Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

George Bush Kral Hüseyin’e; ‘’Ne Saddam ne de bir başka birinin petrolü kontrol etmesine izine vermeyiz, çünkü petrol Batılı nesillerin geleceğidir’’ dedi.

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Şarku’l Avsat olarak, bugünden başlayarak, eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarını üç bölüm olmak üzere ilk defa yayınlıyoruz.  Bedran’ın kaleme aldığı anılar, ‘Karar’ adı altında önümüzdeki eylül ayında yayınlanacak. Ayın 17’sinde, Amman’daki Abdulhamid Şuman Kültür Merkezi’nde kitabın tanıtımı gerçekleştirilecek.
Bedran anılarında, geçen yüzyılın son çeyreğinde Ürdün’ün geçirdiği önemli aşamalara dair bilinmeyenleri ilk kez ifade etmektedir. Bedran 1960’lı yıllarda Ürdün İstihbarat Teşkilatını kurmuş ve uzun yıllar bu teşkilata başkanlık yapmıştı. Krallık Divan Başkanlığı görevini de icra eden eski Başbakan Mudar Bedran’ın, Kral Hüseyin’e yakın olduğu ve Ürdün devletinin kararlarında etkili olduğu biliniyor. Bu bölümde;  Ürdün'ün, Saddam’ın Kuveyt'e askeri harekâtını engellemek için çabasını, sonrasında Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için sergilediği yoğun diplomasi ele alınacak. Ayrıca Kral Hüseyin ve ABD Başkanı George Bush arasında bu süreçteki temaslara dair aktarımlar okuyucunun dikkatine sunulacak.
Dönemin Ürdün Başbakanı Mudar Bedran Körfez Savaşı arefesini şöyle anlatıyor:
1990 yılının Mayıs ayının 2’sinde, Bağdat'ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi oldukça gergin geçti. Basına kapalı liderler toplantısında Irak Başkanı Saddam Hüseyin, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerine hitaben tartışmalara yol açacak bir konuşma yaptı. Zirvede Irak-Kuveyt ihtilafının daha da derinleştiğini müşahede ettim.
Saddam Hüseyin zirvenin ardından Irak halkına hitaben yaptığı konuşmada, İran harbiyle meşgul olunduğu süreçte, Kuveyt’in ülke sınırlarında ortak bölgede sondaj yaptığını (Remliye bölgesi) söyledi. Bu ifadeler karşısında şaşırdım, iki ülke arasında büyük bir krizin patlak vereceğini öngördüm. O zamanlar Irak yönetimi ile yakın ilişkilerimiz vardı, Iraklılara krizin daha da büyümemesi için yoğun ve mükerrer telkinlerde bulunduk. Bazıları, o zamanki yakın ilişkilerimizden yola çıkarak, Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini bildiğimizi iddia ettiler, ancak bu gerçek değil, ‘Kuveyt işgali’ kesinlikle bilgimiz dâhilinde değildi. Evet, bunu sezebiliyorduk, bu yönde göstergeler mevcuttu, Kral Hüseyin’in de bu yönde çekinceleri vardı, birden fazla defa Saddam Hüseyin’i bir çılgınlık yapmaması için uyardık. Güç gösterisi olabileceğini düşünüyorduk, ancak Saddam’ın Kuveyt’i işgal etme niyeti olduğunu bilmiyorduk. Eski Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın Kuveyt’in Irak toprağı olduğu yönünde görüşleri vardı, Saddam Hüseyin’in bu bağlamda siyasi baskı kurarak taleplerini elde etme yolunu seçeceğini öngörüyorduk. Nitekim geçmişte Abdülkerim Kasım Kuveyt’i işgal etmekle tehdit etmiş, Arap Ligi bu tehditler karşısında bölgeye asker konuşlandırmıştı.
Saddam Hüseyin’i çok iyi tanıdığımı düşünüyorum, tanıdığım Saddam’ın asla ödün vermeyeceği bazı ilkeleri ve hassas noktaları vardı diyebilirim. Saddam’ın kişiliğini derinlemesine inceledim, tanışmamızdan itibaren Irak’ta kaldığım üç ay içinde, toplantılarda sessiz bir şekilde şahsiyetini, konuşma tarzını ve düşünme biçimini incelemeye çalıştım. Onur, şeref ve gurur söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitiriyor ve hamasi bir şekilde konuşuyordu. Kuveyt işgalinden önce Saddam Hüseyin, Başbakan Sadun Hamadi’yi resmi görüşme için Kuveyt’e göndermişti, Hamadi’yi Kuveyt Kralı iki gün beklettikten sonra kabul etti. Bu hareket bence bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu süreçteki Irak ziyaretimizde kardeşler arasını bulmak için ciddi mesai harcadık, ancak görünen o ki; artık çok geçti ve iş işten geçmişti.
