Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

George Bush Kral Hüseyin’e; ‘’Ne Saddam ne de bir başka birinin petrolü kontrol etmesine izine vermeyiz, çünkü petrol Batılı nesillerin geleceğidir’’ dedi.

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Şarku’l Avsat olarak, bugünden başlayarak, eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarını üç bölüm olmak üzere ilk defa yayınlıyoruz.  Bedran’ın kaleme aldığı anılar, ‘Karar’ adı altında önümüzdeki eylül ayında yayınlanacak. Ayın 17’sinde, Amman’daki Abdulhamid Şuman Kültür Merkezi’nde kitabın tanıtımı gerçekleştirilecek.
Bedran anılarında, geçen yüzyılın son çeyreğinde Ürdün’ün geçirdiği önemli aşamalara dair bilinmeyenleri ilk kez ifade etmektedir. Bedran 1960’lı yıllarda Ürdün İstihbarat Teşkilatını kurmuş ve uzun yıllar bu teşkilata başkanlık yapmıştı. Krallık Divan Başkanlığı görevini de icra eden eski Başbakan Mudar Bedran’ın, Kral Hüseyin’e yakın olduğu ve Ürdün devletinin kararlarında etkili olduğu biliniyor. Bu bölümde;  Ürdün'ün, Saddam’ın Kuveyt'e askeri harekâtını engellemek için çabasını, sonrasında Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için sergilediği yoğun diplomasi ele alınacak. Ayrıca Kral Hüseyin ve ABD Başkanı George Bush arasında bu süreçteki temaslara dair aktarımlar okuyucunun dikkatine sunulacak.
Dönemin Ürdün Başbakanı Mudar Bedran Körfez Savaşı arefesini şöyle anlatıyor:
1990 yılının Mayıs ayının 2’sinde, Bağdat'ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi oldukça gergin geçti. Basına kapalı liderler toplantısında Irak Başkanı Saddam Hüseyin, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerine hitaben tartışmalara yol açacak bir konuşma yaptı. Zirvede Irak-Kuveyt ihtilafının daha da derinleştiğini müşahede ettim.
Saddam Hüseyin zirvenin ardından Irak halkına hitaben yaptığı konuşmada, İran harbiyle meşgul olunduğu süreçte, Kuveyt’in ülke sınırlarında ortak bölgede sondaj yaptığını (Remliye bölgesi) söyledi. Bu ifadeler karşısında şaşırdım, iki ülke arasında büyük bir krizin patlak vereceğini öngördüm. O zamanlar Irak yönetimi ile yakın ilişkilerimiz vardı, Iraklılara krizin daha da büyümemesi için yoğun ve mükerrer telkinlerde bulunduk. Bazıları, o zamanki yakın ilişkilerimizden yola çıkarak, Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini bildiğimizi iddia ettiler, ancak bu gerçek değil, ‘Kuveyt işgali’ kesinlikle bilgimiz dâhilinde değildi. Evet, bunu sezebiliyorduk, bu yönde göstergeler mevcuttu, Kral Hüseyin’in de bu yönde çekinceleri vardı, birden fazla defa Saddam Hüseyin’i bir çılgınlık yapmaması için uyardık. Güç gösterisi olabileceğini düşünüyorduk, ancak Saddam’ın Kuveyt’i işgal etme niyeti olduğunu bilmiyorduk. Eski Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın Kuveyt’in Irak toprağı olduğu yönünde görüşleri vardı, Saddam Hüseyin’in bu bağlamda siyasi baskı kurarak taleplerini elde etme yolunu seçeceğini öngörüyorduk. Nitekim geçmişte Abdülkerim Kasım Kuveyt’i işgal etmekle tehdit etmiş, Arap Ligi bu tehditler karşısında bölgeye asker konuşlandırmıştı.
Saddam Hüseyin’i çok iyi tanıdığımı düşünüyorum, tanıdığım Saddam’ın asla ödün vermeyeceği bazı ilkeleri ve hassas noktaları vardı diyebilirim. Saddam’ın kişiliğini derinlemesine inceledim, tanışmamızdan itibaren Irak’ta kaldığım üç ay içinde, toplantılarda sessiz bir şekilde şahsiyetini, konuşma tarzını ve düşünme biçimini incelemeye çalıştım. Onur, şeref ve gurur söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitiriyor ve hamasi bir şekilde konuşuyordu. Kuveyt işgalinden önce Saddam Hüseyin, Başbakan Sadun Hamadi’yi resmi görüşme için Kuveyt’e göndermişti, Hamadi’yi Kuveyt Kralı iki gün beklettikten sonra kabul etti. Bu hareket bence bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu süreçteki Irak ziyaretimizde kardeşler arasını bulmak için ciddi mesai harcadık, ancak görünen o ki; artık çok geçti ve iş işten geçmişti.
