Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

George Bush Kral Hüseyin’e; ‘’Ne Saddam ne de bir başka birinin petrolü kontrol etmesine izine vermeyiz, çünkü petrol Batılı nesillerin geleceğidir’’ dedi.

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Şarku’l Avsat olarak, bugünden başlayarak, eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarını üç bölüm olmak üzere ilk defa yayınlıyoruz.  Bedran’ın kaleme aldığı anılar, ‘Karar’ adı altında önümüzdeki eylül ayında yayınlanacak. Ayın 17’sinde, Amman’daki Abdulhamid Şuman Kültür Merkezi’nde kitabın tanıtımı gerçekleştirilecek.
Bedran anılarında, geçen yüzyılın son çeyreğinde Ürdün’ün geçirdiği önemli aşamalara dair bilinmeyenleri ilk kez ifade etmektedir. Bedran 1960’lı yıllarda Ürdün İstihbarat Teşkilatını kurmuş ve uzun yıllar bu teşkilata başkanlık yapmıştı. Krallık Divan Başkanlığı görevini de icra eden eski Başbakan Mudar Bedran’ın, Kral Hüseyin’e yakın olduğu ve Ürdün devletinin kararlarında etkili olduğu biliniyor. Bu bölümde;  Ürdün'ün, Saddam’ın Kuveyt'e askeri harekâtını engellemek için çabasını, sonrasında Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için sergilediği yoğun diplomasi ele alınacak. Ayrıca Kral Hüseyin ve ABD Başkanı George Bush arasında bu süreçteki temaslara dair aktarımlar okuyucunun dikkatine sunulacak.
Dönemin Ürdün Başbakanı Mudar Bedran Körfez Savaşı arefesini şöyle anlatıyor:
1990 yılının Mayıs ayının 2’sinde, Bağdat'ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi oldukça gergin geçti. Basına kapalı liderler toplantısında Irak Başkanı Saddam Hüseyin, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerine hitaben tartışmalara yol açacak bir konuşma yaptı. Zirvede Irak-Kuveyt ihtilafının daha da derinleştiğini müşahede ettim.
Saddam Hüseyin zirvenin ardından Irak halkına hitaben yaptığı konuşmada, İran harbiyle meşgul olunduğu süreçte, Kuveyt’in ülke sınırlarında ortak bölgede sondaj yaptığını (Remliye bölgesi) söyledi. Bu ifadeler karşısında şaşırdım, iki ülke arasında büyük bir krizin patlak vereceğini öngördüm. O zamanlar Irak yönetimi ile yakın ilişkilerimiz vardı, Iraklılara krizin daha da büyümemesi için yoğun ve mükerrer telkinlerde bulunduk. Bazıları, o zamanki yakın ilişkilerimizden yola çıkarak, Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini bildiğimizi iddia ettiler, ancak bu gerçek değil, ‘Kuveyt işgali’ kesinlikle bilgimiz dâhilinde değildi. Evet, bunu sezebiliyorduk, bu yönde göstergeler mevcuttu, Kral Hüseyin’in de bu yönde çekinceleri vardı, birden fazla defa Saddam Hüseyin’i bir çılgınlık yapmaması için uyardık. Güç gösterisi olabileceğini düşünüyorduk, ancak Saddam’ın Kuveyt’i işgal etme niyeti olduğunu bilmiyorduk. Eski Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın Kuveyt’in Irak toprağı olduğu yönünde görüşleri vardı, Saddam Hüseyin’in bu bağlamda siyasi baskı kurarak taleplerini elde etme yolunu seçeceğini öngörüyorduk. Nitekim geçmişte Abdülkerim Kasım Kuveyt’i işgal etmekle tehdit etmiş, Arap Ligi bu tehditler karşısında bölgeye asker konuşlandırmıştı.
Saddam Hüseyin’i çok iyi tanıdığımı düşünüyorum, tanıdığım Saddam’ın asla ödün vermeyeceği bazı ilkeleri ve hassas noktaları vardı diyebilirim. Saddam’ın kişiliğini derinlemesine inceledim, tanışmamızdan itibaren Irak’ta kaldığım üç ay içinde, toplantılarda sessiz bir şekilde şahsiyetini, konuşma tarzını ve düşünme biçimini incelemeye çalıştım. Onur, şeref ve gurur söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitiriyor ve hamasi bir şekilde konuşuyordu. Kuveyt işgalinden önce Saddam Hüseyin, Başbakan Sadun Hamadi’yi resmi görüşme için Kuveyt’e göndermişti, Hamadi’yi Kuveyt Kralı iki gün beklettikten sonra kabul etti. Bu hareket bence bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu süreçteki Irak ziyaretimizde kardeşler arasını bulmak için ciddi mesai harcadık, ancak görünen o ki; artık çok geçti ve iş işten geçmişti.
