Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

George Bush Kral Hüseyin’e; ‘’Ne Saddam ne de bir başka birinin petrolü kontrol etmesine izine vermeyiz, çünkü petrol Batılı nesillerin geleceğidir’’ dedi.

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Şarku’l Avsat olarak, bugünden başlayarak, eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarını üç bölüm olmak üzere ilk defa yayınlıyoruz.  Bedran’ın kaleme aldığı anılar, ‘Karar’ adı altında önümüzdeki eylül ayında yayınlanacak. Ayın 17’sinde, Amman’daki Abdulhamid Şuman Kültür Merkezi’nde kitabın tanıtımı gerçekleştirilecek.
Bedran anılarında, geçen yüzyılın son çeyreğinde Ürdün’ün geçirdiği önemli aşamalara dair bilinmeyenleri ilk kez ifade etmektedir. Bedran 1960’lı yıllarda Ürdün İstihbarat Teşkilatını kurmuş ve uzun yıllar bu teşkilata başkanlık yapmıştı. Krallık Divan Başkanlığı görevini de icra eden eski Başbakan Mudar Bedran’ın, Kral Hüseyin’e yakın olduğu ve Ürdün devletinin kararlarında etkili olduğu biliniyor. Bu bölümde;  Ürdün'ün, Saddam’ın Kuveyt'e askeri harekâtını engellemek için çabasını, sonrasında Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için sergilediği yoğun diplomasi ele alınacak. Ayrıca Kral Hüseyin ve ABD Başkanı George Bush arasında bu süreçteki temaslara dair aktarımlar okuyucunun dikkatine sunulacak.
Dönemin Ürdün Başbakanı Mudar Bedran Körfez Savaşı arefesini şöyle anlatıyor:
1990 yılının Mayıs ayının 2’sinde, Bağdat'ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi oldukça gergin geçti. Basına kapalı liderler toplantısında Irak Başkanı Saddam Hüseyin, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerine hitaben tartışmalara yol açacak bir konuşma yaptı. Zirvede Irak-Kuveyt ihtilafının daha da derinleştiğini müşahede ettim.
Saddam Hüseyin zirvenin ardından Irak halkına hitaben yaptığı konuşmada, İran harbiyle meşgul olunduğu süreçte, Kuveyt’in ülke sınırlarında ortak bölgede sondaj yaptığını (Remliye bölgesi) söyledi. Bu ifadeler karşısında şaşırdım, iki ülke arasında büyük bir krizin patlak vereceğini öngördüm. O zamanlar Irak yönetimi ile yakın ilişkilerimiz vardı, Iraklılara krizin daha da büyümemesi için yoğun ve mükerrer telkinlerde bulunduk. Bazıları, o zamanki yakın ilişkilerimizden yola çıkarak, Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini bildiğimizi iddia ettiler, ancak bu gerçek değil, ‘Kuveyt işgali’ kesinlikle bilgimiz dâhilinde değildi. Evet, bunu sezebiliyorduk, bu yönde göstergeler mevcuttu, Kral Hüseyin’in de bu yönde çekinceleri vardı, birden fazla defa Saddam Hüseyin’i bir çılgınlık yapmaması için uyardık. Güç gösterisi olabileceğini düşünüyorduk, ancak Saddam’ın Kuveyt’i işgal etme niyeti olduğunu bilmiyorduk. Eski Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın Kuveyt’in Irak toprağı olduğu yönünde görüşleri vardı, Saddam Hüseyin’in bu bağlamda siyasi baskı kurarak taleplerini elde etme yolunu seçeceğini öngörüyorduk. Nitekim geçmişte Abdülkerim Kasım Kuveyt’i işgal etmekle tehdit etmiş, Arap Ligi bu tehditler karşısında bölgeye asker konuşlandırmıştı.
Saddam Hüseyin’i çok iyi tanıdığımı düşünüyorum, tanıdığım Saddam’ın asla ödün vermeyeceği bazı ilkeleri ve hassas noktaları vardı diyebilirim. Saddam’ın kişiliğini derinlemesine inceledim, tanışmamızdan itibaren Irak’ta kaldığım üç ay içinde, toplantılarda sessiz bir şekilde şahsiyetini, konuşma tarzını ve düşünme biçimini incelemeye çalıştım. Onur, şeref ve gurur söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitiriyor ve hamasi bir şekilde konuşuyordu. Kuveyt işgalinden önce Saddam Hüseyin, Başbakan Sadun Hamadi’yi resmi görüşme için Kuveyt’e göndermişti, Hamadi’yi Kuveyt Kralı iki gün beklettikten sonra kabul etti. Bu hareket bence bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu süreçteki Irak ziyaretimizde kardeşler arasını bulmak için ciddi mesai harcadık, ancak görünen o ki; artık çok geçti ve iş işten geçmişti.