Kuveyt'in işgalinden günler önce, Arap başkentlerinde yoğun ikili ziyaretler ve toplantılar yapılmaktaydı. 29-30 Temmuz 1990'da, iki önemli görüşme gerçekleşti. İlki; Suudi Arabistan'da Kuveyt Veliaht Prensi Saad el-Abdullah el-Sabah ve Irak Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri arasındaydı. Saddam’ın yardımcısına verdiği talimat netti: "Kuveyt Irak’ın taleplerini kabul ederse ne ala, eğer kabul etmezse görüşmeleri yarıda kesin ve derhal geri dönün.’’ İkinci görüşme ise; Bağdat’ta Kral Hüseyin ve Saddam Hüseyin arasındaydı. O gün görüşmeye katılamadım, çünkü Mısır Başbakanı Atıf Sıdki Amman’a resmi ziyaret gerçekleştirecekti. Sıdki ülkeden ayrıldığında hemen Bağdat’a uçtum, akşam 10 gibi ulaştığımda, akşam yemeği sona ermişti, Kral Hüseyin’le görüştüm, Irak ve Kuveyt arasındaki durumun kritik olduğunu aktardı. Ertesi gün dönüş yoluna geçmeden Saddam Hüseyin’le görüşmek istedim, nitekim görüştüğümüzde herhangi bir askeri harekat düzenlemesinin meseleyi daha da karmaşık hale getireceği’ yönündeki görüşlerimi ifade ettim. Havaalanına giderken  Irak Başbakanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a, ‘’Saddam’ı daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemiştim, herhangi bir çılgınlık yapmaması için onu ikna etmelisiniz, aksi durumda hepimizin çıkarları zedelenir’’ dedim.
Kuveyt işgali sürecindeki bir ziyaretimde Saddam bana şöyle söyledi: ‘’Ebu Nadiye’nin (Taha Yasin’i kast ediyor) beni yönlendirmesini mi istiyorsun, Devrim Meclisi’nde ben onu yönlendiriyorum.’’ Daha sonra bu süreçte Irak devlet mekanizmasından Irak’ın işgaline karşı olumsuz bir tutum takınan tek kişinin Tarık Aziz olduğunu öğrendim.
İşgale günler kala yaptığımız Bağdat ziyaretinin ardından Kuveyt’e geçtik. Kral Hüseyin ve Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah havaalanında ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye katılmadım, içeride neler konuşuldu bilmiyorum. Dışarıda Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah’la birlikte toplantının bitmesini bekliyorduk. Şeyh Sabah’a sordum: ‘’Iraklılar Kuveyt’in müşterek bir havzadan petrol çıkardığını iddia ediyor bu doğru mu? ‘’Evet bu doğru’’ dedi, ancak biz bu konuyla ilgili her türlü çözüm yolunun konuşulmasına hazırız, biz o bölgeden günlük 1700 varil petrol çıkardık, Saddam günlük 2 bin varilden fazla petrol çıkardığımızı iddia ediyor.’’ İşte o zaman anladım, İran savaşıyla meşgul olurken böyle bir şeyin olması Saddam Hüseyin’i çileden çıkarmış olmalıydı.  
Ürdün’e döndükten sonra Millet Meclisi’nin acil bir oturumla toplanmasını talep ettim. Basına kapalı toplantıda; ‘’Irak Kuveyt’i işgal ederse buna şaşırmam’’ dedim. Bu toplantı Çarşamba akşamı yapılmıştı, ertesi gün 2 Ağustos 1990’da Saddam Kuveyt’e girdi ve dört gün içinde tüm ülkeyi baştan sona kadar ele geçirdi.
Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra da, Saddam'a geri çekilmesi yönünde baskı yapmaya devam ettik. Hatta bu işi abarttığımızı bile söyleyebilirim, Saddam’ı Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a karşı askeri müdahale edebilecekleri yönünde de kesin bir şekilde uyardık.
Bir toplantıda Saddam Hüseyin'i zor durumda bıraktığımı hatırlıyorum, Kuveyt’ten geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek, zaten ilk başlarda Kuveyt’i işgal etme niyetinde olmadığını söyledim. Sözlerim hoşuna gitmemişti ama yine de doğru olduklarını kabul etti. Kuveyt sınırına giden tugay komutan, bölgede herhangi bir askeri varlık olmadığını, başkente devam edip etmemesi gerektiğini Saddam’a sormuş, Saddam’da devam et demişti. Yani tam olarak işgal böyle gerçekleşmişti. Bu büyük felakete yol açan sebeplerden birinin, tugay komutanının patavatsızlığının olması oldukça ironik olsa gerek. Komutanın yapması gereken sınır bölgesine konuşlanması yönündeki talimatları gerçekleştirmekti, Saddam’a böylesi bir soruyla dönüş yapması, adamı daha da kışkırtmış olmalı.