Kuveyt'in işgalinden günler önce, Arap başkentlerinde yoğun ikili ziyaretler ve toplantılar yapılmaktaydı. 29-30 Temmuz 1990'da, iki önemli görüşme gerçekleşti. İlki; Suudi Arabistan'da Kuveyt Veliaht Prensi Saad el-Abdullah el-Sabah ve Irak Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri arasındaydı. Saddam’ın yardımcısına verdiği talimat netti: "Kuveyt Irak’ın taleplerini kabul ederse ne ala, eğer kabul etmezse görüşmeleri yarıda kesin ve derhal geri dönün.’’ İkinci görüşme ise; Bağdat’ta Kral Hüseyin ve Saddam Hüseyin arasındaydı. O gün görüşmeye katılamadım, çünkü Mısır Başbakanı Atıf Sıdki Amman’a resmi ziyaret gerçekleştirecekti. Sıdki ülkeden ayrıldığında hemen Bağdat’a uçtum, akşam 10 gibi ulaştığımda, akşam yemeği sona ermişti, Kral Hüseyin’le görüştüm, Irak ve Kuveyt arasındaki durumun kritik olduğunu aktardı. Ertesi gün dönüş yoluna geçmeden Saddam Hüseyin’le görüşmek istedim, nitekim görüştüğümüzde herhangi bir askeri harekat düzenlemesinin meseleyi daha da karmaşık hale getireceği’ yönündeki görüşlerimi ifade ettim. Havaalanına giderken  Irak Başbakanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a, ‘’Saddam’ı daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemiştim, herhangi bir çılgınlık yapmaması için onu ikna etmelisiniz, aksi durumda hepimizin çıkarları zedelenir’’ dedim.
Kuveyt işgali sürecindeki bir ziyaretimde Saddam bana şöyle söyledi: ‘’Ebu Nadiye’nin (Taha Yasin’i kast ediyor) beni yönlendirmesini mi istiyorsun, Devrim Meclisi’nde ben onu yönlendiriyorum.’’ Daha sonra bu süreçte Irak devlet mekanizmasından Irak’ın işgaline karşı olumsuz bir tutum takınan tek kişinin Tarık Aziz olduğunu öğrendim.
İşgale günler kala yaptığımız Bağdat ziyaretinin ardından Kuveyt’e geçtik. Kral Hüseyin ve Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah havaalanında ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye katılmadım, içeride neler konuşuldu bilmiyorum. Dışarıda Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah’la birlikte toplantının bitmesini bekliyorduk. Şeyh Sabah’a sordum: ‘’Iraklılar Kuveyt’in müşterek bir havzadan petrol çıkardığını iddia ediyor bu doğru mu? ‘’Evet bu doğru’’ dedi, ancak biz bu konuyla ilgili her türlü çözüm yolunun konuşulmasına hazırız, biz o bölgeden günlük 1700 varil petrol çıkardık, Saddam günlük 2 bin varilden fazla petrol çıkardığımızı iddia ediyor.’’ İşte o zaman anladım, İran savaşıyla meşgul olurken böyle bir şeyin olması Saddam Hüseyin’i çileden çıkarmış olmalıydı.  
Ürdün’e döndükten sonra Millet Meclisi’nin acil bir oturumla toplanmasını talep ettim. Basına kapalı toplantıda; ‘’Irak Kuveyt’i işgal ederse buna şaşırmam’’ dedim. Bu toplantı Çarşamba akşamı yapılmıştı, ertesi gün 2 Ağustos 1990’da Saddam Kuveyt’e girdi ve dört gün içinde tüm ülkeyi baştan sona kadar ele geçirdi.
Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra da, Saddam'a geri çekilmesi yönünde baskı yapmaya devam ettik. Hatta bu işi abarttığımızı bile söyleyebilirim, Saddam’ı Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a karşı askeri müdahale edebilecekleri yönünde de kesin bir şekilde uyardık.
Bir toplantıda Saddam Hüseyin'i zor durumda bıraktığımı hatırlıyorum, Kuveyt’ten geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek, zaten ilk başlarda Kuveyt’i işgal etme niyetinde olmadığını söyledim. Sözlerim hoşuna gitmemişti ama yine de doğru olduklarını kabul etti. Kuveyt sınırına giden tugay komutan, bölgede herhangi bir askeri varlık olmadığını, başkente devam edip etmemesi gerektiğini Saddam’a sormuş, Saddam’da devam et demişti. Yani tam olarak işgal böyle gerçekleşmişti. Bu büyük felakete yol açan sebeplerden birinin, tugay komutanının patavatsızlığının olması oldukça ironik olsa gerek. Komutanın yapması gereken sınır bölgesine konuşlanması yönündeki talimatları gerçekleştirmekti, Saddam’a böylesi bir soruyla dönüş yapması, adamı daha da kışkırtmış olmalı.

