Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

George Bush Kral Hüseyin’e; ‘’Ne Saddam ne de bir başka birinin petrolü kontrol etmesine izine vermeyiz, çünkü petrol Batılı nesillerin geleceğidir’’ dedi.

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Şarku’l Avsat olarak, bugünden başlayarak, eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarını üç bölüm olmak üzere ilk defa yayınlıyoruz.  Bedran’ın kaleme aldığı anılar, ‘Karar’ adı altında önümüzdeki eylül ayında yayınlanacak. Ayın 17’sinde, Amman’daki Abdulhamid Şuman Kültür Merkezi’nde kitabın tanıtımı gerçekleştirilecek.
Bedran anılarında, geçen yüzyılın son çeyreğinde Ürdün’ün geçirdiği önemli aşamalara dair bilinmeyenleri ilk kez ifade etmektedir. Bedran 1960’lı yıllarda Ürdün İstihbarat Teşkilatını kurmuş ve uzun yıllar bu teşkilata başkanlık yapmıştı. Krallık Divan Başkanlığı görevini de icra eden eski Başbakan Mudar Bedran’ın, Kral Hüseyin’e yakın olduğu ve Ürdün devletinin kararlarında etkili olduğu biliniyor. Bu bölümde;  Ürdün'ün, Saddam’ın Kuveyt'e askeri harekâtını engellemek için çabasını, sonrasında Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için sergilediği yoğun diplomasi ele alınacak. Ayrıca Kral Hüseyin ve ABD Başkanı George Bush arasında bu süreçteki temaslara dair aktarımlar okuyucunun dikkatine sunulacak.
Dönemin Ürdün Başbakanı Mudar Bedran Körfez Savaşı arefesini şöyle anlatıyor:
1990 yılının Mayıs ayının 2’sinde, Bağdat'ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi oldukça gergin geçti. Basına kapalı liderler toplantısında Irak Başkanı Saddam Hüseyin, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerine hitaben tartışmalara yol açacak bir konuşma yaptı. Zirvede Irak-Kuveyt ihtilafının daha da derinleştiğini müşahede ettim.
Saddam Hüseyin zirvenin ardından Irak halkına hitaben yaptığı konuşmada, İran harbiyle meşgul olunduğu süreçte, Kuveyt’in ülke sınırlarında ortak bölgede sondaj yaptığını (Remliye bölgesi) söyledi. Bu ifadeler karşısında şaşırdım, iki ülke arasında büyük bir krizin patlak vereceğini öngördüm. O zamanlar Irak yönetimi ile yakın ilişkilerimiz vardı, Iraklılara krizin daha da büyümemesi için yoğun ve mükerrer telkinlerde bulunduk. Bazıları, o zamanki yakın ilişkilerimizden yola çıkarak, Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini bildiğimizi iddia ettiler, ancak bu gerçek değil, ‘Kuveyt işgali’ kesinlikle bilgimiz dâhilinde değildi. Evet, bunu sezebiliyorduk, bu yönde göstergeler mevcuttu, Kral Hüseyin’in de bu yönde çekinceleri vardı, birden fazla defa Saddam Hüseyin’i bir çılgınlık yapmaması için uyardık. Güç gösterisi olabileceğini düşünüyorduk, ancak Saddam’ın Kuveyt’i işgal etme niyeti olduğunu bilmiyorduk. Eski Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın Kuveyt’in Irak toprağı olduğu yönünde görüşleri vardı, Saddam Hüseyin’in bu bağlamda siyasi baskı kurarak taleplerini elde etme yolunu seçeceğini öngörüyorduk. Nitekim geçmişte Abdülkerim Kasım Kuveyt’i işgal etmekle tehdit etmiş, Arap Ligi bu tehditler karşısında bölgeye asker konuşlandırmıştı.
Saddam Hüseyin’i çok iyi tanıdığımı düşünüyorum, tanıdığım Saddam’ın asla ödün vermeyeceği bazı ilkeleri ve hassas noktaları vardı diyebilirim. Saddam’ın kişiliğini derinlemesine inceledim, tanışmamızdan itibaren Irak’ta kaldığım üç ay içinde, toplantılarda sessiz bir şekilde şahsiyetini, konuşma tarzını ve düşünme biçimini incelemeye çalıştım. Onur, şeref ve gurur söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitiriyor ve hamasi bir şekilde konuşuyordu. Kuveyt işgalinden önce Saddam Hüseyin, Başbakan Sadun Hamadi’yi resmi görüşme için Kuveyt’e göndermişti, Hamadi’yi Kuveyt Kralı iki gün beklettikten sonra kabul etti. Bu hareket bence bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu süreçteki Irak ziyaretimizde kardeşler arasını bulmak için ciddi mesai harcadık, ancak görünen o ki; artık çok geçti ve iş işten geçmişti.
Kuveyt'in işgalinden günler önce, Arap başkentlerinde yoğun ikili ziyaretler ve toplantılar yapılmaktaydı. 29-30 Temmuz 1990'da, iki önemli görüşme gerçekleşti. İlki; Suudi Arabistan'da Kuveyt Veliaht Prensi Saad el-Abdullah el-Sabah ve Irak Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri arasındaydı. Saddam’ın yardımcısına verdiği talimat netti: "Kuveyt Irak’ın taleplerini kabul ederse ne ala, eğer kabul etmezse görüşmeleri yarıda kesin ve derhal geri dönün.’’ İkinci görüşme ise; Bağdat’ta Kral Hüseyin ve Saddam Hüseyin arasındaydı. O gün görüşmeye katılamadım, çünkü Mısır Başbakanı Atıf Sıdki Amman’a resmi ziyaret gerçekleştirecekti. Sıdki ülkeden ayrıldığında hemen Bağdat’a uçtum, akşam 10 gibi ulaştığımda, akşam yemeği sona ermişti, Kral Hüseyin’le görüştüm, Irak ve Kuveyt arasındaki durumun kritik olduğunu aktardı. Ertesi gün dönüş yoluna geçmeden Saddam Hüseyin’le görüşmek istedim, nitekim görüştüğümüzde herhangi bir askeri harekat düzenlemesinin meseleyi daha da karmaşık hale getireceği’ yönündeki görüşlerimi ifade ettim. Havaalanına giderken  Irak Başbakanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a, ‘’Saddam’ı daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemiştim, herhangi bir çılgınlık yapmaması için onu ikna etmelisiniz, aksi durumda hepimizin çıkarları zedelenir’’ dedim.
Kuveyt işgali sürecindeki bir ziyaretimde Saddam bana şöyle söyledi: ‘’Ebu Nadiye’nin (Taha Yasin’i kast ediyor) beni yönlendirmesini mi istiyorsun, Devrim Meclisi’nde ben onu yönlendiriyorum.’’ Daha sonra bu süreçte Irak devlet mekanizmasından Irak’ın işgaline karşı olumsuz bir tutum takınan tek kişinin Tarık Aziz olduğunu öğrendim.
İşgale günler kala yaptığımız Bağdat ziyaretinin ardından Kuveyt’e geçtik. Kral Hüseyin ve Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah havaalanında ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye katılmadım, içeride neler konuşuldu bilmiyorum. Dışarıda Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah’la birlikte toplantının bitmesini bekliyorduk. Şeyh Sabah’a sordum: ‘’Iraklılar Kuveyt’in müşterek bir havzadan petrol çıkardığını iddia ediyor bu doğru mu? ‘’Evet bu doğru’’ dedi, ancak biz bu konuyla ilgili her türlü çözüm yolunun konuşulmasına hazırız, biz o bölgeden günlük 1700 varil petrol çıkardık, Saddam günlük 2 bin varilden fazla petrol çıkardığımızı iddia ediyor.’’ İşte o zaman anladım, İran savaşıyla meşgul olurken böyle bir şeyin olması Saddam Hüseyin’i çileden çıkarmış olmalıydı.  
Ürdün’e döndükten sonra Millet Meclisi’nin acil bir oturumla toplanmasını talep ettim. Basına kapalı toplantıda; ‘’Irak Kuveyt’i işgal ederse buna şaşırmam’’ dedim. Bu toplantı Çarşamba akşamı yapılmıştı, ertesi gün 2 Ağustos 1990’da Saddam Kuveyt’e girdi ve dört gün içinde tüm ülkeyi baştan sona kadar ele geçirdi.
Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra da, Saddam'a geri çekilmesi yönünde baskı yapmaya devam ettik. Hatta bu işi abarttığımızı bile söyleyebilirim, Saddam’ı Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a karşı askeri müdahale edebilecekleri yönünde de kesin bir şekilde uyardık.
Bir toplantıda Saddam Hüseyin'i zor durumda bıraktığımı hatırlıyorum, Kuveyt’ten geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek, zaten ilk başlarda Kuveyt’i işgal etme niyetinde olmadığını söyledim. Sözlerim hoşuna gitmemişti ama yine de doğru olduklarını kabul etti. Kuveyt sınırına giden tugay komutan, bölgede herhangi bir askeri varlık olmadığını, başkente devam edip etmemesi gerektiğini Saddam’a sormuş, Saddam’da devam et demişti. Yani tam olarak işgal böyle gerçekleşmişti. Bu büyük felakete yol açan sebeplerden birinin, tugay komutanının patavatsızlığının olması oldukça ironik olsa gerek. Komutanın yapması gereken sınır bölgesine konuşlanması yönündeki talimatları gerçekleştirmekti, Saddam’a böylesi bir soruyla dönüş yapması, adamı daha da kışkırtmış olmalı.