Kuveyt'in işgalinden günler önce, Arap başkentlerinde yoğun ikili ziyaretler ve toplantılar yapılmaktaydı. 29-30 Temmuz 1990'da, iki önemli görüşme gerçekleşti. İlki; Suudi Arabistan'da Kuveyt Veliaht Prensi Saad el-Abdullah el-Sabah ve Irak Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri arasındaydı. Saddam’ın yardımcısına verdiği talimat netti: "Kuveyt Irak’ın taleplerini kabul ederse ne ala, eğer kabul etmezse görüşmeleri yarıda kesin ve derhal geri dönün.’’ İkinci görüşme ise; Bağdat’ta Kral Hüseyin ve Saddam Hüseyin arasındaydı. O gün görüşmeye katılamadım, çünkü Mısır Başbakanı Atıf Sıdki Amman’a resmi ziyaret gerçekleştirecekti. Sıdki ülkeden ayrıldığında hemen Bağdat’a uçtum, akşam 10 gibi ulaştığımda, akşam yemeği sona ermişti, Kral Hüseyin’le görüştüm, Irak ve Kuveyt arasındaki durumun kritik olduğunu aktardı. Ertesi gün dönüş yoluna geçmeden Saddam Hüseyin’le görüşmek istedim, nitekim görüştüğümüzde herhangi bir askeri harekat düzenlemesinin meseleyi daha da karmaşık hale getireceği’ yönündeki görüşlerimi ifade ettim. Havaalanına giderken  Irak Başbakanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a, ‘’Saddam’ı daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemiştim, herhangi bir çılgınlık yapmaması için onu ikna etmelisiniz, aksi durumda hepimizin çıkarları zedelenir’’ dedim.
Kuveyt işgali sürecindeki bir ziyaretimde Saddam bana şöyle söyledi: ‘’Ebu Nadiye’nin (Taha Yasin’i kast ediyor) beni yönlendirmesini mi istiyorsun, Devrim Meclisi’nde ben onu yönlendiriyorum.’’ Daha sonra bu süreçte Irak devlet mekanizmasından Irak’ın işgaline karşı olumsuz bir tutum takınan tek kişinin Tarık Aziz olduğunu öğrendim.
İşgale günler kala yaptığımız Bağdat ziyaretinin ardından Kuveyt’e geçtik. Kral Hüseyin ve Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah havaalanında ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye katılmadım, içeride neler konuşuldu bilmiyorum. Dışarıda Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah’la birlikte toplantının bitmesini bekliyorduk. Şeyh Sabah’a sordum: ‘’Iraklılar Kuveyt’in müşterek bir havzadan petrol çıkardığını iddia ediyor bu doğru mu? ‘’Evet bu doğru’’ dedi, ancak biz bu konuyla ilgili her türlü çözüm yolunun konuşulmasına hazırız, biz o bölgeden günlük 1700 varil petrol çıkardık, Saddam günlük 2 bin varilden fazla petrol çıkardığımızı iddia ediyor.’’ İşte o zaman anladım, İran savaşıyla meşgul olurken böyle bir şeyin olması Saddam Hüseyin’i çileden çıkarmış olmalıydı.  
Ürdün’e döndükten sonra Millet Meclisi’nin acil bir oturumla toplanmasını talep ettim. Basına kapalı toplantıda; ‘’Irak Kuveyt’i işgal ederse buna şaşırmam’’ dedim. Bu toplantı Çarşamba akşamı yapılmıştı, ertesi gün 2 Ağustos 1990’da Saddam Kuveyt’e girdi ve dört gün içinde tüm ülkeyi baştan sona kadar ele geçirdi.
Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra da, Saddam'a geri çekilmesi yönünde baskı yapmaya devam ettik. Hatta bu işi abarttığımızı bile söyleyebilirim, Saddam’ı Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a karşı askeri müdahale edebilecekleri yönünde de kesin bir şekilde uyardık.
Bir toplantıda Saddam Hüseyin'i zor durumda bıraktığımı hatırlıyorum, Kuveyt’ten geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek, zaten ilk başlarda Kuveyt’i işgal etme niyetinde olmadığını söyledim. Sözlerim hoşuna gitmemişti ama yine de doğru olduklarını kabul etti. Kuveyt sınırına giden tugay komutan, bölgede herhangi bir askeri varlık olmadığını, başkente devam edip etmemesi gerektiğini Saddam’a sormuş, Saddam’da devam et demişti. Yani tam olarak işgal böyle gerçekleşmişti. Bu büyük felakete yol açan sebeplerden birinin, tugay komutanının patavatsızlığının olması oldukça ironik olsa gerek. Komutanın yapması gereken sınır bölgesine konuşlanması yönündeki talimatları gerçekleştirmekti, Saddam’a böylesi bir soruyla dönüş yapması, adamı daha da kışkırtmış olmalı.