Kuveyt'in işgalinden günler önce, Arap başkentlerinde yoğun ikili ziyaretler ve toplantılar yapılmaktaydı. 29-30 Temmuz 1990'da, iki önemli görüşme gerçekleşti. İlki; Suudi Arabistan'da Kuveyt Veliaht Prensi Saad el-Abdullah el-Sabah ve Irak Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri arasındaydı. Saddam’ın yardımcısına verdiği talimat netti: "Kuveyt Irak’ın taleplerini kabul ederse ne ala, eğer kabul etmezse görüşmeleri yarıda kesin ve derhal geri dönün.’’ İkinci görüşme ise; Bağdat’ta Kral Hüseyin ve Saddam Hüseyin arasındaydı. O gün görüşmeye katılamadım, çünkü Mısır Başbakanı Atıf Sıdki Amman’a resmi ziyaret gerçekleştirecekti. Sıdki ülkeden ayrıldığında hemen Bağdat’a uçtum, akşam 10 gibi ulaştığımda, akşam yemeği sona ermişti, Kral Hüseyin’le görüştüm, Irak ve Kuveyt arasındaki durumun kritik olduğunu aktardı. Ertesi gün dönüş yoluna geçmeden Saddam Hüseyin’le görüşmek istedim, nitekim görüştüğümüzde herhangi bir askeri harekat düzenlemesinin meseleyi daha da karmaşık hale getireceği’ yönündeki görüşlerimi ifade ettim. Havaalanına giderken  Irak Başbakanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a, ‘’Saddam’ı daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemiştim, herhangi bir çılgınlık yapmaması için onu ikna etmelisiniz, aksi durumda hepimizin çıkarları zedelenir’’ dedim.
Kuveyt işgali sürecindeki bir ziyaretimde Saddam bana şöyle söyledi: ‘’Ebu Nadiye’nin (Taha Yasin’i kast ediyor) beni yönlendirmesini mi istiyorsun, Devrim Meclisi’nde ben onu yönlendiriyorum.’’ Daha sonra bu süreçte Irak devlet mekanizmasından Irak’ın işgaline karşı olumsuz bir tutum takınan tek kişinin Tarık Aziz olduğunu öğrendim.
İşgale günler kala yaptığımız Bağdat ziyaretinin ardından Kuveyt’e geçtik. Kral Hüseyin ve Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah havaalanında ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye katılmadım, içeride neler konuşuldu bilmiyorum. Dışarıda Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah’la birlikte toplantının bitmesini bekliyorduk. Şeyh Sabah’a sordum: ‘’Iraklılar Kuveyt’in müşterek bir havzadan petrol çıkardığını iddia ediyor bu doğru mu? ‘’Evet bu doğru’’ dedi, ancak biz bu konuyla ilgili her türlü çözüm yolunun konuşulmasına hazırız, biz o bölgeden günlük 1700 varil petrol çıkardık, Saddam günlük 2 bin varilden fazla petrol çıkardığımızı iddia ediyor.’’ İşte o zaman anladım, İran savaşıyla meşgul olurken böyle bir şeyin olması Saddam Hüseyin’i çileden çıkarmış olmalıydı.  
Ürdün’e döndükten sonra Millet Meclisi’nin acil bir oturumla toplanmasını talep ettim. Basına kapalı toplantıda; ‘’Irak Kuveyt’i işgal ederse buna şaşırmam’’ dedim. Bu toplantı Çarşamba akşamı yapılmıştı, ertesi gün 2 Ağustos 1990’da Saddam Kuveyt’e girdi ve dört gün içinde tüm ülkeyi baştan sona kadar ele geçirdi.
Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra da, Saddam'a geri çekilmesi yönünde baskı yapmaya devam ettik. Hatta bu işi abarttığımızı bile söyleyebilirim, Saddam’ı Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a karşı askeri müdahale edebilecekleri yönünde de kesin bir şekilde uyardık.
Bir toplantıda Saddam Hüseyin'i zor durumda bıraktığımı hatırlıyorum, Kuveyt’ten geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek, zaten ilk başlarda Kuveyt’i işgal etme niyetinde olmadığını söyledim. Sözlerim hoşuna gitmemişti ama yine de doğru olduklarını kabul etti. Kuveyt sınırına giden tugay komutan, bölgede herhangi bir askeri varlık olmadığını, başkente devam edip etmemesi gerektiğini Saddam’a sormuş, Saddam’da devam et demişti. Yani tam olarak işgal böyle gerçekleşmişti. Bu büyük felakete yol açan sebeplerden birinin, tugay komutanının patavatsızlığının olması oldukça ironik olsa gerek. Komutanın yapması gereken sınır bölgesine konuşlanması yönündeki talimatları gerçekleştirmekti, Saddam’a böylesi bir soruyla dönüş yapması, adamı daha da kışkırtmış olmalı.