Ürdün’ün krizi sonlandırma çabaları
Saddam'ın Kuveyt'ten çekilmesi için baskı yapmayı sürdüren Kral Hüseyin, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'den, Cidde'de Irak’ın da katılacağı bir mini zirve düzenlenmesi karşılığında Saddam'a, Kuveyt'ten çekilmesi yönünde baskı yapma konusundaki arabuluculuğunu kabul ettirme sözü verdi. Kral Hüseyin, ertesi gün Bağdat'a uçtu ve Irak yönetiminin Kuveyt'ten hızlı bir şekilde çekilme kararı alması durumunda bir mini zirve toplantısı yapılacağını ve meselenin çözüme kavuşturulacağını bildirdi. Iraklılar Kral Hüseyin’e Cidde’deki mini zirveye katılacaklarını söyledi. Saddam Hüseyin, meseleyi Baas Liderliği ile görüşeceğini, yardımcısı İzzet İbrahim’in Kral Hüseyin’i arayarak ‘çekilme kararını’ bildireceğini belirtti.
Amman’a vardığımızda Iraklıların Kuveyt’ten çekilme hususunda yumuşadıklarını düşünüyorduk. Kral Hüseyin CNN’e konuyla ilgili iyimser bir açıklama yaptı. Mısır ve Suudi Arabistan da Cidde’deki mini zirveye iştirak edeceklerini duyurdu. Saddam Hüseyin Bağdat’ı terk etmeden önce Kral Hüseyin’e; ‘’Ebu Abdullah eğer Arap Birliği’nden Irak’ı kınama kararı çıkarsa herkes kendi yoluna gider’’ demişti. 
Arabuluculuğun tehlikeye düşmemesini isteyen Kral Hüseyin, Hüsnü Mübarek’i aramış, Arap Birliği zirvesinin ertelenmesini talep etmiş, Hüsnü Mübarek de bu talebi kabul etmişti. Ancak saatler 23’ü gösterdiğinde Arap Birliği Zirvesi’nden yapılan açıklamada Irak Kuveyt işgali nedeniyle kınanmıştı. İşte o zaman, meselenin diplomatik arabuluculuğumuzu aşan bir tarafının olduğunu kavradık. Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının ön oturumlarını gerçekleştirdiği zirvede Ürdün’ü Mervan Kasım temsil ediyordu. Kasım karar açıklanmadan önce, üye ülkelerin bir kısmının Irak’ı sert bir dille kınama eğilimi sergilediğini aktardı. Nedve Sarayında idik, bunu duyan Kral Hüseyin ‘’Allahuekber, aracılığa bir imkan bırakmadılar’’ dedi. Dışişleri Bakanı Kasım’ın Ürdün’ün ‘kınamaya dair’ çekince koyması talimatını verdi. 5 Ağustos’ta Kahire’de liderler düzeyinde zirve yapıldı, zirve gergin başlamıştı çünkü Mısırlılar, Kuveyt’e yakın Batın bölgesine askeri birlikler göndermişti. Dolayısıyla Irak karşıtı tutumları açıktı, zirvede Araplar ortak karar alamadı, alınan kararlar sadece bazı ülkelerin görüşünü yansıtıyordu.
Ürdün olarak bu süreçte de, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması için diyalog çabalarını desteklemeyi sürdürdük. Kahire’deki zirvede, Arap Birliği’nin Kuveyt raporu sunacak bir komite oluşturmasını talep ettik. Böylelikle Kuveyt’in haklarının yanı sıra Irak’ın çekincelerini de yansıtan bir rapor oluşturulmasını umuyorduk. Aynı zamanda arabuluculuk için zaman kazanmış olacaktık. Hasılı kelam; Ürdün, Irak’ın Kuveyt işgalini Arapların kendi aralarında savaşsız bir şekilde çözmesi için elinden geleni yaptı. Hatta son çare olarak Ürdün ve Cezayir ordusunun, Suudi Arabistan’ın gözetiminde Suud-Irak sınır hattına konuşlandırılmasını teklif ettik. Saddam Hüseyin’in herhangi bir Arap ordusuna saldırmayacağını, ancak yabancı bir güce karşı aynı toleransı sergilemeyeceğini biliyorduk. Ancak önerilerimiz Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Zira o zamanlar Körfez ülkeleri, Kuveyt’in, Ürdün, Yemen ve Filistin’in desteğiyle işgal edildiğini düşünüyordular. Kral Hüseyin’in de işgalden haberdar olduğunu iddia ediyordular. Tüm bu yanlış bilgiler sonucunda, Körfez ülkeleri Ürdün’e yapılan mali desteği kesme kararı aldı. Kral Hüseyin 1990 yılının sonlarında başbakanlıktaki bir toplantıda şöyle söylemişti: “Son iki yıldır, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan yönetiminde, kendilerine yönelik bir komplo olduğu yönünde bir anlayış oluşmuş, Irak, Ürdün ve Yemen’e karşı bir önyargı söz konusu, bu sebeple bu ülkelere yapılacak olan yardım sözlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar’’
Allah Kral Hüseyin’e rahmet eylesin, Irak’ı yeni bir umudun doğacağı ülke olarak görüyordu. Irak’ın güçlü kalmasını ve bu krizi büyük bir felaket yaşamaksızın atlatmasını diliyordu. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesine paralel olarak, İsrail’in de Batı Şeria’dan ve Kudüs’ten çekilmesini istiyordu. ABD ve İngiltere’nin aksi yöndeki eğilimlerine rağmen, İsrail-Filistin sorunun çözümü için bu talebinde ısrarcı oldu. 12 Ağustos’taki Arap Birliği Zirvesi’nde de bu görüşünü açık bir şekilde dillendirdi.