Ürdün’ün krizi sonlandırma çabaları
Saddam'ın Kuveyt'ten çekilmesi için baskı yapmayı sürdüren Kral Hüseyin, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'den, Cidde'de Irak’ın da katılacağı bir mini zirve düzenlenmesi karşılığında Saddam'a, Kuveyt'ten çekilmesi yönünde baskı yapma konusundaki arabuluculuğunu kabul ettirme sözü verdi. Kral Hüseyin, ertesi gün Bağdat'a uçtu ve Irak yönetiminin Kuveyt'ten hızlı bir şekilde çekilme kararı alması durumunda bir mini zirve toplantısı yapılacağını ve meselenin çözüme kavuşturulacağını bildirdi. Iraklılar Kral Hüseyin’e Cidde’deki mini zirveye katılacaklarını söyledi. Saddam Hüseyin, meseleyi Baas Liderliği ile görüşeceğini, yardımcısı İzzet İbrahim’in Kral Hüseyin’i arayarak ‘çekilme kararını’ bildireceğini belirtti.
Amman’a vardığımızda Iraklıların Kuveyt’ten çekilme hususunda yumuşadıklarını düşünüyorduk. Kral Hüseyin CNN’e konuyla ilgili iyimser bir açıklama yaptı. Mısır ve Suudi Arabistan da Cidde’deki mini zirveye iştirak edeceklerini duyurdu. Saddam Hüseyin Bağdat’ı terk etmeden önce Kral Hüseyin’e; ‘’Ebu Abdullah eğer Arap Birliği’nden Irak’ı kınama kararı çıkarsa herkes kendi yoluna gider’’ demişti. 
Arabuluculuğun tehlikeye düşmemesini isteyen Kral Hüseyin, Hüsnü Mübarek’i aramış, Arap Birliği zirvesinin ertelenmesini talep etmiş, Hüsnü Mübarek de bu talebi kabul etmişti. Ancak saatler 23’ü gösterdiğinde Arap Birliği Zirvesi’nden yapılan açıklamada Irak Kuveyt işgali nedeniyle kınanmıştı. İşte o zaman, meselenin diplomatik arabuluculuğumuzu aşan bir tarafının olduğunu kavradık. Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının ön oturumlarını gerçekleştirdiği zirvede Ürdün’ü Mervan Kasım temsil ediyordu. Kasım karar açıklanmadan önce, üye ülkelerin bir kısmının Irak’ı sert bir dille kınama eğilimi sergilediğini aktardı. Nedve Sarayında idik, bunu duyan Kral Hüseyin ‘’Allahuekber, aracılığa bir imkan bırakmadılar’’ dedi. Dışişleri Bakanı Kasım’ın Ürdün’ün ‘kınamaya dair’ çekince koyması talimatını verdi. 5 Ağustos’ta Kahire’de liderler düzeyinde zirve yapıldı, zirve gergin başlamıştı çünkü Mısırlılar, Kuveyt’e yakın Batın bölgesine askeri birlikler göndermişti. Dolayısıyla Irak karşıtı tutumları açıktı, zirvede Araplar ortak karar alamadı, alınan kararlar sadece bazı ülkelerin görüşünü yansıtıyordu.
Ürdün olarak bu süreçte de, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması için diyalog çabalarını desteklemeyi sürdürdük. Kahire’deki zirvede, Arap Birliği’nin Kuveyt raporu sunacak bir komite oluşturmasını talep ettik. Böylelikle Kuveyt’in haklarının yanı sıra Irak’ın çekincelerini de yansıtan bir rapor oluşturulmasını umuyorduk. Aynı zamanda arabuluculuk için zaman kazanmış olacaktık. Hasılı kelam; Ürdün, Irak’ın Kuveyt işgalini Arapların kendi aralarında savaşsız bir şekilde çözmesi için elinden geleni yaptı. Hatta son çare olarak Ürdün ve Cezayir ordusunun, Suudi Arabistan’ın gözetiminde Suud-Irak sınır hattına konuşlandırılmasını teklif ettik. Saddam Hüseyin’in herhangi bir Arap ordusuna saldırmayacağını, ancak yabancı bir güce karşı aynı toleransı sergilemeyeceğini biliyorduk. Ancak önerilerimiz Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Zira o zamanlar Körfez ülkeleri, Kuveyt’in, Ürdün, Yemen ve Filistin’in desteğiyle işgal edildiğini düşünüyordular. Kral Hüseyin’in de işgalden haberdar olduğunu iddia ediyordular. Tüm bu yanlış bilgiler sonucunda, Körfez ülkeleri Ürdün’e yapılan mali desteği kesme kararı aldı. Kral Hüseyin 1990 yılının sonlarında başbakanlıktaki bir toplantıda şöyle söylemişti: “Son iki yıldır, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan yönetiminde, kendilerine yönelik bir komplo olduğu yönünde bir anlayış oluşmuş, Irak, Ürdün ve Yemen’e karşı bir önyargı söz konusu, bu sebeple bu ülkelere yapılacak olan yardım sözlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar’’
Allah Kral Hüseyin’e rahmet eylesin, Irak’ı yeni bir umudun doğacağı ülke olarak görüyordu. Irak’ın güçlü kalmasını ve bu krizi büyük bir felaket yaşamaksızın atlatmasını diliyordu. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesine paralel olarak, İsrail’in de Batı Şeria’dan ve Kudüs’ten çekilmesini istiyordu. ABD ve İngiltere’nin aksi yöndeki eğilimlerine rağmen, İsrail-Filistin sorunun çözümü için bu talebinde ısrarcı oldu. 12 Ağustos’taki Arap Birliği Zirvesi’nde de bu görüşünü açık bir şekilde dillendirdi.