Ürdün’ün krizi sonlandırma çabaları
Saddam'ın Kuveyt'ten çekilmesi için baskı yapmayı sürdüren Kral Hüseyin, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'den, Cidde'de Irak’ın da katılacağı bir mini zirve düzenlenmesi karşılığında Saddam'a, Kuveyt'ten çekilmesi yönünde baskı yapma konusundaki arabuluculuğunu kabul ettirme sözü verdi. Kral Hüseyin, ertesi gün Bağdat'a uçtu ve Irak yönetiminin Kuveyt'ten hızlı bir şekilde çekilme kararı alması durumunda bir mini zirve toplantısı yapılacağını ve meselenin çözüme kavuşturulacağını bildirdi. Iraklılar Kral Hüseyin’e Cidde’deki mini zirveye katılacaklarını söyledi. Saddam Hüseyin, meseleyi Baas Liderliği ile görüşeceğini, yardımcısı İzzet İbrahim’in Kral Hüseyin’i arayarak ‘çekilme kararını’ bildireceğini belirtti.
Amman’a vardığımızda Iraklıların Kuveyt’ten çekilme hususunda yumuşadıklarını düşünüyorduk. Kral Hüseyin CNN’e konuyla ilgili iyimser bir açıklama yaptı. Mısır ve Suudi Arabistan da Cidde’deki mini zirveye iştirak edeceklerini duyurdu. Saddam Hüseyin Bağdat’ı terk etmeden önce Kral Hüseyin’e; ‘’Ebu Abdullah eğer Arap Birliği’nden Irak’ı kınama kararı çıkarsa herkes kendi yoluna gider’’ demişti. 
Arabuluculuğun tehlikeye düşmemesini isteyen Kral Hüseyin, Hüsnü Mübarek’i aramış, Arap Birliği zirvesinin ertelenmesini talep etmiş, Hüsnü Mübarek de bu talebi kabul etmişti. Ancak saatler 23’ü gösterdiğinde Arap Birliği Zirvesi’nden yapılan açıklamada Irak Kuveyt işgali nedeniyle kınanmıştı. İşte o zaman, meselenin diplomatik arabuluculuğumuzu aşan bir tarafının olduğunu kavradık. Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının ön oturumlarını gerçekleştirdiği zirvede Ürdün’ü Mervan Kasım temsil ediyordu. Kasım karar açıklanmadan önce, üye ülkelerin bir kısmının Irak’ı sert bir dille kınama eğilimi sergilediğini aktardı. Nedve Sarayında idik, bunu duyan Kral Hüseyin ‘’Allahuekber, aracılığa bir imkan bırakmadılar’’ dedi. Dışişleri Bakanı Kasım’ın Ürdün’ün ‘kınamaya dair’ çekince koyması talimatını verdi. 5 Ağustos’ta Kahire’de liderler düzeyinde zirve yapıldı, zirve gergin başlamıştı çünkü Mısırlılar, Kuveyt’e yakın Batın bölgesine askeri birlikler göndermişti. Dolayısıyla Irak karşıtı tutumları açıktı, zirvede Araplar ortak karar alamadı, alınan kararlar sadece bazı ülkelerin görüşünü yansıtıyordu.
Ürdün olarak bu süreçte de, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması için diyalog çabalarını desteklemeyi sürdürdük. Kahire’deki zirvede, Arap Birliği’nin Kuveyt raporu sunacak bir komite oluşturmasını talep ettik. Böylelikle Kuveyt’in haklarının yanı sıra Irak’ın çekincelerini de yansıtan bir rapor oluşturulmasını umuyorduk. Aynı zamanda arabuluculuk için zaman kazanmış olacaktık. Hasılı kelam; Ürdün, Irak’ın Kuveyt işgalini Arapların kendi aralarında savaşsız bir şekilde çözmesi için elinden geleni yaptı. Hatta son çare olarak Ürdün ve Cezayir ordusunun, Suudi Arabistan’ın gözetiminde Suud-Irak sınır hattına konuşlandırılmasını teklif ettik. Saddam Hüseyin’in herhangi bir Arap ordusuna saldırmayacağını, ancak yabancı bir güce karşı aynı toleransı sergilemeyeceğini biliyorduk. Ancak önerilerimiz Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Zira o zamanlar Körfez ülkeleri, Kuveyt’in, Ürdün, Yemen ve Filistin’in desteğiyle işgal edildiğini düşünüyordular. Kral Hüseyin’in de işgalden haberdar olduğunu iddia ediyordular. Tüm bu yanlış bilgiler sonucunda, Körfez ülkeleri Ürdün’e yapılan mali desteği kesme kararı aldı. Kral Hüseyin 1990 yılının sonlarında başbakanlıktaki bir toplantıda şöyle söylemişti: “Son iki yıldır, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan yönetiminde, kendilerine yönelik bir komplo olduğu yönünde bir anlayış oluşmuş, Irak, Ürdün ve Yemen’e karşı bir önyargı söz konusu, bu sebeple bu ülkelere yapılacak olan yardım sözlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar’’
Allah Kral Hüseyin’e rahmet eylesin, Irak’ı yeni bir umudun doğacağı ülke olarak görüyordu. Irak’ın güçlü kalmasını ve bu krizi büyük bir felaket yaşamaksızın atlatmasını diliyordu. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesine paralel olarak, İsrail’in de Batı Şeria’dan ve Kudüs’ten çekilmesini istiyordu. ABD ve İngiltere’nin aksi yöndeki eğilimlerine rağmen, İsrail-Filistin sorunun çözümü için bu talebinde ısrarcı oldu. 12 Ağustos’taki Arap Birliği Zirvesi’nde de bu görüşünü açık bir şekilde dillendirdi.