Askeri harekâtı önleme çabaları
ABD ile ilişkilerdeki gerilime rağmen, Kral Hüseyin, Irak’a yönelik düzenlenecek askeri harekatı önlemek için yoğun diplomatik çaba sergiledi. Bu bağlamda Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdik ve ABD Başkanı George Bush ile görüştük. Hatırladığım kadarıyla Bush Kral Hüseyin’e şunu söyledi: ‘’Ne Saddam’ın ne de bir başkasının petrolü kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, çünkü petrol Amerika ve Batı’daki nesillerin geleceğidir. Saddam dünya rezervlerinin yüzde yirmisini ele geçirmek istiyor, bu bizim için ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir meseledir, Saddam’a izin vermeyeceğiz.’’
Kral Hüseyin ise, Irak-Kuveyt arasındaki sorunun mahiyetini açıkladı, savaş olmaksızın Arapların kendi arasında meseleyi çözmesinin hala mümkün olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın kaygılarının, sınırına konuşlandırılacak Arap güçleriyle giderilebileceğini, Irak’a yönelik düşmanca yaklaşımın, bu ülke yönetimini daha da kışkırtacağını ifade etti.
Merhum Kral Hüseyin’in diplomatik girişimleri Washington’la sınırlı kalmadı, aynı konu çerçevesinde Kuzey Afrika ve Avrupa ülkelerine de bir dizi ziyaret gerçekleştirdik. Ülkelerin farklı tutumları söz konusuydu. Örneğin Libya, Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinin bölgeye dış müdahalelerinin önünü açtığı için tepkiliydi. Britanya ise savaşı ateşli bir şekilde destekliyor ve Saddam Hüseyin’i devirmek istiyordu. İngilizlerden anladığımız kadarıyla, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ın ya da Kuveyt’in kim tarafından yönetilmesi gerektiği konusuyla ilgili değillerdi. Tek önemsedikleri şey Saddam’ın devrilmesiydi. Margaret Thatcher’le de görüşmüştük, Thatcher’in yaklaşımı, sanki Hindistan’daki bir sömürge söz konusuymuş gibiydi, tam bir despot mantığına sahip olduğunu anımsıyorum. Fransızlara gelecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand, Saddam’ın tutumundan rahatsız olduğunu ancak siyasi çözümden yana olduğunu söylemişti. Almanya da askeri çözüm taraftarı değildi, bazı Alman yetkililer, Thatcher’in George Bush’un saldırgan politikasının ateşli destekçisi olduğunu ima ettiler. O yolculuğumuzda randevular çakıştığı için Moskova’ya gidemedik. Batı turunun ardından Bağdat’a yöneldik, Irak yönetimini gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyordu. Tarık Aziz’le görüştüm, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi konusunda iyimser değildi. Neyse ki en üst düzey yetkili değildi ve belki de hala yapılabilecek bir şeyler vardı. Üst düzey bir askeri yetkili, General Haldun Sultan ve beraberindeki Iraklı yetkililere; Irak esnek davranırsa BMGK’da desteklenebilecek bazı düşünceler var, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda ABD Körfez’den çekilebilir, George Bush’un bize, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda bir şeyler düşünülebileceğini söylediğini aktardım. Kral Hüseyin, Saddam Hüseyin’le görüştü, iki lider de son derece açık sözlüydü, Saddam Hüseyin, 12 Ağustos’ta dillendirdiği, Kuveyt’ten çekilmesinin, Filistin meselesiyle doğrudan ilişkili olduğu tezini dillendirdi. Saddam ‘’Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekilirsek bu zaaf olarak addedilir, bu tutumuz değişmeyecektir, Kuveyt Irak’ın bir şehridir, mesele kapanmıştır’’ dedi.
Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Mervan Kasım Körfez ülkelerini ziyaret ediyordu, ancak Körfez ülkelerinin bize yaklaşımı son derece menfiydi. Katar mektubumuza yanıt vermedi, dolayısıyla ziyaret etmedik. Umman’da Sultan Kabus bizi iyi karşıladı, ABD’lilerle görüş ayrılıkları mevcuttu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise öfke hakimdi, bana ‘’Kral Hüseyin böyle mi yapıyor, o kadar da destekledik kendisini’’ dediler, Kral Hüseyin’in kendilerine olumsuz yaklaştığı yönünde bir intiba edinmiştiler.
Ürdün açısından bakarsak, Körfez ülkelerinin tutumu bize sağlanan yardımların kesilecek olması yönündeydi. Olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdik ve Libya’dan mali destek talep ettik. Kaddafi bize, Saddam Hüseyin’in Kuveyt Merkez Bankası’nda ele geçirdiği meblağdan Ürdün’e yardım sağlayıp sağlamadığını sordu. Bizde Amerikalıların, Irak ordusunun Merkez Bankası’ndaki kasaları açamadığını bildirdiklerini, dolayısıyla böyle bir şey yaşanmadığını söyledik.
Bağdat bombalanmadan birkaç gün önce Şam’a gittim ve Hafız Esed ile altı saatlik bir görüşme gerçekleştirdim. Ona yaşanan savaşın bizi ilgilendirmediğini, Suriye-Irak ilişkilerinin son yıllarda iyileşme gösterdiğini, Ürdün’ün bu durumu desteklediğini ve Körfez Savaşında taraf olmaması gerektiğini söyledim. Suriye ordusu Irak karşıtı olarak Hafr Batın bölgesinde konuşlanmışken, İsrail’in saldırmayacağından nasıl emin olabildiklerini sordum?
Esed bana, ‘’İsrail’in Ürdün’e saldırması demek, Suriye’ye saldırması anlamına gelir. Ordumuz direk müdahil olacaktır, öylesi bir durumda Ürdün’ü yalnız bırakacak değiliz’’ dedi.
Saddam’la barışması için ikna etmeye çalıştım, Esed; ‘’Kral Hüseyin Cufra’da beni Saddam Hüseyin’le 14 saat boyunca görüşmeye zorladı, toplantı Saddam’ın gururu yüzünden başarısız oldu, en sonunda o yersiz gururu onu öldürecek’’ diye yanıtladı.
Suriye ziyaretimin sebeplerinden biri de; Irak’tan petrol akışı kesilmesi durumunda, Suriye’nin petrol sağlamasıyla ilgiliydi. Hafız Esed bu talebimi olumlu karşıladı. Bir süre Suriye’den Ürdün’e petrol aktarımı yapıldı.
Savaştan iki ay önce son kez, Kral Hüseyin’den Saddam Hüseyin’e bir mesaj taşıdım, Saddam Hüseyin’le iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Gorbaçov’un temsilcisinin ve Fransa’nın savaşı önleme çabası olduğunu, Irak’ın da tavrını esnetmesi gerektiğini söyledim. Saddam tutumunun sabit olduğunu, herhangi bir savaşı başlatmayacağını ancak kendilerine saldırılması durumunda kimsenin savaşın hızlı bir şekilde sona ereceğini düşünmemesi gerektiğini söyledi.