Askeri harekâtı önleme çabaları
ABD ile ilişkilerdeki gerilime rağmen, Kral Hüseyin, Irak’a yönelik düzenlenecek askeri harekatı önlemek için yoğun diplomatik çaba sergiledi. Bu bağlamda Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdik ve ABD Başkanı George Bush ile görüştük. Hatırladığım kadarıyla Bush Kral Hüseyin’e şunu söyledi: ‘’Ne Saddam’ın ne de bir başkasının petrolü kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, çünkü petrol Amerika ve Batı’daki nesillerin geleceğidir. Saddam dünya rezervlerinin yüzde yirmisini ele geçirmek istiyor, bu bizim için ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir meseledir, Saddam’a izin vermeyeceğiz.’’
Kral Hüseyin ise, Irak-Kuveyt arasındaki sorunun mahiyetini açıkladı, savaş olmaksızın Arapların kendi arasında meseleyi çözmesinin hala mümkün olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın kaygılarının, sınırına konuşlandırılacak Arap güçleriyle giderilebileceğini, Irak’a yönelik düşmanca yaklaşımın, bu ülke yönetimini daha da kışkırtacağını ifade etti.
Merhum Kral Hüseyin’in diplomatik girişimleri Washington’la sınırlı kalmadı, aynı konu çerçevesinde Kuzey Afrika ve Avrupa ülkelerine de bir dizi ziyaret gerçekleştirdik. Ülkelerin farklı tutumları söz konusuydu. Örneğin Libya, Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinin bölgeye dış müdahalelerinin önünü açtığı için tepkiliydi. Britanya ise savaşı ateşli bir şekilde destekliyor ve Saddam Hüseyin’i devirmek istiyordu. İngilizlerden anladığımız kadarıyla, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ın ya da Kuveyt’in kim tarafından yönetilmesi gerektiği konusuyla ilgili değillerdi. Tek önemsedikleri şey Saddam’ın devrilmesiydi. Margaret Thatcher’le de görüşmüştük, Thatcher’in yaklaşımı, sanki Hindistan’daki bir sömürge söz konusuymuş gibiydi, tam bir despot mantığına sahip olduğunu anımsıyorum. Fransızlara gelecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand, Saddam’ın tutumundan rahatsız olduğunu ancak siyasi çözümden yana olduğunu söylemişti. Almanya da askeri çözüm taraftarı değildi, bazı Alman yetkililer, Thatcher’in George Bush’un saldırgan politikasının ateşli destekçisi olduğunu ima ettiler. O yolculuğumuzda randevular çakıştığı için Moskova’ya gidemedik. Batı turunun ardından Bağdat’a yöneldik, Irak yönetimini gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyordu. Tarık Aziz’le görüştüm, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi konusunda iyimser değildi. Neyse ki en üst düzey yetkili değildi ve belki de hala yapılabilecek bir şeyler vardı. Üst düzey bir askeri yetkili, General Haldun Sultan ve beraberindeki Iraklı yetkililere; Irak esnek davranırsa BMGK’da desteklenebilecek bazı düşünceler var, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda ABD Körfez’den çekilebilir, George Bush’un bize, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda bir şeyler düşünülebileceğini söylediğini aktardım. Kral Hüseyin, Saddam Hüseyin’le görüştü, iki lider de son derece açık sözlüydü, Saddam Hüseyin, 12 Ağustos’ta dillendirdiği, Kuveyt’ten çekilmesinin, Filistin meselesiyle doğrudan ilişkili olduğu tezini dillendirdi. Saddam ‘’Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekilirsek bu zaaf olarak addedilir, bu tutumuz değişmeyecektir, Kuveyt Irak’ın bir şehridir, mesele kapanmıştır’’ dedi.
Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Mervan Kasım Körfez ülkelerini ziyaret ediyordu, ancak Körfez ülkelerinin bize yaklaşımı son derece menfiydi. Katar mektubumuza yanıt vermedi, dolayısıyla ziyaret etmedik. Umman’da Sultan Kabus bizi iyi karşıladı, ABD’lilerle görüş ayrılıkları mevcuttu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise öfke hakimdi, bana ‘’Kral Hüseyin böyle mi yapıyor, o kadar da destekledik kendisini’’ dediler, Kral Hüseyin’in kendilerine olumsuz yaklaştığı yönünde bir intiba edinmiştiler.
Ürdün açısından bakarsak, Körfez ülkelerinin tutumu bize sağlanan yardımların kesilecek olması yönündeydi. Olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdik ve Libya’dan mali destek talep ettik. Kaddafi bize, Saddam Hüseyin’in Kuveyt Merkez Bankası’nda ele geçirdiği meblağdan Ürdün’e yardım sağlayıp sağlamadığını sordu. Bizde Amerikalıların, Irak ordusunun Merkez Bankası’ndaki kasaları açamadığını bildirdiklerini, dolayısıyla böyle bir şey yaşanmadığını söyledik.
Bağdat bombalanmadan birkaç gün önce Şam’a gittim ve Hafız Esed ile altı saatlik bir görüşme gerçekleştirdim. Ona yaşanan savaşın bizi ilgilendirmediğini, Suriye-Irak ilişkilerinin son yıllarda iyileşme gösterdiğini, Ürdün’ün bu durumu desteklediğini ve Körfez Savaşında taraf olmaması gerektiğini söyledim. Suriye ordusu Irak karşıtı olarak Hafr Batın bölgesinde konuşlanmışken, İsrail’in saldırmayacağından nasıl emin olabildiklerini sordum?
Esed bana, ‘’İsrail’in Ürdün’e saldırması demek, Suriye’ye saldırması anlamına gelir. Ordumuz direk müdahil olacaktır, öylesi bir durumda Ürdün’ü yalnız bırakacak değiliz’’ dedi.
Saddam’la barışması için ikna etmeye çalıştım, Esed; ‘’Kral Hüseyin Cufra’da beni Saddam Hüseyin’le 14 saat boyunca görüşmeye zorladı, toplantı Saddam’ın gururu yüzünden başarısız oldu, en sonunda o yersiz gururu onu öldürecek’’ diye yanıtladı.
Suriye ziyaretimin sebeplerinden biri de; Irak’tan petrol akışı kesilmesi durumunda, Suriye’nin petrol sağlamasıyla ilgiliydi. Hafız Esed bu talebimi olumlu karşıladı. Bir süre Suriye’den Ürdün’e petrol aktarımı yapıldı.
Savaştan iki ay önce son kez, Kral Hüseyin’den Saddam Hüseyin’e bir mesaj taşıdım, Saddam Hüseyin’le iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Gorbaçov’un temsilcisinin ve Fransa’nın savaşı önleme çabası olduğunu, Irak’ın da tavrını esnetmesi gerektiğini söyledim. Saddam tutumunun sabit olduğunu, herhangi bir savaşı başlatmayacağını ancak kendilerine saldırılması durumunda kimsenin savaşın hızlı bir şekilde sona ereceğini düşünmemesi gerektiğini söyledi.