Askeri harekâtı önleme çabaları
ABD ile ilişkilerdeki gerilime rağmen, Kral Hüseyin, Irak’a yönelik düzenlenecek askeri harekatı önlemek için yoğun diplomatik çaba sergiledi. Bu bağlamda Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdik ve ABD Başkanı George Bush ile görüştük. Hatırladığım kadarıyla Bush Kral Hüseyin’e şunu söyledi: ‘’Ne Saddam’ın ne de bir başkasının petrolü kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, çünkü petrol Amerika ve Batı’daki nesillerin geleceğidir. Saddam dünya rezervlerinin yüzde yirmisini ele geçirmek istiyor, bu bizim için ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir meseledir, Saddam’a izin vermeyeceğiz.’’
Kral Hüseyin ise, Irak-Kuveyt arasındaki sorunun mahiyetini açıkladı, savaş olmaksızın Arapların kendi arasında meseleyi çözmesinin hala mümkün olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın kaygılarının, sınırına konuşlandırılacak Arap güçleriyle giderilebileceğini, Irak’a yönelik düşmanca yaklaşımın, bu ülke yönetimini daha da kışkırtacağını ifade etti.
Merhum Kral Hüseyin’in diplomatik girişimleri Washington’la sınırlı kalmadı, aynı konu çerçevesinde Kuzey Afrika ve Avrupa ülkelerine de bir dizi ziyaret gerçekleştirdik. Ülkelerin farklı tutumları söz konusuydu. Örneğin Libya, Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinin bölgeye dış müdahalelerinin önünü açtığı için tepkiliydi. Britanya ise savaşı ateşli bir şekilde destekliyor ve Saddam Hüseyin’i devirmek istiyordu. İngilizlerden anladığımız kadarıyla, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ın ya da Kuveyt’in kim tarafından yönetilmesi gerektiği konusuyla ilgili değillerdi. Tek önemsedikleri şey Saddam’ın devrilmesiydi. Margaret Thatcher’le de görüşmüştük, Thatcher’in yaklaşımı, sanki Hindistan’daki bir sömürge söz konusuymuş gibiydi, tam bir despot mantığına sahip olduğunu anımsıyorum. Fransızlara gelecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand, Saddam’ın tutumundan rahatsız olduğunu ancak siyasi çözümden yana olduğunu söylemişti. Almanya da askeri çözüm taraftarı değildi, bazı Alman yetkililer, Thatcher’in George Bush’un saldırgan politikasının ateşli destekçisi olduğunu ima ettiler. O yolculuğumuzda randevular çakıştığı için Moskova’ya gidemedik. Batı turunun ardından Bağdat’a yöneldik, Irak yönetimini gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyordu. Tarık Aziz’le görüştüm, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi konusunda iyimser değildi. Neyse ki en üst düzey yetkili değildi ve belki de hala yapılabilecek bir şeyler vardı. Üst düzey bir askeri yetkili, General Haldun Sultan ve beraberindeki Iraklı yetkililere; Irak esnek davranırsa BMGK’da desteklenebilecek bazı düşünceler var, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda ABD Körfez’den çekilebilir, George Bush’un bize, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda bir şeyler düşünülebileceğini söylediğini aktardım. Kral Hüseyin, Saddam Hüseyin’le görüştü, iki lider de son derece açık sözlüydü, Saddam Hüseyin, 12 Ağustos’ta dillendirdiği, Kuveyt’ten çekilmesinin, Filistin meselesiyle doğrudan ilişkili olduğu tezini dillendirdi. Saddam ‘’Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekilirsek bu zaaf olarak addedilir, bu tutumuz değişmeyecektir, Kuveyt Irak’ın bir şehridir, mesele kapanmıştır’’ dedi.
Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Mervan Kasım Körfez ülkelerini ziyaret ediyordu, ancak Körfez ülkelerinin bize yaklaşımı son derece menfiydi. Katar mektubumuza yanıt vermedi, dolayısıyla ziyaret etmedik. Umman’da Sultan Kabus bizi iyi karşıladı, ABD’lilerle görüş ayrılıkları mevcuttu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise öfke hakimdi, bana ‘’Kral Hüseyin böyle mi yapıyor, o kadar da destekledik kendisini’’ dediler, Kral Hüseyin’in kendilerine olumsuz yaklaştığı yönünde bir intiba edinmiştiler.
Ürdün açısından bakarsak, Körfez ülkelerinin tutumu bize sağlanan yardımların kesilecek olması yönündeydi. Olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdik ve Libya’dan mali destek talep ettik. Kaddafi bize, Saddam Hüseyin’in Kuveyt Merkez Bankası’nda ele geçirdiği meblağdan Ürdün’e yardım sağlayıp sağlamadığını sordu. Bizde Amerikalıların, Irak ordusunun Merkez Bankası’ndaki kasaları açamadığını bildirdiklerini, dolayısıyla böyle bir şey yaşanmadığını söyledik.
Bağdat bombalanmadan birkaç gün önce Şam’a gittim ve Hafız Esed ile altı saatlik bir görüşme gerçekleştirdim. Ona yaşanan savaşın bizi ilgilendirmediğini, Suriye-Irak ilişkilerinin son yıllarda iyileşme gösterdiğini, Ürdün’ün bu durumu desteklediğini ve Körfez Savaşında taraf olmaması gerektiğini söyledim. Suriye ordusu Irak karşıtı olarak Hafr Batın bölgesinde konuşlanmışken, İsrail’in saldırmayacağından nasıl emin olabildiklerini sordum?
Esed bana, ‘’İsrail’in Ürdün’e saldırması demek, Suriye’ye saldırması anlamına gelir. Ordumuz direk müdahil olacaktır, öylesi bir durumda Ürdün’ü yalnız bırakacak değiliz’’ dedi.
Saddam’la barışması için ikna etmeye çalıştım, Esed; ‘’Kral Hüseyin Cufra’da beni Saddam Hüseyin’le 14 saat boyunca görüşmeye zorladı, toplantı Saddam’ın gururu yüzünden başarısız oldu, en sonunda o yersiz gururu onu öldürecek’’ diye yanıtladı.
Suriye ziyaretimin sebeplerinden biri de; Irak’tan petrol akışı kesilmesi durumunda, Suriye’nin petrol sağlamasıyla ilgiliydi. Hafız Esed bu talebimi olumlu karşıladı. Bir süre Suriye’den Ürdün’e petrol aktarımı yapıldı.
Savaştan iki ay önce son kez, Kral Hüseyin’den Saddam Hüseyin’e bir mesaj taşıdım, Saddam Hüseyin’le iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Gorbaçov’un temsilcisinin ve Fransa’nın savaşı önleme çabası olduğunu, Irak’ın da tavrını esnetmesi gerektiğini söyledim. Saddam tutumunun sabit olduğunu, herhangi bir savaşı başlatmayacağını ancak kendilerine saldırılması durumunda kimsenin savaşın hızlı bir şekilde sona ereceğini düşünmemesi gerektiğini söyledi.