Ürdün’ün krizi sonlandırma çabaları
Saddam'ın Kuveyt'ten çekilmesi için baskı yapmayı sürdüren Kral Hüseyin, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'den, Cidde'de Irak’ın da katılacağı bir mini zirve düzenlenmesi karşılığında Saddam'a, Kuveyt'ten çekilmesi yönünde baskı yapma konusundaki arabuluculuğunu kabul ettirme sözü verdi. Kral Hüseyin, ertesi gün Bağdat'a uçtu ve Irak yönetiminin Kuveyt'ten hızlı bir şekilde çekilme kararı alması durumunda bir mini zirve toplantısı yapılacağını ve meselenin çözüme kavuşturulacağını bildirdi. Iraklılar Kral Hüseyin’e Cidde’deki mini zirveye katılacaklarını söyledi. Saddam Hüseyin, meseleyi Baas Liderliği ile görüşeceğini, yardımcısı İzzet İbrahim’in Kral Hüseyin’i arayarak ‘çekilme kararını’ bildireceğini belirtti.
Amman’a vardığımızda Iraklıların Kuveyt’ten çekilme hususunda yumuşadıklarını düşünüyorduk. Kral Hüseyin CNN’e konuyla ilgili iyimser bir açıklama yaptı. Mısır ve Suudi Arabistan da Cidde’deki mini zirveye iştirak edeceklerini duyurdu. Saddam Hüseyin Bağdat’ı terk etmeden önce Kral Hüseyin’e; ‘’Ebu Abdullah eğer Arap Birliği’nden Irak’ı kınama kararı çıkarsa herkes kendi yoluna gider’’ demişti. 
Arabuluculuğun tehlikeye düşmemesini isteyen Kral Hüseyin, Hüsnü Mübarek’i aramış, Arap Birliği zirvesinin ertelenmesini talep etmiş, Hüsnü Mübarek de bu talebi kabul etmişti. Ancak saatler 23’ü gösterdiğinde Arap Birliği Zirvesi’nden yapılan açıklamada Irak Kuveyt işgali nedeniyle kınanmıştı. İşte o zaman, meselenin diplomatik arabuluculuğumuzu aşan bir tarafının olduğunu kavradık. Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının ön oturumlarını gerçekleştirdiği zirvede Ürdün’ü Mervan Kasım temsil ediyordu. Kasım karar açıklanmadan önce, üye ülkelerin bir kısmının Irak’ı sert bir dille kınama eğilimi sergilediğini aktardı. Nedve Sarayında idik, bunu duyan Kral Hüseyin ‘’Allahuekber, aracılığa bir imkan bırakmadılar’’ dedi. Dışişleri Bakanı Kasım’ın Ürdün’ün ‘kınamaya dair’ çekince koyması talimatını verdi. 5 Ağustos’ta Kahire’de liderler düzeyinde zirve yapıldı, zirve gergin başlamıştı çünkü Mısırlılar, Kuveyt’e yakın Batın bölgesine askeri birlikler göndermişti. Dolayısıyla Irak karşıtı tutumları açıktı, zirvede Araplar ortak karar alamadı, alınan kararlar sadece bazı ülkelerin görüşünü yansıtıyordu.
Ürdün olarak bu süreçte de, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması için diyalog çabalarını desteklemeyi sürdürdük. Kahire’deki zirvede, Arap Birliği’nin Kuveyt raporu sunacak bir komite oluşturmasını talep ettik. Böylelikle Kuveyt’in haklarının yanı sıra Irak’ın çekincelerini de yansıtan bir rapor oluşturulmasını umuyorduk. Aynı zamanda arabuluculuk için zaman kazanmış olacaktık. Hasılı kelam; Ürdün, Irak’ın Kuveyt işgalini Arapların kendi aralarında savaşsız bir şekilde çözmesi için elinden geleni yaptı. Hatta son çare olarak Ürdün ve Cezayir ordusunun, Suudi Arabistan’ın gözetiminde Suud-Irak sınır hattına konuşlandırılmasını teklif ettik. Saddam Hüseyin’in herhangi bir Arap ordusuna saldırmayacağını, ancak yabancı bir güce karşı aynı toleransı sergilemeyeceğini biliyorduk. Ancak önerilerimiz Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Zira o zamanlar Körfez ülkeleri, Kuveyt’in, Ürdün, Yemen ve Filistin’in desteğiyle işgal edildiğini düşünüyordular. Kral Hüseyin’in de işgalden haberdar olduğunu iddia ediyordular. Tüm bu yanlış bilgiler sonucunda, Körfez ülkeleri Ürdün’e yapılan mali desteği kesme kararı aldı. Kral Hüseyin 1990 yılının sonlarında başbakanlıktaki bir toplantıda şöyle söylemişti: “Son iki yıldır, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan yönetiminde, kendilerine yönelik bir komplo olduğu yönünde bir anlayış oluşmuş, Irak, Ürdün ve Yemen’e karşı bir önyargı söz konusu, bu sebeple bu ülkelere yapılacak olan yardım sözlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar’’
Allah Kral Hüseyin’e rahmet eylesin, Irak’ı yeni bir umudun doğacağı ülke olarak görüyordu. Irak’ın güçlü kalmasını ve bu krizi büyük bir felaket yaşamaksızın atlatmasını diliyordu. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesine paralel olarak, İsrail’in de Batı Şeria’dan ve Kudüs’ten çekilmesini istiyordu. ABD ve İngiltere’nin aksi yöndeki eğilimlerine rağmen, İsrail-Filistin sorunun çözümü için bu talebinde ısrarcı oldu. 12 Ağustos’taki Arap Birliği Zirvesi’nde de bu görüşünü açık bir şekilde dillendirdi.

