Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

George Bush Kral Hüseyin’e; ‘’Ne Saddam ne de bir başka birinin petrolü kontrol etmesine izine vermeyiz, çünkü petrol Batılı nesillerin geleceğidir’’ dedi.

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Şarku’l Avsat olarak, bugünden başlayarak, eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarını üç bölüm olmak üzere ilk defa yayınlıyoruz.  Bedran’ın kaleme aldığı anılar, ‘Karar’ adı altında önümüzdeki eylül ayında yayınlanacak. Ayın 17’sinde, Amman’daki Abdulhamid Şuman Kültür Merkezi’nde kitabın tanıtımı gerçekleştirilecek.
Bedran anılarında, geçen yüzyılın son çeyreğinde Ürdün’ün geçirdiği önemli aşamalara dair bilinmeyenleri ilk kez ifade etmektedir. Bedran 1960’lı yıllarda Ürdün İstihbarat Teşkilatını kurmuş ve uzun yıllar bu teşkilata başkanlık yapmıştı. Krallık Divan Başkanlığı görevini de icra eden eski Başbakan Mudar Bedran’ın, Kral Hüseyin’e yakın olduğu ve Ürdün devletinin kararlarında etkili olduğu biliniyor. Bu bölümde;  Ürdün'ün, Saddam’ın Kuveyt'e askeri harekâtını engellemek için çabasını, sonrasında Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için sergilediği yoğun diplomasi ele alınacak. Ayrıca Kral Hüseyin ve ABD Başkanı George Bush arasında bu süreçteki temaslara dair aktarımlar okuyucunun dikkatine sunulacak.
Dönemin Ürdün Başbakanı Mudar Bedran Körfez Savaşı arefesini şöyle anlatıyor:
1990 yılının Mayıs ayının 2’sinde, Bağdat'ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi oldukça gergin geçti. Basına kapalı liderler toplantısında Irak Başkanı Saddam Hüseyin, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerine hitaben tartışmalara yol açacak bir konuşma yaptı. Zirvede Irak-Kuveyt ihtilafının daha da derinleştiğini müşahede ettim.
Saddam Hüseyin zirvenin ardından Irak halkına hitaben yaptığı konuşmada, İran harbiyle meşgul olunduğu süreçte, Kuveyt’in ülke sınırlarında ortak bölgede sondaj yaptığını (Remliye bölgesi) söyledi. Bu ifadeler karşısında şaşırdım, iki ülke arasında büyük bir krizin patlak vereceğini öngördüm. O zamanlar Irak yönetimi ile yakın ilişkilerimiz vardı, Iraklılara krizin daha da büyümemesi için yoğun ve mükerrer telkinlerde bulunduk. Bazıları, o zamanki yakın ilişkilerimizden yola çıkarak, Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini bildiğimizi iddia ettiler, ancak bu gerçek değil, ‘Kuveyt işgali’ kesinlikle bilgimiz dâhilinde değildi. Evet, bunu sezebiliyorduk, bu yönde göstergeler mevcuttu, Kral Hüseyin’in de bu yönde çekinceleri vardı, birden fazla defa Saddam Hüseyin’i bir çılgınlık yapmaması için uyardık. Güç gösterisi olabileceğini düşünüyorduk, ancak Saddam’ın Kuveyt’i işgal etme niyeti olduğunu bilmiyorduk. Eski Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın Kuveyt’in Irak toprağı olduğu yönünde görüşleri vardı, Saddam Hüseyin’in bu bağlamda siyasi baskı kurarak taleplerini elde etme yolunu seçeceğini öngörüyorduk. Nitekim geçmişte Abdülkerim Kasım Kuveyt’i işgal etmekle tehdit etmiş, Arap Ligi bu tehditler karşısında bölgeye asker konuşlandırmıştı.
Saddam Hüseyin’i çok iyi tanıdığımı düşünüyorum, tanıdığım Saddam’ın asla ödün vermeyeceği bazı ilkeleri ve hassas noktaları vardı diyebilirim. Saddam’ın kişiliğini derinlemesine inceledim, tanışmamızdan itibaren Irak’ta kaldığım üç ay içinde, toplantılarda sessiz bir şekilde şahsiyetini, konuşma tarzını ve düşünme biçimini incelemeye çalıştım. Onur, şeref ve gurur söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitiriyor ve hamasi bir şekilde konuşuyordu. Kuveyt işgalinden önce Saddam Hüseyin, Başbakan Sadun Hamadi’yi resmi görüşme için Kuveyt’e göndermişti, Hamadi’yi Kuveyt Kralı iki gün beklettikten sonra kabul etti. Bu hareket bence bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu süreçteki Irak ziyaretimizde kardeşler arasını bulmak için ciddi mesai harcadık, ancak görünen o ki; artık çok geçti ve iş işten geçmişti.