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



ABD’den Hizbullah’la iletişim için şartlı bir pencere

Dün Lübnan'ın güneyindeki Beyt Siyad kasabasına düzenlenen İsrail saldırısının ardından yükselen duman, (AFP)
Dün Lübnan'ın güneyindeki Beyt Siyad kasabasına düzenlenen İsrail saldırısının ardından yükselen duman, (AFP)
TT

ABD’den Hizbullah’la iletişim için şartlı bir pencere

Dün Lübnan'ın güneyindeki Beyt Siyad kasabasına düzenlenen İsrail saldırısının ardından yükselen duman, (AFP)
Dün Lübnan'ın güneyindeki Beyt Siyad kasabasına düzenlenen İsrail saldırısının ardından yükselen duman, (AFP)

ABD, Lübnan Hizbullah’ı ile iletişim için şartlı bir kapı aralarken, örgütten silahlarını teslim etmesini istiyor.

ABD’nin Lübnan Büyükelçisi Michel Isa dün yaptığı açıklamada, Washington’un Hizbullah’la müzakere edeceğini hiçbir zaman söylemediğini belirterek, “Eğer parti müzakereye hazırsa veya bize sunabileceği bir şey varsa, bu mümkün” ifadelerini kullandı. 

Isa, Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerin de sürdüğünü ve Roma’da yürütülen görüşmelerin teknik nitelikte olduğunu söyledi. İsrail’in saldırılarının devam ettiğini belirten büyükelçi, Hizbullah’ın ateşkese uymadığını ve İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesi karşılığında silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmeyi taahhüt etmediğini ifade etti.

Lübnan ise savaş yerine İsrail’le müzakere yolunda ilerlemekte ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bu kapsamda, “Savaşın yol açtığı felaket ve trajedilerden kaçınmak için müzakere kararı aldık” dedi.

Görevin kolay ve hızlı olmayacağını, önlerinde engeller ve zorluklar bulunduğunu kabul eden Avn, hedeflerin ortak olduğunu belirterek şunları söyledi: “Güneyin kurtarılması, ordunun sınıra kadar konuşlandırılması, esirlerin geri alınması, halkın evlerine dönmesi ve yeniden imar.”

Avn, bu hedeflerin savaş yoluyla gerçekleştirilemeyeceğinin görüldüğünü belirterek, “Dolayısıyla müzakereden başka seçenek yok” ifadesini kullandı.


Sudan Diyaloğu muhalefetin kapısını çalıyor

Sudan Diyaloğu Komitesi üyesi Avukat Nebil Adib
Sudan Diyaloğu Komitesi üyesi Avukat Nebil Adib
TT

Sudan Diyaloğu muhalefetin kapısını çalıyor

Sudan Diyaloğu Komitesi üyesi Avukat Nebil Adib
Sudan Diyaloğu Komitesi üyesi Avukat Nebil Adib

Sudan’da bağımsız ulusal bir komite, Sudanlılar arası diyaloğun başlatılmasına yönelik hazırlıkları gelecek haftanın başında başkent Hartum’dan duyurmaya hazırlanıyor. Diyalog oturumlarının tarihi ise siyasi, sivil ve toplumsal güçlerle yapılacak istişarelerin ardından belirlenecek. 