Ürdün’ün krizi sonlandırma çabaları
Saddam'ın Kuveyt'ten çekilmesi için baskı yapmayı sürdüren Kral Hüseyin, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'den, Cidde'de Irak’ın da katılacağı bir mini zirve düzenlenmesi karşılığında Saddam'a, Kuveyt'ten çekilmesi yönünde baskı yapma konusundaki arabuluculuğunu kabul ettirme sözü verdi. Kral Hüseyin, ertesi gün Bağdat'a uçtu ve Irak yönetiminin Kuveyt'ten hızlı bir şekilde çekilme kararı alması durumunda bir mini zirve toplantısı yapılacağını ve meselenin çözüme kavuşturulacağını bildirdi. Iraklılar Kral Hüseyin’e Cidde’deki mini zirveye katılacaklarını söyledi. Saddam Hüseyin, meseleyi Baas Liderliği ile görüşeceğini, yardımcısı İzzet İbrahim’in Kral Hüseyin’i arayarak ‘çekilme kararını’ bildireceğini belirtti.
Amman’a vardığımızda Iraklıların Kuveyt’ten çekilme hususunda yumuşadıklarını düşünüyorduk. Kral Hüseyin CNN’e konuyla ilgili iyimser bir açıklama yaptı. Mısır ve Suudi Arabistan da Cidde’deki mini zirveye iştirak edeceklerini duyurdu. Saddam Hüseyin Bağdat’ı terk etmeden önce Kral Hüseyin’e; ‘’Ebu Abdullah eğer Arap Birliği’nden Irak’ı kınama kararı çıkarsa herkes kendi yoluna gider’’ demişti. 
Arabuluculuğun tehlikeye düşmemesini isteyen Kral Hüseyin, Hüsnü Mübarek’i aramış, Arap Birliği zirvesinin ertelenmesini talep etmiş, Hüsnü Mübarek de bu talebi kabul etmişti. Ancak saatler 23’ü gösterdiğinde Arap Birliği Zirvesi’nden yapılan açıklamada Irak Kuveyt işgali nedeniyle kınanmıştı. İşte o zaman, meselenin diplomatik arabuluculuğumuzu aşan bir tarafının olduğunu kavradık. Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının ön oturumlarını gerçekleştirdiği zirvede Ürdün’ü Mervan Kasım temsil ediyordu. Kasım karar açıklanmadan önce, üye ülkelerin bir kısmının Irak’ı sert bir dille kınama eğilimi sergilediğini aktardı. Nedve Sarayında idik, bunu duyan Kral Hüseyin ‘’Allahuekber, aracılığa bir imkan bırakmadılar’’ dedi. Dışişleri Bakanı Kasım’ın Ürdün’ün ‘kınamaya dair’ çekince koyması talimatını verdi. 5 Ağustos’ta Kahire’de liderler düzeyinde zirve yapıldı, zirve gergin başlamıştı çünkü Mısırlılar, Kuveyt’e yakın Batın bölgesine askeri birlikler göndermişti. Dolayısıyla Irak karşıtı tutumları açıktı, zirvede Araplar ortak karar alamadı, alınan kararlar sadece bazı ülkelerin görüşünü yansıtıyordu.
Ürdün olarak bu süreçte de, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması için diyalog çabalarını desteklemeyi sürdürdük. Kahire’deki zirvede, Arap Birliği’nin Kuveyt raporu sunacak bir komite oluşturmasını talep ettik. Böylelikle Kuveyt’in haklarının yanı sıra Irak’ın çekincelerini de yansıtan bir rapor oluşturulmasını umuyorduk. Aynı zamanda arabuluculuk için zaman kazanmış olacaktık. Hasılı kelam; Ürdün, Irak’ın Kuveyt işgalini Arapların kendi aralarında savaşsız bir şekilde çözmesi için elinden geleni yaptı. Hatta son çare olarak Ürdün ve Cezayir ordusunun, Suudi Arabistan’ın gözetiminde Suud-Irak sınır hattına konuşlandırılmasını teklif ettik. Saddam Hüseyin’in herhangi bir Arap ordusuna saldırmayacağını, ancak yabancı bir güce karşı aynı toleransı sergilemeyeceğini biliyorduk. Ancak önerilerimiz Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Zira o zamanlar Körfez ülkeleri, Kuveyt’in, Ürdün, Yemen ve Filistin’in desteğiyle işgal edildiğini düşünüyordular. Kral Hüseyin’in de işgalden haberdar olduğunu iddia ediyordular. Tüm bu yanlış bilgiler sonucunda, Körfez ülkeleri Ürdün’e yapılan mali desteği kesme kararı aldı. Kral Hüseyin 1990 yılının sonlarında başbakanlıktaki bir toplantıda şöyle söylemişti: “Son iki yıldır, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan yönetiminde, kendilerine yönelik bir komplo olduğu yönünde bir anlayış oluşmuş, Irak, Ürdün ve Yemen’e karşı bir önyargı söz konusu, bu sebeple bu ülkelere yapılacak olan yardım sözlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar’’
Allah Kral Hüseyin’e rahmet eylesin, Irak’ı yeni bir umudun doğacağı ülke olarak görüyordu. Irak’ın güçlü kalmasını ve bu krizi büyük bir felaket yaşamaksızın atlatmasını diliyordu. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesine paralel olarak, İsrail’in de Batı Şeria’dan ve Kudüs’ten çekilmesini istiyordu. ABD ve İngiltere’nin aksi yöndeki eğilimlerine rağmen, İsrail-Filistin sorunun çözümü için bu talebinde ısrarcı oldu. 12 Ağustos’taki Arap Birliği Zirvesi’nde de bu görüşünü açık bir şekilde dillendirdi.