Kuveyt'in işgalinden günler önce, Arap başkentlerinde yoğun ikili ziyaretler ve toplantılar yapılmaktaydı. 29-30 Temmuz 1990'da, iki önemli görüşme gerçekleşti. İlki; Suudi Arabistan'da Kuveyt Veliaht Prensi Saad el-Abdullah el-Sabah ve Irak Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri arasındaydı. Saddam’ın yardımcısına verdiği talimat netti: "Kuveyt Irak’ın taleplerini kabul ederse ne ala, eğer kabul etmezse görüşmeleri yarıda kesin ve derhal geri dönün.’’ İkinci görüşme ise; Bağdat’ta Kral Hüseyin ve Saddam Hüseyin arasındaydı. O gün görüşmeye katılamadım, çünkü Mısır Başbakanı Atıf Sıdki Amman’a resmi ziyaret gerçekleştirecekti. Sıdki ülkeden ayrıldığında hemen Bağdat’a uçtum, akşam 10 gibi ulaştığımda, akşam yemeği sona ermişti, Kral Hüseyin’le görüştüm, Irak ve Kuveyt arasındaki durumun kritik olduğunu aktardı. Ertesi gün dönüş yoluna geçmeden Saddam Hüseyin’le görüşmek istedim, nitekim görüştüğümüzde herhangi bir askeri harekat düzenlemesinin meseleyi daha da karmaşık hale getireceği’ yönündeki görüşlerimi ifade ettim. Havaalanına giderken  Irak Başbakanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a, ‘’Saddam’ı daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemiştim, herhangi bir çılgınlık yapmaması için onu ikna etmelisiniz, aksi durumda hepimizin çıkarları zedelenir’’ dedim.
Kuveyt işgali sürecindeki bir ziyaretimde Saddam bana şöyle söyledi: ‘’Ebu Nadiye’nin (Taha Yasin’i kast ediyor) beni yönlendirmesini mi istiyorsun, Devrim Meclisi’nde ben onu yönlendiriyorum.’’ Daha sonra bu süreçte Irak devlet mekanizmasından Irak’ın işgaline karşı olumsuz bir tutum takınan tek kişinin Tarık Aziz olduğunu öğrendim.
İşgale günler kala yaptığımız Bağdat ziyaretinin ardından Kuveyt’e geçtik. Kral Hüseyin ve Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah havaalanında ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye katılmadım, içeride neler konuşuldu bilmiyorum. Dışarıda Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah’la birlikte toplantının bitmesini bekliyorduk. Şeyh Sabah’a sordum: ‘’Iraklılar Kuveyt’in müşterek bir havzadan petrol çıkardığını iddia ediyor bu doğru mu? ‘’Evet bu doğru’’ dedi, ancak biz bu konuyla ilgili her türlü çözüm yolunun konuşulmasına hazırız, biz o bölgeden günlük 1700 varil petrol çıkardık, Saddam günlük 2 bin varilden fazla petrol çıkardığımızı iddia ediyor.’’ İşte o zaman anladım, İran savaşıyla meşgul olurken böyle bir şeyin olması Saddam Hüseyin’i çileden çıkarmış olmalıydı.  
Ürdün’e döndükten sonra Millet Meclisi’nin acil bir oturumla toplanmasını talep ettim. Basına kapalı toplantıda; ‘’Irak Kuveyt’i işgal ederse buna şaşırmam’’ dedim. Bu toplantı Çarşamba akşamı yapılmıştı, ertesi gün 2 Ağustos 1990’da Saddam Kuveyt’e girdi ve dört gün içinde tüm ülkeyi baştan sona kadar ele geçirdi.
Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra da, Saddam'a geri çekilmesi yönünde baskı yapmaya devam ettik. Hatta bu işi abarttığımızı bile söyleyebilirim, Saddam’ı Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a karşı askeri müdahale edebilecekleri yönünde de kesin bir şekilde uyardık.
Bir toplantıda Saddam Hüseyin'i zor durumda bıraktığımı hatırlıyorum, Kuveyt’ten geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek, zaten ilk başlarda Kuveyt’i işgal etme niyetinde olmadığını söyledim. Sözlerim hoşuna gitmemişti ama yine de doğru olduklarını kabul etti. Kuveyt sınırına giden tugay komutan, bölgede herhangi bir askeri varlık olmadığını, başkente devam edip etmemesi gerektiğini Saddam’a sormuş, Saddam’da devam et demişti. Yani tam olarak işgal böyle gerçekleşmişti. Bu büyük felakete yol açan sebeplerden birinin, tugay komutanının patavatsızlığının olması oldukça ironik olsa gerek. Komutanın yapması gereken sınır bölgesine konuşlanması yönündeki talimatları gerçekleştirmekti, Saddam’a böylesi bir soruyla dönüş yapması, adamı daha da kışkırtmış olmalı.