Komite üyesi hukukçu Nebil Adib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, komitenin görevinin diyaloğu organize etmek ve önündeki engelleri kaldırmak olduğunu, katılımcılara herhangi bir karar dayatmayacağını söyledi. Adib ayrıca komitenin hükümetle bağlantısının bulunmadığını vurguladı.

18 üyeden oluşan ve ileride genişletilmesi planlanan komite, yurt dışındaki muhalif güçlerle de temas kurmayı hedefliyor. Bu kapsamda, eski Başbakan Abdullah Hamduk’un liderliğindeki “Sumud” ittifakı başta olmak üzere muhalefet çevrelerini diyaloğa katılmaya ikna etmeye çalışacak.

Komite, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın verdiği güvencelere dayanıyor. Burhan, devletin diyaloğa katılacak tarafların, gündemin veya ortaya çıkacak sonuçların belirlenmesine müdahale etmeyeceği ve muhaliflere hukuki ve güvenlik açısından koruma sağlanacağı yönünde güvence vermişti.

Ancak bazı sivil güçler, savaşan taraflardan birinin kontrolündeki bölgelerde gerçekleştirilecek bir diyaloğa katılmayı reddediyor.

Komite, planının ayrıntılarını gelecek hafta Hartum’da düzenleyeceği basın toplantısında açıklayacak. Bu süreçte, İslamcı hareketin ve kapatılan siyasi kanadı Ulusal Kongre Partisi’nin diyaloğa katılıp katılmaması konusundaki anlaşmazlıklar da devam ediyor. 

 


Silahların devlet kontrolüne alınması hukuki bir süreç

Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Bağdat’ta, 19 Ağustos 2026 (Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Bağdat’ta, 19 Ağustos 2026 (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Silahların devlet kontrolüne alınması hukuki bir süreç

Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Bağdat’ta, 19 Ağustos 2026 (Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Bağdat’ta, 19 Ağustos 2026 (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak hükümeti bügün yaptığı açıklamada, Başbakan Ali Zeydi’nin silahlı gruplar konusunda artan baskılar karşısında “istifa etmeyi düşünmediğini ve düşünmeyeceğini” bildirdi. Hükümet, silahların devletin kontrolünde toplanması dosyasını “hukuki kanallar aracılığıyla ele alınması gereken anayasal bir ilke” olarak gördüğünü vurguladı. Bu açıklama, Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı güçlerin hükümeti planlarından geri adım atmaya zorladığı yönünde iddiaların gündeme geldiği bir dönemde yapıldı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın da silahların devletin kontrolüne alınması planının “göstermelik bir projeye” dönüştürülmesini istediği öne sürüldü.

Irak Başbakanı’nın Sözcüsü Haydar el-Abudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, “Zeydi, hükümet programında Irak halkına devlet otoritesini güçlendirme ve hukukun üstünlüğünü tesis etme konusunda ilerleme sözü verdi” dedi.

Abudi, “Hükümet, silahların devletin kontrolüne alınması sürecinde önemli ve somut adımlar attı ve Irak’ın egemenliği ile ulusal çıkarlarının gerekleri doğrultusunda bu yaklaşımı tamamlamaya kararlı” ifadelerini kullandı.

Abudi’ye göre hükümet, silahlar dosyasını “ülkenin yüksek çıkarları, egemenliği, istikrarı ve uluslararası ilişkileri doğrultusunda, devlet kurumları ve hukuki kanallar aracılığıyla ele alınması gereken anayasal bir ilke” olarak değerlendiriyor.

Hükümetin bu konudaki kararlılığını açıklaması, planın uygulanması sırasında karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortadan kaldırmıyor. Özellikle Zeydi, hükümetinin başarısını daha başından itibaren devlet otoritesini güçlendirme ve dış yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine bağladı.

Başbakan Zeydi’nin bu baskılar karşısındaki geleceğine ilişkin soruya yanıt veren hükümet sözcüsü Haydar el-Abudi, “İstifa, silahların devletin kontrolüne alınması dosyasıyla başa çıkmanın bir yolu olmadı ve olmayacak” dedi.

Abudi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Irak hükümeti sorumluluklarını yerine getirmeyi ve başlattığı uygulama adımlarını, devlet otoritesini güçlendiren ve ulusal karar birliği ile Irak’ın yüksek çıkarlarını koruyan açık bir ulusal vizyon doğrultusunda tamamlamayı sürdürüyor”dedi.