Askeri harekâtı önleme çabaları
ABD ile ilişkilerdeki gerilime rağmen, Kral Hüseyin, Irak’a yönelik düzenlenecek askeri harekatı önlemek için yoğun diplomatik çaba sergiledi. Bu bağlamda Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdik ve ABD Başkanı George Bush ile görüştük. Hatırladığım kadarıyla Bush Kral Hüseyin’e şunu söyledi: ‘’Ne Saddam’ın ne de bir başkasının petrolü kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, çünkü petrol Amerika ve Batı’daki nesillerin geleceğidir. Saddam dünya rezervlerinin yüzde yirmisini ele geçirmek istiyor, bu bizim için ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir meseledir, Saddam’a izin vermeyeceğiz.’’
Kral Hüseyin ise, Irak-Kuveyt arasındaki sorunun mahiyetini açıkladı, savaş olmaksızın Arapların kendi arasında meseleyi çözmesinin hala mümkün olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın kaygılarının, sınırına konuşlandırılacak Arap güçleriyle giderilebileceğini, Irak’a yönelik düşmanca yaklaşımın, bu ülke yönetimini daha da kışkırtacağını ifade etti.
Merhum Kral Hüseyin’in diplomatik girişimleri Washington’la sınırlı kalmadı, aynı konu çerçevesinde Kuzey Afrika ve Avrupa ülkelerine de bir dizi ziyaret gerçekleştirdik. Ülkelerin farklı tutumları söz konusuydu. Örneğin Libya, Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinin bölgeye dış müdahalelerinin önünü açtığı için tepkiliydi. Britanya ise savaşı ateşli bir şekilde destekliyor ve Saddam Hüseyin’i devirmek istiyordu. İngilizlerden anladığımız kadarıyla, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ın ya da Kuveyt’in kim tarafından yönetilmesi gerektiği konusuyla ilgili değillerdi. Tek önemsedikleri şey Saddam’ın devrilmesiydi. Margaret Thatcher’le de görüşmüştük, Thatcher’in yaklaşımı, sanki Hindistan’daki bir sömürge söz konusuymuş gibiydi, tam bir despot mantığına sahip olduğunu anımsıyorum. Fransızlara gelecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand, Saddam’ın tutumundan rahatsız olduğunu ancak siyasi çözümden yana olduğunu söylemişti. Almanya da askeri çözüm taraftarı değildi, bazı Alman yetkililer, Thatcher’in George Bush’un saldırgan politikasının ateşli destekçisi olduğunu ima ettiler. O yolculuğumuzda randevular çakıştığı için Moskova’ya gidemedik. Batı turunun ardından Bağdat’a yöneldik, Irak yönetimini gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyordu. Tarık Aziz’le görüştüm, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi konusunda iyimser değildi. Neyse ki en üst düzey yetkili değildi ve belki de hala yapılabilecek bir şeyler vardı. Üst düzey bir askeri yetkili, General Haldun Sultan ve beraberindeki Iraklı yetkililere; Irak esnek davranırsa BMGK’da desteklenebilecek bazı düşünceler var, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda ABD Körfez’den çekilebilir, George Bush’un bize, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda bir şeyler düşünülebileceğini söylediğini aktardım. Kral Hüseyin, Saddam Hüseyin’le görüştü, iki lider de son derece açık sözlüydü, Saddam Hüseyin, 12 Ağustos’ta dillendirdiği, Kuveyt’ten çekilmesinin, Filistin meselesiyle doğrudan ilişkili olduğu tezini dillendirdi. Saddam ‘’Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekilirsek bu zaaf olarak addedilir, bu tutumuz değişmeyecektir, Kuveyt Irak’ın bir şehridir, mesele kapanmıştır’’ dedi.
Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Mervan Kasım Körfez ülkelerini ziyaret ediyordu, ancak Körfez ülkelerinin bize yaklaşımı son derece menfiydi. Katar mektubumuza yanıt vermedi, dolayısıyla ziyaret etmedik. Umman’da Sultan Kabus bizi iyi karşıladı, ABD’lilerle görüş ayrılıkları mevcuttu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise öfke hakimdi, bana ‘’Kral Hüseyin böyle mi yapıyor, o kadar da destekledik kendisini’’ dediler, Kral Hüseyin’in kendilerine olumsuz yaklaştığı yönünde bir intiba edinmiştiler.
Ürdün açısından bakarsak, Körfez ülkelerinin tutumu bize sağlanan yardımların kesilecek olması yönündeydi. Olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdik ve Libya’dan mali destek talep ettik. Kaddafi bize, Saddam Hüseyin’in Kuveyt Merkez Bankası’nda ele geçirdiği meblağdan Ürdün’e yardım sağlayıp sağlamadığını sordu. Bizde Amerikalıların, Irak ordusunun Merkez Bankası’ndaki kasaları açamadığını bildirdiklerini, dolayısıyla böyle bir şey yaşanmadığını söyledik.
Bağdat bombalanmadan birkaç gün önce Şam’a gittim ve Hafız Esed ile altı saatlik bir görüşme gerçekleştirdim. Ona yaşanan savaşın bizi ilgilendirmediğini, Suriye-Irak ilişkilerinin son yıllarda iyileşme gösterdiğini, Ürdün’ün bu durumu desteklediğini ve Körfez Savaşında taraf olmaması gerektiğini söyledim. Suriye ordusu Irak karşıtı olarak Hafr Batın bölgesinde konuşlanmışken, İsrail’in saldırmayacağından nasıl emin olabildiklerini sordum?
Esed bana, ‘’İsrail’in Ürdün’e saldırması demek, Suriye’ye saldırması anlamına gelir. Ordumuz direk müdahil olacaktır, öylesi bir durumda Ürdün’ü yalnız bırakacak değiliz’’ dedi.
Saddam’la barışması için ikna etmeye çalıştım, Esed; ‘’Kral Hüseyin Cufra’da beni Saddam Hüseyin’le 14 saat boyunca görüşmeye zorladı, toplantı Saddam’ın gururu yüzünden başarısız oldu, en sonunda o yersiz gururu onu öldürecek’’ diye yanıtladı.
Suriye ziyaretimin sebeplerinden biri de; Irak’tan petrol akışı kesilmesi durumunda, Suriye’nin petrol sağlamasıyla ilgiliydi. Hafız Esed bu talebimi olumlu karşıladı. Bir süre Suriye’den Ürdün’e petrol aktarımı yapıldı.
Savaştan iki ay önce son kez, Kral Hüseyin’den Saddam Hüseyin’e bir mesaj taşıdım, Saddam Hüseyin’le iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Gorbaçov’un temsilcisinin ve Fransa’nın savaşı önleme çabası olduğunu, Irak’ın da tavrını esnetmesi gerektiğini söyledim. Saddam tutumunun sabit olduğunu, herhangi bir savaşı başlatmayacağını ancak kendilerine saldırılması durumunda kimsenin savaşın hızlı bir şekilde sona ereceğini düşünmemesi gerektiğini söyledi.

