Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

George Bush Kral Hüseyin’e; ‘’Ne Saddam ne de bir başka birinin petrolü kontrol etmesine izine vermeyiz, çünkü petrol Batılı nesillerin geleceğidir’’ dedi.

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk
TT

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları: Saddam’ı herhangi bir çılgınlık yapmaması konusunda uyardık, Kuveyt’i işgal edeceğini bilmiyorduk

Şarku’l Avsat olarak, bugünden başlayarak, eski Ürdün Başbakanı Mudar Bedran'ın anılarını üç bölüm olmak üzere ilk defa yayınlıyoruz.  Bedran’ın kaleme aldığı anılar, ‘Karar’ adı altında önümüzdeki eylül ayında yayınlanacak. Ayın 17’sinde, Amman’daki Abdulhamid Şuman Kültür Merkezi’nde kitabın tanıtımı gerçekleştirilecek.
Bedran anılarında, geçen yüzyılın son çeyreğinde Ürdün’ün geçirdiği önemli aşamalara dair bilinmeyenleri ilk kez ifade etmektedir. Bedran 1960’lı yıllarda Ürdün İstihbarat Teşkilatını kurmuş ve uzun yıllar bu teşkilata başkanlık yapmıştı. Krallık Divan Başkanlığı görevini de icra eden eski Başbakan Mudar Bedran’ın, Kral Hüseyin’e yakın olduğu ve Ürdün devletinin kararlarında etkili olduğu biliniyor. Bu bölümde;  Ürdün'ün, Saddam’ın Kuveyt'e askeri harekâtını engellemek için çabasını, sonrasında Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi için sergilediği yoğun diplomasi ele alınacak. Ayrıca Kral Hüseyin ve ABD Başkanı George Bush arasında bu süreçteki temaslara dair aktarımlar okuyucunun dikkatine sunulacak.
Dönemin Ürdün Başbakanı Mudar Bedran Körfez Savaşı arefesini şöyle anlatıyor:
1990 yılının Mayıs ayının 2’sinde, Bağdat'ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi oldukça gergin geçti. Basına kapalı liderler toplantısında Irak Başkanı Saddam Hüseyin, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerine hitaben tartışmalara yol açacak bir konuşma yaptı. Zirvede Irak-Kuveyt ihtilafının daha da derinleştiğini müşahede ettim.
Saddam Hüseyin zirvenin ardından Irak halkına hitaben yaptığı konuşmada, İran harbiyle meşgul olunduğu süreçte, Kuveyt’in ülke sınırlarında ortak bölgede sondaj yaptığını (Remliye bölgesi) söyledi. Bu ifadeler karşısında şaşırdım, iki ülke arasında büyük bir krizin patlak vereceğini öngördüm. O zamanlar Irak yönetimi ile yakın ilişkilerimiz vardı, Iraklılara krizin daha da büyümemesi için yoğun ve mükerrer telkinlerde bulunduk. Bazıları, o zamanki yakın ilişkilerimizden yola çıkarak, Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini bildiğimizi iddia ettiler, ancak bu gerçek değil, ‘Kuveyt işgali’ kesinlikle bilgimiz dâhilinde değildi. Evet, bunu sezebiliyorduk, bu yönde göstergeler mevcuttu, Kral Hüseyin’in de bu yönde çekinceleri vardı, birden fazla defa Saddam Hüseyin’i bir çılgınlık yapmaması için uyardık. Güç gösterisi olabileceğini düşünüyorduk, ancak Saddam’ın Kuveyt’i işgal etme niyeti olduğunu bilmiyorduk. Eski Irak Başbakanı Abdülkerim Kasım’ın Kuveyt’in Irak toprağı olduğu yönünde görüşleri vardı, Saddam Hüseyin’in bu bağlamda siyasi baskı kurarak taleplerini elde etme yolunu seçeceğini öngörüyorduk. Nitekim geçmişte Abdülkerim Kasım Kuveyt’i işgal etmekle tehdit etmiş, Arap Ligi bu tehditler karşısında bölgeye asker konuşlandırmıştı.
Saddam Hüseyin’i çok iyi tanıdığımı düşünüyorum, tanıdığım Saddam’ın asla ödün vermeyeceği bazı ilkeleri ve hassas noktaları vardı diyebilirim. Saddam’ın kişiliğini derinlemesine inceledim, tanışmamızdan itibaren Irak’ta kaldığım üç ay içinde, toplantılarda sessiz bir şekilde şahsiyetini, konuşma tarzını ve düşünme biçimini incelemeye çalıştım. Onur, şeref ve gurur söz konusu olduğunda soğukkanlılığını yitiriyor ve hamasi bir şekilde konuşuyordu. Kuveyt işgalinden önce Saddam Hüseyin, Başbakan Sadun Hamadi’yi resmi görüşme için Kuveyt’e göndermişti, Hamadi’yi Kuveyt Kralı iki gün beklettikten sonra kabul etti. Bu hareket bence bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu süreçteki Irak ziyaretimizde kardeşler arasını bulmak için ciddi mesai harcadık, ancak görünen o ki; artık çok geçti ve iş işten geçmişti.