Askeri harekâtı önleme çabaları
ABD ile ilişkilerdeki gerilime rağmen, Kral Hüseyin, Irak’a yönelik düzenlenecek askeri harekatı önlemek için yoğun diplomatik çaba sergiledi. Bu bağlamda Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdik ve ABD Başkanı George Bush ile görüştük. Hatırladığım kadarıyla Bush Kral Hüseyin’e şunu söyledi: ‘’Ne Saddam’ın ne de bir başkasının petrolü kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, çünkü petrol Amerika ve Batı’daki nesillerin geleceğidir. Saddam dünya rezervlerinin yüzde yirmisini ele geçirmek istiyor, bu bizim için ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir meseledir, Saddam’a izin vermeyeceğiz.’’
Kral Hüseyin ise, Irak-Kuveyt arasındaki sorunun mahiyetini açıkladı, savaş olmaksızın Arapların kendi arasında meseleyi çözmesinin hala mümkün olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın kaygılarının, sınırına konuşlandırılacak Arap güçleriyle giderilebileceğini, Irak’a yönelik düşmanca yaklaşımın, bu ülke yönetimini daha da kışkırtacağını ifade etti.
Merhum Kral Hüseyin’in diplomatik girişimleri Washington’la sınırlı kalmadı, aynı konu çerçevesinde Kuzey Afrika ve Avrupa ülkelerine de bir dizi ziyaret gerçekleştirdik. Ülkelerin farklı tutumları söz konusuydu. Örneğin Libya, Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinin bölgeye dış müdahalelerinin önünü açtığı için tepkiliydi. Britanya ise savaşı ateşli bir şekilde destekliyor ve Saddam Hüseyin’i devirmek istiyordu. İngilizlerden anladığımız kadarıyla, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ın ya da Kuveyt’in kim tarafından yönetilmesi gerektiği konusuyla ilgili değillerdi. Tek önemsedikleri şey Saddam’ın devrilmesiydi. Margaret Thatcher’le de görüşmüştük, Thatcher’in yaklaşımı, sanki Hindistan’daki bir sömürge söz konusuymuş gibiydi, tam bir despot mantığına sahip olduğunu anımsıyorum. Fransızlara gelecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand, Saddam’ın tutumundan rahatsız olduğunu ancak siyasi çözümden yana olduğunu söylemişti. Almanya da askeri çözüm taraftarı değildi, bazı Alman yetkililer, Thatcher’in George Bush’un saldırgan politikasının ateşli destekçisi olduğunu ima ettiler. O yolculuğumuzda randevular çakıştığı için Moskova’ya gidemedik. Batı turunun ardından Bağdat’a yöneldik, Irak yönetimini gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyordu. Tarık Aziz’le görüştüm, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi konusunda iyimser değildi. Neyse ki en üst düzey yetkili değildi ve belki de hala yapılabilecek bir şeyler vardı. Üst düzey bir askeri yetkili, General Haldun Sultan ve beraberindeki Iraklı yetkililere; Irak esnek davranırsa BMGK’da desteklenebilecek bazı düşünceler var, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda ABD Körfez’den çekilebilir, George Bush’un bize, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda bir şeyler düşünülebileceğini söylediğini aktardım. Kral Hüseyin, Saddam Hüseyin’le görüştü, iki lider de son derece açık sözlüydü, Saddam Hüseyin, 12 Ağustos’ta dillendirdiği, Kuveyt’ten çekilmesinin, Filistin meselesiyle doğrudan ilişkili olduğu tezini dillendirdi. Saddam ‘’Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekilirsek bu zaaf olarak addedilir, bu tutumuz değişmeyecektir, Kuveyt Irak’ın bir şehridir, mesele kapanmıştır’’ dedi.
Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Mervan Kasım Körfez ülkelerini ziyaret ediyordu, ancak Körfez ülkelerinin bize yaklaşımı son derece menfiydi. Katar mektubumuza yanıt vermedi, dolayısıyla ziyaret etmedik. Umman’da Sultan Kabus bizi iyi karşıladı, ABD’lilerle görüş ayrılıkları mevcuttu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise öfke hakimdi, bana ‘’Kral Hüseyin böyle mi yapıyor, o kadar da destekledik kendisini’’ dediler, Kral Hüseyin’in kendilerine olumsuz yaklaştığı yönünde bir intiba edinmiştiler.
Ürdün açısından bakarsak, Körfez ülkelerinin tutumu bize sağlanan yardımların kesilecek olması yönündeydi. Olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdik ve Libya’dan mali destek talep ettik. Kaddafi bize, Saddam Hüseyin’in Kuveyt Merkez Bankası’nda ele geçirdiği meblağdan Ürdün’e yardım sağlayıp sağlamadığını sordu. Bizde Amerikalıların, Irak ordusunun Merkez Bankası’ndaki kasaları açamadığını bildirdiklerini, dolayısıyla böyle bir şey yaşanmadığını söyledik.
Bağdat bombalanmadan birkaç gün önce Şam’a gittim ve Hafız Esed ile altı saatlik bir görüşme gerçekleştirdim. Ona yaşanan savaşın bizi ilgilendirmediğini, Suriye-Irak ilişkilerinin son yıllarda iyileşme gösterdiğini, Ürdün’ün bu durumu desteklediğini ve Körfez Savaşında taraf olmaması gerektiğini söyledim. Suriye ordusu Irak karşıtı olarak Hafr Batın bölgesinde konuşlanmışken, İsrail’in saldırmayacağından nasıl emin olabildiklerini sordum?
Esed bana, ‘’İsrail’in Ürdün’e saldırması demek, Suriye’ye saldırması anlamına gelir. Ordumuz direk müdahil olacaktır, öylesi bir durumda Ürdün’ü yalnız bırakacak değiliz’’ dedi.
Saddam’la barışması için ikna etmeye çalıştım, Esed; ‘’Kral Hüseyin Cufra’da beni Saddam Hüseyin’le 14 saat boyunca görüşmeye zorladı, toplantı Saddam’ın gururu yüzünden başarısız oldu, en sonunda o yersiz gururu onu öldürecek’’ diye yanıtladı.
Suriye ziyaretimin sebeplerinden biri de; Irak’tan petrol akışı kesilmesi durumunda, Suriye’nin petrol sağlamasıyla ilgiliydi. Hafız Esed bu talebimi olumlu karşıladı. Bir süre Suriye’den Ürdün’e petrol aktarımı yapıldı.
Savaştan iki ay önce son kez, Kral Hüseyin’den Saddam Hüseyin’e bir mesaj taşıdım, Saddam Hüseyin’le iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Gorbaçov’un temsilcisinin ve Fransa’nın savaşı önleme çabası olduğunu, Irak’ın da tavrını esnetmesi gerektiğini söyledim. Saddam tutumunun sabit olduğunu, herhangi bir savaşı başlatmayacağını ancak kendilerine saldırılması durumunda kimsenin savaşın hızlı bir şekilde sona ereceğini düşünmemesi gerektiğini söyledi.