Devletin silah üzerindeki tekelinin sağlanması, daha önce “Devlet Yönetimi Koalisyonu” çatısı altında yer alan siyasi güçlerin üzerinde mutabık kaldığı yükümlülüklerden biriydi. Koalisyon, 6 Ağustos’ta bu taahhüdün uygulanmasına verdiği desteği yineleyerek, 30 Eylül’den sonra silahların devlet kontrolüne alınmasına ilişkin takvime uyulması çağrısında bulundu. Koalisyonun açıklamasına göre bu tarihten sonra devlet dışındaki silahlı faaliyetler Terörle Mücadele Yasası kapsamında ele alınacak.

Zeydi de 14 Temmuz 2026’da Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği görüşmede, 30 Eylül’de sona erecek süre sonunda Irak’ta hiçbir silahlı grubun silah taşımasına izin vermeyeceğini taahhüt etti. Bu tarih aynı zamanda ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesinin tamamlanacağı tarihle örtüşüyor.

hyju
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile 19 Ağustos 2026'da Bağdat'ta (Başbakanlık Basın Ofisi).

3 Haziran 2026’da ilk kez ilan edilen silahların devlet kontrolüne alınması sürecine şu ana kadar Mukteda es-Sadr liderliğindeki Seraya es-Selam Tugayları, Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehl el-Hak ve Şibl Zeydi’ye bağlı İmam Ali Tugayları katıldı. İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi saflarında bulunan savaşçılarından “siyasi ayrışma” kararı aldığını açıklamıştı.

Buna karşılık Hizbullah Tugayları, Nüceba Hareketi ve Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları planı reddetti. Bunlardan bazıları hükümeti “göze göz” ilkesini uygulamakla tehdit ederken, taraflar arasında çatışma yaşanabileceği yönünde uyarılar yapıldı. Zeydi ise geçen hafta yaptığı açıklamalarda böyle bir ihtimali dışladı.

Silahları kâğıt üzerinde kısıtlamak

Son haftalarda İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Bağdat ziyaretinin ardından “güç dengelerinin değiştiği” değerlendirmesi yapıldı. Bu ifadeyi Koordinasyon Çerçevesi’nden bir lider kullandı.

İranlı yetkililerin Bağdat ziyaretlerinde de dikkat çekici bir artış yaşandı. Geçen pazartesi, İran dini lideri Mücteba Hamaney’in temsilcisi Muhsin Kumi Bağdat’a geldi ve Zeydi’nin de katıldığı iktidar koalisyonu toplantısının bir bölümünde bulundu. Bunun öncesinde ise silahlı gruplar, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin kamuoyuna duyurulmayan ziyaretleri hakkında haberler sızdırmıştı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kalibaf’ın Koordinasyon Çerçevesi liderlerine, silahlı gruplardan vazgeçmemeleri ve hükümetin bu grupların silahlarını muhafaza etme kapasitesini ortadan kaldırmasını engellemeleri çağrısında bulunduğunu aktardı.

Kalibaf’ın, Koordinasyon Çerçevesi’nin “silahların devlet kontrolüne alınması projesini yalnızca göstermelik bir projeye dönüştürme konusunda üzerine düşeni yapması gerektiğini” söylediği öne sürüldü. Kalibaf ayrıca İran’ın, ABD’nin Bağdat’taki güç dengelerini değiştirmesine izin vermeyeceğini belirtti.

Kalibaf, ziyaretinin sonunda Necef’te yaptığı açıklamada, “Bölgede yeni bir güvenlik düzeninin oluştuğunu ve Irak’ın bu düzende İran’ın ilk ortağı olduğunu” belirtmişti.

fvgbhyju
Irak’taki Nüceba Hareketi mensupları, 8 Ekim 2023’te Bağdat’ta İsrail’e karşı “Aksa Tufanı” operasyonuna destek amacıyla düzenlenen gösteride, (AFP)

Silahlı grupların, Tahran’dan acil destek aldıktan sonra müzakere gücü kazandığı görülüyor. Devlet Yönetimi Koalisyonu’ndan üst düzey bir danışman, “İranlı yetkililer müdahale ederek silahların devlet kontrolüne alınması planının ertelenmesini ve yöntemin değiştirilmesini talep etti. Silahların çekilmesi yerine, silahlı grupların silahlarını kullanmamasını da içeren karşılıklı güvenceler verilmesini istediler” dedi.

Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları sözcüsü Kazım el-Fertusi ise “direniş gruplarının, silahlarından vazgeçmeleri konusunda ikna olabilmeleri için hükümetten silahlarının yerine kullanılabilecek güçlü ve güvenilir bir alternatif bulmasını istediklerini” söyledi.

Fertusi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gruplar, silahlarının yerine geçecek alternatif konusunda güvence istiyor” dedi.

İzolasyondan endişe etmeyin

Güvencelere ilişkin bu söylem, son dönemde kullanılan dilin silahların devlet kontrolüne alınmasından, silahların “düzenlenmesine” doğru değiştiğini gösteriyor.

Koordinasyon Çerçevesi’nden iki yetkili, içindeki bazı tarafların İran’dan gelen baskıyı “hükümeti planlarını değiştirmeye yöneltmek için hızlanan girişimlere” dönüştürdüğünü söyledi.