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?
TT

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Fransa Cumhurbaşkanı'nın Suriye ziyareti sırasında konakladığı yerin yaklaşık 10 kilometre yakınında meydana gelen peş peşe iki patlama, hem konumu hem de zamanlaması itibarıyla Suriye yönetimini son derece hassas ve zor bir dönemde hedef aldı.

Hükümete yakın kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğunu, bunların başında ise eski rejim kalıntıları ile Fransa-Suriye yakınlaşmasından rahatsız olan çevrelerin geldiğini belirtti. Buna karşın gelişmeleri yakından takip eden başka kaynaklar ise saldırının arkasında, ülkedeki en büyük güvenlik tehdidi olmayı sürdüren DEAŞ'ın bulunmasının daha olası olduğunu değerlendirdi.

Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı Four Seasons Oteli çevresinde meydana gelen art arda iki patlamada, Turizm Bakan Yardımcısı ile 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu en az 18 kişi yaralandı. Olay, adliye sarayı yakınındaki avukatların kullandığı bir kafede geçen hafta meydana gelen ve 10 sivilin hayatını kaybettiği, yaklaşık 20 kişinin yaralandığı bombalı saldırının ardından gerçekleşti.

frgthy
Suriye güvenlik güçleri, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın salı günü Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüştüğü sırada, Four Seasons Oteli yakınındaki yanmış bir aracı inceliyor. (AP)

Güvenlik uzmanı Abdullah el-Neccar, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, saldırıların eski rejim kalıntılarının izlerini taşıdığını belirterek, amaçlarının "kendilerini de kapsayacak geçiş dönemi adalet sürecini sabote etmek ve Suriye'nin güvenli olmadığı algısını oluşturmak" olduğunu söyledi.

El-Neccar, kullanılan patlayıcıların ilkel düzeneklerden oluştuğunu, sivil ya da asker ayrımı gözetmediğini belirterek, asıl hedefin güvenlik güçlerinin kontrolü sağlayamadığı görüntüsünü vermek olduğunu ifade etti. Ancak bunun doğrudan güvenlik zaafına işaret etmediğini söyleyen uzman, herhangi bir suçlunun çöp konteynerine ya da yol kenarında park halindeki bir araca el yapımı patlayıcı yerleştirebileceğini, salı günkü saldırının da bu yöntemle gerçekleştirildiğini kaydetti.

Eski diplomat ve siyasi analist Bassam Barabandi ise Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Suriye'de toparlanmaya yönelik ciddi işaretler ortaya çıktıkça, ülkedeki iyileşmeden zarar gören tarafların harekete geçtiğini söyledi. Barabandi'ye göre bu noktada eski rejim kalıntılarının, DEAŞ'ın, Lübnan Hizbullahı'nın, İran'ın ve İsrail'in çıkarları kesişiyor.

fgthyu
Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında konakladığı otelin önünde Fransız bayrağı sallayan kişiler. (AFP)

Barabandi, eski baskı rejiminin parçası olan çok sayıda kişinin hâlâ toplumun içinde yaşamaya devam ettiğine dikkat çekerek, devlet kurumlarının henüz yeniden yapılanma aşamasında olduğunu, güvenlik teşkilatındaki personelin ise yeterli tecrübeye sahip olmadığını vurguladı.