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



Husi lideri, Yemenlilerin artan sıkıntılarına rağmen savaş söylemini sertleştirdi

Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
TT

Husi lideri, Yemenlilerin artan sıkıntılarına rağmen savaş söylemini sertleştirdi

Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)

Yemen'de Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik ve insani krizler derinleşirken, örgütün lideri Abdulmelik el-Husi, perşembe günü yayımlanan son televizyon konuşmasında yerel ve bölgesel düzeyde siyasi ve askeri söylemini sertleştirdi. El-Husi, İsrail ve ABD'ye karşı mücadeleyi sürdürme, Somali'de saldırılar düzenleme ve İran'ın yanında yeni bir bölgesel savaşa müdahil olma tehdidinde bulundu.

El-Husi'nin açıklamaları, Husilerin içeride seferberlik ve kitlesel mobilizasyon faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir döneme denk geldi. Bu tablo, milyonlarca Yemenlinin yaşam koşullarındaki kötüleşmeye rağmen örgütün gerilim politikasında ısrar ettiğini ortaya koyuyor.

Husi liderinin konuşması, örgütün ABD ve İsrail'e karşı tutumunun değişmediğini yinelemesiyle başladı. El-Husi, "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan oluşumla koordinasyonun sürdüğünü belirterek, özellikle Gazze Şeridi veya başka bir bölgesel cepheyle bağlantılı olması halinde yeni bir çatışma dalgasına katılmaya hazır olduklarını ifade etti.

s6jk6uk
Yemen'in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana'da araçlar, Husi liderinin fotoğrafının yer aldığı bir reklam panosunun altından geçiyor. (AP)

El-Husi ayrıca İran'ı, İsrail ile son çatışmasında elde ettiğini öne sürdüğü "zafer" dolayısıyla kutladı ve bunun tüm "Direniş Ekseni" için bir başarı olduğunu söyledi. Bu açıklama, Husilerin Tahran öncülüğündeki eksenle bağlarını sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koydu.