Kuveyt'in işgalinden günler önce, Arap başkentlerinde yoğun ikili ziyaretler ve toplantılar yapılmaktaydı. 29-30 Temmuz 1990'da, iki önemli görüşme gerçekleşti. İlki; Suudi Arabistan'da Kuveyt Veliaht Prensi Saad el-Abdullah el-Sabah ve Irak Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri arasındaydı. Saddam’ın yardımcısına verdiği talimat netti: "Kuveyt Irak’ın taleplerini kabul ederse ne ala, eğer kabul etmezse görüşmeleri yarıda kesin ve derhal geri dönün.’’ İkinci görüşme ise; Bağdat’ta Kral Hüseyin ve Saddam Hüseyin arasındaydı. O gün görüşmeye katılamadım, çünkü Mısır Başbakanı Atıf Sıdki Amman’a resmi ziyaret gerçekleştirecekti. Sıdki ülkeden ayrıldığında hemen Bağdat’a uçtum, akşam 10 gibi ulaştığımda, akşam yemeği sona ermişti, Kral Hüseyin’le görüştüm, Irak ve Kuveyt arasındaki durumun kritik olduğunu aktardı. Ertesi gün dönüş yoluna geçmeden Saddam Hüseyin’le görüşmek istedim, nitekim görüştüğümüzde herhangi bir askeri harekat düzenlemesinin meseleyi daha da karmaşık hale getireceği’ yönündeki görüşlerimi ifade ettim. Havaalanına giderken  Irak Başbakanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a, ‘’Saddam’ı daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemiştim, herhangi bir çılgınlık yapmaması için onu ikna etmelisiniz, aksi durumda hepimizin çıkarları zedelenir’’ dedim.
Kuveyt işgali sürecindeki bir ziyaretimde Saddam bana şöyle söyledi: ‘’Ebu Nadiye’nin (Taha Yasin’i kast ediyor) beni yönlendirmesini mi istiyorsun, Devrim Meclisi’nde ben onu yönlendiriyorum.’’ Daha sonra bu süreçte Irak devlet mekanizmasından Irak’ın işgaline karşı olumsuz bir tutum takınan tek kişinin Tarık Aziz olduğunu öğrendim.
İşgale günler kala yaptığımız Bağdat ziyaretinin ardından Kuveyt’e geçtik. Kral Hüseyin ve Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah havaalanında ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye katılmadım, içeride neler konuşuldu bilmiyorum. Dışarıda Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah’la birlikte toplantının bitmesini bekliyorduk. Şeyh Sabah’a sordum: ‘’Iraklılar Kuveyt’in müşterek bir havzadan petrol çıkardığını iddia ediyor bu doğru mu? ‘’Evet bu doğru’’ dedi, ancak biz bu konuyla ilgili her türlü çözüm yolunun konuşulmasına hazırız, biz o bölgeden günlük 1700 varil petrol çıkardık, Saddam günlük 2 bin varilden fazla petrol çıkardığımızı iddia ediyor.’’ İşte o zaman anladım, İran savaşıyla meşgul olurken böyle bir şeyin olması Saddam Hüseyin’i çileden çıkarmış olmalıydı.  
Ürdün’e döndükten sonra Millet Meclisi’nin acil bir oturumla toplanmasını talep ettim. Basına kapalı toplantıda; ‘’Irak Kuveyt’i işgal ederse buna şaşırmam’’ dedim. Bu toplantı Çarşamba akşamı yapılmıştı, ertesi gün 2 Ağustos 1990’da Saddam Kuveyt’e girdi ve dört gün içinde tüm ülkeyi baştan sona kadar ele geçirdi.
Irak Kuveyt'i işgal ettikten sonra da, Saddam'a geri çekilmesi yönünde baskı yapmaya devam ettik. Hatta bu işi abarttığımızı bile söyleyebilirim, Saddam’ı Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin Irak’a karşı askeri müdahale edebilecekleri yönünde de kesin bir şekilde uyardık.
Bir toplantıda Saddam Hüseyin'i zor durumda bıraktığımı hatırlıyorum, Kuveyt’ten geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek, zaten ilk başlarda Kuveyt’i işgal etme niyetinde olmadığını söyledim. Sözlerim hoşuna gitmemişti ama yine de doğru olduklarını kabul etti. Kuveyt sınırına giden tugay komutan, bölgede herhangi bir askeri varlık olmadığını, başkente devam edip etmemesi gerektiğini Saddam’a sormuş, Saddam’da devam et demişti. Yani tam olarak işgal böyle gerçekleşmişti. Bu büyük felakete yol açan sebeplerden birinin, tugay komutanının patavatsızlığının olması oldukça ironik olsa gerek. Komutanın yapması gereken sınır bölgesine konuşlanması yönündeki talimatları gerçekleştirmekti, Saddam’a böylesi bir soruyla dönüş yapması, adamı daha da kışkırtmış olmalı.

