uğradığını, olayda farklı ülke vatandaşlarından 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 309 kişinin yaralandığını açıkladı. Yemen’de meşru yönetimi destekleyen Koalisyon ise söz konusu terör saldırısına kararlı bir şekilde karşılık verileceğini bildirdi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı çevresine bir mühimmatın düştüğünü belirtti. Ayrıca Husilerin el-Harc vilayetine fırlattığı bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini, Doğu Bölgesi’nde ise bir insansız hava aracının (İHA) etkisiz hâle getirildiğini kaydetti.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yaptığı açıklamada, hasar tespit çalışmalarının tamamlanması ve tesislerin güvenliğinin doğrulanması amacıyla ilgili makamlarla koordinasyon içinde Riyad Havalimanı’ndaki operasyonların geçici olarak durdurulduğunu bildirdi. Açıklamada, olayın Suudi Arabistan’daki sivil havacılık tesislerini hedef alan saldırıların sürdüğü bir dönemde meydana geldiğine dikkat çekildi.

Genel Müdürlük daha sonra yayımladığı açıklamada, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Ölenler arasında 4 Suudi Arabistan vatandaşı, 2 Bangladeş vatandaşı, bir ABD vatandaşı, bir Mısır vatandaşı, bir Ürdün vatandaşı, bir Suriyeli, bir Filistinli ve bir Sudan vatandaşının bulunduğu belirtildi.

Açıklamada, 309 kişinin de yaralandığı ve çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığı bildirildi. Yaralılar arasında durumu kritik olanların da bulunduğu, maddi hasarın ise tespit edilmeye devam edildiği kaydedildi.

Koalisyon Sözcüsü, Riyad Havalimanı’ndaki yolcu terminallerinden birini hedef alan terör saldırısının, yolcular ve çalışanlar arasındaki sivillerin ölümüne ve yaralanmasına yol açtığını belirtti. El-Maliki, saldırının uluslararası insancıl hukuk ve bu hukukun teamül kuralları kapsamında bütün unsurlarıyla bir savaş suçu teşkil ettiğini belirterek eylemi ilke, değer ve ahlakla bağdaşmayan ağır bir saldırı olarak nitelendirdi.

Tümgeneral el-Maliki, yaptığı açıklamada, Koalisyon Müşterek Kuvvetler Komutanlığının söz konusu terör saldırısına uluslararası insancıl hukuk ve teamül kurallarıyla uyumlu biçimde kararlı bir karşılık vereceğini ifade etti.

Kral Halid Uluslararası Havalimanı yönetimi de yolculara bir uyarı yayımlayarak havalimanına hareket etmeden önce hava yolu şirketleriyle doğrudan iletişime geçmeleri ve uçuşlarının güncel durumunu kontrol etmeleri gerektiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ise Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yapılması planlanan bazı uçuşların durdurulması veya gecikmesi nedeniyle seyahatleri aksayan ya da varış noktalarına ulaşamayan vatandaşlarına çağrıda bulundu. Bakanlık, vatandaşların yardım ve gerekli yönlendirmeler için bulundukları ülkelerdeki Suudi Arabistan diplomatik temsilcilikleriyle iletişime geçmelerini istedi.

Husilerin devam eden saldırılarına yönelik Arap ve İslam dünyasından kınama mesajları gelmeye devam etti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ülkeler ve kuruluşlar, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin güvenliğini, istikrarını, ulusal varlıklarını, vatandaşlarını ve topraklarında yaşayan diğer kişileri korumaya yönelik tedbirlerini desteklediklerini açıkladı.

Tehlikeli bir tırmanış

Yemen hükümeti, havalimanına yönelik terör saldırısını en sert ifadelerle kınadı. Hükümet, saldırıyı Husilerin sivil tesisleri hedef alma ve sivillerin hayatını tehlikeye atma konusundaki ısrarını ortaya koyan, düşmanca eylemlerde tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirdi. Açıklamada, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olunduğu ve Krallığın yanında kararlılıkla durulduğu vurgulandı.

Yemen Bakanlar Kurulundan yapılan açıklamada, havalimanlarının ve sivil tesislerin hedef alınmasının kabul edilemez bir saldırı ve uluslararası hukuk kurallarının ihlali olduğu belirtildi. Açıklamada, Husilerin saldırgan tutumunun bir kez daha ortaya çıktığı ifade edilerek, örgütün tehdit alanını genişletmekten ve bölgenin güvenlik ve istikrarını zayıflatmaktan çekinmediği savunuldu. Bu eylemlerin, İran’ın gündemine ve yıkıcı projelerine hizmet ettiği ileri sürüldü.

Açıklamada, Suudi Arabistan topraklarının veya sivil tesislerinin herhangi bir şekilde hedef alınmasının, bölge halklarının güvenlik ve istikrar hakkına, serbest dolaşımına ve hava ulaşımının güvenliğine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı. Bu saldırıların iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerinin ve ortak kader anlayışının gücünü zayıflatamayacağı, Yemen’in terörle mücadeledeki tutumunu değiştirmeyeceği kaydedildi.