Somali tehdidi

El-Husi'nin konuşması yalnızca Gazze'deki savaş ve İsrail'le çatışmayla sınırlı kalmadı. Afrika Boynuzu'na da değinen Husi lideri, İsrail'in Somaliland'da askeri varlık oluşturma girişiminde bulunduğunu öne sürdü.

Bunun Aden Körfezi, Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz'i kontrol altına alma amacı taşıdığını savunan El-Husi, örgütün bölgede oluşabilecek herhangi bir İsrail varlığını "mevcut tüm imkânlarla" hedef alacağını söyledi.

drth65j
Husi militanları, örgüt liderinin konuşmasını dinleyen kalabalığın güvenliğini sağlıyor. (AFP)

Kızıldeniz'e kıyısı bulunan ülkelere de ortak tavır alma çağrısı yapan El-Husi, böylece örgütün askeri söylemini Yemen sınırlarının ötesine taşıyan yeni bir tırmanış mesajı verdi.

İç seferberlik ve askeri hazırlık

Siyasi söylemin sertleşmesine paralel olarak Husiler son günlerde Aşura etkinlikleri kapsamında başkent Sana başta olmak üzere kontrol ettikleri kentlerde geniş çaplı seferberlik kampanyaları yürüttü.

Yerel kaynaklara göre Husi yetkilileri mahallelerde, kamu kurumlarında ve eğitim kuruluşlarında saha çalışmaları yaparak halkı, kamu çalışanlarını ve öğrencileri etkinliklere katılmaya zorladı. Katılımcıların isim listeleri hazırlanarak organizasyonu yürüten makamlara iletildi.

Sana'da yaşayanlar, birçok kişinin hesap vermek veya baskıya maruz kalmaktan çekindiği için etkinliklere katıldığını belirtti. Husilerin daha fazla katılım sağlamak amacıyla hoparlörler ve çeşitli propaganda araçlarını kullandığı ifade edildi.

Main ilçesinde yaşayan bir kişi, mahalle ileri gelenlerine mümkün olduğunca fazla kişiyi etkinliklere getirmeleri yönünde açık talimat verildiğini söyledi. Kamu çalışanları ise yıllardır maaş alamamalarına rağmen törenlere katılmalarının zorunlu tutulduğunu aktardı.

Bölge sakinleri, mezhepsel nitelikli etkinliklere ve kitlesel gösterilere ağırlık verilmesinin, ailelerin gıda, ilaç ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, fiyatların sürekli yükseldiği ve satın alma gücünün gerilediği bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çekiyor.

sdgtrh
Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan milyonlarca Yemenli, ağır açlıkla karşı karşıya. (EPA)

Öte yandan El-Husi, "iç cephenin korunması" çağrısı yaparak genel seferberlik programlarının ve askeri eğitim kurslarının sürdürülmesini istedi. Ayrıca örgütün kontrolündeki bölgelerde kabilelerin ve halk komitelerinin yürüttüğü faaliyetleri övdü.

Gözlemcilere göre bu çağrılar, Husilerin mezhepsel içerikli dini etkinlikleri kullanarak askeri ve ideolojik seferberliğe yatırım yapmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Uzun süredir bu organizasyonların siyasi ve askeri nüfuzu genişletmenin yanı sıra yeni savaşçılar devşirmek için araç olarak kullanıldığı belirtiliyor.

Analistler, El-Husi'nin son konuşmasının, Gazze savaşının başlamasından bu yana örgütün benimsediği; bölgesel gelişmeleri iç söylemini güçlendirmek ve tabanını sürekli seferber durumda tutmak amacıyla kullanma stratejisiyle de uyumlu olduğunu değerlendiriyor.

Gıda krizine ilişkin uyarılar sürüyor

Husilerin tırmandırdığı söylem, Yemen'deki insani durumun kötüleşmeye devam ettiğine ilişkin uluslararası uyarılarla aynı döneme denk geldi.

Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların raporlarına göre Yemen hâlâ dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yaşıyor ve milyonlarca kişi acil gıda ve insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

Kıtlık Erken Uyarı Ağı'nın (FEWS NET) son raporunda, Husilerin kontrolündeki bölgelerde gıda güvensizliği krizinin bu yılın üçüncü çeyreği sonuna kadar devam etmesinin beklendiği belirtildi.

Rapora göre Hudeyde ve Hacce vilayetleri ile Taiz'in bazı kesimleri "gıda acil durumu" seviyesinde kalmaya devam ederken, Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde de kriz koşulları sürüyor.

Rapor, krizin devam etmesini iş ortamının bozulmasına, ekonomik faaliyetlere getirilen kısıtlamalara, gelir elde etme imkânlarının zayıflamasına ve savaşın etkilerinin sürmesine bağladı. Bu faktörlerin yoksulluğun yaygınlaşmasına ve insani yardıma ihtiyaç duyanların sayısının artmasına yol açtığı ifade edildi.