Siyasi analiste göre patlamaların boyutu iki ihtimali gündeme getiriyor. Bunlardan ilki, saldırıların zarar gören kişi veya küçük gruplar tarafından gerçekleştirilmiş olması. Diğeri ise büyük çaplı operasyon düzenleme kapasitesine sahip bir örgütün, zaten büyük ölçüde yıkılmış olan ülkeye daha fazla fiziksel zarar vermekten ziyade, ülke genelinde istikrarsızlık algısı oluşturmayı hedeflemesi.

Barabandi, uluslararası toplumun Suriye'de istikrarın güçlendirilmesi yönünde irade ortaya koyduğunu belirterek, güvenlik kurumlarının inşasına verilen desteğin artmasının beklendiğini söyledi. Büyük ekonomik yatırımların siyasi hesaplara dayandığı için büyük ölçüde etkilenmeyeceğini ifade eden Barabandi, buna karşılık yerel ekonomilerin ve küçük ölçekli projelerin saldırılardan olumsuz etkileneceğini dile getirdi.

Hükümete yakın kaynaklar ise Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, kullanılan ilkel patlayıcıların genellikle patlayıcı tarama sistemleri tarafından tespit edilemediğini, bu tür saldırıların güvenlikten çok siyasi mesaj taşıdığını belirtti. İlk bulguların DEAŞ'tan ziyade eski rejim kalıntılarına işaret ettiğini savunan kaynaklar, DEAŞ'ın öncelikli hedefinin devletin güvenlik güçleri ve kendi tanımına göre "mürted" kabul ettiği kişiler olduğunu ifade etti. Kaynaklar ayrıca örgütün saldırılarının genellikle çok daha yıkıcı olduğunu, "ancak örgüt bir gecede yöntem değiştirmişse bunun istisna olabileceğini" söyledi.

frgty7uı
Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında Şam'da meydana gelen iki patlamanın ardından Four Seasons Oteli çevresinde incelemelerde bulunuyor. (AFP)

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur ise bu değerlendirmelerin, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğu için şimdilik varsayımdan ibaret olduğunu söyledi. Ancak buna rağmen DEAŞ'ın hâlâ Suriye'nin karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik tehdidi olmaya devam ettiğini vurguladı.

Kaddur, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, salı günü gerçekleştirilen koordineli saldırının, geçen mayıs ayında Şam'ın Bab Şarki bölgesinde Savunma Bakanlığı'na ait bir bina yakınında meydana gelen ve bir askerin öldüğü, çok sayıda sivilin yaralandığı, DEAŞ'ın üstlendiği saldırıya büyük ölçüde benzediğini belirtti.

Kaddur'a göre asıl tehlike, yalnızca başkentin en hassas bölgelerinde faaliyet gösteren aktif bir DEAŞ hücresinin bulunması değil; aynı zamanda bu hücrenin istediği zaman harekete geçebilecek kapasiteye sahip olması. İçişleri Bakanlığı'nın terör örgütlerine, özellikle de zaman zaman önleyici nitelikte operasyonlar da gerçekleştiren DEAŞ'a karşı yoğun çaba göstermesine rağmen örgütün nitelikli saldırılar düzenlemeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Kaddur, son dönemde artan saldırıların Suriye'de bir süredir hakim olan göreli istikrar görüntüsünü zedelediğini ve saldırıların arkasındaki tarafların da tam olarak bunu amaçladığını söyledi. İçişleri Bakanlığı ile istihbarat kurumlarına çağrıda bulunan Kaddur, güvenlik tehditleriyle mücadele yöntemlerinin "acı ama gerekli" şekilde gözden geçirilmesi ve bu tehditleri ortadan kaldıracak kapsamlı bir strateji hazırlanması gerektiğini ifade etti.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında meydana gelen iki patlamada, 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu 18 kişinin yaralandığını duyurdu. Bakanlık ayrıca patlamaların, Fransa Cumhurbaşkanı'nın konakladığı yerleşkenin güvenlik çemberinin dışında meydana geldiğini bildirdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında başkent genelinde güvenlik önlemleri üst düzeye çıkarıldı. Çok sayıda mahallede yoğun güvenlik tedbirleri alınırken, birçok ana yol da ulaşıma kapatıldı.


Şam ve Paris yeni bir ekonomik ortaklık kuruyor... Yatırım, yeniden yapılanmanın kapısı

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
TT

Şam ve Paris yeni bir ekonomik ortaklık kuruyor... Yatırım, yeniden yapılanmanın kapısı

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Suriye’nin başkenti Şam, Ortadoğu’daki ticaret ve enerji hatlarını yeniden şekillendiren karmaşık jeopolitik değişimlerin etkisiyle, savaşın izlerini geride bırakarak yeni bir yatırım dönemi başlatma yolunda ilerliyor. Halk Sarayı’nda bir araya gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yeniden imar faaliyetlerine yönelik kapsamlı bir ekonomik ortaklık başlatarak stratejik bir dönüm noktasının temelini attı. Bu ortaklık çerçevesinde Suriye coğrafyası, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan mevcut kriz karşısında küresel koridor pazarında güvenli bir geçiş yolu ve hayati bir alternatif olarak sunuluyor.

Görüşmelerle eş zamanlı olarak başkentin merkezini hedef alan bombalı saldırılara rağmen, deniz taşımacılığı, enerji ve sanayi sektörlerinin önde gelen isimlerini içeren üst düzey Fransız heyetinin ziyareti, Fransa ve Avrupa’nın güvenlik sorunlarını aşma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Bu katılım, karşılıklı çıkarlara dayalı, sloganlardan uzak ve eşit bir ortaklık inşa etme iradesini yansıtıyor.

Bu gelişmeler, iç savaşın 2024 yılında sona ermesinden bu yana ilk ziyaretini gerçekleştiren Macron’a eşlik eden üst düzey yetkililer, yatırımcılar ve Fransız iş dünyası liderlerinin katıldığı yuvarlak masa toplantısında ele alındı.