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



Gazze'de kanlı gün: 9 Filistinli hayatını kaybetti, çeteler Gazze'nin orta kesimlerini hedef aldı

İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)
İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)
TT

Gazze'de kanlı gün: 9 Filistinli hayatını kaybetti, çeteler Gazze'nin orta kesimlerini hedef aldı

İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)
İsrail'in Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'na dün düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze namazı kılındı (AP)

Gazze Şeridi dün kanlı bir gün geçirdi. Çeşitli bölgelerde gerçekleştirilen İsrail hava saldırılarında 9 Filistinli hayatını kaybetti. Bunların 4'ü, Gazze'nin orta kesimlerindeki Megazi Kampı'nın doğusunda Gazze sakinlerinin evlerine saldıran İsrail destekli silahlı çete üyelerine destek sağlamak amacıyla düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında öldürüldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas'tan saha kaynaklarına göre silahlı çetelerin saldırısı, sarı hattın yaklaşık 250 metre batısında yer alan Mesced el-Masdar bölgesinde gerçekleşti. Çete üyeleri bölge sakinlerinin evlerine sızarak evleri aradı, bazı bölge sakinlerini sorguladı ve 3 genci kaçırdı.

İsrail ile Hamas arasında geçtiğimiz ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının sağlanmasından bu yana sarı hat olarak bilinen hayali bir çizgi, Hamas’ın kontrolündeki bölgeler (hattın batısı) ile İsrail ordusunun ve ona bağlı Filistinli silahlı çetelerin konuşlandığı bölgeleri (hattın doğusu) birbirinden ayırıyor.

Trump planına göre Gazze'den çekilme aşamalarını gösteren harita (Beyaz Saray)Trump planına göre Gazze'den çekilme aşamalarını gösteren harita (Beyaz Saray)

Kaynağa göre sakinler, eski Filistinli güvenlik subayı Şevki Ebu Nasira'nın komuta ettiği silahlı çete üyelerine direniş göstermeye çalıştı. İki Hamas üyesi saldırganlara ateş açarken kısa süreli çatışmalar yaşandı. İsrail İHA’ları devreye girerek füze ateşledi. Saldırıda 2 Hamas aktivisti ve 2 sivil olmak üzere 4 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail bombardımanında en az 6 Filistinli daha çeşitli derecelerde yaralandı. Yaralıların tamamı Gazze'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah'taki Şuheda el-Aksa Hastanesi'ne kaldırıldı.