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
TT

Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)

Yemen’in Taiz vilayetinin batısı ile Hudeyde’nin güneyinde yaşayan binlerce sivil, düşünmeye dahi fırsat bulamadan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Husilerin ele geçirdikleri köy ve yerleşimlerde düzenlediği baskın ve gözaltı operasyonları, halk arasında misilleme ve yağma korkusunu artırırken, binlerce aile bölgeden kaçmaya başladı.

Bölge sakinleri, Batı Taiz ve Güney Hudeyde’deki köy ve yerleşimlerden binlerce ailenin kaçışına tanık olduklarını belirtti. Bazı aileler yaya olarak bölgeden ayrılırken, bazıları otomobil ve motosikletlerle yola çıktı. Kimileri ise kurtarabildikleri hayvanlarını ve kişisel eşyalarını yanlarına aldı.

Bölge sakinleri Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birçok aile için göçün planlanmış bir karar olmadığını, korku nedeniyle evlerin, toprakların ve geçim kaynaklarının geride bırakıldığı acil bir kaçış olduğunu söyledi.

 İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)
İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)

Bölgeden ayrılamayanlar ise baskın ve gözaltı operasyonlarının sürmesi nedeniyle korku ve endişe içinde mahsur kaldı. Ayrıca bölge sakinlerinin mallarının yağmalandığı ve çalındığı yönünde ifadeler de bulunuyor.

Aileler rehin tutuldu

Yerel halkın tanıklıklarına göre el-Vaziye, Hays, el-Huha, ez-Zehari, el-Hayme, Yıhtel ve Muha ile el-Hayme ve Muha arasındaki sahil boyunca uzanan bölgelerde, Husilerin bölgeye girmesinin ardından ciddi bir huzursuzluk ve göç hareketi yaşanıyor.

Tanıklara göre Husiler, çok sayıda bölge sakinine yönelik baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi. Bunun yanı sıra bazı kişilerin mallarının yağmalandığı ve eşyalarının çalındığı bildirildi. Diğer bazı ifadelerde ise ailelerin rehin tutulduğu ve militan olan yakınlarını geri dönerek teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya zorlamak amacıyla ailelere baskı yapıldığı aktarıldı.

Kaynaklara göre Husiler, Taiz vilayetinin Muha ilçesi ile Hudeyde vilayetindeki el-Huha kentinde yaşayan bazı kişilere misilleme eylemleri düzenliyor. Bu kişilerin uluslararası alanda tanınan hükümeti destekledikleri veya bazı Husilerin geçmişte yaşanan hesaplaşmalar nedeniyle hedef aldıkları kişilere yönelik ihbarlarda bulunduğu öne sürülüyor.

Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)
Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)

Kaynaklar, bölgedeki Husilerin güvenlik ve istihbarat sorumlularından Abdullah el-Fadli ile Ala el-Umeysi’nin bu operasyonların bir bölümünü yönettiğini belirtiyor.

Bilinmeze doğru kaçış

El-Vaziye ilçesinde yaşayanlar, Husilerin bölgeye girmesiyle birlikte binlerce kişinin örgütün baskı ve gözaltılarından kaçmak için evlerini terk ettiğini söyledi. Zor insani koşullar altında gerçekleşen göçün, ilçenin yanı sıra diğer bölgelerde de devam ettiği bildirildi.

Bölge sakinlerinden Abdülcebbar Ali Hadi, olayların ani bir şekilde geliştiğini ve halkın yaşananları anlamaya dahi zaman bulamadığını anlattı.

Hadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir anda ilçede kıyamet koptu ve herkes göç etmek istiyordu” ifadelerini kullandı.

Abdülcebbar, korku ile kaosun iç içe geçtiği bir tabloyu anlattı. Bazı aileler çocuklarını kurtarmaya çalışırken, bazıları hayvanlarını yanlarına almaya çalıştı. Kadınlar ağlıyor, herkes bölgeden çıkabilmek için bir yol arıyordu. Araç bulamayanlar ise yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle yaya olarak yola çıkmak zorunda kaldı.