Ürdün’ün krizi sonlandırma çabaları
Saddam'ın Kuveyt'ten çekilmesi için baskı yapmayı sürdüren Kral Hüseyin, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'den, Cidde'de Irak’ın da katılacağı bir mini zirve düzenlenmesi karşılığında Saddam'a, Kuveyt'ten çekilmesi yönünde baskı yapma konusundaki arabuluculuğunu kabul ettirme sözü verdi. Kral Hüseyin, ertesi gün Bağdat'a uçtu ve Irak yönetiminin Kuveyt'ten hızlı bir şekilde çekilme kararı alması durumunda bir mini zirve toplantısı yapılacağını ve meselenin çözüme kavuşturulacağını bildirdi. Iraklılar Kral Hüseyin’e Cidde’deki mini zirveye katılacaklarını söyledi. Saddam Hüseyin, meseleyi Baas Liderliği ile görüşeceğini, yardımcısı İzzet İbrahim’in Kral Hüseyin’i arayarak ‘çekilme kararını’ bildireceğini belirtti.
Amman’a vardığımızda Iraklıların Kuveyt’ten çekilme hususunda yumuşadıklarını düşünüyorduk. Kral Hüseyin CNN’e konuyla ilgili iyimser bir açıklama yaptı. Mısır ve Suudi Arabistan da Cidde’deki mini zirveye iştirak edeceklerini duyurdu. Saddam Hüseyin Bağdat’ı terk etmeden önce Kral Hüseyin’e; ‘’Ebu Abdullah eğer Arap Birliği’nden Irak’ı kınama kararı çıkarsa herkes kendi yoluna gider’’ demişti. 
Arabuluculuğun tehlikeye düşmemesini isteyen Kral Hüseyin, Hüsnü Mübarek’i aramış, Arap Birliği zirvesinin ertelenmesini talep etmiş, Hüsnü Mübarek de bu talebi kabul etmişti. Ancak saatler 23’ü gösterdiğinde Arap Birliği Zirvesi’nden yapılan açıklamada Irak Kuveyt işgali nedeniyle kınanmıştı. İşte o zaman, meselenin diplomatik arabuluculuğumuzu aşan bir tarafının olduğunu kavradık. Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının ön oturumlarını gerçekleştirdiği zirvede Ürdün’ü Mervan Kasım temsil ediyordu. Kasım karar açıklanmadan önce, üye ülkelerin bir kısmının Irak’ı sert bir dille kınama eğilimi sergilediğini aktardı. Nedve Sarayında idik, bunu duyan Kral Hüseyin ‘’Allahuekber, aracılığa bir imkan bırakmadılar’’ dedi. Dışişleri Bakanı Kasım’ın Ürdün’ün ‘kınamaya dair’ çekince koyması talimatını verdi. 5 Ağustos’ta Kahire’de liderler düzeyinde zirve yapıldı, zirve gergin başlamıştı çünkü Mısırlılar, Kuveyt’e yakın Batın bölgesine askeri birlikler göndermişti. Dolayısıyla Irak karşıtı tutumları açıktı, zirvede Araplar ortak karar alamadı, alınan kararlar sadece bazı ülkelerin görüşünü yansıtıyordu.
Ürdün olarak bu süreçte de, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması için diyalog çabalarını desteklemeyi sürdürdük. Kahire’deki zirvede, Arap Birliği’nin Kuveyt raporu sunacak bir komite oluşturmasını talep ettik. Böylelikle Kuveyt’in haklarının yanı sıra Irak’ın çekincelerini de yansıtan bir rapor oluşturulmasını umuyorduk. Aynı zamanda arabuluculuk için zaman kazanmış olacaktık. Hasılı kelam; Ürdün, Irak’ın Kuveyt işgalini Arapların kendi aralarında savaşsız bir şekilde çözmesi için elinden geleni yaptı. Hatta son çare olarak Ürdün ve Cezayir ordusunun, Suudi Arabistan’ın gözetiminde Suud-Irak sınır hattına konuşlandırılmasını teklif ettik. Saddam Hüseyin’in herhangi bir Arap ordusuna saldırmayacağını, ancak yabancı bir güce karşı aynı toleransı sergilemeyeceğini biliyorduk. Ancak önerilerimiz Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Zira o zamanlar Körfez ülkeleri, Kuveyt’in, Ürdün, Yemen ve Filistin’in desteğiyle işgal edildiğini düşünüyordular. Kral Hüseyin’in de işgalden haberdar olduğunu iddia ediyordular. Tüm bu yanlış bilgiler sonucunda, Körfez ülkeleri Ürdün’e yapılan mali desteği kesme kararı aldı. Kral Hüseyin 1990 yılının sonlarında başbakanlıktaki bir toplantıda şöyle söylemişti: “Son iki yıldır, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan yönetiminde, kendilerine yönelik bir komplo olduğu yönünde bir anlayış oluşmuş, Irak, Ürdün ve Yemen’e karşı bir önyargı söz konusu, bu sebeple bu ülkelere yapılacak olan yardım sözlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar’’
Allah Kral Hüseyin’e rahmet eylesin, Irak’ı yeni bir umudun doğacağı ülke olarak görüyordu. Irak’ın güçlü kalmasını ve bu krizi büyük bir felaket yaşamaksızın atlatmasını diliyordu. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesine paralel olarak, İsrail’in de Batı Şeria’dan ve Kudüs’ten çekilmesini istiyordu. ABD ve İngiltere’nin aksi yöndeki eğilimlerine rağmen, İsrail-Filistin sorunun çözümü için bu talebinde ısrarcı oldu. 12 Ağustos’taki Arap Birliği Zirvesi’nde de bu görüşünü açık bir şekilde dillendirdi.