Gazze'deki sağlık yetkililerinin açıkladığı verilere göre ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 900 Filistinli İsrail hava saldırılarında hayatını kaybetti.

Kaçırılan kişi işkenceyle öldürüldü

Kaynak, çetelerin hedef aldığı üç kaçırılandan birinin, serbest bırakılmadan önce kaçırıcılar tarafından sahada sorgulanırken ağır işkenceye maruz kaldığını ve cesedinin olay yerine bırakılarak geri çekildiğini açıkladı.

Şuheda el-Aksa Hastanesi'nde gazetecilerin çektiği ceset fotoğraflarında işkence izleri görülürken kurbanın kafasına ve göğsüne ateş edilerek infaz edildiği, üzerinde ise bağlandığına dair ip izleri bulunduğu ortaya çıktı.

Silahlı çete üyelerinin geri çekilmesinin ardından bir İsrail Apache helikopteri, kaçırılanın aynı aile üyesi olduğu ve infazdan önce sorgulandığı Beşiti ailesine ait eve füze fırlattı. Saldırıda aynı aileden ikinci bir kişi hayatını kaybetti. Öldürülen kişinin Hamas üyesi olduğu bildirildi.

Aynı bölge son günlerde İsrail destekli silahlı çetelerin birbiri ardına gerçekleştirdiği saldırılara sahne oldu. Geçtiğimiz nisan ayında İsrail'in halihazırda Gazze'nin yüzde 60'ını aşan nüfuz bölgelerini genişletmek amacıyla bölge sakinlerini yerinden etmek için bazı evler ateşe verildi.

Eş zamanlı saldırı

Megazi saldırısıyla eş zamanlı olarak Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un güneyindeki Devvar Muza bölgesinde başka bir olay yaşandı. Eski Filistinli güvenlik subayı Husam el-Astal'ın çetesi bu bölgede faaliyet gösteriyor.

Görgü tanıkları, söz konusu silahlı çetenin sarı hattın kuzeyindeki bölgelere ilerlemesinin ardından Hamas'a bağlı silahlı unsurların saldırısına uğradığı sırada bölgede patlama ve çatışma seslerinin duyulduğunu doğruladı.

Hamas güvenliğine bağlı Rad’a gücü ve diğer Filistin grupları, sarı hattı geçen çete aracını hedef aldıklarını, bunun aracın yanmasına ve içindekilerin yaralanmasına yol açtığını duyurdu.

Şarku’l Avsat'a konuşan Han Yunus'taki silahlı gruplardan birinin saha kaynağı, aracın tanksavar mermisiyle vurulduğunu ve doğrudan ateşe maruz kaldığını, bunun sonucunda çete üyeleri arasında can kayıpları olduğunu ve bazılarının yaralandığını belirtti. Kaynak, Filistinli grupların askeri kanatlarının bu çetelere karşı durma ve tüm güçleriyle mücadele etme kararı aldığını da teyit etti.

Husam el-Astal çetesinin üyeleri geçtiğimiz 20 Nisan'da, Han Yunus'un orta kesimlerindeki Devvar Ebu Hamid bölgesine ilerledikten sonra benzer bir saldırıyla karşılaşmıştı. O dönem ‘cesur’ olarak nitelendirilen bu operasyonda, tanksavar mermileri, keskin nişancı ve hafif silahlarla kurulan bir pusuyla karşılaşmışlardı.

Dün sabah gerçekleşen saldırının ardından yalnızca birkaç saat sonra Han Yunus'un orta kesiminde Filistinlilere ait bir araç İHA saldırısına uğradı. Saldırıda biri Hamas aktivisti olmak üzere insani yardım alanında çalışan 2 kişi hayatını kaybetti.

Dün İsrail’in Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde düzenlediği hava saldırısında hedef alınan aracın enkazını inceleyen Filistin sivil savunma ekipleri (EPA)

İsrail’in Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde dün düzenlediği hava saldırısında hedef alınan aracın enkazını inceleyen Filistin sivil savunma ekipleri (EPA)

Gazze Şeridi'nde yaşanan tüm silahlı çete saldırılarında İsrail'in müdahalesinde tekrar eden bir durum göze çarpıyor. Çete üyelerinin Hamas'la çatışmanın ardından, özellikle kendi saflarında kayıp verilmesi durumunda, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerden geri çekilmesine ateş desteği sağlanıyor.

‘Quad copter’ adı verilen küçük mermiler ve roketler taşıyan minyatür İHA’ları İsrail'in kullanıp kullanmadığı bilinmiyor. Daha önce Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, yakalanan silahlı çete üyeleriyle yürütülen soruşturmaların bulgularını aktarmıştı. Bu bulgular, söz konusu kişilerin Filistin grubu üyelerini hedef almak amacıyla İsrail ordusu tarafından insansız hava aracı kullanımı konusunda eğitildiğini ortaya koymuştu.