Yemen hükümeti ayrıca Suudi Arabistan’ın Yemen’e ve meşru yönetimine verdiği desteği, ülkenin devlet yapısını ve kurumlarını yeniden tesis etme çabalarına katkısını ve bölgesel güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesindeki rolünü takdir ettiğini yineledi. Açıklamada, bu saldırıların Yemen halkının ülkenin tamamında devlet otoritesini yeniden tesis etme ve Husi darbesine son verme kararlılığını zayıflatmayacağı belirtildi.

Kesin kınama

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıya ilişkin tepkisini ve kınamasını dile getirdi. Husilerin sivil havalimanlarını ve sivilleri kasıtlı olarak hedef almasının terör suçu olduğunu belirten el-Budeyvi, bu saldırıların caydırılması ve tekrarlanmasının önlenmesi için uluslararası toplumun ciddi adımlar atması ve kararlı tedbirler alması gerektiğini ifade etti. El-Budeyvi, söz konusu eylemlerin en temel insani ilkelerle ve uluslararası sözleşmelerle bağdaşmadığını kaydetti.

Genel Sekreter, yaptığı açıklamada Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Körfez ülkelerinin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini yineledi. Konseyin, Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlamak, ulusal varlıklarını korumak ve topraklarının bütünlüğünü muhafaza etmek amacıyla attığı bütün adımları koşulsuz biçimde desteklediğini vurguladı.

Bahreyn de söz konusu saldırıları korkakça eylemler olarak nitelendirerek kınadı. Açıklamada, saldırıların uluslararası hukuk kurallarını, uluslararası insancıl hukuku ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı açıkça ihlal ettiği belirtildi. Bu eylemlerin bölgenin güvenlik ve istikrarını, uluslararası sivil havacılığın emniyetini, yolcuların ve sivil havacılık personelinin güvenliğini tehdit eden tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğu ifade edildi. Saldırıların uluslararası anlaşma ve kararların ağır bir ihlali olduğu kaydedildi.

Tam dayanışma

Bahreyn Dışişleri Bakanlığı, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu ve Krallığın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını korumak, vatandaşlarıyla topraklarında yaşayan kişilerin güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı egemenlik kararlarını ve meşru tedbirlerini bütünüyle desteklediğini açıkladı.

Bakanlık, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkının bulunduğunu vurguladı. Bu hakkın, üye devletlerin Körfez Ortak Savunma Anlaşması kapsamındaki yükümlülükleriyle uyumlu olduğu belirtildi.

Bahreyn ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütüne (ICAO) ve uluslararası topluma sorumluluklarını eksiksiz yerine getirme çağrısında bulundu. Açıklamada, Husilerin sivillere ve sivil tesislere yönelik tekrarlanan saldırılarının durdurulması, saldırılardan sorumlu olanların ve bunları destekleyenlerin hesap vermesinin sağlanması ve ilgili kararların, özellikle 2216 ve 2817 sayılı kararların, tam olarak uygulanması için caydırıcı ve kararlı önlemler alınması istendi. Bu adımların bölgesel ve uluslararası güvenlik ile barışın korunması açısından önem taşıdığı vurgulandı.

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği de Husilerin düşmanca tutumlarını sürdürmesini, Suudi Arabistan’daki havacılık tesislerine, sivillere ve sivil varlıklara yönelik saldırılarını tekrarlamasını şiddetle kınadı. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği ve bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit ettiği belirtildi.

Yıkıcı uygulamalar

Mısır, söz konusu saldırılar ve sorumsuz eylemler karşısında duyduğu derin tepkiyi dile getirdi. Kahire yönetimi, saldırıların uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ettiğini ve farklı ülke vatandaşlarından sivillerin güvenliğini hiçe saydığını belirtti. Mısır, bölgenin güvenliğini ve istikrarını bozabilecek bu yıkıcı uygulamaları kesinlikle reddettiğini vurguladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Suudi Arabistan’ı, ülkenin hava ulaşımı tesislerini ve hayati öneme sahip altyapısını hedef alan saldırıları kınadı. Avn, Suudi Arabistan’ın güvenliğinin bölgenin güvenlik ve istikrarının ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin, sivil ve stratejik tesislerin hedef alınmamasının bölgesel istikrarın korunmasında temel dayanaklar olduğunu ifade etti.

Joseph Avn, yaptığı açıklamada Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki köklü kardeşlik ilişkilerini yeniden vurguladı. Lübnan’ın, iki halkın yararı ve bölgenin çıkarları doğrultusunda bu ilişkileri güçlendirmeye önem verdiğini kaydetti.

Dünya Müslüman Âlimler Birliği de Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesini şiddetle kınadı. Birliğin Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Dr. Muhammed el-İsa, saldırılara yönelik kınamasını yineledi. El-İsa, söz konusu eylemlerin bütün dinî değerleri, uluslararası ve insani hukuk kurallarını ve teamülleri ihlal ettiğini belirterek, terör örgütünün sivilleri ve sivil tesisleri kasıtlı olarak hedef alan suç teşkil eden yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.