Suriye, Captagon üretim merkezinden 'uyuşturucuyla mücadele ortağına dönüşümünü kutladı

Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye, Captagon üretim merkezinden 'uyuşturucuyla mücadele ortağına dönüşümünü kutladı

Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü dolayısıyla, "Captagon üretim ve kaçakçılığının merkezi" konumundan "uyuşturucuyla mücadelede uluslararası ortak" konumuna geçişini kutladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA, bu yılki uluslararası günün "Küresel uyuşturucu sorunu: Süregelen meseleler, yeni zorluklar ve yenilikçi çözümler" temasıyla anıldığını belirtti. Ajans, küresel uyuşturucu piyasalarında hızlı değişimlerin yaşandığını, yeni uyuşturucu türlerinin ortaya çıktığını ve kaçakçılık yöntemlerinin giderek daha karmaşık hale geldiğini vurguladı.

SANA, Suriye'nin de eski Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından uyuşturucu üretim ve kaçakçılığıyla mücadele kapsamında üretim tesislerini dağıtmayı ve kaçakçılık şebekelerini çökertmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Ajans, "Eski rejim döneminde dünyanın en önemli Captagon üretim ve kaçakçılık merkezlerinden biri olan Suriye, özgürlüğüne kavuşmasının ardından uyuşturucu fabrikalarının tasfiye edilmesi, kaçakçılık ağlarının takibi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesiyle yeni bir döneme girdi. Böylece tehdit kaynağı olmaktan çıkarak uyuşturucuyla mücadelede etkin bir ortak haline geldi" değerlendirmesinde bulundu.

SANA'nın aktardığına göre Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), Aralık 2025'te, Esed rejiminin devrilmesinden bir yıl sonra yayımladığı açıklamada Suriye'deki geniş çaplı Captagon üretiminin durdurulduğunu teyit etti. Ofis, Aralık 2024'ten bu yana Suriye hükümetinin 15 Captagon üretim tesisi ile 13 küçük depolama tesisini etkisiz hale getirdiğini bildirdi.

sdcrfgth6
Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'nden bir görevli, ele geçirilen Captagon sevkiyatına ait kaçakçılık kolilerini inceliyor. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Ajans ayrıca, UNODC'nin 2026 raporunda, Esed rejiminin devrilmesinin ardından Captagon piyasasında yaşanan dalgalanmaların bazı bölgelerde hap fiyatlarının yükselmesine yol açtığına dikkat çekildiğini aktardı. Raporda, bazı kullanıcıların metamfetamin gibi diğer sentetik uyuşturuculara yönelebileceği uyarısı da yer aldı.

Uluslararası Uyuşturucuyla Mücadele Günü kapsamında SANA, İçişleri ve Sağlık bakanlıklarının "Uyuşturucusuz Suriye" sloganıyla kapsamlı bir ulusal kampanya başlattığını duyurdu.

Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi Başkanı Tuğgeneral Halid Eid, Suriye el-İhbariye televizyonuna yaptığı açıklamada, "Uyuşturucusuz Suriye" hedefinin yalnızca bir slogan değil, bilimsel ve planlı çalışmalar üzerine kurulu ulusal bir proje olduğunu söyledi.

Mücadele stratejisinin caydırıcılık ile tedaviyi dengeleyen bir yaklaşıma dayandığını belirten Eid, "Uyuşturucu kullanan kişi korunması gereken bir mağdur olarak görülürken, satıcı ve kaçakçılar cezalandırılması gereken suçlular olarak değerlendiriliyor" dedi.

Son aylarda yerel üretim merkezleri ve özellikle gençleri hedef alan uyuşturucu dağıtım ağlarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Eid, bunun üzerine sınır kapılarındaki güvenlik önlemlerinin artırıldığını, takip teknolojilerinin geliştirildiğini ve faaliyet gösteren şebekelere ilişkin kapsamlı bir veri tabanı oluşturulduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı verilere göre Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi 1550 operasyon düzenledi. Operasyonlarda 90 uluslararası kaçakçılık şebekesi çökertilirken, 17 Captagon üretim tesisi kapatıldı.

Operasyonlarda ayrıca 697 milyon Captagon hapı, 15 ton esrar, 10 milyon adet uyuşturucu etkili ilaç, 180 kilogram kokain, 84,5 kilogram kristal metamfetamin, 7 kilogram eroin ve 221 ton kimyasal hammadde ele geçirildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, perşembe günü düzenlediği oturumda, Golan Tepeleri'ndeki Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü'nün (UNDOF) görev süresini oy birliğiyle uzatan kararı kabul etti.