Askeri harekâtı önleme çabaları
ABD ile ilişkilerdeki gerilime rağmen, Kral Hüseyin, Irak’a yönelik düzenlenecek askeri harekatı önlemek için yoğun diplomatik çaba sergiledi. Bu bağlamda Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdik ve ABD Başkanı George Bush ile görüştük. Hatırladığım kadarıyla Bush Kral Hüseyin’e şunu söyledi: ‘’Ne Saddam’ın ne de bir başkasının petrolü kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, çünkü petrol Amerika ve Batı’daki nesillerin geleceğidir. Saddam dünya rezervlerinin yüzde yirmisini ele geçirmek istiyor, bu bizim için ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir meseledir, Saddam’a izin vermeyeceğiz.’’
Kral Hüseyin ise, Irak-Kuveyt arasındaki sorunun mahiyetini açıkladı, savaş olmaksızın Arapların kendi arasında meseleyi çözmesinin hala mümkün olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın kaygılarının, sınırına konuşlandırılacak Arap güçleriyle giderilebileceğini, Irak’a yönelik düşmanca yaklaşımın, bu ülke yönetimini daha da kışkırtacağını ifade etti.
Merhum Kral Hüseyin’in diplomatik girişimleri Washington’la sınırlı kalmadı, aynı konu çerçevesinde Kuzey Afrika ve Avrupa ülkelerine de bir dizi ziyaret gerçekleştirdik. Ülkelerin farklı tutumları söz konusuydu. Örneğin Libya, Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinin bölgeye dış müdahalelerinin önünü açtığı için tepkiliydi. Britanya ise savaşı ateşli bir şekilde destekliyor ve Saddam Hüseyin’i devirmek istiyordu. İngilizlerden anladığımız kadarıyla, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ın ya da Kuveyt’in kim tarafından yönetilmesi gerektiği konusuyla ilgili değillerdi. Tek önemsedikleri şey Saddam’ın devrilmesiydi. Margaret Thatcher’le de görüşmüştük, Thatcher’in yaklaşımı, sanki Hindistan’daki bir sömürge söz konusuymuş gibiydi, tam bir despot mantığına sahip olduğunu anımsıyorum. Fransızlara gelecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand, Saddam’ın tutumundan rahatsız olduğunu ancak siyasi çözümden yana olduğunu söylemişti. Almanya da askeri çözüm taraftarı değildi, bazı Alman yetkililer, Thatcher’in George Bush’un saldırgan politikasının ateşli destekçisi olduğunu ima ettiler. O yolculuğumuzda randevular çakıştığı için Moskova’ya gidemedik. Batı turunun ardından Bağdat’a yöneldik, Irak yönetimini gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyordu. Tarık Aziz’le görüştüm, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi konusunda iyimser değildi. Neyse ki en üst düzey yetkili değildi ve belki de hala yapılabilecek bir şeyler vardı. Üst düzey bir askeri yetkili, General Haldun Sultan ve beraberindeki Iraklı yetkililere; Irak esnek davranırsa BMGK’da desteklenebilecek bazı düşünceler var, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda ABD Körfez’den çekilebilir, George Bush’un bize, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda bir şeyler düşünülebileceğini söylediğini aktardım. Kral Hüseyin, Saddam Hüseyin’le görüştü, iki lider de son derece açık sözlüydü, Saddam Hüseyin, 12 Ağustos’ta dillendirdiği, Kuveyt’ten çekilmesinin, Filistin meselesiyle doğrudan ilişkili olduğu tezini dillendirdi. Saddam ‘’Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekilirsek bu zaaf olarak addedilir, bu tutumuz değişmeyecektir, Kuveyt Irak’ın bir şehridir, mesele kapanmıştır’’ dedi.
Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Mervan Kasım Körfez ülkelerini ziyaret ediyordu, ancak Körfez ülkelerinin bize yaklaşımı son derece menfiydi. Katar mektubumuza yanıt vermedi, dolayısıyla ziyaret etmedik. Umman’da Sultan Kabus bizi iyi karşıladı, ABD’lilerle görüş ayrılıkları mevcuttu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise öfke hakimdi, bana ‘’Kral Hüseyin böyle mi yapıyor, o kadar da destekledik kendisini’’ dediler, Kral Hüseyin’in kendilerine olumsuz yaklaştığı yönünde bir intiba edinmiştiler.
Ürdün açısından bakarsak, Körfez ülkelerinin tutumu bize sağlanan yardımların kesilecek olması yönündeydi. Olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdik ve Libya’dan mali destek talep ettik. Kaddafi bize, Saddam Hüseyin’in Kuveyt Merkez Bankası’nda ele geçirdiği meblağdan Ürdün’e yardım sağlayıp sağlamadığını sordu. Bizde Amerikalıların, Irak ordusunun Merkez Bankası’ndaki kasaları açamadığını bildirdiklerini, dolayısıyla böyle bir şey yaşanmadığını söyledik.
Bağdat bombalanmadan birkaç gün önce Şam’a gittim ve Hafız Esed ile altı saatlik bir görüşme gerçekleştirdim. Ona yaşanan savaşın bizi ilgilendirmediğini, Suriye-Irak ilişkilerinin son yıllarda iyileşme gösterdiğini, Ürdün’ün bu durumu desteklediğini ve Körfez Savaşında taraf olmaması gerektiğini söyledim. Suriye ordusu Irak karşıtı olarak Hafr Batın bölgesinde konuşlanmışken, İsrail’in saldırmayacağından nasıl emin olabildiklerini sordum?
Esed bana, ‘’İsrail’in Ürdün’e saldırması demek, Suriye’ye saldırması anlamına gelir. Ordumuz direk müdahil olacaktır, öylesi bir durumda Ürdün’ü yalnız bırakacak değiliz’’ dedi.
Saddam’la barışması için ikna etmeye çalıştım, Esed; ‘’Kral Hüseyin Cufra’da beni Saddam Hüseyin’le 14 saat boyunca görüşmeye zorladı, toplantı Saddam’ın gururu yüzünden başarısız oldu, en sonunda o yersiz gururu onu öldürecek’’ diye yanıtladı.
Suriye ziyaretimin sebeplerinden biri de; Irak’tan petrol akışı kesilmesi durumunda, Suriye’nin petrol sağlamasıyla ilgiliydi. Hafız Esed bu talebimi olumlu karşıladı. Bir süre Suriye’den Ürdün’e petrol aktarımı yapıldı.
Savaştan iki ay önce son kez, Kral Hüseyin’den Saddam Hüseyin’e bir mesaj taşıdım, Saddam Hüseyin’le iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Gorbaçov’un temsilcisinin ve Fransa’nın savaşı önleme çabası olduğunu, Irak’ın da tavrını esnetmesi gerektiğini söyledim. Saddam tutumunun sabit olduğunu, herhangi bir savaşı başlatmayacağını ancak kendilerine saldırılması durumunda kimsenin savaşın hızlı bir şekilde sona ereceğini düşünmemesi gerektiğini söyledi.