Ürdün’ün krizi sonlandırma çabaları
Saddam'ın Kuveyt'ten çekilmesi için baskı yapmayı sürdüren Kral Hüseyin, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdülaziz'den, Cidde'de Irak’ın da katılacağı bir mini zirve düzenlenmesi karşılığında Saddam'a, Kuveyt'ten çekilmesi yönünde baskı yapma konusundaki arabuluculuğunu kabul ettirme sözü verdi. Kral Hüseyin, ertesi gün Bağdat'a uçtu ve Irak yönetiminin Kuveyt'ten hızlı bir şekilde çekilme kararı alması durumunda bir mini zirve toplantısı yapılacağını ve meselenin çözüme kavuşturulacağını bildirdi. Iraklılar Kral Hüseyin’e Cidde’deki mini zirveye katılacaklarını söyledi. Saddam Hüseyin, meseleyi Baas Liderliği ile görüşeceğini, yardımcısı İzzet İbrahim’in Kral Hüseyin’i arayarak ‘çekilme kararını’ bildireceğini belirtti.
Amman’a vardığımızda Iraklıların Kuveyt’ten çekilme hususunda yumuşadıklarını düşünüyorduk. Kral Hüseyin CNN’e konuyla ilgili iyimser bir açıklama yaptı. Mısır ve Suudi Arabistan da Cidde’deki mini zirveye iştirak edeceklerini duyurdu. Saddam Hüseyin Bağdat’ı terk etmeden önce Kral Hüseyin’e; ‘’Ebu Abdullah eğer Arap Birliği’nden Irak’ı kınama kararı çıkarsa herkes kendi yoluna gider’’ demişti. 
Arabuluculuğun tehlikeye düşmemesini isteyen Kral Hüseyin, Hüsnü Mübarek’i aramış, Arap Birliği zirvesinin ertelenmesini talep etmiş, Hüsnü Mübarek de bu talebi kabul etmişti. Ancak saatler 23’ü gösterdiğinde Arap Birliği Zirvesi’nden yapılan açıklamada Irak Kuveyt işgali nedeniyle kınanmıştı. İşte o zaman, meselenin diplomatik arabuluculuğumuzu aşan bir tarafının olduğunu kavradık. Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının ön oturumlarını gerçekleştirdiği zirvede Ürdün’ü Mervan Kasım temsil ediyordu. Kasım karar açıklanmadan önce, üye ülkelerin bir kısmının Irak’ı sert bir dille kınama eğilimi sergilediğini aktardı. Nedve Sarayında idik, bunu duyan Kral Hüseyin ‘’Allahuekber, aracılığa bir imkan bırakmadılar’’ dedi. Dışişleri Bakanı Kasım’ın Ürdün’ün ‘kınamaya dair’ çekince koyması talimatını verdi. 5 Ağustos’ta Kahire’de liderler düzeyinde zirve yapıldı, zirve gergin başlamıştı çünkü Mısırlılar, Kuveyt’e yakın Batın bölgesine askeri birlikler göndermişti. Dolayısıyla Irak karşıtı tutumları açıktı, zirvede Araplar ortak karar alamadı, alınan kararlar sadece bazı ülkelerin görüşünü yansıtıyordu.
Ürdün olarak bu süreçte de, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması için diyalog çabalarını desteklemeyi sürdürdük. Kahire’deki zirvede, Arap Birliği’nin Kuveyt raporu sunacak bir komite oluşturmasını talep ettik. Böylelikle Kuveyt’in haklarının yanı sıra Irak’ın çekincelerini de yansıtan bir rapor oluşturulmasını umuyorduk. Aynı zamanda arabuluculuk için zaman kazanmış olacaktık. Hasılı kelam; Ürdün, Irak’ın Kuveyt işgalini Arapların kendi aralarında savaşsız bir şekilde çözmesi için elinden geleni yaptı. Hatta son çare olarak Ürdün ve Cezayir ordusunun, Suudi Arabistan’ın gözetiminde Suud-Irak sınır hattına konuşlandırılmasını teklif ettik. Saddam Hüseyin’in herhangi bir Arap ordusuna saldırmayacağını, ancak yabancı bir güce karşı aynı toleransı sergilemeyeceğini biliyorduk. Ancak önerilerimiz Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Zira o zamanlar Körfez ülkeleri, Kuveyt’in, Ürdün, Yemen ve Filistin’in desteğiyle işgal edildiğini düşünüyordular. Kral Hüseyin’in de işgalden haberdar olduğunu iddia ediyordular. Tüm bu yanlış bilgiler sonucunda, Körfez ülkeleri Ürdün’e yapılan mali desteği kesme kararı aldı. Kral Hüseyin 1990 yılının sonlarında başbakanlıktaki bir toplantıda şöyle söylemişti: “Son iki yıldır, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan yönetiminde, kendilerine yönelik bir komplo olduğu yönünde bir anlayış oluşmuş, Irak, Ürdün ve Yemen’e karşı bir önyargı söz konusu, bu sebeple bu ülkelere yapılacak olan yardım sözlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmiyorlar’’
Allah Kral Hüseyin’e rahmet eylesin, Irak’ı yeni bir umudun doğacağı ülke olarak görüyordu. Irak’ın güçlü kalmasını ve bu krizi büyük bir felaket yaşamaksızın atlatmasını diliyordu. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesine paralel olarak, İsrail’in de Batı Şeria’dan ve Kudüs’ten çekilmesini istiyordu. ABD ve İngiltere’nin aksi yöndeki eğilimlerine rağmen, İsrail-Filistin sorunun çözümü için bu talebinde ısrarcı oldu. 12 Ağustos’taki Arap Birliği Zirvesi’nde de bu görüşünü açık bir şekilde dillendirdi.