Esed'in kimyasal silah programının kalıntıları bulundu

Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
TT

Esed'in kimyasal silah programının kalıntıları bulundu

Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)

Suriyeli bir yetkili, devrik lider Beşşar Esed döneminde yürütülen gizli kimyasal silah programına ait kalıntıların bulunduğunu açıkladı. Yetkili, ülkede yıllarca süren iç savaş sırasında gerçekleştirilen ölümcül gaz saldırılarında kullanılanlara benzer mühimmat ve ham maddelerin ele geçirildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Suriye’nin Lahey’deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü nezdindeki daimî temsilcisi Mohammad Kattub, yetkililerin Esed dönemindeki kimyasal silah programıyla bağlantılı oldukları şüphesiyle 18 kişiyi gözaltına aldığını söyledi. Gözaltına alınanlar arasında eski rejimde görev yapmış üst düzey askeri, siyasi ve teknik isimlerin de bulunduğu ifade edildi.

Kattub ayrıca, “Esed güçleri tarafından kullanılan sarin gazı bileşenlerinin” de bulunduğunu açıkladı. Yetkili, kimyasal silahlarda kullanıldığı belirtilen 70’ten fazla füze ve bombanın da ele geçirildiğini kaydetti.

Suriye temsilcisi Kattub, birkaç gün önce Lahey’de düzenlenen “Suriye’de kimyasal silah kullanımının ardından hesap verebilirlik arayışında roller ve sorumluluklar” başlıklı oturuma katılmıştı.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yeni Kassam Tugayları komutanının suikasta uğradığını doğruladı

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yeni Kassam Tugayları komutanının suikasta uğradığını doğruladı

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)

Hamas Hareketi’nden 3 kaynak dün akşam yaptıkları açıklamada, hareketin silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın yeni lideri Muhammed Avde’nin, İsrail ordusunun Gazze kentinin merkezindeki er-Rimal mahallesinde bir apartman dairesine düzenlediği hava saldırısında öldürüldüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Avde’nin cenazesinin saldırının şiddeti nedeniyle parçalanmış halde enkaz altından çıkarıldığını, olay yerinde ailesine ait olduğu değerlendirilen başka insan kalıntılarının da bulunduğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, Avde’nin naaşının aile üyeleri tarafından teşhis edildiğini, ayrıca yerini bilen yakın çevresinden bir kişinin de kimliğini doğruladığını aktardı.

Sahadaki bir kaynak ise İsrail savaş uçaklarının söz konusu daireye en az 3 füze fırlattığını, saldırının bina ile çevresinde büyük yıkıma yol açtığını ifade etti. Saldırıda yoldan geçen bir kadının hayatını kaybettiği, er-Rimal mahallesindeki mağazalarda alışveriş yapan çocuklarının ise yaralandığı bildirildi.

İlk saldırıdan yaklaşık 20 dakika sonra bir helikopterin, ilk hedef alınan daireden yüzlerce metre uzaklıktaki başka bir apartman dairesine ikinci bir hava saldırısı düzenlediği kaydedildi. Saldırıda aralarında Kassam Tugayları istihbarat biriminde görevli bir saha komutanının da bulunduğu çok sayıda kişinin yaralandığı, söz konusu komutanın durumunun ağır olduğu belirtildi. Avde, Kassam Tugayları liderliğine getirilmeden önce örgütün istihbarat biriminin başında bulunuyordu. Önceki lider İzzeddin el-Haddad ise yaklaşık 10 gün önce öldürülmüştü.

İsrail, dün daha erken saatlerde yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın yeni liderini Gazze’de hedef aldığını duyurmuş, ancak saldırıda hedef alınan kişinin öldürülüp öldürülmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından yayımlanan ortak açıklamada, İsrail ordusunun ‘bugün Gazze’de terör örgütü Hamas’ın askeri kanadının yeni lideri ve 7 Ekim saldırısının planlayıcılarından biri olan Muhammed Avde’ye yönelik operasyon gerçekleştirdiği’ ifade edildi.

Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu).Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).

Netanyahu, Avde’nin 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik sınır ötesi saldırı sırasında Hamas’ın istihbarat biriminin başında bulunduğunu söyledi. Avde’nin yaklaşık bir hafta önce, 15 Mayıs’ta İsrail ordusu tarafından öldürülen Kassam Tugayları Komutanı İzzeddin el-Haddad’ın yerine göreve getirildiği belirtildi.

Avde kimdir?

Muhammed Avde’nin Hamas ile ilişkisi, 1987 yılında başlayan Birinci İntifada dönemine kadar uzanıyor. Avde, bir süre Hamas’ın eski liderlerinden Yahya Sinvar tarafından ‘İsrail adına çalışan ajan ve iş birlikçileri takip etmek’ amacıyla kurulan ‘el-Mecd’ adlı güvenlik yapılanmasının faaliyetlerinde yer aldı.