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor

Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor
TT

Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor

Yemen güçleri Batı Sahili'ndeki kazanımlarını pekiştiriyor, Babülmendeb'deki mevzilerini güçlendiriyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Batı Sahili'nde elde ettiği kazanımları pekiştirirken Babülmendeb Boğazı'na hakim bölgedeki mevzilerini güçlendirdi. Bu gelişmeler, Yemen'in batısındaki Taiz vilayetine bağlı el-Vaziye ilçesinde ilerleyişin sürdürülmesiyle eş zamanlı olarak yaşandı. Operasyonlar, “Yemen Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülürken Taiz'in güney kırsalında ve kent çevresindeki cephelerde Husilerle çatışmalar devam ediyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, son saatlerde 1.800'den fazla Husi unsurunun etkisiz hale getirildiğini açıklarken orduya ait verilere göre Husilerin son iki hafta içinde farklı cephelerde düzenlenen hava ve kara saldırıları sonucunda yaklaşık 10 bin ölü ve yaralı verdiği bildirildi.

Yemen askeri medyasına göre Ulusal Kalkan Güçleri, Amalika Tugayları ve Müşterek Kuvvetler, Kahbub cephesinde kontrolü tamamen sağladı. Bu gelişme, hükümet güçlerinin Babülmendeb'e hakim yüksek kesimlerdeki konumunu güçlendirirken stratejik öneme sahip bu hattın güvenliğini sağlama kapasitesini de artırdı. Operasyonlar Batı Sahili'nde devam ediyor.

Yemen'in Taiz vilayetindeki Acil Durum Komitesi, Husilerin kontrolüne geçen ilçelerde güvenlik koşullarının olağanüstü boyutlara ulaşması nedeniyle okullar, enstitüler ile kamu, vakıf ve özel üniversitelerde eğitime ara verdi. Komite ayrıca söz konusu bölgelerdeki kamu kurumlarında çalışan personele geçici izin verdi.

Birleşmiş Milletler ise Husi saldırılarının, yerinden edilmelerin ve insani yardımların bölgeye ulaştırılmasına yönelik kısıtlamaların artmasıyla Taiz'deki insani durumun daha da kötüleşebileceği uyarısında bulundu. Ana yolların kapalı kalması, sınırlı hizmet ve kaynaklar üzerindeki baskının artmasıyla birlikte bölgedeki insani koşullar ağırlaşıyor.

Birleşmiş Milletler, yayımladığı son raporda Taiz kentine doğudan ulaşan yolun hâlâ kapalı olduğunu belirtti. Aden ile Taiz arasındaki yolların kesilmesi ise Aden depolarından gelen başlıca ikmal hatlarından birinin devre dışı kalmasına yol açtı. Bu durum, insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşma ve giderek artan ihtiyaçlara yanıt verme kapasitesini sınırlıyor.


Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu
TT

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Koalisyon güçleri Riyad saldırısında kullanılan füze rampasının imha edildiğini duyurdu

Yemen'de Meşru Hükümete Destek Koalisyonu, Riyad'a düzenlenen saldırıda kullanılan bir balistik füze fırlatma rampasının imha edildiğini duyurdu.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, imha operasyonunun Suudi Arabistan'a yönelik eli kulağında bir saldırının hazırlıkları sürerken, Sana'da gerçekleştirildiğini bildirdi.

Koalisyon daha önce dün, Husi milisler tarafından fırlatılan bir balistik füzenin Riyad şehrinin kuzeyinde engellenerek imha edildiğini açıklamıştı.

Tümgeneral el-Maliki, "Fırlatma rampasını Koalisyonun istihbarat sistemiyle Sana semalarında takip ediyoruz ve imha edeceğiz" ifadelerini kullandı.


Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
TT

Süveyda'da el-Hicri yandaşlarının 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail'e destek vermesi kınandı

Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)
Süveyda’daki Es-Seyr Meydanı’nda (eski adıyla Kerame Meydanı), 7 Ekim’in yıl dönümünde İsrail ve Netanyahu’ya destek amacıyla düzenlenen gösteri. (El-Hicri yanlısı siteler)

Suriye'nin Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Süveyda vilayetindeki kaynaklar, Ruhani Lider (Şeyh el-Akl) Hikmet el-Hicri'nin takipçileri tarafından çarşamba günü 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla düzenlenen etkinlikleri kınadı. Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk yürüten Dürzi bir isim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Hicri hareketine karşı "alternatif bir akımın" oluşumunun tamamlandığını açıkladı.