Askeri harekâtı önleme çabaları
ABD ile ilişkilerdeki gerilime rağmen, Kral Hüseyin, Irak’a yönelik düzenlenecek askeri harekatı önlemek için yoğun diplomatik çaba sergiledi. Bu bağlamda Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdik ve ABD Başkanı George Bush ile görüştük. Hatırladığım kadarıyla Bush Kral Hüseyin’e şunu söyledi: ‘’Ne Saddam’ın ne de bir başkasının petrolü kontrol etmesine izin vermeyeceğiz, çünkü petrol Amerika ve Batı’daki nesillerin geleceğidir. Saddam dünya rezervlerinin yüzde yirmisini ele geçirmek istiyor, bu bizim için ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bir meseledir, Saddam’a izin vermeyeceğiz.’’
Kral Hüseyin ise, Irak-Kuveyt arasındaki sorunun mahiyetini açıkladı, savaş olmaksızın Arapların kendi arasında meseleyi çözmesinin hala mümkün olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın kaygılarının, sınırına konuşlandırılacak Arap güçleriyle giderilebileceğini, Irak’a yönelik düşmanca yaklaşımın, bu ülke yönetimini daha da kışkırtacağını ifade etti.
Merhum Kral Hüseyin’in diplomatik girişimleri Washington’la sınırlı kalmadı, aynı konu çerçevesinde Kuzey Afrika ve Avrupa ülkelerine de bir dizi ziyaret gerçekleştirdik. Ülkelerin farklı tutumları söz konusuydu. Örneğin Libya, Irak’ın Kuveyt’e müdahalesinin bölgeye dış müdahalelerinin önünü açtığı için tepkiliydi. Britanya ise savaşı ateşli bir şekilde destekliyor ve Saddam Hüseyin’i devirmek istiyordu. İngilizlerden anladığımız kadarıyla, Saddam rejimi devrildikten sonra Irak’ın ya da Kuveyt’in kim tarafından yönetilmesi gerektiği konusuyla ilgili değillerdi. Tek önemsedikleri şey Saddam’ın devrilmesiydi. Margaret Thatcher’le de görüşmüştük, Thatcher’in yaklaşımı, sanki Hindistan’daki bir sömürge söz konusuymuş gibiydi, tam bir despot mantığına sahip olduğunu anımsıyorum. Fransızlara gelecek olursak, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand, Saddam’ın tutumundan rahatsız olduğunu ancak siyasi çözümden yana olduğunu söylemişti. Almanya da askeri çözüm taraftarı değildi, bazı Alman yetkililer, Thatcher’in George Bush’un saldırgan politikasının ateşli destekçisi olduğunu ima ettiler. O yolculuğumuzda randevular çakıştığı için Moskova’ya gidemedik. Batı turunun ardından Bağdat’a yöneldik, Irak yönetimini gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyordu. Tarık Aziz’le görüştüm, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi konusunda iyimser değildi. Neyse ki en üst düzey yetkili değildi ve belki de hala yapılabilecek bir şeyler vardı. Üst düzey bir askeri yetkili, General Haldun Sultan ve beraberindeki Iraklı yetkililere; Irak esnek davranırsa BMGK’da desteklenebilecek bazı düşünceler var, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda ABD Körfez’den çekilebilir, George Bush’un bize, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi durumunda bir şeyler düşünülebileceğini söylediğini aktardım. Kral Hüseyin, Saddam Hüseyin’le görüştü, iki lider de son derece açık sözlüydü, Saddam Hüseyin, 12 Ağustos’ta dillendirdiği, Kuveyt’ten çekilmesinin, Filistin meselesiyle doğrudan ilişkili olduğu tezini dillendirdi. Saddam ‘’Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekilirsek bu zaaf olarak addedilir, bu tutumuz değişmeyecektir, Kuveyt Irak’ın bir şehridir, mesele kapanmıştır’’ dedi.
Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Mervan Kasım Körfez ülkelerini ziyaret ediyordu, ancak Körfez ülkelerinin bize yaklaşımı son derece menfiydi. Katar mektubumuza yanıt vermedi, dolayısıyla ziyaret etmedik. Umman’da Sultan Kabus bizi iyi karşıladı, ABD’lilerle görüş ayrılıkları mevcuttu. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise öfke hakimdi, bana ‘’Kral Hüseyin böyle mi yapıyor, o kadar da destekledik kendisini’’ dediler, Kral Hüseyin’in kendilerine olumsuz yaklaştığı yönünde bir intiba edinmiştiler.
Ürdün açısından bakarsak, Körfez ülkelerinin tutumu bize sağlanan yardımların kesilecek olması yönündeydi. Olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdik ve Libya’dan mali destek talep ettik. Kaddafi bize, Saddam Hüseyin’in Kuveyt Merkez Bankası’nda ele geçirdiği meblağdan Ürdün’e yardım sağlayıp sağlamadığını sordu. Bizde Amerikalıların, Irak ordusunun Merkez Bankası’ndaki kasaları açamadığını bildirdiklerini, dolayısıyla böyle bir şey yaşanmadığını söyledik.
Bağdat bombalanmadan birkaç gün önce Şam’a gittim ve Hafız Esed ile altı saatlik bir görüşme gerçekleştirdim. Ona yaşanan savaşın bizi ilgilendirmediğini, Suriye-Irak ilişkilerinin son yıllarda iyileşme gösterdiğini, Ürdün’ün bu durumu desteklediğini ve Körfez Savaşında taraf olmaması gerektiğini söyledim. Suriye ordusu Irak karşıtı olarak Hafr Batın bölgesinde konuşlanmışken, İsrail’in saldırmayacağından nasıl emin olabildiklerini sordum?
Esed bana, ‘’İsrail’in Ürdün’e saldırması demek, Suriye’ye saldırması anlamına gelir. Ordumuz direk müdahil olacaktır, öylesi bir durumda Ürdün’ü yalnız bırakacak değiliz’’ dedi.
Saddam’la barışması için ikna etmeye çalıştım, Esed; ‘’Kral Hüseyin Cufra’da beni Saddam Hüseyin’le 14 saat boyunca görüşmeye zorladı, toplantı Saddam’ın gururu yüzünden başarısız oldu, en sonunda o yersiz gururu onu öldürecek’’ diye yanıtladı.
Suriye ziyaretimin sebeplerinden biri de; Irak’tan petrol akışı kesilmesi durumunda, Suriye’nin petrol sağlamasıyla ilgiliydi. Hafız Esed bu talebimi olumlu karşıladı. Bir süre Suriye’den Ürdün’e petrol aktarımı yapıldı.
Savaştan iki ay önce son kez, Kral Hüseyin’den Saddam Hüseyin’e bir mesaj taşıdım, Saddam Hüseyin’le iki saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Gorbaçov’un temsilcisinin ve Fransa’nın savaşı önleme çabası olduğunu, Irak’ın da tavrını esnetmesi gerektiğini söyledim. Saddam tutumunun sabit olduğunu, herhangi bir savaşı başlatmayacağını ancak kendilerine saldırılması durumunda kimsenin savaşın hızlı bir şekilde sona ereceğini düşünmemesi gerektiğini söyledi.