Ziyaret, Suriye-Fransa ilişkilerini karşılıklı saygı ve eşit ortaklığa dayalı yeni bir aşamaya taşımayı hedefliyor. Fransa Cumhurbaşkanı’nın geceyi geçirdiği otelin yakınlarında, başkentin merkezini sarsan bombalı saldırıların yol açtığı güvenlik hareketliliğine rağmen, Fransız heyeti ortaklığı hayata geçirme yönündeki adımlarını sürdürdü.

Söz konusu hamle, başta İran ile yaşanan savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması olmak üzere hızla değişen jeopolitik gelişmelerin etkisiyle atıldı. Bu durum, Suriye coğrafyasını küresel enerji ve ticaret akışları için en önemli alternatif ve güvenli koridorlardan biri olarak uluslararası arenada yeniden gündeme getirdi.

sdvdfe
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir toplantıya katıldı. (EPA)

Açılış konuşmasında Fransız sanayi ve ekonomi dünyasının önde gelen temsilcilerini selamlayan Şera, yeniden imar ve ortaklığa yönelik entegre bir yol haritasının mevcut olduğunu vurguladı. Ülkenin jeopolitik avantajına dikkat çeken Şera, “Suriye, Akdeniz’i Körfez ve Irak’a bağlayan stratejik bir konuma sahip olup, Marsilya’ya yalnızca birkaç deniz mili mesafededir. Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünya, güvenli ve istikrarlı koridorların değerini bir kez daha anlamıştır. Bu noktada, küresel koridor pazarında vazgeçilmez bir bağlantı noktası olarak hayati rolünü yeniden kazanan Suriye coğrafyasının önemi ortaya çıkmaktadır. Fransa’nın bu süreçte ilk ortağımız olmasını arzuluyoruz” ifadelerini kullandı.

Yatırım yol haritasındaki sektörleri detaylandıran Şera, “Hava filomuzun yenilenmesi, havalimanlarımızın işletilmesi ve hava seyrüsefer sistemlerinin modernizasyonundan, kara sularımızda enerji arama faaliyetlerine, elektrik ve su şebekelerinin yenilenmesine, üniversite hastaneleri, gıda sanayisi, dijital altyapı ve nüfus kayıt sisteminin modernizasyonuna kadar uzanan entegre bir sistemden bahsediyoruz” dedi. Konuşmasını sürdüren Şera, “Suriye’deki organize sanayi bölgeleri, fabrikalarınız için bir çıkış noktası olmaya hazırdır. Bunu destekleyen en önemli unsur, Suriye’nin egemen kararlara dayalı kalkınma hamlesidir. Kanunlar ve kurumlar tarafından yönetilen modern bir yatırım ortamı inşa ediyoruz” şeklinde konuştu. Şera, bu stratejik ortaklığın Şam’ın Avrupa ve dünya ile kurmak istediği model olduğunu belirterek, sürecin “sloganlar yerine iki ülke halkına hizmet eden karşılıklı çıkarlar üzerine inşa edildiğini” sözlerine ekledi.

Lojistik iş birliği

Stratejik sektörlerin başında lojistik ve deniz taşımacılığı öne çıkarken, görüşmeler Fransız küresel nakliye grubu CMA CGM’nin ticari nüfuzunun artmasını sağladı. Bu çerçevede Şera, grup ile gerçekleştirilen başarılı ortaklık modelini örnek göstererek, şirketin 14 ay önce Lazkiye Limanı’nı geliştirmek üzere 230 milyon euroluk bir yatırım sözleşmesi imzaladığını ve bir yıl geçmeden limanın kapasitesini artırmak için 200 milyon euroluk ek bir kaynak aktarma kararı aldığını belirtti. CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade ise Suriye’deki mevcut yatırım fırsatlarının önemini vurgulayarak, “Bugün Lazkiye Limanı’nı yeniden faaliyete geçiriyoruz ve Şam ile farklı alanlarda önemli ortaklıklar kurmayı öngörüyoruz” açıklamasında bulundu.

csdvgthy
Suriye Havacılık Holding CEO’su Enver Akkad ve CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade, Şam Uluslararası Havalimanı’nda hava kargo taşımacılığına ilişkin bir mutabakat zaptı imzaladılar. (AFP)

Aynı doğrultuda Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Nidal eş-Şaar, her iki ekonomiye de katma değer sağlayacak şekilde Fransa’nın sanayi, ulaştırma, altyapı, eğitim ve sağlık alanlarında etkin bir şekilde yer almasını beklediklerini ifade etti. Şaar, ülkenin ‘ekonomik yaklaşımında daha rekabetçi ve küresel ekonomiye entegre olabilen yeni bir sayfa açmayı seçtiğini’ vurguladı. Suriye Yatırım Ajansı Başkanı Talal el-Hilali de bu görüşmeyi, ‘Suriye’nin modern bir ekonomi ve yatırım ortaklıkları inşa etme yolculuğunda dönüm noktası bir durak’ olarak nitelendirerek bu yaklaşımı destekledi.

Petrol görüşmeleri

Fransız hamlesinin en önemli eksenlerinden biri olarak enerji sektörü öne çıkarken, enerji devi TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanne, resmi bir petrol arama sözleşmesi imzalanmasını görüşmek üzere Suriyeli yetkililerle bir araya geldi.

Bu görüşmeler, Fransız şirketinin geçtiğimiz mayıs ayında Suriye Petrol Şirketi ile imzaladığı ve TotalEnergies’e, Akdeniz sularında tarihsel olarak keşfedilmemiş bir deniz sahasında arama yapma hakkı tanıyan mutabakat zaptının hayata geçirilmesi kapsamında gerçekleştirildi.