Süveyda kentinde bugün, İsrail bayraklarının yanı sıra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile vilayetin büyük bölümünde (Süveyda kenti dahil) kontrolü elinde tutan "Ulusal Muhafızlar" grubunun lideri Şeyh Hicri'nin fotoğraflarının taşındığı bir gösteri ve konvoy düzenlendi. Kendisine bağlı güçlerle daha önce "Başan Devleti" adını verdiği yapının kuruluşunu ilan eden Hicri kanadı, bu gösteriyi 2023'ten bu yana Gazze savaşını başlatan 7 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İsrail ile dayanışma amacıyla gerçekleştirdi.

Süveyda kentindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a yaptıkları değerlendirmede, "Hicri'nin çeteleri" olarak nitelendirdikleri grubun katıldığı bu etkinliklerin İsrail'in kucağına atılmak için izlenen yöntemlerden biri olduğunu belirterek, bunun yerine İsrail tarafından katledilen binlerce Gazzeli çocukla dayanışma gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

vfgbhj
Süveyda'da Hikmet el-Hicri yanlısı grubun, 7 Ekim olaylarında İsrail işgaliyle dayanışma amacıyla düzenlediği yürüyüş (Hicri yanlısı web siteleri)

Diğer yandan, Süveyda vilayetinde Temmuz 2025'teki kanlı olaylardan bu yana süren krizi çözmek amacıyla "Suriye hükümeti ile Dürziler arasında arabuluculuk" yürüten Dürzi bir kaynak, 15 üyeden oluşan ve Süveyda'daki aileleri, şeyhleri, akademisyenleri ile entelektüel kesimleri temsil eden geniş bir danışma kuruluna sahip "Acil Durum Komitesi"nin kurulduğunu açıkladı. Kaynağımız, bu aşamada arabuluculuk sürecinin gizliliğini ve katılanların güvenliğini sağlamak adına isminin açıklanmamasını tercih etti.

Kaynak, komitenin Süveyda içinden ve dışından Dürzi şahsiyetlerin yanı sıra yurt dışındaki Suriyeli Dürzi toplumundan isimleri de barındırdığını kaydetti.

Suriye içi çözüm

Kaynak; hükümet ile Süveyda halkı arasında, Şeyh Hicri'nin artık çözümün değil sorunun bir parçası haline geldiği yönünde zımni bir uzlaşma ve yüksek bir bilincin bulunduğunu belirtti. İki taraf arasında "her türlü çözümün Suriyeliler arasında (Suriye içi) olması gerektiği ve bundan taviz verilmeyeceği" konusunda prensip anlaşması sağlandığı ifade edildi.

Süveyda halkının tamamının, hükümetin Temmuz 2025 olaylarından önce Süveyda halkı tarafından sunulan neredeyse tüm talepleri kabul ettiğinin ve vilayet halkının güvenliğini ve onurunu güvence altına alacak şekilde hâlen pek çok şey sunmaya hazır olduğunun bilincinde olduğunu belirten kaynak, iki tarafın çıkarının ortak olduğunu vurguladı: Tüm ülke topraklarında Suriye egemenliğinin sağlanması ve özellikle kendi bölgeleriyle ilgili konularda Dürzilerin ulusal karar alma süreçlerinde temsil edilmesi.

Ancak sözcü, Suriye hükümetinin Dürzilerle çalışırken "vatansever olan fakat Süveyda'daki çözümlerin niteliği konusunda hükümetle kısmen ayrışan güçlü Dürzi ulusal figürleri göz ardı etme ve ötekileştirme eğiliminde olduğu" eleştirisinde bulundu.

Sözcü, "Suriye hükümeti, vilayetteki Dürzilerin Şam karşısında kendilerini kararlı bir şekilde temsil edemeyeceğini ve haklarını talep edemeyeceğini düşündüğü kişileri destekledi. Dolayısıyla toplumun kaygılarını, çıkarlarını ve endişelerini temsil eden liderlerle temas kurmadı" dedi.