Suriye el-İhbariye televizyonunun haberine göre, Suriye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi İbrahim Alabi, oturumda yaptığı konuşmada Suriye'nin bugün bölgenin en istikrarlı ülkelerinden biri olduğunu belirterek, ülkenin yeniden imar sürecini yürüttüğünü, devlet kurumlarını yeniden yapılandırdığını ve yatırım çekmeye çalıştığını söyledi.

Alabi ayrıca, Suriye'nin terörle mücadele, kimyasal silahlara ilişkin uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi konularında uluslararası ortaklarla iş birliğini sürdürdüğünü ifade etti.

Ülkedeki siyasi dönüşüme de değinen Alabi, "Suriye'deki değişim, işkence uygulayan ve halkına karşı kimyasal silah kullanan bir rejimin ortadan kalkmasıyla gerçekleşti" dedi.

İsrail dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alabi ise, İsrail'in Suriye'den çekilmeyeceğine yönelik açıklamalarından duyduğu endişeyi dile getirerek, "İsrail'in mevcut tutumu, işgal ettiği toprakları ilhak etmeye yönelik bir girişim olarak yorumlanabilir" ifadelerini kullandı.

Alabi, İsrail'in korktuğu değişimin, halkına karşı kimyasal silah kullanan otoriter bir rejimin ortadan kalkması olduğunu savunarak, Tel Aviv yönetiminin Esed dönemindeki statükonun devamını tercih edip etmediğini sorguladı.

Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü (UNDOF), 1973 Arap-İsrail Savaşı'nın ardından, Suriye ile İsrail arasında 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması uyarınca kuruldu. Güç, o tarihten bu yana İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgede ateşkesin uygulanmasını denetliyor.


Avn'dan Körfez ülkelerine teşekkür: Lübnan, en güçlü ilişkileri sürdürmeye kararlı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
TT

Avn'dan Körfez ülkelerine teşekkür: Lübnan, en güçlü ilişkileri sürdürmeye kararlı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreterliği'nin, Lübnan ve halkına mevcut zorluklarla mücadelede destek veren açıklamasını memnuniyetle karşıladığını belirterek, bunun Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki köklü kardeşlik ve tarihi bağların bir yansıması olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Avn, KİK ülkelerinin Lübnan'ın güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğünün korunmasının önemini vurgulamasını, reform sürecine ve devlet kurumlarının güçlendirilmesine verdikleri desteği takdir etti. Avn, bu desteğin Lübnan halkının güçlü, etkin ve adil bir devlet beklentilerine katkı sağlayacağını ifade etti.

Yayımladığı açıklamada Avn, Körfez ülkelerinin Lübnan devletinin egemenliğini ülkenin tamamına yayması ve silahların yalnızca meşru devlet kurumlarının elinde bulunması yönündeki çağrısını da memnuniyetle karşıladığını belirtti. Bunun, Lübnan Anayasası, ilgili uluslararası kararlar ve başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı olmak üzere uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Avn ayrıca, Körfez ülkelerinin Lübnan'a insani ve kalkınma alanındaki desteğini sürdürmeye hazır olmasından duyduğu derin memnuniyeti dile getirdi. Bu desteğin ekonomik yükün hafifletilmesine ve Lübnan halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlayacağını belirten Avn, Lübnan'ın Arap ülkeleriyle, özellikle de Körfez İşbirliği Konseyi üyeleriyle en iyi ilişkileri sürdürmeye ve bu ilişkileri ortak çıkarlara hizmet edecek, bölgesel istikrarı güçlendirecek şekilde geliştirmeye kararlı olduğunu ifade etti.

Öte yandan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, perşembe günü yayımladıkları ortak bildiride, İran'ın vekil güçleriyle ve füze programıyla mücadele edilmesinin kalıcı barışın sağlanması açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı. Bakanlar ayrıca, Tahran ile yapılacak her türlü ticaret ve yatırımın, İran'ın ABD ile imzaladığı mutabakat zaptına bağlı kalmasına bağlı olacağını ve bu şartların yerine getirilmemesi halinde iptal edilebileceğini bildirdi.

Bahreyn'in başkenti Manama'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile gerçekleştirilen toplantının ardından yayımlanan ortak bildiride, "Kalıcı bölgesel barış ve güvenliğin sağlanması, İran'ın balistik füze programı, insansız hava araçları ve bölgedeki vekil güçlere verdiği destek de dahil olmak üzere tüm tehdit unsurlarının ele alınmasını gerektiriyor" denildi.

Bildiride ayrıca, "İran ile gerçekleştirilecek her türlü ticaret ve yatırım koşulludur ve iptal edilebilir niteliktedir. Bu durum, İran'ın mutabakat zaptı ile nihai anlaşmaya bağlı kalmasına, istikrarı bozucu faaliyetlerine son vermesine ve ekonomik iş birliği için gerekli ortamı oluşturmasına bağlıdır" ifadelerine yer verildi.