Bu çerçevede Pouyanne, mutabakat zaptını her iki taraf için de bağlayıcı resmi bir sözleşmeye dönüştürmek amacıyla, şirketinin hedeflenen sahaya ait ön çalışmaları yürütmek ve teknik verileri analiz etmek üzere diğer şirketlerle bir ortaklık kurduğunu açıkladı. Mevcut teknik fırsatlara ilişkin değerlendirmesinde Pouyanne, TotalEnergies’in normal şartlarda ham petrol bulmayı tercih ettiğini belirterek; Kıbrıs ve İsrail örneklerinde olduğu gibi Doğu Akdeniz bölgesindeki tarihsel keşiflerin yapısının, en güçlü göstergelerin doğal gaza işaret ettiğini doğruladığını ifade etti.

csdfgtrhy
TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanne ve CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a Suriye ziyaretinde eşlik etti. (AFP)

Pouyanne, Hürmüz Boğazı sorununu aşmak ve Irak petrolünü Akdeniz’e taşımak amacıyla Şam’ın ‘Ortadoğu’nun kavşak noktasında’ yer alan merkezi bir transit ülke olma niteliğindeki stratejik önemine dikkat çekti. Irak’ın geçtiğimiz nisan ayında petrolünü Suriye toprakları üzerinden tankerlerle kara yoluyla taşımaya başladığına dair yaptığı açıklamayı ve Şam ile Bağdat arasında enerji transit mekanizmalarının kurulması ile ortak petrol boru hattının rehabilite edilmesi amacıyla yürütülen görüşmeleri hatırlattı. Bununla birlikte ihtiyatlı bir iyimserlik sergileyen Pouyanne, mevcut güvenlik durumunun sahada derhal çalışmaya başlanmasına henüz elvermediğini kabul ederek, ziyaretinin güven inşa etmeyi ve ilk lojistik temasları kurmayı amaçladığını belirtti. Pouyanne, 13 yıldan fazla süren ve 2024 yılında sona eren iç savaşın ardından hükümete kontrolü tamamen sağlaması için gerekli zamanın tanınması adına yatırımcılara biraz sabırlı olmaları çağrısında bulundu.

Uluslararası toplumu ve yatırımcıları, Suriye hükümetine tam kontrolü ve istikrarı sağlaması için zaman tanımak adına temkinli olmaya ve biraz sabır göstermeye davet eden Pouyanne, “13 yıldan fazla süren ve 2024’te sona eren bir iç savaştan yeni çıkan bir ülkeden çok fazla şey talep etmemeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.

Buna karşılık Macron, Paris’in güven inşa etmeye, ayrıca enerji, bankacılık ve altyapı dahil olmak üzere birçok alanda ortak olarak yer almaya hazır olduğunu teyit etti. Suriye’nin yeniden imar çalışmalarını desteklemek amacıyla kapsamlı ortak ekonomik komitelerin kurulması konusunda mutabakata varıldığını açıklayan Macron, bu çerçevede Körfez ülkeleriyle de yakın bir ortaklık yürütüleceğini belirtti. Şam’ın önünde pek çok zorluk bulunduğunu kabul eden Macron, bununla birlikte geleceğe yönelik vaatlerde bulunan ortaklık fırsatlarının da mevcut olduğunu dile getirerek, güvenli ve istikrarlı bir yatırım ortamı hazırlanması için ülkesinin her zaman Suriye halkının yanında olacağını yineledi.

csdfgthy
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Destekleyici mali adımlar kapsamında Elysee Sarayı, Beşşar Esed’in amcası Rıfat Esed’den müsadere edilen ve Suriye devletine ait olan 51 milyon euroluk (yaklaşık 58,29 milyon dolar) tutarın iadesi için Şam yönetimi ile resmi sürecin başlatıldığını duyurdu.

Bu görüşmeler, iki ülke liderinin Yeni Suriye’nin çerçevesini çizen güçlü siyasi açıklamalarıyla tamamlandı. Fransız iş insanlarına seslenen Şera, Halk Sarayı’nın kapılarının geleceğin inşasına katkıda bulunmak isteyen herkese açık olduğunu vurguladı ve Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünyanın, Suriye üzerinden geçen güvenli ve istikrarlı ticaret koridorlarının değerini anladığını ifade etti.


İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail bayrağının bugün Ali et-Tahir Tepeleri'ndeki bir noktaya çekildiğini gösteren görüntüler, Güney Lübnan'ın en önemli stratejik bölgelerinden birini yeniden gündeme taşıdı. Nebatiye ve Kefr Tebnit kentlerine hâkim konumdaki, Şakif Kalesi ile karşılıklı ateş desteği sağlayan tepe, jeostratejik bir düğüm noktası olarak öne çıkıyor. Görüntüler, İsrail'in bölgeyi tamamen kontrol altına alıp almadığı yönünde tartışmalara yol açarken, askeri uzmanlar tepenin bir noktasına ulaşmanın tüm dağın askeri kontrolünün sağlandığı anlamına gelmediğini vurguluyor. İstisnai konumu nedeniyle Ali et-Tahir Tepeleri, müzakerelerde de en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu gelişmeler, sahadaki gerilimin arttığı bir dönemde yaşandı. İsrail'e ait insansız hava araçları (İHHA), Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadatha beldesine çok sayıda ses bombası attı. İsrail savaş uçakları ise Bekaa bölgesi üzerinden alçak irtifada uçarak Baalbek kentine kadar ilerledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, İsrail ordusunun Batı sektörde bazı köylerde zırhlı devriyeler düzenlediğini, devriyeler sırasında yoğun ateş açıldığını ve aynı zamanda İsrail İHA'larının Beyrut'un güney banliyösü üzerinde uçuşlarını sürdürdüğünü bildirdi.

 Lübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağıLübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağı

Bayrak dikilmesi kontrol anlamına gelmiyor

İsrail, 26 Haziran'da Ali et-Tahir'i kontrol altına aldığını açıklamış, Hizbullah ise bu iddiayı reddederek, bölgenin hâlâ direniş güçlerinin kontrolünde olduğunu savunmuştu.

Emekli Tuğgeneral Basem Yasin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Ali et-Tahir Tepeleri'nin Güney Lübnan'ın en önemli coğrafi ve askeri düğüm noktalarından biri olduğunu belirtti. Yasin, "Bölge Kefr Tebnit'ten Kefr Rumman'a kadar uzanıyor, Nebatiye'ye giden bütün yolları ve kentin çevresini kontrol ediyor. Şakif Kalesi'nin tam karşısında yer alıyor ve iki bölgeyi yalnızca Kefr Tebnit ayırıyor. Bu nedenle Şakif'in karşısında stratejik bir blok oluşturuyor" ifadelerini kullandı.

Yasin, İsrail'in 2000 yılına kadar Ali et-Tahir, Debşa ve Cebel et-Tahra tepelerinde üç askeri üs bulundurduğunu belirterek, İsrail'in bölgeyi yeniden kontrol altına alma çabasının bu nedenle şaşırtıcı olmadığını söyledi.

Yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğundaki Ali et-Tahir Dağı'nın Kefr Rumman Ovası, İklim et-Tuffah bölgesi ile Refi', Safi ve Seced dağlarına kadar geniş bir alanı gözetlediğini ifade eden Yasin, bunun bölgeye önemli bir taktik ve stratejik değer kazandırdığını kaydetti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)

Yasin, İsrail güçlerinin tepenin bazı noktalarına ulaşmasının bölgenin tamamını kontrol ettikleri anlamına gelmediğini belirterek, "Bir İHA'nın belirli bir noktaya ulaşması ya da tek bir noktaya bayrak dikilmesi, askeri anlamda bölgenin kontrol altına alındığını veya işgal edildiğini göstermez" ifadelerini kullandı.

Ali et-Tahir'de yer altında bir tesis bulunduğuna ilişkin iddiaları da değerlendiren Yasin, böyle bir tesisin varlığı hâlinde son iki yılda bölgenin yüzlerce hava saldırısına maruz kalmasının nedenini açıklayabileceğini söyledi. İsrail'in tesiste hâlen Hizbullah mensuplarının bulunduğunu öne sürdüğünü belirten Yasin, "Bu nedenle bölgeyi tamamen kontrol altına almaya çalışıyor. Çünkü bu mesele yalnızca hava saldırılarıyla çözülemez; tesisin içine girilmesi ve sahada kontrol sağlanması gerekir" dedi.

Karşılıklı ateş desteği sağlayan tepeler ağı

Emekli Kurmay Tuğgeneral Fadi Davud ise Ali et-Tahir'in Şakif Tepesi için kritik bir destek noktası olduğunu söyledi. Davud, "Her iki mevzi de hem görsel gözetleme hem de ateş desteği bakımından birbirini tamamlıyor. Böylece çevredeki geniş alan üzerinde kontrol sağlanabiliyor" diye konuştu.

Davud, Ali et-Tahir'in tek bir zirveden ibaret olmadığını, kuzeyden güneye uzanan Ali et-Tahir, Debşa ve Rayet et-Tahir olmak üzere üç ana tepeden oluşan Cebel et-Tahra silsilesinin bir parçası olduğunu ifade etti. En yüksek noktanın güney kesimde bulunduğunu belirten Davud, üç tepenin tek bir coğrafi ve askeri bütün oluşturduğunu söyledi.

Bölgenin doğrudan Kefr Tebnit ve Nebatiye'ye hâkim olduğunu, ayrıca Kefr Rumman çevresini de etkilediğini kaydeden Davud, İsrail yerleşimlerinin esas olarak Şakif ve Bafur tepelerinden gözetlendiğini, Ali et-Tahir'in ise aynı tepe hattı içinde Bafur'u koruyup desteklediğini belirtti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Davud, bölgede yer altı tesisleri bulunduğuna ilişkin yıllardır çeşitli iddiaların gündeme geldiğini ancak bunların doğrulanmadığını belirterek, "Dağın altında büyük tesisler ve operasyon odaları bulunduğu, ayrıca burada İranlı uzmanlar, subaylar veya önemli askeri unsurların görev yaptığı yönünde bilgiler dolaşıyor. Ancak bunlar doğrulanmış bilgiler değil" dedi.

Operasyonel açıdan bölgenin önemine de değinen Davud, Dar Mimas ekseninden ilerleyen birliklerin önce Şakif Kalesi ve Arnun'a ulaştığını, buradan da doğuda Ali et-Tahir'e, batıda ise Nebatiye ve Kefr Tebnit'e yöneldiğini belirtti. Davud, bu nedenle Ali et-Tahir'in kontrolünün bölgeye ulaşan yollar üzerinde hâkimiyet ve geniş bir alanın gözetlenmesi açısından kritik önemde olduğunu ifade etti.

Müzakerelerin düğüm noktası

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, İsrail'in çekilmesine ilişkin müzakereler başladığında ilk aşamada çekilmenin Kefr Tebnit ve tarihi Şakif Kalesi bölgesinden başlaması önerildi. Amaç, İsrail güçlerini Nebatiye'nin hemen dışından uzaklaştırmaktı. Ancak İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri'ne ulaşma konusundaki ısrarı nedeniyle bölge müzakerelerin temel anlaşmazlık konusu hâline geldi.

ABD'nin arabuluculuğunda, İsrail ordusunun Litani Nehri'nin güneyine çekilmesi karşılığında Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını öngören bir öneri hazırlandı ve bu plan arabulucular aracılığıyla Hizbullah'a iletildi.

Edinilen bilgilere göre İsrail öneriyi kabul etti. Ancak Lübnan ordusunun yer altındaki tesise girmeden konuşlanmasını öngören ilk taslak Hizbullah tarafından reddedildi ve plan başarısız oldu. Bunun üzerine müzakereler Zotra el-Garbiyye, Frun ve Ganduriye bölgelerinde deneme uygulaması yapılmasına yönelirken, Ali et-Tahir herhangi bir anlaşmanın dışında kaldı.

Eski işgal mevzisinden yeni çatışma eksenine

Ali et-Tahir Tepesi, Litani Nehri'nin kuzeyinde, Kefr Tebnit ile Nebatiye el-Fevka beldeleri arasında, deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yüksekte yer alıyor. Bölge, Ali et-Tahir, Debşa ve Ras et-Tahra tepelerinden oluşan bir silsilenin parçası.

Son savaş sırasında İsrail'in bölgeye ilerleyişi, Şakif Kalesi'nin kontrol altına alınmasının ardından Litani Nehri çevresinden açılan iki ayrı eksen üzerinden Ali et-Tahir'e doğru devam etti. Bu güzergâh, arazi yapısı sayesinde Nebatiye'ye uzanan yolların denetlenmesine imkân sağlıyor.

Ali et-Tahir'in önemi yalnızca mevcut askeri operasyonlardan kaynaklanmıyor. Bölge, İsrail'in 2000 yılına kadar Güney Lübnan'daki işgal döneminde sınır hattındaki en önemli askeri üs ve tahkimatlarından biri olarak kullanılmış, İsrail'in çekilmesinin ardından ise Hizbullah'ın stratejik hedeflerinden biri hâline gelmişti.