Yetkililerden biri Şarku’l Avsat’a, koalisyon liderlerinin ikili görüşmeler ve ortak toplantılar sırasında Başbakan’a, “silahların devlet kontrolüne alınması planının zamanında uygulanamaması halinde Bağdat’ın ABD yaptırımlarından veya uluslararası izolasyondan endişe etmemesi gerektiğini” söylediklerini kaydetti.

Irak kamuoyunda, Irak Devrim Muhafızları tarafından yönetildiği belirtilen silahlı grupların silahlarını ellerinde tutmasına izin verilmesinin “yüksek bir maliyeti olacağı” yönünde görüş hâkim. Nitekim Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı da ağustos ortasında yaptığı televizyon açıklamasında, “Bağdat, grupların silahları konusunda çözüm bulamazsa uluslararası izolasyon yaklaşıyor” ifadelerini kullandı.

Ancak kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler, mevcut koşullarda yaptırım veya izolasyon ihtimalinin Irak için oldukça uzak olduğunu düşünüyor. Onlara göre ABD ve diğer ülkeler, İran’la yaşanan savaş döneminde stratejik rezervlerde meydana gelen kayıpları telafi etmek amacıyla Irak petrolüne ihtiyaç duymaya devam edecek. Bu durumun da Bağdat’a geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar uygulanmasını zorlaştıracağı savunuluyor.

Bu liderler, hükümet başkanına bu değerlendirmeyi esas alarak silahlı grupların silahlarının devlet kontrolüne alınması planından geri adım atmasını önerdi. Bazıları ayrıca “Irak petrolünün uluslararası piyasalar açısından stratejik değer taşıyacağı ve bunun Washington’un Bağdat’a karşı ekonomik yaptırım uygulama kapasitesini sınırlayacağı” gerekçesiyle, yolsuzlukla mücadele kampanyasının da sona erdirilmesi yönünde baskı yaptı.

Ancak kaynaklara göre Başbakan Zeydi bu değerlendirmeyi reddetti.

Üst düzey bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zeydi’nin “uluslararası taahhütlerinden geri adım atmaya zorlandığını düşünmesi halinde istifayı bir seçenek olarak gördüğünü” söyledi.

Zeydi’ye yakın bir kaynak ise “Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi ve ona müttefik güçlerin kendisine, yaklaşık üç ay önce kurduğu hükümetin sorumluluğunu paylaşan bir ortak olarak değil, rakip bir taraf olarak davrandığı kanaatinde” değerlendirmesinde bulundu.

dfergthy
Irak hükümeti Başbakanı Ali Zeydi, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Joshua Harris ile görüştü, (Başbakanlık Basın Ofisi)

Silahlı gruplar ise Zeydi’nin siyasi geleceğini öncelikli mesele olarak görmüyor. Kazım el-Fertusi, “Başbakanın istifası kişisel bir hak ve siyasi bir karardır. Bunun muhatabı Koordinasyon Çerçevesi’dir; istifa hiçbir zaman silahlı grupların talebi olmadı” dedi.

Zeydi liderliğinde yeni bir yönelim

Hükümet ile Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefikleri arasında, Irak’ın uluslararası taahhütlerinden geri adım atmasının maliyeti konusunda ortaya çıkan görüş ayrılığının, ülkenin siyasi güvenilirliği ve hükümetin geleceği üzerinde uzun süreli etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Batılı çevrelere göre Şii siyasi güçlerin tutumlarındaki sürekli değişim, İran’ın kritik kararları erteleme yönteminin yansıması.

2019-2023 yılları arasında Irak’ta görev yapan Batılı bir diplomat, “İran’ın Irak’taki müttefikleri, ellerinden geldiğince Tahran’daki rejim için zaman kazanmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte Washington, Bağdat’taki fırsatını korumaya çalışıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, kimliğinin açıklanmaması şartıyla Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Irak, Zeydi’nin liderliğinde ABD ile tam ortaklık içinde yeni bir yöne girdi” dedi.

Sözcü, Washington’un Zeydi’nin “terörden arındırılmış Irak” vizyonunu ve “Irak topraklarından gerçekleştirilen saldırıların ve Irak’a yönelik saldırıların önlenmesi” hedefini desteklediğini belirtti.

Koordinasyon Çerçevesi’nden siyasi bir danışman ise ABD Maslahatgüzarı Joshua Harris’in Koordinasyon Çerçevesi liderlerine, Washington’un “devlet otoritesinin tesis edilmesi ve kontrolsüz silahlı grupların nüfuzuna son verilmesi yönündeki temel hedefin gerçekleştirilmesi için gelecek eylül ayının sonunu büyük bir sabırsızlıkla beklediğini” söylediğini ifade etti.

Zeydi, silahlı gruplarla başa çıkma konusunda sorun yaşayan ilk Irak başbakanı değil. Ancak önündeki sınav, silahların devlet kontrolüne alınması konusundaki taahhütlerini yerine getirirken aynı zamanda içerideki ve dışarıdaki çok yönlü baskılar karşısında siyasi bütünlüğü koruma açısından emsalsiz bir nitelik taşıyor.