Bu durumun hükümet tarafından düzeltilmesi gereken bir sorun olduğunu vurgulayan sözcü; dış güçlerin piyonu olmayan, hükümet karşısında eğilmeyen, aynı zamanda hem vatanın hem de toplumun çıkarlarını kararlılıkla savunan Dürzi şahsiyetlerle iş birliği yapılması gerektiğini ifade etti.

cvfg
Süveyda'dan Suriye vatandaşları günlük işlerini kolaylaştırmak adına valilik binasında işlemleriyle ilgileniyor (Süveyda Valiliği)

Sözcü, "Süveyda krizini çözmek için büyük bir umut var, ancak asıl sorun İsrail'de. Bu iki konu birbiriyle yakından bağlantılı; bunların birbirinden ayrılması ve Süveyda sorununun Suriyeliler arasında çözülmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Arabuluculuk sürecinin şu anda hükümetin ne sunacağı ve Süveyda halkının neyi kabul edeceği üzerine odaklandığını kaydedederek, hükümet tarafının bu taleplere olumlu cevap verdiğini belirtti.

Sonuç olarak her iki taraf arasında büyük bir uzlaşı ve Suriyeliler olarak çıkarlarının ortak olduğuna dair bir bilinç bulunuyor. Dürzi toplumuna zarar veren şey Suriye'ye de zarar verir; Suriye'ye zarar veren şey Dürzi toplumuna da zarar verir. Ancak süreç, vilayette her türlü çözümü engelleyen odaklarla —yani Hicri'nin oğlu Selman tarafından yönetilen 'Güvenlik Ofisi' liderliğiyle— nasıl bir çözüm izleneceğine bağlı.

Tamamen güvenlik odaklı bir engel

Sözcü, masada pek çok çözümün bulunduğunu ancak bunlar üzerinde uzlaşmanın, arabuluculuk aşamasından tek masa etrafındaki doğrudan müzakereler aşamasına geçildiğinde gerçekleşeceğini vurguladı.

Sözcü şöyle devam etti: "Müzakerelerde siyasi ve sosyal boyutun çözüldüğü, birçok konuda anlaşmaya varıldığı görüldü. Geride kalan tek engel tamamen güvenlik odaklı; o da vatansever bir unsur olduğu için 'çetelerle' mücadele edecek, para, mühimmat ve medya desteğiyle güçlendirilecek tarafın kim olacağı meselesidir."

Komitenin gün yüzüne çıkması için ABD Elçisi ve uluslararası toplum tarafından "çete" olarak nitelendirilen yapıların nüfuzuna son verilmesi gerektiğini belirten kaynak, "Şu anda üzerinde çalışılan ve incelenen sorun bu; burada İsrail faktörü devreye giriyor" dedi.

Sözcü, "2026 yılı başından bu yana İsrail'in Hicri'ye maddi destek göndermediğini" belirterek, ABD'nin genel olarak Suriye konusunda İsrail üzerinde muazzam bir baskı uyguladığına ve Süveyda'nın Suriye-ABD-İsrail ilişkilerinde küçük bir detay olduğuna dikkat çekti.

Sözcü konuşması sırasında, ellerine ihanet, doğrudan ajanlık ve vatana komplo bulaşmamış kişiler ile "çete ve çapulcu" olarak nitelendirilenler arasında ayrım yapılması gerektiğini, birinci gruptakilerin Süveyda'da ve gelecekte devlet kurumlarında yeri olacağını vurguladı.

"Ulusal Muhafızlar" içindeki anlaşmazlıklar artıyor

"Ulusal Muhafızlar" bünyesindeki gruplar arasında artan anlaşmazlıkların bir göstergesi olarak, Süveyda'daki en büyük yerel silahlı gruplardan biri olan (yaklaşık 8 bin savaşçıya sahip) "Rical el-Kerame" (Onurlu Adamlar Hareketi) liderlerinden Basım Ebu Fahr, isim vermeden Hicri ve destekçilerini, vilayet halkını bir "kan projesine" sürüklemekle suçladı.

Ebu Fahr, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: "İnsanları bir kan projesinin içine soktular; bunun için başkalarını kışkırtan, aşağılıkları öne çıkaran ve şerefli insanları arkadan bıçaklayan yüzlerce hesap görevlendirdiler. Sonunda kandırılanların zihninde hakkı batıl, batılı da hak yaptılar."

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre Ebu Fahr ailesinden paylaşılan bu ifadeleri kınamaları ve reddetmeleri istendi; ancak ailenin çoğunluğu bu metni reddetmeyi kabul etmedi.