Ailesini geride bırakmak zorunda kaldı

Abdülcebbar da güvenli bir yer bulmak amacıyla bölgeden ayrılanlar arasındaydı. Ancak başlangıçta ailesini yanında götüremedi. Annesinin koyunlarını geride bırakmayı reddetmesi üzerine, kendisi yalnızca üzerindeki kıyafetlerle güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Annesi, koyunlarıyla birlikte yürümek zorunda kaldı ve akşam olduğunda Es-Sabriye bölgesine ulaştı. Geceyi burada geçirdi. Saat 22.00’de Abdülcebbar onu bulmak için motosikletle yola çıktı. Annesini bulduktan sonra geri döndü ve aile ertesi sabah yolculuğuna devam etti.

Abdülcebbar, yaşanan anların büyük bir üzüntü taşıdığını belirterek, geride “acıları, anıları, hayatı, toprağını sevdiğimiz vatanı, evleri, eşyaları, sevgiyi ve bağlılığı” bıraktıklarını söyledi.

Yol boyunca aralıksız ilerleyen göç araçları, motosikletler ve yaya olarak yürüyen yüzlerce kişi gördüğünü anlatan Abdülcebbar, koyun, inek, deve ve eşeklerin de insanlarla birlikte yollarda ilerlediğini belirtti. Ortaya çıkan manzara, kaçışın beraberinde getirdiği kaosun ve insani dramın boyutunu gözler önüne serdi.

Kayıp çocuklar ve barınaksız aileler

Abdülcebbar ailesiyle iletişim kurduğunda, el-Vaziye’de yakıt sıkıntısının baş gösterdiğini öğrendi. Bu durum, ailesinin yolculuğa devam edip edemeyeceği konusunda endişeye yol açtı. Bunun üzerine uzaktaki bir bölgeden motosiklet kiraladı ve ailesine bir bidon yakıt gönderdi.

Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)
Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)

Yakıtın ulaşmasının ardından aile, zorlu yollarda saatler süren yolculuğa devam ederek güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Göç sırasında yaşanan tehlikeler yalnızca malların kaybedilmesiyle sınırlı kalmadı. Abdülcebbar, beş yaşını geçmeyen bir kız çocuğunun yolculuk sırasında kaybolduğunu anlattı. Çocuğun kaybolduğu sosyal medya gruplarında duyurulduktan sonra ailesi saatler boyunca büyük bir endişeyle onu aradı. Çocuk ertesi gün ailesine kavuştu.

Küçük kızın yaşadıkları, ailelerin göç sırasında karşı karşıya kaldığı korkunun örneklerinden yalnızca biriydi. Bu süreçte aile bireylerini korumak ve onları güvenli bir yere ulaştırmak, diğer tüm önceliklerin önüne geçti.

Abdülcebbar, yaşadıkları göçü, birkaç saat içinde neleri kaybettiklerini gösteren sözlerle özetledi. Para, yiyecek, erzak veya yedek kıyafet olmadan yola çıktıklarını, yanlarında yalnızca “insanın azmi, dayanıklılığı, sabrı ve onuru” bulunduğunu söyledi.

Her şeye sabretmeye, hatta gerekirse ağaçların altında yaşamaya hazır olduklarını belirten Abdülcebbar, kendisini en fazla üzen şeyin yaşlı insanların gözyaşlarını ve “erkeklerin çaresizliğini” görmek olduğunu ifade etti.

Acil insani yardım ihtiyacı

Göçün sürmesiyle birlikte bölgelerini terk eden ailelerin güvenlik, barınma, gıda, su ve yakıtın yanı sıra korunmaya ve kaçış sırasında birbirinden ayrılan aile bireylerinin yeniden bir araya getirilmesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlıların durumu endişe yaratıyor.

Bu insani dramın arka planında ise daha ağır bir gerçek bulunuyor: Çok sayıda sivil daha iyi bir yaşam arayışıyla değil, bulundukları yerde kalmanın artık kendileri açısından güvenli olmaması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Aden, Ebyen ve Lahic’ten ortak açıklama

Öte yandan Yemen’in geçici başkenti Aden ile Ebyen ve Lahic vilayetlerindeki yerel yönetimler ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, silahlı kuvvetlerin yaşanan şaşkınlık ve karmaşa dönemini geride bıraktığı, yeniden denge sağladığı ve her türlü tehditle mücadele etmeye tamamen hazır hale geldiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Husilere karşı mücadelede halk desteğinin ve toplumsal hareketliliğin arttığı, bunun da “bölgedeki İran projesinin hedeflerini boşa çıkarmaya” katkı sağladığı ifade edildi.

Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)
Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)

Yerel yönetimler, güvenlik ve kamu hizmetlerine ilişkin gelişmeleri takip etmeyi, devlet kurumlarının görevlerini sürdürmesini, terör tehditleriyle mücadeleyi, vatandaşların ve mallarının korunmasını ve güvenlik ile istikrarın sağlanmasını ilgili hükümet, güvenlik ve askeri makamlarla koordinasyon içinde sürdüreceğini bildirdi.

Yetkililer halka sakin ve dikkatli olmaları, söylentilere itibar etmemeleri, bilgileri resmi kaynaklardan takip etmeleri ve şüpheli hareket veya faaliyetleri ilgili birimlere bildirmeleri çağrısında bulundu.

Yerel yönetimler, vatandaşların güvenliği ve istikrarının en büyük öncelik olduğunu vurgulayarak, Aden’in yanı sıra Ebyen ve Lahic vilayetlerinde güvenliğin korunması ve devlet kurumlarının görevlerini sürdürebilmesi için çalışmalarına devam edeceğini bildirdi.


Ben-Gvir, tutuklulara kötü muameleyi gösteren görüntüleri yayımladı

Itamar Ben-Gvir (Reuters)
Itamar Ben-Gvir (Reuters)
TT

Ben-Gvir, tutuklulara kötü muameleyi gösteren görüntüleri yayımladı

Itamar Ben-Gvir (Reuters)
Itamar Ben-Gvir (Reuters)

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün TikTok platformunda, Filistinli tutuklulara İsrail hapishanelerinden birinde kötü muamele edildiğini gösteren bir video yayımladı.

Görüntülerde, tutukluların ellerini başlarının üzerinde kaldırdığı ve silahlarını kendilerine doğrultan gardiyanların önünde yüzüstü yere yatırıldığı görülüyor. Ancak videonun ne zaman çekildiği ve hangi hapishaneye ait olduğu belirtilmiyor.

Ben-Gvir daha önce de Filistinli tutukluların içinde bulunduğu koşulları gösteren görüntüler yayımlamıştı. Bakanın son paylaşımı, Hayfa yakınlarındaki Damon Hapishanesi'nde kadın tutukluların hücrelerine düzenlediği baskın sırasında çekilen görüntülerdi. Ben-Gvir, baskının ardından tutukluların gözaltı koşullarının ağırlaştırılmasıyla övünürken, Filistinli Esirler Kulübü baskını kadın tutukluların insanlık onuruna yönelik bir saldırı olarak nitelendirmişti.

Şarku’l Avsat’ın Filistinli ve İsrailli insan hakları kuruluşlarının raporlarından aktardığına göre, İsrail hapishanelerinde yaklaşık 9 bin 500 Filistinli tutuklu bulunuyor. Bunların arasında 94 kadın ve 350’den fazla çocuk bulunuyor. Tutukluların aç bırakma, işkence ve tıbbi ihmal uygulamalarına maruz kaldığı ifade ediliyor.


Mısır, Suudi Arabistan’ın güvenliğini tehdit eden her türlü girişime karşı yanında olduğunu teyit etti

Şirketin tesislerinden birinde görevlerini yerine getiren iki Aramco çalışanı (Şirket)
Şirketin tesislerinden birinde görevlerini yerine getiren iki Aramco çalışanı (Şirket)
TT

Mısır, Suudi Arabistan’ın güvenliğini tehdit eden her türlü girişime karşı yanında olduğunu teyit etti

Şirketin tesislerinden birinde görevlerini yerine getiren iki Aramco çalışanı (Şirket)
Şirketin tesislerinden birinde görevlerini yerine getiren iki Aramco çalışanı (Şirket)

Mısır bugün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın Riyad ve Medine bölgelerinde bulunan “Doğu-Batı” petrol boru hattını hedef alan saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Kahire, Krallığın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit eden her türlü girişim karşısında Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu bildirdi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, saldırıların “uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğu ve bölgenin güvenlik ve istikrarını baltaladığı” belirtildi.

Açıklamada, Mısır’ın “kardeş Suudi Arabistan Krallığı ile tam dayanışma içinde olduğu ve güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit eden her türlü girişim karşısında yanında durduğu” vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre, Doğu-Batı boru hattı cuma akşamı Irak'tan fırlatılan İHA terör saldırılarına hedef oldu; olayda yaralanmalar ve o tarihten bu yana giderilmiş olan bazı hasarlar meydana geldi.