Ürdün eski Başbakanı Mudar Bedran'ın anıları (2): Barışçıl çözüm çabalarının yetersiz kalması ve Körfez Savaşı’nın başlaması



Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Hamas, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 28 Kasım’da yapılmasına karar verdiği Yasama Meclisi seçimlerine girmek üzere ulusal nitelikte ortak bir liste oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Hareket kaynakları, bazı Filistinli gruplarla görüş ve yaklaşım birliğinin bulunduğunu, bunun bir ya da iki ortak listeyle seçime katılımın önünü açabileceğini belirtti.

Hamas Siyasi Büro Üyesi ve Ulusal İlişkiler Ofisi Başkanı Husam Bedran, çarşamba günü yaptığı açıklamada, hareketin seçimlere ‘mümkün olan en geniş ulusal ittifak’ çerçevesinde katılacağını söyledi. Bedran, çok sayıda Filistinli güçle geniş bir kesimi kapsayan bir seçim bloğu oluşturmak için çalışmalar yürüttüklerini belirterek, bunun Filistin halkının ihtiyaçlarını karşılayan bir tabanı temsil eden Yasama Meclisi’ne ulaşmayı amaçladığını ifade etti.

Hareketin el-Aksa televizyonuna verdiği röportajda konuşan Bedran, Hamas’ın seçimleri ‘Filistinlilerin kendi iç işlerini düzenlemeleri için en uygun ve doğru yol’ olarak gördüğünü söyledi. Bedran, hareketin dışında bir siyasi sistemin yeniden şekillendirilmesine ve yeniden yapılandırılmasına izin vermeyeceklerini vurguladı.

Bedran, Hamas’ın seçimlerin yapılmasını desteklediğini belirterek, Filistinlilerin gerek Yasama Meclisi gerekse Ulusal Konsey seçimlerinde kendi liderlerini ve siyasi programlarını seçme hakkına sahip olduğunu dile getirdi.

Bedran, söz konusu seçimlerin Filistin siyasi yapısında değişim yaratmak ve kendi ifadesiyle ‘ulusal karar alma mekanizmasındaki tekelleşme durumuna’ son vermek için ‘tarihi bir fırsat’ olduğunu savundu. Bedran ayrıca, seçime katılım için siyasi şartlar dayatılmasını veya tarafların belirli bir siyasi programı benimsemeye zorlanmasını reddettiklerini söyledi.

htyjuk
Gazze şehrinin kuzeyindeki Cibaliye’de enkazların arasında gülümseyerek yürüyen Filistinli bir kız, 7 Ağustos 2026 (EPA)

Bedran’ın açıklamaları, Filistin Devlet Başkanı’nın seçim tarihini açıklamasının ardından sessizliğini koruyan Hamas’tan yasama seçimleri kararına ilişkin gelen ilk resmi değerlendirme oldu. Hamas kaynakları o dönemde Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sessiz kalma kararının Filistin içindeki duruma ilişkin görüşleri yakınlaştırmak ve önümüzdeki dönemin politikalarını ve önceliklerini belirlemek amacıyla arabuluculuk yürüten Mısır, Katar ve Türkiye’nin talebi üzerine alındığını belirtmişti.

Söz konusu ülkeler, Filistinli grupları, özellikle de Fetih Hareketi’ni, yeni bir siyasi sistemin oluşturulması da dahil olmak üzere Filistin siyasi yapısının bütünüyle değiştirilmesini hedefleyen bir siyasi sürecin işletilmesi konusunda ikna etmeye yönelik girişimlerde önemli rol oynuyor.

Ancak yürütülen çabalara rağmen, Fetih ile Hamas arasında henüz herhangi bir uzlaşı sağlanamadı veya doğrudan görüşme gerçekleştirilemedi. Fetih, birçok konudaki tutumunda ısrar ederken, Abbas ise seçim yasalarında değişiklik yaparak Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail’i tanıma, şiddeti reddetme ve uluslararası meşruiyet kararlarına bağlılık esasına dayanan programının kabul edilmesi şartıyla seçimlere katılımın önünü açmaya çalışıyor.

Hamas kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin yöneticileri ile İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Cephesi ve Muhammed Dahlan liderliğindeki Demokratik Reform Akımı’nın da aralarında bulunduğu Filistinli gruplar arasında yaklaşan seçimleri ele almak üzere görüşmeler gerçekleştirildiğini belirtti. Diğer gruplarla da toplantılar yapıldığı, bazı toplantılara söz konusu gruplardan bazılarının katıldığı ve görüşmelerin bir bölümünün Kahire’de, diğer bölümünün ise İstanbul’da gerçekleştirildiği kaydedildi.

İki kaynak, söz konusu gruplarla Hamas arasında, seçimlere tek bir liste veya iki liste halinde katılma ihtimali de dahil olmak üzere görüşlerde büyük ölçüde ortaklaşma bulunduğunu ve bunun tüm tarafların herhangi bir siyasi engelle karşılaşmadan seçim sürecine katılmasına imkân sağlayabileceğini söyledi.

Kaynaklardan biri, siyasi hayatın iyileştirilmesi konusunda genel bir Filistin uzlaşısının sağlanmasına yönelik Arap ve İslam ülkelerinden destek bulunduğunu ifade etti.

Fetih Merkez Komitesi de bu hafta seçimler ve Filistin’deki genel durumla ilgili görüşmeler gerçekleştirmişti.


Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
TT

Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar dün Kurdufan ve Mavi Nil cephelerinin yanı sıra başkent Hartum’da da şiddetlendi. HDK, savaşın başlamasından bu yana düzenlediği en büyük sürpriz saldırılardan birini gerçekleştirerek geçen ay kaybettiği stratejik kent ve kasabaları yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Kara çatışmalarına, üst üste ikinci gün yoğun İHA saldırıları eşlik etti. Saldırılarda başkent Hartum ile Kurdufan bölgesinin en büyük kenti el-Ubeyyid hedef alındı; iki kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

HDK, ülkenin güneydoğusunda, Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil bölgesinde stratejik öneme sahip Kurmuk kentinin ordu ve orduyla ittifak halindeki silahlı gruplarla yaşanan çatışmaların ardından kontrol altına alındığını duyurdu.