Kaynakların tahminine göre 40’lı yaşlarının sonu ile 50’li yaşlarının başında olan Avde, 2000 yılının sonunda başlayan İkinci İntifada sırasında Kassam Tugayları’nda görev yapan ilk isimler arasında yer aldı. Avde’nin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda bulunan Hulefâ-i Râşidîn bölgesinde yaşadığı belirtildi.

Hulefâ-i Râşidîn bölgesi, Hamas’ın ilk önemli merkezlerinden biri olarak biliniyor. Avde’nin de hareketin üst düzey isimleriyle yakın ilişkiler kurduğu ifade ediliyor. Bunlar arasında, Hamas ve Kassam Tugayları içinde militan devşirme konusunda etkili isimlerden biri olarak görülen ve örgüt liderlerinin belirlenmesinde rol oynayan Nizar Reyyan da bulunuyordu.

Söz konusu bölge uzun yıllar boyunca Kassam Tugayları’nın askeri merkezi niteliğinde faaliyet gösterdi. Hamas’ın askeri kanadının önde gelen liderlerinden Muhammed ed-Dayf ile diğer askeri komutanların da burada bulunduğu, Avde ile Dayf arasındaki ilişkinin de bu dönemde aynı bölgede yürüttükleri faaliyetler sırasında başladığı aktarıldı.

Avde’nin askeri geçmişinde güvenlik ve istihbarat faaliyetleri öne çıksa da zaman içerisinde saha komutanlığı görevlerinde yükseldiği belirtiliyor. Buna göre Avde, uzun yıllar Cibaliya Mülteci Kampı’nın merkez taburunun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bir süre askeri üretim biriminde görev alan Avde, 2017-2019 yılları arasında yaklaşık 2 ila 3 yıl boyunca Kuzey Tugayı Komutanı olarak görev yaptı.

Avde’nin Kuzey Tugayı Komutanlığı döneminde, Kassam Tugayları’nın saha komutanlarından Muhammed Sinvar’ı ağırladığı ve ikilinin Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı yakınlarında bir tünelde araçla dolaştıkları belirtildi. Daha sonra İsrail’in ele geçirdiği görüntülerde, Avde ile Sinvar’ın tünel içinde araçla ilerlediği anların yer aldığı ifade edildi.

Hamas kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Muhammed Avde’nin Kassam Tugayları bünyesinde son derece önemli hale gelen istihbarat yapılanmasının geliştirilmesinde büyük rol oynadığını belirtti. Kaynaklara göre Avde, doğrudan saha faaliyetlerinden ziyade istihbarat çalışmalarını tercih ediyor, kişisel koruma ya da şoför kullanmaktan kaçınıyor ve yüksek güvenlik hassasiyeti nedeniyle görevlerini tek başına yürütmeyi benimsiyordu.

Avde’nin hem savaş sürecinde hem de öncesinde birçok suikast girişiminin hedefi olduğu, ancak çoğu saldırı sırasında hedef alınan noktalarda bulunmadığı ifade edildi. Ayrıca 10 Ekim 2025’te ilan edilen ateşkesin ardından Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki baba evinin bombalandığı, saldırıda büyük oğlu Amr’ın hayatını kaybettiği aktarıldı.

İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik iki yıl süren yoğun saldırılar sırasında, Kassam Tugayları’nın üst düzey komutanları ile Hamas’ın Gazze çevresindeki yerleşimlere düzenlediği saldırının planlama ve yönetiminde rol oynayan birçok kilit ismi hedef alarak öldürdü.

Avde’nin yönettiği Kassam Tugayları askeri istihbarat biriminin, İsrail ordusunun Gazze Tümeni’ndeki zayıf noktaları analiz ederek belirli bölgelere yönelik saldırı planları hazırladığı belirtildi. Elde edilen bilgilerin düzenli olarak askeri konsey liderliğine iletildiği ifade edildi.

Kaynaklar, Avde’nin, İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesinin ardından fiilen Kassam Tugayları liderliğine seçildiğini aktardı. Avde’nin, Haddad’a yakın isimlerden biri olduğu ve özellikle Muhammed ed-Dayf ile Muhammed Sinvar’ın öldürülmesinin ardından Haddad’ın yürüttüğü ‘örgütsel yapılanmayı yenileme’ planları konusunda sürekli temas halinde bulunduğu kaydedildi.

Avde’nin öldürülmesiyle birlikte, Kassam Tugayları’nın ana askeri konseyinden geriye yalnızca iç cephe komutanı İmad Akl’ın kaldığı belirtildi. Hamas kaynakları, Akl’ın 7 Ekim saldırısının planlanması ya da yönetiminde etkin bir rol üstlenmediğini ifade etti.