HDK Sözcüsü el-Fatih Kureyşi yaptığı açıklamada, güçlerinin kenti tamamen kontrol altına aldığını, geri çekilen ordu birliklerini takip ettiğini ve savaş araçları, tanklar ile çok sayıda silah ve mühimmata el koyduğunu belirtti.

HDK ayrıca, güçlerinin Kurmuk kentinde ve 14. Piyade Tümeni’ne bağlı 16. Tugay karargâhında konuşlandığını öne sürdüğü görüntüler yayımladı. Ancak görüntülerin gerçekliği bağımsız olarak doğrulanamadı.

Sudan ordusu, kentin kaybedildiğine ilişkin henüz resmî bir açıklama yapmadı. Kurmuk’taki yerel yönetim ise son üç gündür kentin yoğun stratejik ve kamikaze İHA saldırılarına maruz kaldığını, ayrıca “bölgesel çevreden” geldiğini belirttiği topçu ateşinin düzenlendiğini bildirdi. Yerel makamlar, ordunun saldırılara karşı koymayı ve kenti ve kamu kurumlarını korumayı sürdürdüğünü etti.

Sudan hükümeti ve ordu yanlısı makamlar, Etiyopya’yı HDK’nın saldırılarını kendi topraklarından düzenlemesine izin vermekle suçluyor. Addis Ababa bu suçlamayı daha önce reddetmişti. Ancak yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, sınırın uzunluğu ve kontrolünün zorluğu nedeniyle bölgenin askeri ikmal açısından önemli bir güzergâh haline geldiğini belirtti.

Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.
Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.

Kurmuk saldırısı, HDK ve müttefiki Tesis İttifakı Güçleri’nin, Mavi Nil bölgesinin başkenti Damazin’e yaklaşık 170 kilometre uzaklıktaki Kaysan kentini kontrol altına aldıklarını açıklamasından iki gün sonra gerçekleşti. Yerel makamlar, saldıran güçleri tarlalarında çalışan çiftçileri hedef almakla suçladı ve ordunun saldırıya karşılık verdiğini bildirdi.

Kurdufan cephesi yeniden alevlendi

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Kuzey Kurdufan cephesi de yeniden hareketlendi. HDK, Cebra eş-Şeyh, Bara, Ümmü Kurfa ve el-Ayyara bölgelerine saldırılar düzenleyerek peş peşe yaşadığı askeri kayıpları telafi etmeye ve Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki stratejik yolu yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Bir askeri kaynak, saldırının çok sayıda askeri araçla gerçekleştirildiğini, öncesinde İHA saldırıları düzenlendiğini ve Bara’ya topçu ateşi açıldığını söyledi. Sahadaki kaynaklar söz konusu bölgelerde şiddetli çatışmalar yaşandığını bildirirken, ordu yanlısı platformlar ordunun ve HDK karşıtı Ortak Güç’ün saldırıyı püskürterek saldırgan güçleri geri çekilmeye zorladığını belirtti.

Sudan ordusu, daha sonra HDK’nın Kuzey Kurdufan’daki Cebra eş-Şeyh bölgesine düzenlediği saldırısının püskürtüldüğünü açıkladı. Ordu Sözcüsü Asım Avad, silahlı kuvvetler ile destek güçlerinin 250’den fazla savaş aracından oluşan saldırı gücüne karşı koyduğunu, saldırganlara ağır can ve malzeme kayıpları verdirdiğini ve geri çekilmeye zorlayarak Darfur sınırlarına doğru takip ettiğini söyledi.

Avad, askeri operasyonların HDK’nın kontrolündeki bütün bölgeler geri alınana kadar devam edeceğini ifade etti.

Buna karşılık HDK mensupları, el-Ubeyyid’in batısındaki el-Ayyara kasabasının kontrolünü ele geçirdiklerini öne süren görüntüler yayımladı. Ancak bu iddia da bağımsız olarak doğrulanamadı. HDK ayrıca ordu ile ittifak halindeki Ortak Güç’ün Kuzey Darfur’daki Ambro bölgesine düzenlediği saldırıyı püskürttüğünü açıkladı.

Sudan ordusu temmuz ayının sonunda Cebra eş-Şeyh, Bara ve diğer bazı yerleşimleri geri alarak Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki yolu tekrar açmıştı. Bu ilerleme, Kurdufan ile Darfur arasındaki en önemli ikmal güzergâhlarından biri olan “İhracat Yolu” üzerindeki ordu kontrolünü güçlendirmişti.

Yeni saldırı, Egemenlik Konseyi üyesi ve ordu komutan yardımcısı Orgeneral Yasir el-Atta’nın Ümmü Siyala bölgesine yaptığı ziyaretten saatler sonra gerçekleşti. El-Atta, ordu ve destek güçlerinin HDK’nın kapasitesinin büyük bölümünü imha ettiğini açıklamıştı.

Hartum’da ikinci gün İHA saldırıları

Gerilimin arttığı sırada Hartum da üst üste ikinci gün İHA saldırılarının hedefi oldu. Omdurman, Hartum’un merkezi ve Hartum Bahri’deki görgü tanıkları İHA’lar gördüklerini ve patlama sesleri duyduklarını belirtirken, orduya bağlı hava savunma sistemleri saldıran hedeflere ateş açtı.

Bir askeri kaynak, hava savunma birliklerinin çok sayıda İHA’yı düşürdüğünü söyledi. Görüntülerde bir İHA’nın Bahri kentindeki bir caminin avlusuna düştüğü görüldü.

Çarşamba günü de Hartum ve Atbara dahil olmak üzere ordunun kontrolündeki 5 kent benzer İHA saldırılarının hedefi olmuştu. Bu saldırılar, mayıs ayından beri iki kente yönelik gerçekleştirilen ilk saldırılar olmuştu.

El-Ubeyyid’de ise görgü tanıkları kente 8 İHA’nın saldırdığını ve hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini söyledi. Sudan Doktorlar Ağı, bir İHA’dan kopan şarapnel parçalarının el-Ubeyyid Hastanesi’nin acil servis bölümüne isabet etmesi sonucu 2 kişinin öldüğünü ve bazı kişilerin yaralandığını açıkladı.

El-Ubeyyid, Sudan’ın merkezini Darfur’a bağlayan önemli bir geçiş noktası olması nedeniyle stratejik önem taşıyor. Yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı kentte, yaklaşık 100 bin yerinden edilmiş kişi bulunuyor. İHA saldırıları ve kuşatma girişimleri, kentte elektrik, yakıt, gıda ve su tedarikini de ciddi şekilde aksatıyor.

Nisan 2023’te başlayan savaş, HDK Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hemedti), Kurdufan’da kaybedilen bölgelerin geri alınacağı ve Hartum’a dönülene kadar savaşın sürdürüleceği yönündeki açıklamalarının ardından yeniden büyümeye başladı.

Yardım kuruluşlarında görev yapanların tahminlerine göre çatışmalarda 200 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 12 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Birleşmiş Milletler ise Sudan’daki savaşı dünyadaki en ağır insani kriz olarak nitelendiriyor.


İsrail ateşkesi Ali el-Tahir'e bağlıyor

Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
TT

İsrail ateşkesi Ali el-Tahir'e bağlıyor

Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)
Lübnan'ın güneyinde işgal altındaki Hula kasabasında yıkılmış binaların üzerine İsrail bayrağı asıldı (AFP)

İsrail, Lübnan’daki ateşkesi, Hizbullah’ın Nebatiye kentinin doğusunda bulunan stratejik Ali et-Tahir tepelerinden çekilmesi ve söz konusu bölgenin Lübnan ordusuna teslim edilmesi şartına bağlıyor.

Konuyla ilgili Lübnan-ABD temaslarını yakından takip eden bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu tepelerin boşaltılmasının “çerçeve anlaşmasının” uygulanmasının tamamlanması için zorunlu bir aşama olduğunu belirtti. Buna göre süreç, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, pilot bölgelerin genişletilmesi ve Lübnan ordusunun iki pilot bölgedeki konuşlanmasını denetlemekle görevli mekanizmanın oluşturulmasıyla başlayacak.

Kaynak, Ali et-Tahir dosyasının eylül ayının başında Roma’da üçüncü kez düzenlenmesi planlanan müzakere toplantısının gündeminin ilk sıralarında yer aldığını söyledi. Güney Lübnan’ın geleceğinin ise Hizbullah’ın, Lübnan Cumhurbaşkanı’nın bölgeden çekilmesi yönündeki talebine vereceği yanıta bağlı olduğunu belirten kaynak, örgütün bölgede inşa ettiği askeri tesislerin de bu kapsamda bulunduğunu ifade etti.

Bu sırada İsrail, Güney Lübnan’daki “yıkım” politikasını sürdürüyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail güçlerinin bölgede yol açtığı büyük yıkımla övünerek “Lübnan’ın sınırdaki onlarca köyü harabeye döndü” ifadelerini kullandı.

Katz, sözlerini “Burada inşa ediyoruz (Batı Şeria’daki yerleşimleri kastediyor), orada ise yıkım var” ifadeleriyle sürdürdü. İsrail Savunma Bakanı ayrıca İsrail ordusunun şu anda Lübnan topraklarının yaklaşık 700 kilometrekarelik bölümünü kontrol ettiğini ifade etti.